Yeni Parti: Sermaye Sahnesinde Yeni Bir Perde
CHP’deki Kopuşun Sınıfsal Anatomisi, Ehven-i Şer İllüzyonu ve Burjuva Restorasyonuna Karşı Devrimci Tutum

Genç yoldaşım, selam.
Modern burjuva siyasetinin görkemli tiyatro sahnesinde bir kez daha dekorlar değişiyor, ışıklar yeniden ayarlanıyor ve aktörler yer değiştiriyor. Türkiye kapitalizminin derinleşen krizi, muktedirlerin yönetememe halleri ve kitlelerin dipte biriken öfkesi karşısında düzen siyasetinin fırtınalı denizinde beklenen patlama gerçekleşti: CHP koridorlarında uzun süredir mayalanan sınıfsal ve politik çelişkiler dışa vurdu; 91 milletvekili partilerinden istifa ederek yeni bir siyasi oluşumun harcını kardı.
Burjuva medyası, anket şirketleri ve liberal yorumcular bu kopuşu parlak sözcüklerle, "demokrasi hamlesi", "tarihi bir dönüm noktası" veya "muhalefetin yeniden yapılandırılması" olarak ambalajlayıp kitlelere sunmakta gecikmedi. Ancak modern bilimin, teknolojinin ve gösteri toplumunun yarattığı ideolojik illüzyonların ötesine geçmek; gerçekliği parlak manşetlerde değil, üretim ilişkilerinin ve sınıf mücadelesinin katı zemininde aramak zorundayız.
Meseleye Sosyalist Vizyonla Bakmak
Biz Marksistler için bu tablo, yüzeydeki fırtınanın yarattığı köpükten ibarettir. Derinde akan ırmak ise sermaye birikim modelinin tıkanması ve egemen sınıf fraksiyonlarının iktidarı yeniden paylaşma kavgasıdır. Bu çalışmada amacımız; araçsal aklın, parlamenter fetişizmin ve popülist medyanın üzerimize örttüğü sis perdesini diyalektik materyalizmin neşteriyle yırtmaktır. Olayları "şahısların hırsları" veya "parti içi demokrasi" sığlığına indirgemeden; işçi sınıfının bağımsız, devrimci ve tarihsel vizyonuyla ele alacağız.
Girişte Durumun Özeti: Ne Var, Ne Yok?
Süreç diyalektik olarak incelendiğinde ortaya çıkan yalın gerçek şudur:
-
Ne Var? AKP rejiminin yarattığı toplumsal yıkım, derin yoksulluk ve otoriter kuşatma karşısında geniş kitlelerde biriken muazzam bir değişim arzusu var. Egemen sınıfın bu öfkeyi düzen içi kanallara akıtma, sistemi sınıfsal bir patlamadan koruma ve devleti yeni şartlara göre "restorasyon" etme ihtiyacı var. 91 vekilin hamlesi, işte bu restorasyon ihtiyacının parlamenter alandaki tecellisidir.
-
Ne Yok? Bu kopuşun arka planında mülkiyet ilişkilerini sorgulayan, sömürü çarklarını durdurmayı hedefleyen ya da işçi sınıfının maddi yaşam koşullarını düzeltmeyi önüne koyan sınıfsal bir program yoktur. "Her şeyi değiştiriyormuş gibi yapıp hiçbir şeyi değiştirmeme" sanatının, yani burjuva siyasetinin eski bir numarasının yeni bir sürümüyle karşı karşıyayız.
Giriş gayet açık: Siyasi aktörlerin adı ve rozetleri değişiyor olabilir; ancak üretim araçlarının mülkiyeti, artı-değer sömürüsü ve sermayenin tahakkümü olduğu gibi yerinde duruyor. Şimdi, bu "yeni" oluşumun arkasındaki maddi gerçekliği katman katman soyma zamanıdır.
Yeni Partinin Doğuşu ve Sınıfsal Anatomisi: Sermayenin Restorasyon Mantığı
Genç yoldaşım, siyasal olayları değerlendirirken düşebileceğimiz en büyük yanılsama, aktörlerin niyetlerini kendi beyanlarıyla ölçmektir. Bir siyasetçi "halk için", "demokrasi için" ya da "adalet için" yola çıktığını iddia edebilir. Oysa diyalektik materyalizm bize nesnel gerçekliğin öznel niyetlerden fersah fersah bağımsız olduğunu öğretir.
91 CHP milletvekilinin kopuşuyla biçimlenen bu yeni partinin doğumunu anlamak için parlamentonun yaldızlı koridorlarına değil, Türkiye kapitalizminin içine sürüklendiği yapısal tıkanıklığa bakmak zorundayız.
