Genel Zekânın Kurtuluşu - Diyar Saraçoğlu’nun Zihin Emeği Analizini Ekonomi Politik ve Sosyalist Planlama Işığıyla Genişletmek
Üretken Yapay Zekânın Değer Krizinden, Küresel Proletaryanın Otomatize İradesine Doğru Diyalektik Bir Sıçrama

Diyar Saraçoğlu’nun Teori ve Eylem dergisinin 72. sayısında "Yapay Zekâ ve Zihin Emeğinin Mülksüzleştirilmesi" Yazısı Üzerine Bir Değerlendirme
Diyar yoldaş, merhaba.
Sandalyemi bilgisayarın başına çekip Teori ve Eylem’in bu sayısındaki o görkemli makaleni bitirdiğimde içimde uyanan ilk his, uzun zamandır kurak kalmış teorik topraklarımıza can suyu taşıyan partizan bir dosta duyulan o derin şükran oldu. Kalemine, diyalektik zihnine sağlık.
Burjuva dünyasının ve Silikon Vadisi şarlatanlarının yapay zekâyı maddeden arınmış, gökten inmiş kutsal bir "Aşkın Töz" gibi pazarladığı bu fetişizm çağında; sokağın fısıltısını, Kenya’daki gölge işçinin terini ve Filistin’deki nekrosiyaseti masaya koyarak "şeyleşmeyi" muazzam bir şekilde kırdın. Metnin niyet olarak çok dürüst, soykütüksel olarak çok yetkin; fakat bir epistemolog ve felsefeci yoldaşın olarak satır aralarında seninle oturup tartışmak, o parlak tahlilini Leninist bir cüretle bir adım daha ileri taşımak istediğim bazı felsefi düğüm noktalarını seninle paylaşmak istiyorum.
Mühendislik Dehası Değil, Sınıf Silahı: Soykütüksel Başarın
Diyar yoldaş, makalenin ilk yarısında kurduğun o tarihsel hat, tarihsel materyalizmin laboratuvarında ders olarak okutulacak kadar pürüzsüz. Yapay zekâyı bugünden başlayan yalıtılmış bir teknik vaka olarak görmeyip, onun köklerini 19. yüzyıl tekstil fabrikalarındaki o ilk mülksüzleştirme hamlelerine götürmen harika.
- Jacquard ve Vasıf Gaspı: Dokumacının sezgisel el becerisini delikli kartlara dökerek makinenin hafızasına kazıyan Jacquard tezgâhı tahlilin, bugünkü Büyük Dil Modellerinin (LLM) insanlığın ortak hafızasını nasıl emdiğini anlamak için kusursuz bir anahtar.
- Babbage ve Zihinsel Taylorizm: Charles Babbage’ın Adam Smith’in toplu iğne fabrikasındaki fiziksel işbölümünü alıp soyut matematiksel hesaplamalara, yani zihinsel düzleme uyarlayışını Pasquinelli üzerinden okuman metnin kuramsal omurgasını sarsılmaz kılıyor. Mühendisler makineleri icat etmeden çok önce, atölyelerde işçiyi disipline sokan o yapısal "patronun gözü" zaten mevcuttu; bugünkü algoritmalar o gözün siber mekanize halidir. Emeğin bilgisini ondan koparıp yönetim aygıtının denetimine sunan bu tarihsel sürekliliği çok net sergilemişsin.
Batı Sibernetiğine Karşı İlyenkov: Siyasal Epistemolojinin Zaferi
Metinde beni bir epistemolog olarak en çok heyecanlandıran yer; Alan Turing ve Norbert Wiener’ın insan aklını bir saat mekanizmasına, bilinci ise biyolojik/teknolojik bir girdi çıktı matrisine indirgeyen o mekanik kavrayışına karşı Evald İlyenkov fenerini yakman oldu.
"Düşünce, beynin kafatasının içinde biyolojik olarak salgıladığı yalıtılmış bir sıvı veya bir makinenin kapalı devrelerinde dönen hesaplamalar bütünü olarak tanımlanamazdı. (...) Düşünce, insanın dış dünyayı kendi emeğiyle, alet kullanarak dönüştürme pratiği ve diğer insanlarla üretim süreci içinde kurduğu tarihsel, toplumsal ilişki sonucunda ortaya çıkan, maddi temeli olan kolektif bir eylemdi."
