Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç

Distilasyon Hırsızlık mıdır?

Yazar: Oğuz Demirkapı
Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç

Distilasyon Hırsızlık mıdır? Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç

ABD–Çin yapay zekâ kavgasının yeni aşaması, fikrî mülkiyetin sınıfsal doğasını her zamankinden daha çıplak biçimde ortaya koyuyor.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

8 Eylül 2026'da ABD'nin üç güvenlik kurumu — Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) — ortak bir "siber güvenlik uyarısı" yayımladı. Uyarının başlığı şöyle: "Çin merkezli yapay zekâ şirketleri ABD yapay zekâ şirketlerine karşı endüstriyel ölçekte distilasyon kampanyaları yürütüyor."

Adı geçen altı şirket DeepSeek, Moonshot AI, Alibaba, MiniMax, StepFun ve Z.AI; "mağdur" olarak sayılan ürünler ise Anthropic'in Claude'u, OpenAI'ın ChatGPT'si, Google'ın Gemini'si ve SpaceX çatısı altındaki Grok.

CyberScoop'un aktardığına göre belge, distilasyonun Çinli şirketlerin yapay zekâ stratejisinin "bir takviyesi değil, çekirdeği" olduğunu ileri sürüyor; Nextgov'a göre faaliyet 2024'ten beri sürüyor ve ABD'nin "teknolojik liderliğini tehdit ediyor."

Bu yazıda önce distilasyonun ne olduğunu sade biçimde anlatacağım; sonra suçlamanın kronolojisini ve hukukî zeminini ortaya koyacağım; ardından yazının asıl derdine geleceğim: Aynı devletin aynı hafta içinde, aynı teknik işlem için iki zıt hukukî tutum alması. Çünkü bu kavga, yapay zekâ modellerinin kimin emeğinden yapıldığı ve kime ait olduğu sorusunu, tam da bunu gizlemeye çalışırken açığa çıkarıyor.

Distilasyon nedir?

Teknik olarak "bilgi distilasyonu" (knowledge distillation) 2015'ten beri bilinen bir makine öğrenmesi yöntemi. Büyük ve pahalı bir model ("öğretmen") çok sayıda soruya yanıt üretir; küçük ve ucuz bir model ("öğrenci") bu soru–yanıt çiftleri üzerinde eğitilir. Öğrenci, öğretmenin ağırlıklarına, koduna ya da eğitim verisine hiç dokunmaz; yalnızca çıktılarını görür ve onlardan öğrenir. Sonuç, öğretmene benzer davranan ama çok daha az hesaplama gücü isteyen bir modeldir.

Bu yöntemi bütün büyük laboratuvarlar kendi içinde kullanır. Anthropic'in 23 Şubat 2026 tarihli raporu bile bunu açıkça yazıyor: "Distilasyon yaygın kullanılan ve meşru bir eğitim yöntemidir." Büyük modelden küçük ve ucuz sürümler türetmek, müşteriye satılan "mini", "flash", "haiku" tipi ürünlerin üretim biçimidir. Hatta CISA uyarısının kendisi, CyberScoop'un aktarımıyla, şirketlerin ve açık kaynak topluluklarının "meşru çalışma ve araştırma sırasında başka yapay zekâ sistemlerini yaygın biçimde distile ettiğini" kabul ediyor.

Öyleyse suç nerede? Suçlamaya göre suç, yöntemin kendisinde değil, kimin, kimden, hangi izinle öğrendiğinde. Anthropic'in raporuna göre DeepSeek, Moonshot ve MiniMax, Claude'a yaklaşık 24 bin sahte hesap üzerinden erişip 16 milyondan fazla soru–yanıt alışverişi yapmış; tek bir vekil sunucu ağı aynı anda 20 binden fazla hesabı yönetmiş. CISA uyarısı Moonshot'ın Kimi modellerini eğitmek için 18 farklı ABD modelini distile ettiğini, DeepSeek'in R1 ve R3 modelleri için sentetik eğitim verisini bu yolla ürettiğini öne sürüyor.

