Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaPopüler İçeriklerİletişim

İllüzyonun Yırtılışı: Dijital Kapitalizmin "İyilik" Mitine ve "Sınırı Belirlemek" Çağrısına Materyalist Bir Müdahale

"Pacing the Frontier" Manifestosunun Ardındaki Sınıfsal Korku ve Altyapının Kamulaştırılması Çağrısı

Yazar: Oğuz Demirkapı
İllüzyonun Yırtılışı: Dijital Kapitalizmin "İyilik" Mitine ve "Sınırı Belirlemek" Çağrısına Materyalist Bir Müdahale

Sevgili genç yoldaşlar, zihinsel ve fiziksel emeğin gerçek sahipleri!

Bugün önümüzde, Silikon Vadisi'nin derinliklerinden kopup gelen ve teknoloji şirketlerinde çalışan 1.224 kişinin imzaladığı bir manifesto duruyor. Pacing the Frontier (Sınırı Belirlemek) başlığını taşıyan bu metin, insanlığın geleceğini dert edinen bir güvenlik çığlığı olarak nitelendiriliyor. Sermayenin veri merkezlerinde, gözetim kulelerinde, yalıtılmış ev ofislerinde ve algoritmaların soğuk gölgesinde hissettiğiniz o derin yalnızlığı ve boğulma hissini biliyoruz. Geç kapitalizm, üzerinize sadece ekonomik bir sömürü ağı değil; aynı zamanda "her şeyin kendi suçunuz ya da kendi tercihiniz" olduğunu fısıldayan devasa bir ideolojik ağ da örmüştür.

Daha önce Dijital Kapitalizm, "İyilik" İllüzyonu ve Sınıf Mücadelesinin Maddi Gerçekliği başlıklı yazımızda derinlemesine işlediğimiz gibi; burjuva dünyasının size sunduğu o zehirli elma, bireysel vicdan adacıklarına çekilerek "temiz kalma" illüzyonundan ibarettir. Silikon Vadisi'nin sahte peygamberleri, "Etkili Özgecilik" (Effective Altruism) şarlatanları ve düzenin liberal sözcüleri size sürekli aynı pasifist reçeteyi yazıyorlar: "Sistem kötü olabilir ama sen iyi bir insan ol. Doğru şirkette çalış, etik ürünler tüket, vicdanını rahatsız eden projeleri reddet ve dünyayı değiştirecek o sihirli kodu yazarak bireysel bir kahraman ol".

O yazımızda açıkça ifade ettiğimiz üzere: Kapitalist, bireysel olarak ne kadar narin, kültürlü, sanatsal duyarlılık sahibi ya da hümanist olursa olsun; iktisadi sahnede var olduğu andan itibaren sermayenin kişileşmiş biçiminden (Personifikation des Kapitals) başka bir şey değildir. Kapitalizmde rekabet, kapitalistlerin içsel arzusu değil, piyasanın her bir kapitaliste dayattığı dışsal bir zorunluluk kanunudur.

Şimdi bu temel gerçeği cebimize koyup; bu yeni çağrıyı, "Sınırı Belirlemek" manifestosunu tarihsel materyalist bir mercekle, teknoloji, sosyoloji ve antropoloji kesişiminde inceleyelim. Karşımıza çıkan şey; geç kapitalizmin yapısal krizlerinin ve sınıfsal çelişkilerinin dijital bir dışavurumundan başka bir şey değildir.

Üretim Güçleri ve Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişki: Fiziksel Altyapının Mülkiyet Duvarı

Çağrı metninde, yapay zeka araştırmalarının otomatikleşmesiyle birlikte yetenek gelişiminin, anlama ve kontrol etme becerimizin ötesine geçecek bir hızla ivmelenme riskinden bahsediliyor. Şirket çalışanlarından Shengjia Zhao, ileri laboratuvarların insan zekasını neredeyse her ölçütte aşabilecek yapay zekaya çok yakın olduğunu ve bunun benzeri görülmemiş sosyal ve güvenlik risklerine yol açacağını belirtiyor.

Marx'ın o ünlü yasasını hatırlayalım: Toplumun maddi üretim güçleri, gelişmelerinin belirli bir aşamasında, mevcut üretim ilişkileriyle (mülkiyet ilişkileriyle) çatışmaya girer. İşte tam olarak tanık olduğumuz şey budur. Üretim güçleri (Yapay Zeka), özel mülkiyetin ve kâr maksimizasyonunun dar kalıplarına sığmamaktadır. Bu belge; mevcut kapitalist ilişkiler içinde bu devasa gücün rasyonel ve toplum yararına yönetilemeyeceğinin, bizzat onu üretenler tarafından yapılan itirafıdır. Google çalışanı Matthew Rahtz'ın da belirttiği gibi, yapay zeka yeteneklerindeki son ilerleme hızı bir "şok" etkisi yaratmıştır ve AGI'den (Yapay Genel Zeka) kaynaklanabilecek felaketleri önlemek için çok daha iyi bir koordinasyona ihtiyaç vardır.