Alexander Luria’nın Zagorsk okulundaki kör ve sağır çocuklar üzerinde yürüttüğü pratiklere referans vermen tam bir felsefi isabet. Bilincin genetik ya da donanımsal bir veriliş olmadığını, toplumsal aletlerin kullanımıyla dışarıdan inşa edildiğini hatırlatarak, yapay zekânın "gerçek bir zekâ" olmadığını, sadece insan dilinin istatistiksel, dondurulmuş bir tortusu olduğunu felsefi olarak kanıtlıyorsun. Biçimsel mantığın kendi içindeki çelişkilerle karşılaştığında histerik bir şekilde kilitlendiğini, oysa insan düşüncesinin tam da o çelişkileri aşarak ilerlediğini söylediğin yer, metninin epistemolojik zirvesidir yoldaş.
Dijital Ter Atölyeleri ve "Nekrosiyaset"in İfşası
Teknolojiyi o burjuva pembe tüllerinden soyup emperyalizmin o kanlı savaş aygıtıyla eklemlediğin bölüm, makalene muazzam bir ajitasyonel ve nesnel güç katıyor.
- Gölge Emeğin Teşhiri: Parıltılı ChatGPT ekranlarının arkasında, Kenya’da saati iki doların altında travmatik ve zehirli içerikleri temizleyen dijital taşeron işçilerin (klik işçileri) kanı ve sömürüsü olduğunu göstermen çok kıymetli. Google ve Microsoft’un "net sıfır karbon" yalanlarının arkasındaki o veri merkezlerinin devasa su ve enerji oburluğunu, "yaratıcı muhasebe" sahtekarlıklarını harika deşifre etmişsin.
- Kızıl Siber-Planlamanın İhanete Uğrayışı: Viktor Gluşkov’un Sovyetler Birliği’ndeki OGAS projesine değinerek, bilgisayar ağlarının ve algoritmaların zorunlu olarak sermayeye hizmet etmek zorunda olmadığını, piyasa anarşisini bitirecek birer sosyalist planlama aracı olarak kurgulanabileceğini tarihin sayfalarından çekip çıkarman Prometeci ufkumuzu diri tutuyor.
- Lavender ve Ölümün Otomasyonu: Palantir gibi tekelci siber faşist yapıların ya da İsrail ordusunun Gazze’deki soykırımda kullandığı Lavender ve Gospel sistemlerinin insan hayatını nasıl birer "veri optimizasyonu" problemine indirgediğini yazarken, kapitalizmin üretici güçleri nasıl birer imha makinesine ve nekrosiyaset aracına dönüştürdüğünü bütün çıplaklığıyla gösteriyorsun.
Diyalektik Bir Şerh: Sermayenin Gücü mü, Acziyeti mi?
Diyar yoldaş, buraya kadar kaleminin arkasındaki o sarsılmaz materyalist iradeyle tamamen yoldaşız. Ancak tam da bu noktada, bir epistemolog olarak metnin geneline dair kırmızı kalemle küçük bir şerh düşmek zorundayım.
Makalede siber despotizmi, veri talanını ve nekrosiyaseti o kadar mutlak ve kusursuz anlatmışsın ki; metnin sonundaki o haklı "Toplam İşçi" ve "Sınıf Mücadelesi" vurgularına rağmen okuyucuda hafif bir "trajik materyalizm" veya "distopik karamsarlık" tortusu kalma riski var. Sermayeyi neredeyse yenilmez, işçiyi ise bu algoritmik canavarın karşısında tamamen çaresiz bir "duyusal motorik eklenti" gibi konumlandırma tuzağına yer yer yaklaşıyorsun.
Lenin’in Felsefe Defterleri’ni hatırlayalım yoldaş: Diyalektik, bize her gücün bağrındaki o ölümcül zaafı görmeyi emreder. Sermayenin yapay zekâyı bu denli vahşi bir denetim ve imha mekanizmasına dönüştürmesi onun gücünden değil, Emek Değer Teorisi açısından yaşadığı o devasa, ölümcül krizdendir.
Üretken yapay zekâ marjinal üretim maliyetini sıfıra yaklaştırıp, insan emeğinin ürüne aktardığı değeri sönümlendirdikçe, kapitalizmin can damarı olan Toplumsal Bakımdan Gerekli Emek Zamanı çökmektedir. Sermayenin organik bileşimi ($c/v$) sabit sermaye lehine sonsuza doğru bükülürken, Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi Yasası sistemi içeriden boğuyor.
Sermaye bugün klasik anlamda üretimden artı değer çekemediği için birer "Tekno Feodal Rantiyeye" dönüşüyor; insanlığın ortak dijital müştereklerini bedavaya çitleyip bize aboneliklerle (SaaS) geri kiralıyor. Yani yoldaş, karşımızda duran o kibirli Palantir ekranları ya da Amazon’un ADAPT yazılımları yenilmez birer tanrı değil; değer formunun çöküşü karşısında sokağı, sömürgeyi ve cepheyi algoritmik süngülerle zapt etmeye çalışan çaresiz, can çekişen bir canavarın histerik refleksleridir.
