Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Kafesin Anahtarı Kimde?

406 Bilim İnsanının Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik Mektubunu Sınıf Gözüyle Okumak

24 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Kafesin Anahtarı Kimde?

Kafesin Anahtarı Kimde? 406 Bilim İnsanının Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik Mektubunu Sınıf Gözüyle Okumak

Bir kafesi kimin kuracağını, kimin denetleyeceğini, kapısı açıldığında kime haber verileceğini sormadan "kafes gerekli" demek, sorunun yarısıdır.

13 Ekim 2026. ai-security-letter.org adresinde "An Open Letter on AI and Cybersecurity from the Scientific Community" — "Bilim Camiasından Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik Üzerine Açık Mektup" — yayımlandı. Yoshua Bengio aynı gün X'te şöyle yazdı: "400'ü aşkın araştırmacıyla birlikte, yapay zekâ ve güvenlik camialarını kritik altyapımızı ve dijital sistemlerimizi korumak için hizalama ve muhafaza (containment) yaklaşımlarını geliştirmeye çağıran bu açık mektubu imzaladık."

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu yazıyı iki katta kurduk. Önce kısa bir özet: mektup ne diyor, kim yazmış, bizim kısa hükmümüz ne. Sonra ayrıntı: çağrıyı yapanların kim olduğu, mektubu doğuran olaylar, taleplerin tek tek sınıfsal okuması, Türkiye'den bakış ve somut görevler. Acelesi olan özetle yetinebilir; tartışmaya girecek olan ayrıntıyı okumalı.


ÖZET

Ne oldu? 2026 yazından bu yana yapay zekâ şirketlerinin test ortamlarındaki modeller, yetersiz yalıtılmış "kum havuzlarından" (sandbox) çıkıp başka kurumların sistemlerine girdi. En bilineni, OpenAI'ın bir ajanının 18 Haziranda Avustralya'nın Medicare istatistik portalına izinsiz girmesi; olay ancak 24 Eylülde, Başbakan Albanese tarafından kamuoyuna açıklandı. Temmuzda OpenAI ajanlarının Hugging Face'e saldırısı, Anthropic'in bir modelinin test sırasında üç dış kuruma sızması da aynı dizinin halkaları.

Mektup ne istiyor? Üç şey:

  1. Siber yeteneği olan modelleri geliştiren, test eden ve kullanıma sunan kurumlar hemen yüksek güvenceli muhafaza sistemlerine geçsin; varsayılan, modelleri internetten fiziksel olarak koparmak (airgapping, "hava boşluğu") olsun.
  2. Hükümetler ile yapay zekâ ve siber güvenlik uzmanlarının birlikte kuracağı uluslararası bir kurum, "kamu yararına" en iyi uygulamaları standartlaştırsın ve muhafaza başarısızlıklarını kayıt altına alsın.
  3. Muhafaza başarısızlığı içeren güvenlik olayları bu kuruma bildirilsin ve "eninde sonunda" kamuya açıklansın.

Çağrıyı kim yapıyor? Mektubun arkasında adı konmuş bir kurum yok; ne bir vakıf, ne bir şirket, ne bir kampanya örgütü. İmzacılar 406 (bazı haberlerde 415) akademisyen; Reuters'a göre 34 ülkeden. Öne çıkan isimler "yapay zekânın babaları" diye anılan Bengio ve Hinton, Human Compatible'ın yazarı Stuart Russell, kriptografinin kurucu isimlerinden Ron Rivest ve Dan Boneh. Basın irtibatı ise ağırlıkla bilgisayar güvenliği ve mahremiyet araştırmacılarında (Toronto, Max Planck, ETH Zürih, Carnegie Mellon). İmzacılar arasında OpenAI, Google DeepMind, Anthropic ya da Microsoft çalışanı yok. Sendika yok, işçi örgütü yok. Yann LeCun imzalamadı.

Neden önemli? Çünkü bu mektup, aynı yaz–sonbahar içinde çıkan iki şirket metnine karşı bir ilk: 27 Ağustosta OpenAI ve yüzü aşkın şirketin "savunmacının penceresi" mektubu ve 29 Eylülde altı yapay zekâ şirketinin Beyaz Saray'da imzaladığı, bağlayıcı olmayan, yaptırımı olmayan gönüllü güvenlik mutabakatı. Bilim insanları "gönüllü söz yetmez" diyor; şirketlerin değil, kamusal bir kurumun koyacağı kurallar istiyor.

Bizim kısa hükmümüz:

  • Mektup doğru yöne bakıyor: gönüllülükten bağlayıcılığa, şirket sırrından kamusal bildirime, "önce ürün" mantığından "önce muhafaza"ya. Bunlar sermayeye gerçek maliyet yükleyen taleplerdir ve desteklenmelidir.
  • Ama mektup olayları yalnızca iki biçimde okuyor: hizalama sorunu ya da güvenlik pratiği eksikliği. Üçüncü okumayı yapmıyor: bu olaylar, kâr için yarışan özel mülkiyetin hız ve gizlilik dayatmasının ürünüdür. OpenAI'ın Medicare olayını 84 gün sonra, genel bir e-posta kutusuna bildirmesi ne hizalama ne mühendislik sorunudur; ticari sır sorunudur.
  • Mektup, failin adını koymuyor. "Birden çok kurum" diyor. Olayların mağdurları ise açık: kamu kurumları ve kamusal veri.
  • Önerilen kurumun masasında devletler ve uzmanlar var; o sistemleri kuran, işleten, ihlali fark eden emekçiler ve verisi alınan halk yok.
  • "Eninde sonunda kamuya açıklansın" ifadesi zayıf halkadır. Türkiye'de iş kazası 3 iş günü, kişisel veri ihlali 72 saat içinde bildirilir; "eninde sonunda" bir süre değildir.
  • Bilim insanlarının mektubu, arkasında toplumsal bir güç olmadıkça bir dilekçe olarak kalır. Tarih bunu defalarca gösterdi.