Ancak bu çelişkiyi sadece soyut algoritmaların "hızı" üzerinden okumak eksiktir. Diyalektik materyalizm bize üretim güçlerinin sadece "yazılım" değil, aynı zamanda o yazılımı var eden "altyapı" olduğunu öğretir. Daha önce işaret ettiğimiz gibi, yazılım seviyesinde ne kadar "merkeziyetsiz", "şifreli" veya "özgürlükçü" bir uygulama (örneğin Signal, Nostr veya açık kaynaklı bir yapay zeka modeli) tasarlarsanız tasarlayın; o yazılımın toplumla buluşabilmesi için aşmak zorunda olduğu aşılmaz bir maddi altyapı duvarı vardır.

Bugün dijital üretim güçlerinin fiziksel altyapısı devasa mülkiyet duvarlarına çarpmaktadır:

  • Donanımsal ve Ekosistemik Tekel: Uygulamalar, Apple'ın App Store'una veya Google'ın Play Store'una muhtaçtır. İşletim sistemlerinin mülkiyetini elinde tutan bu iki dev tekel, tek bir sözleşme feshiyle en "özgürlükçü" projeyi haritadan silebilir.

  • Fiziksel Altyapı ve Sunucu Tekeli (Cloud Monopolies): Yapay zekanın eğitimi de dâhil olmak üzere tüm bu sistemler, Amazon (AWS), Microsoft (Azure) veya Google Cloud gibi devasa veri merkezlerinin sunucularında barınır. Elektriği, soğutma sistemlerini ve binlerce GPU'yu elinde tutan finans kapital, istediği an şalteri indirme gücüne sahiptir.

  • Ağ Altyapısı ve İSS'ler: Bilginin aktığı fiber optik kablolar, denizaltı veri hatları ve 5G baz istasyonları ya emperyalist devletlerin ya da devletle kenetlenmiş telekomünikasyon tekellerinin özel mülkiyetindedir.

Dolayısıyla, manifesto imzacılarının işaret ettiği "üretim güçlerinin kontrolsüz gelişimi" sorunu; sadece kodun karmaşıklığından değil, o kodu çalıştıran donanım, sunucu ve ağ altyapısının dar bir tekelci mülkiyetin (üretim ilişkilerinin) boyunduruğunda olmasından kaynaklanır. Üretim güçleri toplumsallaşmış (insanlığın ortak aklı olan Genel Zeka'yı kullanır hale gelmiş), ancak mülkiyet özel ellerde kalmıştır. Çelişkinin asıl kilit noktası burasıdır. Fiziksel üretim araçlarının mülkiyeti kamulaştırılmadığı sürece, sermaye düzeni "güvenlik" veya "sınır belirleme" adı altındaki her girişimi, sadece kendi altyapı tekelini korumak için kullanacaktır.

Yabancılaşmanın Zirvesi: Kendi Yarattığına Hükmedemeyen İşçi

Metnin belki de en çarpıcı antropolojik boyutu, yüksek vasıflı teknoloji işçilerinin kendi emek ürünlerine karşı yaşadıkları derin yabancılaşmadır. Leo Gao, dünyanın, yapay zekanın daha iyi yapay zekalar yaratma yeteneğinin tıpkı kontrolden çıkmış bir nükleer zincirleme reaksiyon gibi kritik bir noktaya ulaştığı bir zeka patlamasına doğru ölümcül bir yarışa kilitlendiğini ifade ediyor.

Ancak burjuva ideolojisinin yüzyıllardır anlattığı o "yaratıcı sınıf", "özgür dahi" masalları artık çökmüştür. Bugünün teknoloji çalışanı, renkli ofislere veya espresso makinelerine rağmen; pazarda satabileceği tek şeye, yani zihinsel emek gücüne sahip olan ve bunu bir sermayedara devreden zihinsel bir proletaryadır. Sermaye, tıpkı sanayi devriminde zanaatkârları vasıfsızlaştırdığı gibi, bugün de zihinsel emeği kodlama araçları ve otomasyonla standart bir kol emeğine dönüştürmektedir.

İnsan, doğayı dönüştürürken kendini de dönüştürür. Ancak kapitalizmde işçi, ürettiği nesneye yabancılaşır; o nesne artık işçinin karşısına ona hükmeden, onu tehdit eden yabancı bir güç olarak dikilir. 1.224 imzacının yaşadığı varoluşsal kriz, kendi yazdıkları kodun toplumsal bir felakete dönüşme ihtimalidir. İşçi, yarattığı makinenin efendisi değil, onun hızını yavaşlatmak için yalvaran bir seyircisine dönüşmüştür.

