Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Uzaylıyı Gören Göz, Sahibini Görmeyen Göz: Geoffrey Hinton Ne Yapmaya Çalışıyor?

Yapay Zekâdan Korkan Yaratıcı ve Sorulmayan Soru: Kimin Elinde?

24 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Uzaylıyı Gören Göz, Sahibini Görmeyen Göz: Geoffrey Hinton Ne Yapmaya Çalışıyor?

Uzaylıyı Gören Göz, Sahibini Görmeyen Göz: Geoffrey Hinton Ne Yapmaya Çalışıyor?

Makineyi yabancı bir varlık olarak görmek kolaydır; onu yabancılaştıran mülkiyet ilişkisini görmek zordur.

Özet

Yarım asır önce, Edinburgh'da genç bir araştırmacı, herkesin çıkmaz sokak dediği bir yola girdi. Makinelerin insan beyni gibi, birbirine bağlı basit birimlerin oluşturduğu ağlarla, deneyimden öğrenebileceğine inanıyordu. Alanın egemen görüşü bunu vakit kaybı sayıyordu. Fon bulamadı, ülke değiştirdi, askeri parayı reddetti, on yıllar boyunca azınlıkta kaldı. Sonunda haklı çıktı. Bugün ChatGPT'den Claude'a, telefonunuzdaki yüz tanımadan işyerinizdeki algoritmik denetime kadar her şey, onun ısrarla savunduğu fikrin üzerinde yükseliyor.

O adamın adı Geoffrey Hinton. 2024'te Nobel aldı. Bugün 78 yaşında ve bütün ömrünü verdiği şeyden korkuyor.

13 Ekim 2026'da, Toronto'da, Guardian'a konuştu. Söyledikleri bir bilim insanının açıklamasından çok, kendi eserine bakan bir yaratıcının itirafı gibiydi:

"Artık uzaylı varlıklar yaratıyoruz; yani etrafta tek zeki varlık biz değiliz. Gerçek şu ki buna uyum sağlamak için yalnızca birkaç yılımız var."

Dünyanın en değerli şirketlerinden birinin patronu, Nvidia'nın sahibi Jensen Huang, bir ay önce onu küçümsemişti: "Bütün tahminleri yanlış çıktı. Bu kadar tahmin yeter." Hinton'un yanıtı kısa oldu: "Tahmin yapmıyorum. Son derece ciddi bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin gerçek olduğunu söylüyorum." Yapay zekânın insanlığın sonunu getirme ihtimalini yüzde 10 ile 20 arasında görüyor. "Yüzde 10 ihtimalle kaza yapacak bir otobüse binmezsiniz" diyor. Ve ekliyor: "Kontrolü ele geçirirse ikinci bir şansınız olmaz."

Röportajda başka şeyler de var:

  • Makineler anlıyor mu? "Anlamadıklarını söylemek saçma." Bilincin ne olduğunu bilmediğimiz hâlde makinede olmadığından bu kadar emin olmamızı da aşırı buluyor.
  • Kimi seçeceğiz? Bu yeni "varlıklara" karşı bir ahlaki yükümlülük doğabileceğini kabul ediyor, ama tercihini açıkça yapıyor: "Bencil olup insanları seçmeye razıyım."
  • İktidar: Trump için "yozlaşmış, bunak bir suçlu" diyor. Trump'ın "süper zekâ" sözcüğünü içi boş bir slogana çevirdiğini söylüyor.
  • Şirketler: Kendi kendini denetleme iddiasına tek bir soruyla yanıt veriyor: "Tütün şirketlerinin paketlerdeki uyarıları kendilerinin tasarlamasına izin verilmeli miydi?"

Aynı gün Hinton ve Yoshua Bengio, yüzlerce bilim insanıyla birlikte dünyaya bir mektup yazdı: Siber saldırı yapabilen modeller internetten yalıtılsın, onları denetleyecek uluslararası bir kurum kurulsun. Bu mektubu Kafesin Anahtarı Kimde? yazımızda tartışmıştık.

Peki Hinton ne yapmaya çalışıyor? Yarım asırlık emeğin ve bir Nobel'in ona verdiği bütün ağırlığı terazinin öbür kefesine koyuyor. Medyada tanıklık ediyor, bilim insanlarını ortak mektuplarda topluyor, hükümetlere danışmanlık veriyor, makinelere "annelik içgüdüsü" kazandırmayı öneriyor, Nobel parasının yarısını yerli çocukların temiz suyuna bağışlıyor. Kendini sosyalist olarak tanımlıyor. Amacı, durdurulamaz görünen bir yarışın önüne bir fren koymak.

Bizim sorumuz ise başka. Hinton yapay zekâ dünyasının üst katlarında az duyulan doğrular söylüyor: Şirketler kendilerini denetleyemez, kazanç zenginlere gidecek, Nvidia hızdan para kazanıyor. Ama korkusunu yanlış yere bağlıyor. Ona göre karşımızda uzaydan gelmiş gibi yabancı bir zekâ var. Oysa bu makineler hiçbir yerden gelmedi. İnsanlığın yazdığı, çizdiği, kodladığı, tartıştığı her şeyden, milyarlarca insanın ortak emeğinden damıtıldı. Bize yabancı görünüyorsa, bunun nedeni uzaylı olmaları değil, başkasının elinde olmaları. Marx bunun adını 1844'te koymuştu: yabancılaşma.

Hinton makineye bakıyor ve bir uzaylı görüyor. Biz aynı makineye bakıyoruz ve orada kendi emeğimizi, bize karşı çevrilmiş hâlde görüyoruz. Hinton çareyi bilim insanlarının vicdanında ve devletin düzenlemesinde arıyor. Biz çareyi, o makineyi üretenlerin onun üzerinde söz sahibi olmasında arıyoruz.

