Yılgınlık Safsatalarına Karşı Akıl ve Praksis: Çağdaş Antigone Ioanna Kuçuradi ile Dünyayı Yeniden Kurmak
Geç Kapitalizmin Apati Laboratuvarlarına Karşı Etken Özne Olmak: Değer Yaratan İnsanın Tarihsel Yürüyüşü

Genç arkadaşlarım, yoldaşlarım, tarihin ertelenemez öznesi olan yeni kuşak;
Bugün her köşe başından üzerimize püskürtülen bir kara duman var: Yılgınlık.
Geç kapitalizmin entelektüel laboratuvarlarında üretilen, sosyal medya algoritmalarıyla zihinlerimize zerk edilen post-modern bir apati (umursamazlık) ve nihilizm salgınıyla karşı karşıyayız. Bize sürekli aynı teslimiyet nakaratı fısıldanıyor: "Sistem çok büyük, sen çok küçüksün. Dünya zaten yok oluşa gidiyor, bir şeyi değiştiremezsin. Kendini kurtarmaya bak."
İşte bu, egemen sınıfların kitleleri edilgen birer nesneye dönüştürmek için kullandığı en sinsi epistemolojik illüzyondur. Fredric Jameson’ın o meşhur uyarısını pratik bir infaza dönüştürdüler: Gençliğe, dünyanın sonunu hayal etmenin kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay olduğu fikrini bir doğa yasası gibi kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Bir Marksist felsefeci olarak, epistemolojinin - yani bilginin ve bilme sürecinin - tam da bu barikatta bir silaha dönüştürülmesi gerektiğine inanıyorum. Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm’de öznel idealistlerin ve agnostiklerin yılgınlık yayan safsatalarını paramparça ederken gösterdiği o teorik öfkeyle bakmalıyız bugüne. Lenin, Felsefe Defterleri’nde Hegel’i maddeci bir süzgeçten geçirirken muazzam bir not düşmüştü:
"İnsanın bilinci nesnel dünyayı yalnızca yansıtmaz, onu yaratır da."
Dünyayı değiştirmek, dünyanın yok olmasından daha zor değildir! Bu, kapitalizmin bizi felç etmek için uydurduğu devasa bir yalandır. Bu yalanın panzehiri ise bu topraklardan yükselen bir çığlıkta, felsefeyi fildişi kulesinden indirip bir praksis (eylem) kılavuzu haline getiren Ioanna Kuçuradi’nin yaşamında ve değerler felsefesinde gizlidir. Gelin, bugünün o parlak ambalajlı yılgınlık safsatalarını tek tek teşhir edelim, ardından Ioanna Hoca’nın bu topraklara kazıdığı ömrün tarihsel seyrine bakarak o sarsılmaz etik barikatla onları yerle bir edelim.
Yılgınlık Safsatalarının Epistemolojik Anatomisi ve Teşhiri
Bugün egemen ideoloji, genç beyinleri esir almak için üç temel safsata üzerine kuruyor tezgahını. Bunları deşifre etmeden, etken bir özne olamayız.
1. Safsata: "Her Şey Görelidir, Nesnel Bir Doğru Yoktur" (Post-Truth İllüzyonu)
Sistem bize diyor ki: "Senin doğrun sana, benim doğrum bana. Hakikat diye bir şey yoktur, sadece perspektifler vardır." Bu liberal afyon, sömürüyü, adaletsizliği ve insan hakları ihlallerini "farklı bakış açıları" parantezine alarak meşrulaştırır. Eğer nesnel bir doğru yoksa, tiran Kreon da haklıdır, direnen Antigone de!
- Kuçuradi’nin Yanıtı: Ioanna Hoca, ömrünü bu felsefi cehaletle savaşmaya adamıştır. O, değerlerin ve etik doğruların "göreli" olmadığını, tam aksine nesnel bir bilgi alanı olduğunu kanıtlar. Hoca der ki:
"Değerlendirme bir bilgi etkinliğidir. Bir eylemin ya da durumun değerini belirlemek, onun insan onuruyla, insanın bir tür olarak olanaklarıyla bağını nesnel olarak kurmaktır." Yani genç arkadaşım; işkence, sömürü, bir insanın emeğinin çalınması ya da doğanın talan edilmesi "göreli bir görüş" değil, nesnel bir insan hakkı ihlalidir! Bunu bilmek, epistemolojik bir kopuştur. Hakikatin bilgisine sahip olan insan, artık edilgen kalamaz.
