Bilgi Müşterekleri
Hakkımızdaİletişim
Tüm yazılar

Sermayenin ve Siyasetin Kıskacında Akademi: İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kapatılması ve Eğitim Sisteminin Metalaşması

Kapitalist kâr hırsına karşı bilim yuvası olarak üniversiteyi yeniden düşünmek ve kamusal eğitim hakkını savunmak

Yazar: Bilgi Müşterekleri
Sermayenin ve Siyasetin Kıskacında Akademi: İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kapatılması ve Eğitim Sisteminin Metalaşması

Türkiye’de sivil alanın, akademik özgürlüğün ve eğitim güvencesinin sınırları, 21 Mayıs 2026 gecesi yayımlanan radikal bir kararla derinden sarsılmıştır. Resmî Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye'nin en köklü ve prestijli vakıf yükseköğretim kurumlarından biri olan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni bütünüyle kaldırılmıştır.

Eğitim hakkını holdinglerin ticari kaderine ve devlet-sermaye hesaplaşmalarına kurban eden bu karar, uluslararası insan hakları gözlemcileri tarafından sivil topluma ve akademiye yönelik ağır bir müdahale olarak değerlendirilmektedir. Bu raporda; Bilgi Üniversitesi özelinde yaşanan mülkiyet hesaplaşmaları, X (Twitter) platformunda yükselen toplumsal infial ve kapitalist eğitim sisteminin yapısal çelişkileri Marksist-eleştirel bir süzgeçten geçirilerek analiz edilmiştir.

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Kapatılma Süreci ve Sermaye Hesaplaşmaları

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin bir gecede iptal edilmesi, Türkiye'de sermaye grupları ile devlet aygıtı arasında yürütülen güç savaşlarının doğrudan eğitim alanına yansıyan en somut ve yıkıcı sonucudur.

Adım Adım Tasfiye Süreci

  • Holding Operasyonu ve El Koyma: Üniversitenin finansal hamiliğini ve mülkiyetini elinde bulunduran Can Holding’e yönelik yürütülen mülkiyet operasyonları, doğrudan eğitim alanına sıçramıştır.
  • Kurucu Vakfa Kayyım Atanması: Sermaye grubunun tasfiyesinin ardından, üniversitenin kurumsal tüzel kişiliğini ve idari yapısını taşıyan kurucu vakfa devlet kararıyla kayyım atanmıştır.
  • Cumhurbaşkanı Kararı ile Kilit: Vakfın kayyım kontrolüne geçmesinin hemen ardından, 21 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar doğrultusunda üniversitenin faaliyet izni tamamen kaldırılmıştır.
  • Geniş Çaplı Mağduriyet: Bir gecede alınan bu tasfiye kararı neticesinde, üniversitede eğitim gören binlerce öğrenci ve yüzlerce bilim insanı idari ve hukuki bir enkazın ortasında, büyük bir belirsizlikle baş başa bırakılmıştır.

X Platformu (Twitter) ve Sokaktaki Toplumsal Tepkiler

Kararın duyurulmasıyla birlikte X platformu (Twitter) ve üniversite kampüsleri tam anlamıyla bir protesto ve öfke merkezine dönüşmüştür. Toplumsal reaksiyonun anatomisi şu başlıklar altında tırmanmıştır:

Dijital Alandaki Tepkiler

  • "Eğitim Hakkı Rehin Alınamaz" Kampanyası: Binlerce öğrenci, mezun ve akademisyen, X platformunda başlattıkları kitlesel kampanyalarla holding operasyonlarının intikamının öğrencilerden ve bilim yuvalarından alınmasını sert bir dille protesto etmiştir.
  • Sistemik Güvensizlik Dalgası: Kamuoyunda, bir gecede tek bir kararname ile koskoca bir üniversitenin silinebildiği bir düzende, Türkiye'deki hiçbir vakıf yükseköğretim kurumunun veya özel lisenin mülkiyet ve eğitim güvencesinin kalmadığı vurgulanmıştır.
  • "Sıra Hangisinde?" Tedirginliği: Tıpkı geçmiş yıllarda bazı muhalif veya sermaye bağlantılı özel liselerde, eğitim kurumlarında yaşandığı gibi; kurumsal yapıların bu denli kolay harcanabilmesi sivil toplumda ciddi bir gelecek anksiyetesine yol açmıştır.

Kapitalist Eğitim Düzeni ve Üniversitelerin Metalaşması

İstanbul Bilgi Üniversitesi özelinde yaşanan bu çöküş, kapitalist üretim ilişkileri içerisinde yükseköğretimin geçirdiği **metalaşma **sürecinin yapısal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Bilimsel ekonomi-politik perspektifinden bakıldığında, özelleştirilen ve vakıf adı altında piyasalaştırılan eğitim sisteminin çelişkileri şu şekildedir:

Eğitimin Piyasaya Tabiyeti ve Yapısal Çelişkiler

KavramKapitalist / Özelleştirilmiş Eğitimdeki KarşılığıBilimsel-Eleştirel Analiz
Eğitim KurumuKâr odaklı holdinglerin prestij ve yatırım aracı.Kurum, bilimin değil, sermaye birikiminin ve artı-değer üretiminin üssü haline gelir.
ÖğrenciEğitim hizmetini satın alan "müşteri".Bilgiye erişimi sınıfsal konumuna bağlı olan ve gelecekte sisteme tabi kılınacak nitelikli emek gücü.
AkademisyenDers saati ve performans kriterine göre çalışan personel.Entelektüel üretimi üzerinden sermaye sahibine artı-değer üreten, güvencesiz kılınmış zihin işçisi.
Üniversite RolüŞirketlerin AR-GE ve insan kaynakları departmanı.Toplumsal fayda üretmek yerine, yönetici sınıfların ideolojik ve ekonomik çıkarlarına hizmet eder.