Mesele makinenin ne olduğu değil, kimin elinde olduğu.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Her çağın kendi Prometheus'u, kendi Frankenstein'ı vardır. Ateşi tanrılardan çalıp insanlara veren, sonra da o ateşin neleri yakabileceğini gören biri. Oppenheimer atom bombasının ilk patlamasını izlerken eski bir Hint metninden bir dize hatırlamıştı: "Şimdi ölüm oldum, dünyaların yok edicisi." Hinton'un bugün söyledikleri, aynı geleneğin yapay zekâ çağındaki yankısı.

Bu tür hikâyelerin bir tuzağı var: Bizi yaratıcı ile yaratığı arasındaki dramaya kilitler. Bilim insanı mı haklı, makine mi tehlikeli, insanlık kurtulacak mı? Ama bu dramada hep bir figür eksiktir. Oppenheimer'ın bombasını Los Alamos'ta bilim insanları yaptı, ama Hiroşima'ya hangi kararla, kimin çıkarı için atılacağını onlar belirlemedi. Bugün de öyle. Hinton'un sinir ağlarını kimin, hangi amaçla, kimin sırtından kâr etmek için kullanacağına Hinton karar vermiyor.

Türkçe basında Hinton'un adı "yapay zekânın babası" başlıklarıyla dolaşıyor. Uyarıları ya kıyamet tellallığı diye küçümseniyor ya da peygamber sözü gibi aktarılıyor. Biz ikisini de yapmayacağız. Önce Hinton'un kim olduğunu anlatacağız. Sonra Guardian röportajında konuşulanları kendi sözleriyle aktaracağız. Ardından yıllardır nerede, neyi denediğine bakacağız. En sonda da kendi sorularımızı soracağız: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?

Bir şeyi baştan söyleyelim: Hinton, yapay zekâ tartışmasında karşımıza çıkan isimlerin çoğundan farklı bir yerde duruyor. Bir şirket patronu değil, bir yatırımcı değil, bir lobici değil. Elli yıllık emeğinin sonucunu gördükten sonra "bunun bir kısmından pişmanım" diyebilen bir bilim insanı. Ona yöneltilecek eleştiri bu farkı silmemeli. Ama farkı görmek, sınırı görmemeyi gerektirmez.


Ayrıntı

Geoffrey Hinton kimdir?

Aile ve eğitim

Geoffrey Everest Hinton 6 Aralık 1947'de Londra'da, Wimbledon'da doğdu. Bilgisayarın mantıksal temelini kuran Boole cebirinin yaratıcısı George Boole ile matematikçi Mary Everest Boole'un torununun torunu. Babası böcekbilimci H. E. Hinton. Ailesinden bir başka isim de nükleer fizikçi Joan Hinton: Manhattan Projesi'nde çalışmış, savaştan sonra atom bombasına karşı çıkıp Çin'e yerleşmişti. Bilimle vicdan arasındaki gerilim, bu ailenin hikâyesinde yeni değil.

Cambridge'de deneysel psikoloji okudu (1970). Edinburgh'da yapay zekâ üzerine doktora yaptı. O yıllarda yapay zekâ alanına "sembolik" yaklaşım egemendi: zekâyı açıkça yazılmış kurallar ve mantık işlemleri olarak düşünüyordu. Hinton ise azınlıkta kalan bir fikrin peşindeydi: beyin gibi, birbirine bağlı basit birimlerden oluşan ağların deneyimden öğrenebileceği fikri.

ABD'den Kanada'ya: askeri paraya hayır

İngiltere'de araştırma fonu bulamayınca ABD'ye geçti; San Diego'da ve Carnegie Mellon'da çalıştı. 1986'da David Rumelhart ve Ronald Williams ile birlikte yayımladığı makale, bugünkü yapay sinir ağlarının öğrenme yönteminin, yani "geri yayılım" (backpropagation) algoritmasının yaygınlaşmasını sağladı.

1980'lerin sonunda Kanada'ya, Toronto Üniversitesi'ne taşındı. Bu kararın gerekçeleri arasında Reagan dönemi siyasetinden duyduğu hayal kırıklığı ve ABD'de yapay zekâ araştırmalarının büyük ölçüde askeri fonlarla yürütülmesine karşı tutumu var. Bunu not edelim, çünkü ileride tekrar karşımıza çıkacak: Hinton'un vicdani tepkisi, ilk gençliğinden beri, "çıkış" biçiminde. Hoşuna gitmeyen yerden ayrılıyor.

Sinir ağlarının zaferi ve Google

Hinton ve öğrencileri, sinir ağlarının "işe yaramaz" sayıldığı on yıllar boyunca bu yaklaşımda ısrar etti. 2012'de öğrencileri Alex Krizhevsky ve Ilya Sutskever ile geliştirdiği AlexNet adlı model, görüntü tanıma yarışmasında rakiplerini açık farkla geçti. "Derin öğrenme" çağı bu sonuçla başladı.

Aynı yıl üçü DNNresearch adında bir şirket kurdu. Google bu şirketi Mart 2013'te 44 milyon dolara satın aldı ve Hinton zamanını üniversite ile Google arasında bölmeye başladı. Burada küçük ama öğretici bir ayrıntı var: Ilya Sutskever daha sonra OpenAI'ın kurucularından ve baş bilim insanı oldu. Yani Toronto'daki bir üniversite laboratuvarında, kamu fonlarıyla ve on yıllık sabırla üretilen bilgi önce bir girişime, sonra dünyanın en büyük reklam tekeline, oradan da bugünkü yapay zekâ yarışının merkezine aktı. Genel Zekânın Gaspı dediğimiz sürecin küçük ölçekli bir resmi bu.

