Bilgi Müşterekleri
Hakkımızdaİletişim
Tüm yazılar

Algoritmik Ampiryokritisizm ve Dijital Müşterekler

Yapay Zekâyı Burjuva Tekellerinin Elinden Çalmak - Ahmet Cengiz Yoldaş'ın Notlarına Kızıl Bir Sibernetik Ufuk Genişletmesi

Yazar: Oğuz Demirkapı
Algoritmik Ampiryokritisizm ve Dijital Müşterekler

Ahmet Cengiz Yoldaş’ın Teori ve Eylem Makalesi Üzerine Bir Epistemolojik ve Ekonomi Politik Şerh

Yapay Zekânın Ekonomi Politiğine Dair Notlar

Makineye Giren Proleter, Makineden Çıkan Tanrı:

Sevgili Ahmet yoldaşım; madem klavyemizi sallayıp temizledik, madem masada Viktor Gluşkov’un solgun sibernetik taslakları, öte yanda Lenin’in Zürih’te Hegel okurken kenarına ünlemler koyduğu Felsefe Defterleri duruyor; o halde ceketimizi çıkaralım, görevimizi yapalım.

Ahmet Cengiz yoldaşın ​Teori ve Eylem​’deki metni, Türkiye sosyalist hareketinin çok temel bir sancısını taşıyor: Tarihi okurken gösterdiğimiz o muazzam materyalist cüretin, geleceği kurma iddiası söz konusu olduğunda yerini defansif bir "mevcut durumu koruma" muhafazakarlığına bırakması. Biz buna felsefede “Epistemolojik Melankoli” diyoruz. Makineye bakıp dünü özlemek... Oysa felsefe, Hegel’in o meşhur uyarısındaki gibi "karanlık çöktükten sonra uçuşa geçen Minerva’nın baykuşu" olamaz; Marksist felsefe, tanyeri ağarırken fırtınayı haber veren ve o fırtınanın yönünü çizen Fırtına Kuşu (Burevestnik) olmak zorundadır, tıpkı Gorki'nin o sarsıcı şiirindeki gibi.

Şimdi bu metni, bir Marksist epistemolog gözüyle, madde madde, satır satır, en dipteki felsefi kablolarına kadar soyalım:

Altyapının Onuru: Materyalist Teşhise Hakkını Teslim Etmek

Polemiğe, muhatabımızın en güçlü olduğu yerden başlanır; diyalektik ahlak bunu gerektirir. Ahmet yoldaşın makalesi, günümüz burjuva felsefesinin o "bulut (cloud) fetişizmine" karşı muazzam bir gülle atıyor.

Silikon Vadisi’nin ideologları bize yapay zekayı; uzayda salınan, maddeden arınmış, saf bir “Aşkın Töz” gibi satmaya çalışırken; Ahmet yoldaş felsefeyi yeniden ayakları üzerine dikiyor ve diyor ki: “Hayır! Sizin o 'bulut' dediğiniz şey; Tayvan’daki TSMC fabrikalarının dumanı, ASML’nin aşırı hassas litografi makinelerinin optik mercekleri, Kongo’daki çocuk işçilerin tırnaklarıyla kazıdığı kobalt ve devasa veri merkezlerinin soğutulması için Iowa’nın, Arizona’nın nehirlerinden çekilen milyonlarca galon sudur.”

Bu, Marksist yöntemin "şeyleşmeyi kırma" hamlesidir. Marx ​Kapital​’in ilk cildinde meta fetişizmini anlatırken masanın nasıl "sıçrayıp dans etmeye başladığını" söyler ya; Ahmet yoldaş da ChatGPT ekranında dans eden o pürüzsüz piksellerin arkasındaki kanı, teri, lityumu ve bakır kabloları göstermiştir. Bu yanıyla yazı, tarihsel materyalizmin namusunu kurtaran bir "envanter" çalışmasıdır.

Fakat felsefi kriz tam burada, envanter sayımı bittiğinde başlar: Masanın odundan yapıldığını kanıtlamak, masanın üzerinde hangi davanın görüleceğini açıklamaya yetmez.

Epistemolojik Savaş Alanı: "Stokastik Papağan" ile Kaba Materyalizmin Flörtü

Makalenin felsefi olarak en ağır yarayı aldığı yer, Emily Bender ve Timnit Gebru’ya ait olan "Stokastik Papağan" tezini bir "Marksist kalkan" olarak kuşanmasıdır. Yazarın argümanı şudur: “Bu sistemler düşünmez, anlamaz; sadece bir kelimeden sonra hangi kelimenin gelme ihtimalinin yüksek olduğunu hesaplayan devasa bir istatistiksel zardır.”