2. Safsata: "İnsan Doğası Bencildir, Bu Düzen Değişmez"
Bu safsata, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı canavarı (homo economicus) bize "ezeli ve ebedi insan doğası" diye yutturmaya çalışır. "İnsan insanın kurdudur, dolayısıyla dayanışma ve devrimci bir dönüşüm imkansızdır" derler.
- Kuçuradi’nin Yanıtı: Kuçuradi, insanı verili, donmuş bir kalıp olarak görmez. Onun felsefesinde insan, "değer yaratan" ve "kendini gerçekleştirebilen" bir potansiyeldir. İnsan olmanın erdemi, biyolojik ya da toplumsal koşullara teslim olmak değil, o koşulların içinde "insanca" olanı var etmektir.
"İnsanın ne olduğu, onun yapıp ettiklerinde, yarattığı değerlerde görünür. İnsan, kendi değerini kendi eylemleriyle kurar." Marx’ın Feuerbach Üzerine Tezler’de "İnsan özü, toplumsal ilişkilerin bütünüdür" ifadesiyle, Kuçuradi’nin insanın eylemiyle değer yaratma vurgusu diyalektik bir nehirde birleşir. İnsan bencil doğmamıştır; kapitalizm onu bencilleştirmektedir. Öyleyse o ilişkileri değiştirmek, insanı da özgürleştirecektir.
3. Safsata: "Sistem Çok Karmaşık, Bireysel Eylem Anlamsız"
Bu safsata, insanı bir tür apatiye, "evinde oturup dünyayı seyretme" moduna sokar. "Büyük yapılar, küresel finans ağları, askeri kompleksler varken senin küçük çaban neyi değiştirecek ki?" sorusuyla iradeyi felç ederler.
- Kuçuradi’nin Yanıtı: İşte tam bu noktada Kuçuradi, "tekil durumun bilgisi" ve "etken insan" kavramıyla sahneye çıkar. Büyük teorilerin ardına saklanıp eylemsizliği seçen sözde entelektüellere tokat gibi çarpar sözleri:
"Dünyayı değiştirmek, her an karşılaştığın tekil durumlarda doğru kararı vermekle, insanı harcatmamakla başlar."
Bir Ömrün Diyalektiği: Ioanna Kuçuradi’nin Tarihsel Yürüyüşü ve Türkiye Praksisi
Peki, bu teorik barikatın arkasındaki isim kimdir? Onu sadece teorik kitapların kapağında arayanlar yanılırlar. Ioanna Kuçuradi, ömrünü bu toprakların insanlaşma mücadelesine adamış, kelimenin tam anlamıyla eylem içinde bir bilge, tarihsel bir öznedir.
| EDİLGEN İNSAN | ETKEN İNSAN (KUÇURADİ) |
|---|---|
| Sistemin sınırlarına boyun eğer |
Nihilizm ve apatiye sığınır
Dünyayı sadece seyreder/yorumlar | Koşulları bilerek müdahale eder
İnsan onurunu ve değerini savunur
Toplumu ve kurumu kurarak dönüştürür |
İstanbul’dan Başlayan Epistemolojik Arayış
1936 yılında İstanbul’da, bu coğrafyanın çok kültürlü, çelişkili ve zengin bağrında doğdu Ioanna. İstanbul Üniversitesi felsefe koridorlarında, Takiyettin Mengüşoğlu’nun "insan felsefesi" (antropoloji) mirasından beslendi. Fakat o, felsefeyi fildişi kulelerinde saklanan bir "müze nesnesi" olarak görmeyi reddetti. Genç yaşından itibaren, insanın bu dünyadaki somut acılarına, adaletsizliklerine felsefi bir gözle bakmaya başladı. Doktorasını tamamladıktan sonra Anadolu’nun kalbine, Atatürk Üniversitesi’ne gitti. Erzurum’un çetin kışında, felsefenin sıcak aklını genç dimağlara taşıdı.