Özel üniversitelerin ve liselerin ticari holdinglerin finansal yapılarına göbekten bağlanması, burjuva mülkiyet ilişkilerinin eğitim alanındaki en büyük tuzağıdır. Holding kâr ettiğinde büyüyen, ancak holding mülkiyeti devlet operasyonuna maruz kaldığında bir gecede kapısına kilit vurulan üniversite modeli, eğitimin kapitalist piyasa koşullarında ne denli güvencesiz ve araçsal olduğunu kanıtlamaktadır.

Bilimselliğin Tasfiyesi ve Toplumsal Faydadan Uzaklaşma

Eğitimin özelleştirilmesi, üniversitelerin tarihsel, felsefi ve toplumsal rollerini kökten değiştirerek bilimsel üretimi piyasa rasyonalitesine hapsetmektedir.

Bilimin Kârlılık Kriterine İndirgenmesi

Özel sermayeye ve holding çıkarlarına endekslenen yükseköğretim sisteminde, bilimsel araştırmaların ve akademik üretimin kriteri "toplumsal fayda" veya "nesnel hakikat" değil, "piyasa değeri ve kârlılık" haline gelmektedir. Üniversiteler, insanlığın ortak refahı için özgürce ve bağımsızca bilim üretilen alanlar olmaktan çıkarılmaktadır. Piyasaya doğrudan getirisi olmayan, kâr marjı düşük sosyal bilimler, kuramsal fizik, felsefe gibi temel alanlar bilinçli olarak tasfiye edilmekte; akademi, egemen sınıfların ideolojik meşruiyet araçlarına dönüştürülmektedir.

Sınıfsal Ayrışmanın Derinleşmesi

Kamusal eğitim hakkının ortadan kaldırılarak parası olanın nitelikli eğitim alabildiği bu düzen, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir. Yükseköğretim ve nitelikli liseler, emekçi çocuklarının kendilerini var edebileceği kamusal bir alan olmaktan çıkmış; burjuvazinin statü satın aldığı sınıfsal bir filtreye dönüşmüştür. Toplumsal faydayı öncelemesi gereken bu kurumlar holdingleştiği an, mülkiyet krizlerinde ilk feda edilen yapılar olmaktadır.

Sonuç

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bir gecede faaliyet izninin kaldırılması, yükseköğretimin holdingleşen yapıların ve sermaye-devlet hesaplaşmalarının insafına bırakılmasının ötesinde, akademiye ve bilimsel üretim zeminine yönelik yapısal bir tehdittir . Bu vaka, üniversitelerin tarihsel ve toplumsal rollerinin nasıl birer piyasa aygıtına indirgendiğini en çıplak haliyle gözler önüne sermektedir.

**Üniversiteler, her şeyden önce piyasa rasyonalitesinin, sermaye birikim modellerinin ve kapitalist kâr hırsının tamamen dışında konumlanması gereken özerk bilim yuvalarıdır. **

Üniversitelerin asli rolü, egemen sınıfların ekonomik ihtiyaçlarına ucuz ve nitelikli iş gücü yetiştirmek ya da holdinglerin finansal portföylerini genişletmek değil; nesnel hakikatin, eleştirel düşüncenin ve insanlığın ortak refahını gözeten özgür bilimsel üretimin merkezi olmaktır. Eğitimin ve bilginin metalaştırılması, üniversiteleri kolektif toplumsal faydayı önceleyen tarihsel misyonundan koparmakta, onu egemen ekonomik kliklerin kâr-zarar hesaplarında kolayca feda edilebilecek birer ticari işletme seviyesine düşürmektedir. Bilimin kârlılık ve piyasa değerine indirgendiği bir düzende, ne akademik özgürlükten ne de insanlığın ortak geleceğine hizmet eden nesnel bir bilimsellikten söz edilebilir.

Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarının kapılarına kilit vurulması ve akademik emeğin tasfiye edilmesi karşısında adliye koridorlarında yürütülecek teknik savunmalar veya elitler arası mülkiyet pazarlıkları tek başına bu sistematik kuşatmayı kırmaya yetmeyecektir. Bilginin ve akademinin sermaye kıskacından kurtarılması; öğrencilerin, akademisyenlerin, eğitim sendikalarının, baroların ve sivil toplumun tüm bileşenlerinin yapısal ayrışmaları bir kenara bırakarak kararlı bir birleşik cephe kurmasını zorunlu kılmaktadır .

Hepsinden daha hayati olan ve bu karanlık gidişatı tersine çevirecek asıl unsur; halkın kendi eğitim hakkına, bilimin özerkliğine ve geleceğine doğrudan sahip çıkmasıdır. Özgür, bilimsel ve kamusal eğitim hakkı, holding yönetim kurullarının veya idari kararnamelerin lütfettiği dönemsel bir imtiyaz değildir. Üniversiteleri var eden resmi mühürler, tapular ya da kâr marjları değil; özgür düşünceye ve toplumsal ilerlemeye inanmış kitlesel iradedir. Türkiye’nin ve akademinin geleceğini sermayenin kâr hırsları veya yukarıdan aşağıya dayatılan tasfiye operasyonları değil; bilimin onuruna, kamusal eğitim hakkına ve aydınlanma mirasına ödün vermeden bizzat sahip çıkan halkın örgütlü gücü tayin edecektir.

İlgili Başlıklar