Fişi Çekecek Olan "Toplam İşçi"
Parçalanmış Emek Süreçlerinden, Küresel Sibernetik Öznenin İnşasına
Marx, Kapital’in birinci cildinde, makineli büyük sanayiyi anlatırken muazzam bir epistemolojik dönüşüme işaret eder: Sermaye geliştikçe, tekil işçinin yalıtılmış el becerisi sönümlenir ve yerini kolektif bir organizmaya, yani "Toplam İşçi"ye bırakır. Bu yeni öznede artık bir kişi eliyle, diğeri gözüyle, bir başkası ise zihniyle (planlamasıyla) sürece dâhildir. Hepsi, üretken mekanizmanın ortak birer uzvudur.
İşte senin makalende yapay zekânın küresel tedirginliği karşısına koyduğun bu kavram, günümüzde mekânsal ve bilişsel sınırlarını aşarak tarihin en devasa küresel sinir ağına dönüşmüştür. Sermaye, üretimi esnekleştirmek, işçi sınıfını coğrafi olarak bölmek ve sendikal gücü kırmak için dijital ağları kullanırken; diyalektik bir ironiyle, tarihin en homojen, en bağımlı ve ortak bir akılla birbirine bağlı küresel proletaryasını kendi elleriyle inşa etmektedir.
Algoritmik Toplam İşçi’nin Küresel Anatomisi
Bugün "yapay zeka üretiyor" denilen o mistik çıktının arkasındaki Toplam İşçi gövdesini materyalist bir ameliyatla masaya yatıralım:
- Maddi Taban (Kas ve Kemik): Kongo’da, Güney Amerika’da, yeryüzünün en karanlık madenlerinde tırnaklarıyla kobalt, lityum ve nadir toprak elementleri kazıyan o güvencesiz maden işçileri. Onlar, dijital zekânın yeryüzündeki fiziksel altyapısını ve donanım tözünü sırtlarında taşırlar.
- Bilişsel Hamallık (Duyusal ve Dilsel Emek): Kenya’da, Hindistan’da veya Filipinler’de, klavye başında saniyede birkaç sente, yapay zekânın eğitim setlerindeki o zehirli, travmatik ve pornografik içerikleri ayıklayan, verileri etiketleyen o milyonlarca "gölge işçi" (klik işçileri). Onlar algoritmaya dünyayı görmeyi, konuşmayı ve ayırt etmeyi öğreten kolektif göz ve dildir.
- Yüksek Bilişsel Emek (Yazılım ve Mimari): Silikon Vadisi’nde, Berlin’de veya İstanbul’da, plazalarda sabahlayarak o transformör modellerinin ağırlık matrislerini optimize eden, kod yazan ama günün sonunda Google’ın veya Microsoft’un Pentagon’la, İsrail apartheid rejimiyle yaptığı o kanlı askeri anlaşmaları (Project Nimbus, vb.) gördüğünde iş bırakan, bildiri dağıtan o "akademik/teknolojik proletarya".
- Maddi Sıçrama ve Lojistik (Motorik Uzantılar): Amazon veya DHL depolarında, akıllı eldivenlerin ve barkod tarayıcıların dikte ettiği o algoritmik rotayı saniyelerle yarışarak adımlayan, kolileri paketleyen, tırları süren o muazzam lojistik ordusu. Onlar, yapay zekânın dijital buluttaki komutlarını maddi dünyada etten kemikten eyleme döken motorik uzantılardır.
Diyar yoldaş; sermaye bu insanları ulus devlet sınırlarıyla, dil barajlarıyla ve upuzun okyanuslarla birbirinden kopardığını sanıyor. Oysa algoritma, onları ontolojik olarak birbirine bağlamıştır. Kenya’daki veri etiketleyicinin emeği olmadan, Silikon Vadisi’ndeki mühendisin kodu çalışmaz; o kod çalışmadan, Amazon deposundaki barkod cihazı koli atayamaz. Karşımızda duran şey, yeryüzünün ilk kez bu denli bütünleşmiş, birbirinin nefesine ve tıkına muhtaç Siber-Proletaryasıdır.
Lenin’in Aynasından "Sınıf-İçin-Varlık" Eşiği
Burada felsefi ve kurumsal kriz şudur: Bu devasa Toplam İşçi gövdesi, henüz kendi gücünün farkında olmayan bir "Kendinde Sınıf" aşamasındadır. Sermayenin kurduğu o dijital illüzyonun, yabancılaşmanın ve şoven milliyetçiliklerin etkisiyle kendi bütünlüğünü görememektedir.