Yani iddianın somut hukukî içeriği şudur: Kullanım koşullarının (terms of service) ihlali ve sahte hesap açmak. Bunun adı "hırsızlık" değil, sözleşme ihlali ve belki dolandırıcılıktır. Ama belgeler ısrarla "hırsızlık", "sistematik çıkarım", "kötü niyetli kopyalama" diyor. Bu kelime seçimi tesadüf değil; üzerinde duracağız.

Kronoloji: Bir şirket şikâyetinden devlet doktrinine

Bu meselenin nasıl adım adım özel şirket şikâyetinden ulusal güvenlik doktrinine dönüştürüldüğünü görmek öğreticidir.

Ocak 2025. DeepSeek R1 modelini yayımlar ve ABD borsasında Nvidia başta olmak üzere teknoloji hisseleri sert düşer. Birkaç gün içinde OpenAI, DeepSeek'in kendi modellerini distile etmiş olabileceğini açıklar; Microsoft bir soruşturma başlatır. CNN'in o günlerdeki yorumu başlıktan bellidir: "OpenAI şimdi DeepSeek'i kötü adam gibi göstermek istiyor."

Şubat 2026. OpenAI, Temsilciler Meclisi Çin Seçici Komitesi'ne resmî bir bildirim sunar; birkaç gün sonra Anthropic yukarıda andığım raporu yayımlar ve CNBC'nin haberine göre DeepSeek, Moonshot ve MiniMax'ı açıkça suçlar.

Nisan 2026. The Next Web'in özetlediği gibi Kongre'ye "Amerikan Yapay Zekâ Modeli Hırsızlığını Caydırma Yasası" tasarısı sunulur; Seçici Komite oturum düzenler; Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi (OSTP) bir muhtıra yayımlayarak federal istihbaratın OpenAI, Anthropic ve Google ile paylaşılacağını ilan eder. Üç şirket zaten Frontier Model Forum çatısı altında "distilasyon tehdit istihbaratı" paylaşmaya başlamıştır.

Haziran–Temmuz 2026. Anthropic bu kez Alibaba'yı binlerce sahte hesapla suçlar; Beyaz Saray OSTP direktörü Michael Kratsios Moonshot'ı hedef alan açıklamalar yapar.

8 Eylül 2026. NSA, CISA ve FBI ortak uyarıyı yayımlar. Suçlama artık üç şirketin değil, ABD devletinin resmî tespiti hâline gelmiştir. Business Standard'ın aktardığına göre Çin'in Washington Büyükelçiliği sözcüsü Liu Chang suçlamaları "Çin'in yapay zekâ alanındaki gelişimine ve ilerlemesine kasıtlı bir saldırı" olarak niteledi; adı geçen altı şirketten hiçbiri açıklama yapmadı. Uyarı, Trump–Xi zirvesinden haftalar önce geldi.

Bu zincirin her halkasında aynı hareket var: Özel sermayenin ticari şikâyeti önce "istihbarat", sonra "ulusal güvenlik", sonra da "hırsızlık" diline çevriliyor. Şirketlerin sözleşme ihlali iddiası, devletin siber güvenlik uyarısı olarak yeniden paketleniyor.

Aynı hafta, iki zıt hukuk

Şimdi yazının kalbine geliyoruz. 8 Eylül uyarısından altı gün önce, 2 Eylül 2026'da, aynı ABD hükümetinin Adalet Bakanlığı Manhattan federal mahkemesine 20 sayfalık bir görüş sundu. Konu, New York Times v. OpenAI davasıydı: Gazete, OpenAI'ın kendi yazılarını izinsiz olarak eğitim verisi yapmasını telif ihlali sayıyor. Quartz'ın haberine göre Adalet Bakanlığı, büyük dil modellerinin telifli malzemeyle eğitilmesinin genel olarak "adil kullanım" (fair use) olduğunu savundu. Wikipedia'daki dava özetine göre bu, ABD hükümetinin yapay zekâ eğitimiyle ilgili bir telif davasında ilk kez taraf tutmasıydı. The Intercept'in başlığı durumu özetliyor: "Trump yönetimi mahkemeye söyledi: OpenAI The Intercept'in makalelerini çalabilsin."