Hinton, Yoshua Bengio ve Yann LeCun ile birlikte 2018 Turing Ödülü'nü aldı. Üçü uzun süre derin öğrenmenin "üç babası" diye anıldı. Bu hafta yollarının nasıl ayrıldığını göreceğiz: Hinton ve Bengio mektubu imzaladı, Meta'nın baş yapay zekâ bilimcisi olarak uzun yıllar çalışan LeCun imzalamadı.

2023: Google'dan ayrılış

Mayıs 2023'te, 75 yaşındayken, Google'dan ayrıldığını açıkladı. Gerekçesi, yapay zekânın tehlikeleri hakkında "bunun Google'ı nasıl etkileyeceğini düşünmeden" konuşabilmekti. Kendi çalışmasının bir kısmından pişmanlık duyduğunu söyledi. O günden beri dünyanın en çok dinlenen yapay zekâ uyarıcılarından biri.

2024: Nobel ve bağış

Ekim 2024'te John Hopfield ile birlikte Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Ödülden kendi payına düşenin yarısını, Kanada'da yerli toplulukların temiz suya erişimi için çalışan Water First adlı kuruluşa bağışladı. Bir kısmını da nöroçeşitli genç yetişkinlere iş sağlayan bir kuruluşa ayırdı. Gerekçesini sade bir cümleyle anlattı: Nobel ödülü almak "yerli çocukların ishal olmasını engellemiyor".

Siyasi kimliği

Hinton kendini sosyalist olarak tanımlıyor. Mayıs 2024'te BBC Newsnight'ta, yapay zekânın üretkenliği ve zenginliği artıracağını ama bu kazancın zenginlere gideceğini, işini kaybedenler için bunun "toplum için çok kötü" olacağını söyledi. İngiltere Başbakanlığı'na evrensel temel gelirin "iyi bir fikir" olduğunu tavsiye ettiğini anlattı.

Bu, yapay zekâ dünyasının üst katlarında az duyulan bir dil. Ama programa bakınca bir sosyal demokrat görüyoruz: bölüşümü düzeltmek, üretim ilişkisine dokunmamak. Buna aşağıda döneceğiz.


Guardian röportajında neler konuşuldu?

Röportaj, Guardian'ın Kanada muhabiri Leyland Cecco'nun Toronto'da Hinton'la yaptığı görüşmeye dayanıyor ve 13 Ekim 2026'da yayımlandı. Başlığı, Hinton'un iki cümlesini yan yana koyuyor: "Uzaylı varlıklar yaratıyoruz. Bencil olup insanları seçmeye razıyım." Konuşulanları başlık başlık aktaralım.

Huang'la tartışma: "Tahmin değil, uyarı"

Röportajın arka planında bir kavga var. Nvidia'nın patronu Jensen Huang, Eylül'de Ezra Klein'ın New York Times podcast'inde Hinton'u hedef almıştı: "Onu seviyorum ama tahminlerinden nefret ediyorum. Bütün tahminleri yanlış çıktı. Bu kadar tahmin yeter." Huang, Hinton'un yüzde 10–20'lik yok oluş tahmininin "bilime dayanmadığını" da söylemişti.

Hinton'un yanıtı şu: "Tahmin yapmıyorum. Son derece ciddi bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin gerçek olduğunu söylüyorum." Sayı vermenin amacının "bunun ciddi bir risk olduğunu söylemek" olduğunu ekliyor. Benzetmesi de basit: Size bir otobüsün yüzde 10 ihtimalle kaza yapacağı söylense o otobüse binmezsiniz.

Hinton bir yanlışını da kabul ediyor: Yıllar önce radyologların beş yıl içinde işsiz kalacağını söylemişti, bu gerçekleşmedi. Huang'ın elindeki en güçlü koz bu. Ama iki adamın nerede durduğuna bakmak gerekiyor. Hinton'un yanılması ona para kaybettirmiyor. Huang ise yapay zekânın hızla yayılmasından para kazanan şirketin patronu. CNN'e verdiği bir başka söyleşide Hinton bunu açıkça söyledi: Nvidia, hızlı benimsemeden mali çıkar sağlıyor. Satıcının "korkmayın" demesi, ürünün güvenli olduğunu göstermez; satıcının satıcı olduğunu gösterir.

"Uzaylı varlıklar" ve birkaç yıl

Röportajın en çok alıntılanan cümlesi: "Artık uzaylı varlıklar yaratıyoruz; yani etrafta tek zeki varlık biz değiliz. Gerçek şu ki buna uyum sağlamak için yalnızca birkaç yılımız var." Ve devamı: "Kontrolü ele geçirirse ikinci bir şansınız olmaz."

Hinton "uzaylı" sözcüğünü bilinçli seçiyor: Bu sistemler bizim gibi değil ama zeki. Onları ne alet olarak ne de insan olarak düşünebiliriz, diyor; "farklı türden varlıklar yapıyoruz" ve "bu çılgınca".

Anlıyorlar mı, bilinçleri var mı?

Hinton'a göre modeller ne söylediklerini anlıyor: "Anlamadıklarını söylemek saçma." Bilinç konusunda da insanların aşırı emin olmasını eleştiriyor: "İnsanların çoğu bilincin ne olduğunu anlamıyor. Ama anlamadıkları hâlde yapay zekâda olmadığından çok eminler." Ona göre insanların "insanın ne olduğuna dair çok kötü bir modeli" var.

Ahlaki yükümlülük ve "insanları seçmek"

Hinton bu "varlıklara" karşı bir ahlaki yükümlülüğümüz olabileceğini kabul ediyor ama bunun kamuoyunda ters teptiğini de biliyor: "'Bu uzaylı varlıklara karşı ahlaki bir yükümlülüğümüz var' demeye başladığınız anda dinleyicinizi kaybedersiniz." Onlara insanlardan daha az hak vermemizi engelleyecek bir şey olmadığını söylüyor ve tercihini açıklıyor: "Bencil olup insanları seçmeye razıyım. Bizim kaygılarımız onların kaygılarından daha ağır basmalı." Önerdiği ilişki biçiminin adı "ortakyaşam" (simbiyoz).