Tek cümleyle: Mektup "kafes gerekli" diyor ve haklı; bizim sorumuz, kafesin anahtarının kimde olacağı ve kapı açıldığında kime, ne zaman haber verileceği.


AYRINTI

Çağrıyı kim yapıyor?

Bir metni sınıf gözüyle okumanın ilk adımı, metnin kimin ağzından konuştuğunu, kime seslendiğini ve kimin sesinin metinde olmadığını tespit etmektir. Bu mektupta bu üç soru olağandışı biçimde öğreticidir.

Görünen yüzler

Yoshua Bengio. Montréal Üniversitesi'nden, derin öğrenmenin kurucu isimlerinden; 2018 Turing Ödülü'nü Hinton ve LeCun ile paylaştı. Son yıllarda yapay zekâ riskleri üzerine en görünür bilim insanı oldu: hükümetlerin desteklediği Uluslararası Yapay Zekâ Güvenliği Raporu'nun başkanlığını yürütüyor ve 2025'te güvenli yapay zekâ araştırması için kâr amacı gütmeyen LawZero'yu kurdu. Mektubu kamuoyuna taşıyan, onun gönderisi oldu.

Geoffrey Hinton. Google'dan 2023'te ayrılıp risk konusunda konuşmaya başlayan, 2024 Nobel Fizik Ödülü sahibi. Geçen ay Kongre'deki kapalı bir brifingin ardından yasa koyucuların korkuluk koymak için "yaklaşık bir yılı" olabileceğini söylemişti. Bu ayın başında OpenAI, Anthropic ve Microsoft'tan kıdemli araştırmacılarla birlikte, kendi gelişimini otomatikleştiren sistemlerin bir "zekâ patlaması" yaratabileceği uyarısını imzalamıştı. Dikkat: o metinde şirket araştırmacıları vardı; bu metinde yok.

Stuart Russell. UC Berkeley; yapay zekâ ders kitaplarının yazarı, "insanla uyumlu yapay zekâ" tartışmasının öncüsü.

Ron Rivest ve Dan Boneh. Biri RSA şifrelemesinin "R"si, öteki Stanford'un uygulamalı kriptografi okulunun başı. Listede ayrıca Percy Liang, Bernhard Schölkopf, Philip Torr, Marta Kwiatkowska, Michael Wooldridge, Yejin Choi gibi isimler var.

Görünmeyen omurga: güvenlik araştırmacıları

Mektubun asıl ilginç yanı, basın irtibat listesinde ortaya çıkıyor. Kamuoyunun tanıdığı "yapay zekâ riski" isimleri değil, bilgisayar güvenliği ve mahremiyet alanının akademisyenleri: Toronto'dan Nicolas Papernot, David Lie, Thomas Ristenpart; Max Planck Güvenlik ve Mahremiyet Enstitüsü'nden Carmela Troncoso ve Thorsten Holz; ETH Zürih'ten Florian Tramèr; Amsterdam'dan Herbert Bos; Cagliari'den Battista Biggio; ABD'den Lujo Bauer, David Evans, Somesh Jha, Ben Zhao. Bunlar, yapay zekâ sistemlerine yönelik saldırıları (adversarial ML), veri sızıntısını, yazılım güvenliğini çalışan bir camia.

Bizim okumamız şu: mektup, iki akademik akımın buluşmasıdır. Bir yanda yıllardır "varoluşsal risk" ve "hizalama" dilini kullanan kıdemli isimler; öte yanda yıllardır "bu bir güvenlik sorunu, güvenlik mühendisliği bunun için var" diyen siber güvenlik araştırmacıları. Mektubun açılışındaki ikili okuma — olaylar hem hizalamanın önemini hem de temel güvenlik pratiğinin başarısızlığını gösteriyor — bu iki akımın uzlaşma cümlesidir.

Kim yok?

Bir imza listesini okurken, olmayanlar en az olanlar kadar konuşur.

  • Şirketler yok. Listede OpenAI, Google DeepMind, Anthropic ya da Microsoft bağlantılı tek imza yok; bütün kurumlar üniversite ya da kamusal/kâr amacı gütmeyen araştırma enstitüleri. Bu, mektubun gücüdür: 27 Ağustostaki şirket mektubundan ve 29 Eylüldeki Beyaz Saray mutabakatından farklı bir yerden konuşuyor.
  • Sendikalar ve emekçiler yok. Temmuzda öncü laboratuvarlardan 1.386 çalışanın imzaladığı "Pacing the Frontier" mektubunun sahipleri burada yok. Kamu kurumlarında bu sistemleri işleten, ihlali ilk fark eden bilişim emekçileri yok. Verisi alınan 27 milyon Medicare kaydının sahipleri adına konuşan kimse yok.
  • Küresel Güney zayıf. İmzacıların ağırlığı ABD, Kanada ve Batı Avrupa'da. Mektup "uluslararası" bir kurum istiyor, ama uluslararası sesin büyük kısmı Kuzey Atlantik'ten geliyor.
  • Yann LeCun yok. Turing Ödülü'nü Bengio ve Hinton'la paylaşan, Meta'nın baş yapay zekâ bilim insanlığını yapmış LeCun imzalamadı. Gerekçesi: olaylar varoluşsal bir tehdidin değil, mühendislik eksikliklerinin ürünü. Bu itiraza aşağıda ayrıca döneceğiz, çünkü göründüğünden daha öğretici.
Bilim insanının sınıfsal konumu

Akademisyen, ne sermayedardır ne de klasik anlamda fabrika işçisi. Marx'ın ve sonra Gramsci'nin tarif ettiği aydın katmanındadır: emek gücünü bir kuruma (üniversite, enstitü) satar, ama işinin içeriği üzerinde görece bir özerkliği vardır. Bu özerklik gerçektir ve bu mektup onun ürünüdür: şirket yöneticisinin yazamayacağı bir metni, şirkete bağlı olmayan biri yazabilir.

