Açık Ağırlık, Özgür Model ve Mülkiyet Sorusu
İzlem Gözükeleş'in "Açıklık Yanılsaması" Yazısını Okumak ve Geliştirmek

Sevgili Genç Yoldaşlar,
İzlem Gözükeleş, bugün (31 Ekim 2026) Yarımada'da yayımlanan Açık Ağırlıklar: Yapay Zekada Açıklık Yanılsaması yazısında, son iki yılın en çok kullanılan ama en az sorgulanan kelimesini masaya yatırıyor: açık. Llama'dan Qwen'e, DeepSeek'ten Kimi'ye kadar "açık" diye sunulan modellerin aslında neyi açtığını, neyi kapalı tuttuğunu soruyor ve özgür yazılım geleneğinin ölçütleriyle yanıtlıyor.
Bu yazı, onun metnini önce sadakatle özetlemeye, ardından Bilgi Müşterekleri'nin birkaç aydır yürüttüğü tartışmaların (distilasyon, Zuckerberg, açık erişim, Cengizhan Kaptan'a yanıt) birikimiyle geliştirmeye çalışıyor. Amacımız düzeltmek değil, aynı yöne bir adım daha atmak. İzlem'in yazısı CC BY-ND lisansıyla yayımlandığı için metni burada yeniden üretmiyoruz; tamamını kendi sayfasında okumanızı öneriyoruz.
Özet
Acelesi olan yoldaşlar için önce bütün tartışmayı bir arada veriyoruz; gerekçeler ve kaynaklar ardından geliyor.
İzlem'in vurguladığı yedi nokta
- Terim kayması. Özgür yazılımın "inceleme, değiştirme, paylaşma özgürlüğü", açık kaynakla birlikte giderek "kodun görülebilir olması"na indirgendi. Yapay zekada bu kayma bir adım daha ileri gitti: artık kodun bile değil, yalnızca eğitim çıktısının paylaşılması "açık" sayılıyor.
- Açık ağırlık, açık kaynak değildir. Ağırlıklar eğitimin sonucudur; eğitim verisi, eğitim kodu ve ara kontrol noktaları paylaşılmadıkça model yeniden üretilemez.
- Kullanıcı için gerçek kazanımlar var. Kendi altyapında çalıştırma, ince ayar, verinin sağlayıcıya gitmemesi, API ücretinden ve sağlayıcının keyfi değişikliklerinden kurtulma.
- Ama dört alanda yetersiz. Tekrarlanabilirlik, veri şeffaflığı, düzenleyici uyum ve topluluk katkısı; katkı çoğunlukla ince ayarla sınırlı kalıyor.
- OSI ve FSF ölçütleri. OSI'nin tanımı veri bilgisi, kod ve parametrelerin birlikte açılmasını istiyor; FSF ise daha katı: eğitim verisi de dört özgürlüğe uygun değilse uygulama özgür değildir. "Etik" lisanslar (RAIL) kullanım kısıtlarıyla özgürlüğü daraltıyor.
- Ekonomi ve jeopolitik. Açık ağırlık yalnızca donanımı ve nitelikli iş gücü olanlar için ucuz; tekelleşme model sağlayıcıdan ekosistem sahibine kayıyor (Cecilia Rikap'a atıfla). Kimi K3 lisansı büyük ticari kullanıcılara ayrı sözleşme şartı koyuyor; ABD'li şirketlerin "açık ekosistem" bildirisi aslında politika müdahalesi talebi.
- Sonuç. Özgürlük şirketlerin lütfu olamaz; copyleft gibi hukuki bir güvenceye dayanmalı. Bugün devleri tam açık model yayımlamaya zorlayan bir hukuki dayanak yok.
Bizim katkımız: yedi adım daha
- Ağırlık, derlenmiş ikili dosyadır. Açık ağırlık yapay zekanın "freeware"dir: kullanabilirsin, ama nasıl yapıldığını bilemezsin, yeniden yapamazsın.
- Ağırlık, kristalleşmiş genel zekadır. İçinde milyonlarca insanın yazısı, kodu, sorusu var. "Açık ağırlık" bu gasp edilmiş müştereğin bir kısmını, sahibinin koyduğu koşullarla geri vermektir; iade değil, kiralık iade.
- Açıklık bir ilke değil, taktiktir. Tekeller "tamamlayıcıyı metalaştır" stratejisiyle açık ağırlık dağıtır; Meta'nın 2024'teki "açık kaynak yol göstericidir" manifestosundan 2026'da Muse ile kapalı kasaya dönüşü bunun kanıtı.
- Asıl çit hesaplamadır. Tam açık bir model bile, onu yeniden üretecek GPU, enerji ve belleğe sahip olmayan için biçimsel bir özgürlüktür. Dört özgürlüğün maddi koşulu yoksa, hukuki eşitlik gerçek eşitsizliğin üstünü örter.
- Copyleft gerekli ama yetmez. GPL telif hukukuna yaslanır; ağırlıkların telif konusu olup olmadığı belirsizdir ve hizmet olarak sunumda dağıtım boşluğu vardır. Hukuki güvenceyi mülkiyet ve emek sorusuyla tamamlamak gerekir.
- Veri şeffaflığı, veri adaletinin yerini tutmaz. Verinin kaynağını açıklamak, o veriyi üretenlere söz ve pay vermek demek değildir.
- Çıkış: kamusal model, müşterek altyapı, örgütlü emek. Tam açık modeller (OLMo, Pythia, BLOOM, Apertus) yolun mümkün olduğunu gösteriyor; eksik olan kamusal hesaplama, veri müşterekleri ve bu emeği örgütleyecek bir bilişim sendikası.
Felsefi katman: Bahçeden ağa
Paylaşmanın tarihi, yapay zekadan çok daha eskidir. Epikuros'un Atina'daki Bahçesi'nden (MÖ 306) Lucretius'un tek bir nüsha sayesinde kurtulan şiirine, ortaçağın ortak ormanlarından Jefferson'un "mumunu benimkinden yakan beni karanlıkta bırakmaz" sözüne, Marx'ın genel zekasından Ostrom'un müştereklerine, Stallman'ın GNU'sundan Vikipedi'ye uzanan bir çizgi var. Bu çizgiden üç ders çıkarıyoruz:
- Paylaşım bir şeyin niteliği değil, insanlar arası bir ilişkidir. Bahçede bilgi dostluk (philia) içinde paylaşılıyordu; bugün ağırlıklar pazarda dağıtılıyor. "Açık" sıfatını modelin bir özelliği sanmak, Marx'ın meta fetişizmi dediği yanılsamanın yeni bir biçimidir: açıklığın fetişizmi.
- Her paylaşım çağının bir çiti vardır. Ormanın çiti tel örgüydü, kitabın çiti telif, yazılımın çiti kapalı kod, modelin çiti hesaplama gücü.
- Kapıdan kimin girebildiği belirleyicidir. Epikuros'un bahçesine kadınlar ve köleler girebiliyordu; bugünkü bahçenin kapısında GPU faturası duruyor.