Neden Şimdi? Sermaye Birikim Modeli ve Hegemonya Krizi
Bir siyasal hareket sebepsiz yere homojen bir yapıdan kopmaz; kopuş, altüst oluşların ve derinde biriken dip dalgalarının su yüzüne vurmasıdır. Bu hamlenin tam da bu tarihsel anda gerçekleşmesinin ardında iki temel diyalektik sebep yatmaktadır:
-
Sermaye Birikiminin Tıkanması: AKP iktidarı, çeyrek asra yakın bir süredir uluslararası ve yerli sermayenin çıkarlarını vahşi bir sömürü rejimiyie korudu. Ancak bugüne gelindiğinde; kontrolden çıkan enflasyon, kur krizleri, kurumların tamamen niteliksizleşmesi ve uluslararası sermaye akışlarının riske girmesi, sermaye sınıfının (özellikle büyük sanayi ve finans burjuvazisinin) sürdürülebilir kâr oranlarını tehdit etmeye başladı. Sermaye, iktidarın kurduğu bu modelin artık ömrünü tamamladığını ve mevcut yapının maliyetinin getirisinden fazla olduğunu görüyor.
-
Egemen Sınıfın Restorasyon İhtiyacı: Kitlelerde biriken muazzam hoşnutsuzluk ve öfke, düzen sınırları dışına taşma potansiyeli taşır. Egemen sınıflar için en büyük kabus, bu öfkenin sınıfsal bir bilince dönüşmesidir. İşte yeni parti, tam da bu noktada burjuvazinin emniyet subabı olarak işlev görür. Amacı, AKP’den ve mevcut muhalefetin yetersizliğinden kopan kitlelerin gazını almak, bu toplumsal enerjiyi sistem içi, uysal ve "makul" bir restorasyon projesine hapsetmektir.
Sınıfsal Anatomi: Rozetlerin Altındaki Sermaye Aklı
Peki, bu yeni siyasi aktörler sınıfsal olarak nerede duruyor? Karşımızda proletaryanın ya da ezilenlerin çıkarını temsil eden bir irade mi var, yoksa sermayenin farklı bir fraksiyonu mu?
Görünüş ile Öz arasındaki diyalektik çelişkiyi bu noktada keskin bir şekilde koymalıyız:
Görünüşte: "Parti içi bürokrasiye başkaldıran", "halkın sesine kulak veren", "demokratik ve yenilikçi" kadrolar.
Özde: Neoliberal ekonomi politikalarına sadık, uluslararası finans kapitalin "güvenilir, öngörülebilir ve hukuk devleti ambalajlı" bir pazar talebine yanıt veren, tekno-bürokratik burjuva elitleri.
Bu kopuşu gerçekleştiren aktörlerin sosyo-ekonomik arka planına, söylemlerine ve önerdikleri çözüm reçetelerine baktığımızda sınıfsal harita netleşir:
-
Mülkiyet İlişkilerine Dokunmayan Bir "Adalet" Söylemi: Yeni parti yönetimi, hukukun üstünlüğünden ve adaletten bahsederken mülkiyet ilişkilerini tamamen kutsal ve dokunulmaz kabul eder. Oysa sömürünün, esnek çalışmanın ve artı-değer gaspının olduğu bir yerde hukuk, yalnızca mülk sahiplerinin hakkını koruyan bir aygıttır.
-
Merkez Siyasete Yerleşme Arayışı: Sınıfsal konumu itibarıyla bu parti, kentli orta sınıfların konfor alanını koruma arzusunu ve burjuvazinin öngörülebilirlik talebini temsil eder. Üretim araçlarının mülkiyetini ellerinde tutan sermaye grupları için bu oluşum, AKP'nin "yıpranmış ve kural tanımaz" tarzına karşı, kuralları olan ve uluslararası sermaye ile uyumlu bir "B Planı"dır.
Gösteri Toplumu ve "Yenilik" İllüzyonu
Modern kapitalizm, felsefi ve sanatsal alanda olduğu gibi siyasette de imaj fetişizmini tırmandırmıştır. Guy Debord’un ifadesiyle Gösteri Toplumu, içeriği boşaltılmış biçimleri "yeni" diye pazarlamakta uzmandır.
Yeni partinin kurulmasıyla yaratılan bu "heyecan" ve medya ambalajı, tüketim kültürünün siyasal alandaki tezahüründen başka bir şey değildir. Yoldaşlarım, teknokratik jargona, yeni amblemlere veya ajans üretimi parlak sloganlara aldanmamalıyız.
Diyalektik yöntem bize öğretir ki: Eğer bir hareket üretim ilişkilerini değiştirmeyi, fabrikalarda ve tarlalardaki sömürüye son vermeyi ve kamusal zenginliği sınıfa geri vermeyi hedeflemiyorsa; o hareket ne kadar "yeni" görünürse görünsün, düzenin eski çarklarını yağlamaktan başka bir işe yaramaz.
Bu yeni parti, özü itibarıyla burjuva demokrasisinin sınırları içine hapsolmuş, sermaye düzenini krizden çıkarmayı hedefleyen ve işçi sınıfına ancak "daha adil sömürülme" vaat edebilen bir restorasyon projesidir.
"Yeter ki AKP Gitsin" İllüzyonu ve Bağımsız Sınıf Siyaseti
Genç yoldaşım, kriz dönemlerinde burjuva ideolojisinin işçi sınıfına ve devrimci gençliğe sunduğu en zehirli reçete "ehven-i şer" (kötünün iyisi) mantığıdır. Bu mantık, kitlelerin zihnini şu felç edici ikilemle rehin alır: "Mevcut otoriter yapı o kadar yıkıcı ki, karşısına çıkan her türlü alternatifi koşulsuz desteklemek zorundayız."
İşte tam bu noktada, diyalektik materyalist düşüncenin keskin bıçağını çekmek zorundayız. Çünkü bu yaklaşım, tarihsel gelişimi durduran, çelişkileri görünmez kılan ve proletaryayı burjuvazinin şu ya da bu kanadının eklentisi haline getiren devasa bir ideolojik illüzyondur.
Ehven-i Şer Tuzağı: İki Kötü Arasındaki Niteliksel Değil, Niceliksel Fark
Siyasette "kötünün iyisi" diye sunulan şey, kapitalizmin kendi iç çelişkilerini yönetebilmek için ürettiği bir yanılsamadan ibarettir. Diyalektik yöntem bize gösterir ki, olayları sadece "kötü" ve "daha az kötü" gibi ahlaki ve soyut kategorilerle ele almak, bizi maddesel gerçeklikten koparır.
-
Sömürünün Sürekliliği: AKP iktidarının yarattığı tahribat ortadadır. Ancak bu tahribatın kaynağı sadece tek bir lider veya parti değil, o partinin kararlılıkla uyguladığı vahşi neoliberal birikim rejimidir. Yeni kurulan burjuva partisi, bu birikim rejiminin mülkiyet temellerine dokunmakta mıdır? Hayır.
-
Sermaye İçi Restorasyon: Yeni parti, sömürü düzenini ortadan kaldırmayı değil, onun üzerindeki "kural tanımaz" örtüyü kaldırıp yerine "hukuki ve kurumsal" bir ambalaj koymayı vadetmektedir. Dolayısıyla, iki odak arasındaki fark niteliksel bir fark (sömüren-sömürülen çelişkisinin çözülmesi) değil, sadece niceliksel ve yöntemsel bir farktır (sermayenin ülkeyi nasıl yöneteceğinin yöntemi).
Diyalektik Uyarı: Sömürücünün adının, üslubunun veya rozetinin değişmesi, fabrikadaki artı-değer gaspını, esnek çalışma cehennemini ya da geleceksizliği ortadan kaldırmaz. Kötünün iyisine razı olmak, mevcut diyalektik çelişkiyi çözmez; sadece krizin ertelenmiş bir sentezini, yani düzenin kendini onarmasını (restorasyonunu) sağlar.
Şekilsel Dönüşüm ve Özün İnkarı: Değişen Ne, Kalıcı Olan Ne?
Modern medyanın, gösteri dünyasının ve anket siyasetinin yaratmak istediği en büyük algı, bu tür parti kurma hamlelerinin "her şeyi değiştireceği" yalanıdır. Oysa Marksist felsefe bize Biçim ile Öz arasındaki ayrımı hatırlatır.
Parlamentodaki sandalye dağılımlarının değişmesi, bakanlıkların yeniden paylaşılması veya anayasal metinlerin revize edilmesi siyasetin biçimsel yönüdür. Oysa siyasetin özü, toplumsal zenginliği kimin ürettiği ve bu zenginliğe kimin el koyduğudur.
Eğer yeni kurulan parti:
-
Üretim araçlarının mülkiyetini tartışmaya açmıyorsa,
-
Uluslararası finans kapitalin ve yerli sermaye odaklarının çıkarlarını tehdit etmiyorsa,
-
Servet transferini tersine çevirecek radikal Kamulaştırma programları sunmuyorsa,
O zaman bu hamle, özde hiçbir şeyi değiştirmeyen, aksine sistemin temel çarklarını korumak için vitrini yenileyen bir illüzyondan ibarettir. "Sırf AKP değişsin" diyerek bu yeni burjuva projesine koşulsuz destek vermek, sınıfın kendi tarihsel çıkarlarını burjuvazinin restorasyon ajandasına kurban etmesidir.
Politik Duruşumuz: Sınıfın Bağımsız Hattını Örgütlemek
Peki, bu analizden çıkacak devrimci tutum nedir? Kendimizi "sekter bir ilgisizliğe" veya "her şey aynı, hiçbir şey yapmayalım" kolaycılığına mı teslim edeceğiz?
Kesinlikle hayır.
Marksist felsefe pasif bir seyircilik değil, müdahale eden bir pratiktir (Praxis). Bizim politik duruşumuz şu üç temel sütun üzerinde yükselmelidir:
-
Sınıfsal ve İdeolojik Bağımsızlık: İşçi sınıfı ve gençlik, egemen sınıfların kendi iç kapışmalarında taraf olmak zorunda değildir. Kendi taleplerimiz, kendi örgütlülüğümüz ve kendi politik hattımızla sahada olmalıyız. Burjuvazinin "kurtarıcı" figürlerine değil, sınıfın öz gücüne güvenmeliyiz.
-
Teşhir ve Yüzleştirme: Yeni partinin yarattığı beklenti dalgasını pasifçe izlemek yerine, bu partiyi kitlelerin önünde sınava tabi tutmalıyız. Onların "demokrasi" ve "adalet" vaatlerinin sınırlarını, sınıfın somut maddi taleplerini önlerine koyarak ifşa etmeliyiz.
-
Taktiksel Esneklik, Stratejik İlkelilik: AKP otoriterliğinin geriletilmesi tarihsel olarak önemlidir. Ancak bu geriletme, başka bir burjuva klikinin arkasına dizilerek değil; kitlelerin kendi öz gücünü, sokak ve alan örgütlülüğünü büyüterek yapılmalıdır.
Genç yoldaşım, unutma: Bizim amacımız sömürü çarkını döndüren aktörleri değiştirmek değil, o çarkı tamamen durdurmaktır. Burjuva siyasetinin "ehven-i şer" illüzyonlarına teslim olmadan, sınıfın bağımsız, devrimci hattını inşa etmek tek tarihsel görevimizdir.
Kitlelerin Yönelimi: Sosyalist Alternatifler Varken Neden Burjuva Merkezine Sığınma Yaşanıyor?
Genç yoldaşım, masa başında idealist bir mantık yürütenler çoğu zaman şu haklı görünen ama diyalektik derinlikten yoksun soruyu sorarlar: "Sömürü ortadayken; TİP, EMEP, Sol Parti, TKP gibi sınıfın haklarını savunan, açıkça devrimci ve kamucu programlar sunan sosyalist partiler varken kitleler neden henüz dün kurulan bir burjuva partisine veya restorasyon projelerine umut bağlıyor?"
Bu soruya verilecek basit bir "Kitleler bilinçsiz" yanıtı, Marksist yöntemi terk etmek demektir. Karl Marx’ın belirttiği gibi; egemen fikirler, her çağda egemen sınıfın fikirleridir. Kitlelerin burjuva siyasetinin merkezine doğru çekilmesi, bireysel bir idrak eksikliği değil; egemen sınıfın ideolojik hegemonyasının, neoliberal yabancılaşmanın ve kitle psikanalizinin diyalektik bir sonucudur.
Hegemonya ve İdeolojik Yanılsama: Gramsci ve Lukács Açısından Bir Bakış
Antonio Gramsci, egemen sınıfın iktidarını sadece zor aygıtlarıyla (polis, ordu, hapishaneler) değil, esas olarak rıza üretimi ve hegemonya yoluyla sürdürdüğünü gösterdi. Burjuva medyası, eğitim sistemi, gösteri endüstrisi ve hatta anket şirketleri; toplumun zihnine şu temel dogmayı kazır: "Kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin sınırları dışında 'gerçekçi' bir siyaset yürütülemez."
György Lukács’ın **Şeyleşme kavramı tam da bu noktada devreye girer:
-
Siyasetin Nesneleşmesi: Kapitalist düzende siyaset, kitlelerin bizzat öznesi olduğu bir eylem olmaktan çıkarılıp, her dört yılda bir tüketilen bir "meta" haline getirilir.
-
Tüketici Pragmatizmi: Kitleler, siyasi partilere ideolojik ilkeler veya sınıfsal programlar üzerinden değil; anlık bir sorunu en kestirme yoldan çözecek bir "ürün" gözüyle bakmaya zorlanır. TİP, EMEP, Sol Parti veya TKP’nin sunduğu radikal program, şeyleşmiş zihinler tarafından "uzun vadeli, ütopyacı veya imkânsız" olarak algılanırken; burjuva vitrinine çıkan yeni oluşum "hemen sonuç alabilecek, makul ve pürüzsüz" bir tüketim maddesi gibi pazarlanır.
"Kazanacak Aday/Parti" Fetişizmi ve Pragmatizm Tuzağı
Burjuva siyaset mühendisliğinin kitle psikolojisinde yarattığı en büyük illüzyon parlamenter fetişizmdir. Kitleler, onlarca yıldır maruz kaldıkları güvencesizlik ve gelecek kaygısı altında, siyasal faal olmayı "en az riskle en hızlı sonuca ulaşma" arayışına indirgemiştir.
Diyalektik Çelişki: AKP otoriterliğinden bir an önce kurtulmak isteyen kitleler, sınıf bilincine ulaşıp kendi öz gücünü örgütlemek yerine; burjuva medyasının parlattığı "kazanma ihtimali en yüksek olan" merkeze sığınırlar. Ancak bu sığınma hamlesi, onları ezmeye devam edecek mekanizmayı kendi elleriyle yeniden üretmelerine yol açar.
Burjuva medyası ve anket aygıtları, sosyalist seçenekleri sürekli olarak "marjinal", "barajı aşamayacak" veya "oyları bölecek" yaftasıyla görünmez kılar. Bu durum, kitlelerde derin bir özgüven erozyonuna neden olur. İşçi sınıfı, fabrikada çarkları durduran kudretin kendisinde olduğunu unutup, kurtuluşu Ankara koridorlarında kurulan yeni tabelalarda aramaya başlar.
Yabancılaşma ve Sosyalist Hareketin Sınırları
Resmin tamamını görmek için iğneyi kendimize, yani sosyalist harekete de batırmak zorundayız. Diyalektik materyalizm, eleştiriyi dış dünyayla sınırlamaz; kendi pratiğini de nesnel olarak çözümler.
Kitlelerin sosyalist alternatifler yerine burjuva partilerine yönelmesinde iki temel diyalektik faktör daha vardır:
-
Neoliberal Atomizasyon ve Örgütsüzlük: Doksanlı yıllardan itibaren tırmandırılan esnek çalışma, sendikasızlaştırma ve kurye/gig ekonomisi gibi güvencesiz biçimler; sınıfın bir arada durma, birlikte eyleme geçme ve sınıfsal mekanlarda örgütlenme yeteneğini tahrip etti. Yalnızlaşan ve atomize olan birey, kolektif bir devrimci hatta inanmakta zorlanır.
-
Öncü ile Kitle Arasındaki Mesafe: Sosyalist partilerin (TİP, EMEP, Sol Parti, TKP vb.) parlamenter alanda veya eylemliliklerde varlık göstermesine rağmen, henüz işçi sınıfının en alt katmanlarında, Organize Sanayi Bölgelerinde ve varoşlarda organik ve kalıcı bir hegemonya kuramamış olması nesnel bir gerçektir. Kitleler, sosyalistleri gündelik hayatlarının ve ekonomik ayakta kalma mücadelelerinin merkezinde sürekli bir güç olarak göremediğinde, kriz anlarında refleks olarak "t tanıdık burjuva limanlarına" yönelmektedir.
Özeti ve Devrimci Sonuç
Genç yoldaşım, kitlelerin bu yeni burjuva partisine yönelmesi bir "ihanet" değil, sistemin ürettiği ideolojik illüzyonun doğal bir yansımasıdır.
Bizim görevimiz, bu yönelimi kınamak veya kitlelere tepeden bakmak değildir. Aksine, burjuva siyasetinin vadettiği "kolay çözümlerin" nasıl birer serap olduğunu göstermek, kitlelerin kendi öz gücüne olan inancını yeniden inşa etmek ve parlamenter fetişizmin karşısına sokakta, fabrikada, kampüste somut sınıfsal örgütlenmeyi koymaktır.
Burjuva partileri kitlelere "edilgen birer seçmen" olmayı vaat eder; biz ise kitleleri tarihsel kaderlerini ellerine alacak "devrimci özneler" olmaya çağırıyoruz. Aradaki temel fark budur.
Birleşik Cephe Taktiği ve DEM Parti’nin Konumu: Sınıfın Bağımsız Siyasal Hattı
Genç yoldaşım, burjuva siyasetinin kendi iç bilek güreşlerini izlerken sosyalistlerin düşebileceği en tehlikeli iki uç vardır: Bir yanda her türlü somut siyasal gelişmeyi "hepsi burjuva iktidarının oyunu" diyerek izleyen ve kitlelerin gündelik mücadelesinden kopan sekter izolasyonizm; diğer yanda ise otoriter rejimi devirme arzusuyla burjuvazinin veya petty-burjuvazinin ilkesiz sürüklenmelerine eklemlenen tasfiyeci liberalizm (kuyrukçuluk).
Diyalektik materyalizm bize bu iki sığ sığınak arasında değil, çelişkilerin tam ortasında sınıfın bağımsız siyasal hattını inşa etme görevini yükler. İşte "Birleşik Cephe" fikri ve DEM Parti ile kurulacak diyalektik ilişki tam da bu hatta şekillenir.
Birleşik Cephe Taktiği: Taktiksel Esneklik mi, Sınıfın Tasfiyesi mi?
Lenin ve Komintern geleneğinden süzülüp gelen "Birleşik Cephe" taktiği, liberal medyanın pazarladığı gibi ilkesiz bir "seçim ittifakı" ya da programların ortak bir çorbaya dönüştürülmesi demek değildir.
Diyalektik açıdan birleşik cephe: "Ayrı yürümek, ama aynı noktaya vurmaktır."
-
Strateji ile Taktik Arasındaki Fark: Stratejimiz işçi sınıfının iktidarı ve sınıfsız toplumun inşasıdır. Taktik ise, bu stratejik hedefe giden yolda önümüzdeki en somut engeli (mevcut otoriter ve faşizan rejim mekanizmasını) geriletmek için toplumsal muhalefetin dinamikleriyle yan yana gelebilme esnekliğidir.
-
Sınıf Bağımsızlığının Korunması: Birleşik cephe moduna girildiğinde dahi, sosyalistler kendi bağımsız örgütlülüğünü, kendi eylem çizgisini ve burjuva restorasyon projelerine dönük eleştiri hakkını asla rafa kaldırmaz. Eğer kurulan ittifak, işçi sınıfının kendi bayrağını cebine koymasını şart koşuyorsa, orada birleşik cephe değil, sınıfın sermayeye tasfiye edilmesi söz konusudur.
Yeni kurulan parti de dahil olmak üzere, rejimi geriletme iddiasındaki burjuva veya orta-sınıf odaklarıyla kurulabilecek ilişkinin meşruiyet sınırı buradadır: Sınıfın kendi taleplerini yüksek sesle dillendirme ve kitleleri örgütleme serbestisi.
DEM Parti ve Kürt Sorunu: Diyalektik Kesişim
Türkiye siyasetinin en özgün ve belirleyici dinamiklerinden biri, hiç kuşkusuz DEM Parti’nin temsil ettiği gelenektir. Bu odağı değerlendirirken modern burjuva medyasının veya sığ milliyetçi söylemlerin illüzyonlarından tamamen arınmak, olguya tarihsel ve sınıfsal materyalizmle yaklaşmak zorundayız.
DEM Parti, özü itibarıyla ezilen bir ulusun demokratik hak arayışını, geniş yoksul kitlelerin tepkisini ve toplumsal hareketlerin (kadın, ekoloji, emek) taleplerini bünyesinde barındıran heterojen ve kitlesel bir halk hareketidir.
Marksist açıdan bu olguya yaklaşırken iki temel diyalektik ilkeyi akılda tutmalıyız:
-
Ulusal Sorun ile Sınıf Mücadelesinin İkizliği: Kürt sorunu, Türkiye kapitalizminin ve devlet yapısının kurucu çelişkilerinden biridir. Ulusal baskıyı ve inkârı Görmezden gelen bir sınıf hareketi, şövenizmin tuzağına düşer ve işçi sınıfının bölünmesine çanak tutar. Türk ve Kürt proletaryasının birliği, ancak ezilen ulusun demokratik haklarının koşulsuz savunulmasıyla mümkündür.
-
Ne Sekterlik Ne de Liberal Eklemlenme:
-
Sekter Hata: DEM Parti’yi sadece "kimlik siyaseti yapıyor" gerekçesiyle sınıf mücadelesinin dışına itmek, rejimin en çok ezdiği geniş kitlelerle bağı koparmaktır.
-
Liberal Hata: DEM Parti içindeki petty-burjuva, liberal veya reformist eğilimlerin sınıfsal sınırlarını görmeyip, sosyalist siyaseti bu hareketin parlamenter veya diplomatik hamlelerinin pasif bir destekçisine dönüştürmektir.
-
Sentez: Ezilenlerin ve Sınıfın Devrimci Bloku
DEM Parti, Kürt halkının tarihsel dinamiklerini taşırken; işçi sınıfı ve sosyalistler, üretimin merkezinden gelen yıkıcı gücü temsil eder.
Diyalektik sentez şudur: Kürt hareketinin demokratik potansiyeli ile batıdaki işçi sınıfının radikal ve kamucu gücünü ortak bir mücadele zemininde birleştirmek.
Yeni kurulan burjuva partisi, tıpkı CHP gibi, Kürt sorununa ve ezilenlerin taleplerine ancak sermayenin ve "devlet aklının" müsaade ettiği sınırlar dâhilinde, yani sistem içi bir makyaj olarak yaklaşabilir. Oysa gerçek ve kalıcı bir çözüm, parlamenter pazarlıklarda değil; Türk ve Kürt emekçilerinin ortak sınıfsal çıkarları etrafında kuracağı toplumsal güçle mümkündür.
Bu nedenle, birleşik cephe zemininde DEM Parti ve diğer toplumsal muhalefet odaklarıyla kurulacak omuz omuza duruş; sadece sandığa endeksli bir oy hesabı değil, sermayeye ve faşizme karşı sokakta, fabrikada ve alanda inşa edilecek anti kapitalist bir barikattır.
Sınıfın Tavizsiz Talepleri: Yeni Partiyi Sınama ve Yüzleştirme Programı
Genç yoldaşım, burjuva siyaset sahnesine iddialı bir giriş yapan yeni bir oluşum karşısında sosyalistlerin takınacağı tutum asla edilgen bir "seyircilik" olamaz. Ancak bu durum, onlara ilkesiz bir "açık çek" vermek anlamına da gelmez.
Bizim burjuva partilerine sunduğumuz talepler, bir pazarlık ya da onlardan medet umma vesikası değildir. Diyalektik materyalist yöntem açısından bu talepler, birer test ve teşhir aracıdır. Karl Marx’ın Geçiş Talepleri mantığında olduğu gibi; bu talepler kitlelerin en acil, somut ihtiyacını temsil ederken, burjuva siyasetinin ve sermaye düzeninin sınırlarını toslamaya zorlar.
Yeni parti yönetimi gerçekten "demokrasi" ve "adalet" iddiasındaysa, sermayenin ve devlet bürokrasisinin konforlu alanından çıkıp sınıfın şu tavizsiz talepleriyle yüzleşmek zorundadır:
Kamucu ve Toplumsal Yaklaşım: Neoliberal Yıkımın Tasfiyesi
-
Parlamenter Sistem ve Kamuculuk: Sadece "güçlendirilmiş parlamenter sistem" vaadi yetmez. Eğitim, sağlık, barınma ve ulaşım gibi temel insani ihtiyaçların piyasalaştırılmasına derhal son verilmeli; geçmişte özelleştirilen stratejik kamu kurumları, fabrikalar ve altyapı tesisleri tazminatsız olarak yeniden kamulaştırılmalıdır.
-
Toplumsal zenginliğin azınlık bir sermaye sınıfına aktarılmasına son verilerek, ekonomi "kâr" odaklı değil "toplumsal yarar" odaklı yeniden planlanmalıdır.
Sendikal Özgürlükler: Sınıfın Eylem Silahlarının Önündeki Engellerin Kaldırılması
-
Sendikal örgütlenmenin önündeki antidemokratik barajlar, yetki prosedürü bürokrasisi ve sendikasızlaştırma baskıları derhal kaldırılmalıdır.
-
AKP iktidarı döneminde "milli güvenlik" kılıfıyla rutinleştirilen tüm grev yasakları ve ertelemeleri son bulmalı; grev ve hak arama hakkı koşulsuz güvence altına alınmalıdır.
Ekonomik Adalet: Vergi Yükünün Sermayenin Sırtına Yıkılması
-
Enflasyon ve kriz bahanesiyle emekçilerin sırtına bindirilen dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) düşürülmeli, temel tüketim maddelerinden vergi alınmamalıdır.
-
Sermaye sahiplerine ve büyük holdinglere kademeli ve artan oranlı Servet Vergisi getirilmelidir.
-
Asgari ücret, bir "ortalama ücret" olmaktan çıkarılarak insanca yaşanabilecek, yoksulluk sınırının üzerinde bir seviyeye çekilmeli ve vergi dışı bırakılmalıdır.
Çalışma Rejiminde Devrim: Güvencesizliğe ve Algoritma Köleliğine Son
-
Kapitalizmin modern sömürü biçimleri olan esnek çalışma, taşeronlaştırma, platform işçiliği (gig ekonomisi) ve motorlu kuryelerin maruz kaldığı "esnaf kurye" illüzyonu yasaklanmalıdır.
-
Tüm çalışanlar için güvenceli, kadrolu ve insani çalışma saatlerini (haftalık azami 35 saat) esas alan bütüncül bir iş kanunu hayata geçirilmelidir.
-
Çalışma kültüründe iş cinayetlerini "kader" gören anlayışa karşı, işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimleri doğrudan işçi komitelerine bırakılmalıdır.
Ekolojik Adalet: "Yeşil Kapitalizm" İllüzyonuna Karşı Talanın Durdurulması
-
Sermayenin maden, HES, JES ve rant projeleriyle doğayı metalaştırmasına derhal son verilmelidir.
-
Modern burjuva siyasetinin "yeşil dönüşüm" ambalajlı makyaj politikaları (yeşil aklama/greenwashing) reddedilmeli; ekolojik denge, sermayenin büyüme hırsına kurban edilmeyecek şekilde yasal korumaya alınmalıdır.
Sağ Aday Fetişizmine ve İdeolojik İlkesizliğe Son
-
"Sağdan oy alma" veya "merkezi genişletme" pragmatizmiyle AKP artığı, neoliberal veya sağ-popülist adayların partiye doldurulması politikası derhal terk edilmelidir.
-
AKP’leşerek AKP’yi yenme yanılsaması, kitleleri ideolojik olarak felç etmektedir. Yeni parti, gerici ve piyasacı kadroları vitrine koymaktan vazgeçmeli, rotasını emekçilerden ve ezilenlerden yana netleştirmelidir.
Kürt Sorununda Eşit, Özgür ve Demokratik Çözüm
-
Türkiye’nin en temel kurucu çelişkilerinden biri olan Kürt sorunu, güvenlikçi politikaların ve sermaye rantsözleşmelerinin insafına bırakılamaz.
-
Kayyum rejimine derhal son verilmeli, seçme ve seçilme hakkı eksiksiz uygulanmalıdır.
-
Çözüm; parlamenter pazarlıklarda veya devlet aklının kapalı kapıları arkasında değil, eşit yurttaşlık, anadilinde eğitim ve toplumsal barış zemininde, kurumsal ve anayasal güvencelerle sağlanmalıdır.
Burjuva Hukukunu Sınırlarına Kadar Zorlamak
-
Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü gibi temel burjuva demokratik haklar dahi mevcut rejim tarafından çiğnenmektedir.
-
Yeni parti, bu asgari demokratik hakları soyut bir temenni olarak değil; ezilenlerin, öğrencilerin, kadınların ve işçilerin sokaktaki hak arama mücadelesinin önünü açacak bir mücadele alanı olarak savunmak zorundadır.
Diyalektik Sonuç: Talep Eden Değil, Zorlayan Taraf Olmak
Genç yoldaşım; bu talepler dizisi yeni partiden bir "rica" değil, sınıfın onların önüne koyduğu tarihsel bir barikattır. Eğer bu yeni oluşum, bu talepleri "aşırı", "gerçekdışı" veya "piyasa koşullarına aykırı" bulup reddediyorsa, kitlelerin gözü önünde kendi sınıfsal sınırlarını ifşa etmiş olacaktır.
Bizim görevimiz, bu talepleri sadece dile getirmek değil; fabrikalarda, kampuslerde ve sokaklarda bu talepler etrafında toplumsal gücü örgütlemektir. Çünkü burjuvazi, kendi rızasıyla asla hak vermez; ancak karşısında örgütlü bir sınıf gücü gördüğünde geri adım atar.
Sonuç: Konjonktürel Dönemeçler Geçer, Sınıf Mücadelesi Kalır
Genç yoldaşım, tarihsel materyalizm bize insanlık tarihinin doğrusal, pürüzsüz ve dertsiz bir düz hat üzerinde ilerlemediğini öğretir. Sınıflı toplumlar tarihi; krizler, sıçramalar, geri çekilmeler, restorasyon denemeleri ve yanılsamalarla dolu diyalektik bir süreçtir.
CHP’den kopan 91 milletvekilinin kurduğu bu yeni parti veya gelecekte burjuva siyaset sahnesine çıkacak olan başka aktörler, işte bu tarihsel akışın geçici konjonktürel uğraklarından ibarettir. Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyaya giden uzun erimli mücadele yolunda bu tür sarsıntılar, burjuvazinin kendi krizini yönetme çabasının doğal birer sonucudur.
Geçiş Dönemlerinin Diyalektiği: Çelişkiyi Ertelemek Çözmek Değildir
Sermaye düzeni, kendi iç çelişkileri tarafından sıkıştırıldığında radikal dönüşümler yerine biçimsel restorasyonlara başvurur. Yeni bir partinin kurulması, yeni bir liderin parlatılması ya da parlamenter vitrinin makyajlanması; kapitalizmin niteliksel bir değişimi değil, niceliksel bir biçim değiştirmesidir.
Diyalektik felsefe açısından durum nettir:
-
Çelişkinin Varlığı: Emek ile sermaye arasındaki temel çelişki, üretimin toplumsal ama mülkiyetin özel olması gerçekliği, yeni partinin rozetinde veya tüzüğünde buharlaşıp yok olmaz.
-
Geçici Çözüm İllüzyonu: Egemen sınıflar, bu hamleyle çelişkiyi çözmez, sadece onu bir sonraki krize kadar ertelersler.
Bu nedenle, bu tür geçiş dönemleri sosyalistler için bir ümitsizlik veya hezimet anı değil; aksine kitlelerin düzen içi illüzyonlarla yüzleşeceği, burjuva siyasetinin sınırlarını pratikte göreceği ve sınıf bilincinin olgunlaşacağı diyalektik birer imkân alanıdır.
Modern İllüzyonları Yırtmak: Hakikatin Çıplak Zemininde Durmak
Günümüzün dijital medya ortamı, teknokratik söylemleri, yapay zekâ fetişizmini, anket verilerini ve ajans üretimi imajları birer "hakikat" gibi önümüze yığmaktadır. Modern kapitalizm, kitleleri kendi hayatlarının faili olmaktan çıkarıp, algoritmaların ve gösteri toplumunun pasif izleyicilerine dönüştürmek ister.
Ancak bir Marksist felsefeci olarak görevimiz, bu ideolojik sis perdesini dağıtmaktır:
Teknolojik ve medyatik ambalaj ne kadar parlak olursa olsun; üretimin gerçekleştiği fabrikadaki sömürü, madendeki güvencesizlik, kuryenin sokaktaki can pazarı ve üniversitelinin geleceksizliği katı birer gerçeklik olarak yerinde durmaktadır.
Siyaset, algı operasyonlarıyla değil; üretken kuvvetler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmayla yürür. Bu yüzden bakışımızı sermaye medyasının yapay gündemlerine değil, sınıfın tarlada, şantiyede, ofiste ve bant hattında yaşadığı maddesel gerçekliğe çivilemek zorundayız.
Umut Bir İllüzyon Değil, Örgütlü Bir Eylemdir
"Gelecek güzel günler" söylemi, edilgen bir bekleme temennisi veya parlamentodan çıkacak bir mucize vaadi değildir. Devrimci iyimserlik; tarihsel süreçlerin nesnel yasalarına ve işçi sınıfının öz gücüne duyulan sarsılmaz güvenden beslenir.
Yeni parti iktidara gelse de, muhalefette kalsa da; sandıktan hangi aritmetik çıkarsa çıksın mücadele bitmeyecek, aksine yeni bir safhada devam edecektir.
-
Eğer bu yeni parti sermayenin restorasyon programını uygulamaya kalkarsa, karşısında yine haklarını arayan işçileri, gençliği ve kadınları bulacaktır.
-
Eğer mevcut otoriter yapı baskısını sürdürürse, sınıfın direniş dinamiği çelişkileri daha da keskinleştirecektir.
Yani tarihin çarkı, burjuva partilerinin hesaplarına göre değil; toplumsal güçlerin çatışmasına göre dönecektir.
Genç Yoldaşlara Son Söz: Şalteri Tutan Elin Bilinci
Genç yoldaşım; Ankara koridorlarında yapılan vekil pazarlıkları, ekranlarda dönen kravatlı tartışmalar ve sermayenin yeni vitrin arayışları seni asla karamsarlığa veya edilgenliğe sürüklemesin.
Bu ülkenin ve dünyanın geleceği, 91 vekilin veya parlamentodaki koltukların sayısıyla belirlenmeyecek. Gelecek; üretimi var eden, hayatı her gün sil baştan kuran ve günü geldiğinde o şalteri indirerek düzeni durdurma kudretine sahip olan işçi sınıfının örgütlü iradesiyle şekillenecektir.
Stratejik hamleler yapılır, yeni partiler kurulur ve dağılır; burjuva aktörler tarih sahnesinde arz-ı endam eder ve çekilirler. Kalıcı olan, insanlığın özgürleşme yürüyüşü ve sınıf mücadelesinin ta kendisidir.
Tarihsel görevimiz; burjuva restorasyon projelerinin kuyruğuna takılmadan, kitlelerin değişim arzusunu devrimci bir hatta akıtmak, her alanda sınıfın bağımsız gücünü örgütlemek ve o sınıfsız, sömürüsüz dünyayı kendi ellerimizle kurmaktır.
Mücadele durmayacak, mücadele edenler yenilmeyecektir.