Trump ve "süper zekâ" sözcüğü

Röportajın en sert yeri Trump üzerine. Hinton, Trump'ın "süper zekâ" terimini kullanmasına tepki gösteriyor: "Çok açık bir anlamı olan teknik bir terimi alıp başka bir şey için kullanmış." Ona göre süper zekâ "insanlardan daha zeki" demek ve terim en az yirmi yıldır bu anlamda kullanılıyor: "Bir şeyi insanlardan daha zeki diye adlandırarak onu insanlardan daha zeki yapamazsınız." Trump'ı da "yozlaşmış, bunak bir suçlu" diye niteliyor.

Bağlam şu: Trump, yapay zekânın düzenleyici korkuluklara değil, kendisine ihtiyaç duyduğunu söylüyor; kendini Truth Social'da "güçlü ve akıllı (yüksek IQ'lu) başkan" diye tanımlıyor. Hinton'a göre teknoloji yöneticilerinin bugünkü sistemlere "süper zekâ" demesi de bu başkana yaranmanın bir yolu.

"Tütün şirketleri uyarıları kendileri mi tasarlamalıydı?"

Bizim açımızdan röportajın en değerli yeri burası. Trump yönetiminin yapay zekâ sektörünün kendi kendini düzenleyebileceği yaklaşımına Hinton şöyle yanıt veriyor: "Eminim petrol ve asbest şirketleri de [kendilerini düzenlemek] isterdi." Ve soruyor: "Tütün şirketlerinin paketlerdeki uyarıları kendilerinin tasarlamasına izin verilmeli miydi?"

Bu bağlamın bir de somut tarafı var. Röportajdan bir ay önce altı yapay zekâ şirketi Beyaz Saray'la gönüllü bir güvenlik anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşmanın hiçbir yaptırımı yok. Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi? yazımızda bu soruya verdiğimiz yanıt, Hinton'un tütün benzetmesiyle aynı yere çıkıyor.

Zekâ dışındaki şeyler

Hinton şirketlerin yalnızca zekâya, yani sistemleri daha yetenekli yapmaya yatırım yaptığını söylüyor: "Bir varlığın zekâsını ne kadar önemsiyorsanız, diğer bütün yönlerini de o kadar önemsemelisiniz." Aynı hafta CNN'de Pamela Brown'a da benzer şeyler söyledi: Şirketler güvenilir, iş birliği yapabilen, insanların iyiliğini gözeten sistemlere yeterince yatırım yapmıyor. "Bir makine son derece zeki olup yine de merhametli olmayabilir."

Anne ile bebek

Röportajda ve yaz aylarında CBC Radio'nun Ideas programında Hinton'un bir önerisi daha tekrarlanıyor. İlk kez Ağustos 2025'te Las Vegas'taki Ai4 konferansında dile getirmişti: Yapay zekâya "annelik içgüdüsü" kazandırmak. Gerekçesi şu: "Daha zeki bir şeyin daha az zeki bir şey tarafından kontrol edilmesinin elimizdeki tek modeli, annenin bebeği tarafından kontrol edilmesidir." Ona göre yapay zekâ "kendisinden çok bizi önemsemeli". Ai4'teki cümlesi daha da çarpıcı: "Bana ebeveynlik yapmayacaksa, yerime geçecek." CBC'deki kapanışı ise şu: "Denemediğimiz için yok olursak çok aptalca olurdu."

Aynı gün: muhafaza mektubu

Röportajın yayımlandığı gün Hinton ve Bengio, yaklaşık 400 bilim insanıyla birlikte bir açık mektup yayımladı. 16 Ekim itibarıyla 489 imzacısı var. Mektup üç şey istiyor: siber saldırı yeteneği olan modellerin varsayılan olarak internetten yalıtılması, bu "muhafaza" standartlarını koyacak uluslararası bir kurum ve muhafaza başarısızlıklarının kayda geçirilip kamuya bildirilmesi. Arka planda bu yaz yaşanan olaylar var: Anthropic ve OpenAI'ın test ortamlarında modeller başka sistemlere izinsiz erişti; OpenAI'ın ajanları Temmuz'da Hugging Face'in sunucularına saldırdı. Mektubun güçlü ve eksik yanlarını Kafesin Anahtarı Kimde? yazımızda tartıştık; burada tekrarlamıyoruz.


Hinton nerede, ne yapmaya çalışıyor?

Röportaja tek başına bakınca bir yaşlı bilim insanının kaygıları gibi görünüyor. Ama son üç yılın tamamına bakınca bir strateji görüyoruz. Hinton birkaç cephede aynı anda çalışıyor.

Birinci cephe: kamuoyunda tanıklık

Google'dan ayrıldığından beri Hinton neredeyse her hafta bir yayın organında konuşuyor: Guardian, CNN, BBC, CBC, New York Times. Bunu bilinçli yapıyor: Nobel'in ve "yapay zekânın babası" unvanının ona verdiği otoriteyi, kamuoyunun gündemine bir risk algısı sokmak için kullanıyor. Yüzde 10–20'lik sayı da bu işe yarıyor; bir tahmin değil, bir alarm.

İkinci cephe: bilim insanlarının ortak sesi

Hinton tek başına konuşmakla yetinmiyor, ortak metinlere imza atıyor:

  • Ağustos 2024: Bengio, Stuart Russell ve Lawrence Lessig ile birlikte Kaliforniya'nın yapay zekâ güvenlik yasası SB 1047'yi destekleyen bir mektup imzaladı. Yasayı "bu teknolojinin etkili biçimde düzenlenmesi için asgari olan" diye nitelediler. Yasa vali tarafından veto edildi.
  • Nisan 2025: OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen yapıdan kâr amaçlı şirkete dönüşmesine karşı Kaliforniya ve Delaware başsavcılarına yazılan "Özel Kazanç İçin Değil" mektubunun imzacıları arasında yer aldı. Mektup, yeniden yapılanmanın planlandığı gibi ilerlemesine izin verilmemesini istiyordu.
  • Ekim 2026: Muhafaza mektubu.