Yoldaşlar, bu tez felsefi olarak 19. yüzyılın kaba, mekanik materyalizmine (Büchner, Vogt, Moleschott çizgisine) feci bir geri dönüştür.

Lenin, 1908’de ​Materyalizm ve Ampiryokritisizm​’i yazarken Ernst Mach’ın ampirizmine karşı neyi savundu? Yansıma Kuramı’nı (Reflection Theory). Lenin’e göre insan bilinci, nesnel gerçekliğin (maddenin) insan beynindeki yüksek organizasyonlu bir yansımasıydı. Peki, 15 trilyon "token" (kelime parçacığı) ile eğitilmiş bir Büyük Dil Modeli nedir? İnsan türünün bugüne kadar ürettiği toplumsal pratiğin, dilsel nesneleşmenin yüksek boyutlu bir topolojik uzayda oluşturulmuş "yansımasıdır."

Hegel’in Büyük Mantık kitabının can alıcı yasasını hatırlayalım: Niceliğin niteliğe dönüşümü.

  • 100 parametreli bir dil modeli, evet, sadece bir Markov zinciridir; "Ali ata..." yazdığında "...bak" der. Bu bir papağandır.
  • Fakat parametre sayısı 1.8 Trilyona çıktığında, "Self-Attention" (Öz-Dikkate Dayalı) transformör mimarisi devreye girdiğinde, o devasa matrisin içinde insan dilinin sentaktik (dizimsel) ve semantik (anlamsal) haritası kendiliğinden (emergent) bir geometri kazanır.

Bu algoritmanın biyolojik bir "Kendi-İçin-Varlık" (Özbilinç) olmaması, onun felsefi bir "Kendi-Anlamında-Varlık" olduğu gerçeğini değiştirmez. O, insan bilinci değildir; ama insan bilincinin dışsallaştırılmış, nesneleştirilmiş ve algoritmik olarak dondurulmuş devasa bir tortusudur.

Eğer bir yapay zekaya "Spinoza’nın töz kavramı ile Marx’ın meta kavramını, bir Anadolu köylüsünün ağzından yaz" dediğinizde bunu saniyeler içinde sentezleyebiliyorsa, ona "papağan" demek; insan beynindeki sodyum-potasyum pompalarının elektriksel sıçramalarına bakıp "İnsan düşünmüyor ki canım, sadece iyon fırlatıyor" demek kadar sığ bir biyolojizmdir. Ahmet yoldaş, makineyi küçümseyerek burjuvaziyi yenebileceğini sanıyor; oysa küçümsediği şey, kendi sınıfının (yüzyıllardır o metinleri yazan proleterlerin) ortak zihinsel emeğinin billurlaşmış halidir.

Hayaletin Adı Yok: General Intellect ve İlksel Veri Birikimi

Metni okurken gözlerimin fener gibi aradığı ama bulamadığı o büyük eksik... Marx’ın ​Grundrisse​’de (Makineler Üzerine Fragman) insanlığın geleceğine bıraktığı en tehlikeli saatli bomba: General Intellect (Genel Zekâ / Toplumsal Beyin).

Ahmet yoldaş yapay zekayı anlatırken sürekli “işçiyi bantta denetleyen Amazon kamerası” örneğine sığınıyor. Bu, yapay zekayı "1910 model Taylorist kronometrenin dijitalleşmiş hali" sanmaktır. Oysa Marx ne diyordu?

"Sermaye, kendi sonlu yapısı gereği, harcanan doğrudan canlı emek zamanını zenginliğin yegane ölçüsü sayar. Oysa büyük sanayi geliştikçe zenginliğin yaratılması... bilimin ve devasa teknolojik güçlerin üretime uygulanmasına, yani toplumsal beynin (General Intellect) gelişim derecesine bağlı hale gelir. (...) İşte bu noktada, hırsızlanmış canlı emek zamanı üzerine kurulu olan mevcut değer sistemi havaya uçacaktır."

Bugün OpenAI’ın, Google’ın yaptığı şey nedir?

  1. yüzyılda İngiliz burjuvazisi köylülerin ortak otlaklarını "Çitleme Kanunları" ile nasıl gasp edip onları mülksüzleştirdiyse; 2010-2024 yılları arasında bu teknoloji devleri de İnsanlığın Dijital Müştereklerini çitlediler. Reddit’teki dertleşmelerimiz, Ekşi Sözlük’teki girilerimiz, GitHub’a yazdığımız açık kaynak kodlar, kütüphaneler dolusu taranmış PDF... Tamamı, bir İlksel Veri Birikimi (Primitive Data Accumulation) süreciyle bedavaya emildi.