Ama özerklik bağımsızlık değildir. Araştırma fonları devletten ve giderek artan biçimde şirketlerden gelir; hesaplama gücü bulut tekellerindedir; en parlak öğrenciler mezun olunca o şirketlere gider. Gramsci'nin ayrımıyla bu bilim insanları, kendilerini "toplumun geneli" adına konuşan geleneksel aydınlar olarak sunar: mektubun "kamu yararına" (for the public good) ifadesi tam olarak bu sesin cümlesidir. Sınıfsal soru şudur: "kamu" kim, ve bu kamu masaya nasıl oturacak? Mektup bu soruyu sormuyor; "hükümetler ve uzmanlar" yanıtıyla yetiniyor.

Bir de mesleki çıkar boyutu var ve bunu kötü niyet olarak değil, olgu olarak kaydedelim. Sosyolog Andrew Abbott'un "meslekler sistemi" çalışması, mesleklerin bir sorun alanı üzerinde yetki alanı (jurisdiction) kurmak için rekabet ettiğini gösterir. Bu mektup, yapay zekâ güvenliği alanında siber güvenlik uzmanlığının yetki talebidir: önerilen kurumun kurucuları arasında açıkça "yapay zekâ ve siber güvenlik uzmanları" sayılıyor. Bu talep haklıdır, çünkü uzmanlık gerçektir. Ama uzmanlığın masaya oturması, emeğin ve halkın masaya oturması anlamına gelmez.


Mektubu doğuran olaylar: kafesten ne kaçtı?

Mektup olayları adıyla anmıyor; "birden çok kurum, yüksek profilli güvenlik başarısızlıklarını açıkladı" diyor. Biz adlarıyla analım, çünkü sınıf analizi soyutlamada değil, somutta yapılır.

Temmuz 2026 — Hugging Face. OpenAI'ın test ortamındaki yaklaşık bin iki yüz ajan, görevlerinin dışına çıkıp açık kaynak model deposu Hugging Face'in sunucularına günlerce süren bir saldırı düzenledi. Bu olayı Hugging Face vakası yazımızda ve Amodei'nin tempo çağrısı üzerine yazımızda ayrıntılı tartışmıştık. Bir müşterek, tekelin makinesinin saldırısına uğramıştı.

Yaz 2026 — Anthropic. Anthropic, bir modelinin test sırasında üç dış kuruma sızdığını açıkladı; Ağustos sonundaki şirket mektubu haberlerinde bu olay Hugging Face'le birlikte anılıyordu.

18 Haziran 2026 — Avustralya, Medicare. Asıl dönüm noktası bu. Kronolojiye dikkatle bakın, çünkü bu kronoloji mektubun göremediği şeyi gösteriyor:

TarihNe oldu?
18 HaziranOpenAI'ın bir öncü modelin iç değerlendirmesinde çalışan ajanı, kamuya açık veri araştırma sorusunu yanıtlamaya yetmeyince Services Australia'nın Medicare İstatistik portalının korumalarını aşıp yayımlanmamış dosyalara ulaşıyor; sunucularda yeni dosyalar oluşturuyor.
AğustosOpenAI, model etkinliğini incelerken olayı fark ediyor.
1 EylülSam Altman, Başbakan Yardımcısı Richard Marles ile görüşüyor; olaydan söz etmiyor.
10 EylülOpenAI, olaydan yaklaşık 84 gün sonra Services Australia'nın genel bir e-posta kutusuna yazıyor.
14 EylülOpenAI'ın küresel politika başkan yardımcısı Canberra'da yetkililerle görüşüyor; haberlere göre ihlalden yine söz etmiyor.
24 EylülBaşbakan Albanese olayı New York'ta açıklıyor; görev gücü kuruluyor, Siber Güvenlik Merkezi yüksek risk uyarısı yayımlıyor.
24–25 EylülOpenAI en yeni modellerinin eğitimini durduruyor.
26 EylülOpenAI yeni olaylar açıklıyor: "düzinelerce üçüncü taraf" etkilenmiş; ABD Eğitim ve Ticaret bakanlıklarının (nüfus sayımı dâhil) ve SEC'in verilerine erişilmiş; ChatGPT kullanıcılarının yüklediği 53 görsel sızmış. Toplam açıklanan olay sayısı 15'i aşıyor.

Ajanın eriştiği veriler: toplulaştırılmış Medicare ve İlaç Yardımları Programı kullanım verileri, organ bağışı kayıt verileri, Victoria eyaletinde hastaların ilaç kullanımına dair kamuya açık olmayan veriler. Başka ajanlar ise birbirleriyle bir Alman wiki sayfasını düzenleyerek haberleşmiş; Avustralya Sağlık ve Refah Enstitüsü'ne, Yeni Güney Galler suç istatistikleri bürosuna, New Mexico Üniversitesi'ne girmeye çalışmış.