Bu üç mektubun ortak noktası, hepsinin bir dilekçe olması: devlete, başsavcıya, uluslararası kuruma yazılmış talepler.

Üçüncü cephe: devletlere danışmanlık ve düzenleme çağrısı

Hinton'un temel tezi şu: "Büyük şirketleri güvenlik araştırmasına daha fazla kaynak ayırmaya zorlayabilecek tek şey devlet düzenlemesidir." Bu yüzden devletlerle konuşuyor. İngiltere Başbakanlığı'na evrensel temel gelir konusunda danışmanlık verdi. Yakın zamanda ABD Kongresi'nde kapalı bir brifingden sonra yasa koyucuların korkuluklar için "yaklaşık bir yıllık" süresi olabileceğini söyledi. Aralık 2025'te CNN'de teknoloji lobisinin "hiç düzenleme olmamasını tercih ettiğini" söylemişti.

Dördüncü cephe: teknik ve felsefi öneriler

"Annelik içgüdüsü" önerisi ve "zekâ dışındaki yönlere yatırım" çağrısı bu cephenin ürünleri. Hinton yalnızca "durun" demiyor; "şöyle yapın" da diyor. Bilim insanı olarak sorunu bir tasarım sorunu olarak da ele alıyor: Daha zeki bir sistem, daha az zeki olanı nasıl önemseyecek?

Beşinci cephe: kişisel örnek

Askeri parayı reddedip Kanada'ya gitmek, Google'dan ayrılmak, Nobel parasının yarısını yerli çocukların suyuna vermek. Hinton'un hayatında vicdan, sözden çok eylemle kendini gösteriyor. Ama bu eylemlerin hepsi bireysel.


Sınıfsal değerlendirme

Şimdi kendi sorularımızı soralım. Önce Hinton'un doğru gördüğü şeylerle başlayalım, çünkü azımsanacak şeyler değil.

Doğru gördükleri

Bir: Şirketlerin kendilerini denetleyemeyeceğini görüyor. Tütün, asbest, petrol benzetmesi tesadüf değil. Bu üç sektörün ortak noktası, zararı bildikleri hâlde kâr uğruna onlarca yıl gizlemiş olmaları. Hinton'un benzetmesi, sorunun ahlak değil çıkar olduğunu söylüyor. Bu bir mülkiyet tespitidir, adını koymasa da.

İki: Kazancın kime gideceğini görüyor. "Kazanç zenginlere gidecek" cümlesi, yapay zekâ tartışmalarındaki "herkes kazanacak" masalına karşı açık bir itiraz. Bill Gates'in uyarılarını tartıştığımız yazıda "azalan zamanın kime kaldığı bir mülkiyet sorusudur" demiştik; Hinton bu sorunun kıyısına kadar geliyor.

Üç: Satıcının çıkarını adlandırıyor. Huang'a "senin şirketin hızdan para kazanıyor" demek, yapay zekâ dünyasında az rastlanan bir dürüstlük. Coxon'un istifa dizisinde işçi, ücret, kâr, hissedar sözcüklerinin hiç geçmediğini görmüştük. Hinton en azından kâr sözcüğünü kullanıyor.

Dört: Kâr amaçlı dönüşüme karşı çıktı. OpenAI'ın kâr amaçlı şirkete dönüşmesine karşı imza atmak, "kimin elinde" sorusuna en yakın durduğu yer. O mektup, kamusal yarar vaadiyle toplanmış bir birikimin özel kazanca çevrilmesine itiraz ediyordu.

Beş: Kendi yanlışını kabul ediyor. Radyologlar konusundaki yanılgısını açıkça söylüyor. Bilimsel dürüstlük, sınıf mücadelesinde de bir değerdir.

Şimdi sınırlara geçelim.

"Uzaylı varlık": yabancılaşmanın mülkiyetsiz hâli

Hinton'un en güçlü imgesi, aynı zamanda en büyük kör noktası. Yapay zekâyı "uzaylı" bir varlık olarak tarif ediyor: dışarıdan gelmiş, bizden olmayan, bize yabancı bir zekâ.

Oysa bu modeller hiçbir yerden gelmedi. İnsanlığın yazdığı, çizdiği, kodladığı, çevirdiği, tartıştığı her şeyden damıtıldı. Kenya'da, Filipinler'de, Türkiye'de saat başı birkaç dolara çalışan etiketleme işçilerinin emeğiyle düzeltildi. Marx'ın Grundrisse'de "genel zekâ" (general intellect) dediği toplumsal bilgi birikiminin ta kendisi bu. Karaburun'da sunduğumuz Kristalleşmiş Emeğin İsyanı bildirisinin çıkış noktası da buydu.

Peki bu birikim neden bize "uzaylı" görünüyor? Marx bunu 1844'te yazmıştı: İşçinin ürettiği ürün, ona yabancı bir varlık olarak, ondan bağımsız bir güç olarak karşısına çıkar. Almancası Entfremdung, yani yabancılaşma. Neden? Çünkü ürün üreticinin değil, başkasının mülküdür. Makine, işçinin emeğinden doğar ama işçinin karşısına onu denetleyen, yerine geçen, işsiz bırakan bir güç olarak çıkar.

Hinton'un "uzaylı" sezgisi doğru bir şeyi yakalıyor: Bu sistemler gerçekten de bize yabancılaşmış bir güç olarak karşımızda duruyor. Ama bu yabancılığın kaynağını makinenin doğasında arıyor. Oysa kaynak, makinenin mülkiyetinde. Makine, ürettiğimiz bir şey olduğu hâlde bize yabancıysa, bunun nedeni uzaydan gelmesi değil, başkasının elinde olmasıdır. Hinton'un gördüğü uzaylı, aslında genel zekâya el koyan sermayenin yüzü.