Kurumsal Bir Devrim: Türkiye Felsefe Kurumu ve Dünya Kürsüleri
1974 yılında, Türkiye’nin en çalkantılı, sınıfsal çelişkilerin en keskin olduğu dönemde, felsefeyi toplumsal bir barikat kılmak adına Türkiye Felsefe Kurumu’nu (TFK) kurdu. Bu hamle, burjuva akademisinin sınırlarını havaya uçuran kurumsal bir devrimdi.
Hoca, felsefeyi bu ülkenin kurumsal hafızasına kazımakla kalmadı; Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun (FISP) ilk kadın başkanı seçilerek, Anadolu’dan yükselen o gür akıl sesini dünya kürsülerine taşıdı. O, felsefeyi elitlerin tekelinden alıp sömürülenlerin, ezilenlerin ve sesi kısılanların hakkını savunacak küresel bir kalkan haline getirdi.
Devletin Aparatlarına Karşı "İnsan Onuru" Mücadelesi
Bir Marksist olarak devlet aygıtının, Louis Althusser’in deyimiyle "Devletin Baskı Aygıtları"nın (hukuk, polis, hapishaneler) kitleler üzerindeki dönüştürücü ve bazen ezici gücünü biliriz. İşte Kuçuradi’nin en büyük toplumsal praksisi, tam da bu aygıtların kalbine yürümek olmuştur.
- Hapishanelerde Felsefe: O, cezaevlerinin o soğuk, yabancılaşmış koridorlarına girdi. Gardiyanlara, infaz koruma memurlarına "insan hakları" anlattı. Neden mi? Çünkü biliyordu ki, devletin en karanlık hücrelerinde bile insan onurunu koruyacak olan şey, oradaki kamu görevlisinin etik bilincidir.
- Karakollarda ve Mahkemelerde Etik: Emniyet teşkilatına, hakimlere, savcılara ve tıp doktorlarına etik eğitimi verilmesini sağladı. Bürokrasinin o Kreonvari, soğuk dişlilerinin arasına "insan onuru" fikrini bir kama gibi soktu. İnsan haklarını, burjuvazinin o süslü ve iki yüzlü kağıtlarından söküp aldı; onu sokaktaki insanın, işçinin, mahkumun canlı hakkı kıldı.
Çağdaş Bir Antigone Olarak Ioanna Kuçuradi ve Toplumsal Praksis
Sofokles’in Antigone’sinde, devletin ve gücün kör yasasını temsil eden Kreon’a karşı, yazılmamış evrensel insanlık yasasını savunan gencecik bir kadın vardır. O kadın, sarayın konforunu reddedip, abisinin ölüsünü gömme cüreti gösterdiğinde edilgen bir tebaa olmaktan çıkıp tarihin kurucu öznesi olmuştur.
Ioanna Kuçuradi, modern dünyanın Antigone’sidir. O, tiranların, bürokratik mekanizmaların ve piyasa vahşetinin karşısına felsefenin o sarsılmaz aklıyla dikilmiştir. O, felsefeyi sadece bir üniversite kürsüsünde hobi olarak yapmadı. Bir Sovyet romanındaki —örneğin Nikolay Ostrovski’nin Ve Çeliğe Su Verildi eserindeki Pavel Korçagin ya da Gorki'nin Ana zincirindeki Pelageya gibi— hayatın en zorlu alanlarında bir irade anıtı inşa etti.
Hocamız bize her zaman, değer bilincinin ve doğru eylemin insan olmanın biricik koşulu olduğunu hatırlatır. Onun şu sarsılmaz sözleri, modern apatiye (umursamazlığa) karşı indirilmiş en sert yumruktur:
"Bir insanın değerinin ölçüsü, onun başkalarının insanlaşmasına ne kadar katkıda bulunduğudur."
"Etiğe uygun davranmak, yalnızca hazır kurallara uymak değil; karşılaştığın somut durumda, o durumun bilgisinden hareket ederek insan onurunu harcatmayacak olanı eyleme geçirmektir."
