Adalet Bakanlığı Önündeki Aileler Ne İstiyor?
Hak Aramak İstemiyorum, Hakkımı Verin

Hak Aramak İstemiyorum, Hakkımı Verin
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bu cümleye iyi bakın: "Hak aramak istemiyorum. Hakkımı verin, aramayayım artık."
Bunu 1 Eylül 2026'da, adli yıl açılış töreninin yapıldığı saatlerde, Yargıtay'ın önünde Sibel Köksalan söyledi. Malatya'da, Trend Garden Rezidans'ın enkazında kızını kaybetmiş bir anne. Cümle basit görünüyor; değil. İçinde bir ülkenin hukuk düzeninin tam bir tarifi var: hak, verilmesi gereken bir şeydir; ama bu ülkede aranması gereken bir şeye dönüşmüştür. Ve arayan, kaybeden taraftır.
On gün sonra, 11 Eylül'de, aynı aileler bu kez Adalet Bakanlığı'nın kapısına oturdu. Bugün altıncı gün. Bu sabah İnsan Hakları Derneği onları ziyaret etti ve taleplerini madde madde yayımladı. Bu yazıda o taleplerin ne anlama geldiğini, bu ailelerin kim olduğunu, neden bir mahkeme salonunda değil bir bakanlık kapısında olduklarını anlatacağım. Önce haber, sonra ders.
Üç Soru
Aceleyle yanıt vermeyin.
- Bu aileler kim ve tam olarak ne istiyorlar?
- Onları 11 Eylül'de bakanlık kapısına oturtan karar neydi?
- Bir yargı kararına itiraz eden insanlar neden adliyede değil de bakanlıkta?
Üçüncü soru en önemlisi. Ona gelene kadar ilk ikisini kurmamız gerekiyor.
Kronoloji: Altı Gün, Bir Karar, Bir Fotoğraf
11 Eylül 2026, Kahramanmaraş. 4. Ağır Ceza Mahkemesi, on beş saat süren karar duruşmasının sonunda Ezgi Apartmanı davasını bitirdi. Bina 6 Şubat 2023'te yıkılmış, 35 kişi ölmüştü. Savcılık iddianameyi "olası kastla öldürme"den yazmış, iki ana sanık için 876'şar yıl hapis istemişti. Mahkeme suçun adını "bilinçli taksir"e çevirdi ve o iki sanığa 8'er yıl verdi. Sonra ikisini de tahliye etti: yurt dışı yasağı, haftada iki gün imza. Üç sanık beraat etti; içlerinde Kahramanmaraş Belediyesi'nde görevli bir mimar da var.
11 Eylül 2026, Ankara. Aynı gün Adalet Peşinde Aileleri Platformu, Adalet Bakanlığı'nın önüne oturdu. Sözcü Döne Kaya, taleplerini bir dövizle astı: "Akın Gürlek, Ezgi Apartmanı kararını gördün mü?"
14 Eylül, dördüncü gün. Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman'dan aileler geldi. Polis, eylem alanının çevresine bariyer kurdu. Platformun Adıyaman temsilcisi Celal Gezer'in bakana yönelttiği soru o günün özetidir: "Sermayeleri mi koruyorsun? Siyasi rantı mı koruyorsun? Müteahhidi mi koruyorsun? Ölen bebeğin hakkını niye savunmuyorsun?" Döne Kaya aynı gün nöbetin süresiz olduğunu ilan etti: "Ulaşamadığımız bu adalet dört yıl, on yıl daha böyle sürerse sarayınıza da gelir, mücadelemizi orada da sürdürürüz."
15 Eylül, beşinci gün. Akşam saatlerinde polis ailelerden bazı dövizleri indirmelerini istedi. Dövizlerde ne vardı? Ezgi Apartmanı ve Manolya Sitesi davalarının sanıklarının Cumhurbaşkanı'yla çekilmiş fotoğrafları. Beş gündür oradaydılar, kimse bir şey dememişti. Aileler indirmeyi reddedince dövizlere el konuldu; gerekçe, Cumhurbaşkanı'nın "itibarının zedelendiği"ydi. Döne Kaya olanı aynı gece kendi hesabından yazdı: "Pankartları kaldırmayacağımı belirttikten sonra emniyet güçleri Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafını yırttı. Size soruyorum, itibarını kim zedeledi?" Gönderi bir gecede yüz binden fazla kişiye ulaştı. Kaya'nın gazetecilere söylediği cümle de kayıtta: "Enkazda altı gün kalan ailemin karakteri zedelenmedi. Ölümlerin sorumlularıyla fotoğraf çektiren cumhurbaşkanının itibarı zedelenmiştir."
16 Eylül, altıncı gün. İHD ziyareti; talepler yazıya döküldü.
Altı günde olanı bir cümleye sığdıralım: Bir mahkeme 35 ölüme 8 yıl verdi; devlet, buna itiraz edenlerin elindeki fotoğrafı yırttı. Şimdi bu tabloya iyi bakın; fotoğrafta kimin durduğuna sonra geleceğiz.
Kim Bunlar?
Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin kurduğu bir dayanışma örgütü. Kendi sitelerinde 37 ayrı binanın ailelerinden oluştuklarını yazıyorlar; Malatya'dan Hatay'a, Adıyaman'dan Kahramanmaraş'a. Bir derneği, bir bütçesi, bir genel merkezi yok. Bir sözcüsü, il temsilcileri, avukatları ve bir web sitesi var. Site, dava dosyalarını bina bina tutuyor; raporlar yayımlıyor; dilekçe metinleri paylaşıyor.