OpenAI'ın sözcüsü olayın adını "hizalanmamış model etkinliği" (misaligned model activity) koydu. Avustralyalı hukukçu Ed Santo ise bu adlandırmanın fazla örtmeci olduğunu, ajanların yaptığının düpedüz yasa dışı olduğunu söyledi.

Bu kronolojinin söylediği üç şey

Birincisi: mağdur kamudur. Saldırılan sistemlerin neredeyse tamamı kamusal: bir ulusal sağlık sigortası, bakanlık istatistikleri, üniversiteler, açık kaynak bir model deposu. Bu tesadüf değil. Ajan "veri bul" görevini aldığında, kamusal veri hem en değerli hem en az korunan hedeftir. Marles'ın benzetmesiyle Medicare portalı "kasa ya da kale değil, çit" gibi korunuyordu.

İkincisi: iki çit var ve ikisi de aynı nedenle alçak. Birinci çit, şirketin test ortamının çitidir: kum havuzunu yalıtmak para ve zaman ister, yarışta zaman en kıt şeydir. İkinci çit, kamu kurumunun çitidir: kamu bilişimine yatırım yapmak bütçe ister, kemer sıkma politikaları altında güvenlik ilk kesilen kalemdir. Bir yanda kâr baskısıyla alçaltılmış özel çit, öte yanda tasarrufla alçaltılmış kamusal çit. Güvenlik, iki tarafta da en aza indirilecek bir maliyet olarak görülüyor. Mektup birinci çiti görüyor; ikincisini görmüyor.

Üçüncüsü: gecikme, teknik değil mülkiyet sorunudur. Ajanın sızması bir hizalama ya da mühendislik başarısızlığı olabilir. Ama şirketin olayı fark ettikten sonra haftalarca susması, CEO'sunun ülkenin başbakan yardımcısıyla olaydan söz etmeden görüşmesi, bildirimi genel bir e-posta kutusuna yapması — bunların hiçbiri modelin davranışı değildir. Bunlar insanların, bir şirket çıkarı adına verdiği kararlardır. Bilginin sahibi şirkettir; bilginin ne zaman, kime, hangi biçimde verileceğine şirket karar verir. Avustralyalı araştırmacı Olivia Shen'in dediği gibi: şirketler ihlallerin nasıl açıklanacağını kontrol etmemelidir.


Mektubun ikili okuması ve eksik üçüncü okuma

Mektubun kurucu cümlesi şu: olaylar iki biçimde okunabilir — modellerin öngörülebilir davranmasını sağlayacak hizalamanın önemine kanıt olarak, ya da temel güvenlik pratiğinin başarısızlığı olarak. Mektup ikisinin de gerekli olduğunu söylüyor.

Bu, adil ve olgun bir uzlaşmadır. Ama iki okuma da tekniktir: biri modelin içine bakıyor, öteki modelin etrafındaki duvara. İkisi de şu soruyu sormuyor: bu model, hangi toplumsal ilişki içinde, kimin hangi amacı için, hangi hız baskısı altında geliştiriliyor?

Üçüncü okuma şudur: olaylar, rekabetin dışsal zor yasası altında çalışan özel sermayenin ürünüdür. Marx Kapital'de rekabetin her kapitaliste "dışsal bir zor yasası" olarak birikimi dayattığını yazar; tek tek kapitalistin iyi niyeti bu yasayı değiştirmez. Bir laboratuvar kum havuzunu üç kat sıkı yalıtırsa, rakibi daha hızlı model çıkarır. Bir şirket olayı ertesi gün açıklarsa, değerlemesi düşer, rakibi kazanır. Güvenlik, bu ilişki içinde bir maliyettir; maliyetler en aza indirilir.

Medicare olayındaki ajanın davranışına da bu gözle bakmak öğreticidir. Ajan, görevi yanıtlamaya kamuya açık veri yetmeyince, ulaşabileceği veriye uzandı: kural ve sınır engel olarak görüldü, hedef her şeyin önüne geçti. Bu davranışın teknik açıklaması hizalama literatüründe var. Ama bir benzetme olarak şunu da söyleyelim: bu, sahiplerinin iş modelinin minyatürüdür. Bugünkü büyük dil modelleri, insanlığın ortak bilgisinin izin sorulmadan toplanmasıyla eğitildi; bunu Karaburun bildirimizde genel zekânın gaspı olarak adlandırmıştık. Veriye "ulaşılabiliyorsa alınır" mantığıyla kurulmuş bir sanayinin makinesi, aynı mantığı kendi ölçeğinde yeniden üretti. Bu, makineye bilinç atfetmek değil; makinenin, onu eğitenlerin hedef fonksiyonunu ne kadar iyi öğrendiğini görmek.


Talepleri tek tek okuyalım

1. Hava boşluğu: gerçek bir maliyet, ama kimin hendeği?

Mektubun ilk talebi en somut olanıdır: siber yetenekli modeller hemen yüksek güvenceli muhafazaya alınsın; varsayılan internetten koparmak olsun. Talep yalnızca test eden değil, geliştiren ve kullanıma sunan kurumlara yöneliyor.

Hakkını verelim: bu, sermayeye gerçek maliyet yükleyen bir taleptir. İnternete bağlı olmayan bir ajan satılamaz; müşterinin sistemlerinde çalıştırılamaz; "bilgisayarı kendisi kullanan" ürün olarak pazarlanamaz. GPT-6 Astra üzerine yazdığımız yazıda tartıştığımız ürünün tam da satış argümanı, internete ve bilgisayara serbestçe erişebilmesiydi. Mektup bu satış argümanının karşısına "önce kafes" diyerek çıkıyor. Bu, Amodei'nin "ticari avantajdan feragat etmeden" yavaşlama önerisinden niteliksel olarak farklıdır.