Bu kriz; klasik endüstriyel yabancılaşmanın ötesinde, insanın bizzat kendi diline, bilişsel yeteneklerine ve ortak zekâsına (Genel Zeka) yabancılaşmasıdır. Marx'ın 1844 Elyazmaları'nda anlattığı yabancılaşmanın tüm momentleri bugün Silikon Vadisi'nde ete kemiğe bürünmüştür:

  1. Ürüne Yabancılaşma: Yazılımcının emeğiyle ürettiği kod, sermayenin elinde nesneleşir ve artık bir göçmen takip algoritması, kitlesel gözetim aracı veya askeri drone yönlendirme sistemi olarak yaratıcısına yabancılaşır.

  2. Üretim Eylemine Yabancılaşma: Yaratıcı ve özgür olması gereken zihinsel emek, sermayenin kâr marjlarına veya askeri-gözetim aygıtının (örneğin Palantir, Project Maven) ruhsuz zorunluluklarına tabi kılınır.

  3. İnsani Özelliklere Yabancılaşma: İnsanın doğayı ve toplumu güzelleştirme işlevi (türsel özü), kitleleri bombalayan veya fişleyen algoritmalar yazdığında yok olur.

  4. İnsanın İnsana Yabancılaşması: Zihinsel emekçi, kendi yazdığı kodun bombasını yiyen mazlum halklara, veri etiketleyen güvencesiz Afrikalı işçiye veya hemen yan masasındaki arkadaşına karşı yalıtılmış, onlara yabancılaşmıştır.

İşte bu çağrı metnindeki "yavaşlama" talebi; zihinsel proletaryanın kendi elleriyle yarattığı bu teknolojik Frankeştayn'a, kendi emeğinin yıkıcı gücüne karşı yaşadığı tarihsel ve sınıfsal bir dehşet anıdır.

Rekabet Yasası ve Tekelci Kapitalizmin Çıkmazı

Bildirideki en dürüst itiraflardan biri şudur: "Ancak her şirket ve ülke, bu ivmeyi tek taraflı olarak yavaşlatmamak için yoğun bir rekabet baskısı altındadır". Leo Gao da hiçbir bireysel aktörün tek taraflı olarak durmaya istekli olmadığını, yavaşlamak için koordinasyon gerektiğini vurguluyor. OpenAI araştırmacılarından Shantanu Jain, ilerlemenin yavaşladığına dair hiçbir işaret olmadığını ve varsayılan olarak teknolojik sınırı zorlamanın bireysel şirketlerin ve ülkelerin çıkarına olduğunu itiraf ediyor.

İşte sermayenin demir yasası ve diyalektik çıkmazı tam buradadır! Kapitalist rekabet, kapitalistleri veya şirket yöneticilerini iradeleri dışında yatırım yapmaya, yenilik yapmaya ve pazar payı kapmaya zorlar. Sermaye birikimi bir yarış değil, bir varoluş zorunluluğudur.

"Dijital Kapitalizm ve İyilik İllüzyonu" metninde de detaylandırdığımız gibi, piyasa mekanizması "iyi" veya "vicdanlı" bir yavaşlamayı sistemik olarak imha eder. Bir teknoloji devi (örneğin Google veya Anthropic), "Bu yapay zeka modeli (AGI) toplum için çok tehlikeli, yatırımı durduruyorum" derse ne olur?

  1. Dışsal Bir Zor Zorunluluk Olarak Rekabet: O şirketin rakibi (örneğin OpenAI veya Meta), aynı etik kaygıyı gütmez ve o modeli pazara sürer.

  2. Sermayenin Kaçışı ve Tasfiye: Etik gerekçeyle duran şirketin hisseleri çakılır, borsa yatırımcıları (hissedarlar) sermayelerini çeker. Şirket, kârlılığını ve Ar-Ge kapasitesini kaybederek rekabetçi piyasada yok olur.

Bu manifesto, kapitalist rekabetin insanlığı nasıl uçuruma sürüklediğinin teknoloji dünyasının içinden gelen en net kanıtıdır. Burjuva bireyciliğinin iddia ettiği gibi "özgür girişimciler", aslında sistemin efendisi değil, kölesidir. Micah Carroll'un (Misalignment Preparedness, OpenAI) endişeyle belirttiği gibi, "Uluslararası rekabet baskıları altında hata payları giderek küçülecek"tir. Sistem o kadar irrasyoneldir ki, sermaye sahipleri kendi yok oluşlarına (AGI'den kaynaklanacak olası bir felakete) neden olacak bir süreci, sadece bugünkü pazar paylarını kaybetmemek için tam gaz finanse etmek zorundadırlar. Piyasa anarşisi, rasyonel bir toplumsal planlamanın düşmanıdır.

