Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi

Evrensel, Af Örgütü, Barış Akademisyenleri, MLSA ve UMUT-SEN: Bir Listenin Ortak Paydası Üzerine

Yazar: Oğuz Demirkapı
Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi

Liste Uzuyor: Müstehcenlikten Millî Güvenliğe, 48 Saatlik Bir Sansür Dalgasının Anatomisi

Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri ve MLSA'nın X hesapları Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9112 sayılı kararıyla erişime engellendi.

Görsel: EngelliWeb — İfade Özgürlüğü Derneği


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu görsele iyi bakın. Dört logo var: bir gazete, bir insan hakları örgütü, bir akademisyen topluluğu, bir hukuk derneği. Aralarında hiçbir örgütsel bağ yok. Aynı binada oturmuyorlar, aynı bütçeden beslenmiyorlar, aynı siyasal çizgide değiller. Ortak tek bir şeyleri var: kayıt tutuyorlar.

Evrensel otuz bir yıldır grev haberi yazıyor. Uluslararası Af Örgütü tutuklu sayısı sayıyor. Barış Akademisyenleri bir imzanın bedelini on yıldır taşıyor. MLSA duruşma salonlarına gözlemci yolluyor. Dördü de aynı işi yapıyor: olanı yazıya geçirmek.

13 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9112 sayılı bir kararla dördünün de X hesabına erişim engellendi.

Bu yazıda o karara, onu doğuran kırk sekiz saate ve o kırk sekiz saatin bize anlattığı şeye bakacağız. Üç sorumuz olacak — ki bunlar kurumsal metinleri sökerken kullandığımız soruların aynısıdır:

  1. Listede kim var?
  2. Gerekçe ne ve kim koydu?
  3. Listeye giriş sırası neden bu sırayla işledi?

1. Kronoloji: Üç Gün, Dört Karar

Dalganın 12 Eylül'de başlaması bir rastlantıdır. Ama kötü bir rastlantıdır ve not düşmeden geçmeyelim: Türkiye'de sivil topluma yönelik en geniş çaplı dijital tasfiye operasyonu, 12 Eylül 1980 darbesinin kırk altıncı yıldönümünde başladı.

TarihKarar / OlayKapsam
12 Eylül 2026İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği, 2026/9559<br>Mersin 4. Sulh Ceza Hâkimliği, 2026/958111 LGBTİ+ derneğinin web sitesi; X'te 45+, Instagram'da 60+, YouTube'da 13, Facebook'ta 23, TikTok'ta 4, LinkedIn'de 4 hesap
13 Eylül 2026Ek engellemelerAralarında Marmara, Koç, Bilgi, İTÜ gibi üniversitelerin LGBTİ+ topluluklarının da bulunduğu 31–32 X hesabı daha
13 Eylül 2026"Ailem Güvende" operasyonu15 ilde eşzamanlı baskın; dernek binalarında arama, mekânlara baskın
13–14 Eylül 2026Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği, 2026/9112Evrensel, Af Örgütü, Barış Akademisyenleri, MLSA, UMUT-SEN dahil 59 X + 15 Instagram hesabı (İFÖD'ün yayımladığı liste)

Üç gün. Dört hâkimlik kararı. On beş il.

İlk çelişki tam burada. İfade Özgürlüğü Derneği 13 Eylül engellemelerini bir yerde "31 X hesabı", ertesi günkü kaydında "32 X hesabı" olarak veriyor. Basında dolaşan rakamlar daha da dağınık: BirGün "48 X, 10 Instagram, 1 site" diyor; bazı siteler toplamı "412 hesap" olarak veriyor ama bu rakamın dağılımını ve kaynağını göstermiyor. Oksijen "73 hesap" diyor.

Bu dağınıklığı gizlemiyorum, çünkü kendisi bir bulgudur.