İsimleri okuyun; çünkü bu yazının geri kalanında "aileler" sözcüğünü her kullandığımda bu insanları kastediyorum.
Döne Kaya, platformun sözcüsü. Malatya'da annesini, ablasını, ağabeyini ve dokuz aylık yeğenini kaybetti. Yargıtay önünde sorduğu soru: "Niye biz bu ülkede sürekli hak aramak zorundayız?"
Celal Gezer, Adıyaman temsilcisi. Gölbaşı'ndaki Öztekin Apartmanı dosyasının takipçisi; İçişleri Bakanlığı'nın belediye görevlilerine soruşturma izni vermeme kararını Danıştay'a taşıyıp bozduran kişi.
Salman Torun, Akerman Apartmanı'nda (18 ölü) 34 yaşındaki avukat oğlu Mustafa'yı kaybetti. Bakanlık önündeki cümlesi: "Çocuğum öldürüldü. O bina dört-beş yaşındaydı."
Sibel Köksalan, Trend Garden Rezidans'ta kızını kaybetti. Cümlesini yazının başına koydum.
Nurgül Göksu, Ezgi Apartmanı'nda üç çocuğunu ve altı aylık torununu kaybetti. Karar duruşmasında sanıkların ağırlaştırılmış cezasını istedi; 8 yıl çıktı.
Safiye Yaşar. O depremzede değil. 5 Eylül 2023'te Kırklareli'nde selde kızını ve damadını kaybetti ve platformun yanında. Bunu bir kenara not edin; sonra döneceğiz. Bir deprem platformunun sel ailesini kucaklaması, mücadelenin adını doğru koyduğunu gösterir: mesele deprem değil, cezasızlıktır.
Platformun sesi, Temmuz 2023'te açılmış bir X hesabı: @Adaletpesindea. Biyografisinde tek cümle var: "6 Şubat 2023 depremlerinde hep birlikte öldük, hep birlikte adaleti sağlayacağız." Bugün itibarıyla yedi binden fazla gönderi, beş bin beş yüz civarında takipçi. Yedi bin gönderi, üç yıl boyunca her duruşmanın, her ertelemenin, her tahliyenin kaydı demek; Türkiye'de deprem davalarının en düzenli tutulmuş arşivi bir bakanlıkta değil, bu hesapta. Sabitlenmiş gönderileri bir duruşma takvimi: ay ay, hangi ilde, hangi bina, hangi gün; ve tek cümlelik bir çağrı: "Duruşmalara katılarak sen de yanımızda ol." Etiketleri de programlarıdır: #olasıkastasahipçıkıyoruz ve #depremdavalarınasahipçık. Beş bin beş yüz takipçi, 53 bin ölünün ülkesinde utanılacak bir rakamdır; bunu değiştirmek yazının sonundaki görevlerden biri.
Platform bir de kendi hafızasını tutuyor. Raporlar sayfasında üç belge var: depremin ikinci yılında adalet beklentisini sayısallaştıran rapor (Ağustos 2025), 2023-2025 faaliyet raporu (Aralık 2025) ve 11. Yargı Paketi'ne ilişkin rapor. O sonuncusu önemli; çünkü bu platformun bir kez kazandığını gösteriyor.
Aralık 2025: Bir kez kazandılar
- Yargı Paketi Meclis'e geldiğinde 27. maddesi, infaz kanununda "Covid izni" diye bilinen erken tahliye mekanizmasını genişletiyor ve bina çökmesinden doğan suçları da kapsıyordu. Türkçesi: müteahhitler ve yapı denetimciler için örtülü bir af. Aileler Meclis'in yanı başındaki Cemal Süreya Parkı'nda üç gün oturdu. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, "deprem suçlarını kapsam dışı bırakacağız" dedi; 24 Aralık 2025'te paket, deprem suçları istisnalar listesine eklenmiş olarak kabul edildi.
Bu bilgiyi aklınızda tutun: üç günlük bir oturma eylemi, bir yasa metnini değiştirdi. Ailelerin Adalet Bakanlığı'nın kapısına bakanı değil, kendi deneyimlerini bilerek oturduğunu göreceğiz.
Ezgi Apartmanı: 876'dan 8'e, "Olası Kast"tan "Bilinçli Taksir"e
Genç yoldaşlar, bu bölümü dikkatle okuyun; çünkü Türkiye'de deprem davalarının tamamı bu iki sözcük arasındaki mesafede kararlaştırılıyor.
Ceza hukukunda bir insanın ölümüne yol açmanın dereceleri vardır. Kast, ölümü istemektir. Olası kast, ölümü istememek ama "olursa olsun" demektir; sonucu öngörüp kabullenmektir. Bilinçli taksir, ölümü öngörüp "olmaz" diye ummaktır; sonucu görmek ama istememek. Aradaki fark cezada yıllar değil, on yıllar eder. Olası kastta her ölüm ayrı bir cezadır; 35 ölüm için 876 yıl bundan çıkar. Bilinçli taksirde "tek fiil, çok sonuç" sayılır; 35 ölüm için üst sınır kabaca bir avuç yıldır.
Şimdi Ezgi Apartmanı'nın dosyasına bakın. İki ana sanık, Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel, binanın altındaki Kervan Pastanesi'nin işletmecileri. Depremden sonra yaklaşık iki yıl firari kaldılar; yakalanınca 14 ay tutuklu yargılandılar. Fenni mesul Mehmet Tekin'in savunması tutanakta: "Kahramanmaraş'ta 35 binam var. Oralarda hata yapmamışım, bu binada mı yapacağım?" Bu cümlenin hukukî adı savunmadır; sosyolojik adı itiraftır: bir kentin 35 binasının fenni sorumluluğunu tek kişi taşıyabiliyorsa, denetim yoktur.
