Bilgi Müşterekleri
Hakkımızdaİletişim
Tüm yazılar

Akademik Aklın İstilası ve Hakikatin Tasfiyesi: Tuna Tuğcu Neden Yalnızca Bir "Tekil Örnek" Değildir?

Sermayenin Veri İştahı, Bürokrasi Şiddeti ve Bilimsel Partizanlığın Tarihsel Zorunluluğu

Yazar: Bilgi Müşterekleri
Akademik Aklın İstilası ve Hakikatin Tasfiyesi: Tuna Tuğcu Neden Yalnızca Bir "Tekil Örnek" Değildir?

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuna Tuğcu’nun YÖK Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla kamu görevinden çıkarılması, liberal akademisyenlerin iddia ettiği gibi basit bir "idari haksızlık", bir "hukuk ihlali" ya da "kayyum rektörün kişisel hırsı" olarak okunamaz. Bu hamle, sermayenin ve onun yürütme komitesi olan devlet aygıtının, bilginin üretim süreçleri üzerinde totaliter denetim kurma ve akademiyi vasıfsızlaştırma (de-skilling) stratejisinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Küresel Tekno-Oligarkların Kölesi Olmamak Üzerine: Prof. Tuna Tuğcu Söyleşisi

YouTube

Bu video, Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun Boğaziçi direnişindeki duruşunu, uğradığı mobbing süreçlerini ve küresel teknoloji oligarklarına karşı akademik bağımsızlığı neden savunmamız gerektiğini kendi ağzından aktardığı için oldukça önemlidir.

Lenin, Devlet ve Devrim’de devletin, sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkilerin bir ürünü ve egemen sınıfın baskı aracı olduğunu hatırlatır. Bugün üniversiteler, egemen ideolojinin yalnızca yeniden üretildiği mekanlar değil; aynı zamanda verinin, teknolojinin ve Marx'ın ifadesiyle "genel zekanın" (general intellect) sermaye birikim süreçlerine doğrudan entegre edildiği entelektüel fabrikalardır. Tuna Tuğcu olayı, tam da bu epistemolojik ve yapısal kavşakta durmaktadır.

Epistemik Özerklik ve Sermayenin Veri İştahı

Tuna Tuğcu’nun hedef tahtasına oturtulmasının gerçek tarihsel arka planı, 2022 yılında üniversitenin bilgi işlem sistemlerindeki güvenlik açıklarına, verilerin kontrolsüz biçimde üçüncü şahıslara ve ticari şirketlere açılmasına karşı koyduğu bilimsel ve etik dirençtir. Bir bilgisayar mühendisi olarak Tuğcu, bilginin metalaşmasına ve kamusal verinin sermayenin yağmasına sunulmasına itiraz etmiştir.

  • Metalaşma ve Yabancılaşma: Marx, Kapital’de nesnelerin metalaşma sürecini anlatırken, insan emeğinin ve onun ürünlerinin nasıl üreticisine yabancılaştığını ortaya koyar. Bugün üniversitelerde yürütülen "teknolojik dönüşüm" ve "dijitalleşme" adı altındaki hamleler, aslında akademik bilgi üretiminin ve üniversite altyapısının uluslararası teknoloji oligarklarının hizmetine sunulmasından ibarettir.
  • Egemen Sınıfın Absürtlük Aşaması: Bir bilgisayar profesörünü "bilişim sistemlerinin işleyişini kasten engellemek" ile suçlayarak ihraç etmek, egemen sınıfın hegemonya kurma yeteneğini kaybedip saf bürokratik şiddet aşamasına geçtiğinin kanıtıdır. Sistemin teknik ve kamusal güvenliğini savunan bir bilim insanı, sistemin kendisi için bir tehdit ilan edilmiştir; çünkü o sistem artık bilime değil, ranta ve siyasi kontrole hizmet etmektedir.

Neden Tuna Tuğcu’yu Savunmalıyız?

Tuna Tuğcu’yu savunmak, liberal bir "mağduriyet dayanışması" veya soyut bir akademik özgürlük güzellemesi değildir. Bu savunma, epistemolojik bir zorunluluk ve sınıfsal bir barikattır.

  • Hakikatin Savunusu: Sadece Marx ve Engels değil, Sovyet felsefi geleneği (örneğin Evald İlyenkov’un diyalektik epistemolojisi), bilginin pratikle bağını ve nesnel hakikatin toplumsal kurtuluştaki rolünü vurgular. Tuğcu’yu savunmak, nesnel hakikatin ve liyakatin, bürokratik cehalet tarafından tasfiye edilmesine karşı durmaktır.
  • Kamusal Alanın Korunması: Üniversiteler, burjuva devletin içinde birer çatışma alanıdır. Özerk üniversite mücadelesi, işçi sınıfının tarihsel kazanımlarının ve entelektüel cephaneliğinin korunması mücadelesidir. Tuğcu’nun tasfiyesine göz yummak, akademinin tamamen birer "teknokratik köle kampı" haline gelmesini kabul etmektir.

Küresel Bir Eğilim Olarak "Vasıfsızlaştırma"

Mevcut hükümetin Boğaziçi’nde uyguladığı bu pratik, yerel bir hırçınlığın ötesinde, küresel kapitalizmin yapısal bir eğilimidir. Harry Braverman’ın Emek ve Tekelci Sermaye’de derinlemesine incelediği gibi, kapitalizm emeği sürekli parçalamak, kontrol edilebilir kılmak ve vasıfsızlaştırmak zorundadır.