Yan yana koyalım:

Milyarlarca insanın metni ve görseli üzerinde eğitimRakip modelin çıktıları üzerinde eğitim (distilasyon)
Teknik işlemGirdi–çıktı örneklerinden istatistiksel öğrenmeGirdi–çıktı örneklerinden istatistiksel öğrenme
Kaynağın izniYok; yazarlar, gazeteciler, sanatçılar, Wikipedia editörleri, forum kullanıcıları hiç sorulmadıYok; kullanım koşullarında yasaklanmış
Erişim yoluWeb kazıma, korsan kitap siteleri (Anthropic 7 milyondan fazla korsan kopya indirdi)Sahte hesaplar, vekil sunucular, gri piyasa erişimi
ABD hükümetinin adı"Adil kullanım", "dönüştürücü öğrenme" (Adalet Bakanlığı, 2 Eylül 2026)"Hırsızlık", "sistematik çıkarım", "kötü niyetli kopyalama" (NSA/CISA/FBI, 8 Eylül 2026)
Şirketlerin adı"Öğrenme", "kamuya açık veri""Distilasyon saldırısı", "fikrî mülkiyet ihlali"
Kaynağı üreten kim?Ücretsiz ya da düşük ücretli milyarlarca insanSermaye-yoğun bir tekel
SonuçModelin sahibi sermaye birikirRakip sermaye birikir

Tablo, ayrımın teknik ya da ahlaki değil sınıfsal olduğunu gösteriyor. Öğrenme eyleminin kendisi iki sütunda aynı. Değişen tek şey, öğrenilen şeyin kime ait sayıldığı. Milyarlarca insanın kolektif olarak ürettiği metin, "sahipsiz" kabul edildiği için üzerinde öğrenmek serbesttir. Bu metinden damıtılmış model, bir şirketin mülkü sayıldığı için üzerinde öğrenmek suçtur.

Michigan Üniversitesi'nden istatistikçi Ambuj Tewari'nin Ocak 2025'teki değerlendirmesi bunu liberal bir çerçeveden bile teslim ediyor: Distilasyon, "daha güçlü model buna izin veren bir lisansla yayımlandıysa tamamen normal bir pratiktir"; sorun yöntemde değil sözleşmededir. Ve Tewari aynı nefeste, telifli kitaplarla eğitimin adil kullanım olup olmadığı tartışmasını hatırlatır. Yani mesele başından beri şudur: Öğrenmenin hukuku, öğrenilen şeyin mülkiyet statüsüne göre değişir.

Anthropic davası: Öğrenmek serbest, çalmak yasak — peki çizgi nerede?

Bu çizginin nerede çekildiğini en iyi gösteren örnek, Anthropic'in 2025'te yazarlarla yaptığı uzlaşmadır. NPR'ın haberine göre Yargıç William Alsup, Haziran 2025'te iki şey söyledi. Birincisi, yayımlanmış kitapları Claude'u eğitmek için kullanmak "son derece dönüştürücü" bir adil kullanımdır; yazarların öğrenmeye itiraz hakkı yoktur. İkincisi, o kitapları Library Genesis gibi korsan sitelerden indirmek adil kullanım değildir; bu kısım yargılanacaktır. Anthropic yargılanmak yerine 1,5 milyar dolar ödedi; yaklaşık 500 bin kitap için kitap başına 3 bin dolar. Yazarlar Birliği'nin açıklamasına göre bu, ABD tarihinin en büyük telif uzlaşmasıydı.

Dikkat edin: Anthropic öğrendiği için değil, erişim biçimi yüzünden ödedi. Şimdi aynı Anthropic, Çinli şirketleri öğrendikleri için değil, erişim biçimi yüzünden — sahte hesaplar — suçluyor. Hukukî yapı tamamen simetrik. Fark, retorikte: Anthropic'in korsan kitapları "eğitim verisi tedariki" olarak anıldı, Çinli şirketlerin sahte hesapları "endüstriyel ölçekte hırsızlık" oldu. Anthropic 7 milyondan fazla korsan kopyayı 3 bin dolarlık birim fiyatla kapattı; Çinli şirketlerin 16 milyon alışverişi ise ulusal güvenlik meselesi.