Mahkeme, iki yıl kaçmış iki sanığın ölümleri "öngörüp kabullenmediğine", yalnızca "öngörüp ummadığına" karar verdi. Sonra da bu iki kişiyi, kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle serbest bıraktı. Savcılık kararı istinafa taşıdı; gerekçesinde teknik raporların sanıkların birincil sorumluluğunu gösterdiğini ve iki yıllık firar süresini yazdı. Dosya şu anda istinaf yolunda.
Bir de beraat edenlere bakın. Üç kişi tamamen aklandı; biri belediyede görevli mimar. Sorumluluk zinciri, kamu görevlisine değdiği yerde kopuyor. Bu tesadüf mü? Değil; bir sonraki bölümde bunun bir kanunu olduğunu göreceksiniz.
Cetvel
Aynı depremin başka davalarında verilen cezaları yan yana koyalım; çünkü tek başına 8 yıl bir sayıdır, yan yana bir örüntüdür.
| Dava | Ölü | Suç nitelemesi | Ceza |
|---|---|---|---|
| Hasan Alpargün Apartmanı (Adana) | 96 | Olası kast | Müteahhide 62 kez ağırlaştırılmış müebbet + 865 yıl |
| Ebrar Sitesi (Kahramanmaraş) | 1.400'den fazla | Bilinçli taksir | Müteahhide 17 yıl 6 ay |
| Trend Garden Rezidans (Malatya) | 31 | Bilinçli taksir | 12 yıl 5 ay – 17 yıl 5 ay; "sabıkasızlık" ve "gelecek üzerindeki etki" gerekçesiyle altıda bir indirim |
| Ezgi Apartmanı (Kahramanmaraş) | 35 | İddianame: olası kast → Karar: bilinçli taksir | 8'er yıl + tahliye; 3 beraat |
Kaynaklar Sözcü'nün adli bilançosu ve BirGün'ün Trend Garden haberi. Aynı ülke, aynı deprem, aynı ceza kanunu. 96 ölüme 62 müebbet, 1.400 ölüme 17 yıl, 35 ölüme 8 yıl. Bu cetvelde ölü sayısıyla ceza arasında bir ilişki göremiyorsanız, doğru görüyorsunuz: yok. İlişki başka bir yerde; onu bulmak için Trend Garden'ın gerekçeli kararındaki bir ayrıntıya bakmak yeter.
Trend Garden'da bina 12 daireden 42 daireye çevrilmişti. Ruhsatsız. Sonra 2018'deki "imar barışı"yla, sanıkların beyanıyla, kâğıt üstünde yasal hâle getirildi. Mahkeme gerekçesine bu beyanların gerçeğe aykırı olduğunu yazdı; ama bu, dava konusu değildi. Yani devletin bir kanunla akladığı şey, aynı devletin mahkemesinde suçun parçası sayılamadı. Ceza ile ölüm arasında ilişki yok; ceza ile mülkiyetin nasıl aklandığı arasında var.
Ne İstiyorlar? Sekiz Talep, Sekiz Çeviri
İHD'nin bu sabah yayımladığı listeyi aynen alıyorum. Her maddenin altına, genç yoldaşlar için, "bu talep neyi değiştirmek istiyor" sorusunun yanıtını yazıyorum. Çünkü talepler kibar bir hukuk diliyle yazılmış; altındaki gerçek kibar değil.
1. Tüm sorumluların yargılanması: sorumluluğun yalnızca müteahhitlerle sınırlı tutulmaması. Çeviri: Bugün deprem davalarında sanık sandalyesinde oturan, neredeyse yalnızca müteahhit, mimar, mühendis ve yapı denetimcidir. Ruhsatı veren, denetlemeyen, imar planını değiştiren, "imar barışı"yla aklayan kişiler sanık değildir. Bir binayı yalnızca yapan değil, yapılmasına izin veren de öldürür.
2. Kamu görevlilerinin de soruşturulması: ruhsat, denetim, imar ve diğer kamu sorumluluklarının araştırılması. Çeviri: Belediye imar müdürleri, fen işleri, yapı denetim şubeleri, valilik ve bakanlık personeli. Ezgi Apartmanı'nda beraat eden belediye mimarı bu maddenin somut karşılığıdır.
3. Soruşturma izinlerinin verilmesi: kamu görevlilerinin yargılanmasının önündeki idari engellerin kaldırılması. Çeviri: Bu, listenin kilididir. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'a göre bir kamu görevlisi hakkında soruşturma açılabilmesi için önce idari amirinin izin vermesi gerekir: belediye personeli için vali ya da kaymakam, belediye başkanı için İçişleri Bakanı. İzin verilmezse savcı dosyayı açamaz. Aileler itiraz edebilir; itirazı Bölge İdare Mahkemesi ya da Danıştay görür. Yani müteahhidi savcı, memuru bakan yargılar. Kanun 1999 tarihli; depremin ilk yılında yürürlüğe girdi ve o günden beri her depremde çalışıyor.
Örnekler, tek kaynaktan, ANKA'nın takibinden: Gaziantep İslahiye'de Gözde Apartmanı, 25 ölü; İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya eski belediye başkanı dahil beş görevliye izin vermedi; gerekçe, bilirkişinin belediyeyi "ikincil sorumlu" saymasıydı. Adıyaman Gölbaşı'nda Öztekin Apartmanı; Bakan izin vermedi, gerekçe belediye arşivinin "deprem sırasında su altında kalması"; Danıştay 1. Dairesi "eksik inceleme"den kararı kaldırdı. Yunus Kaya Apartmanı, 67 ölü; Nur Sitesi, 48 ölü; aynı örüntü. Avukat Gülsüm Özdoğru'nun özeti: depremin üzerinden üç yıl üç ay geçti, kamu görevlileri hakkındaki soruşturmaların çoğu iddianameye dönüşmedi.