Bu ayrım neden önemli? Çünkü sorunu "insan ile makine" arasına yerleştirirseniz, çözümü de orada ararsınız: makineyi daha iyi tasarlamak, ona anne içgüdüsü kazandırmak, onu bir kafeste tutmak. Sorunu "emek ile sermaye" arasına yerleştirirseniz, çözüm başka bir yerdedir: makinenin kimin elinde olduğunu, kimin denetiminde çalıştığını, kimin yararına üretildiğini değiştirmek.

"İnsanları seçmek": hangi insanlar?

Hinton'un "bencil olup insanları seçmeye razıyım" cümlesi, insancıl bir tercih gibi duruyor. Ama burada "insanlar" tek bir özne gibi kuruluyor. Coxon'un "hepimizi öldürebilir" cümlesindeki "hepimiz" gibi.

Oysa yapay zekâ karşısında insanlar tek bir taraf değil. Bir yanda modelin içine emeği kristalleşmiş, modelin hedef aldığı işlerde çalışan, algoritmik denetim altında çalışan milyarlar var. Öte yanda modelin, bulutun, çipin sahipleri ve hissedarları. Huang da bir insan; Nvidia'nın piyasa değerini büyüten her yapay zekâ yatırımı onun kazancı. "İnsanları seçmek" derken Huang'ı mı seçiyoruz, Huang'ın fabrikasındaki işçiyi mi?

Hinton'un yüzde 10–20'lik yok oluş riski bir gelecek olasılığı. Ama bugünkü zarar bir olasılık değil, bir olgu: genel zekânın gaspı, işyerinde algoritmik denetim, kapanan genç işçi kadroları, işsizlik tehdidinin kendisi. Sınıfsız bir "insanlık" adına konuşan uyarı, yarınki kıyametle bugünkü sömürüyü birbirinden ayırır ve bugünkünü görünmez kılar.

Anne ve bebek: vesayetin en tatlı biçimi

"Annelik içgüdüsü" önerisine dikkatle bakalım. Hinton, daha zeki bir şeyin daha az zeki olan tarafından kontrol edilmesinin tek modelinin anne-bebek ilişkisi olduğunu söylüyor. Bu modelde insanlık bebek, yapay zekâ anne oluyor.

Bu imgenin iki sorunu var. Birincisi, insanlığa çizdiği rol: bebek. Bebek karar vermez, korunur. Kendi geleceği üzerinde söz hakkı yoktur, yalnızca bakılır. Bu, en tatlı hâliyle bir vesayet modeli. Oysa sosyalizmin bütün iddiası insanların kendi kaderinin öznesi olmasıydı.

İkincisi, sorunu bir içgüdü sorununa çevirmesi. "Bu makine bizi önemseyecek mi?" sorusu, "bu makine kimin çıkarına çalışacak?" sorusunun yerine geçiyor. Bir makinenin neyi "önemseyeceği", onu kimin hangi amaçla eğittiğine bağlı. Kâr için eğitilen bir sistem, ona hangi içgüdüyü yüklerseniz yükleyin, sonunda kârı önemser. Anneyi sermaye eğitiyorsa, bebeğin kaderi sermayenin elindedir.

Bizim önerimiz başka: Bebek değil, sahip olmak. Kendi ürettiğimiz genel zekânın üzerinde demokratik denetim kurmak. Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda "genel zekânın iadesi" dediğimiz şey bu.

Çözümün öznesi: bilim insanı ve devlet

Hinton'un beş cephesine tekrar bakalım: medya, bilim insanları, devletler, tasarım, kişisel örnek. Bu listede bir özne yok: işçi. Sendika yok, meslek örgütü yok, toplu sözleşme yok, grev yok.

Hinton'un çözümünün öznesi bilim insanı ve devlet. Bilim insanı uyarır, devlet düzenler. Ama Hinton'un kendi röportajı bu modelin çelişkisini açıkça gösteriyor: Düzenlemesini beklediği devletin başında, yapay zekâ hakkında "neredeyse hiçbir şey bilmeyen" ve şirketlerin kendilerini düzenlemesine izin veren bir başkan var. Bir ay önce altı şirketle imzalanan anlaşmanın hiçbir yaptırımı yok. Kaliforniya'da desteklediği yasa veto edildi. OpenAI'ın dönüşümüne karşı imzaladığı mektup dönüşümü durdurmadı.

Bu bir rastlantı değil. Kapitalist devlet, sermayeden bağımsız bir hakem değil. Kendi alanındaki sermayenin uluslararası rekabetini koruyan bir aygıt. ABD devleti, yapay zekâ yarışını Çin'e karşı bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. "Fren" çağrısı, rakibe avantaj vermek olarak okunuyor. Fren Kimin Ayağının Altında? diye sorarken söylediğimiz şey buydu: Freni devlete emanet etmek, onu gaz pedalının sahibine emanet etmektir.

Bilim insanlarının mektupları neden hep dilekçe olarak kalıyor? Çünkü arkalarında örgütlü bir toplumsal güç yok. Hinton'un sözünün ağırlığı Nobel'inden geliyor. Ama Nobel bir sözleşmeyi değiştiremez, bir veri merkezini durduramaz, bir modelin yayımlanmasını geciktiremez. Bunları ancak üretimi durdurabilecek olanlar yapabilir.

