NATO 3.0 Çöken Hegemonya, Yükselen Barbarlık: Ankara Savaş Konseyinin Anatomisi
Ankara Zirvesi Öncesinde Refah Devletinin Tasfiyesi, Militarizmin Ekonomi-Politiği ve İşçi Sınıfına Kesilen Fatura

Temmuz 2026'da Ankara’da gerçekleşecek olan tarihi NATO Zirvesi’ne doğru ilerlerken, uluslararası kapitalist-emperyalist sistem kendi iç krizini yönetmek ve yeni bir sömürü haritası çizmek için vites yükseltiyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Brüksel’deki hazırlık toplantılarında açıkça ilan ettiği "NATO 3.0" konsepti, burjuva medyasının iddia ettiği gibi bir "güvenlik güncellemesi" değil; emperyalizmin tıkanan damarlarını açmak için insanlığa karşı ilan ettiği topyekûn bir savaşın itirafıdır.
Bir Marksist olarak, bu zirve öncesinde süreci deşifre etmek, burjuva ideolojisinin illüzyonlarını parçalamak ve işçi sınıfına yönelecek bu küresel saldırıyı teşhir etmek en büyük tarihsel görevimizdir.
Emperyalizmin Üçüncü Yapısal Dönemeci: NATO 1.0’dan NATO 3.0’a
Kapitalizmin tarihi, sermaye birikim krizlerinin ve bu krizleri aşmak için başvurulan militarist dönüşümlerin tarihidir. NATO’nun geçirdiği evrim, diyalektik bir yöntemle incelendiğinde net bir biçimde görülür:
-
NATO 1.0 (Soğuk Savaş): Amacı, Sovyetler Birliği şahsında cisimleşen sosyalist alternatifi çevrelemek, dünya işçi sınıfının kazanımlarını ezmek ve emperyalist pazar bütünlüğünü korumaktı.
-
NATO 2.0 (Küreselleşme ve Küresel Jandarmalık): Sosyalist blokun çözülmesinin ardından, sermayenin önündeki coğrafi ve hukuki engelleri zorla kaldırma dönemiydi. Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Libya’nın işgali; "insani müdahalecilik" maskesi takmış kapitalist talan hamleleriydi.
-
NATO 3.0 (Çok Kutuplu Emperyalist Rekabet): Bugün içinde bulunduğumuz aşamadır. ABD hegemonyasının gerileyişi, Çin’in küresel üretim gücü olarak yükselişi ve Rusya’nın askeri meydan okuması karşısında, emperyalist blokların dünyayı yeniden paylaşım krizidir. Bu evre, kapitalizmin yapısal krizinin en derinleştiği, bu yüzden de en saldırganlaştığı dönemdir.
Asya-Pasifik Ekseni ve Küresel Taşeronluk Sistemi
Ankara Zirvesi öncesinde masaya yatırılması gereken en kritik uluslararası plan, ABD’nin jeopolitik ağırlık merkezini kaydırma stratejisidir. Hegseth’in "Avrupa artık liderliği üstlenmeli" sözü, bir yetki devri değil, "maliyet ve askeri yük devridir."
Washington, kendi askeri, teknolojik ve finansal gücünü asıl sistemik rakibi olan Çin’e karşı, yani Asya-Pasifik hattına yığmak istemektedir. Emperyalist merkez, bizzat kışkırttığı Ukrayna-Rusya savaşının ve Avrupa cephesinin konvansiyonel yükünü taşımaktan yorulmuştur. ABD, müttefiklerine net bir şantaj yapmaktadır: "Eğer kendi savunma bütçelerinizi devasa oranlarda artırmazsanız, kriz anında uçak gemilerimizi veya yakıt ikmal desteklerimizi çekebiliriz."
Bu durum, uluslararası ilişkilerdeki "kolektif güvenlik" efsanesinin çöküşüdür. Emperyalizm için kalıcı ittifaklar yoktur; yalnızca tekelci sermayenin dönemsel çıkarları ve hayatta kalma stratejileri vardır. Avrupa ve Türkiye, ABD’nin Pasifik’te rahatça savaşabilmesi için Rusya’yı çevreleme görevini üstlenecek ucuz birer askeri taşerona dönüştürülmektedir.
Tanklar Refah Devletine Karşı: Artı-Değerin Askeri-Sınai Komplekse İhracı
Hegseth’in konuşmasındaki en büyük itiraf, kapitalist devletin sınıfsal karakterini çıplaklığıyla ele vermektedir: "Tanklar ve savaş uçakları yerine sosyal refah devletleri büyütüldü." Bu cümle, burjuva devletlerinin maskesini düşüren tarihsel bir belgedir.
Kapitalizmin düşen kâr oranları krizi, egemen sınıfları kamusal kaynakları yağmalamaya zorlamaktadır. NATO 3.0, küresel ölçekte militarist bir kemer sıkma politikasının adıdır. Anlamı şudur: İşçi sınıfının on yıllardır verdiği mücadelelerle kazandığı sağlık, eğitim, emeklilik ve sosyal yardım bütçeleri acımasızca tırpanlanacaktır.