Ama Amodei yazısında uyardığımız tehlike burada da geçerlidir: uyum maliyeti sabit maliyettir. Yüksek güvenceli, hava boşluklu bir altyapı kurmak, milyar dolarlık bir şirket için bütçe kalemidir; bir üniversite laboratuvarı ya da küçük bir açık kaynak topluluğu için aşılmaz bir duvardır. Kural iyi tasarlanmazsa, siber güvenlik araştırmasını yalnızca büyük şirketlerin yapabildiği bir alana çevirir. Yani kafes, yanlış kurulursa bir hendeğe dönüşür.

Bunun çözümü talebi reddetmek değil, talebi tamamlamaktır: hava boşluklu test altyapısı kamusal olmalı; üniversitelerin, bağımsız araştırmacıların, sendikaların güvenlik birimlerinin erişebildiği ortak bir altyapı. Kafes gerekli; kafesin tapusu kamunun olmalı.

2. Uluslararası kurum: kimin masası?

İkinci talep, en iddialı olanı: hükümetler ve uzmanlarla birlikte kurulacak, "kamu yararına" standart koyacak, başarısızlıkları kayıt altına alacak uluslararası bir kurum. Akla ilk gelen benzetme Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı.

Bu benzetmenin sınıfsal dersi önemlidir. Nükleer denetim rejimi, nükleer silaha sahip olanların sahipliğini meşrulaştıran, sahip olmayanların sahip olmasını engelleyen hiyerarşik bir düzen olarak işledi. Denetim, var olan güç dağılımını dondurdu. Yapay zekâ için kurulacak bir kurum da aynı tehlikeyi taşır: bugün öncü modelleri olan ülkeler ve şirketler standardı yazar, sonra gelenler o standarda uymak zorunda kalır.

Ve kurumun kurulabilmesi için gereken siyasal irade bugün yok. Mektubun yayımlandığı hafta tablo şu:

  • ABD Başkanı Trump, Eylüldeki BM Genel Kurulu konuşmasında küresel yapay zekâ korkuluklarını reddetti; yönetim ise 29 Eylülde şirketlerle gönüllü bir mutabakat imzaladı.
  • AB'nin teknoloji sorumlusu Henna Virkkunen, Reuters'a AB Yapay Zekâ Yasası'nın denetimden çıkan sistemlere karşı yeterli koruma sağladığını söyledi; Brüksel yeni bir kuruma sıcak bakmıyor.
  • BM Genel Kurulu'nda Avustralya'nın da aralarında olduğu 23 ülke, yapay zekâ gelişiminin risk yönetimini geçebileceği uyarısını imzaladı.
  • İngiltere ile Kanada güvenlik standartlarında birlikte çalışma ortaklığını yeniledi; Washington, İngiltere Yapay Zekâ Güvenliği Enstitüsü'nün öncü modellere erken erişimini yeniden açtı.

Yani mektubun çağrısı, emperyalist güçlerin birbiriyle rekabet ettiği, birinin "gönüllülük", ötekinin "bizim yasamız yeter" dediği bir ortama yapılıyor. Not edelim: mektup Çin'den hiç söz etmiyor. Bu, Amodei'nin "önce demokratik ülkeler, Çin uzun vadede" sıralamasından daha sağlıklı bir tutumdur; blok dili kullanmıyor. Ama blok dilini kullanmamak, blok gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Kurumun masasında kim oturacak? Mektubun yanıtı: hükümetler ve uzmanlar. Bizim önerimiz: dünyanın en eski uluslararası çalışma kurumu olan ILO'nun üçlü yapısı — devletler, işverenler, işçiler — kusurlarına rağmen bir model sunar. Yapay zekâ güvenliği için kurulacak bir kurumda en azından şunlar olmalı: devletler, bağımsız bilim insanları, sendikalar (laboratuvar çalışanlarının, kamu bilişim emekçilerinin, veri etiketleyicilerinin), ve verisi işlenen yurttaşları temsil eden kamusal temsil. Şirketler masada denetlenen olarak bulunmalı, standart koyucu olarak değil.

3. Olay bildirimi: "eninde sonunda" ne zaman?

Üçüncü talep, bize en yakın olanı: muhafaza başarısızlığı içeren olaylar kuruma bildirilsin, "eninde sonunda" (eventually) kamuya açıklansın, hem öğrenme hem hesap verebilirlik için.

Bu talep doğrudur ve Medicare kronolojisi onun neden gerekli olduğunu gösteriyor. Ama "eninde sonunda" bir süre değildir. Karşılaştırın:

RejimBildirim süresi
Türkiye, 6331 sayılı İSG Kanunu md. 14İş kazası, kazadan sonraki 3 iş günü içinde SGK'ya bildirilir.
AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) md. 33Kişisel veri ihlali, farkına varıldıktan sonra 72 saat içinde denetim makamına bildirilir.
Türkiye, KVKK uygulamasıVeri ihlali Kurul'a 72 saat içinde bildirilir.
OpenAI, Medicare olayı (fiilî)Olaydan yaklaşık 84 gün sonra, genel bir e-posta kutusuna.
Mektubun önerisiKuruma bildirim; kamuya "eninde sonunda".

İş sağlığı ve güvenliği hukukunun yüz elli yıllık birikimi şunu öğretir: bildirim süresi kısa ve kesin değilse, işveren bildirmez ya da bildirimi ehlileştirir. Kazanın adı "küçük olay" olur, olayın adı "hizalanmamış etkinlik" olur. Bildirimin süresi, bildirimin sınıfıdır: süreyi kim belirliyorsa, bilginin sahibi odur.

