Ankara’da NATO Öncesi 'Korku' Barikatları - Sokaklar Yasak, Aydınlar Gözaltında!
Ankara’daki NATO Kuşatmasını Devletin Baskı Aygıtları ve Sınıf Mücadelesi Üzerinden Okumak

Önümüzdeki 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara, dünya egemenlerinin askeri paktı olan 36. NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kırmızı halılar serilirken, Ankara sokaklarında ise bambaşka bir manzara var: Polisin barikatları, sabaha karşı kırılan ev kapıları ve susturulmaya çalışılan bir halk.
Peki, uzaktaki generallerin toplantısı Ankara’daki sıradan bir yurttaşı neden ilgilendiriyor? Devlet neden bu kadar telaşlı ve kimden korkuyor? Süreci hiç bilmeyen birinin bile rahatça anlayabileceği şekilde, Ankara’da yaşanan bu "önleyici korku" operasyonunu tüm çıplaklığıyla masaya yatırıyoruz.
Şehir Neden Kilitlendi? Yasaklama Süreci
Her şey Ankara Valiliği’nin aldığı ani bir kararla başladı. Valilik, zirveye katılacak yabancı heyetlerin güvenliğini ve "ülkemizin itibarını" gerekçe göstererek kent genelinde her türlü eylemi, protestoyu, basın açıklamasını ve hatta bildiri dağıtımını süresiz olarak yasakladı.
Halkın Diliyle Meali: "Dünyayı kana bulayan askeri paktın liderleri Ankara’ya gelecek; yoksulluktan, zamlardan, savaşa giden paralardan şikayetçi olan tek bir işçinin, kadının veya gencin sesi Külliye’nin pencerelerinden içeri girmesin."
Bu yasaklar, aslında sokağın sesinden duyulan büyük bir sınıfsal korkunun belgesidir. Egemenler, kendi "itibarlarını" korumak için halkın en temel anayasal hakkı olan protesto hakkını askıya aldı.
Kim, Neden Gözaltında? Büyük Tasfiye Operasyonu
Valiliğin yasak kararının mürekkebi kurumadan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla devasa bir gözaltı fırtınası koptu. Tam 241 kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve şu ana kadar 209 kişi şafak operasyonlarıyla evlerinden alındı. Üstelik bu insanlara 24 saat boyunca avukatlarıyla görüşme yasağı getirildi. Yani devlet, kimi neden aldığını bir gün boyunca saklamak istedi.
Gözaltına alınanlar, bu ülkenin vicdanı ve sokağın sesi olan tanıdık isimler. Onları yakından tanıyalım:
- Doç. Dr. Emel Memiş: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (Mülkiye) iktisat hocası. Suçu ne mi? Kadınların emeğini, halkın nasıl yoksullaştığını bilimsel olarak anlatması. Yani, bütçenin savaşa değil halka harcanması gerektiğini savunması.
- Elif Torun Öneren: (Birleşik) Devrimci Parti Genel Başkanı. Siyasi iradesiyle savaşa ve emperyalizme karşı durduğu için kapısı kırılarak gözaltına alındı.
- Burcu Arıkan: Umut-Sen Sözcüsü. Fabrikalarda, şantiyelerde hakkını arayan işçilerin sesini meydanlara taşıyan bir emek savunucusu.
- Yıldız Tar: Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni ve gazeteci. Ezilenlerin, ötekileştirilenlerin sesini duyuran bir kalem.
- ÇHD’li Avukatlar: Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatlar Semra Demir, Kürşat Bafra ve Doğa İncesu. Yani gözaltına alınan halkı savunacak olan hukukçuların kendileri de gözaltında!
- Sosyalist Gençler: SGDF ve ESP üyesi onlarca üniversite öğrencisi. NATO’ya "Katil" dedikleri için günlerdir ev baskınlarıyla, tutuklamalarla susturulmaya çalışılıyorlar.
Büyük Kurnazlık: Devlet bu operasyonu yaparken torba bir liste hazırladı. Solcuların, devrimcilerin, hocaların ve avukatların olduğu bu listenin en başına "DAEŞ" (IŞİD) adını ekledi. Buradaki amaç nettir: Halkın gözünde anti-emperyalist devrimcileri, cihatçı çetelerle aynı çuvala atarak karalamak ve operasyonu meşrulaştırmak.
Muhalefet Ne Yapacaktı? Eylem Takvimi
Peki bu insanlar ne yapacaktı da devlet bu kadar korktu? NATO karşıtı sol ve sosyalist güçlerin, zirve öncesinde halkı aydınlatmak ve tepkiyi örgütlemek için planladığı takvim şu şekildeydi:
- 23 - 30 Haziran: Ankara’nın emekçi mahallelerinde, üniversitelerde ve sendikalarda "NATO nedir, bütçemizi nasıl sömürür?" konulu halk forumları ve bildiri dağıtımları.
- 1 - 5 Temmuz: Ankara merkezinde, ÇHD ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla "Hukuk ve Hak Gasplarına Karşı" ortak basın açıklamaları.
- 7 Temmuz (Zirve Günü): Külliye yakınlarında ve Ankara’nın merkezi meydanlarında büyük anti-emperyalist kitlesel protestolar ve yürüyüşler.
İşte devletin sabaha karşı yaptığı operasyonlar, tam da bu takvimi uygulamak isteyen **"organik aydınları"**, yani sokağı örgütleyecek öncüleri etkisiz hale getirmeyi amaçlıyordu.
Bu Süreç Bizim İçin Neden Önemli?