Tek cümleyle: İzlem haklı olarak "açık ağırlık açık kaynak değildir" diyor; biz bir adım ileri gidip "tam açık kaynak bile, üretim araçları kamusal değilse özgürlük değildir" diyoruz.
I. İzlem Ne Diyor?
Terim kaymasının kısa tarihi
İzlem yazısına GNU projesinin 43 yıl önceki duyurusundan başlıyor. Özgür yazılım hareketi baştan bir kullanıcı özgürlüğü hareketiydi: programı her amaçla çalıştırma, inceleme, değiştirme ve dağıtma. 1998'de "açık kaynak" terimi bu fikri iş dünyasına tercüme etmek için ortaya çıktı. İzlem'in tespiti açık: zamanla üretim özgürlüğünün yerini, kaynak kodunun görülebilir olması aldı.
Yapay zekada kayma daha da ileri gitti. Meta, Llama'yı "açık kaynak" diye sundu; oysa ne veri açıktı ne de eğitim kodu, üstelik lisans belirli bir kullanıcı sayısının üzerindeki şirketlere ayrı izin şartı koyuyordu. Söz, içeriğinden boşaldıkça pazarlamada daha kullanışlı hale geldi.
Ağırlık nedir, neyi açar?
Bir dil modeli eğitildiğinde ortaya milyarlarca sayıdan oluşan bir parametre kümesi çıkar: ağırlıklar. Bunlar modelin "bildiği" her şeyin sayısal izidir, ama insan tarafından okunamaz. İzlem açık ağırlıkların sağladığı kazanımları doğru biçimde sıralıyor:
- Modeli kendi altyapında çalıştırmak; sağlık, hukuk, finans gibi hassas alanlarda verinin dışarı çıkmaması,
- İnce ayar ve küçültme (damıtma, nicemleme) imkanı,
- Belirteç başına API ücretinden kurtulmak,
- Sağlayıcının fiyat artışı, erişim kapatma ya da modelin davranışını sessizce değiştirmesi gibi risklerden korunmak.
Bedeli de var: donanım ve uzmanlık gereksinimi, çoğu zaman kapalı modellerin gerisinde kalan başarım, güvenlik ve güncelleme sorumluluğunun kullanıcıya geçmesi, modelden modele değişen lisans koşulları.
Açık kaynak yapay zeka ne olmalı?
İzlem, OSI'nin Açık Kaynak Yapay Zeka Tanımına göre bir sistemin dört özgürlüğü sağlaması için üç bileşenin gerektiğini hatırlatıyor:
| Bileşen | İçerik |
|---|---|
| Veri bilgisi | Eğitim verisinin kaynağı, işleme ve filtreleme yöntemleri, üçüncü taraf veri listesi |
| Kod | Eğitim, veri işleme, test, belirteçleştirici, çıkarım ve mimari kodunun tamamı |
| Parametreler | Ağırlıklar, yapılandırma ayarları, gerekirse ara kontrol noktaları |
Açık ağırlık bunların yalnızca üçüncüsünü verir. Bu yüzden İzlem dört eksiği sayıyor: model yeniden üretilemez, önyargının ve güvenlik açığının kaynağı bulunamaz; veri seçimi denetlenemez; kamu ve finans gibi alanların şeffaflık gerekleri karşılanamaz; topluluk ancak hazır modelin üstüne ince ayar yapabilir, modelin kendisine katkı veremez.
FSF'nin katı çizgisi
Yazının en değerli bölümlerinden biri, FSF'nin makine öğrenimi çalışmasını ve FOSDEM 2025 sunumunu Türkçe okura taşıması. FSF'ye göre özgürlük yalnızca yazılıma ait değildir; eğitim verisi, parametreler ve yazılım birlikte özgür olmalıdır. Tıbbi veri gibi hassas alanlarda bile istisna tanınmaz. İzlem bu çizgiyi FSF'nin şu ilkesiyle özetliyor: "Yazılım ya özgürdür ya da değildir; ortası yok!" FSF ayrıca RAIL türü "sorumlu yapay zeka" lisanslarını kullanım kısıtları koydukları için özgür olmayan lisanslar sayıyor.
Ekonomi ve jeopolitik
İzlem'in yazısını teknik bir terim tartışmasından çıkaran bölüm burası:
- Maliyet: Açık ağırlık, API'ye bağımlı kalmak istemeyen kurumlar için cazip, ama yalnızca donanımı ve nitelikli iş gücü olanlar için.
- Sorumluluk kayması: Ağırlıklar dolaşıma girince sağlayıcının denetimi azalır; sorumluluk modeli çalıştırana geçer.
- Ekosistem tekeli: Hakimiyet API sağlayıcısından platform ekosistemine kayar; Android, iOS, AWS, Azure, Google Cloud örnekleri. Rikap'ın The Rulers çalışmasına atıfla ağ etkilerinin kalıcı engeller yarattığı vurgulanıyor.
- Jeopolitik: ABD'nin çip ihracat kısıtları karşısında Çinli Moonshot'ın Kimi K3 ağırlıklarını yayımlaması ve lisansın, 12 ayda 20 milyon doların üzerinde gelir elde eden "hizmet olarak model" işletmelerine ayrı sözleşme şartı koyması. Lawfare'in "açık ağırlık diplomasisi" çözümlemesi ve NVIDIA'nın raporu bu cephenin iki yüzü.
Sonuç ve not
İzlem üç tespitle bitiriyor: açık ağırlıklar kısa vadede maliyet düşürme aracı olarak yaygınlaşacak ama yalnızca kaynağı olanlara; tekelleşme model sağlayıcılardan ekosistem sahiplerine kayacak; özgürlük şirketlerin lütfu değil, copyleft gibi hukuki güvencelerin ürünü olmalı. Yazının notlarındaki bir ayrıntı bizce çok önemli: "kullanıcı" derken bireyleri değil, bu sistemleri yeniden üretebilecek kamu kurumlarını ve şirketleri kastettiğini açıkça yazıyor. Bu notu aşağıda büyüteceğiz.
II. Yazının Güçlü Yanları
- Doğru terazi. "Açık" kelimesinin pazarlama değerine kapılmadan, onu özgür yazılımın dört özgürlüğüyle tartıyor.
- Teknik doğruluk. Ağırlık, veri, kod, kontrol noktası ayrımını genç bir okurun izleyebileceği açıklıkta kuruyor.
- Dengeli. Açık ağırlığın gerçek faydalarını küçümsemiyor; veri gizliliği ve sağlayıcı bağımlılığından kurtulma, kamu kurumları için somut kazanımlar.
- Ekonomi-politiğe açılıyor. Rikap'la ekosistem tekelini, Kimi K3 ile jeopolitiği tartışmaya katarak konuyu lisans tartışmasından çıkarıyor.
- İlkeli bitiş. "Lütuf değil güvence" vurgusu, özgür yazılım geleneğinin en sağlam mirasını yapay zekaya taşıyor.