Burjuva Devletinden Medet Ummak: Hegemonya Arayışı

Peki çözüm olarak ne öneriyorlar? ABD hükümetinin, otomatik yapay zeka gelişiminin sınırını bilinçli bir şekilde belirlemek için gereken teknik ve yönetişim araçlarını geliştirmeye yönelik uluslararası bir çabayı desteklemesini talep ediyorlar. Hatta Anthropic çalışanı Christian Ryan, ABD destekli bir çabayı "sadece özgür dünyanın özgürlükleri için değil, herkesin refahı için varoluşsal" gördüğünü ifade ediyor.

Genç yoldaşlar, işte ideolojinin en saf hali buradadır. Üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanan bir sorunu çözmek için, o özel mülkiyetin küresel koruyucusu olan burjuva devletini (üstelik ABD emperyalizminin kalbini) yardıma çağırıyorlar. "Uluslararası bir çaba" ve "yönetişim araçları" demek, yapay zeka gelişimini salt durdurmak değil, bu teknolojinin kontrolünü emperyalist devletlerin ve teknoloji tekellerinin elinde konsolide etmek demektir. Bu çağrı, esasında kapitalist hiyerarşiyi güvence altına alacak regülatif bir bariyer oluşturma arzusudur.

Sam Altman veya Dario Amodei gibi CEO'ların "Yapay zekâ çok tehlikeli, insanlığı yok edebilir" çığlıklarıyla parlamentolarda lobicilik yapması ve siyasi kampanyalara milyonlarca dolar yatırması, insanlığı korumak için değildir. Amaç; "Düzenleyici Çitleme" (Regulatory Capture) olarak adlandırılan stratejiyle, "güvenlik" adı altında devlet eliyle lisanslama şartları getirtmek, açık kaynaklı (open-source) bağımsız yazılımcıları maliyet/lisans bariyeriyle yasaklatmak ve yapay zekâ pazarını kendi tekellerine kapatmaktır. Piyasada oluşan tekel, şimdi de devlet şiddetini ve yasal gücünü arkasına alarak tahkim edilmek istenmektedir.

Sonuç: Ne Yapmalı?

İmzacılardan Edward Hughes'un teknoloji tarihçisi Melvin Kranzberg'e atıfla belirttiği gibi, teknoloji ne iyidir ne de kötüdür; aynı zamanda tarafsız da değildir. Mesele, bu devasa üretim gücünün (Genel Zeka'nın) hangi sınıfın elinde olduğudur.

Bireysel olarak ellerinizi kire bulamamış olmanız, kapitalist ölüm makinesinin sizin yerinize "Yedek Emek Ordusu"ndan bir başkasını bulup çalıştırmasını engellemez. Sizin reddettiğiniz o savaş kodunu bir başkası yazacak; sizin almadığınız o fahiş tekel maaşını bir başkası alacak. Vicdani bir pasifizmle "temiz kalma" yanılsaması, sistemi dönüştürmez. Bizim ihtiyacımız olan şey sermayenin lütfu veya "iyi patron" olmak değil; ürettiğimiz değerin tamamı üzerindeki hakkımızdır.

Mesele, vicdanımızı kapitalizmin kirinden korumakla sınırlı bir "temizlik" meselesi değildir. Bizim vizyonumuz, bu muazzam teknolojik kapasiteyi toplumsallaştırmak, onu kâr güdüsünün ve rekabet yasasının prangalarından kurtarıp insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde demokratik bir planlamanın emrine vermektir. Bizim nihai hedefimiz; insanlığın ortak mirası olan bu üretim güçlerini, onları çitleyen sermayedarların elinden söküp almaktır. Üreten bizsek, yöneten de biz olacağız! Sunucular, fiber ağlar, veri merkezleri ve kod kütüphaneleri insanlığın ortak komünü (müşterekleri) olana dek durmayacağız.

Mücadele, algoritmaların hızını kesmekte değil, algoritmaların ve onun fiziksel altyapısının mülkiyetini almaktadır. Sınıfsal ittifakımızı veri proletaryasıyla, lojistik emekçisiyle ve kol işçisiyle kurmalı; klavye ile somun anahtarını aynı barikatta birleştirip, zihinsel emeğin gücünü kolektif bir dijital grev silahına dönüştürmeliyiz.

Korkuyu sermayenin efendilerine bırakın. Safı sıklaştırın!

İlgili Başlıklar