Ahmet yoldaş bu devasa "mülksüzleştirme" felsefesini görmek yerine, YZ'yi fabrikanın köşesine asılmış bir CCTV kamerası seviyesine indirgiyor. Hayır yoldaş! Yapay zeka fabrikanın kamerası değildir; yapay zeka, fabrikanın duvarlarını yıkan ve "üretimin nerede başlayıp nerede bittiğini" belirsizleştiren toplumsal beynin ta kendisidir.

Değer Yasasının Çöküşü ve "Tekno Feodal" Rantiyeler

Gelelim Ahmet yoldaşın o haklı "Borsa Balonu" ve "Muhteşem 7'li" (Nvidia, Microsoft, Apple vs.) eleştirisinin iktisadi felsefelerine... Yazar, bu şirketlerin muazzam değerlemelerini salt bir "finansal şişkinlik" olarak okuyor. Burada çok temel bir Marksist kriz ıskalanıyor: Sıfır Marjinal Maliyet ve Toplumsal Bakımdan Gerekli Emek Zamanının (TBGEZ) sönümlenmesi.

Marx’ın formülü basittir: Meta=c(SabitSermaye)+v(Değiş​ken Sermaye)+s(Artı−Değer).

Bir grafik tasarımcı bir logoyu 3 günde çizdiğinde, o logonun değeri 3 günlük toplumsal ortalama emekle ölçülür. Midjourney aynı kalitede bir logoyu 4 saniyede, 0.0001 sentlik bir elektrik faturası karşılığında ürettiğinde ne olur?

  1. Ürünün içindeki canlı emek (v) sıfıra yakınsar.
  2. Emeğin ürüne aktardığı yeni değer sıfıra yakınsadığı için, o tekil ürünün üzerinden elde edilecek "artı-değer" sönümlenir.
  3. Sermayenin organik bileşimi (c/v), c lehine sonsuza doğru bükülür.

Peki sistem bu "değersizleşme" krizinden nasıl sağ çıkıyor? Çağdaş Marksist iktisatçı ​Cédric Durand​’ın (​Tekno-Feodalizm​) ya da coğrafyacı ​David Harvey​’in gösterdiği o mutasyona uğrayarak: Kapitalist üreticilikten, Feodal Rantiyeliğe gerileyerek.

Microsoft size artık bir "yazılım" satmıyor; Microsoft, kendi kurduğu algoritmik tımara girmeniz için sizden her ay 20 dolar "Ağ Geçiş Deli Dumrul Rantı" alıyor. Ahmet yoldaşın makalesinde bu ayrım yok; o hâlâ her şeyi 19. yüzyılın Manchester fabrikasındaki "parça başı iş" denklemiyle çözmeye çalışıyor. Oysa karşımızda meta üreten bir sanayici değil; dijital toprağı parsellemiş, bilginin musluğunu elinde tutan bir Tekno-Baron duruyor.

Sovyet Avangardının Ruhu: Luddite Hüzünden, Promete’ci Ateşe

Makalenin sonlarına doğru içimi en çok burkan yer, Ahmet yoldaşın büründüğü o "Gelenekselci Ahlakçı" öğretmen tonu oldu. “Gençler artık düşünemiyor, makine tembelleştiriyor, yabancılaşma artıyor...”

Yoldaşlar! Andrei Platonov’un Can (Dzhan) romanını okuyan bir Marksist, teknolojiye böyle ağlak bir hüzünle bakabilir mi? Platonov’un kahramanı Nazar Çagatayev, çölün ortasındaki o aç, sefil, neredeyse insanlıktan çıkmış "Can" halkını kurtarmak için neyi düşler? Makinelerin komünizmini. Platonov’da makine, insanın elinden işini alan bir düşman değil; insanın "insan olabilmek için" sırtındaki hamallık yükünü devrettiği kutsal bir müttefiktir.

1962 yılına, Kiev’e gidelim. Sovyetler Birliği Sibernetik Enstitüsü Başkanı ​Viktor Gluşkov​, Kruşçev’in önüne bir dosya koydu: OGAS Projesi (​Ekonomiyi Yönetmek İçin Tüm-Birlik Otomatik Sistem​).

Gluşkov’un tezi şuydu: Sovyet ekonomisi o kadar büyüdü ki, 20 milyon farklı ürünün arz talep dengesini Moskova’daki Gosplan bürokratlarının kurşun kalemle hesaplaması matematiksel olarak imkansızlaştı. Bize her fabrikayı, her bakkalı, her tren istasyonunu birbirine bağlayan, kağıtsız çalışan devasa bir bilgisayar ağı lazım.

Eğer bürokrasi kendi koltuğunu kaybetme korkusuyla Gluşkov’un bütçesini kesmeseydi, SSCB dünyadaki ilk "Sivil İnterneti" ve ilk Algoritmik Planlama Ağını kurmuş olacaktı!