III. Katkılarımız: Yedi Adım Daha
1. Ağırlık, derlenmiş ikili dosyadır
İzlem'in ayrımını yazılım geliştiricinin gündelik diliyle şöyle kurabiliriz: ağırlık, derlenmiş ikili dosyadır (binary). Eğitim verisi ve eğitim kodu ise kaynak koddur. Bir programın yalnızca .exe dosyasını ücretsiz dağıtmaya hiçbirimiz "açık kaynak" demeyiz; ona "freeware" deriz. Açık ağırlık, yapay zekanın freeware'dir.
Benzetmenin bir sınırı da var ve o sınır işi daha da ağırlaştırıyor: derlenmiş bir programı tersine mühendislikle bir ölçüde okuyabilirsiniz; ağırlıkları ise modeli eğitenler de tam olarak okuyamıyor. Yani açık ağırlıkta "kapalılık" yalnızca bir tercih değil, yapının kendisinde. Bu durumda yeniden üretebilmek (veri + kod + hesaplama) incelemenin tek yolu haline geliyor. İzlem'in "tekrarlanabilirlik" eleştirisini bu yüzden en ağır eleştiri sayıyoruz.
2. Ağırlık, kristalleşmiş genel zekadır
Karaburun bildirimizden beri savunduğumuz tez şu: büyük dil modelleri, Marx'ın Grundrisse'de "genel zeka" dediği toplumsal bilgi birikiminin özel mülke çevrilmiş halidir. Ağırlıkların içinde milyonlarca insanın yazdığı metin, açtığı hata kaydı, yanıtladığı forum sorusu, çevirdiği makale, Vikipedi'ye harcadığı akşamlar var.
Bu açıdan bakınca "açık ağırlık" bir hediye değil; gasp edilmiş bir müştereğin bir kısmının, gaspı yapanın koşullarıyla geri verilmesidir. Buna iade değil, kiralık iade diyoruz: lisansı şirket yazar, eşiği şirket koyar, bir sonraki sürümü açıp açmayacağına şirket karar verir.
Distilasyon yazımızda bu çifte standardı göstermiştik: herkesin emeğinden öğrenmek "adil kullanım", tekelin çıktısından öğrenmek "hırsızlık". Açık ağırlık tartışması aynı madalyonun öbür yüzü: tekel, müşterekten aldığını kapalı tutar, kendi çıktısını ise ne zaman ve hangi koşulla "açacağına" kendisi karar verir.
3. Açıklık bir ilke değil, taktiktir
Neden bir şirket milyarlarca dolarlık eğitimin ürününü bedava dağıtır? Yazılım dünyasının bilinen yanıtı: tamamlayıcını metalaştır (Joel Spolsky, "Strategy Letter V"). Senin ürününü tamamlayan şey ucuzladıkça senin ürününe talep artar.
- NVIDIA için model, çipin tamamlayıcısıdır; açık ağırlıklı modeller ne kadar yaygınsa o kadar çok GPU satılır. NVIDIA'nın açık ağırlık raporu da, Nvidia, Microsoft ve Meta'nın "erken kısıtlamalara" karşı uyarısı da bu çıkarın dili.
- Meta için model, reklam ve platform ekosisteminin tamamlayıcısıydı. 2024'te Zuckerberg "açık kaynak yapay zeka yol göstericidir" diye yazdı; rakiplerin model satışını değersizleştirmek Meta'nın işine geliyordu. 2026'da kişisel ajan Muse ile şirket kendi katmanını kurmaya geçince en iyi model kapalı kasaya girdi. Zuckerberg yazımızda bu dönüşü "açık ağırlıktan kapalı kasaya" diye anlatmıştık; İzlem'in de andığı Glimmer gibi küçük modeller açık kalırken, sınırdaki yetenek açılmadı.
- Moonshot ve Çinli şirketler için açık ağırlık, çip ambargosuna karşı yaygınlık ve standart koyma silahı. Kimi K3 lisansının 20 milyon dolar eşiği bu taktiği çok net gösteriyor: kitleye açık, rakip sermayeye kapalı. Küçük kullanıcı ekosistemi büyütür, büyük kullanıcı kasaya pay öder.
Demek ki açıklığı ilke olarak değil, sermaye birikiminin o anki ihtiyacına göre açılıp kapanan bir vana olarak okumalıyız. Vananın başında kim duruyor sorusu, açık mı kapalı mı sorusundan önce gelir. Buna eski üç sorumuzla yanıt verelim: Ağırlıklar kimin elinde? Herkesin. Bir sonraki model kimin denetiminde? Şirketin. Ekosistem kimin yararına büyüyor? Platform sahibinin.
4. Asıl çit hesaplamadır
İzlem'in notu, yazının belki de en derin cümlesi: kastettiği "kullanıcı" birey değil, sistemi yeniden üretebilecek kurumlar ve şirketler. Bunu sonuna kadar götürelim.
Bir an hayal edelim: yarın bir tekel, OSI tanımına harfiyen uyan bir model yayımladı. Veri listesi, eğitim kodu, kontrol noktaları, hepsi ortada. Kim yeniden üretebilir? Sınırdaki bir modelin eğitimi yüz milyonlarca dolarlık hesaplama, on binlerce GPU, bir küçük kentin elektriği demek. Bugün dünyadaki DRAM üretiminin kayda değer bir kısmı birkaç veri merkezi projesine bağlanmış durumda; bellek yazımızda Sam Altman'ın kişisel bilgisayarlardaki RAM'i "israf" sayan sözlerini bu yüzden tartışmıştık.
Bu durumda dört özgürlük, maddi koşulu olmayan biçimsel bir özgürlüktür. Marx'ın Yahudi Sorunu Üzerine'de yaptığı ayrımı hatırlayalım: yasa önünde eşitlik, mülkiyette eşitsizliğin üstünü örtebilir. Herkesin model eğitme "hakkı" vardır; bunu yapabilecek gücü olan beş şirket vardır.
Bu, açıklığın değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tersine: tam açıklık, kamusal hesaplama altyapısıyla birleştiğinde gerçek bir özgürlüğe dönüşür. Tekelin çitini yalnızca lisansla değil, veri merkeziyle aşabiliriz. Bu yüzden Sosyalist Yapay Zeka Manifestosunda hesaplama altyapısının kamusallaştırılmasını ayrı bir talep olarak yazmıştık.
5. Copyleft gerekli ama yetmez
İzlem'in "lütuf değil güvence" ilkesine bütünüyle katılıyoruz. Ancak copyleft'in yapay zekada karşılaştığı üç engeli de görmeliyiz:
- Telif zemini belirsiz. GPL telif hakkına dayanır; telifi olmayan şeye copyleft uygulanamaz. Makine tarafından üretilen sayısal parametrelerin telif konusu olup olmadığı birçok hukuk düzeninde tartışmalı. Copyleft'in kaldıracı tam burada kayabilir.
- Hizmet boşluğu. GPL dağıtıma bağlıdır; modeli dağıtmayıp yalnızca hizmet olarak sunan kaynak açma yükümlülüğünden kurtulur. Özgür yazılım hareketi bu boşluğa AGPL ile yanıt vermişti; yapay zekada benzer bir "ağ maddesi" henüz yerleşik değil.
