Ankara Barikatlarında Üretilen Gelecek: Özel Sektör Öğretmenlerinin Sınıf Kavgası
Ankara Barikatlarından Yükselen Sınıf Sesi: "Eğitim Piyasa Malı Değildir, Taban Maaş Haktır!

Bak yoldaşım; fabrikada tezgah başında, bilgisayar ekranının karşısında, kurye motorunun üzerinde ya da bir şantiyede döktüğün her damla alın terinin sıcaklığıyla selamlıyorum seni. Gözünü biraz Ankara’ya, meclis kapılarına, sokaklara çevirmeni istiyorum. Seninle aynı geleceğin kavgasını veren bir yoldaşın olarak, bugün orada yaşananları sadece bir "hak arama" eylemi değil, sermaye düzeninin en çıplak, en vahşi çelişkilerinin patlama anı olarak okumak zorundayız.
Gel, bu kavganın anatomisini; ne yaşandığını, egemenlerin hangi ideolojik yalanlara sarıldığını ve bizim neden bu barikatın arkasında saf tutmamız gerektiğini açık açık konuşalım.
Neler Oldu, Ne Yaşandı? Kapitalist Eğitim Fabrikaları ve Çıplak Şiddet
Karşımızdaki tablo, eğitimin kapitalizm tarafından nasıl devasa bir pazar haline getirildiğinin somut kanıtıdır. Büyük eğitim tekelleri, kurulan dev kampüs zincirleri, velilerden fahiş ücretler toplarken kâr marjlarını büyütmek için en büyük maliyet kalemi olan emek gücünü, yani öğretmenin maaşını olabildiğince kısmayı seçti.
-
Tarihsel Hak Gaspı: 2014 yılında, eğitim patronlarının lobicilik faaliyetleri sonucunda, özel sektör öğretmenlerinin kamudaki meslektaşlarından daha az maaş alamayacağını güvence altına alan "Taban Maaş" yasası (5580 sayılı kanunun 9. maddesi) bir gecede ellerinden alındı.
-
Görülmemiş Bir Sömürü: Öğretmenler asgari ücret cenderesine, hatta bazen elden geri ödemelerle asgari ücretin bile altına mahkum edildi. Yılda sadece 10 aylık sözleşmeler yapılarak yaz aylarında maaşları ve sigortaları kesildi. Haftada 40-50 saati bulan angarya çalışmalar, resmi tatil mesaileri sıradanlaştırıldı.
-
Direnişin Başlaması: Bu kölelik düzenine boyun eğmeyen öğretmenler, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında örgütlenerek Ankara’da sokaklara çıktı, meclis kapılarını zorladı ve açlık grevine başladı. Tek talepleri vardı: Taban maaş güvencesinin geri gelmesi, güvenceli istihdam ve insanca çalışma koşulları.
-
Sistemin Yanıtı: Devlet, patronların çıkarlarını korumak adına çıplak şiddet aygıtını devreye soktu. Öğretmenler Ankara sokaklarında karga tulumba sürüklendi, otelleri ablukaya alındı, ters kelepçeler vuruldu, kadın öğretmenlerin örtüleri açılıp gömlekleri yırtıldı.
Bu şiddet sistemin gücünü değil, çaresizliğini ve korkusunu gösteriyor. Egemenler, asgari ücret düzenine karşı örgütlü bir eylemliliğin yaratacağı o bulaşıcı dalgadan, yani işçi sınıfının ayağa kalkmasından korkuyorlar.
Egemenlerin İdeolojik Silahları: Safsatalar ve Gerçekler
Sermaye medyası ve iktidar blokları, bu haklı direnişi toplumun gözünde değersizleştirmek ve marjinalleştirmek için üç temel ideolojik safsataya başvuruyor. Bunları sınıf bilinciyle parçalamak zorundayız:
Safsata 1: "Öğretmenlik kutsal bir meslektir; parayla, grevle, sokakla kirletilemez." (Kutsallık İllüzyonu)
-
Amaç: Öğretmene ideolojik bir askeze (kendinden vazgeçme) dayatmak, sömürüyü "idealizm" maskesiyle görünmez kılmak.
