Makinedeki Akıldan Özgürlük Kürsüsüne: 20. Karaburun Bilim Kongresi’ne Çağrı
Karaburun Bilim Kongresi, neo-liberalizmin üniversiteleri ticarileştirdiği, düşünceyi şirket fonlarıyla evcilleştirdiği bir çağda, özgür ve itaatsiz bilimin yaşayan vahasıdır.

Değerli Dostlar, Yoldaşlar ve Bilim Emekçileri,
Bir tarafta yapay sinir ağlarının, optimizasyon fonksiyonlarının ve devasa veri mimarilerinin kodlarını yazan bir bilişim emekçisi; diğer tarafta bu üretici güçlerin toplumsal altüst oluşunu, yeni mülksüzleştirme dalgalarını deşifre etmeye çalışan felsefe ve bilim sevdalısı bir Marksist olarak sizlere sesleniyorum.

Tarihsel bir kavşaktayız. Bugün insanlığın ortak zihinsel pratiğinden ve tarihsel birikiminden süzülen kolektif bilgiyi, yani Karl Marx'ın ifadesiyle "General Intellect"i (Genel Zekâ) büyük teknoloji tekelleri derin öğrenme modellerinin içerisine hapsediyor. Toplumsal bilgi müştereklerimiz fikri mülkiyet, patent hakları ve algoritmik duvarlarla "çitleniyor". "Zihinsel Taylorizm" bilişim emekçilerinden sanatçılara kadar tüm entelektüel üretimi yeni bir dijital montaj hattına dizerek vasıfsızlaştırırken, dijital panoptikonlar çalışma mekânının sınırlarını eritip yaşamın her anını sömürünün nesnesi kılıyor. Güvenceli orta sınıf miti beyaz yakalıların prekerleşmesiyle çökerken önümüzde ya siber-faşizan bir teknofeodalizm distopyası ya da teknolojiyi kamulaştırarak zorunlu angaryayı bitiren müşterekçi insanlığın (Homo Commonans) özgür dünyası uzanıyor.
İşte tam da bu yüzden, akademiyi piyasa mekanizmalarının ve egemenlerin bir aparatı olmaktan çıkarıp kamusal ve eleştirel bilginin kalesi kılmak için sığınacağımız, soluk alacağımız ve teorik barikatlar kuracağımız o tarihsel adrese yöneliyoruz: Karaburun Bilim Kongresi.
https://www.kongrekaraburun.org
Karaburun Bilim Kongresi Neyi Amaçlar?
Karaburun Bilim Kongresi, neo-liberalizmin üniversiteleri ticarileştirdiği, düşünceyi şirket fonlarıyla evcilleştirdiği bir çağda, özgür ve itaatsiz bilimin yaşayan vahasıdır. Sponsorluk ilişkilerini reddeden, endüstriyel fonların boyunduruğuna girmeyen ve tamamen toplumsal sorumluluk ve kolektif gönüllülük esasıyla var olan bu kongre; bilginin ticarileşmesine karşı eleştirel düşünceyi örgütlemeyi amaçlar. Bertolt Brecht’in "Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?" sorusunun izinden giderek egemenlerin tarih yazımını deşifre eder; dünyayı, kentleri, yolları ve düşünce dünyasını nesnelleştiren adları anılmayan somut insanların emeğini merkeze alır.
Geçmişten Bugüne Karaburun Hafızası
Sermayenin ve iktidarın tüm kuşatmasına karşı her yıl Eylül ayının ilk haftasında İzmir’in Karaburun ilçesinde bir araya gelen bu özgür kürsü, bugüne kadar kapitalizmin krizlerini ve ezilenlerin direniş hatlarını diyalektik bir süreklilikle masaya yatırdı. Resmi arşivleri incelediğimizde bu hafızanın köşe taşları açıkça görülmektedir:
- İlk adımlarını "Bilim ve İktidar" (2006) ve "Bilimsel Üretim Süreci" (2007) başlıklarıyla atarak bilimin politik doğasını sorguladı.