Burada Çin sermayesini aklamaya çalışmıyorum. DeepSeek, Alibaba ya da Moonshot da modellerini aynı kolektif emek üzerinden kurdu; onların da ürünleri özel mülkiyettir ve onlar da Çin işçi sınıfının ve dünya nüfusunun ürettiği bilgiyi sermaye olarak biriktiriyor. Çin Büyükelçiliği'nin "ilerlememize saldırı" savunması, kendi şirketlerinin mülkiyet iddiasını savunmaktır; işçi sınıfının değil. Bu kavgada iki taraf da işçinin tarafı değildir. Ama kavganın biçimi bize sınıf mücadelesinin nesnesini gösteriyor: Kolektif zihinsel emeğin damıtılmış ürünü.

Marksist okuma: Genel zekânın ikinci kez gaspı

Marx'ın Grundrisse'de "genel zekâ" (general intellect) dediği şey, toplumun birikmiş bilgisinin ve becerisinin üretici güç hâline gelmesidir. Bir yapay zekâ modeli bunun bugüne kadarki en yoğunlaşmış biçimidir: Milyarlarca insanın yazdığı, çizdiği, kodladığı, tartıştığı her şeyin istatistiksel özeti. Model, kristalleşmiş kolektif emektir. Karaburun'daki sunumda "genel zekânın gaspı" derken kastettiğim buydu: Ortak olanın çitlenip özel mülke dönüştürülmesi.

Distilasyon kavgası bu gaspın ikinci katmanıdır. Birinci katmanda sermaye, insanlığın müştereklerini modele damıtır ve model üzerinde mülkiyet ilan eder. İkinci katmanda başka bir sermaye, bu modeli tekrar damıtır ve birinci sermaye "hırsızlık" diye bağırır. Hırsızlık suçlamasının işe yaraması için birinci gaspın görünmez olması gerekir. "Adil kullanım" doktrini tam olarak bu görünmezliği sağlar: Milyarlarca insanın emeğini hukuken "sahipsiz hammadde" statüsüne indirir. Adalet Bakanlığı'nın 2 Eylül görüşü ile NSA'nın 8 Eylül uyarısı birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısıdır. İlki çitin içini doldurur, ikincisi çiti korur.

Mülkiyetin bu iki yüzlülüğü yeni değildir. Kapitalizmin doğuşunda ortak topraklar "verimli kullanılmıyor" diye çitlendi; çitlenen toprağa giren köylü ise "hırsız" oldu. Bugün kolektif bilgi "kamuya açık" diye modele alınıyor; modelin çıktısını öğrenen rakip "hırsız" oluyor. Marx'ın ilkel birikim analizindeki mantık, kavramlar değişse de sürüyor: Mülkiyet, önce el koymayla kurulur, sonra el koymayı yasaklayan hukukla korunur.

Bir de şunu görelim: Suçlamanın somut içeriği "sahte hesap" ve "kullanım koşulu ihlali" olduğu hâlde, bunu bir ulusal güvenlik meselesine dönüştüren şey, ABD sermayesinin Çin sermayesiyle rekabette devlete ihtiyaç duymasıdır. Anthropic'in Şubat raporundaki politika talepleri liste hâlinde: Çip ihracat kontrolleri, laboratuvarlar arası istihbarat paylaşımı, devletle koordinasyon. Yani şirket, rakibini durdurmak için devletin zor aygıtını çağırıyor; devlet de yanıt olarak aynı şirketin başka bir davada telif sorumluluğunu kaldırıyor. Tekelci kapitalizmde devlet ile sermayenin iç içe geçmesi dediğimiz şey, ders kitabından değil, bir haftanın haber akışından okunuyor.

Emekçi açısından ne değişiyor?

Bu kavgada işçi sınıfı için tehlike, hangi tarafın kazandığından bağımsız olarak iki yönlüdür.

Birincisi, "distilasyon saldırısı" gerekçesiyle modellere erişim daha da kapatılacak. Anthropic'in raporundaki taleplerden biri, eğitim ve araştırma hesapları için "daha güçlü doğrulama". Yani üniversitelerin, küçük laboratuvarların, bağımsız araştırmacıların bu modellerden öğrenme imkânı daralacak; distilasyon yalnızca büyük laboratuvarların kendi içinde yaptığı bir işlem olarak kalacak. Açık ağırlıklı (open-weight) modeller üzerindeki baskı artacak; nitekim CNBC'nin Temmuz 2026 haberine göre Nvidia, Microsoft ve Meta bile açık ağırlıklı modellere "erken kısıtlama" getirilmesine karşı uyarıda bulunmak zorunda kaldı.