- Emek görünmez kalıyor. Copyleft kodun özgürlüğünü korur, kodu yazanın geçimini değil. Cengizhan Kaptan'a yanıtımızda andığımız gibi, açık kaynağın talep tarafındaki değeri trilyonlarca dolar olarak hesaplanırken, bakımcıların büyük kısmı ücretsiz ya da düşük ücretle çalışıyor. Tekeller müştereği kullanıyor, bedelini gönüllü emeğe ödetiyor.
Dolayısıyla hukuki güvenceyi mülkiyet ve emek sorusuyla tamamlamak gerekiyor. O yazının başlığını burada da tekrarlayalım: ortak ürün, ortak mülk olmadan ortak olmaz.
6. Veri şeffaflığı, veri adaletinin yerini tutmaz
İzlem ve OSI veri şeffaflığını istiyor; doğru. Ama bir adım daha atmamız gerek: verinin nereden geldiğini bilmek, o veriyi üretenlere söz ve pay vermek demek değildir.
Açık Erişim Haftası yazımızda gösterdiğimiz gibi, büyük yayıncılar makale arşivlerini yazarların rızası ve payı olmadan yapay zeka şirketlerine lisanslıyor. Anthropic'in yazarlarla yaptığı 1,5 milyar dolarlık uzlaşma da, NYT–OpenAI davası da sorunun bireysel telif davalarıyla çözülemeyeceğini gösteriyor; çünkü verinin büyük kısmı telif sahibi bile olmayan sıradan insanların emeği.
Tamamen açık bir veri seti bile, onu üretenlerin denetimi dışında kalıyorsa bir müşterek değil, açık bir madendir. Bu yüzden veri şeffaflığının yanına üç talep koyuyoruz: veri katkıcılarının kolektif söz hakkı (veri vakıfları, veri kooperatifleri), eğitim verisinden elde edilen rantın kamusal fona aktarılması ve kamu kurumlarının ürettiği verinin yalnızca kamusal modellerde kullanılması.
7. "Her amaçla kullanım" ve RAIL gerilimi
FSF'nin RAIL eleştirisine katılıyoruz: "etik" kısıtı şirketin hukuk departmanı yazıyor, yorumluyor ve uyguluyorsa, bu etik değil denetimdir. Ancak burada açıkça konuşmamız gereken bir gerilim var: "her amaçla kullanım" özgürlüğü, gözetim ve savaş kullanımını da kapsar. Palantir yazımızda gösterdiğimiz aygıtlar açık modellerle de kurulabilir.
Bizim yanıtımız şu: bu sorunun çözümü lisans maddesinde değil, toplumsal denetimde. Bir kodun kimin elinde silaha dönüşeceğini lisans metni değil, o toplumdaki güç ilişkileri belirler. Lisansla etik dayatmak, etiği şirkete devretmektir; doğru yol, kullanımı demokratik kurumlar, işçi örgütleri ve kamu denetimi aracılığıyla sınırlamaktır.
IV. Bahçeden Ağa: Paylaşmanın Felsefi Tarihi
İzlem'in yazısı özgür yazılımın 43 yıllık tarihinden başlıyor. Biz bu tarihi biraz daha geriye, yirmi üç yüzyıl öncesine götürmek istiyoruz. Çünkü "bilgiyi kim, kiminle, hangi koşulda paylaşır?" sorusu bilgisayardan değil, felsefenin kendisinden doğdu. Sorunun ne olduğunu ancak bu uzun yolda görebiliriz.
Epikuros'un Bahçesi: Dostluk içinde paylaşılan bilgi
MÖ 306'da Epikuros, Atina surlarının dışında küçük bir bahçe satın aldı ve okulunu orada kurdu. Okulun adı da buradan geldi: Kepos, yani Bahçe. Seneca'nın aktardığına göre kapıda konukları şu anlamda bir yazı karşılıyordu: yabancı, burada iyi vakit geçireceksin, burada en yüce iyi hazdır (Seneca, Lucilius'a Mektuplar, 21.10).
Bahçe'yi çağının öteki okullarından ayıran üç özellik, bugünkü tartışmamız için şaşırtıcı ölçüde günceldir:
- Kapı herkese açıktı. Platon'un Akademia'sı ve Aristoteles'in Lykeion'u özgür erkek yurttaşların okuluydu. Bahçe'ye ise kadınlar ve köleler de katılabiliyordu; Diogenes Laertios, Epikuros'un kölesi Mys'ın da felsefeyle uğraştığını aktarır (Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları, X. kitap). Bilgiye erişim doğuma ve mülke bağlı değildi.
- Paylaşım bir dostluk ilişkisiydi. Epikuros için mutlu yaşamın en büyük güvencesi dostluktu (philia). İlginç bir ayrıntı: Diogenes Laertios'a göre Epikuros, Pythagorasçıların "dostların malı ortaktır" ilkesini zorunlu bir kural olarak benimsemedi. Gerekçesi şuydu: paylaşım dayatılıyorsa, birbirine güvenilmiyor demektir. Bahçe'de paylaşım bir kural değil, güvenin kendiliğinden sonucu olmalıydı.
- Bilgi korkudan kurtuluştu. Epikuros'un atomcu fiziği, tanrıların ve ölümün korkusundan kurtulmak için vardı. Amaç ataraxia, yani ruhun sükunetiydi. Doğayı anlamak, insanı korkutan şeylerin gücünü kırmaktı.
Epikuros ölürken bahçeyi vasiyetle öğrencisi Hermarkhos'a ve "onunla birlikte felsefe yapacak olanlara" bıraktı; Diogenes Laertios vasiyetin metnini aktarır. Bugünkü dille söylersek, bilgi müştereğinin ilk kurumsal güvencelerinden biri: bir mülk, bir topluluğun ortak çalışmasına adanıyor.
Marx ve Epikuros: Sapmanın özgürlüğü
Bu bahçenin bizimle doğrudan bir bağı var. Genç Marx'ın 1841'deki doktora tezi tam da bu konudaydı: Demokritos ile Epikuros'un doğa felsefeleri arasındaki fark. Marx, Demokritos'un atomlarının boşlukta zorunlu biçimde düz çizgide düştüğünü, Epikuros'un ise atomlara küçük bir sapma (Lucretius'un deyişiyle clinamen) eklediğini vurgular. Bu sapma olmasa atomlar hiç çarpışmazdı, hiçbir şey oluşmazdı. Marx bu sapmada mekanik zorunluluk içinde özgürlüğün felsefi temelini görür. Daha sonra Alman İdeolojisi'nde de Epikuros'u antikçağın gerçek radikal aydınlanmacısı olarak anar.
Bu imge bugün için de öğretici. Tekelci kapitalizmin mantığı atomların düz çizgide düşüşüne benzer: her şey birikimin zorunlu yörüngesinde akıyor görünür. Özgür yazılım hareketi, Vikipedi, açık erişim, tarihin bu yörüngesinde birer sapmadır. Küçüktürler, ama yeni bileşimlerin, yeni çarpışmaların olanağını açarlar. Sapma tek başına dünyayı değiştirmez; ama sapma olmadan hiçbir yeni şey oluşmaz.