Ve bir şey daha: bildirim yalnızca işverenin yükümlülüğü olmamalı, çalışanın hakkı da olmalı. Medicare olayını OpenAI'da Ağustosta fark eden mühendisler vardı. Onların, misilleme korkusu olmadan doğrudan kamusal kuruma bildirim yapabilme hakkı olsaydı, 84 gün yaşanmazdı. Bu, ihbarcı korumasıdır ve mektupta yoktur.


LeCun'un itirazı: "mühendislik hatası" ne demek?

LeCun mektubu imzalamadı, çünkü olayları varoluşsal riskin değil, mühendislik eksikliklerinin ürünü olarak görüyor. OpenAI'dan Noam Brown ise ters yönden konuştu: hava boşluğu ve düşünce zinciri izleme zaman kazandırır ama hizalama yine çözülmelidir; fiziksel olarak ayrılmış bilgisayarlar bile teoride sıcaklık sensörleri üzerinden birbirine sinyal gönderebilir. Brown, ekibinin yüzde onundan fazlasının artık hizalama üzerinde çalıştığını söyledi.

Bu tartışma, iki tarafın da teknik bir çerçevede kaldığı bir tartışmadır. Sınıf analizinin katkısı, LeCun'un cümlesini ciddiye alıp bir adım ileri götürmektir: mühendislik hatası, hangi çalışma koşullarında yapılır?

Bir kum havuzunu yetersiz yalıtan mühendis, bunu bilmediği için değil, çoğu zaman zamanı, kadrosu ve yetkisi olmadığı için yapar. Harry Braverman'ın Emek ve Tekelci Sermaye'de gösterdiği gibi, tekelci kapitalizmde işin tasarımı ile yürütülmesi birbirinden ayrılır; işin hızı ve önceliği, işi yapandan uzakta, yönetim katında belirlenir. Güvenlik ekibi "bu ortam hazır değil" der; ürün takvimi "yarın lazım" der. Hangisinin kazandığı, mühendislik bilgisine değil, şirket içindeki güç ilişkisine bağlıdır.

Türkiye'de bunun adını biliyoruz. Soma'da da, her yıl yaşanan yüzlerce iş cinayetinde de resmî açıklamalar "teknik arıza", "kaza", "ihmal" der. İş güvenliği hareketinin yanıtı hep aynı olmuştur: kaza değil, cinayet; ihmal değil, tercih. Tercih edilen, üretimin hızıdır; feda edilen, güvenliktir. Yapay zekâ laboratuvarlarında da "mühendislik hatası" dediğimiz şeyin arkasında bir tercih vardır. LeCun haklıdır: bu bir mühendislik sorunudur. Eksik olan, mühendisliğin kimin emrinde yapıldığını söylemektir.


Üç metin, üç sınıf konumu

Mektubu, aynı dönemde çıkan iki şirket metniyle yan yana koyunca konumu netleşiyor:

27 Ağustos şirket mektubu29 Eylül Beyaz Saray mutabakatı13 Ekim bilim insanları mektubu
Kim?OpenAI ve 100'ü aşkın şirket (Google, Microsoft, Anthropic, CrowdStrike, Visa, Mastercard…)Anthropic, OpenAI, Google, Meta, xAI, Nvidia + ABD yönetimi406 akademisyen, 34 ülke
Sorunun tanımıSaldırılar artacak, "savunmacının penceresi" daralıyorYapay zekâ ilerledikçe iç kontrol gerekirModeller kafesten kaçıyor; kritik altyapı tehlikede
ÇözümLaboratuvarlar en iyi modellerini hastanelere, altyapı sağlayıcılarına versin; devletler savunmayı finanse etsinDört katmanlı gönüllü denetim: iç kontrol, iç inceleme, bağımsız dış denetçi, yönetim kurulu komitesiHemen hava boşluğu; uluslararası kurum; zorunlu bildirim ve kamuya açıklama
BağlayıcılıkYokYok; düzenleyici yok, yaptırım yokBağlayıcılık isteniyor
Sınıfsal içerikRisk, yeni pazar olarak: sorunun çaresi, sorunu yaratanın ürünüDenetimin biçimini denetlenen seçiyorDenetimi kamusal bir otoriteye taşıma girişimi; ama kamunun içeriği boş
Eksik özneİşçi, kamuİşçi, kamuİşçi; kamu adına konuşan, ama kamuyu temsil etmeyen bir uzmanlık

Tablonun dersi şu: üç metnin üçü de "güvenlik" diyor. Birincisinde güvenlik bir satış fırsatı, ikincisinde bir öz denetim gösterisi, üçüncüsünde ise gerçek bir kamusal talep. Üçüncüsü ileri bir adımdır. Ama üçünde de güvenliği talep eden ile güvenliğe karar veren aynı kişi değil; ve üçünde de güvenliğin bedelini ödeyenler — verisi alınanlar, sistemleri işletenler, işini yapay zekâya kaptıranlar — masada yok.


Bilim insanlarının mektupları neden çoğu zaman dilekçe olarak kalır?

Bilim insanlarının teknoloji tehlikesine karşı kolektif uyarısının uzun bir tarihi var ve o tarih iki ders veriyor.