-
Gerçek: Kutsallık karın doyurmaz, kirayı ödemez. Kapitalist üretim ilişkileri içinde öğretmen bir "işçidir", emek gücünü satarak yaşar. Ev sahibine, markete "Ben kutsal bir meslek yapıyorum" diyemezsiniz. Gerçek kutsallık haksızlığa boyun eğmek değil, kölelik düzenine karşı ayağa kalkmaktır. Sokak, emeğin en onurlu okuludur.
Safsata 2: "Bunlar öğretmen değil; marjinal, ideolojik gruplar, amaçları provokasyon." (Kriminalize Etme Safsatası)
-
Amaç: Sendikayı toplumdan ve velilerden yalıtmak, hak arayışını "devlet düşmanlığı" potasına sokarak bastırmak.
-
Gerçek: Asıl marjinal olanlar, öğretmenlerin sırtından kazandıkları paralarla lüks içinde yaşayan, altlarında lüks arabalarla gezen bir avuç okul patronudur. Evet, bu hareket ideolojiktir; çünkü işçi sınıfının, emeğin ve ekmeğin ideolojisidir. Sömürünün karşısına sınıf bilinciyle çıkmak suç değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Safsata 3: "Burası özel sektör, beğenmeyen devlete geçsin ya da serbest piyasa koşulları böyle." (Liberal Sahte Tercih Safsatası)
-
Amaç: Sorumluluğu sistemden alıp bireye yüklemek, sömürüyü "doğal bir piyasa kanunu" gibi göstermek.
-
Gerçek: Devlete geçiş yollarını mülakat adı verilen o hileli, liyakatsiz eleme mekanizmalarıyla tıkayan bizzat bu sistemin kendisidir. Ayrıca eğitim, patronların insafına bırakılacak bir meta olamaz. Anayasal bir hak olan eğitim piyasaya sürüldüyse, o piyasadaki emeğin hukukunu güvenceye almak zorundasınız. Serbest piyasa, patrona işçiyi sınırsızca ezme özgürlüğü veren bir orman kanunu değildir; biz bu kanunu tanımıyoruz!
"Geleceğin insanı, bilginin sadece pasif bir tüketicisi veya sermayeye kâr sağlayan bir kölesi olmayacaktır. O; hakkını savunan, emeğine yabancılaşmamış ve barikatta dövüşen insandır."
Neden Bu Mücadeleye Sahip Çıkmalıyız?
Şimdi sen diyebilirsin ki: "Yoldaş, ben fabrikadayım, şantiyedeyim ya da ofisteyim; öğretmenin mücadelesi beni nasıl etkiler?"
Sınıf mücadelesinin diyalektik kuralıdır: Sermaye bir sektörü tamamen teslim aldığında, diğer sektörleri ezmesi çok daha kolay olur. Bugün özel sektör öğretmenlerinin taban maaş hakkı tamamen gasp edilirse, yarın senin kıdem tazminatına, senin sekiz saatlik iş gününe, senin sendikal hakkına çok daha rahat göz dikerler. Türkiye’yi bir "asgari ücret ülkesi" haline getirmek isteyen egemenlerin karşısındaki en büyük barikatlardan biri bugün öğretmenlerdir.
Öğretmenler bu toplumun organik aydınlarıdır. Onlar sadece çocuklara müfredat öğretmiyor; bugün Ankara sokaklarında verdikleri o onurlu direnişle tüm işçi sınıfına "İnsanca nasıl yaşanır, hak nasıl aranır?" dersi veriyorlar. Eğer öğretmen susturulursa, okullar tamamen birer "itaat fabrikasına" dönüşecek ve geleceğin nesilleri daha doğmadan fikren köleleştirilecektir.
Bu yüzden bu kavga sadece öğretmenlerin değil; asgari ücret cenderesine sıkıştırılmış, güvencesizliğe mahkum edilmiş tüm Türkiye işçi sınıfının, yani bizim kavgamızdır. Tüm sendikaları, toplumsal muhalefet odaklarını sektörel ayrılıkları bir kenara bırakıp öğretmenlerin etrafında çelikten bir barikat kurmaya çağırıyorum.
Bulunduğun her yerde özel sektör öğretmenlerinin sesine ses ol yoldaşım. Unutma; onlar kazanırsa biz kazanacağız, onlar dik durdukça biz geleceğe daha umutla bakacağız.
Omuz ver, ses ver, geleceğimizi beraber savunalım!