Lucretius'un yolculuğu: Kopyalanarak yaşayan bilgi
Epikuros'un yüzlerce eserinden bugüne neredeyse hiçbiri bütün olarak ulaşmadı. Onun düşüncesini en iyi taşıyan metin, Romalı şair Lucretius'un Şeylerin Doğası Üzerine (De Rerum Natura) adlı uzun şiiri oldu. Bu şiir de yüzyıllar boyunca kayboldu; 1417'de İtalyan hümanist Poggio Bracciolini bir Alman manastırının kitaplığında bir nüsha buldu ve kopyalattı. Rönesans'tan Aydınlanma'ya uzanan materyalist düşünce, bir ölçüde o tek nüshanın çoğaltılmasına borçludur.
Buradan basit ama derin bir ders çıkar: bilgi, kopyalandığı ölçüde yaşar. Kopyalamayı yasaklayan her düzen, bilgiyi yok olma riskine atar. Bugün "korsan" diye suçlanan kopyalama eyleminin, insanlığın düşünce mirasını ayakta tutan eylem olduğunu unutmamalıyız.
Hikayenin bugüne uzanan bir devamı da var. Vezüv'ün MS 79'daki patlamasıyla kömürleşen Herculaneum'daki Papirüsler Villası'nın kitaplığı, büyük ölçüde Epikurosçu filozof Philodemos'un metinlerinden oluşuyordu. Açılamayacak kadar kırılgan bu rulolar, 2023–2024'te açık bir yarışma olan Vesuvius Challenge kapsamında makine öğrenimiyle "sanal olarak açıldı" ve içlerindeki Yunanca satırlar ilk kez okundu. Yarışmanın kodu ve verileri açık paylaşıldı; dünyanın dört bir yanından öğrenciler katkı verdi. Epikuros'un bahçesinden kalan sözcükler, yirmi yüzyıl sonra açık bilim ve ortak emekle yeniden okunabildi. Yapay zekanın ne için kullanılabileceğine dair bundan güzel bir örnek düşünmek zor.
Aristoteles'in itirazı ve "müştereklerin trajedisi"
Paylaşmanın felsefi tarihi itirazsız değildir. Platon Devlet'te koruyucular sınıfı için ortak mülkiyeti önermişti. Aristoteles Politika'nın II. kitabında buna karşı çıktı: en çok kişiye ait olan şeye en az özen gösterilir, herkes kendine ait olanla daha çok ilgilenir.
Bu itiraz yirmi üç yüzyıl sonra Garrett Hardin'in 1968'deki ünlü "Müştereklerin Trajedisi" makalesinde yeniden ortaya çıktı: ortak otlağı herkes sınırsızca kullanır ve otlak tükenir; çözüm ya özel mülkiyet ya devlet denetimidir. Bu makale neoliberal özelleştirme politikalarının en çok başvurduğu metinlerden biri oldu.
Yanıtı ampirik olarak Elinor Ostrom verdi. Dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce yerel müştereği (sulama birlikleri, ortak meralar, balıkçı toplulukları) inceleyerek, toplulukların kendi kurallarını koyup denetlediğinde müştereklerin yüzyıllarca sürdürülebildiğini gösterdi ve 2009'da Nobel ekonomi ödülünü aldı. Charlotte Hess ile birlikte bu çerçeveyi bilgiye de taşıdılar: Understanding Knowledge as a Commons (2007). Bilgi Müştereklerinin Sözlüğü: Dijital Çağda Özgürleşmenin Kavramsal Araçları yazımızda bu kavramları ayrıntılı tartışmıştık.
Bilgi müşterekleri için bir ek daha var: bilgi otlak gibi tükenmez. Bir fikri kullanmam, senin kullanımını azaltmaz. Ekonomistlerin dilinde bilgi "rakip olmayan" bir maldır. Bilgide asıl trajedi aşırı kullanım değil, çitlemedir.
Ortak orman, çitleme ve "koyunların insanları yemesi"
Ortaçağ Avrupa'sında köylülerin yaşamı müştereklere bağlıydı: ortak ormandan odun, ortak meradan ot, ortak sulardan balık. 1217'de İngiltere'de Magna Carta'nın yanında daha az bilinen bir belge ilan edildi: Orman Şartı (Charter of the Forest). Sıradan insanların ormandan yararlanma haklarını güvenceye alıyordu.
Sonraki yüzyıllarda bu müşterekler çitlendi. Thomas More 1516'da Ütopya'da, yün ticareti için tarlaların çitlenip köylülerin kovulmasını unutulmaz bir imgeyle anlattı: koyunlar insanları yiyor. 1649'da Gerrard Winstanley ve Kazıcılar (Diggers) ortak toprakları yeniden işlemeye giriştiler ve toprağın "herkesin ortak hazinesi" olduğunu ilan ettiler. Marx, Kapital'in ilkel birikim bölümünde çitlemeyi kapitalizmin doğum sancısı olarak çözümledi: üreticiyi üretim araçlarından koparmak, onu ücretli işçiye dönüştürmenin ön koşuluydu.
Bugün yaşadığımız şey, bu sürecin bilgi alanındaki tekrarıdır. İnternet çağının ortak ormanı (açık web, forumlar, Vikipedi, açık kaynak depoları) eğitim verisi olarak toplanıyor, işleniyor ve ağırlıklara dönüştürülüyor. Bu kez koyunların yerine modeller var. Dijital müşterekler yazımızda buna algoritmik çitleme demiştik.
İslam dünyası ve Anadolu: Çeviri, kitaplık, vakıf
Paylaşmanın tarihini yalnızca Avrupa üzerinden anlatmak eksik olur. 8.–10. yüzyıllarda Bağdat'taki Beytü'l-Hikme çevresinde yürütülen çeviri hareketi, Yunan felsefesini ve bilimini Arapçaya aktararak koruyup geliştirdi; Aristoteles Avrupa'ya büyük ölçüde bu yoldan geri döndü. Bu, bir uygarlığın bilgi birikiminin başka bir uygarlık tarafından ortak miras olarak sahiplenilmesinin en büyük örneklerinden biridir.
Anadolu'da ise vakıf geleneği, mülkün belirli bir kamusal amaca kalıcı olarak adanmasının kurumsal biçimiydi: kütüphaneler, medreseler, aşevleri, çeşmeler. Elbette vakıflar dönemin mülkiyet ve iktidar ilişkilerinden bağımsız değildi; çoğu zaman yönetici sınıfın servetini koruma aracı da oldu. Ama bir malın alınıp satılamaz biçimde topluluğa adanabileceği fikri, Epikuros'un vasiyetiyle aynı aileye aittir ve bugünkü bilgi müşterekleri tartışmasına yerel bir kök sunar.