Kimse kaç hesabın kapatıldığını kesin olarak bilmiyor. Devlet de söylemiyor. Elimizdeki tek sistematik sayım, bir derneğin gönüllü olarak tuttuğu ve "listeler aktif olarak güncellenmektedir, eksikleri bildirebilirsiniz" notuyla yayımladığı bir arşiv.

Bir ülkede kamu gücünün kaç hesabı sustuduğunu ancak sivil bir derneğin tuttuğu defterden öğrenebiliyorsanız, orada sansürün yanında ikinci bir sorun daha vardır: hesap verebilirliğin kendisi özelleştirilmiştir.


2. Listede Kim Var? — Adları Tek Tek Okuyun

Haberlerde dört ad geçiyor. İFÖD'ün yayımladığı ilk tabloda on dokuz ad var. Tamamını buraya alıyorum, çünkü bu yazının en önemli bölümü burasıdır:

HesapKim
@evrenselgztEvrensel Gazetesi
@aforgutuUluslararası Af Örgütü Türkiye
@BarisAkademikBarış Akademisyenleri
@mlsaturkeyMedya ve Hukuk Çalışmaları Derneği
@umutsendikasi_UMUT-SEN
@Alikev_orgAli İsmail Korkmaz Vakfı
@adaletsosyalizmAdalet İçin Hukukçular
@HAKinsiyatifiHAK İnisiyatifi
@TravmaDernekTravma Çalışmaları
@kadin_savunmasiKadın Savunması
@mor_dayanismaMor Dayanışma
@ozgurgenckadin4Özgür Genç Kadın
@mahalledelgbtiMahallede LGBTİ
@oakarsucelik, @firatfistik, @GumustasOzlem, @snyzbgl, @petrocelli1871, @benimbenkardigazeteciler ve bireysel hesaplar

Şimdi durun ve şu satırı bir daha okuyun: @umutsendikasi_ — UMUT-SEN.

UMUT-SEN bir sendikadır. Kurye, depo, market ve inşaat işçilerinin örgütlenmesiyle uğraşır; sendikasızlaştırılmış, işkolu barajının altında kalmış, gig ekonomisinin en güvencesiz kesimlerine gider. Türkiye'de "taban sendikacılığı" denen pratiğin en somut adreslerinden biridir.

Bir sendikanın X hesabının, bir LGBTİ+ operasyonu kapsamında açılan dosyada ne işi var?

Hiçbir işi yok. Ve zaten mesele de tam olarak budur.

Aynı listede Ali İsmail Korkmaz Vakfı var — Gezi'de öldürülen bir gencin adını taşıyan bir vakıf. Kadın örgütleri var. Hukukçu örgütleri var. Travma çalışması yapan bir dernek var. Bunların hiçbiri "müstehcenlik" başlığı altında açıklanabilir değil.

Bir liste, içindeki adların ortak özelliğiyle değil, onu yazanın niyetiyle anlaşılır. Bu listenin ortak özelliği LGBTİ+ olmak değildir. Ortak özelliği kayıt tutmak, dava izlemek, işçi örgütlemek ve devletin şiddetini sayıya dökmektir.


3. İki Gerekçe, Tek Karar Numarası

İkinci çelişki, birincisinden daha önemli.

İfade Özgürlüğü Derneği'nin kaydı çok nettir: yukarıdaki on dokuz hesabın engellenme gerekçesi belirtilmemiştir. Dernek, "Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9112 sayılı kararıyla müstehcenlik gerekçesiyle erişime engellenen X hesapları" ifadesini, ayrı ve ikinci bir tablo için kullanıyor — kırk hesaplık o listede Kaos GL Haber, TİP LGBTİ+ Bürosu, Sky News muhabiri Alex Crawford ve İklim Adaleti Koalisyonu gibi adlar var.

Basın ise aynı karar numarasını (2026/9112) "5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle aktarıyor.

Yani ortada tek bir karar numarası ve dolaşımda iki ayrı gerekçe var: müstehcenlik ve millî güvenlik.