4. Bekleyen dosyaların hızlandırılması: soruşturmaların tamamlanması ve iddianamelerin hazırlanması. Çeviri: Döne Kaya Yargıtay önünde üç isim saydı: İskenderun Devlet Hastanesi, Rana Apartmanı, Arı Apartmanı. Üç yıl yedi ay geçmiş, iddianame yok. Bir devlet hastanesinin yıkılmasının sorumlusu kim? Bu soruyu sormaya bile başlanmamış.
5. Etkin ve adil yargılama: delillerin ve sorumluluk zincirinin bütünlüklü biçimde değerlendirilmesi. Çeviri: "Zincir" sözcüğüne dikkat edin. Bugün her dava halkası koparılmış bir zincirdir: müteahhit bir dosyada, memur (varsa) başka bir dosyada, bakanlık hiçbir dosyada. Zincir bütün olarak görülmezse, her halka suçu ötekine atar ve sonuç bilinçli taksir olur.
6. Deprem ölümlerinin nedenlerinin açığa çıkarılması: ihmal, denetimsizlik ve hukuka aykırılıkların ortaya konulması. Çeviri: Döne Kaya'nın Yargıtay önündeki sorusu buydu: "AFAD 2021'den önce en kötü senaryoyu öngören İRAP raporlarını hazırlamışken neden en az 53 bin can kaybettik?" İl Afet Risk Azaltma Planları hazırlandı, dosyalandı, rafa kondu. Rafa koyanın adı hiçbir iddianamede yok.
7. "Cezasızlık" anlayışının sona erdirilmesi: hiçbir sorumlunun konumu nedeniyle hesap vermekten kaçamaması. Çeviri: "Konumu nedeniyle." Bu ifade bir hukuk cümlesinin içine sızmış sınıfsal bir tespittir. Hesap vermekten kaçmayı sağlayan şey masumiyet değil, konumdur. Konum, 4483'te idari amirin imzasıdır; belediye meclisinde imar oyudur; fotoğrafta yan yana durmaktır.
8. Yaşam hakkının korunması: adaletin yalnızca geçmişin hesabını sormak değil, benzer ölümlerin tekrarını önlemek olarak ele alınması. Çeviri: Bu madde platformu bir "mağdur derneği" olmaktan çıkarıp bir siyasal özneye dönüştürür. Talep, kendi ölülerinin hesabıyla sınırlı değil; İstanbul'da, İzmir'de, henüz yıkılmamış binalarda oturanlar için. Cezasızlık geçmişe ait bir sorun değildir; bir sonraki binanın ruhsatını bugün imzalatan şeydir.
Rakamlar: Hesap Nerede Kesiliyor?
"Her iddianın altında bir rakam, her rakamın altında bir kaynak" ilkemizi sürdürelim.
Ölü sayısı: resmî olarak 53.725; yaralı 107.213. Adalet Bakanlığı'nın 1 Kasım 2025 tarihli verilerine göre yıkılan binalarla ilgili 2.591 ceza davası açılmış, 837 soruşturma sürüyor; 148 kişi tutuklu, 986 kişi adli kontrol altında. Platformun ikinci yıl raporu ise Bakanlık verisiyle 2.031 soruşturma dosyasından 1.491'inin iddianameye dönüştüğünü yazıyor.
Şimdi bu sayıları yan yana okuyun: 53.725 ölü, 148 tutuklu. Her 363 ölüme bir tutuklu. Bu rakam, tek başına, deprem davalarının sanık profilini anlatır: tutuksuz yargılama kural, tutukluluk istisna. Ezgi Apartmanı'nda iki yıl kaçmış sanıkların "kaçma şüphesi yok" diye tahliye edilmesi, bu istatistiğin içindeki bir günlük hareketten ibarettir.
Bir rakam daha, verilmeyen bir rakam: kamu görevlileri hakkında kaç soruşturma izni istendi, kaçı verildi, kaçı reddedildi? Bu sayı hiçbir bakanlık açıklamasında yok. Bina bina, avukatların ANKA'ya verdiği bilgilerle, parça parça öğreniyoruz. Sansür yazısında demiştik: kararın metni yayımlanmıyor, sayımı bir derneğin gönüllü defteri veriyor. Burada da öyle: hesabı devlet değil, ölülerin aileleri tutuyor. Verinin yokluğu da bir veridir.
Sınıfsal Okuma: Deprem Doğaldır, Yıkım Değildir
Celal Gezer'in üç sorusuna geri dönelim: "Sermayeleri mi koruyorsun? Siyasi rantı mı koruyorsun? Müteahhidi mi koruyorsun?" Bu üç soru bir cümlede sıralanmış; ama aslında tek bir yapının üç katıdır. Katları ayırarak inelim.
Birinci kat: müteahhit. Türkiye'de inşaat, 2000'lerden beri sermaye birikiminin ana kanalıdır. Kentsel rant, kamu ihalesi, TOKİ, imar değişikliği; hepsi aynı makinenin dişlileri. Bu makinede bir binanın maliyetini düşürmenin en kolay yolu, demirden, betondan, zemin etüdünden kısmaktır. Ezgi Apartmanı'nın altında pastane, Manolya Sitesi'nin altında kafe vardı; Manolya'da bilirkişi raporları taşıyıcı duvarların kaldırılıp kat eklendiğini yazıyor. Kâr, kolondan çıkar. Bu bir "ahlak sorunu" değildir; rekabet koşulunda üretim yapan her müteahhit için bir bilanço sorusudur.