Matbaa, telif ve Jefferson'un mumu
Matbaa bilgiyi çoğaltmayı ucuzlattı; aynı anda yeni bir çit doğdu. 1710'da İngiltere'de çıkarılan Anne Yasası (Statute of Anne) ilk modern telif yasası sayılır. Görünürde yazarı koruyordu; pratikte yayıncıların tekel ayrıcalıklarının yeni bir hukuki kılıfıydı. Açık Erişim Haftası yazımızda anlattığımız akademik yayıncılık rantının kökü buraya uzanır.
Aynı dönemin Aydınlanmacıları bilginin doğasına dair başka bir şey söylüyordu. Diderot ve d'Alembert'in Ansiklopedi'si (1751–1772), insan bilgisini herkesin erişebileceği biçimde derleme projesiydi ve sansürle boğuşa boğuşa çıktı. Thomas Jefferson ise 1813'te Isaac McPherson'a yazdığı mektupta bilginin rakip olmayan doğasını belki de en güzel imgeyle anlattı: benden bir fikir alan, benimkini azaltmadan alır; mumunu benimkinden yakan, beni karanlıkta bırakmadan ışık alır. Jefferson'dan çıkan sonuç da açıktı: fikirler doğası gereği mülk konusu olmaya uygun değildir.
İronik olan şu: Jefferson'un mumu, bugün ağırlık dosyalarıyla tam olarak gerçekleşiyor. Bir modelin ağırlıklarını kopyalamak, sahibinin kopyasını azaltmaz. Ama mumun ışığı kimseyi azaltmadan çoğalırken, mumun kendisini dökmek için gereken balmumu (veri, hesaplama, enerji) birkaç şirketin deposunda duruyor.
Marx, Kropotkin ve genel zeka
- yüzyılda paylaşım sorusu ilk kez sistemli bir toplum kuramının merkezine yerleşti. Marx, Grundrisse'nin "Makineler Üzerine Fragman"ında toplumsal bilginin dolaysız bir üretici güce dönüşeceğini öngördü ve bunu genel zeka (general intellect) diye adlandırdı. Bu bilgi kimsenin tek başına ürettiği değil, toplumun ortak birikimiydi; ama makinelere gömüldüğü anda sermayenin mülküne dönüşüyordu. Ağırlık dosyası, bu öngörünün bugüne kadarki en somut biçimidir.
Aynı dönemde Pyotr Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma (1902) ile Sosyal Darwinizme karşı çıktı: türlerin ve toplulukların hayatta kalmasında rekabet kadar, hatta ondan çok, dayanışma belirleyiciydi. Bugün "yarış" söylemiyle meşrulaştırılan yapay zeka rekabetine karşı Kropotkin'in sorusu hala geçerli: insanlık bu noktaya rekabetle mi geldi, yoksa paylaşarak mı?
Hacker etiğinden Vikipedi'ye
- yüzyılın ikinci yarısında paylaşım yeni bir teknik zeminde yeniden doğdu. 1960'ların MIT'sinde ortaya çıkan hacker kültürü, kodu ortak bir zanaat ürünü olarak görüyordu: bir program herkesin üzerinde çalışabileceği, geliştirebileceği bir şeydi. 1970'lerin sonunda yazılım metalaşıp kapandığında Richard Stallman buna karşı çıktı: 1983'te GNU projesini duyurdu, 1985'te GNU Manifestosu'nu yazdı ve Özgür Yazılım Vakfı'nı kurdu. Copyleft, telif hukukunu kendi silahıyla vuran bir tersine çevirmeydi: kimsenin özgürlüğü kapatamayacağı bir lisans.
Ardından gelenler bu çizgiyi genişletti: 1991'de Linux; 2001'de Vikipedi, tarihin en büyük gönüllü bilgi müştereği; 2001–2002'de Lawrence Lessig'in öncülüğünde Creative Commons, içerik için özgür lisanslar. 2008'de Aaron Swartz Gerilla Açık Erişim Manifestosu'nu yazdı ve bilginin kapalı arşivlerden kurtarılmasını ahlaki bir ödev olarak tanımladı; bu uğurda ağır bir kovuşturmayla karşılaştı ve 2013'te yaşamını yitirdi. Bu tarihin hem zaferleri hem bedelleri var.
Bugün: Açık ağırlık ve paylaşmanın fetişizmi
Bu uzun yoldan bakınca açık ağırlık dönemini öncekilerden ayıran şey belirginleşiyor. Bahçe'de, kitaplıkta, vakıfta, GNU'da, Vikipedi'de paylaşım bir topluluk ilişkisiydi: insanlar ortak bir çalışmaya katılıyor, birbirinin emeğini tamamlıyordu. Açık ağırlıkta ise paylaşım ilk kez büyük ölçekte sahibinin stratejisi olarak karşımıza çıkıyor. Topluluk paylaşmıyor; tekel dağıtıyor. Topluluk da dağıtılanı tüketiyor, en fazla ince ayar yapıyor.
Marx Kapital'in ilk bölümünde meta fetişizmini anlatır: insanlar arasındaki toplumsal ilişki, şeyler arasındaki bir ilişki gibi, şeylerin kendi niteliği gibi görünür. "Açık model" ifadesi tam da böyle bir yanılsama üretir. Açıklık sanki modelin bir özelliğidir: bu model açık, şu model kapalı. Oysa açıklık bir toplumsal ilişkidir: kimin kime, hangi koşulla, ne kadar süreyle, neyi geri alabilme hakkını saklı tutarak verdiğinin adıdır. Buna açıklığın fetişizmi diyoruz. İzlem'in "açıklık yanılsaması" dediği şeyin felsefi adı bizce budur.
Epikuros'un dostluk üzerine söylediğini hatırlayalım: paylaşım dayatılıyorsa güven yoktur. Bugünkü durumu tersinden okuyabiliriz: paylaşım tek taraflı olarak verilip geri alınabiliyorsa, ortada bir topluluk değil bir bağımlılık vardır.
Çağlar boyunca paylaşım ve çit
| Çağ | Paylaşım biçimi | Çit | Kapıdan kim giremiyordu? |
|---|---|---|---|
| Epikuros'un Bahçesi (MÖ 4.–3. yy) | Dostluk içinde ortak öğrenme | Polis'in yurttaşlık sınırları (Bahçe bunu aştı) | Bahçe'de görece kimse; öteki okullarda kadınlar ve köleler |
| Ortaçağ köyü | Ortak orman, mera, su | Çitleme, toprak mülkiyeti | Topraksız köylü |
| Çeviri hareketi ve vakıflar | Ortak miras olarak bilgi, kamusal amaca adanmış mülk | Okuryazarlık, din ve sınıf hiyerarşisi | Okuma yazma bilmeyen çoğunluk |
| Matbaa ve Aydınlanma | Ansiklopedi, kamusal kitaplık | Telif yasası, sansür | Kitap alamayan, okuyamayan |
| Sanayi kapitalizmi | Genel zeka, işçi dayanışması | Makinenin özel mülkiyeti | Üretim araçlarından koparılan işçi |
| Hacker çağı | Özgür yazılım, copyleft, Vikipedi | Kapalı kod, yazılım patenti | Bilgisayarı ve bağlantısı olmayan |
| Yapay zeka çağı | Açık ağırlık (dağıtım), tam açık modeller (paylaşım) | Hesaplama gücü, veri tekeli, lisans eşikleri | GPU'su, enerjisi, veri merkezi olmayan |
Bahçeden bugüne üç ders
- Bilgi korkudan kurtarır, kara kutu korkutur. Epikuros doğayı anlamayı korkudan kurtuluşun yolu saymıştı. Bugün yapay zeka çevresindeki kıyamet söylemi, insanların anlamadığı ve denetleyemediği bir kara kutuyla beslenir. Yeniden üretilebilir, incelenebilir, tam açık bir model, çağımızın ataraxia'sına giden yolun bir parçasıdır: korkunun yerine anlamayı koyar.