Bu bir ayrıntı değil. İki gerekçe iki ayrı hukuk rejimine denk düşer:

5651 md. 8 — "Katalog suçlar"5651 md. 8/A — "Gecikmesinde sakınca"
KapsamTCK'de sayılı belirli suçlar; müstehcenlik (TCK 226) bu katalogdadırYaşam hakkı, can ve mal güvenliği, millî güvenlik, kamu düzeni, suçun önlenmesi, genel sağlık
Kararı verenHâkim/mahkeme; soruşturma evresinde sulh ceza hâkimliğiHâkim — ya da Cumhurbaşkanlığı/ilgili bakanlık talebiyle doğrudan BTK Başkanı
Yargı denetimiKarar önce, uygulama sonraUygulama önce, hâkim onayı sonra (24 saat içinde sunulur)
İtiraz eşiğiGörece tanımlı: hangi içerik, hangi suçTanımsız: "millî güvenlik" neyin içine girdiği söylenmeyen bir torbadır
Pratikteki anlamıAhlak, hukukun kestirme yoludurGüvenlik, hukukun by-pass yoludur

Dikkat edin: müstehcenlik gerekçesi, itiraz edilmesi en zor ve savunulması en utandırıcı kategoridir. Bir gazete "ben müstehcen değilim" diye savunma yapmak zorunda bırakıldığında, daha ilk cümlede mevzi kaybetmiştir. Ahlak, muhalefeti kriminalize etmenin en ucuz aracıdır — çünkü tartışmayı hukuk zemininden çıkarıp savunmacı bir mahcubiyet zeminine taşır.

Millî güvenlik gerekçesi ise daha da kestirmedir: tanımlanmaz, tartışılmaz, gerekçesi yayımlanmaz.

Ve bu iki gerekçenin aynı kararda yan yana durabiliyor olması, ikisinin de gerçek gerekçe olmadığının kanıtıdır.


4. Kararı Kim Verdi? — Sahnede Yeni Bir Aktör Var

Şimdi yazının en yeni, en az konuşulan ve genç yoldaşlar için en önemli kısmına geliyoruz.

Evrensel'in Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal, 14 Eylül'de şunu yazdı:

"Siber Güvenlik Başkanlığının, gazetemizin X/Twitter hesabının erişime engellenmesini istediğini, ilgili şirket bize de bildirdi. Şimdilik @evrenselgzt hesabına yurt içinden erişim sürüyor. Ancak sansürün fiilen de hayata geçmesi durumunda yeni hesaplarımızı duyuracağız."

Burada üç ayrı bilgi var ve üçü de kritik.

Birincisi: Gazeteye kararı mahkeme tebliğ etmedi. Şirket bildirdi. Yani bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, hakkındaki idari işlemi ancak Kaliforniya merkezli bir özel şirketin bildirim e-postasından öğrenebiliyor.

İkincisi: Talebi eden merci olarak mahkeme değil, Siber Güvenlik Başkanlığı anılıyor.

Üçüncüsü: Karar var, uygulama henüz yok. Yani hesap "engellendi" ama hâlâ görünüyor. Sansür artık bir anahtarın kapatılması değil, bir kuyruğa yazılan iş emridir.

Siber Güvenlik Başkanlığı nedir?

7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu'yla kurulan, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurumdur. Temmuz 2026'da TBMM'den geçen bir torba kanunla yetkileri genişletildi. Euronews'in aktardığına göre BTK'nin siber güvenlik alanındaki görevlerinin önemli bölümü bu kuruma devredildi: alan adı yönetimi, dijital oyun platformları, ve en önemlisi "acil durumlarda internet altyapısına tedbir kararı alma."

"Gecikmesinde sakınca bulunan hâller" kapsamında erişim sağlayıcıları, kararları iki saat içinde uygulamak zorunda.

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, teklif görüşülürken şu üç itirazı yazılı olarak koydu: yetki tanımsızdır (hangi tedbir, hangi hâlde belli değil); iki saatlik uygulama zorunluluğu yargı denetimini fiilen sonraya atarak hukuk devletini tersine çevirir; kaynak-hedef port verisinin izlenmesi anayasal haberleşme gizliliğini ihlal eder.