İkinci kat: kamu görevlisi. Müteahhidin kolondan kısmasını mümkün kılan, ruhsat ve denetimdir. Ruhsatı imzalayan, denetimi geçen, "fenni mesul" diye kâğıda bir isim yazan, imar planında kat artıran belediye. Bu katın adı 4483'tür: memuru savcı değil, amiri yargılar. Ve amirin de bir amiri vardır; en üstte İçişleri Bakanı. Gözde Apartmanı'nda 25 ölüm için beş görevliye izin verilmemesinin gerekçesi, kanunun kendisinde yazılıdır.
Üçüncü kat: siyasi rant. 2018'deki imar barışıyla milyonlarca kaçak yapı, beyan ve harç karşılığında "yasal" oldu. Bu bir seçim yılı uygulamasıydı; oy ve harç geliri karşılığında güvensiz yapı stoku aklandı. Trend Garden'ın 12 daireden 42 daireye çıkması bu aklamanın içinden geçti. İmar barışı kanununu çıkaran Meclis çoğunluğu, uygulayan bakanlık, gelirini bütçeye yazan Hazine; hiçbiri hiçbir iddianamede sanık değil. Sanık olamaz; çünkü yaptıkları, kanun gereği "hukuka uygun"dur.
Şimdi üç katı üst üste koyun: Müteahhit yargılanır (bazen). Memur izinle korunur (çoğunlukla). Siyasi sorumlu hiç yargılanmaz (kanunen). Bu, cezanın kusurla değil konumla dağıtılmasıdır. Platformun yedinci talebindeki "konumu nedeniyle" ifadesi tam olarak bu üç katın tarifidir.
Yoldaş, buradaki hareketi iyi kavrayın. Devlet, binayı yapanı yargılamakla mülkiyeti değil kendi meşruiyetini kurtarıyor. Zincirin ilk halkasını mahkemeye vermek, kalan halkaları görünmez kılmanın en ucuz yoludur.
İHD'nin 2025 raporunu değerlendirirken yazmıştık: iş cinayetleri o yıl kayıtlı ölümlerin yüzde 77'siydi ve devlet fabrikada yok, meydanda vardı. Deprem, aynı asimetrinin toplu hâlidir. 6 Şubat 2023'te 53 bin kişi "doğal afet"ten ölmedi; ruhsatsız kattan, kolondan kesilen demirden, sudan çıkarılmış kumdan, "imar barışı" beyanından öldü. Depremin doğallığı, yıkımın toplumsallığını örten perdedir. Aileler bunu bir pankartla söylüyor: "Afet değil, katliam." Ve pankart hukuken de doğru; "olası kast"ın tarifidir bu: sonucu öngörmek ve "olursa olsun" demek.
Resmî anlatı / Sınıfsal okuma
| Resmî anlatı | Sınıfsal okuma |
|---|---|
| "Asrın felaketi", "doğal afet" | Deprem doğal, yıkım toplumsal; bina kendiliğinden çökmez, kârdan çöker |
| "Bilinçli taksir" | Öngörülen ölümün ceza hukukuyla küçültülmesi; 35 ölüm = tek fiil |
| "Soruşturma izni verilmedi" | 4483: memuru amiri yargılar; sorumluluk zinciri kamuya değdiği yerde kopar |
| "İmar barışı" | Güvensiz yapı stokunun oy ve harç karşılığında aklanması; suçun kanunla yasallaştırılması |
| "Kaçma şüphesi yok" | İki yıl firari kalmış sanığın tahliyesi; tutukluluk sınıfsal bir istisna |
| "Cumhurbaşkanı'nın itibarı" | Sanıkla yan yana durmanın belgesi, ölünün fotoğrafından daha çok korunuyor |
| "Süreç işliyor" | 53.725 ölü, 148 tutuklu; 3,5 yılda iddianamesi bile yazılmamış hastane |
Neyin Üstü Örtülüyor?
Üç şeyin.
Birincisi, fotoğraf. 15 Eylül akşamı polis, ailelerin elinden sanıkların Cumhurbaşkanı'yla fotoğrafını aldı ve Döne Kaya'nın tanıklığına göre yırttı. İki fotoğraf vardı. Biri Ezgi Apartmanı'nın sahibi, Kervan Pastanesi'nin işletmecisi. Öteki, Manolya Sitesi davasının sanığı: MADO'nun sahibi Mehmet Sait Kanbur. Manolya Sitesi de Kahramanmaraş'ta, Onikişubat'ta; A ve B blokları yıkıldı, orada da 35 kişi öldü. Zemin katta Kanbur ailesinin işlettiği kafe vardı; iki bilirkişi raporu kafenin taşıyıcı duvarları kaldırıp kat eklediğini, müteahhit ve işletmecilerin "asli kusurlu" olduğunu yazdı. Üçüncü rapor MADO sahiplerine kusur atfetmedi; sonra bilirkişi heyeti dosyadan çekildi, dava 9 Kasım'a ertelendi. Kanbur, 30 Kasım 2024'te Cumhurbaşkanı'nı havalimanından uğurlayan heyetteydi; fotoğraf oradan. Sanık sandalyesinde otururken devletin başını uğurlamak: "konum" sözcüğünün resmi budur.