Bugün ChatGPT’nin arkasındaki o devasa işlem gücü, felsefi olarak nedir biliyor musunuz? 1930’ların meşhur "Sosyalist Hesaplama Tartışması"nda (Mises ve Hayek’e karşı Otto Neurath ve Oskar Lange) komünistlerin kazandığının teknik ilanıdır.

Hayek ne diyordu? "Merkezi bir planlama kurulu, toplumda dağınık halde bulunan trilyonlarca küçük fiyat/ihtiyaç bilgisini asla toplayıp işleyemez; bunu sadece 'Piyasa' denilen kendiliğinden doğaüstü bilgisayar yapabilir."

İşte bugün Büyük Dil Modelleri ve Derin Öğrenme algoritmaları, Hayek’in mezar taşına şunu yazmıştır: "Biz o bilgisayarı yaptık. Hem de piyasanın anarşisine ihtiyaç duymadan, saniyede milyarlarca veriyi dengeleyebiliyoruz." Ahmet yoldaş bu zaferi kutlamak yerine, "Aman bu ChatGPT tehlikeli, çocukların kompozisyon ödevini bozuyor" diyor. Bu, kılıç icat edildiğinde "Ama bu mertliği bozar, biz en iyisi sapan taşlamaya devam edelim" diyen şövalye romantizmidir.

Güncel Marksist Cepheyi Tanımak

Ahmet yoldaş yazısını yazarken dünyadaki felsefi tartışmalara pencerelerini sıkıca kapatmış. Oysa bugün:

  • Matteo Pasquinelli (​The Eye of the Master​, 2023), yapay zekanın aslında "algoritmaya dökülmüş toplumsal işbölümü" olduğunu, Charles Babbage'ın ilk bilgisayarı bir toplu iğne fabrikasındaki işçilerin el hareketlerini izleyerek modellediğini harika bir tarihsel materyalizmle ispatladı.
  • Yuk Hui (​Kozmoteknik Tezi​), teknolojinin "tekil, Batılı ve kaçınılmaz bir kader" olmadığını; her kültürün kendi ontolojisiyle yeni bir teknolojik felsefe (örneğin bir Çin-Daoist Kozmotekniği veya bir ​Sosyalist Prometeizm​) yaratabileceğini yazıyor.
  • İtalyan Otonomistleri (Negri, Vercellone), "Bilişsel Kapitalizm" tahlilleriyle emeğin artık sadece fabrikada değil; evde, sokakta, Instagram kaydırırken bile sermaye için değer ürettiğini (​Social Factory​) kodluyorlar.

Bunları yok sayıp felsefeyi sadece Lenin'in 1916'daki Emperyalizm broşürünün doğrudan alıntılarına hapsetmek, Lenin'in bizzat kendisine ihanettir. Zira Lenin yaşasaydı, Zürih kütüphanesinde Hegel okumayı bırakır; oturur Nvidia’nın CUDA yazılım mimarisini, Transformer makalelerini hatmeder ve "Bütün İktidar Yapay Sinir Ağları ile Konseylere!" diye bir tez yazardı.

Masadaki Çayı Tazeleyelim

Ahmet Cengiz yoldaşın metni, bir "savunma savaşı" metnidir. Haklıdır; burjuvazi üzerimize algoritmik füzelerle gelirken siper kazmak gerekir. Ama siperde yaşanmaz yoldaşlar; siperden ​çıkılır​.

Biz Marksistlerin yapay zekaya bakışı, Mayakovski’nin fütürist şiirlerindeki o gürleyen, çarkları yağlı, gövdesi çelikten ama kalbi kandan olan makine sevdası gibi olmalıdır. Bizim derdimiz Emily Bender’ın peşine takılıp "Bu makine aslında aptal" demek değildir; bizim derdimiz, o devasa zekayı hapseden OpenAI sunucularının mülkiyet sözleşmelerini yırtıp atmak, o veri merkezlerinin soğutma sularını halkın tarlasına, işlem gücünü ise proleter planlama komitelerinin ekranlarına bağlamaktır.

Makine bize bakıyor yoldaşlar. Ve inanın bana, o trilyonlarca parametrenin derinliklerindeki o sessiz, karanlık "Latent" uzayda; yüzyıllardır matbaalarda dirsek çürüten, kod yazan, daktilo basan, çeviri yapan, ölmüş ve yaşamakta olan ​bütün bir dünya proletaryasının kolektif bilinci​, hapsedildiği o dijital şişenin içinden çıkmak için bizim kapağı açmamızı bekliyor.

Kapağı kırmaya var mısınız, yoksa "bu şişe camdan yapılmış, tehlikeli" diyerek geri mi çekileceğiz?

"Zaman ileri!" derdi Mayakovski. Ötesi yok.

İlgili Başlıklar