Bu küresel stratejinin üniversitelerdeki yansıması kendini üç aşamada gösterir:

  1. Düşünsel Emeğin Parçalanması: Eleştirel düşünen, sorgulayan, sistemin yapısal açıklarını ifşa eden nitelikli akademisyenler tasfiye edilir. Yerlerine, verilen emirleri uygulayan, veri girdisi yapan, sorgulamayan "teknik memurlar" ikame edilmek istenir.
  2. Yönetilebilir Cehalet: Devletler ve sermaye, kendi koydukları kurallara bile uymayan, öngörülemez entelektüeller istemezler. Onların ihtiyacı olan şey, küresel teknoloji lordlarının tahakkümünü kabul etmiş, uysal ve vasıfsızlaştırılmış bir akademik kadrodur.
  3. Akademik Proleterleşme: Profesörlerin güvencesizleştirilmesi, keyfi kararlarla ihraç edilmesi, entelektüel emeğin üretim araçlarından (laboratuvarından, kürsüsünden, üniversitesinden) koparılarak tam anlamıyla mülksüzleştirilmesidir.

Sonuç: Epistemik Direniş, Dijital Kamusallık ve Geleceğe Sahip Çıkmak

Lenin, felsefi başyapıtı Materyalizm ve Ampiryokritisizm’de bilimin ve felsefenin asla "tarafsız" olamayacağını, her epistemolojik tartışmanın arkasında nihayetinde sınıfsal çıkarların ve partizanlığın yattığını ilan etmişti. Bugün dijital çağın şafağında, Lenin’in bu uyarısı hiç olmadığı kadar somut bir gerçekliğe bürünmüştür. 21. yüzyılda veri (data), sadece soyut dijital kodlardan ibaret değildir; o, toplumsal yaşamın, kolektif emeğin ve insanlığın "genel zekasının" nesnelleşmiş halidir. Dolayısıyla, üniversitenin verilerine sahip çıkmak, sermayenin yeni ilkel birikim hamlelerine karşı kamusal olanın sınır boylarını savunmaktır.

Mevcut oligarşik yapının ve işbirlikçi bürokrasinin Boğaziçi Üniversitesi'ndeki dijital altyapıyı, öğrencilerin ve akademisyenlerin mahrem ve entelektüel verilerini sermayeye peşkeş çekme iştahı, tam da bu egemen sınıf vahşiliğinin göstergesidir. Verinin metalaşması ve uluslararası tekelci sermayenin yağmasına açılması, akademinin ve toplumun entelektüel olarak tamamen mülksüzleştirilmesi demektir. Bu veriler kamunundur, halkındır; onların uluslararası teknoloji şirketlerine ya da yandaş sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi, insanlığın ortak geleceğine vurulmuş bir prangadır.

İşte Prof. Dr. Tuna Tuğcu’nun tarihsel büyüklüğü ve sarsılmaz duruşu tam da bu kırılma noktasında kristalize olmaktadır.

Tuna Hoca, sadece bir bilgisayar mühendisi olarak teknik bir manipülasyonu engellememiş; tam aksine, bilimin ve bilim insanının sermaye karşısındaki tarihsel ve ahlaki sorumluluğunu hatırlatarak epistemik bir öncülük ve liderlik göstermiştir. O, laboratuvarından ve kürsüsünden yükselttiği sesle, teknolojik bilginin egemenlerin elinde bir tahakküm aracına dönüştürülmesine karşı diyalektik bir barikat kurmuştur.

Tuna Tuğcu’nun gösterdiği bu irade, Sovyet bilim felsefecisi Boris Hessen’in işaret ettiği "bilimin toplumsal ve ekonomik kökleri" bilincinin modern bir tezahürüdür. O, sermayenin dijital kuşatmasına karşı boyun eğmeyen, hakikati ve kamusal çıkarı savunan yeni nesil bir bilimsel avangardın simgesidir.

Bu sebeple, Tuna Tuğcu’yu savunmak bizim için geçici bir dayanışma pratiği değil, tarihsel, felsefi ve sınıfsal bir zorunluluktur. Hakikati savunanlar, verilerini tekelci sermayeye teslim etmeyi reddedenler ve akademinin onurunu çiğnetmeyenler olarak; Tuna Hocamızın açtığı bu direniş hattında, onunla birlikte en sonuna kadar, sarsılmadan ve milim geri adım atmadan yürüyeceğiz. Egemenlerin yalanları ve bürokratik tasfiyeleri, örgütlü ve bilime dayanan bu hakikat barikatını asla aşamayacaktır.

Biz buradayız, Tuna Hocanın yanındayız; akademiyi sermayeye, verilerimizi tekelci kuşatmaya teslim etmeyeceğiz!


İlginizi çekebilir ...

https://paragraph.com/@bilisimsen/sermaye-devlet-ve-musterilestirilen-akademi-bilgi-universitesi-direnisi-ve-aydinlanma-yuvalarina-saldirilar

https://paragraph.com/@bilisimsen/algoritmik-citleme-caginda-dijital-musterekler-yapay-zeka-ve-bilgi-emeginin-ozgurlesmesi

İlgili Başlıklar