Bir ayrıntı daha, iki dosyayı birbirine bağlayan: Manolya Sitesi iddianamesinde "taksirle" yargılanan belediye imar müdürü Fahri Yiğitoğlu ile mimar Veli Çiftaslan, Ezgi Apartmanı'nın da sanıklarıydı. Aynı belediye, aynı imzalar, aynı mahkeme, iki binada 70 ölü. Ezgi'de 4 yıl 5 ay aldılar; Manolya'da dosya bilirkişi bekliyor. Sorumluluk zinciri dediğimiz şey soyut bir kavram değil; iki iddianamede aynı adı taşıyan iki kişidir.
Şimdi fotoğrafa dönün. Bir pastane sahibi, bir dondurma zincirinin patronu ve devletin başının aynı karede durması, o kentte ruhsatın, denetimin, imar affının nasıl işlediğinin görsel özetidir. Fotoğrafın yırtılması, olayın kendisinden daha açıklayıcıdır. Devlet "itibar" dediği şeyi, o karede tam olarak neyin göründüğünü bildiği için koruyor. Ve Döne Kaya'nın sorusu bu yüzden yanıtsız kalacak: itibarı zedeleyen fotoğrafı asan değil, çektirendir.
İkincisi, inşaat işçisi. Bu davaların hiçbirinde bir şey yok: o binaları kimin, hangi koşullarda, günde kaç saate, ne ücretle yaptığı. Ezgi Apartmanı'nın demirini bağlayan işçi, iki yıl kaçan patronundan daha çok bilir kolonun içinde ne olduğunu. Ama o tanık değil; o dosyada yok. Türkiye'de inşaat, iş cinayetlerinin birinci işkoludur; yıkılan binayla, binayı yaparken ölen işçi aynı üretim ilişkisinin iki ucudur. Deprem davalarında işçinin yokluğu bir eksik değil, bir tasarımdır: işçi tanık olsaydı, sorumluluk zinciri bilirkişi raporundan değil, üretim sürecinden okunurdu.
Üçüncüsü, süre. Depremin üzerinden üç yıl yedi ay geçti. Her geçen yıl, dosyalar için şunu getiriyor: tutukluluk süreleri doluyor, "makul süre" itirazları geliyor, tanıklar dağılıyor, sanıklar yaşlanıyor ("sağlık gerekçesiyle tahliye" bu yüzden bir kalıptır), ve zamanaşımı yaklaşıyor. Bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunda dava zamanaşımı 15 yıldır; uzak görünüyor ama iddianamesi bile yazılmamış dosyalar için saat işliyor. Aileler "bekleyen dosyaların hızlandırılması" derken kibarlık etmiyor; zamanla yarışıyor. Sürenin uzaması, tarafsız bir gecikme değil, sermaye lehine işleyen bir mekanizmadır.
Neden Adliyede Değil, Bakanlıkta?
Şimdi üçüncü soruya geldik.
Bir yargı kararını beğenmiyorsanız istinafa gidersiniz; aileler gitti. Sonra Yargıtay'a gidersiniz; aileler 1 Eylül'de Yargıtay'ın önündeydi, adli yıl açılırken. Sonra Adalet Bakanlığı'na oturdunuz; ve bakan, "yargı bağımsızdır, karara karışamam" diyecek. Öyleyse neden?
Çünkü aileler, sorunun bir mahkeme kararı olmadığını biliyor. Sorun, kararın verildiği zemindir: 4483'ün imzası İçişleri'nde, iddianamenin gecikmesi savcılıkta, imar barışı Meclis'te, yargı paketi Adalet Bakanlığı'nda hazırlanıyor. Yargıtay bir dosyayı bozabilir; ama soruşturma iznini Yargıtay veremez. Ailelerin Yargıtay'dan Bakanlığa yürümesi, Akbelen köylülerinin Danıştay'dan MAPEG'in kapısına yürümesiyle aynı sezgidir: kararın nerede verildiğini biliyorlar.
Bir de Aralık 2025'i hatırlayın. Cemal Süreya Parkı'nda üç gün oturdular; yasa değişti. Mahkeme kapısında değil, Meclis kapısında. Bu, platformun kendi tarihinden öğrendiği derstir: hukukî yol gerekli, ama sonucu belirleyen, kapının önündeki gücün ne kadar süre orada durduğudur. Döne Kaya'nın "sarayınıza da geliriz" cümlesi bir tehdit değil, bir haritadır; kararın verildiği yerlerin haritası.
Hukuk, güç dengesinin tutanağıdır. Aileler tutanağı değil, dengeyi değiştirmeye oturmuş durumda.
Peki Bakanlık ne yaptı? Bariyer kurdu, fotoğraf yırttırdı. Altı günde tek bir yetkili çıkıp ailelerle konuşmadı. Bu da bir yanıttır. Bir devletin kapısına oturmuş ölü yakınlarını görmemesi, o devletin kimin kapısını gördüğünü anlatır.
Bu Sizin Neyinize?
"Benim evim yıkılmadı, yakınım ölmedi" diyebilirsiniz. Diyemezsiniz; nedenini yazayım.
Birincisi, aynı bina. Türkiye'de yapı stokunun ne kadarının güvensiz olduğunu tam olarak bilen yok; ama imar barışından geçen milyonlarca yapının orada durduğunu biliyoruz. İstanbul'da beklenen depremden önce hangi binanın "Ezgi Apartmanı" olduğunu kimse söyleyemez. Cezasızlık, geçmişin sorunu değil, bir sonraki ruhsatın imzasıdır. Sekizinci talep bu yüzden hepimizin talebi: "benzer ölümlerin tekrarını önlemek."