- Sapma küçüktür ama gereklidir. Özgür yazılım, açık erişim, tam açık modeller, tekelin yörüngesinde birer clinamen'dir. Tek başlarına düzeni değiştirmezler; ama örgütlü bir hareketle buluştuklarında yeni bir bileşimin olanağını açarlar.
- Bahçe bir kurumdur, bir vasiyettir. Epikuros bahçesini kişisel iyi niyete değil, bir vasiyete, yani kalıcı bir kurumsal güvenceye bağladı. İzlem'in "lütuf değil güvence" sonucunun felsefi karşılığı budur. Bizim eklememiz şu: güvence yalnızca lisans metni değil, ortak mülk ve örgütlü topluluk da olmalı.
V. Türkiye İçin Bir Not
Türkiye'de kamu kurumları ve şirketler için açık ağırlık, İzlem'in saydığı kazanımlar açısından gerçekten cazip: veri yurt dışına çıkmıyor, döviz bazlı API faturası ödenmiyor. Ama iki riski görmek gerek:
- "Yerli model" etiketi. Yabancı bir tekelin açık ağırlıklı modeline Türkçe ince ayar yapmak değerli bir iştir; ama temeli, verisi ve bir sonraki sürümü başkasının elindeyken buna "egemen" ya da "milli" model demek, bağımlılığı yeni bir adla sürdürmektir.
- Kamusal verinin özel modele akması. Kamu kurumlarının elindeki dilsel, hukuki, tıbbi veri, şeffaf bir kamusal çerçeve olmadan özel sözleşmelerle işlenirse, açık erişimde yaşadığımız "üç kez ödeme" düzeni yapay zekada yeniden kurulur.
Bu yüzden ÖYD'nin bu yılki Odak konferansının teması bizce tam yerinde: Odak 2026, "Özgür Yapay Zeka – Halkın Verisi Halkın Modeli". Başvurumuzda bu soruları teknik katmanlarıyla tartışmayı önermiştik; İzlem'in yazısı o tartışmaya çok değerli bir zemin sunuyor.
İki Açıklık: Karşılaştırma
| Liberal açıklık (açık ağırlık) | Müşterek açıklık (özgür model) |
|---|---|
| Çıktı paylaşılır, üretim süreci kapalı | Veri, kod, parametre ve süreç birlikte açık |
| Lisansı ve eşiği şirket belirler | Copyleft ve kamusal hukuk güvencesi |
| Açıklık sermayenin ihtiyacına göre açılıp kapanır | Açıklık geri alınamaz bir hak olarak kurulur |
| Yeniden üretim gücü birkaç şirkette | Kamusal hesaplama altyapısı herkese açık |
| Veri kaynağı gizli ya da yalnızca listelenmiş | Veri katkıcılarının kolektif söz hakkı ve payı |
| Topluluk ince ayar yapar, temel modele dokunamaz | Topluluk modelin kendisini birlikte geliştirir |
| Bakımcı ve veri emeği görünmez ve ücretsiz | Bakım emeği ücretlendirilir, örgütlenir |
| "Etik", şirketin lisans maddesidir | Kullanımın sınırı toplumsal denetimle çizilir |
| Ekosistem sahibinin yararına | Ücretle geçinenlerin ve kamunun yararına |
VI. Mümkün Olanın İşaretleri
Tam açık modelin bir hayal olmadığını gösteren örnekler var. Bunlar sınırdaki tekellerle aynı ölçekte değil, ama yolun yürünebilir olduğunu kanıtlıyor:
- OLMo (Allen Yapay Zeka Enstitüsü): veri, eğitim kodu, ara kontrol noktaları ve değerlendirme araçlarıyla birlikte yayımlanıyor.
- Pythia (EleutherAI): tekrarlanabilirlik araştırması için tasarlanmış, tüm eğitim adımları paylaşılmış model ailesi.
- BLOOM (BigScience): bir yıl boyunca yüzlerce araştırmacının, bir kamu süper bilgisayarında birlikte eğittiği çok dilli model.
- Apertus (İsviçre, EPFL ve ETH Zürih): kamu hesaplama altyapısıyla eğitilen, verisi ve süreci açık bir ulusal model.
Bu örneklerin ortak paydası dikkat çekici: hepsinde ya kamusal hesaplama ya da kar amacı gütmeyen kolektif emek var. Yani tam açıklık, ancak üretim araçlarının kendisi kısmen müştereğe dönüştüğünde mümkün oluyor. Katkı 4'teki tezimizin kanıtı tam da bu.
VII. Somut Görevler
Bilişim emekçileri için
- Bir modeli "açık" diye önermeden önce OSI tanımının üç bileşenini kontrol edelim; açık ağırlığa "açık kaynak" demeyelim.
- Kurumlarımızda model seçerken lisanstaki kullanıcı eşiklerini, kullanım kısıtlarını ve geri alınabilirlik koşullarını yazılı olarak raporlayalım.
- Tam açık modellerin (OLMo, Apertus vb.) Türkçe başarımını ölçen, açık lisanslı değerlendirme setleri hazırlayalım.
- Türkçe veri setlerini özgür lisansla, katkıcıların rızası ve kaydıyla oluşturalım.
Özgür yazılım toplulukları için
- Copyleft'in yapay zekaya uyarlanması üzerine (ağ maddesi, ağırlıkların hukuki statüsü) Türkçe hukuki çalışma grubu kuralım.
- "Açıklık aklaması"nı (open-washing) teşhir eden, modelleri puanlayan açık bir tablo tutalım.
Kamu ve demokratik örgütler için
- Kamu kurumlarının yapay zeka alımlarında tam açık modeli öncelikli kılan bir ilke talep edelim.
- Üniversiteler arası kamusal hesaplama altyapısını ve bunun demokratik yönetimini gündeme taşıyalım.
- Kamu verisinin özel modellere aktarıldığı sözleşmelerin şeffaf olmasını isteyelim.
Örgütlenme için
- Açık kaynak bakımcılarının, veri etiketleyicilerinin ve model geliştiricilerinin emeğini aynı bilişim sendikası çatısı altında buluşturacak tartışmayı büyütelim.