- "Kapitalizmin Kıskacında Doğa - Toplum - Teknoloji" (2012) başlığıyla, bugün yapay zekâ düzleminde tartıştığımız teknolojik tahakkümün erken teorik zeminini kurdu.
- "Sınıf Mücadelesi" (2019), "Kapitalizmin Salgınları ve Bitmeyen Kavga" (2021) ve "Yarınların Şafağında Ezilenlerin Seçimi" (2022) temalarıyla krizlerin faturasını emekçilere kesen neo-liberal rejime meydan okudu.
- En son "Faşizm" (2024) ve "Savaş" (2025) temalarıyla küresel ve yerel otoriterleşme rejimlerinin ekonomi politiğini masaya yatırdı.
20. Kongre İçin Katılım Çağrısı (3 – 5 Eylül 2026)
Bu yıl yirminci kez, Ege'nin o kadim, rüzgarlı kıyısında, Börklüce Mustafa'nın müşterekçi geleneğinin yeşerdiği topraklarda, doğrudan tarihin kurucu öznesini selamlamak için toplanıyoruz: "Emek / Emekçiler".
Sizleri de bilgisayarlarınızın başından, plazalardan, fabrikalardan, laboratuvarlardan, sokaklardan ve amfilerden çıkıp gelmeye davet ediyorum. Gelin; unvan illüzyonlarını bir kenara bırakıp yazılımcının koda yabancılaşmasını, kuryenin algoritmik denetimini, akademinin piyasalaşmasını ve prekerleşen milyonların ortak cephesini birlikte tartışalım. Egemenlerin "teknolojik tarafsızlık" masallarını Karaburun’un rüzgarıyla dağıtalım.
Dünyayı fiilen üreten biziz; öyleyse yapay zekâyı da geleceği de sömürünün değil, insanlığın özgürleşmesinin asistanı kılacak olan yine bizleriz!
Kolektif, kamusal ve eleştirel bilginin peşindeki tüm özgür ve itaatsiz bilim insanlarını, mühendisleri ve dostları 3 – 5 Eylül 2026'da Karaburun'da ortak gücümüzü ve sesimizi büyütmeye bekliyoruz.
Umutla, dirençle ve diyalektikle...
İlgili dökümanlara ve başvuru detaylarına ulaşmak için kongrenin resmi adresi olan "Karaburun Kongresi" dosyasını ve web sayfasını inceleyebilirsiniz.
https://www.kongrekaraburun.org
**Bildiri için yaptığım başvurunun detayları: **
20. Karaburun Bilim Kongresi Bildiri Başvurusu
- Kongre Dönemi / Tarihi: 3 – 5 Eylül 2026
- Kongre Teması: Emek / Emekçiler
- İlgili Kapsam Alt Başlığı: Dijitalleşme, Yapay Zekâ ve Emek
- Sunum Biçimi: Sözlü Bildiri
- Bildiri Sahibi: Oğuz Demirkapı @demirkapi
- Unvan / Kurum: Dijital Aktivist
Bildiri Başlığı
Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: Yapay Zekâ Modellerinde Genel Zeka'nın Gaspı, Zihinsel Taylorizm ve Dijital Panoptikon
Bildiri Özeti (Abstract)
1. Giriş ve Teorik Çerçeve: Yapay Zekânın Ekonomi Politiği ve General Intellect
Yapay zekâ (YZ), ana akım teknokratik ve neo-liberal söylemler tarafından toplumsal ilişkilerden yalıtılmış, tarafsız ve emeksiz bir "teknolojik mucize" olarak sunulmaktadır. Oysa bilgisayar mühendisliğinin rasyonel düzleminde büyük veri (Big Data) mimarileri, yapay sinir ağları ve istatistiksel optimizasyon modelleri olarak somutlaşan bu teknoloji; gerçekte işçi sınıfının tarihsel ve kolektif pratiğinden süzülen zihinsel üretimin bir sonucudur. Yapay zekâ, Karl Marx’ın Grundrisse’de kavramsallaştırdığı General Intellect’in (Genel Zekâ / Toplumsal Kolektif Zekâ) makinelerde kristalleşmiş, nesnelleşmiş formundan başka bir şey değildir.