Yeneroğlu'nun cümlesi şuydu: "Bu teklif siber güvenlik değil, internetin güvenlik bürokrasisine devridir."

Sınıfsal okuma: Düzenleyici kurumdan güvenlik bürokrasisine

Yoldaş, buradaki hareketi iyi kavrayın, çünkü bir eğilimin adıdır.

İnternet erişimini denetleme yetkisi, teknik bir piyasa düzenleyicisinden (BTK) doğrudan yürütmeye bağlı bir güvenlik aygıtına (Siber Güvenlik Başkanlığı) taşınıyor. Bu, yetkinin yer değiştirmesi değil, niteliğinin değişmesidir.

BTK'nin dili "spektrum", "lisans", "rekabet"tir. Bir güvenlik başkanlığının dili "tehdit", "kritik altyapı", "müdahale"dir. Aynı işlem, ikinci dilde yapıldığında itiraz edilebilir bir idari karar olmaktan çıkar, tartışılamaz bir güvenlik gereği hâline gelir.

Bu, Anthropic'in "kritik altyapı" hamlesini yazarken işaret ettiğimiz koşutluğun tam olarak Türkiye'deki karşılığıdır: bir alanı "kritik altyapı" ilan etmek, o alanı demokratik denetimin dışına çıkarmanın en zarif yoludur.


5. "Ailem Güvende": Ahlakın Sınıfsal İşlevi

Dalganın kaynağındaki operasyonun adı "Ailem Güvende."

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamasına göre operasyon 15 ilde, 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında yürütüldü. Basına yansıyan bilgiler yine çelişkili: Medyascope en az 60 gözaltı bildiriyor (İzmir'de 18 gözaltı, 16 tutuklama), Anadolu Ajansı ise İstanbul merkezli operasyonda 26 şüphelinin yakalandığını duyuruyor. Kaos GL, Pembe Hayat, SPoD, HEVİ LGBTİ, Lambdaistanbul ve Pozitif Yaşam gibi dernekler hedef alındı.

Resmî suçlamalar şunlar: "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", fuhuş, "müstehcen içerik üretmek", uyuşturucu. Ayrıca derneklerin yurt dışından aldığı yaklaşık 3,36 milyon dolarlık fon soruşturma konusu edildi — oysa Dernekler Kanunu, bildirim usulüyle yurt dışı fon almayı açıkça serbest bırakır. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor operasyonu "şok edici bir tırmanma" olarak niteledi.

Şimdi adı bir daha okuyun: Ailem Güvende.

Bir operasyona verilen ad, o operasyonun hukukî içeriğinin değil, arzu edilen kamuoyu duygusunun özetidir. "Ailem Güvende" der ki: bir tehdit vardı, sizin aileniz hedefti, biz araya girdik.

Bu, yeni bir teknik değildir. 12 Eylül dosyasında uzun uzun gösterdik: 1980'de de darbe "kardeş kavgasını durdurmak" ve "aile değerlerini korumak" diliyle sunuldu, ve aynı hafta içinde DİSK kapatıldı, 53.788 grevci işbaşı yaptırıldı, sendikaların malvarlığına el konuldu. Ahlak, o zaman da hukukun kestirme yoluydu.

Ahlaki panik, bölünmüş bir sınıfı yönetmenin en ekonomik biçimidir. Çünkü:

  • Kimsenin savunmak istemeyeceği bir kategori seçilir.
  • O kategori üzerinden bir hukukî araç test edilir ve normalleştirilir.
  • Araç normalleştikten sonra kategori genişletilir.

Bu üç adımın üçüncüsünü 48 saat içinde gözlerimizin önünde gerçekleşirken izledik. 12 Eylül'de müstehcenlik gerekçesiyle LGBTİ+ derneklerinin siteleri kapandı. 14 Eylül'de aynı gerekçeyle bir sendikanın, bir gazetenin ve insan hakları örgütlerinin hesapları kapandı.