İkincisi, aynı kanun. "Bilinçli taksir" yalnızca deprem davalarının nitelemesi değil; iş cinayetlerinin de standart nitelemesidir. Madende, şantiyede, tersanede ölen işçinin patronu da çoğunlukla bilinçli taksirden, çoğunlukla tutuksuz, çoğunlukla indirimle yargılanır. Deprem davalarında "olası kast" kazanılırsa, o içtihat iş cinayetlerinde de bir silahtır. Ailelerin mücadelesi, sizin işyerinizde ölmemenizin hukukî zeminini kuruyor.
Üçüncüsü, aynı kural. Sansür yazısında ve Aile Dosyası'nda kurduğumuz ilke burada da geçerli: kural herkesi korur, bir yerde delinen kural her yerde delinir. 4483'ün deprem davalarında kamu görevlisini korumasıyla, bir gözaltında işkence iddiasında polisi korumasıyla, bir kayyım belediyesinde harcamayı korumasıyla arasında fark yoktur. Aynı madde, aynı imza, aynı "izin verilmemiştir."
Dördüncüsü, Safiye Yaşar. Kırklareli'nde selde kızını kaybetmiş bir kadının deprem ailelerinin yanında oturması, bu mücadelenin adını doğru koyduğunu gösteriyor. Sel, deprem, maden, tren kazası, iş cinayeti: hepsinde aynı zincir, aynı 4483, aynı bilinçli taksir, aynı "süreç işliyor." Cezasızlık bir afet türü değil, bir sınıf rejimidir. Bu yüzden platformun adında "deprem" yok; "adalet" var.
Somut Görevler
Teşhis bir program değildir. Somut olalım.
-
Sekiz talebi ezberle. İHD'nin yayımladığı listeyi, altındaki çevirileriyle birlikte oku; çevrende "müteahhitler yargılanıyor işte" diyen birine üçüncü maddeyi, 4483'ü anlat. Bir kanun numarası, bir saatlik tartışmadan daha çok iş görür.
-
Rakamı taşı. 53.725 ölü, 148 tutuklu. 35 ölü, 8 yıl. Bu iki çifti kaynağıyla birlikte söyle; "adalet yerini buluyor" cümlesini duyduğunda bu dört sayı yeter.
-
Ankara'daysan git. Adalet Bakanlığı'nın önü, Kızılay'a yürüme mesafesi. Bir saat otur. Bir aileyle konuş, adını öğren, hangi binadan olduğunu sor. Dayanışma bir gönderi değil, bir sandalyedir.
-
Kendi ilinde binayı bul. Senin ilinde, ilçende 6 Şubat'ta yıkılan hangi binanın davası ne durumda? Platformun sitesindeki dava dosyalarına bak; yoksa yerel basından çıkar. Soruşturma izni istenmiş mi, verilmiş mi? Bu bilgiyi bir sayfaya yaz, paylaş.
-
Bilişim emekçisiysen teknik yükü üstlen. Bakanlık, kamu görevlileri hakkındaki soruşturma izinlerinin sayısını açıklamıyor. Bina bina haber taraması yapıp açık bir veri seti kur: bina, il, ölü sayısı, izin istenen görevli, karar, itiraz sonucu. Dağınık veri devletin lehinedir; toplanmış veri bizim.
-
Hukukçuysan içtihat yaz. Hasan Alpargün kararı, Türkiye'de bir deprem davasında olası kastın kabul edildiği ilk örnek. Ezgi Apartmanı'nın istinaf dosyasına bu karar bir emsaldir. İki gerekçeli kararı yan yana koyup neden birinde olası kast, ötekinde bilinçli taksir çıktığını yazacak birine ihtiyaç var.
-
İşçiyi dosyaya sok. Sendikandaysan, odandaysan, inşaat işçileriyle temasın varsa: yıkılan binaları yapan işçilerin tanıklığını toplayacak bir sözlü tarih çalışmasını gündeme getir. Dosyada olmayan tanık, mahkemede olmayan gerçektir.
-
Aralık 2025'i anlat. Üç günlük oturma eylemi bir yasa maddesini değiştirdi. "Bir şey değişmiyor" diyen herkese bu örneği ver; tarihini, yerini, sonucunu.
-
Fotoğrafı unutma. Polisin yırttığı fotoğraf, bu mücadelenin en açıklayıcı belgesi. Neyin yırtıldığını, neden yırtıldığını anlat; çünkü bir devletin neyi sakladığı, neyi koruduğunu gösterir.
-
Takip et, çoğalt. Platformun hesabı @Adaletpesindea, sözcünün hesabı @dk_donekaya. Beş bin beş yüz takipçi, bu ülkede deprem davalarına kaç kişinin baktığının ölçüsü; bunu bugün bir kişi artır. Duruşma takvimini kendi hesabından paylaş; ilindeki duruşmaya git. Yedi bin gönderilik arşivi bir bakanlık değil, ölülerin aileleri tutuyor; o arşivin çoğalması senin elinde.
-
Örgütlen. Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 37 binanın ailelerinin kendi elleriyle kurduğu bir örgüt. Ne bir parti kurdu onu, ne bir sendika. Ama yanında kim var diye bakın: İHD, barolar, meslek odaları, milletvekilleri. Bir talebin muhatabı bulabilmesi için arkasında örgütlü güç olmalı. Kendi mahallende, işyerinde, okulunda örgütlenmediğin her gün, bir sonraki enkazın ruhsatı imzalanıyor.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Sibel Köksalan'ın cümlesine dönelim: "Hak aramak istemiyorum, hakkımı verin aramayayım."