İnsanlığın ortak bilgi mirası olan bu birikim, günümüzde devasa teknoloji tekelleri tarafından "dijital çitleme" (digital enclosure) mekanizmalarıyla gasp edilmektedir. Fikri mülkiyet hakları, patent rejimleri ve ticari sırlar, bu toplumsal bilgi müştereklerinin (information commons) etrafına örülen mülkiyet duvarları olarak işlev görmektedir. Bilgi müştereklerinin bu şekilde yağmalanması, emeğin kendi yarattığı kolektif akla yabancılaşmasını en üst seviyeye çıkarmaktadır.
2. Emek Süreçlerinin Dönüşümü: Zihinsel Taylorizm ve Algoritmik Denetim
Sermaye, el koyduğu bu kolektif zekâyı emek süreçlerini daha da parçalamak ve denetlemek amacıyla sahaya sürmektedir. Geçmişte sanayi kapitalizminin kol emeğine dayattığı niteliksizleştirme ve standartlaştırma operasyonları, bugün kodlama araçları, Büyük Dil Modelleri (LLM) ve üretken algoritmalar vasıtasıyla zihinsel emeğe uygulanmaktadır. "Zihinsel Taylorizm" olarak adlandırabileceğimiz bu yeni montaj hattı, bütünsel bir zanaat niteliği taşıyan entelektüel üretimi rutin ve mikro görevlere bölmektedir. Bilişim ve tasarım emekçileri, artık algoritmanın ürettiği çıktıları kontrol eden basit birer operatöre indirgenerek hızla vasıfsızlaştırılmakta ve değersizleştirilmektedir.
Bu teknik dönüşüme, Shoshana Zuboff'un işaret ettiği gözetim kapitalizminin işyerindeki yansıması olan "Dijital Panoptikon" eşlik etmektedir. Proje yönetim araçları (Jira, Trello metrikleri), tuş vuruşu takipleri (keystroke logging) ve kameralarla desteklenen algoritmik kontrol mekanizmaları, emre amade yeni bir emek rejimi inşa etmektedir. Esnek ve uzaktan çalışma modelleri ise mekânsal sınırları eriterek mesai kavramını süreklileştirmekte; yaşamın her anını veri üretimi yoluyla artı-değer sömürüsünün nesnesi kılmaktadır. Bu süreçte akademi de fon akışları ve piyasa odaklı endüstriyel işbirlikleri aracılığıyla, emek süreçlerini denetleyen bu algoritmik sistemlerin meşrulaştırılmasında ve kontrol aygıtlarının rasyonalize edilmesinde aktif bir aparat olarak rol oynamaktadır.
3. Sınıfsal Yarılma: Orta Sınıf Mitinin Çöküşü ve Prekaryalaşma
Yapay zekâ odaklı bu otomasyon dalgası, kapitalist medyanın iddia ettiği gibi sadece mavi yakalı işleri ikame etmemekte; doğrudan beyaz yakalı entelektüel emeği hedef almaktadır. Teknoloji sektöründe ve yaratıcı endüstrilerde yaşanan kitlesel işten çıkarmalar, kapitalizmin yarattığı "güvenceli orta sınıf" mitinin çöküşünü ilan etmektedir. Unvan illüzyonlarından arınan beyaz yakalı profesyoneller, güvencesiz dijital işçi ordusuna —yani prekaryaya— dahil olmaktadır. Küresel güneydeki taşeron veri etiketleyicilerinin ağır sömürüsü ile küresel kuzeydeki yazılım mimarının güvencesizliği, sınıfsal bir ortaklaşma zemini sunmaktadır. Üretim araçlarından yoksunluk temelinde gerçekleşen bu nesnel ortaklaşma, mavi, beyaz ve dijital yakalı emek mücadelelerinin birleşik bir hat üzerinden yeniden örgütlenmesini zorunlu kılmaktadır.