Bugün Ankara sokaklarında kurulan barikatları, sadece yaklaşan bir askeri zirvenin geçici güvenlik önlemleri olarak görmek, burjuva siyasetinin miyopluğuna ortak olmaktır. Karşımızdaki tablo, küresel kapitalizmin yerel baskı aygıtlarıyla kurduğu organik bağın en somut teşhiridir. Bu süreç biz emekçiler, ezilenler ve devrimciler için hayati önemdedir; çünkü:
Emperyalizm Uzakta Bir Canavar Değil, Evimizdeki Mutfak Yangınıdır
Türkiye işçi sınıfının en büyük yanılsamalarından biri, emperyalizmi sadece sınır ötesinde uçan jetler veya sınır hatlarına yerleştirilen füzeler olarak algılamasıdır. Oysa NATO bir dış politika meselesi değil, doğrudan bir iç siyaset ve emek rejimi tasarımıdır.
7-8 Temmuz’da Külliye’de ağırlanacak olan emperyalist savaş aygıtı, buraya bedava gelmiyor. NATO’nun büyüme stratejileri, silah sanayisine aktarılan milyarlar ve askeri taahhütler, doğrudan bu ülkenin emekçisinden çalınan artı-değerle finanse ediliyor.
- Sizin pazar fileniz neden boş? Çünkü bütçe halkın sağlığına değil, NATO’nun savaş sanayisine akıyor.
- Asgari ücret neden açlık sınırının altında? Çünkü sermaye düzeni, yabancı yatırımcılara ve küresel paktlara "ucuz, sessiz ve itaatkar bir işçi cenneti" vadetmek zorunda.
Kısacası, Doç. Dr. Emel Memiş’in kürsüsünden koparılmasıyla, sizin fabrikada sendikalaştığınız için işten atılmanız aynı ajandanın parçasıdır.
"Güvenlik" Söylemi, Sınıfsal Korkunun İdeolojik Maskesidir
Mülkiye’den iktisatçıların, sendika sözcülerinin, avukatların ve sosyalist gençlerin aynı torbaya atılarak gözaltına alınması devletin gücünü değil, ideolojik zaafını ve korkusunu gösterir. Burjuva devleti, ekonomik kriz sarmalında debelenirken, halkın biriken öfkesinin anti-emperyalist bir bilinçle buluşmasından dehşet duymaktadır.
İşte bu yüzden, hak arayan herkesi "DAEŞ" gibi gerici çetelerle aynı potada eriterek kriminalize etmeye çalışıyorlar. Amaç; sokağı sterilize etmek, toplumsal muhalefeti evlerine hapsetmek ve NATO generallerine "Bakın, içeride dikensiz bir gül bahçesi yarattık" raporu sunmaktır.
Kurtuluşun Maddi Gücü: Sınıf Dayanışması
Tam da bu noktada, egemenlerin en büyük silahı olan "yalıtma ve parçalama" politikasına karşı bizim elimizdeki tek ve en güçlü panzehir dayanışmadır. Ancak dayanışma, bizim lügatimizde sadece mağdur olanlara gözyaşı dökmek ya da adliye önlerinde kuru temennilerde bulunmak anlamına gelmez.
Marx’ın dediği gibi: "Teori de maddi bir güç haline gelir, insanları yakaladığı an." Bugün dayanışma, o teorinin sokağa inmiş, ete kemiğe bürünmüş maddi gücüdür.
Parçalanan Cepheleri Dayanışmayla Birleştirmek
Devlet, akademiyi işçiden, avukatı öğrenciden, siyasi partiyi sivil toplumdan yalıtarak her birini kendi küçük hücrelerinde ezmek istiyor.
- Eğer bugün Umut-Sen Sözcüsü Burcu Arıkan'ın gözaltına alınmasına sadece işçiler ses çıkarırsa,
- Mülkiye öğretim üyesi Emel Memiş için sadece akademisyenler cübbe giyerse,
- ÇHD’li avukatlar için sadece barolar açıklama yaparsa, devlet amacına ulaşmış demektir.
Dayanışma, iktisat hocasının savunduğu emek teziyle, fabrikadaki işçinin grev hakkını; avukatın cübbesiyle, üniversiteli gencin anti-emperyalist öfkesini tek bir barikatta birleştirme iradesidir. Egemenler bizim hakkımızda tek bir "terör torbası" hazırlıyorsa, biz de onlara karşı tek bir "Sınıf Cephesi" örmek zorundayız.
Halının Liflerini Çözmek!
7 Temmuz sabahı Ankara’da NATO liderlerinin ayaklarının altına serilecek olan o görkemli kırmızı halı, sadece askeri bir protokol aracı değildir. O halı; susturulan akademinin, kapısı kırılan devrimci partilerin, kelepçelenen avukatların ve geleceği çalınan gençlerin hak gasplarıyla dokunmuştur.
Bizim görevimiz sadece o halının üzerindeki generalleri teşhir etmek değil, altındaki bu sömürü mekanizmasını ifşa etmektir. Birbirimizin elini daha sıkı tutarak, gözaltındaki her bir yoldaşımızın sesini fabrikalara, kampüslere ve sokaklara taşıyarak o halının liflerini tek tek çözeceğiz.
Çünkü biliyoruz: Emperyalizm ne kadar küresel bir abluka ise, işçi sınıfının dayanışması da o kadar yıkıcı bir enternasyonal güçtür. Kurtuluş yok tek başına, ya tüm barikatları birlikte yıkacağız ya da bu kuşatmaya boyun eğeceğiz!