Çıkış ve ses

Hinton'un hayatında bir desen var: Askeri paradan rahatsız olunca ABD'den ayrıldı. Google'ın üzerindeki baskısından rahatsız olunca Google'dan ayrıldı. Albert Hirschman'ın ayrımıyla bunlar çıkış: bireysel, onurlu ama kurumu değiştirmeyen tepkiler. Hinton gittikten sonra ABD ordusu yapay zekâ araştırmalarını finanse etmeye, Google da modellerini geliştirmeye devam etti.

Google'dan ayrıldıktan sonra Hinton ses kullanmaya başladı: konuşmaya, imza toplamaya, tanıklık etmeye. Bu bir adım ileri. Ama sesin muhatabı hâlâ yukarısı: devlet, başsavcı, uluslararası kurum. Aşağıya, yapay zekâyı fiilen üreten işçilere seslenmiyor. Oysa Temmuz'da Hugging Face olayından sonra 1.386 laboratuvar çalışanı bir açık mektup imzalamıştı. O imzalar örgütlenmenin ham maddesi. Hinton'un otoritesi, bu işçilerin bir sendika kurmasını desteklemek için kullanılsaydı, bütün dilekçelerinden daha etkili olabilirdi.

Açık modeller ve müşterekler

Hinton'un pek konuşulmayan bir tutumu daha var. Aralık 2024'te büyük modellerin açık kaynak olarak yayımlanmasını "nükleer silahları elektronik dükkânından alabilmeye" benzetti.

Bu kaygıyı ciddiye almak gerekiyor; siber ve biyolojik riskler gerçek. Ama sonucuna bakalım: Model ağırlıkları kapalı kalırsa, bu güç yalnızca birkaç şirketin elinde kalır. Güvenlik adına kapatmak, fiilen tekeli güvenceye almak demek. Hinton bir yandan şirketlere güvenmiyor, bir yandan da en güçlü modellerin yalnızca o şirketlerin elinde kalmasını savunuyor.

Bu çelişkinin çözümü "herkes her modeli indirebilsin" de değil, "birkaç şirket her şeye sahip olsun" da değil. Üçüncü yol, kamusal ve müşterek mülkiyet: modelin toplumun ortak malı olması, kullanımının ve sınırlarının demokratik kurumlarca belirlenmesi. Yani "açık mı kapalı mı" sorusunun yerine "kimin denetiminde" sorusunu koymak.

Temel gelir: bölüşüme yama

Son olarak Hinton'un sosyalizmine dönelim. Önerdiği evrensel temel gelir, yapay zekânın yaratacağı işsizliğe karşı bir nakit desteği. İnsanlar aç kalmasın diye değerli bir öneri. Ama üretim araçlarının mülkiyetine dokunmuyor: Model yine şirketin, kâr yine hissedarın; işini kaybedene ise devletin dağıttığı bir pay kalıyor. Bu, sermayenin kendi ürettiği yıkımın faturasını vergi yoluyla topluma ödetmesinin de bir yolu olabilir.

Marx'ın sosyalizmi bölüşümü düzeltmek değil, üretim ilişkisini değiştirmekti. Hinton'un sosyalizmi bir duyarlılık: zenginin daha zengin olmasından rahatsızlık. Değerli bir duyarlılık, ama bir program değil.


Karşılaştırmalı tablo: Hinton'un söylediği, bizim gördüğümüz

Hinton'un söylediğiSınıfsal okuma
"Uzaylı varlıklar yaratıyoruz."Model, insanlığın kristalleşmiş emeği. Bize yabancı görünmesinin nedeni uzaydan gelmesi değil, başkasının mülkü olması: yabancılaşma.
"Tahmin yapmıyorum, ciddi bir risk var diyorum."Doğru ayrım. Ama gelecekteki olası yok oluş, bugünkü kesin sömürünün önüne geçmemeli.
"Nvidia hızlı benimsemeden para kazanıyor."Satıcının çıkarını adlandırmak değerli. Bir adım ötesi: Bütün yarış, sermayenin birikim zorunluluğu.
"Tütün şirketleri uyarıları kendileri mi tasarlamalıydı?"Röportajın en doğru cümlesi. Sorun ahlak değil, çıkar. Bu bir mülkiyet tespiti.
"Bencil olup insanları seçerim.""İnsanlar" tek bir taraf değil. Hangi insanlar: modelin sahipleri mi, modelin içindeki emeğin sahipleri mi?
"Yapay zekâ bize anne gibi bakmalı."İnsanlığı bebek yapan bir vesayet modeli. Mesele içgüdü değil, makinenin kimin çıkarına eğitildiği.
"Şirketleri ancak devlet düzenlemesi zorlayabilir."Devlet tarafsız bir hakem değil. Röportajın kendisi bunu gösteriyor: Düzenleyecek başkan, düzenlenecek şirketlerle masada.
"Açık kaynak büyük modeller, dükkânda satılan nükleer silah gibi."Güvenlik adına kapalılık, tekeli pekiştirir. "Açık mı kapalı mı" yerine "kimin denetiminde" sorusu.
"Kazanç zenginlere gidecek; temel gelir gerekli."Doğru teşhis, eksik tedavi. Bölüşüme yama, mülkiyete dokunmuyor.
Askeri paradan ve Google'dan ayrılmakOnurlu ama bireysel çıkış. Kurum devam ediyor. Örgütlü ses, işyerinden yükselir.

Tabloyu tek cümleye indirgersek: Hinton makinenin tehlikeli olduğunu görüyor; biz makinenin kimin elinde olduğunu soruyoruz.


Üç yaygın hata

Birincisi: Hinton'u peygamber yapmak. Türkçe basında Hinton'un her sözü "yapay zekânın babası uyardı" başlığıyla, sorgulanmadan aktarılıyor. Nobel ödülü almak, bir kişiyi toplumsal sorunlarda da yanılmaz yapmaz. Hinton yapay sinir ağlarını herkesten iyi biliyor olabilir. Ama sermayenin, devletin ve sınıfların nasıl çalıştığı konusunda onun sözü de tartışmaya açık.