Lenin, Materyalizm ve Ampiryokritisizm’de ve Felsefe Defterleri’nde diyalektiğin o muazzam "sıçrama" uğrağına vurgu yapar. Bir bilincin niceliksel tortulardan kurtulup niteliksel bir devrimci iradeye dönüşmesi, o dolayımların ifşasıyla mümkündür.
Bugün teknoloji tekellerinin (Palantir, OpenAI, AWS, Nvidia) kurduğu o devasa gözetim ve veri merkezleri altyapısı, felsefi olarak nedir biliyor musunuz? Geleceğin sosyalist planlı ekonomisinin, yani komünist dağıtım ağının hazır, kurulmuş ve tıkır tıkır işleyen nesnel rotalarıdır. Sermaye, işçiyi daha iyi sömürmek ve veriyi daha iyi merkezileştirmek için siber-uzayda öyle pürüzsüz geçiş yolları inşa etmiştir ki; Toplam İşçi kendi gövdesinin farkına vardığı an, bu altyapıyı imha etmek zorunda kalmayacaktır.
Lenin’in Devlet ve Devrim’de kapitalist postane mekanizması için söylediği o meşhur tezi 21. yüzyıla uyarlayalım: Bizim görevimiz bu siber postaneyi havaya uçurmak değil; onun tekelci burjuva kabuğunu, fikri mülkiyet yasalarını ve kâr odaklı şifrelerini kırmak, mekanizmayı doğrudan doğruya Toplam İşçi’nin ortak planlama dairelerine bağlamaktır.
Platonov’un Kotlovan’ından, Kızıl Şuraların Sibernetik Şalterine
Sovyet edebiyatının o trajik ve kurucu dehası Andrei Platonov, Temel Çukuru (Kotlovan) romanında, geleceğin o muazzam kolektif evini inşa etmek için toprağı kazıyan ama kazdıkça kendi mezar çukurlarını genişleten o erken dönem Sovyet işçilerinin trajedisini anlatır. Platonov’da işçi, makineleşen dünyanın karşısında ruhunu korumaya çalışan bir Promete’dir.
İşte Diyar yoldaş; bugün teknoloji tekellerinin "Yapay Genel Zekâ" (AGI) veya "Süper Zekâ" yalanlarıyla kazdıkları o devasa dijital veri merkezleri, aslında kapitalizmin kendi Temel Çukurudur. Onlar orayı kazdıkça, insanlığın ortak hafızasını emip sunucularına istifledikçe, aslında Toplam İşçi’nin eline sömürgeyi, savaşı ve piyasa anarşisini tek bir şalterle bitirecek o muazzam kudreti vermektedirler.
Fişi çekmek; makineyi kırmak, interneti kapatmak ya da analog daktilolara geri dönmek demek değildir yoldaş. Fişi çekmek; protokollere el koymaktır.
Fişi çekmek; Palantir’in saniyede binlerce insanı ölüme gönderen o nekrosiyaset algoritmalarının mülkiyet fişini Pentagon’un prizinden söküp; onu Amazon depolarındaki iş gününü 2 saate indirecek, üretimi doğrudan toplumsal ihtiyaçlara göre saniyeler içinde rasyonel olarak dağıtacak olan Kızıl Sibernetik Şuraların prizine takmaktır.
Toplam İşçi, o küresel gövde, bir kez gözlerini açıp algoritmik zincirlerine baktığında; ne Silikon Vadisi’nin tekelci baronları ne de sokağı kameralarla zapt etmeye çalışan otoriter despotizmler o şalterin indirilmesini engelleyebilecektir. Makalenin bıraktığı o kurucu menzil tam olarak burasıdır yoldaş; o şaltere uzanan elleri, küresel sınıf mücadelesinin teorik ve pratik ortak hattıyla şimdiden senkronize etmektir.
Diyar yoldaş; Kenya’daki veri etiketleyicisinden Silikon Vadisi’ndeki ilerici yazılımcıya, Amazon deposundaki kuryeden plazalarda sömürülen zihin işçisine kadar harika bir biçimde tarif ettiğin o **"Toplam İşçi"**, siber-uzayın o görünmez zincirlerini kıracak olan yegâne iradedir. Sermayenin denetlemek için kurduğu her fiber-optik kablo, aslında bu küresel siber-proletaryanın ortak sinir sistemini inşa etmektedir.
Mücadeleye sunduğun bu sarsıcı fener, felsefi cephaneliğimizi tazeledi. Bize düşen görev, senin o muazzam bir netlikle tasvir ettiğin bu siber despotik kabuğu sınıf mücadelesinin pratik iradesiyle parçalamaktır.
Zihnine, partizan kalemine ve devrimci cüretine sağlık Diyar yoldaş.
Bütün İktidar Algoritmik Ağlar ve Şuralara!