Araç aynı araç. Sadece kategori genişledi.


6. Listenin Genişleme Yasası

11 Eylül yazımızda bir sıralama kurmuştuk: gözetim ve baskı aygıtının hedef listesi terörist → göçmen → muhalif → işçi doğrultusunda genişler; çünkü aygıt bir kez meşrulaştıktan sonra kendini durduracak içsel bir freni yoktur.

O yazıda bu bir eğilim tespitiydi. Bugün bir vaka kaydıdır.

Resmî anlatıSınıfsal okuma
Çocukları koruyoruzKorunan şey çocuk değil, itiraz edilmesi utandırıcı bir gerekçe kategorisi
Müstehcenlikle mücadele ediyoruzMüstehcenlik, 5651'in katalog suçları içinde yargısal eşiği en düşük kapıdır
Millî güvenliği koruyoruz"Millî güvenlik", içine ne konduğu açıklanmayan ve itirazı imkânsızlaştıran tanımsız bir torbadır
Belirli suç örgütlerini hedef aldıkListede bir sendika, bir gazete, bir vakıf, bir hukukçu örgütü var
Bunlar münferit, adli kararlardırÜç günde dört hâkimlik kararı, 15 ilde eşzamanlı operasyon: bu koordinasyondur
Yargı kararıdır, idare karışmazGazeteye kararı Siber Güvenlik Başkanlığı talebi olarak şirket bildirdi
Kararlar hukuka uygundurKararların metni yayımlanmıyor; muhataplara gerekçe tebliğ edilmiyor
İfade özgürlüğüne müdahale yokturMüdahale ifadeye değil, iletişim altyapısınadır — yani örgütlenme kapasitesine

Son satır üzerinde duralım, çünkü yazının tezi orada.


7. Sansür Bir "Hak İhlali"nden Önce Bir Altyapı Meselesidir

Liberal çerçeve sansürü bir hak ihlali olarak okur: devlet, bireyin fikrini açıklama özgürlüğüne müdahale etmiştir. Bu okuma yanlış değildir, ama eksiktir — ve eksik olduğu yerde etkisizdir.

Marksist çerçeve şunu sorar: engellenen şey bir fikir mi, yoksa bir araç mı?

Evrensel'in kapatılan X hesabı bir "görüş" değildir. Grev haberini takipçisine ulaştıran bir dağıtım kanalıdır. UMUT-SEN'in hesabı bir "düşünce" değildir; bir kuryenin, bir depo işçisinin sendikayla temas kurduğu kapıdır. MLSA'nın hesabı bir "kanaat" değildir; hangi duruşmanın hangi gün görüleceğinin duyurulduğu çağrı mekanizmasıdır.

Engellenen şey söz değil, sözün taşınma altyapısıdır. Ve bir sınıfın kendini sınıf olarak kurabilmesi, tam olarak bu altyapıya bağlıdır. İşçiler aynı fabrikadaysa koridorda konuşurlar; farklı şehirlerde, farklı platformlarda, farklı işverenlerin algoritmalarına dağıtılmış hâldeyseler, tek temas yüzeyleri bu kanallardır.

Sansür, sınıfın kendisiyle temasını kesme işlemidir.

Ve burada ikinci katman devreye girer.

Kararı devlet verir, infazı şirket yapar

Bu kararın hiçbiri, X ve Meta uygulamadan gerçek olmaz. "Withheld in Turkey" bir mahkeme mührü değil, bir API çağrısıdır. Bir şirketin sunucusunda bir bayrak değişir ve seksen beş milyon insan bir hesabı göremez hâle gelir.

Yani bugünkü sansür rejimi iki ayağın üzerinde durur:

  1. Devletin karar verme yetkisi — 5651, 7545, Siber Güvenlik Başkanlığı.
  2. Özel tekelin infaz kabiliyeti — tek bir şirketin tek bir veri tabanı alanını değiştirerek bir ülkenin tamamını bir sesten kesebilmesi.

İkincisi olmadan birincisi bu hızda ve bu ölçekte çalışamaz. Bir gazeteyi matbaa düzeyinde susturmak için baskın, mürekkep ambargosu, bayi baskısı gerekirdi — haftalar sürerdi ve her adımı görünürdü. Bugün iki saat sürüyor ve hiçbir adımı görünmüyor.

Dijital çitleme kavramını hep üretim tarafından tartıştık: verinin, bilginin, genel zekânın özel mülkiyete kapatılması. İşte tüketim ve dolaşım tarafındaki karşılığı budur. İletişim altyapısı özel mülkiyette olduğu sürece, o altyapı üzerindeki her hak, mülk sahibinin iş birliği koşuluna bağlı bir izindir.

Bu yüzden talebimiz "X bizi engellemesin" olamaz. Talebimiz, iletişim altyapısının kamusal ve müşterek karakterini savunmaktır. Bu, romantik bir temenni değil, en somut örgütlenme sorunudur: bir sendika, üyesiyle temasını bir Amerikan şirketinin uyum politikasına emanet edemez.


8. Listedekiler Kimdir? — Genç Yoldaşlar İçin Kısa Notlar

Bazılarınız bu adları ilk kez duyuyor olabilir. Kısaca:

Evrensel Gazetesi (1995–). Otuz bir yıldır yayımlanan, işçi sınıfı haberciliğini merkezine alan bir gazete. Grev, iş cinayeti, sendikal örgütlenme haberlerinin en sistematik takipçilerinden. Gazete, engelleme kararı üzerine "otuz bir yıllık gazetecilik yaşamımızda hiçbir baskıya boyun eğmedik" açıklamasıyla okurlarını dayanışmaya çağırdı.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Türkiye. 1961'de kurulan küresel insan hakları örgütünün Türkiye şubesi. Türkiye'de kendi yöneticileri de yargılandı: 2017 Büyükada davasında dönemin Türkiye şube başkanı Taner Kılıç aylarca tutuklu kaldı.

Barış Akademisyenleri. 11 Ocak 2016'da "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisini 1.128 imzayla açıkladılar; 20 Ocak'ta imza sayısı 4.491'e ulaştı (2.212'si Türkiye'den). Bilanço: 406 akademisyen KHK ile ihraç edildi, OHAL Komisyonu bunlardan yalnızca 15'ini göreve iade etti; 822 akademisyen 56 mahkemede yargılandı, 204 dosyada mahkûmiyet çıktı. Anayasa Mahkemesi 26 Temmuz 2019'da 10 akademisyen için ifade özgürlüğü ihlali kararı verdi, ardından 568 beraat geldi.

Bu tabloyu bir daha okuyun yoldaş: Anayasa Mahkemesi ihlal dedi, 568 kişi beraat etti — ama ihraç edilenlerin çoğu görevine dönmedi. Hukukî zafer kurumsal iadeye dönüşmedi. Hakların kâğıtta değil örgütlü güçte olduğu tezinin en acı doğrulaması budur. Ve bugün, aynı insanların hesabı yeniden kapatılıyor.

MLSA (Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği). Gazetecilere hukukî destek veren, duruşma gözlemciliği yapan ve Türkiye'deki basın davalarının en sistematik veri tabanını tutan dernek.

UMUT-SEN. Kurye, depo, market ve inşaat işçilerinin örgütlenmesiyle uğraşan taban sendikası. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda işkolu barajını aşma pratiklerini tartışırken referans aldığımız yapılardan biri.

Bu beş adı yan yana koyduğunuzda, listenin mantığı berraklaşır: bunlar Türkiye'de kayıt tutan, dava izleyen, sayı veren ve işçi örgütleyen yapılardır.


9. Neyin Üstü Örtülüyor?

Bir yazının son sorusu hep şu olmalı: bu gürültü hangi sessizliği kapatıyor?

Bu dalganın yaşandığı hafta, aynı ülkede şunlar oluyordu:

  • Okullar açıldı. Eğitim enflasyonu yıllık yüzde 53,44, yükseköğretimde yüzde 102,69 — TÜFE ise yüzde 31,51. Eğitim-İş'in hesabına göre bir liseliyi okula başlatmanın maliyeti 81.524 TL; en ucuz kalem listesi bile 28.113 TL, yani tam bir net asgari ücret. (Zil Herkese Aynı Çalmaz)
  • İHD'nin 2025 raporu duruyordu masada: Türkiye'de kayıt altına alınan ölümlerin yüzde 77'si iş cinayeti. (İHD 2025 Raporu)
  • Öğretmenlerin hiçbir kademesi yoksulluk sınırının üzerinde değil; 71.757 ücretli öğretmen ders başı ücretle çalışıyor.
  • 1.470.694 çocuk okul dışında.

Bunların hiçbiri "Ailem Güvende" başlığıyla duyurulmadı. Hiçbiri için 15 ilde eşzamanlı operasyon yapılmadı. Hiçbiri için sulh ceza hâkimliğinden acele karar çıkmadı.

Aile gerçekten güvende değildir. Ama ona tehdit oluşturan şey listedeki hesaplar değil, o listeyi yazdıran mülkiyet ilişkileridir. Bir çocuğu okuldan alan şey bir sosyal medya hesabı değil, 81 bin liralık okul masrafıdır. Bir aileyi dağıtan şey bir dernek değil, sabah işe gidip akşam tabutla dönen bir babadır.

Ahlakçı seferberliğin işlevi tam olarak budur: güvensizliğin kaynağını mülkiyetten kültüre kaydırmak.


10. Somut Görevler

Yoldaş, bu yazıyı okuyup öfkelenmen bir işe yaramaz. Öfke örgütlenmeye dönüşmediği sürece bir duygu durumudur ve bir hafta içinde geçer. Şunlar yapılabilir:

  1. Arşivi ciddiye al. EngelliWeb bir bilgi müştereğidir. Listeyi oku, eksik gördüğünü bildir, yayıldığı yerde kaynak göstererek paylaş. Bir sansürün ilk yenilgisi, sayılabilir hâle gelmesidir.

  2. Kararların metnini iste. Bir mahkeme kararının numarası biliniyor ama gerekçesi yayımlanmıyorsa, orada bir kamusallık açığı vardır. Hukuk öğrencisiysen, avukatsan, gazeteciysen: karar metinlerinin yayımlanması talebini kurumsal bir talebe dönüştür.

  3. Engellenen kurumları doğrudan destekle. Abone ol, bağış yap, gönüllü çalış. Bir gazetenin sosyal medya erişimi kesildiğinde ayakta kalmasını sağlayan şey abone sayısıdır. Bu, dayanışmanın en az romantik ve en işe yarar biçimidir.

  4. Alternatif kanalı önceden kur. Bir örgütün tek iletişim kanalı bir şirketin sunucusundaysa, o örgüt o şirketin rehinidir. E-posta listesi, kendi web sitesi, RSS, Matrix/Signal grupları, basılı bülten — bunlar nostaljik değil, yedekleme stratejisidir. Bugün kurulur, yarın gerekir.

  5. Kendi verini kendi mekânında tut. Kendi alan adı, kendi arşivi, kendi yedeği olmayan bir yapı, kapatıldığı gün tarihini de kaybeder. KVKK yazımızda tartıştığımız mahremiyet sorununun örgütsel karşılığı budur.

  6. Kategoriye göre dayanışma yapma. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" hesabı, listenin genişleme yasası karşısında aritmetik olarak yanlıştır. LGBTİ+ örgütleri hedef alındığında susan bir sendikacı, kırk sekiz saat sonra kendi sendikasını aynı listede bulur. Bu somut bir tahmin değil, bu hafta yaşanmış bir olaydır.

  7. Sendikanı bu gündeme sok. Şubenin gündemine "üyeyle iletişim altyapımız kimin elinde?" sorusunu maddeleştir. Yanıt "Meta ve X'in" ise, bu bir örgütsel güvenlik açığıdır ve karar defterine yazılması gerekir.

  8. Hukukî itiraz yollarını kullan ve kayda geçir. Sulh ceza hâkimliği kararlarına itiraz edilebilir; çoğu reddedilir. Ama reddedilen her itiraz, Anayasa Mahkemesi ve AİHM yolunu açan bir basamaktır ve daha önemlisi bir kayıttır. Barış Akademisyenleri davasında AYM'nin 2019 kararı, yüzlerce bireysel başvurunun üzerine bina edildi.

  9. Meclis denetim araçlarını zorla. Soru önergesi, araştırma önergesi, komisyon çağrısı — bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir ama Siber Güvenlik Başkanlığı'nın kaç talepte bulunduğunun resmî kayda geçmesini sağlar.

  10. Bilişim emekçisiysen teknik yükü üstlen. Ayna site kurmak, arşiv almak (wget, ArchiveBox, Wayback Machine'e kaydetmek), engellenen kurumlara altyapı desteği vermek — bunlar sizin doğrudan sınıf göreviniz kapsamındadır. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda tartıştığımız "ikili güç" pratiğinin en somut hâli budur.

  11. Uluslararası bağı kur. Af Örgütü'nün Türkiye şubesinin engellenmesi, uluslararası bir raporlama konusudur. Avrupa Parlamentosu raportörünün açıklaması bir başlangıçtır; sendikal ve akademik enternasyonal bağlar üzerinden vaka kaydı yapılabilir.

  12. Yazıyı yaz, kaydı tut. Bu yazının kendisi bir örnektir. Kayıt tutmak, kapatılmaya karşı en ucuz ve en dirençli eylemdir. Bir hesap kapanır; bir metin çoğalır.


Son Söz

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu ülkede bir hesabı kapatmanın maliyeti bugün bir karar numarası ve iki saattir. Bir gazeteyi seksen beş milyon kişiye görünmez kılmak, bir veri tabanı alanının değişmesi kadar kolaydır.

Ama şunu da not edin: bu dalganın bilinebilmesinin tek nedeni, birilerinin defter tutmasıdır. Mahkeme kararının metni yayımlanmadı. Gerekçe muhataplarına tebliğ edilmedi. Resmî bir istatistik açıklanmadı. Elimizde ne varsa, bir derneğin gönüllü olarak, "eksikleri bildirebilirsiniz" notuyla tuttuğu bir listeden geliyor.

Bu, kayıt tutmanın neden kapatıldığını da açıklıyor. Sayan susturulur, çünkü sayı tartışmayı ahlak zemininden çıkarıp maddi gerçeklik zeminine taşır.

Bizim işimiz de budur: saymak, yazmak, kaydetmek, çoğaltmak. Her iddianın altına bir rakam, her rakamın altına bir kaynak koymak. Ve bunu, kapatılabilecek tek bir kanala emanet etmeden yapmak.

Liste uzuyor. Uzamasını engelleyecek olan şey bir mahkeme kararı değil, listedekilerin birbirini tanıması ve birbirine sahip çıkmasıdır.

Yoldaşça.

Bilgi herkesindir. Ve kayıt tutmak, mülkiyetin en çok korktuğu emek biçimidir.


Bağlantılı Yazılarımız

Baskı aygıtı ve gözetim

Veri, mahremiyet ve dijital müşterekler

Emek ve örgütlenme

Gericilik ve ırkçılık hattı


Kaynaklar

Birincil kayıt

Haber

Mevzuat ve hukukî çerçeve

Barış Akademisyenleri verileri

  • Bilgi Müşterekleri, Demokratik Eğitim Dosyası, Bölüm 58 ve Veri Eki F.5 (kaynaklar: Milliyet 2018 derlemesi, CHP OHAL raporu, AYM 26.07.2019 kararı)

İlgili Başlıklar