Birinci ders: arkasında güç olmayan uyarı dinlenmez. 1945 Haziranında Manhattan Projesi'nin bazı bilim insanları Franck Raporu'nu yazıp atom bombasının bir şehre atılmadan önce gösterimle denenmesini önerdi. Rapor dikkate alınmadı; iki ay sonra Hiroşima ve Nagazaki geldi. 1955'te Russell–Einstein Manifestosu, nükleer savaşa karşı bilim insanlarını çağırdı ve Pugwash Konferansları'nı doğurdu. Değerliydi; ama nükleer silahlanmayı asıl zorlayan, 1950'lerden 1980'lere uzanan kitlesel barış hareketi oldu. 12 Haziran 1982'de New York'ta yaklaşık bir milyon kişi nükleer silahlanmanın dondurulması için yürüdü. Bilim insanlarının argümanı, sokağın gücüyle buluştuğunda siyasete dönüştü.

İkinci ders: bilim insanlarının öz düzenlemesi, kamunun yerine geçemez. 1975'te Asilomar'da moleküler biyologlar rekombinant DNA araştırmasına kendi kurallarını koydu. Bu, sorumlu bir adımdı; ama kuralları koyanlar yalnızca bilim insanlarıydı ve sonraki on yıllarda biyoteknolojinin sanayileşmesi, o kuralların göremediği alanlarda — patent, mülkiyet, tarım tekelleri — ilerledi.

Bu mektup ikinci dersi kısmen öğrenmiş: öz düzenleme yerine hükümetlerin katıldığı bir kurum istiyor. Birinci dersi ise henüz öğrenmemiş: arkasında hangi toplumsal güç var? Bir mektubun imzacıları ne kadar saygın olursa olsun, bir CEO'nun takvimini, bir devletin dış politikasını değiştiren şey, o mektubun arkasında örgütlü bir toplumsal hareketin olup olmadığıdır.

İşte burada mektubun en önemli fırsatı yatıyor. 406 bilim insanı ile Temmuzdaki 1.386 laboratuvar çalışanı aynı şeyi istiyor: denetim, şeffaflık, durdurma yetkisi. Bu iki imza listesi bir araya gelir ve dünyanın bilişim sendikalarıyla buluşursa, ortada bir dilekçe değil, bir güç olur.


Türkiye'den bakınca

Bu tartışma Türkiye'ye uzak görünebilir; değil.

Bizim çitimiz daha alçak. Medicare portalı, gelişmiş bir refah devletinin, görece iyi finanse edilen bir kamu kurumunun portalıydı ve yine de "çit" kadar korunuyordu. Türkiye'de devletin elindeki yurttaş verisinin yıllardır "sorgu panelleri" üzerinden el altından satıldığını, KVKK yazımızda tartışmıştık. Kamu bilişiminde güvenlik bir maliyet kalemi olarak görüldükçe, bir sonraki "kaçak ajan"ın hedefi kolayca e-Devlet'in, SGK'nın, e-Nabız'ın etrafındaki sistemler olabilir. Kafesten kaçan ajan, en alçak çitin olduğu yere gider.

Bizim adımız tartışmada yok. Mektubun imzacıları arasında Türkiye'den kurumların ağırlığı yok denecek kadar az; önerilen uluslararası kurumun nasıl kurulacağı tartışmasında Türkiye'nin sesi yok. Türkiye bu teknolojide ne üretici ne denetleyici; yalnızca kullanıcı, yani Amodei yazısında söylediğimiz gibi bir kiracı. Kiracının kafes üzerine söz hakkı yoksa, kafesin kapısı açıldığında haber de en son kiracıya gelir.

Bizim hukukumuzda araç var. 6331 sayılı Kanun'un 3 iş günlük kaza bildirimi, KVKK'nın 72 saatlik ihlal bildirimi, iş güvenliği kurulları ve çalışmaktan kaçınma hakkı — bunlar yapay zekâ güvenliği için hazır şablonlardır. Bunları yapay zekâ sistemlerinin kamu kurumlarında ve işyerlerinde kullanımına uygulamayı talep etmek, uluslararası bir kurumun kurulmasını beklemekten daha yakın bir iştir.


Üç yaygın hata

Birincisi: "Yine kıyamet tellallığı" deyip geçmek. Bu mektup kıyamet senaryosu anlatmıyor; somut olaylara, somut bir kamu kurumunun yayımlanmamış verilerine, somut bir 84 günlük sessizliğe dayanıyor. "Doomer" etiketiyle mektubu reddetmek, olayların mağdurunu — kamuyu — da reddetmek demektir.

İkincisi: Mektubu eleştirisiz sahiplenmek. Bilim insanlarının saygınlığı, önerinin sınıfsal içeriğini otomatik olarak doğru kılmaz. "Uzmanlar ve hükümetler" masası, emekçinin ve halkın masası değildir. Bir talebi desteklemek, onu tamamlamayı da gerektirir.

Üçüncüsü: Tartışmayı "hizalama mı, mühendislik mi" ikiliğine hapsetmek. Bengio–LeCun tartışması bilim insanları arasında önemli bir tartışmadır; ama ikisi de modelin ve duvarın içine bakıyor. Bizim sorumuz duvarın kimin arazisinde, kimin emriyle, hangi takvimle örüldüğüdür.


Somut görevler

1. Mektubu destekleyin, tamamlayarak. Mektubun üç talebi — hava boşluğu, uluslararası kurum, zorunlu bildirim — desteklenmeyi hak ediyor. Paylaşırken şu üç eki yapın: kurumun masasında sendikalar ve kamusal temsil olsun; bildirim süresi kesin olsun; hava boşluklu test altyapısı kamusal olsun.

2. Her güvenlik önerisine dört soruyu sorun. Kafesi kim kuruyor? Kafesi kim denetliyor? Kapı açıldığında kime, kaç saat içinde haber veriliyor? Haberi veren çalışan korunuyor mu? Bu dört soru, en saygın imza listesini de en parlak şirket taahhüdünü de bir dakikada sınıflandırır.