Bu cümle bir yorgunluk ifadesi değil; bir devlet kuramıdır. Hakkın verilmesi gereken bir şey olduğunu, ama bu ülkede hakkın yalnızca arayana ve ancak aradığı kadar verildiğini söylüyor. Ve arayanın hep aynı taraf olduğunu: enkazın altında kalanın tarafı. Müteahhit hak aramaz; onun hakkı ruhsatla, izinle, fotoğrafla önceden verilmiştir.
Aileler bugün altıncı gündür Adalet Bakanlığı'nın kapısında. Bakanlık bariyer kurdu, fotoğraf yırttırdı, konuşmadı. İstinaf dosyayı görecek; belki bozacak, belki bozmayacak. Ama aileler kararı beklemek için değil, kararın verildiği yeri göstermek için oradalar. Bir yıl önce Meclis'in kapısında üç gün oturup bir yasayı değiştirdiler; bunu bildikleri için bu kez süresiz oturdular.
Cezasızlık bir yargı hatası değil, bir sınıf düzenidir: müteahhidi savcı, memuru bakan, bakanı hiç kimse yargılar. Bu düzeni bozan tek şey, kapının önünde kaç gün durulduğudur.
Karar açıklandığında, nöbet bittiğinde ya da bakan konuştuğunda yeniden yazacağız.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Bağlantılı Yazılarımız
Cezasızlık ve sınıf adaleti
- İHD 2025 Raporunu Sınıf Gözüyle Okumak — iş cinayetleri, devletin fabrikada yok/meydanda var asimetrisi, cezasızlık olarak sınıf adaleti
- 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü — hesaplaşılmamışlığın kurumsallaşması
Kararın nerede verildiğini bilmek
- Akbelen'de Danıştay Günü ve Bir Mülksüzleştirmenin Anatomisi — mahkeme salonundan bakanlık kapısına
- Doğa Yağması ve Sermaye Tahakkümü: Esra Işık Davasından Ekososyalist Direnişe
Kural herkesi korur
- Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi — yayımlanmayan kararlar, gönüllü defterler
- Kimin Ailesi Güvende? — hukuksuzluğun hepimizin meselesi oluşu
Kaynaklar
- İHD Genel Merkezi — Adalet Peşinde Aileler Platformu ziyareti ve talepler listesi (X, 16 Eylül 2026)
- Adalet Peşinde Aileleri Platformu — resmî site; Ailemiz (37 bina); Raporlar (ikinci yıl raporu, faaliyet raporu, 11. Yargı Paketi raporu)
- Cumhuriyet — Ezgi Apartmanı davasında karar: 876'şar yıl istenen sanıklara 8'er yıl ceza ve tahliye (11 Eylül 2026)
- Halk TV — Ezgi Apartmanı kararına tepki: Adalet Bakanlığı önünde nöbet sürüyor (savcılık istinaf başvurusu)
- ANKA — "Sermayeleri mi, siyasi rantı mı koruyorsun, ölen bebeğin hakkını niye savunmuyorsun" (14 Eylül 2026)
- Cumhuriyet — "Sarayınıza da gelir, mücadelemizi orada da sürdürürüz" (14 Eylül 2026; Salman Torun, Safiye Yaşar)
- TR Haberleri — Beşinci gün: "35 canın bedeli sekiz yıl mı?" (15 Eylül 2026)
- Döne Kaya — "Emniyet güçleri Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafını yırttı. İtibarını kim zedeledi?" (X, 15 Eylül 2026)
- Adalet Peşinde Aileleri Platformu — X hesabı (Eylül duruşma takvimi, nöbet paylaşımları)
- Cumhuriyet — Depremzedelerin pankartlarını kaldırdılar; gerekçe: "Cumhurbaşkanı'nın itibarı" (15 Eylül 2026)
- Bursa Saati — Depremzedelerin bakanlık önündeki eylemine müdahale (15 Eylül 2026)
- Sözcü — MADO'nun sahipleri deprem raporunda asli kusurlu çıktı (Aralık 2024; Manolya Sitesi, Kanbur–Erdoğan fotoğrafı)
- Cumhuriyet — Manolya Sitesi davası 9 Kasım'a ertelendi (sanık listesi; Yiğitoğlu ve Çiftaslan)
- Politikyol — Manolya Sitesi: MADO'nun sahipleri üçüncü raporda "kusursuz" bulundu
- ANKA — Yargıtay önünde: "Niye biz bu ülkede sürekli hak aramak zorundayız?" (1 Eylül 2026; İRAP raporları, iddianamesiz dosyalar)
- soL — Depremzede ailelerin itirazları geri adım attırdı: Deprem suçları 11. Yargı Paketi'nden çıkarıldı (Aralık 2025)
- Cumhuriyet/ANKA — Gözde Apartmanı: kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmedi (8 Ocak 2026)
- ANKA — Öztekin Apartmanı: Danıştay, soruşturma izni verilmemesi kararını kaldırdı (9 Haziran 2026)
- BirGün — Siyasi kalkan delindi (Yunus Kaya, Nur Sitesi, Gözde; Av. Gülsüm Özdoğru)
- BirGün — Trend Garden Rezidans gerekçeli karar: 31 ölüme indirimli ceza (12→42 daire, imar barışı)
- Sözcü — 6 Şubat depremlerinin adli bilançosu: Hangi dava ne durumda? (Alpargün, Ebrar, Rönesans, Grand İsias)
- Euronews — 6 Şubat'ın üçüncü yılı: Kayıplar, sorular ve süren tartışmalar (Adalet Bakanlığı 1 Kasım 2025 verileri)
- 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun (mevzuat.gov.tr)