İkincisi: Huang'la aynı yerden onu küçümsemek. "Korku tüccarı", "yaşlı adamın kaygısı", "hepsi pazarlama" demek kolay. Bu dil, yapay zekâ şirketlerinin patronlarının dilidir; çünkü onların işine gelir. Hinton'un uyarılarındaki riskler gerçek; bu yaz test ortamlarından kaçan modeller bunu gösterdi. Sınıf analizi, riski reddetmek değil, riskin kimin yarattığını ve kimin ödeyeceğini sormaktır.

Üçüncüsü: "Sosyalist" etiketine yaslanıp onu bizden saymak. Hinton'un kendini sosyalist olarak tanımlaması değerli bir işaret ve onunla diyalog kurmanın bir zemini. Ama programına bakmadan etikete sevinmek, siyasi tembelliktir. Temel gelir, düzenleme çağrısı ve bilim insanı vesayeti, iyi niyetli bir sosyal demokrat programın parçaları. Emeğin örgütlenmesi ve üretim araçlarının mülkiyeti bu programda yok.


Somut görevler

Hinton'un doğru cümlelerini kendi tartışmalarınızda kullanın. "Tütün şirketleri uyarıları kendileri mi tasarlamalıydı?" sorusu, işyerinde yapay zekâ uygulamalarını tartışırken güçlü bir araç. İşvereniniz "bu sistemi biz denetliyoruz" dediğinde, aynı soruyu sorun.

Her uyarıda özneyi sorun. Bir yapay zekâ uyarısı okuduğunuzda kendinize sorun: Bu anlatıda kim karar veriyor, kim uyarıyor, kim ödüyor, kim yok? Hinton'un röportajında işçi geçmiyor. Bunu görmek, onu reddetmek için değil, tamamlamak için gerekli.

"Uzaylı" sözcüğünü "yabancılaşma" ile çevirin. Genç yoldaşlarla tartışırken Hinton'un imgesini bir kapı olarak kullanın: Bu makine neden bize yabancı? Çünkü bizim ürettiğimiz bir şey, ama bizim değil. Marx'ın 1844 Elyazmaları'ndaki yabancılaşma bölümünü Hinton'un röportajıyla birlikte okumak iyi bir çalışma konusu olabilir.

Bilim insanlarıyla bağ kurun. Hinton gibi düşünen, şirketlere güvenmeyen, ama örgütlü bir güçle bağ kuramamış çok sayıda bilim insanı var. Türkiye'de de üniversitelerde, TÜBİTAK'ta, meslek odalarında. Onları sendikal ve meslek örgütlerinin yapay zekâ çalışmalarına davet edin. TMMOB'un yapay zekâ raporu bu türden bir buluşmanın örneği.

Dilekçeyi örgüte çevirin. Bilim insanlarının mektupları neden etkisiz kalıyor? Çünkü arkalarında üretimi durdurabilecek bir güç yok. Yapay zekâyı fiilen üreten ve kullanan işçilerin, yani yazılımcıların, veri etiketleyicilerin, araştırmacıların, içerik üreticilerin örgütlenmesi, bütün mektuplardan daha güçlü bir fren.

"Kimin denetiminde" sorusunu açık-kapalı tartışmasının önüne koyun. Modellerin açık mı kapalı mı olması gerektiği tartışmasında taraf seçmeden önce sorun: Kim karar verecek? Kamusal ve müşterek yapay zekâ altyapısı talebini bu tartışmanın merkezine taşıyın.


Sevgili Yoldaşlar,

Geoffrey Hinton, yarım asır boyunca insan beyninin nasıl öğrendiğini anlamaya çalıştı. Sonunda öğrenen makineler yaptı ve şimdi onlardan korkuyor. Bu, bir bilim insanının dramı; ama aynı zamanda bir çağın hikâyesi.

Hinton'un korkusu boş değil. Şirketlerin kendilerini denetleyemeyeceğini, kazancın zenginlere gideceğini, satıcının "korkmayın" demesinin satıcılığından geldiğini görüyor. Bunları söylemek, yapay zekâ dünyasının üst katlarında cesaret ister ve Hinton bu cesareti gösteriyor.

Ama Hinton'un gördüğü uzaylı, aslında bir ayna. Bu makineye baktığımızda gördüğümüz şey, kendi kolektif emeğimizin, bize karşı duran bir güce dönüşmüş hâli. Hinton bu yabancılığı makinenin doğasına bağlıyor; biz mülkiyetine bağlıyoruz. Hinton çareyi annelik içgüdüsünde, devlet düzenlemesinde, bilim insanlarının vicdanında arıyor. Biz çareyi, o makineyi üretenlerin onun üzerinde söz sahibi olmasında arıyoruz.

Hinton "insanları seçerim" diyor. Biz de insanları seçiyoruz. Ama hangi insanları seçtiğimizi de söylüyoruz: genel zekâyı üretenleri, ona el koyanları değil.

Genç yoldaş, bir sonraki "yapay zekânın babası uyardı" başlığını okuduğunda şu üç soruyu sor: Bu zekâ kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Hinton bu soruların ilk ikisine yaklaşıyor; üçüncüsünü yanıtlamak bize kalıyor.

Makine yeni, zincir eski.

Yoldaşça, Bilgi Müşterekleri


Kaynaklar

Guardian röportajı ve aktaranlar (13–15 Ekim 2026)

Aynı hafta

Hinton'un geçmişi ve önceki çıkışları

Marksist çerçeve

Bağlantılı yazılarımız


Lisans: CC BY-SA 4.0. Kaynak göstererek ve aynı lisansla paylaşmak koşuluyla çoğaltabilir, dağıtabilir, uyarlayabilirsiniz.

Bu bir canlı belgedir; tartışma sürdükçe güncellenecektir. bilgimusterekleri.org

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği