Uluslararası Açık Erişim Haftası Nedir, Neden Önemlidir?
“Açık” Her Zaman “Adil” Değildir: Bilgiyi Meta Olmaktan Çıkarıp Müştereğe Dönüştürmek

Bilginin Bedeli: Uluslararası Açık Erişim Haftası Nedir, Neden Önemlidir?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bu satırları okuduğunuz hafta, dünyanın dört bir yanında kütüphanelerde, üniversitelerde, dergi yayın kurullarında ve sivil toplum örgütlerinde aynı soru tartışılıyor: Bilginin bedeli nedir ve bu bedeli kim ödüyor? 19–25 Ekim 2026, Uluslararası Açık Erişim Haftası. Türkiye'de de hafta, Açık Erişim Türkiye çatısı altında, #AE2026 etiketiyle, panellerle ve atölyelerle sürüyor.
Bu adı belki ilk kez duyuyorsunuz; belki de "akademisyenlerin kendi iç meselesi" diye geçiyorsunuz. Oysa mesele, bu sitenin adının ta kendisidir: bilgi müşterekleri. Bir öğrencinin ödev için ihtiyaç duyduğu makaleye 40 dolar ödeme duvarıyla karşılaşması, bir köy hekiminin güncel tedavi kılavuzuna ulaşamaması, bir sendikacının iş sağlığı araştırmasını okuyamaması — hepsi aynı mülkiyet ilişkisinin sonuçlarıdır. Bu yazıda haftanın ne olduğunu, nereden geldiğini, bu yılki temanın neyi tartışmaya açtığını ve bizim buradan nasıl bir sınıf tavrı çıkardığımızı anlatmaya çalışacağım.
Önce Kavram: Açık Erişim Nedir?
Açık erişim, en yalın tanımıyla, bilimsel bilginin (makalenin, kitabın, verinin) internette hiçbir ücret ve teknik engel olmaksızın herkes tarafından okunabilmesi, indirilebilmesi, paylaşılabilmesi ve yeniden kullanılabilmesidir. Bu tanım 2002'deki Budapeşte Açık Erişim Girişimi ile uluslararası bir ilke hâline geldi.
Açık erişimin iki klasik yolu vardır:
- Yeşil yol: Araştırmacı makalesini hangi dergide yayımlarsa yayımlasın, bir kopyasını kurumsal ya da konusal bir arşive (Türkiye'de üniversitelerin açık arşivleri, ulusal ölçekte YÖK'ün açık bilim arşivi gibi) koyar; herkes oradan okur.
- Altın yol: Dergi doğrudan açık yayımlar. Ama işte burada düğüm başlar: altın yolun büyük kısmı, makale okunurken değil yayımlanırken ücret alan bir modele (APC — makale işlem ücreti) dönüşmüştür.
Bir de giderek önem kazanan üçüncü bir yol var:
- Elmas yol: Ne okurdan ne yazardan ücret alınır. Dergiyi bir üniversite, bir bilim topluluğu, bir kamu kurumu ya da gönüllü bir yayın kolektifi yürütür. Bilgi gerçek anlamda müşterektir.
Bu üç yolun farkını aklınızda tutun; yazının sonunda neden "açık" sözcüğünün tek başına yetmediğini konuşacağız.
Haftanın Kısa Tarihi: Öğrencilerden Dünyaya
Açık Erişim Haftası'nın bir öğrenci eyleminden doğduğunu bilmek, ona bakışımızı değiştirir.
| Yıl | Gelişme |
|---|---|
| 2002 | Budapeşte Açık Erişim Girişimi: açık erişimin uluslararası tanımı ve ilkeleri |
| 2007 | ABD'de öğrenci örgütü Students for Free Culture ve Alliance for Taxpayer Access, 15 Şubatta "Açık Erişim İçin Ulusal Eylem Günü" düzenler |
| 2008 | 14 Ekim, uluslararası Açık Erişim Günü ilan edilir; SPARC ve öğrenci toplulukları öncülüğünde etkinlik dünyaya yayılır |
| 2009 | Gün, bir haftaya dönüşür: Uluslararası Açık Erişim Haftası |
| 2012 | Resmî yıllık tema uygulaması başlar; Türkiye'de ilk AE etkinlikleri (AE2012) düzenlenir |
| 2015 | Türkiye'deki etkinliklerin sonunda Ankara Bildirgesi yayımlanır |
| 2021 | UNESCO Açık Bilim Tavsiyesi kabul edilir; bugün 193 ülke tarafından benimsenmiş durumdadır |
| 2023–2024 | Üst üste iki yıl aynı tema: "Ticarileşmeye karşı topluluk" |
| 2025 | Tema: "Bilgimizin sahibi kim?" |
| 2026 | Tema: "Bilginin Bedeli" |
Kaynaklar: Open Access Week (Wikipedia), openaccessweek.org, acikerisim.org.
Tema listesine dikkatle bakın: 2012'de "varsayılanı açık yap" gibi teknik-iyimser bir çağrıyla başlayan hareket, 2019'da "Kimin için açık?", 2023'te "Ticarileşmeye karşı topluluk", 2025'te "Bilgimizin sahibi kim?" ve bu yıl "Bilginin bedeli" sorusuna geldi. Yani hareket, kendi deneyiminden geçerek mülkiyet ve sermaye sorusuna ulaştı. Bu, bizim açımızdan küçümsenecek bir olgu değildir: liberal bir "erişim" talebi olarak başlayan bir hareket, pratiğin içinde sınıfsal soruyu yeniden keşfediyor.
Bu Yılın Teması: "Bilginin Bedeli"
Uluslararası danışma komitesinin tema açıklaması şu tespitle başlıyor: bilgiye erişim bir insan hakkıdır ve bilgi ortak iyiye hizmet eder; ama erişimin ve paylaşımın maliyetleri sürekli, çoğu zaman keskin biçimde artıyor. Ve asıl soru: Bu maliyetlerden kim kazanıyor?
Açıklama, maliyetin yalnızca abonelik ve makale işlem ücretlerinden ibaret olmadığını vurguluyor ve listeyi genişletiyor:
- Yazarların, hakemlerin ve editörlerin ücretsiz emeği,
- Dünya nüfusunun büyük bölümünün bilginin üretiminden ve tüketiminden dışlanması,
- Yerli halkların veri egemenliğinin tanınmaması,
- Araştırmaların, yazarların rızası ve karşılığı olmaksızın yapay zekâ eğitimi için lisanslanması,
- Bilgi platformlarında kullanıcıların gözetlenmesi,
- Veri merkezlerinin enerji ve su için insanların ihtiyaçlarıyla yarışması.
Bu liste, son iki yıldır bu blogda konuştuğumuz eksenlerin neredeyse tamamını içeriyor: emeğin görünmezleştirilmesi, dijital çitleme, genel zekânın gaspı, dijital panoptikon. Bunu bir "onay" olarak değil, bir ortak zemin olarak okumak gerekir. Ancak açıklamanın bir sınırı var: maliyetleri sıralıyor, "kim kazanıyor" diye soruyor, ama bu kazancın yapısal adını koymuyor. O adı biz koyalım.
Üç Kez Ödenen Bilgi: Akademik Yayıncılığın Ekonomi Politiği
Bilimsel bir makalenin yolculuğunu adım adım izleyelim:
- Araştırma, büyük ölçüde kamu kaynağıyla (üniversite bütçesi, TÜBİTAK projesi, kamu bursu) yapılır. Toplum burada birinci kez öder.
- Araştırmacı makaleyi yazar ve yayıncıya ücretsiz verir; çoğu zaman telif hakkını da devreder.
- Hakemler makaleyi ücretsiz değerlendirir. Yayın kurulu üyeleri çoğunlukla ücretsiz ya da sembolik ücretle çalışır. Bu emeğin maaşını da yine kamu üniversitesi öder.
- Yayıncı, bu emeğin ürününü paketler ve kütüphanelere abonelik olarak geri satar. Toplum burada ikinci kez öder.
- Altın açık erişimde ise yazardan ya da kurumundan makale işlem ücreti alınır. Toplum, bazen aboneliğe ek olarak, üçüncü kez öder.
Bu sürecin sonunda ne çıktığına bakalım. Dünyanın en büyük bilimsel yayıncısı Elsevier'in bağlı olduğu RELX grubu, 2025 sonuçlarına göre 9,59 milyar sterlin gelir ve 3,34 milyar sterlin düzeltilmiş faaliyet kârı açıkladı; kâr marjı %34,8. Grubun bilimsel yayıncılık kolu (STM, yani Elsevier) ise Journalology'nin derlemesine göre 2,71 milyar sterlin gelirle 1,04 milyar sterlin kâr üretti; bu da yaklaşık %38'lik bir kâr marjı demek.
Karşılaştırma için: bu oran, dünyanın en kârlı teknoloji ve ilaç şirketleriyle aynı ligdedir. Ama arada bir fark vardır: o şirketler hiç değilse hammaddelerini ve işgücünü satın alır. Akademik yayıncı ise hammaddeyi (araştırmayı) bedava alır, işgücünün (hakemlik, editörlük) büyük kısmını bedava kullanır, ürünü kamuya geri satar.
Marksist literatürde bunun adı açıktır: Bu, üretimden değil mülkiyet tekelinden doğan bir gelirdir; bir tür ranttır. Yayıncı bilgiyi üretmez; bilginin dolaşım kanalının kapısına oturur ve geçişten bedel alır. Marx'ın Grundrisse'de "genel zekâ" (general intellect) dediği toplumsal bilgi birikimi, burada bir avuç şirketin bilançosuna çitlenmiştir. Daha önce yapay zekâ şirketleri için kullandığımız dijital çitleme kavramı, akademik yayıncılıkta çok daha eski ve çok daha olgun bir biçimde zaten iş başındadır.
"Açık" Kimin İçin Açık? Altın Yolun Tuzağı
Burada genç yoldaşların düşebileceği bir yanılgıya dikkat çekmek isterim: "Madem açık erişim yaygınlaşıyor, sorun çözülüyor" düşüncesi.
Sermaye, kendisine yöneltilen talepleri soğurma ve onları yeni bir birikim alanına çevirme konusunda ustadır. Açık erişim talebi de böyle oldu. Büyük yayıncılar, "okurdan ücret alma" modelinin meşruiyeti sarsılınca "yazardan ücret alma" modeline geçtiler. Böylece:
- Ödeme duvarı okurun önünden kalkıp yazarın önüne kondu.
- Zengin üniversiteler ve fonlu projeler yayımlayabilir; Küresel Güney'deki, Türkiye'deki taşra üniversitelerindeki, projesi olmayan genç araştırmacı ise "okuyabilir ama yazamaz" hâle geldi.
- Ülkeler arası "dönüştürücü anlaşmalar" (abonelik + yayın paketleri) ile para akışı küçülmedi, yön değiştirdi.
Yani açıklık, mülkiyet ilişkisi değişmeden sağlandığında, eşitsizliği ortadan kaldırmaz; yerini değiştirir. Bu yüzden "açık" sözcüğü tek başına bir sınıf tavrı değildir. Asıl soru şudur: Açık olan bilginin üretim ve dağıtım araçları kimin elinde?
| Ticari yayıncılık modeli | Bilgi müşterekleri modeli |
|---|---|
| Bilgi bir metadır; değeri kıtlığından gelir | Bilgi bir müşterektir; değeri paylaşıldıkça artar |
| Kamu araştırmayı finanse eder, şirket kârı alır | Kamu finanse eder, kamu ve toplum yararlanır |
| Hakem ve editör emeği bedava, görünmez | Hakem ve editör emeği tanınır, kurumsal olarak desteklenir |
| Telif hakkı yayıncıya devredilir | Haklar yazarda kalır; özgür lisans (CC BY / CC BY-SA) kullanılır |
| Erişim ya da yayın için ödeme duvarı | Ne okurdan ne yazardan ücret (elmas yol) |
| Altyapı kapalı, platform sahibi verileri toplar | Açık kaynak altyapı (OJS gibi), mahremiyete saygılı |
| Makaleler rıza alınmadan YZ şirketlerine lisanslanır | Yeniden kullanım koşullarını bilim topluluğu belirler |
| Başarı ölçütü: etki faktörü, kâr marjı | Başarı ölçütü: toplumsal fayda, erişim, kullanım |
Yeni Cephe: Yapay Zekâ ve Bilginin İkinci Gaspı
Bu yılki temanın en güncel boyutu, bizim için en tanıdık olanıdır. Son iki yılda büyük akademik yayıncılar, ellerindeki makale arşivlerini yapay zekâ şirketlerine eğitim verisi olarak lisanslamaya başladılar. Bu anlaşmalarda yazarlara ne sorulur ne de pay verilir.
Durumu bir düşünün: Bir araştırmacı makalesini yayıncıya ücretsiz verdi; yayıncı onu yıllarca kütüphanelere sattı; şimdi aynı makaleyi bir kez daha, bu kez bir yapay zekâ şirketine satıyor. Yapay zekâ şirketi ise o bilgiyle eğittiği modeli, aboneliğe bağlı bir ürün olarak yine üniversitelere ve öğrencilere satıyor.
Bu, distilasyon tartışmasında altını çizdiğimiz çelişkinin akademideki karşılığıdır: Herkesin emeğinden öğrenmek "adil kullanım", tekelin ürününden öğrenmek "hırsızlık" sayılıyor. Bilgi, bir kez yayıncılar tarafından, bir kez de yapay zekâ tekelleri tarafından çitleniyor. Genel zekâ ikinci kez gasp ediliyor.
Tema açıklamasının veri merkezlerinin su ve enerji tüketimine değinmesi de rastlantı değil. Bilginin bedeli artık yalnızca parayla ödenmiyor; kuraklık çeken bir ilçenin suyuyla, bir şehrin elektrik faturasıyla da ödeniyor.
Bireysel Kahramanlık mı, Örgütlü Değişim mi?
Bu tartışmada iki isim mutlaka karşınıza çıkacak:
- Aaron Swartz, akademik makalelerin ücretsiz paylaşılması gerektiğini savunan genç bir yazılımcı ve aktivistti. JSTOR arşivinden toplu indirme yaptığı için yargılandı, onlarca yıl hapis tehdidiyle karşılaştı ve 2013'te, 26 yaşında aramızdan ayrıldı.
- Alexandra Elbakyan, 2011'de kurduğu Sci-Hub ile milyonlarca makaleyi ödeme duvarının dışına çıkardı; bugün de büyük yayıncıların davalarıyla uğraşıyor.
Bu iki ismi anlamak gerekir: Onlar, yasanın tekelden yana kurulduğu bir düzende ahlaki olarak meşru olanın hukuken suç sayılmasının sembolleridir. Ama genç yoldaşlar için asıl ders şudur: Bireysel kahramanlık, sistemin adaletsizliğini teşhir eder; onu değiştiren ise örgütlü, kolektif, kurumsal mücadeledir.
Bunun en güzel örneği, bu yılki temaya adını veren eylemdir. 2012'de matematikçi Timothy Gowers'ın bir blog yazısıyla başlayan "The Cost of Knowledge" (Bilginin Bedeli) boykotunda araştırmacılar, Elsevier'in dergilerinde yayın yapmayacaklarını, hakemlik ve editörlük yapmayacaklarını ilan ettiler. Boykotun üç gerekçesi vardı: fahiş abonelik fiyatları, değerli ve değersiz dergilerin zorla paket hâlinde satılması ve şirketin bilgiye erişimi kısıtlayan yasa tasarılarını desteklemesi. Bugün imzacı sayısı 20 bini aşmış durumda.
Bir sendikacının gözüyle bakın: Bu, akademik emekçilerin emeklerini geri çekmesidir, yani bir tür grevdir. Hakemler hakemlik yapmazsa, editörler editörlük yapmazsa, yayıncının elinde satacak hiçbir şey kalmaz. Ücretsiz emek, aslında akademik emekçilerin en güçlü silahıdır; yeter ki örgütlü kullanılsın.
Türkiye'den Bakınca
Türkiye'de açık erişim hareketinin kendine özgü bir hikâyesi var. Kütüphaneciler, bilgi bilimciler ve gönüllüler 2012'den beri her yıl Açık Erişim Haftası'nı düzenliyor; 2015'te Ankara Bildirgesi yayımlandı. 2019'da hem YÖK'ün açık erişim politikası hem de TÜBİTAK Açık Bilim Politikası ilan edildi; kamu fonuyla yapılan araştırmaların açık erişimde olması bir ilke olarak kabul edildi.
Kamusal bir dergi altyapısı olan DergiPark da kayda değer bir örnektir: TÜBİTAK ULAKBİM'in yürüttüğü platform, 2019 sonu itibarıyla yaklaşık 1.900 dergiye ve 410 binden fazla makaleye ev sahipliği yapıyordu ve büyük ölçüde açık erişimliydi. Bu, kamunun bilgi altyapısını kendisi kurduğunda neler olabileceğini gösteren bir deneyimdir.
Ama tablonun öbür yüzü de var:
- Üniversitelerin ve ulusal konsorsiyumların büyük yayıncılara ödediği abonelik bedelleri şeffaf değildir; kamu kaynağının ne kadarının hangi şirkete aktarıldığı kamuoyuyla paylaşılmaz.
- Akademik yükselme ve teşvik sistemi, araştırmacıları yüksek ücretli "prestijli" dergilere iter; ödemeyi çoğu zaman genç araştırmacı kendi cebinden yapar.
- Güvencesiz akademisyenler, araştırma görevlileri ve ihraç edilmiş bilim insanları, kurum aboneliğinin sağladığı erişimden en kolay düşen kesimdir.
- Yayıncılık sektöründeki emekçilerin, dizgicilerin, dergi sekreterlerinin, kütüphanecilerin emeği ise tartışmanın neredeyse hiç parçası değildir.
Bu hafta Türkiye'deki AE2026 programında bu sorunların bir kısmını doğrudan konuşan oturumlar var. Özellikle 22 Ekim Perşembe akşamı 19:30'da AKYAD ve EASE Türkiye'nin düzenlediği, bilginin bedeli ile dergi hakemlerinin ve editörlerinin görünmeyen emeğini konu alan oturum, akademik emek açısından kaçırılmaması gereken bir tartışma. Koç Üniversitesi Suna Kıraç Kütüphanesi'nin araştırma verisinin ve açık erişim yayıncılığının maliyetleri üzerine oturumları ile 22 Ekimde TÜBİTAK ULAKBİM'de DergiPark'taki yeni süreçlerin konuşulacağı gün de izlenmeye değer.
Neden Önemli? Beş Neden
Toparlayalım. Açık Erişim Haftası bizim için neden önemlidir?
- Çünkü bilgi bir üretim aracıdır. Yapay zekâ çağında bilgiye kimin erişebildiği, kimin üretebildiği ve kimin ondan kâr ettiği, emeğin geleceğini doğrudan belirler.
- Çünkü akademik emek de emektir. Hakemlik, editörlük, veri temizleme, arşivleme, kütüphanecilik görünmez kılınan emek biçimleridir. Görünür kılınmaları örgütlenmenin önkoşuludur.
- Çünkü kamu kaynağı kamuya dönmelidir. Halkın vergisiyle üretilen bilgi, halkın erişimine kapatılamaz.
- Çünkü eşitsizlik coğrafidir ve sınıfsaldır. Ödeme duvarları, Küresel Güney'i ve emekçi sınıfların çocuklarını bilimin hem okurluğundan hem yazarlığından dışlar.
- Çünkü alternatif zaten var. Elmas açık erişim dergileri, açık kaynak yayın yazılımları, kamusal arşivler, Vikipedi gibi kolektif bilgi projeleri, bilginin müşterek olarak örgütlenebileceğini her gün kanıtlıyor. Mesele, bunu istisna olmaktan çıkarıp kural hâline getirmektir.
Somut Görevler: Genç Yoldaşlar Ne Yapabilir?
Öğrenci, araştırma görevlisi, kütüphaneci ya da bilişim emekçisi olun; bu hafta ve sonrası için yapılabilecek somut işler var:
- Makalelerini arşive koy. Yayımladığın her çalışmanın yazar kopyasını üniversitenin açık arşivine yükle. Bu, yeşil yolun en basit ve en etkili adımıdır.
- İmzalamadan önce oku. Yayın sözleşmelerinde telif hakkını devretmemeye, CC BY ya da CC BY-SA gibi özgür lisansları tercih etmeye çalış.
- Elmas yolu büyüt. Ücretsiz ve ticari olmayan dergilerde yayımla, hakemlik yap, bu dergileri çevrene öner.
- Ücretsiz emeğini görünür kıl. Hakemlik ve editörlük emeğinin akademik değerlendirmede ve iş yükünde tanınması, bir sendikal talep olarak dile getirilmeli.
- Şeffaflık iste. Üniversitenin ve ulusal konsorsiyumların yayıncılara ne kadar ödediğini sor; bilgi edinme başvurusu yap.
- Yapay zekâ lisanslarına itiraz et. Makalelerinin hangi şirketlere eğitim verisi olarak satıldığını yayıncına sor; rıza dışı kullanıma karşı ortak açıklamalara katıl.
- Müştereklere katkı ver. Vikipedi, Vikiveri, açık kaynak yayın yazılımları ve açık veri projeleri; bilgi müştereklerinin gündelik inşasıdır.
- Bu haftaki etkinliklere katıl. AE2026 programındaki çevrimiçi oturumları izle, soru sor, sınıf sorusunu tartışmanın içine taşı.
Bilgi Herkesindir
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bir makalenin altına yazılan isim tek kişinin adıdır; ama o makalenin içinde, onu mümkün kılan sayısız insanın emeği vardır: o laboratuvarı temizleyen işçinin, o kütüphaneyi kuran kuşakların, o sorunun yanıtını önceden arayan yüzlerce araştırmacının, o veriyi toplayan anketörün, o tezi okuyan hocanın. Bilgi, doğası gereği toplumsaldır. Onu özel mülke çeviren şey bilginin kendisi değil, içine sıkıştırıldığı mülkiyet ilişkisidir.
Bu yılın teması "Bilginin Bedeli" diye soruyor. Bizim yanıtımız açık: Bilginin bedeli zaten ödendi; emekle, alın teriyle, kamu bütçesiyle, kuşakların birikimiyle. Bir kez daha ödemeyi reddediyoruz.
Açık erişim bir lütuf değil, bir hak meselesidir. Ve haklar, tarih boyunca olduğu gibi, örgütlü mücadeleyle kazanılır.
Bilgi herkesindir.
Kaynaklar
- Açık Erişim Türkiye, Açık Erişim Haftası 2026
- AE2026, Hafta Programı
- International Open Access Week, 2026 Theme: The Cost of Knowledge
- Open Research Funders Group, The Cost of Knowledge – Open Access Week 2026 Theme
- Infodocket, The Cost of Knowledge is the Theme for International Open Access Week 2026
- Wikipedia, Open Access Week
- Wikipedia, The Cost of Knowledge
- RELX, 2025 Results
- Journalology, Elsevier: 2025 in review
- TÜBİTAK, TÜBİTAK Açık Bilim Politikası Yayınlandı
- TÜBİTAK, DergiPark Türkiye'de En Çok Ziyaret Edilen Siteler Arasında