Gençliğe Çağrı: Geleceğiniz Kendi Ellerinizde!
Genç arkadaşlarım; kapitalizmin size sunduğu o parlak distopyaları, kıyamet senaryolarını yırtıp atın. Dünyayı değiştirmek, o milyar dolarlık siber-punk filmlerindeki gibi imkansız bir görev değildir.
Devrimcilik, sadece barikatların kurulduğu o büyük tarihsel kırılma anlarını beklemek hiç değildir. Gerçek devrimcilik; toplumun hangi alanında, yaşamın hangi katmanında olursanız olun, bulunduğunuz o somut mekanı etken bir özne olarak dönüştürmektir. Şimdi kendinize bakın ve bu sözün ışığında bulunduğunuz yerleri nasıl dönüştüreceğinizi hayal edin:
- Bir Üniversite Amfisindeyseniz: Profesörün statükoyu öven, rekabeti kutsayan yalanlarına karşı nesnel bilginin ve dayanışmanın sesini yükseltin. Sınıfı bir yarış alanı değil, kolektif bir akıl meclisi yapın.
- Bir Fabrikada, Stajyerlikte ya da Ofisteyken: Emeğin yabancılaşmasına, yanınızdaki arkadaşınızın ezilmesine izin vermeyin. Şefin ya da patronun tiranlığına karşı, yanınızdakinin elini tutarak hak bilincini örgütleyin.
- Bir Sanat Atölyesinde ya da Mahalle Meclisindeyseniz: Estetiği ve yaşamı egemenlerin lüks tüketim nesnesi olmaktan çıkarın, onu sokağın, halkın uyanışının ezgisi kılın.
Maksim Gorki’nin Ana romanındaki o muazzam sahneyi hatırlayın: Fabrika işçileri meydanda bayrağı kaldırdığında, o güne kadar sessizce acı çeken Pelageya’nın içindeki o devasa nehir özgürlüğe doğru akmaya başlar. O kadın artık sadece bir anne değil, tarihin anasıdır. Siz de bu dünyanın geleceğinin kurucularısınız.
Sonuç: Kıvılcımdan Yangına
Kapitalizmin yılgınlık yayan safsataları, fildişi kulelerden sızan o çürük kokulu nihilizm, Ioanna Hoca’nın eylemiyle ve şu can alıcı tespitiyle havaya uçuyor:
"İnsan hakları, insanın ne olduğunu, ne olabileceğini gösteren normlardır. Onları korumak, her tekil durumda insanı harcatmama kararlılığıdır."
İnsan onurunu harcatmamak! İşte tüm kavga buradadır. Neoliberalizm sizden kendinizi harcamanızı, arkadaşınızı harcamanızı, geleceğinizi harcamanızı istiyor.
Reddedin!
Antigone’nin tiranlığa diz çökmeyen o soylu, trajik iradesini, Kuçuradi’nin nesnel, akılcı ve örgütlü etik bilinciyle birleştirin. Geleceğiniz egemenlerin yazdığı senaryolarda değil, sizin kendi ellerinizdeki praksistedir. Bulunduğunuz her yeri dönüştürün, her ilişkiyi insanileştirin.
Unutmayın; dünyayı değiştirmek dünyanın yok olmasını beklemekten çok daha kolaydır ve bu, insan olmanın yegane, en kutsal erdemidir.
Çağdaş Antigone’lerin yaktığı o felsefi kıvılcım, sizin etken ellerinizde yarının aydınlık dünyasını kuracak olan o muazzam yangına dönüşecektir!
Bu epik ve tarihsel yürüyüşün ışığında, kendi bulunduğun alanda - okulda, sokakta ya da iş yerinde - egemenlerin yılgınlık duvarına vuracağın ilk epistemolojik darbe, oradaki hangi somut adaletsizliği dönüştürmek olacak?
İlginizi çekebilir ...
https://paragraph.com/@bilisimsen/miletostan-gunumuze-felsefe-illuzyonlari-yirtmak-gelecegi-kurmak