Halktan toplanan vergilerle oluşan kamu kaynakları, Lockheed Martin, Rheinmetall veya yerli silah sanayi tekellerinin kasalarına, yani Askeri-Sınai Kompleks’e aktarılacaktır. Emperyalizm, üretici güçleri yok eden, kaynakları insanlığın gelişimine değil imhasına harcayan bir ölüm makinesidir. NATO 3.0, işçi sınıfının boğazından kesilen ekmeğin, namlu ve mermi olarak tekelci sermayeye kâr sağladığı bir soygun düzeninin tescilidir.
Ankara Zirvesi’nin Gizli Gündemi: Alt-Emperyalist Pazarlıklar ve İleri Karakol Rolü
Zirvenin Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak olması, Türkiye burjuvazisinin bu kirli senaryodaki rolünü teşhir etmek için bize muazzam bir zemin sunmaktadır. Egemen siyasetin ve saray rejiminin bu zirveyi "milli gurur" olarak pazarlaması, büyük bir yalandan ibarettir.
Türkiye burjuvazisi, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olma niteliğini emperyalist masada bir pazarlık kozu olarak kullanmaktadır. Ankara'daki Külliye koridorlarında yapılacak pazarlıkların özü şudur: Türkiye egemen sınıfı, NATO’nun güney ve doğu kanadında (Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz) emperyalizmin sınır bekçiliğini, ileri karakolluğunu yapmayı taahhüt edecektir.
Bunun karşılığında ise emperyalist merkezlerden, kendi sermaye birikimi için Suriye’de, Irak’ta ve Afrika’da yeni sömürü havzaları, ham madde kaynakları ve nüfuz alanları koparmaya çalışacaktır. Bu, tipik bir alt-emperyalist arayış ve taşeronluk pazarlığıdır. Türk, Kürt ve bölge halklarının kanı üzerinden yürütülen bu kumar, egemenlerin kâr hırsından başka hiçbir şeye hizmet etmemektedir.
Türkiye İşçi Sınıfına Kesilen Fatura: Kan, Gözyaşı ve Gasp Edilen Ekmek
NATO 3.0’ın ve yaklaşan Ankara Zirvesi'nin Türkiye iç siyasetine ve ekonomisine yansıması, emekçiler için tam bir yıkım reçetesidir. Türkiye halkı zaten derin bir ekonomik krizin, hiperenflasyonun, barınma krizinin ve açlık sınırının altındaki ücretlerin cenderesinde yaşam mücadelesi vermektedir.
NATO’nun "savunma harcamalarını GSYİH’nin %3’ünün üzerine çıkarın" dayatması, Türkiye’de bütçenin daha da militaristleşmesi demektir. Hastanelerde randevu bulunamazken, okullarda çocuklara bir öğün ücretsiz yemek verilemezken, depremzedeler hâlâ konteynerlerde yaşam savaşı verirken; milyarlarca doların silahlara, füzelere ve emperyalist operasyonlara harcanması halkın cebinden açıkça çalınmasıdır.
"Milli beka" ve "güvenlik şantajı" ile işçi sınıfının grevleri yasaklanmakta, hak arama mücadeleleri baskılanmakta ve şovenizm yükseltilerek emekçilerin sınıfsal öfkesi suni düşmanlara yönlendirilmektedir. Teşhir etmemiz gereken en yalın gerçek şudur: Atılan her füze, işçinin sofrasından çalınan ekmektir.
Sonuç: Ankara Savaş Konseyine Karşı Enternasyonalist Direniş
Temmuz ayında Ankara’da toplanacak olan şey bir "güvenlik zirvesi" değil, insanlığın geleceğini karartmayı planlayan bir Savaş Konseyidir. Bu konsey, emperyalist tekellerin kâr oranlarını güvenceye almak, halkları birbirine kırdırmak ve işçi sınıfının artı-değerine el koymak için toplanmaktadır.
Görevimiz, bu zirve gerçekleşmeden önce fabrikalarda, sokaklarda, üniversitelerde ve her türlü yayın organında şu hakikatleri haykırmaktır:
- Sınıf düşmanımız sınırların ötesindeki diğer halklar değil, bizi sömüren yerli burjuvazi ve onun uluslararası silahlı çetesi NATO’dur.
- NATO 3.0, kapitalizmin can çekişen barbarlığının ilanından başka bir şey değildir.
- "Ulusal çıkar" masalları, egemenlerin sömürü ortaklığını gizlemek için kullandığı birer ideolojik illüzyondur.
Ankara Zirvesi’ne verilecek en devrimci yanıt, NATO’cu iktidar ve muhalefet bloklarının maskesini düşürmek, emperyalizme karşı bağımsızlık, kapitalizme karşı sosyalizm ve halkların enternasyonalist dayanışma bayrağını en gür sesle yükseltmektir.
Emperyalist barbarlığın yenilgisi, ancak işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle mümkündür.