İkincisi, genel zekânın mülkiyeti sorusu tümüyle "ABD'nin mi Çin'in mi" sorusuna indirgenecek. Türkiye'deki tartışma da bu iki kutbun arasında sıkışıyor: Kimi "Amerikan teknolojisini koruyalım" diyen liberal, kimi "Çin haklı, hegemonya kırılıyor" diyen jeopolitikçi. İkisi de aynı soruyu sormuyor: Bu modelleri kimin emeği besledi ve o emeğin sahipleri bu tartışmanın neresinde? Gazeteci, çevirmen, yazılımcı, öğretmen, forum yazarı — hiçbiri iki devletin de gündeminde yok.

Somut görevler

Bu meseleye seyirci kalmamanın, "Amerika mı Çin mi" tuzağına düşmeden konuşabilmenin somut yolları var.

Bilişim emekçileri ve sendikaları, distilasyon tartışmasını fikrî mülkiyet değil emek tartışması olarak yeniden çerçevelemelidir: Modelin girdisi kimin emeğiyse, çıktısının mülkiyeti de tartışılmalıdır. Bu, yeni kurulan bilişim sendikalarının ve Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda önerdiğimiz görevlerin doğrudan parçasıdır.

Akademisyenler ve araştırmacılar, "distilasyon saldırısı" gerekçesiyle daraltılacak erişimlere karşı açık ağırlıklı ve kamusal modelleri savunmalıdır. Kamu üniversitelerinin ortak modeller eğitmesi, eğitim verisini kamuya açık ve denetlenebilir kılması bir bilim politikası talebi olarak gündeme alınmalıdır.

Gazeteciler ve yazarlar, New York Times davası ile Çinli şirketlere yönelik suçlamayı aynı haberde, yan yana anlatmalıdır. Kamuoyunun görmesi gereken şey, iki ayrı haber değil, tek bir mülkiyet mantığının iki yüzüdür.

Türkiye'de yapay zekâ politikası tartışanlar, ülkenin bu kavgada "hangi tarafın API'sini kullanacağız" konumuna hapsolmasına itiraz etmelidir. Türkçe metin üreten milyonlarca insanın emeği hem ABD hem Çin modellerinde damıtılmıştır; bu emeğin karşılığı olarak talep edilecek şey ucuz API erişimi değil, açık veri ve açık model politikasıdır.

Genç yoldaşlar, distilasyon tekniğini öğrenmelidir. Bu bir tesadüf değil: Büyük modellerin bilgisini küçük, ucuz, yerel çalışan modellere aktarma becerisi, tekellerin kapalı sistemlerine bağımlılığı azaltan en pratik araçlardan biridir. Tekelin "hırsızlık" dediği şey, çoğu zaman bilginin yeniden müşterek hâle gelmesidir.

Yoldaşlar,

Yapay zekâ tekelleri, insanlığın bütün yazılı birikimini "öğrendiklerini" söylüyor ve buna öğrenme diyorlar. Rakipleri onların çıktılarından öğrendiğinde buna hırsızlık diyorlar. Aynı devlet, aynı hafta içinde, aynı işlem için önce "adil kullanım" sonra "ulusal güvenlik tehdidi" diyor. Bu tutarsızlık bir hata değil; mülkiyetin çalışma biçimidir. Mülkiyet, kimin öğrenmesinin serbest, kimin öğrenmesinin suç olduğunu belirleyen bir sınıf ilişkisidir.

Bizim görevimiz iki sermaye bloğundan birini seçmek değil, ikisinin de gizlediği soruyu yüksek sesle sormaktır: Bu modeller kimin emeğinden yapıldı ve o emeğin sahipleri ne zaman söz sahibi olacak? Genel zekâ, adı üstünde, geneldir. Çitin hangi tarafında olursa olsun, onu geri istemek meşrudur.

Bilgi herkesindir.

Kaynaklar
Etiketler:#yapayzeka#deepseek#çin#distilasyon#hırsızlık#genelzeka#general-intellect#abd#nsa#spacex#anthropic

İlgili Başlıklar