- 13 Aralık'ta Odak 2026'da buluşalım; bu soruları orada birlikte tartışalım.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
İzlem'in yazısı bize çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: kelimeler de çitlenir. "Özgür" önce "açık"a, "açık" sonra "görülebilir"e, en sonunda da "indirilebilir"e dönüştü. Her adımda kelime biraz daha kibarlaştı, içindeki özgürlük biraz daha azaldı.
Bizim ekleyebileceğimiz tek şey şu: kelimeyi geri almak yetmez, kelimenin işaret ettiği şeyi de geri almak gerekir. Eğitim verisinin içindeki emek bizimdir; o emeği işleyen makineler de bizim ortak birikimimizin ürünüdür. Ağırlığın açık, kasanın kapalı olduğu bir dünyada sorulacak soru "hangi model daha açık?" değil, "modeli kim, kimin için, kimin denetiminde üretiyor?" sorusudur.
Epikuros'un bahçesinin kapısı, kendi çağında kadınlara ve kölelere açıktı. Bizim görevimiz, bugünün bahçesinin kapısını da herkese açmak: yalnızca ağırlıkları değil, veriyi, kodu, hesaplamayı ve bunlar üzerindeki söz hakkını. Bahçe'yi bir şirketin vitrini değil, bir topluluğun vasiyeti haline getirmek.
Bu soruyu soran, araştıran, Türkçeye taşıyan herkese teşekkür borçluyuz. İzlem'e de bu yazı için. Tartışmayı birlikte büyütelim; özgürlüğü lütuf olarak değil, örgütlü emeğimizle kurulmuş bir hak olarak savunalım.
Makine yeni, zincir eski. Ama müşterek de bizim.
Kaynaklar
Okuduğumuz yazı
- İzlem Gözükeleş, Açık Ağırlıklar: Yapay Zekada Açıklık Yanılsaması, Yarımada, 31 Ekim 2026 (CC BY-ND 4.0).
İzlem'in yazısındaki kaynaklar
- The New York Times, Zuckerberg söyleşisi, 28 Temmuz 2026.
- The New York Times, Meta ve açık kaynak, 10 Ağustos 2026.
- NVIDIA, Open Weights and American AI Leadership.
- OSI, The Open Source AI Definition.
- OSI, Open Weights.
- FSF, FSF is working on freedom in machine learning applications.
- FSF, RAIL lisansları özgür değil ve etik değil.
- FOSDEM 2025, FSF's criteria for free machine learning applications.
- Lawfare, Open-Weight Diplomacy.
- Moonshot AI, Kimi K3 lisans metni, Hugging Face.
- Cecilia Rikap, The Rulers: Corporate Power in the Age of AI and the Cloud, Verso, 2026.
Bizim eklediğimiz kaynaklar
- Meta, Open Source AI Is the Path Forward, 23 Temmuz 2024.
- CNBC, Nvidia, Microsoft, Meta warn against 'premature restrictions' of open-weight models, 24 Temmuz 2026.
- Joel Spolsky, Strategy Letter V, 2002.
- GNU, Özgür yazılım nedir? ve Copyleft.
- GNU, AGPLv3.
- Hoffmann, Nagle, Zhou, The Value of Open Source Software, SSRN.
- Harvard Business School, Open Source Software: The Nine Trillion Resource Companies Take for Granted.
- The Register, Açık kaynak bakımcıları düşük ücretli, 2024.
- The Register, Open-washing üzerine, 2024.
- NPR, Anthropic pays authors $1.5 billion to settle copyright infringement, 2025.
- Wikipedia, The New York Times v. Microsoft and OpenAI.
- Allen Institute for AI, OLMo.
- EleutherAI, Pythia.
- BigScience, BLOOM.
- Swiss AI Initiative, Apertus.
- Özgür Yazılım Derneği, Odak 2026.
- Karl Marx, Grundrisse, "Makineler Üzerine Fragman".
- Karl Marx, Yahudi Sorunu Üzerine, 1843.
Felsefi tarih bölümü için kaynaklar
- Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları, X. kitap (Epikuros).
- Seneca, Lucilius'a Mektuplar, 21. mektup.
- Karl Marx, Demokritos ve Epikuros'un Doğa Felsefeleri Arasındaki Fark, doktora tezi, 1841.
- Lucretius, Şeylerin Doğası Üzerine (De Rerum Natura).
- Vesuvius Challenge, Herculaneum papirüslerinin makine öğrenimiyle okunması.
- Platon, Devlet; Aristoteles, Politika, II. kitap.
- Garrett Hardin, "The Tragedy of the Commons", Science, 1968.
- Elinor Ostrom, 2009 Nobel Ekonomi Ödülü; Charlotte Hess ve Elinor Ostrom (ed.), Understanding Knowledge as a Commons, MIT Press, 2007.
- Charter of the Forest, 1217.
- Thomas More, Ütopya, 1516; Gerrard Winstanley, The True Levellers Standard Advanced, 1649.
- Karl Marx, Kapital I. cilt, 27. bölüm: Tarım nüfusunun topraktan kovulması.
- Karl Marx, Kapital I. cilt, 1. bölüm: Metanın fetiş karakteri.
- Statute of Anne, 1710.
- Thomas Jefferson, Isaac McPherson'a mektup, 13 Ağustos 1813.
- Pyotr Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma, 1902.
- Richard Stallman, GNU Manifestosu, 1985.
- Creative Commons hakkında.
- Aaron Swartz, Gerilla Açık Erişim Manifestosu, 2008.
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar
- Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç (distilasyon)
- Mark Zuckerberg Gerçekte Ne İstiyor? (açık ağırlıktan kapalı kasaya)
- Ortak Ürün, Ortak Mülk Olmadan Ortak Olmaz (Cengizhan Kaptan'a yanıt)
- Uluslararası Açık Erişim Haftası Nedir, Neden Önemlidir?
- Bilgisayarındaki Bellek Kimin? (RAM krizi)
- Genel Zekanın İadesi İçin: Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu Yayında
- Odak 2026'ya Davet ve Bizim Başvurumuz
- OpenAI ve Hugging Face Olayını Nasıl Okumalıyız?
- OpenAI'ın 722 Matematik Makalesi ve Genel Zekanın Kapalı Laboratuvarı
- Kodun ve Sanatın Müşterekleri: Yazılım ve İçerik Lisansları 101
- Bilgi Müştereklerinin Sözlüğü: Dijital Çağda Özgürleşmenin Kavramsal Araçları
- Yeni Nesil Özgürlük Mücadelesi: Türkiye’den Yeşeren Procyberian Systems Distribution (PSD) Topluluğu
- Albatros Bilişim Kooperatifi ve Yazılım Kooperatifçiliği 101
- Tekno Feodalizme Karşı Mastodon Barikatı - Siber Alanda Sınıf Bilinci
- Platform Kapitalizminden Dijital Müştereklere: Yayıncılıkta Üretim Araçlarının Kamusallaşması
- Kapatma Düğmesi Kimin Elinde?
- Algoritmik Çitleme Çağında Dijital Müşterekler: Yapay Zeka ve Bilgi Emeğinin Özgürleşmesi
Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır.