4. Gelecek Kurguları: İki Kutuplu Asimetri ve Homo Commonans
Çalışma, yapay zekâ temelindeki üretici güçlerin gelişim eğilimini geleceğin iş kültürünün organize edilmesi aşamasında iki asimetrik senaryo üzerinden kurgulamaktadır:
- Distopik Teknofeodalizm Senaryosu: Teknolojik mülkiyetin tamamen tekno-mali oligarşinin elinde kaldığı bu karanlık gelecekte, merkezi yapay zekâ sistemleri maliyetleri kısmak adına eğitim, hukuk ve sağlık gibi sektörleri tamamen ele geçirir. Okullarda bilge öğretmenlerin yerini alan merkezi yazılımlar karşısında insanlar, asgari ücretin altında çalışan, sadece cihazları silen ve fiziksel düzeni sağlayan "ekran bakıcılarına" (digital gig-workers) dönüşür. Yapay zekâ, sendikal örgütlülük çabalarını sosyal medya ve iletişim hareketlerinden önceden tahmin edip kara listeye alan dijital bir kırbaç olarak kullanılır. Geniş kitlelerin istihdam dışı bırakıldığı, korkunç bir "gereksizler" sınıfının üretildiği tecrit edilmiş bir siber-faşizm rejimi kurulur.
- Özgürleşmiş İdeal Dünya Senaryosu (Homo Commonans): Teknolojinin mülkiyetinin ve kontrolünün sermayenin elinden alınıp bilgi müştereklerine devredildiği alternatiftir. Yapay zekânın sağladığı muazzam analitik kesinlik ve verimlilik, kâr hanesini büyütmek için değil; haftalık çalışma saatlerini radikal biçimde düşürmek, zorunlu angarya emrini ortadan kaldırmak ve insan zihnini yaratıcı, özgür faaliyetlere açmak için bir "kolektif asistan" olarak konumlandırılır. Bu dünyada insan, bilgisini sermayenin hizmetine sunan bir teknisyen değil, toplumsal yarar için paylaşan ve kendini üreten "Müşterekleşen İnsan" (Homo Commonans) kimliğine bürünür. Üretim, merkeziyetsiz konseyler ve platform kooperatifleri eliyle toplumsal ihtiyaçlara göre planlanır.
5. Geleceğin Meslek Grupları ve Sonuç
Bu dönüşüm, kaçınılmaz olarak geleneksel meslek tanımlarını tasfiye ederken yeni uzmanlık alanlarını doğuracaktır. Geleceğin iş kültüründe;
- Yapay zekâ sistemlerinin etik, toplumsal ve diyalektik materyalist girdilerini denetleyen “Algoritmik Hakikat ve Dezenformasyon Denetçileri”,
- Verinin kamusal mülkiyetini ve adil dağıtımını koruyan “Müşterek Veri Mimarları”,
- Yapay zekânın sahip olamadığı insani, estetik ve tarihsel duyumu üreten “Kolektif Anlatı Tasarımcıları”,
- Platform kooperatifleri ile taban örgütlenmelerini koordine eden “Merkeziyetsiz Konsey Rehberleri” ön plana çıkacaktır.
Bildirinin nihai vurgusu; unvan illüzyonlarına kapılmaksızın tüm emek öznelerinin "Veri Sendikacılığı" ve yeni nesil meslek odalarının ortak cephesinde örgütlenmesi, yapay zekâyı üreten o gizli ve kolektif gücün —yani işçi sınıfının— kendi eserine el koyarak dünyayı özgürleştirme kudretini hatırlatmasıdır.
Anahtar Kelimeler: Yapay Zekâ, Genel Zeka, Bilgi Çitlenmesi, Zihinsel Taylorizm, Prekaryalaşma, Homo Commonans, Veri Sendikacılığı.