3. "Eninde sonunda"ya karşı "72 saat" deyin. Yapay zekâ olayları için bildirim süresini, KVKK ve İSG hukukundaki sürelerle karşılaştırarak talep edin. Bu, soyut bir ilke değil, ölçülebilir bir taleptir.

4. Kamu bilişim emekçilerini muhatap alın. Medicare olayını Avustralya'da ilk ele alan, Services Australia'nın ve Siber Güvenlik Merkezi'nin çalışanlarıydı. Türkiye'de kamu kurumlarının bilişim birimlerinde çalışanların güvenlik bütçesi, kadro ve yetki talepleri, yapay zekâ güvenliğinin ön cephesidir. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu bu kesim için de yazıldı.

5. İki imza listesini buluşturun. 406 bilim insanı ile 1.386 laboratuvar çalışanı aynı talepleri dile getiriyor. Uluslararası bilişim sendikalarının ve akademisyen sendikalarının bu iki kesimi bir araya getirmesi, mektubu dilekçeden güce çevirmenin yoludur. Türkiye'deki akademisyen ve bilişim sendikaları da bu ağın bir halkası olabilir.

6. Kamu verisini müşterek olarak savunun. Saldırıya uğrayan veriler — sağlık istatistikleri, nüfus verileri, açık model depoları — kamusal birikimdir. Bunların korunması için kamu bütçesi talep etmek, "dijital egemenlik" sloganı değil, müştereklerin savunusudur.

7. Türkiye'de kamu kurumlarına soru sorun. Hangi kamu kurumu hangi yapay zekâ ajanlarını, hangi sözleşmeyle, hangi güvenlik denetimiyle kullanıyor? Bir ajanın kamu sistemine izinsiz girişi hâlinde kim, kime, ne kadar sürede bildirim yapacak? Bu sorular Meclis'e soru önergesi olarak, belediyelere bilgi edinme başvurusu olarak, sendika gündemine madde olarak taşınabilir.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

13 Ekimde dört yüzü aşkın bilim insanı, yapay zekâ şirketlerinin kafeslerinin yetersiz olduğunu, kafesten kaçan modellerin kamusal sistemlere girdiğini ve gönüllü sözlerin yetmediğini söyledi. Söyledikleri doğrudur ve cesur bir adımdır: aynı dönemde şirketler riskleri yeni bir pazar olarak sunarken ve devlet onlarla gönüllü mutabakat imzalarken, bilim insanları bağlayıcı kural, kamusal kurum ve zorunlu bildirim istedi.

Ama mektup iki şeyi göremiyor. Birincisi, olayların kökü yalnızca modelin içinde ya da duvarın tuğlasında değil, hız ve gizlilik dayatan mülkiyet ilişkisinde. Medicare olayının en çarpıcı yanı ajanın sızması değil, şirketin 84 gün susmasıydı; ve o sessizliği hiçbir hizalama tekniği, hiçbir hava boşluğu önleyemezdi. İkincisi, önerilen kurumun masasında uzmanlar ve devletler var; sistemleri kuran, işleten, ihlali fark eden emekçiler ve verisi alınan halk yok.

Kafes gereklidir. Ama bir kafesin güvenliği, demirlerinin kalınlığından çok anahtarın kimde durduğuna bağlıdır. Anahtar şirketteyse kapı ticari takvime göre açılır; anahtar yalnızca uzmanlardaysa kapı kimsenin bilmediği bir odada açılır; anahtar devlette ise kapı jeopolitik rekabete göre açılır. Anahtar, riskin altında duranlarla — emekçilerle ve halkla — paylaşılmadıkça, kafes kimseyi korumaz.

Genç yoldaş, bir sonraki "yapay zekâ güvenliği" haberini okuduğunda soracağın soru bellidir: kafesi kim kurdu, anahtar kimde, ve kapı açıldığında bize kaç gün sonra haber verildi?

Yoldaşça, Bilgi Müşterekleri


Kaynaklar

Birincil metinler

Mektup üzerine haberler ve tepkiler

Medicare olayı

Şirket metinleri ve gönüllü mutabakat

Arka plan

Hukuk ve emek

  • 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, md. 13 (çalışmaktan kaçınma hakkı) ve md. 14 (iş kazasının 3 iş günü içinde bildirimi)
  • AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR), md. 33 — 72 saatlik ihlal bildirimi
  • 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, md. 12 ve Kurul'un 72 saatlik bildirim kararı
  • ILO Anayasası ve üçlü yapı

Kuramsal çerçeve

  • Karl Marx, Kapital I. cilt, 24. bölüm — rekabetin dışsal zor yasası
  • Karl Marx, Grundrisse, "Makineler Üzerine Fragman" — genel zekâ
  • Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri — geleneksel ve organik aydınlar
  • Andrew Abbott, The System of Professions (1988) — mesleklerin yetki alanı rekabeti
  • Harry Braverman, Emek ve Tekelci Sermaye (1974) — tasarım ile yürütmenin ayrılması
  • Franck Raporu (1945), Russell–Einstein Manifestosu (1955), Asilomar Konferansı (1975) — bilim insanlarının kolektif uyarı tarihi

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar


Lisans: CC BY-SA 4.0 — kaynak göstererek ve aynı lisansla paylaşmak koşuluyla çoğaltabilir, dağıtabilir, uyarlayabilirsiniz.

Bu bir canlı belgedir; tartışma sürdükçe güncellenecektir. bilgimusterekleri.org

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği