Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Fütürizmden Tekno-Faşizme

Fütüristlerin Kapitalizm Güzellemesi ve Geleceğin Resminden Çıkarılan Emek Üzerine

Yazar: Oğuz Demirkapı
Fütürizmden Tekno-Faşizme

Şiirin Yerine Teknoloji: Fütürizmden Tekno-Faşizme

Marinetti'nin 1909 manifestosundan Andreessen'in 2023 manifestosuna, geleceği kim kurguluyor, kimin için kurguluyor — ve o gelecekte emek neden yok?

20 Şubat 1909'da Paris gazetesi Le Figaro'nun birinci sayfasında bir manifesto yayımlandı. On bir maddesi vardı. Dördüncüsü, "kükreyen bir otomobilin Samothrake Nikesi'nden daha güzel olduğunu" ilan ediyordu. Dokuzuncusu ise şöyleydi: "Savaşı — dünyanın tek hijyenini — militarizmi, vatanseverliği, özgürlük getirenlerin yıkıcı jestini, uğruna ölünecek güzel fikirleri ve kadına duyulan hor görüyü yücelteceğiz." Manifestoyu yazan Filippo Tommaso Marinetti, on yıl sonra Milano'da Mussolini'nin ilk faşist örgütünün kurucu toplantısındaydı. Yüz on dört yıl sonra, 16 Ekim 2023'te, dünyanın en büyük risk sermayesi şirketlerinden birinin kurucusu Marc Andreessen, "Tekno-İyimser Manifesto" adlı bir metin yayımladı ve Marinetti'yi "tekno-iyimserliğin koruyucu azizleri" arasında saydı.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu yazı, bir sanat akımıyla bir yatırım felsefesi arasındaki bağı anlatmak için yazılmadı. Böyle bir bağ var ve belgelenmiş durumda; ama asıl mesele daha temeldir. Asıl mesele şu sorudur: gelecek kimin için kurgulanıyor? Bir toplumun geleceğini hayal etme yetkisi kimde; o hayalde kim özne, kim dekor; ve o hayal, bugünkü mülkiyet ilişkilerini mi sürdürüyor, yoksa onları mı sorguluyor?

Fütürizm, bu sorunun yüz yıllık bir laboratuvarıdır. Çünkü fütürist, tanımı gereği, "gelecek şöyle olacak" diyen kişidir; ve "şöyle olacak" cümlesi, her zaman, "şöyle olmalı" cümlesini gizler. Bu yazıda o gizli cümleyi üç dönemde açığa çıkarmaya çalışacağız: 1909'un sanatçı fütürizmi, 1960–90'ların stratejist fütürolojisi ve 2010'lardan bugüne uzanan "kurucu" fütürizmi. Her üçünde de aynı işlemi göreceğiz: kapitalizmin belirli bir aşamasının özelliklerinin, tarihin yasası ve geleceğin zorunluluğu olarak sunulması. Buna kısaca kapitalizm güzellemesi diyoruz; ama güzellemeyi güzelleme olarak görmek için önce onun ne kadar zekice yapıldığını teslim etmek gerekir.

Yazı uzun; dokuz bölümden oluşuyor. Önce kavramı, sonra üç dönemi, ardından geleceğin sınıfsal yapısını, tekno-faşizm kavramını, Türkiye'nin gelecek kurgularını, karşı-geleneği ve somut önerileri ele alacağız.


Önce kavram: gelecek bir mülktür

Marx, Kapital'in ikinci Almanca baskısına yazdığı sonsözde (1873), kendisini "geleceğin aşevleri için tarifler yazmakla" suçlayanlara cevap verirken bir şey söyler: onun işi tarif yazmak değil, mevcut toplumun hareket yasalarını çözümlemektir. Bu cümle, sanıldığının aksine, geleceğe kayıtsızlık değildir. Tersine, geleceğin nasıl kurgulanacağına dair yöntemsel bir tutumdur: gelecek, şimdinin çelişkilerinden türetilir; şimdinin dışından, bir vahiy ya da bir vizyon olarak gelmez.

Bunun tam karşısında duran tutumu Ernst Bloch, Umut İlkesi'nde (1954–59) soyut ütopya olarak adlandırır: mevcut toplumun eğilimleriyle bağı olmayan, bir arzunun doğrudan resmi olarak çizilmiş gelecek. Bloch'a göre bu, ütopyanın ucuz biçimidir; somut ütopya ise şimdiki toplumda henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşmesi mümkün olanı — "henüz-olmayan"ı — bulup çıkarmaktır.

Bu iki kavramla elimizde bir ölçüt var. Bir gelecek kurgusuna baktığımızda soracağımız soru, onun parlak mı karanlık mı olduğu değil; şimdinin hangi eğilimini alıp yasa hâline getirdiği ve şimdinin hangi çelişkisini görünmez kıldığıdır. Fütürizmin her üç dalgası da bu ölçütle okunduğunda, birbirine şaşırtıcı ölçüde benzer bir yapı ortaya çıkar.

Bir de şu: gelecek, kapitalizmde bir metadır. Bir teknoloji şirketinin borsa değeri, bugünkü kârının değil, gelecekteki kârına dair beklentinin fiyatıdır. Bir "vizyon" sunumu, yatırım toplamanın aracıdır. Yani gelecek kurgusu, bu düzende, ideolojik bir süs değil, doğrudan sermaye birikiminin bir girdisidir. Geleceği kurgulama yetkisinin kimde olduğu sorusu, bu yüzden, mülkiyet sorusudur.


Birinci dalga: Marinetti, hız ve savaş (1909–1944)

Manifesto ne diyordu?

Fütürist Manifesto'yu bugün okumanın rahatsız edici yanı, kötü yazılmış olması değil; iyi yazılmış olmasıdır. Marinetti, 1909'da Avrupa'nın yaşadığı deneyimi — ikinci sanayi devrimini, elektriği, otomobili, uçağı, kent kalabalıklarını — ilk kez bir estetik program hâline getirdi. Müzelerin, kütüphanelerin, akademilerin yıkılmasını istedi; "geçmişçilik" (passatismo) dediği şeye, yani İtalya'nın Rönesans'ın gölgesinde bir turistik harabe olarak yaşamasına isyan etti. Bu isyanın, İtalya'nın geç ve eşitsiz kapitalistleşmesinin — Kuzey'in sanayi kentleri ile Güney'in tarımsal geriliği arasındaki uçurumun — ürünü olduğunu görmek için Gramsci'ye bakmak yeterlidir.

Ancak manifestonun içindeki asıl program üç sözcükte özetlenir: hız, makine, savaş. Ve bu üçlünün toplumsal içeriğini görmek gerekir.

Hız, 1909'da soyut bir estetik değer değildi. Sermayenin dolaşım hızıydı: malın fabrikadan pazara, paranın bir yatırımdan ötekine, işçinin köyden kente gidiş hızı. Marx, Grundrisse'de sermayenin "mekânı zamanla yok etme" eğiliminden söz eder; Marinetti bu eğilimi güzel bulmuştur. Hızın güzelliği, hızlanan birikimin güzelliğidir.

Makine, manifestoda bir üretim aracı olarak değil, bir arzu nesnesi olarak görünür. Kükreyen otomobil, işçinin ürettiği ve satın alamadığı bir nesnedir; Marinetti'nin gözünde ise bir heykeldir. Makineyi üreten emek, makineyi çalıştıran emek, makinenin altında kalan beden — manifestoda yoktur. Makine, sanki kendi kendine doğmuş gibi görünür. Bu, meta fetişizminin estetik biçimidir: ilişki, nesne olarak görünür.

Savaş ise "dünyanın tek hijyeni"dir. Bu ifadeyi bir şairin abartısı olarak okumak, 1911'de Marinetti'nin Libya'daki İtalyan sömürge savaşına muhabir olarak gidip savaşı öven şiirler yazdığını, 1915'te İtalya'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesi için sokak gösterileri düzenlediğini ve 1935'te Etiyopya işgalini bir manifestoyla kutladığını unutmak demektir. Hijyen metaforu tesadüf değildir: savaş, toplumun "zayıf" unsurlarını temizler. Bu, sosyal Darwinizmin sanata tercümesidir.

Sanatçıdan faşiste: bir kronoloji
TarihOlay
20 Şubat 1909Fütürist Manifesto, Le Figaro
1911–12Libya savaşı; Marinetti cephede, savaşı öven metinler
1914–15Savaşa girme yanlısı gösteriler; Marinetti ve Mussolini aynı mitinglerde
1918Fütürist Siyasi Parti kuruluyor
23 Mart 1919Milano, Piazza San Sepolcro: Fasci Italiani di Combattimento'nun kuruluş toplantısı; Marinetti kurucular arasında
1920Mussolini'nin monarşi ve kiliseyle uzlaşmasına tepki olarak kopuş
1924Fütürizm ve Faşizm adlı kitapçıkla barışma
1929Mussolini'nin kurduğu İtalya Akademisi'ne üye
1935Etiyopya işgalini kutlayan manifesto; Walter Benjamin bu metni alıntılayacak
1944Salò Cumhuriyeti topraklarında, Bellagio'da ölüm

Bu kronolojiden çıkarılacak ders, "sanatçı sonradan faşist oldu" değildir. Ders şudur: 1909 manifestosunun içeriği, 1919'un siyasi biçimini önceden içeriyordu. Hızın kutsanması, savaşın hijyen olarak görülmesi, "kadına hor görü", kalabalıkların estetik bir manzara olarak sevilmesi ama siyasi özne olarak küçümsenmesi — bunlar faşizmin sanatsal öncülüydü. Faşizm Marinetti'yi bozmadı; Marinetti faşizmin dilini on yıl önce yazdı.

Benjamin'in teşhisi: siyasetin estetikleştirilmesi

Walter Benjamin, "Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı" (1935–36) makalesinin sonsözünde Marinetti'nin Etiyopya manifestosundan uzun bir alıntı yapar: savaş güzeldir, çünkü insanın makineye egemenliğini kurar; savaş güzeldir, çünkü makineli tüfeklerin ateşini, ateşkeslerin sessizliğini, kokuları ve çürümeyi bir senfoniye dönüştürür. Ve Benjamin şu sonuca varır: faşizm, siyasetin estetikleştirilmesidir. Kitlelere haklarını değil, kendilerini ifade etme fırsatını verir; mülkiyet ilişkilerine dokunmadan kitleleri harekete geçirmenin tek yolu, siyaseti bir gösteriye dönüştürmektir. Ve bu gösterinin mantıksal sonu savaştır, çünkü yalnızca savaş, mülkiyet ilişkilerini koruyarak bütün teknik araçları seferber edebilir. Benjamin'in formülü: Fiat ars — pereat mundus. Sanat olsun, dünya yıkılsın. Komünizmin cevabı ise sanatın siyasallaştırılmasıdır.

Bu formülü not edin; altıncı ve yedinci bölümlerde, "vizyon", "misyon" ve "roket fırlatma" estetiğiyle sunulan bugünkü siyasete — Silikon Vadisi'nde ve Teknofest'te — geri döneceğiz.

Bir uyarı: Rus fütürizmi

Fütürizmi bütünüyle faşizme teslim etmek de tarihsel olarak yanlıştır. Aynı yıllarda Rusya'da Mayakovski, Hlebnikov ve Burlyuk'un "Kamu Zevkine Bir Tokat" (1912) bildirisiyle başlayan Rus fütürizmi, 1917'den sonra devrimin tarafına geçti; LEF dergisi (1923), konstrüktivizm, Rodçenko'nun afişleri, Mayakovski'nin ROSTA pencereleri bu geleneğin ürünüdür. Gramsci, 5 Ocak 1921'de L'Ordine Nuovo'da yazdığı "Marinetti devrimci mi?" başlıklı yazıda, fütüristlerin burjuva kültürünü yıkma konusunda sosyalistlerden daha net bir kavrayışa sahip olduklarını, savaştan önce Torino işçilerinin fütürist gösterileri desteklediğini not eder — ama aynı yazıda fütürizmin siyasi olarak nereye gittiğini de görür.

Bu ayrım öğreticidir: makineye duyulan heyecan tek başına bir siyasi yön belirlemez. Aynı heyecan, makineyi kimin çalıştırdığı ve kimin sahiplendiği sorusuyla birleştiğinde devrimci, bu sorudan ayrıldığında faşist olur. Rus fütürizmi bu soruyu sordu; İtalyan fütürizmi hiç sormadı. Mayakovski'nin 1930'daki intiharı ve LEF'in tasfiyesi ise ayrı bir yazının konusudur; burada yalnızca fütürizmin tek bir yolu olmadığını kaydediyoruz. Türkiye'ye fütürizmin hangi yoldan geldiğini yedinci bölümde göreceğiz; şimdilik şu kadarını söyleyelim: Marinetti'den değil, Mayakovski'den geldi.


İkinci dalga: stratejistin geleceği (1960–1995)

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra fütürizm sanattan ayrıldı ve bir "disiplin" oldu: fütüroloji. Bu disiplinin doğum yeri bir atölye değil, bir askerî düşünce kuruluşudur.

RAND ve Herman Kahn

RAND Corporation, 1948'de ABD Hava Kuvvetleri'nin araştırma birimi olarak kuruldu. Geleceği "senaryo" olarak düşünme yöntemi, Delphi tekniği, sistem analizi — bugün "gelecek çalışmaları" adı altında öğretilen araçların çoğu, nükleer savaş planlaması için geliştirildi. Herman Kahn'ın Termonükleer Savaş Üzerine (1960) kitabı, nükleer savaşın "düşünülebilir" ve "kazanılabilir" olduğunu tartışan bir metindir; Kahn 1961'de Hudson Enstitüsü'nü kurdu ve 1967'de 2000 Yılı adlı kitapla sivil fütürolojinin kurucusu sayıldı.

Bu doğum belgesini hatırlamak gerekir: modern fütüroloji, dünyanın sonunu bir yönetim problemi olarak düşünmekle başladı. Kahn'ın yöntemi, bir felaketin ahlaki içeriğini paranteze alıp onu "kabul edilebilir kayıp" tablolarına dönüştürmekti. Bu yöntem, ileride "uzun vadecilik" adıyla yeniden karşımıza çıkacak.

Toffler: kapitalizmin doğa yasası olarak "dalga"

Alvin Toffler'ın Gelecek Şoku (1970) ve Üçüncü Dalga (1980) kitapları, fütürolojiyi kitle okuruna taşıdı. Toffler'ın tezi basittir: insanlık tarihi üç dalgadan oluşur — tarım, sanayi, bilgi. Üçüncü dalga, sanayi toplumunun kitlesel fabrikasını, sendikasını, standart işini ve ulus devletini eskitir; yerine esnek, ademimerkeziyetçi, "prosumer" (üretici-tüketici) temelli bir toplum gelir.

Bu tezin ideolojik işlemi, dikkatle bakınca görülür. Toffler, sınıfları dalgayla değiştirir. Sanayi işçisi bir sınıf değil, "ikinci dalganın" bir kalıntısıdır; sendika, bir örgüt değil, "eski dalganın kurumu"dur. Sınıf mücadelesinin yerini, dalgalar arasındaki "çatışma" alır; ve dalga, doğal bir olgudur — deniz gibi. Kimse dalgaya karşı sendika kuramaz. Toffler'ın kitaplarında sömürü kavramı geçmez; geçen şey "uyum"dur. Uyum sağlayamayan, tarihin gerisinde kalır.

Bu düşüncenin siyasi biçimi 1990'larda netleşti. 1994'te Progress and Freedom Foundation, "Siber Uzay ve Amerikan Rüyası: Bilgi Çağı İçin Bir Magna Carta" adlı bir bildiri yayımladı; imzacılar Esther Dyson, George Gilder, George Keyworth ve Alvin Toffler'dı. Bildiri, siber uzayın "sınırsız bir sınır" olduğunu, kamusal düzenlemenin bu sınırı kapatacağını, mülkiyetin dijital alana genişletilmesi gerektiğini savunuyordu. Cumhuriyetçi Meclis Başkanı Newt Gingrich, Toffler'ın Üçüncü Dalga'sını Kongre üyelerine dağıttı ve Toffler çiftinin 1995 tarihli Yeni Bir Uygarlık Yaratmak kitabına önsöz yazdı.

Richard Barbrook ve Andy Cameron'ın 1995'te yazdığı "Kaliforniya İdeolojisi" makalesi bu bileşimi adlandırdı: 1960'ların karşı kültüründen alınan bireysel özgürlük söylemi ile 1980'lerin neoliberal piyasa inancının, teknoloji aracılığıyla birleşmesi. Hippi ve yuppie, bilgisayarın başında el sıkıştı. Bu ideolojinin gördüğü gelecek, herkesin özgür olduğu bir ağdı; görmediği şey ise, o ağı kimin kablolarının, kimin sunucularının ve kimin işçilerinin taşıdığıydı.

Fukuyama: geleceğin kapatılması

İkinci dalganın son sözünü Francis Fukuyama söyledi: "Tarihin Sonu?" (1989) ve Tarihin Sonu ve Son İnsan (1992). Fukuyama'nın tezi, liberal demokrasi ile piyasa ekonomisinin insanlığın ideolojik evriminin son noktası olduğuydu. Bu, bir gelecek kurgusu değil, geleceğin kapatılmasıdır: bundan sonra yalnızca teknik iyileştirmeler olacak, temel ilkeler değişmeyecek.

Kitabın alt başlığındaki "son insan"ın Nietzsche'den alındığını hatırlatalım; Nietzsche yazımızda bu figürün, işçinin sekiz saat ve sigorta talebini bir yozlaşma belirtisi olarak kodladığını görmüştük. Fukuyama'nın tarihin sonunda gördüğü tehlike de tam olarak buydu: tatmin olmuş, mücadele etmeyen bir insanlık. Bu kaygının cevabı, 2010'larda, "durgunluğu" kırmak için hıza ve hiyerarşiye geri dönen yeni bir fütürizm olacaktı.

Fredric Jameson'ın 2003'te yazdığı, sonradan Mark Fisher'ın Kapitalist Gerçekçilik (2009) kitabıyla yaygınlaşan cümle bu dönemi özetler: "Dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay." Fütüroloji, gelecekte her şeyi değiştirdi — iş, aile, kent, beden — ama mülkiyeti değiştirmedi. Mülkiyet, geleceğin sabit noktası oldu.


Üçüncü dalga: "kurucu"nun geleceği (2010–2026)

Şimdi bugüne geliyoruz. Ve bugünün fütürizminin, ilk ikisinden farklı olarak, artık kendi adını açıkça söylediğini göreceğiz.

Tekno-İyimser Manifesto

16 Ekim 2023'te, Andreessen Horowitz'in (a16z) kurucusu Marc Andreessen, şirketin sitesinde "Tekno-İyimser Manifesto"yu yayımladı. Metin, kısa cümlelerden oluşan bir ilan biçimindedir ve "Bize yalan söylendi" diye başlar: teknolojinin işleri yok ettiği, ücretleri düşürdüğü, eşitsizliği artırdığı söylenmiştir; oysa teknoloji, insanlığın "tek büyüme kaynağı"dır. Manifestoya göre "pazar", "teknolojiyle birlikte, büyümenin ikiz motorudur"; "büyümeyen her şey ölür"; "yapay zekâ, uygarlığımızın gelişmesi için evrensel bir problem çözücü"dür; ve "hiçbir maddi sorun yoktur ki daha fazla teknolojiyle çözülemesin."

Metnin bir "düşmanlar" listesi vardır ve bu liste öğreticidir. Düşman: "varoluşsal risk", "sürdürülebilirlik", "ESG", "Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri", "sosyal sorumluluk", "paydaş kapitalizmi", "ihtiyat ilkesi", "güven ve güvenlik", "teknoloji etiği", "risk yönetimi", "küçülme", "büyümenin sınırları". Yani düşman, teknolojinin sonuçlarını denetlemeye dönük her kavramdır. Manifesto, "biz kurban değiliz, fatihiz" der; "biz zirvedeki yırtıcıyız; yıldırım bizim için çalışıyor."

Ve metnin sonunda bir "koruyucu azizler" listesi vardır. Listede Hayek ve Friedman'ın yanında Nietzsche, İngiliz filozof Nick Land ve Filippo Tommaso Marinetti yer alır. Andreessen, Marinetti'nin 1909 manifestosunun yedinci maddesini, tek bir sözcüğü değiştirerek alıntılar. Marinetti şöyle yazmıştı: "Mücadelenin dışında güzellik yoktur. Saldırgan bir karakteri olmayan hiçbir yapıt başyapıt olamaz. Şiir, bilinmeyen güçlere karşı, onları insanın önünde diz çöktürmek için şiddetli bir saldırı olarak tasarlanmalıdır." Andreessen "şiir"i çıkarıp yerine "teknoloji"yi koydu.

Bu tek sözcüklük değişiklik, yazımızın tezini tek başına taşır. 1909'da şiir, 2023'te teknoloji; ama cümlenin geri kalanı — mücadele, saldırganlık, diz çöktürme — aynıdır. Ve alıntının kaynağı, savaşı "dünyanın tek hijyeni" ilan eden, on yıl sonra faşist partiyi kuran adamdır. Andreessen bunu bilmiyor olabilir; bilmiyorsa, bu, bilmeyenin bile bu dile neden ihtiyaç duyduğunu gösterir. Biliyorsa, zaten söylenecek bir şey kalmaz.

Hızlandırmacılık: e/acc

Manifestonun arkasındaki hareket "etkin hızlandırmacılık" (effective accelerationism, kısaca e/acc) adını taşıyor. 2022'de sosyal medyada "Beff Jezos" takma adıyla ortaya çıkan ve Aralık 2023'te Forbes'un kimliğini açıkladığı fizikçi Guillaume Verdon'un başlattığı bu akım, "termodinamik" bir dille konuşur: evrenin yönü entropinin artması, enerjinin daha karmaşık yapılara akmasıdır; teknolojik kapitalizm bu akışın en yüksek biçimidir; onu yavaşlatan her şey — düzenleme, etik, "yavaşlatıcılar" (decels) — evrenin yönüne karşıdır.

Bu, kapitalizm güzellemesinin şimdiye dek gördüğümüz en saf biçimidir. Toffler kapitalizmi bir "dalga" yapmıştı; e/acc onu termodinamiğin ikinci yasası yapar. Sermayenin büyüme zorunluluğu, artık bir toplumsal ilişki değil, fiziğin bir gereğidir. Nietzsche yazımızda "güç istenci"nin, sermayenin birikim zorunluluğunun ontolojiye taşınması olduğunu söylemiştik; e/acc, aynı işlemi bu kez fizik diliyle yapar. Yöntem aynıdır: tarihsel olanı doğal, toplumsal olanı kozmik göstermek.

Uzun vadecilik ve "astronomik israf"

Üçüncü dalganın öteki kolu, ilk bakışta hızlandırmacılığın tam tersi gibi görünür: yapay zekâdan gelen "varoluşsal risk"e karşı temkin çağrısı yapan uzun vadecilik (longtermism). Oxford'lu filozof Nick Bostrom'un 2003 tarihli "Astronomik İsraf" makalesi bu akımın kurucu metnidir. Bostrom şöyle hesaplar: insanlık galaksiyi kolonize edip dijital zihinler halinde yayılırsa, gelecekte on üzeri otuz sekiz gibi sayılarda insan yaşamı mümkün olur; bu geleceğe ulaşmayı bir yüzyıl geciktiren her şey, o kadar yaşamın "israfı"dır. William MacAskill'in Geleceğe Borcumuz (2022) kitabı bu düşünceyi popülerleştirdi.

Timnit Gebru ve Émile P. Torres, 2024'te First Monday dergisinde yayımladıkları makalede bu akımların — transhümanizm, ekstropyanizm, tekillikçilik, kozmizm, rasyonalizm, etkin altruizm ve uzun vadecilik — bir demet oluşturduğunu ve ortak köklerinin yirminci yüzyıl başının öjenik hareketine uzandığını gösterdi; demete "TESCREAL" adını verdiler.

Uzun vadeciliğin sınıfsal içeriğini görmek için basit bir işlem yeterlidir. Gelecekte on üzeri otuz sekiz dijital yaşam varsa, bugünkü sekiz milyar insan bir yuvarlama hatasıdır. Bugün açlıktan ölen bir çocuğun ahlaki ağırlığı, henüz var olmayan trilyonlarca dijital zihnin ağırlığı karşısında ihmal edilebilir. Bu, Herman Kahn'ın "kabul edilebilir kayıp" tablosunun kozmik ölçekte yeniden yazılmasıdır. Ve pratik sonucu şudur: bugünkü sömürüyü azaltmak için harcanacak her kaynak, "gelecek"e — yani yapay zekâ laboratuvarlarına, uzay şirketlerine, bunları yöneten kurumlara — yönlendirilmelidir. Uzun vadecilik, bugünün yeniden dağıtımına karşı gelecek adına verilmiş bir vetodur.

Hızlandırmacılık ile uzun vadecilik, kamuoyunda birbirinin rakibi olarak sunulur: biri "hızlan", öteki "dikkat et" der. Ama ikisi de aynı öncülü paylaşır: gelecek, teknolojiyi elinde tutan küçük bir azınlık tarafından belirlenecektir; tartışma yalnızca o azınlığın ne kadar hızlı gitmesi gerektiğidir. Halkın, işçinin, seçilmiş kurumların bu kararda payı yoktur; olsa olsa "yavaşlatıcı" ya da "risk" olarak görünürler.

Demokrasiden vazgeçiş

Bu fütürizmin siyasi programı da açıkça yazılmıştır. Peter Thiel, 2009'da Cato Enstitüsü'nün Cato Unbound dergisine yazdığı "Bir Liberterin Eğitimi" başlıklı yazıda şöyle der: "Artık özgürlük ile demokrasinin bağdaşabileceğine inanmıyorum." Aynı yazıda, 1920'den bu yana sosyal yardım alanların çoğalması ve kadınlara oy hakkı verilmesiyle "kapitalist demokrasi" kavramının bir oksimorona dönüştüğünü yazar; çıkış yolu olarak siber uzayı, uzayı ve açık denizlerde kurulacak yeni yerleşimleri gösterir.

Curtis Yarvin, "Mencius Moldbug" takma adıyla 2007'den itibaren yazdığı blogda demokrasinin yerine bir "CEO-monark"ın geçmesini, devletin bir şirket gibi yönetilmesini ve "bütün kamu görevlilerinin emekli edilmesini" savundu; Nick Land 2012'de bu düşünceye "Karanlık Aydınlanma" adını verdi. Balaji Srinivasan'ın Ağ Devleti (2022) kitabı, ulus devletin yerine "bulut öncelikli, toprak sonralı" topluluklar önerdi; Quinn Slobodian'ın Parçalanma Kapitalizmi (2023) kitabı, bu düşüncenin özel ekonomik bölgeler, sözleşme kentleri ve vergi cennetleri biçiminde nasıl pratiğe döküldüğünü belgeledi.

Ve Elon Musk, 28 Şubat 2025'te Joe Rogan'ın programında şunu söyledi: "Batı uygarlığının temel zayıflığı empatidir." Bu cümle, 1909'un "savaş, dünyanın tek hijyenidir" cümlesinin 2025 sürümüdür. Empati, "zayıfları" korur; zayıfların korunması, hızı keser.

Gil Duran'ın 2026'da yayımlanan The Nerd Reich kitabı ile Quinn Slobodian ve Émile Torres gibi yazarların son yıllardaki çalışmaları, bu düşünce dünyasının bir tuhaflıklar koleksiyonu değil, tutarlı bir siyasi program olduğunu gösteriyor. Bu programın adı, giderek daha sık, tekno-faşizm olarak konuyor. Kavramın ne kadar yerinde olduğunu altıncı bölümde tartışacağız; önce, üç dalganın ortak yapısını görelim.


Geleceğin sınıfsal yapısı: özne kim, dekor kim?

Üç dalgayı yan yana koyduğumuzda, her birinin geleceğinde bir özne ve bir dekor olduğunu görürüz. Özne, geleceği yapan; dekor, geleceğin başına gelen.

DönemGeleceğin öznesiGeleceğin dekoruEmek nerede?
Marinetti (1909)Sanatçı-savaşçı, genç, erkekKalabalıklar ("çok renkli, çok sesli devrim dalgaları" — bir manzara olarak)Makineyi yapan görünmez; makine kendiliğinden doğmuş gibidir
Kahn / Toffler (1960–80)Stratejist, yönetici, "bilgi işçisi"Sanayi işçisi ("ikinci dalganın kalıntısı")Eskimiş; uyum sağlamazsa tarihin gerisinde kalır
Andreessen / e/acc (2023)"Kurucu", "inşa eden", "zirvedeki yırtıcı""Yavaşlatıcılar", düzenleyiciler, "kurban zihniyeti"Yapay zekânın çözeceği bir "maddi sorun"
Uzun vadecilik (2003–)Gelecekteki dijital zihinler ve onların adına konuşan filozof-mühendislerBugün yaşayan sekiz milyar insanBir yuvarlama hatası

Bu tablonun söylediği şey basittir: fütürizmin bütün dalgalarında, geleceği üretecek olan emek, geleceğin resminden çıkarılmıştır. Marinetti'nin otomobilini kim döktü, Toffler'ın "üçüncü dalga"sını taşıyan fiber optik kabloyu kim döşedi, Andreessen'in yapay zekâsını eğiten veriyi kim etiketledi — bu sorular, üç dalgada da sorulmaz. Sorulmaz, çünkü sorulduğunda gelecek kurgusunun mülkiyet yapısı görünür hâle gelir.

Bu görünmezliğin edebiyattaki en eski ve en dürüst tasviri, fütürizmden bile eskidir. H. G. Wells'in Zaman Makinesi (1895) romanında, 802.701 yılına giden gezgin, insanlığın iki türe ayrıldığını görür: yeryüzünde yaşayan, güzel, tembel, çocuksu Eloi'ler ve yeraltında makineleri çalıştıran, karanlıkta yaşayan Morlock'lar. Wells, sınıf bölünmesinin biyolojik bir bölünmeye dönüştüğü bir gelecek hayal etmişti; ve romanın en sert ayrıntısı, Morlock'ların Eloi'leri yemesidir — yani üretenlerin, sonunda, tüketenleri tüketmesi. Fritz Lang'ın Metropolis'i (1927) aynı yapıyı görsel olarak kurar: yukarıda bahçeler, aşağıda makine; ve filmin çözümü — "elle beyin arasındaki aracı yürek olmalıdır" — sınıf iş birliğinin en ünlü sinemasal formülüdür.

Bugünün fütürizmi, Wells'in dürüstlüğüne bile sahip değildir. Wells, Morlock'ları en azından göstermişti. Bugünkü gelecek kurgusunda Morlock yoktur: yapay zekâ "kendi kendine" öğrenir, roket "kendi kendine" iner, veri "kendi kendine" birikir. Emek, kristalleşip makineye dönüştükten sonra, makinenin kendi yeteneği gibi sunulur. Karaburun'daki bildirimizde bunu "genel zekânın gaspı" olarak adlandırmıştık: milyonlarca insanın yazdığı, çizdiği, çözdüğü ve etiketlediği şey, bir modelin içine kristalleşir ve o modelin sahibi, o kristali kendi "buluşu" olarak sunar. Fütürizmin üçüncü dalgası, bu gaspın ideolojisidir: gelecek, gasp edilmiş genel zekânın sahiplerine aittir.

Bir de şu: fütürizmin her dalgasında geleceğin öznesi erkektir ve bu bir ayrıntı değildir. Marinetti "kadına hor görü"yü manifestoya yazdı. Silikon Vadisi'nin "kurucu" kültünün cinsiyet yapısı, Thiel'in kadınlara oy hakkını "kapitalist demokrasi"yi bozan bir gelişme olarak anması, Musk'ın "empati zayıflıktır" cümlesi — bunlar aynı çizginin üstündedir. Geleceğin öznesi, bakım emeğinden muaf olan, bakım emeğini görmeyen ve bakım emeğinin ürettiği hayatı "zayıflık" sayan bir figürdür.


Tekno-faşizm: kavram yerinde mi?

"Faşizm" sözcüğü kolay harcanır; bu yüzden kavramı Marksist gelenekteki tanımıyla sınamak gerekir.

Georgi Dimitrov, 1935'te Komintern'in Yedinci Kongresi'nde faşizmi "finans kapitalin en gerici, en şoven, en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğü" olarak tanımladı. Bu tanımın üç öğesi vardır: sermayenin belirli bir kesimi (en yoğunlaşmış, en gerici); yönetim biçimi (açık diktatörlük, parlamenter biçimin terki); ve yöntem (terör). Klasik faşizm, buna bir dördüncü öğe ekler: kitle hareketi. Mussolini ve Hitler, kitleleri sokağa çıkarmadan iktidara gelemezdi.

Şimdi bugüne bakalım. Sermayenin en yoğunlaşmış kesimi, bugün, dijital tekelci sermayedir: veri, hesaplama gücü, yapay zekâ modelleri ve platformlar birkaç şirketin elindedir. Bu kesimin ideologları, demokrasiden vazgeçilmesini açıkça yazmıştır (Thiel, Yarvin). Yöntem konusunda ise klasik terör yerine algoritmik denetim — Karaburun bildirimizdeki deyişle "dijital panoptikon" — ve savunma teknolojisi şirketlerinin (Palantir, Anduril) devletle iç içe geçmesi vardır.

Kitle hareketi öğesi ise farklıdır ve bu fark, "tekno-" önekinin anlamıdır. Tekno-faşizm, kitle partisine ihtiyaç duymayan faşizmdir. Kitlelerin seferber edilmesi işlevini platform ve algoritma üstlenir: kitle sokağa çıkmaz, ekrana bakar; ve ekrandaki akış, kitle partisinin yaptığı şeyi — duyguların örgütlenmesini, düşmanın gösterilmesini, liderin görünür kılınmasını — merkezi bir örgüt olmadan yapar. Benjamin'in "siyasetin estetikleştirilmesi" dediği şey, bugün, bir sosyal medya akışının ta kendisidir. Roket fırlatma canlı yayını, "vizyon" sunumu, milyarderin "büyük adam" imajı: bunlar 1930'ların meydan gösterilerinin dijital karşılığıdır ve aynı işlevi görür — mülkiyete dokunmadan kitleye "kendini ifade etme" olanağı vermek.

Bir tarihsel paralellik daha var. Jeffrey Herf'in Gerici Modernizm (1984) kitabı, Weimar ve Nazi Almanyası'nda mühendislerin, teknokratların ve Ernst Jünger gibi yazarların, en ileri teknolojiye duydukları hayranlığı Aydınlanma'ya, akla ve eşitliğe duydukları nefretle nasıl birleştirdiğini gösterir. Herf'in "gerici modernizm" dediği bu bileşim — teknolojide en ileri, siyasette en geri — tekno-faşizmin tarihsel prototipidir. Andreessen'in manifestosundaki "yıldırım bizim için çalışıyor" ile Jünger'in İşçi'sindeki (1932) teknolojinin "total seferberliği" arasındaki mesafe, sanıldığından kısadır.

Kavram konusunda bir de dürüst bir uyarı: tekno-faşizm bugün bir eğilimdir, tamamlanmış bir rejim değil. Faşizmin klasik tanımındaki "açık diktatörlük" öğesi, bugün çoğu ülkede henüz parlamenter biçimin içinde ve onu içeriden boşaltarak işliyor. Kavramı bir eğilimin adı olarak kullanmak doğrudur; onu tamamlanmış bir olgu gibi kullanmak ise hem analitik olarak yanlış, hem siyasi olarak felç edicidir — çünkü tamamlanmış bir şeye karşı mücadele edilmez, yalnızca yas tutulur.

Son olarak, "tekno-feodalizm" tartışmasına bir not düşelim. Bazı yazarlar, platform sahiplerinin "rant" toplayan yeni feodal beyler olduğunu, kapitalizmin sona erdiğini söylüyor. Biz bu görüşü paylaşmıyoruz. Marinetti'den Andreessen'e uzanan çizgi, feodal bir çizgi değil, tekelci kapitalizmin ideolojik çizgisidir: birikim, rekabet, büyüme zorunluluğu, savaş — bunların hepsi kapitalizmin en yoğunlaşmış biçiminin özellikleridir. "Feodalizm" adlandırması, tam da fütüristlerin yaptığı şeyi tersinden yapar: kapitalizmi bugünün dışına, bu kez geçmişe taşır. Oysa karşımızdaki şey yeni değildir; Lenin'in 1916'da tarif ettiği tekelci aşamanın, dijital üretim araçlarıyla donanmış halidir.


Yerli fütürizm: Nâzım'dan Kızılelma'ya

Fütürizmin Türkiye'deki tarihi, yazının tezini beklenmedik ölçüde doğrular; ama bunun için "fütürist" sözcüğünün bu ülkede üç ayrı hayat yaşadığını birbirinden ayırmak gerekir.

Birinci hayat: Mayakovski'nin yolundan gelen makine

Türkçenin ilk fütürist metni bir sosyalistin kaleminden çıktı. Nâzım Hikmet, 1922–24 Moskova yıllarında Mayakovski'yi tanıdı ve 1923'te "Makinalaşmak istiyorum" şiirini yazdı: "trrrrum, / trrrrum, / trrrrum! / trak tiki tak!" Bu şiir, Marinetti'nin "kükreyen otomobil"inden on dört yıl sonra, aynı makine heyecanıyla yazılmıştır; ancak makinenin sahibi değil, makineyi yapan konuşur. Nâzım'ın makinesi bir arzu nesnesi değil, üretimin — ve üretenin iktidarının — simgesidir. 1929'da Resimli Ay dergisinde başlattığı "Putları Yıkıyoruz" kampanyası, Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin Yurdakul'un edebî otoritesini hedef alıyordu ve Marinetti'nin "müzeleri yıkalım" jestinin doğrudan karşılığıydı — ama yıkımın yönü tersineydi: Marinetti geçmişi, gelecekte bir aristokrasi kurmak için yıkıyordu; Nâzım, edebiyatı halkın malı yapmak için. Ercüment Behzat Lav'ın 1930'lardaki S.O.S. (1931) ve Kaos (1934) kitapları, fütürizm ve dadadan beslenen ikinci örnektir.

Yani Türkiye edebiyatı fütürizmi Milano'dan değil Moskova'dan aldı; ikinci bölümdeki "Rus fütürizmi uyarısı" bu ülkede bir uyarı değil, bir gelenektir.

Bir Osmanlı fütürolojisinin de var olduğunu kaydedelim. Celal Nuri İleri'nin Tarih-i İstikbal (1913–14) adlı üç ciltlik "gelecek tarihi", Marinetti'yle aynı yıllarda yazılmıştır ve Batı teknolojisini imparatorluğun tek kurtuluşu olarak kurar: makine vardır, ona sahip olacak sınıf sorusu yoktur. Cumhuriyet döneminin gelecek kurguları da sınıf ekseninde okunabilir. Yakup Kadri'nin Ankara (1934) romanının üçüncü bölümü, 1940'ların hayalî Ankara'sında geçer ve devletçi bir kalkınma ütopyasıdır. Ahmet Ağaoğlu'nun Serbest İnsanlar Ülkesinde (1930) kitabı liberal bir ütopyadır. Peyami Safa'nın Yalnızız (1951) romanındaki "Simeranya" ise fütürizmin tam karşıtı, mistik bir kaçış ülkesidir — ve Peyami Safa, Nâzım'ın "makine şiiri"ne en sert saldıranların başında geliyordu. Bu kutuplaşma, Türkiye'de gelecek tartışmasının daha 1930'larda sınıfsal bir eksende kurulduğunu gösterir: bir yanda üretenin makinesi, öte yanda ya devletin makinesi ya da makineden kaçış.

İkinci hayat: Toffler'ın Türkçesi

İkinci dalga Türkiye'ye 2000'lerde ve kurumsal bir biçimde geldi. Fütüristler Derneği 2005'te kuruldu; kurucuları arasında Alphan Manas ve Ufuk Tarhan vardı ve dernek sonradan Türkiye Fütüristler Derneği adını aldı. Bu hattın ürünleri — Tarhan'ın T-İnsan kitabı, "fütürist" sıfatıyla verilen şirket konuşmaları, "dijital dönüşüm" danışmanlığı, TEDx sahneleri — Toffler-Kurzweil çizgisinin yerli sürümüdür. Gelecek, "uyum sağlayan bireyin" ve şirketin geleceğidir; sendika, ücret, mülkiyet sözcükleri bu söylemde geçmez. Etkisi entelektüel değil kurumsaldır: insan kaynakları departmanlarında, yönetici eğitimlerinde ve kongre açılış konuşmalarında yaşar. Bir dipnottan fazlasını hak etmiyor; ama dipnotun söylediği şey önemlidir: Türkiye'de "fütürist" unvanı, işçinin değil, işverenin danışmanının unvanı olarak yerleşmiştir.

Üçüncü hayat: resmî fütürizm ve bir silahın adı

Asıl anmaya değer olan üçüncü hayattır, çünkü bugün Türkiye'de gelecek kurgusunun sahibi ne bir sanatçı ne bir danışman; devletin kendisidir.

"2023 hedefleri" 2011'de ilan edildi; ardından "2053 vizyonu" geldi; Malazgirt'in bininci yılı olan "2071" bir ufuk olarak anıldı; Ekim 2022'de "Türkiye Yüzyılı" açıklandı. Bunlar birer takvim değildir; geleceğin siyasal mülkiyet iddiasıdır. Bir yılın adını koymak, o yılda kimin iktidarda olacağını söylemenin en zarif biçimidir. Fukuyama tarihi liberal demokrasiyle kapatmıştı; resmî fütürizm onu bir yüzyılla kapatır.

Bu kurgunun estetiği, Benjamin'in formülünü neredeyse ders kitabı düzeyinde doğrular. 2018'den beri düzenlenen Teknofest, roket ve insansız hava aracı gösterisi olarak kitleyi seferber eder: yüz binlerce genç, kendilerine ait olmayan bir teknolojinin gösterisine, "kendini ifade etme" fırsatıyla katılır. Mülkiyete dokunulmaz; heyecan örgütlenir. Togg, Marinetti'nin "kükreyen otomobili"nin yerli sürümüdür: tanıtımlarda otomobil vardır, otomobili üreten fabrikada kimin, hangi ücretle ve hangi sendikayla çalıştığı yoktur. Makine görünür, emek görünmez — üç dalganın ortak yapısı, burada da aynen işler.

Ve bir ad. Türk mitolojisinde Kızılelma, ulaşıldıkça uzaklaşan ideal hedeftir; yani gelecek fikrinin en eski Türkçe biçimi, bir ufkun adıdır. 2022'de ilk uçuşunu yapan insansız savaş uçağına bu adın verilmesi, bir pazarlama tercihi olarak okunabilir. Biz başka bir şey okuyoruz: geleceğin mitosu, doğrudan bir silahın adı olmuştur. Marinetti 1909'da savaşı "dünyanın tek hijyeni" ilan ettiğinde, geleceği bir savaş estetiğine bağlamıştı. Kızılelma adlı bir savaş uçağı, aynı bağlantıyı tek sözcükle kurar: gelecek, uçan ve vuran bir şeydir. Bu, tekno-faşizmin ithal değil yerli olabileceğinin, ve altıncı bölümde tarif ettiğimiz "gerici modernizm" bileşiminin — teknolojide en ileri, siyasette en geri — Türkiye'de de kendi dilini bulduğunun kanıtıdır.

Üç hayatı yan yana koyunca Türkiye'nin fütürizm haritası çıkar: makineyi üretenin fütürizmi (Nâzım), makineyi yönetenin fütürizmi (dernek) ve makineyi silahlandıranın fütürizmi (Kızılelma). İlki bugün en zayıf olanıdır; ve bu yazının Türkiye için söylediği tek şey, o ilk hattın geri alınabilir olduğudur.


Karşı-gelenek: geleceği geri almak

Fütürizmi fütüristlere bırakmamak gerekir. Çünkü geleceği hayal etmek, sınıf mücadelesinin bir cephesidir ve bu cephede tarihsel olarak biz de vardık.

Sekiz saat, bir gelecek kurgusuydu. 1886'da Chicago'da sekiz saat için greve çıkan işçilerin sloganı, "sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat bize ait" idi. Bu, o gün için ütopyaydı; patronlar onu "ekonomik olarak imkânsız" ilan etti. Bugün bir yasadır — ve saldırı altındadır. Bloch'un "somut ütopya" dediği şey tam olarak buydu: şimdinin içindeki, henüz gerçekleşmemiş olanaklı olan.

Bogdanov'un Kızıl Yıldız'ı (1908), Marinetti'nin manifestosundan bir yıl önce yazıldı. Romanda Mars'ta kurulmuş sosyalist bir toplum vardır; üretim, merkezi bir istatistik sistemiyle ihtiyaca göre planlanır; herkes istediği işte çalışır, iş saatleri kısadır. Bogdanov'un Mars'ı ile Musk'ın Mars'ı arasındaki fark, teknoloji farkı değildir — ikisinde de roket var. Fark şudur: Bogdanov'un Mars'ında üretim araçları ortaktır; Musk'ın Mars'ında, "Mars'ı işgal et" tişörtlerinin söylediği gibi, bir şirketin mülküdür.

Cybersyn (Şili, 1971–73). Allende hükümeti, İngiliz sibernetikçi Stafford Beer'in tasarımıyla, kamulaştırılmış fabrikaları teleks ağıyla birbirine bağlayan ve üretim verilerini gerçek zamanlı toplayan bir sistem kurdu. Bilgisayar kapasitesi bugünün bir cep telefonundan azdı; ama sorduğu soru bugün de sorulmuyor: veri kimin için toplanır? Cybersyn'de fabrikaların verisi, işçi komitelerinin ve planlama kurumlarının önüne geliyordu. Bugün aynı veri, işçiyi denetlemek için toplanıyor. 11 Eylül 1973 darbesi Cybersyn'in kontrol odasını da yıktı; bu, teknolojinin siyasi yönü olmadığını değil, olduğunu gösterir.

Sovyet kozmonotiği. Yuri Gagarin'in 1961'de uzaya çıkması, bir devlet başarısından fazlasıydı: kamusal bir bilim programının, kamusal bir gelecek kurgusunun ürünüydü. Bugün uzay, "Occupy Mars" ve özel roket şirketleri üzerinden yeniden özelleştiriliyor; Uzay Dosyamızda bunu tartışmıştık. Kozmizmin Bostrom'un demetinde yer alması tesadüf değildir: aynı gökyüzü, mülkiyet ilişkisine göre iki farklı gelecek anlamına gelir.

Bu karşı-geleneğin ortak özelliği şudur: gelecek, bir azınlığın vizyonu olarak değil, üretenlerin planı olarak kurgulanır. Vizyon, yukarıdan gelir ve inanç ister; plan, aşağıdan gelir ve katılım ister. Fütüristin geleceğine inanılır; işçinin geleceği örgütlenir.

Ve son bir hatırlatma: Franco "Bifo" Berardi, Gelecekten Sonra (2011) kitabına Fütürist Manifesto'nun yüzüncü yılıyla başlar ve yirminci yüzyılın "geleceğe güvenen yüzyıl" olduğunu, bu güvenin bittiğini söyler. Mark Fisher aynı dönemde "geleceğin yavaş iptali"nden söz eder. Bu teşhislerde doğru bir şey var: neoliberal dönem, işçi sınıfının gelecek kurgusunu — sekiz saat gibi, sosyal devlet gibi, planlama gibi — fiilen iptal etti. Ama iptal edilen şey, gelecek değildi; işçinin geleceğiydi. Sermayenin geleceği hiç iptal edilmedi; tersine, Marinetti'den Andreessen'e, hiç kesintiye uğramadan yazılmaya devam etti. Fütürizmin tarihi, bir tarafın geleceği hayal etmeyi bırakmasının, öteki tarafın hayalini durdurmadığını gösterir.


Karşılaştırmalı tablo: fütüristin gördüğü, bizim gördüğümüz

Fütüristin tespitiTarihsel materyalist değerlendirme
Hız güzeldir; hızı kesen her şey gericidir.Hız, sermayenin dolaşım hızıdır. Sorulacak soru "ne kadar hızlı" değil, "kimin için, kimin bedeniyle"dir. Sekiz saatlik iş günü de hızı "kesmişti."
Makine, insanın doğaya karşı zaferidir.Makine, kristalleşmiş emektir. Onu üreten ve çalıştıran emek resimden çıkarıldığında, makine sahibinin zaferi insanlığın zaferi gibi görünür.
Teknoloji, büyümenin tek kaynağıdır; büyümeyen her şey ölür.Büyüme zorunluluğu, evrenin değil, sermayenin yasasıdır. Toplumsal olanı kozmik göstermek, fütürizmin temel işlemidir.
Piyasa, keşif mekanizmasıdır; düzenleme, keşfi öldürür.Piyasa, mülkiyeti olanın keşif mekanizmasıdır. Düzenleme talebi, mülkiyeti olmayanın keşfe katılma talebidir.
Gelecekteki trilyonlarca yaşam, bugünkü milyarlardan daha ağır basar.Henüz var olmayanın adına konuşmak, bugün var olanı susturmanın en eski yöntemidir. "Kabul edilebilir kayıp" tablosu, ölçeği büyüdükçe daha az değil, daha çok tehlikelidir.
Demokrasi, hızın ve özgürlüğün önündeki engeldir.Doğru teşhis, yanlış taraf: demokrasi, gerçekten de sermayenin hızını keser. Fütürist bu yüzden ona düşmandır; biz bu yüzden onu genişletmek isteriz — işyerine, algoritmaya, plana.
"Kurucu", geleceği tek başına inşa eder.Hiçbir şey tek başına inşa edilmez. Kurucu miti, genel zekânın gaspını bir kişinin "vizyonu" olarak sunar.
Savaş / mücadele / saldırganlık, yaratıcılığın koşuludur.Sınıf mücadelesi gerçektir; ancak fütüristin "mücadele" dediği şey, sınıflar arası değil, "güçlü"nün "zayıf"a karşı mücadelesidir. 1909'da bunun adı hijyendi; 2025'te "empati zayıflıktır."
Empati, uygarlığın zayıflığıdır.Empati, bakım emeğinin öznel biçimidir. Onu zayıflık sayan, bakım emeğini görmeyen ve o emeğin ürettiği hayatı bedava sayan kişidir.
Gelecek uzaydadır; Dünya bir kalkış rampasıdır.Uzay da, Dünya gibi, mülkiyet ilişkisiyle tanımlanır. Bogdanov'un Mars'ı ile Musk'ın Mars'ı arasındaki fark rokette değil, tapudadır.

Tabloyu tek cümleye indirgersek: fütürist, kapitalizmin belirli bir aşamasının özelliklerini geleceğin yasası olarak sunar; biz, o özelliklerin tarihsel — yani değiştirilebilir — olduğunu söyleriz.


Üç yaygın hata

Birincisi: teknoloji düşmanlığına kaymak. Fütürizme tepki olarak makineyi, yapay zekâyı, uzayı reddetmek, Marinetti'nin tuzağına düşmektir: teknoloji hayranlığını ona bırakıp, kendimize "geçmişçilik"i almak. Rus fütürizminin, Cybersyn'in ve Gagarin'in dersi tersidir: sorun makine değil, makinenin sahibidir. Sol, teknolojinin karşısında değil, teknolojinin mülkiyeti konusunda konumlanır.

İkincisi: hızlandırmacılık ile uzun vadeciliği birbirinin alternatifi sanmak. "Hızlan" diyenle "dikkat et" diyen arasında bir taraf seçmek, geleceğe dair kararın kimde olacağı sorusunu atlamaktır. İkisi de kararı aynı azınlığa bırakır. Bizim konumumuz bu ikisinin ortası değil, dışıdır: karar, üretenlerde olmalıdır.

Üçüncüsü: "gelecek bitti" karamsarlığına yerleşmek. Berardi ve Fisher'ın teşhisleri, bir tespit olarak değerlidir; bir program olarak felç edicidir. Geleceğin iptali, işçinin geleceğinin iptalidir ve iptal edilen şey geri alınabilir — çünkü bir kez kurgulanmıştı. Sekiz saat, bir zamanlar ütopyaydı.


Somut öneriler

Bunların hiçbiri düzeni değiştirmez. Ancak fütürist söylemle her karşılaşmada — bir sunumda, bir yatırımcı mektubunda, bir "vizyon" belgesinde — sizi daha donanımlı kılar.

1. Manifestoları kendi metninden okuyun. Marinetti'nin 1909 manifestosu kısadır ve Türkçede mevcuttur; Andreessen'in 2023 manifestosu a16z'nin sitesinde açıktır. İkisini yan yana koyup yedinci maddeyi karşılaştırın. Bu, bir akşamlık bir okuma grubunu doldurur ve başka hiçbir yorum gerektirmez.

2. Her gelecek kurgusuna üç soru sorun. (a) Bu gelecekte kim özne, kim dekor? (b) Şimdinin hangi eğilimi burada yasa yapılmış? (c) Şimdinin hangi çelişkisi — ücret, mülkiyet, denetim — bu resimde görünmüyor? Bu üç soru, en parlak sunumu bile bir sınıf haritasına çevirir.

3. "Vizyon" sözcüğünü duyduğunuzda "plan" sözcüğünü hatırlayın. Vizyon, yukarıdan gelir ve inanç ister; plan, aşağıdan gelir ve katılım ister. Bir şirketin vizyonuna karşı bir sendikanın planı: bu, geleceği geri almanın en somut biçimidir. Bilişim Emeği Dosyamızdaki görevler bu planın parçalarıdır.

4. Benjamin'in formülünü güncel örneklere uygulayın. Bir roket fırlatma canlı yayınını, bir yapay zekâ "lansmanını", bir milyarderin sahne konuşmasını izlerken sorun: burada hangi mülkiyet ilişkisi estetik bir gösteriye dönüştürülüyor? Siyasetin estetikleştirilmesi bir kavram değil, her gün izlediğiniz bir şeydir.

5. Karşı-geleneği okuyun ve anlatın. Bogdanov'un Kızıl Yıldız'ı Türkçede mevcuttur; Cybersyn üzerine Eden Medina'nın Cybernetic Revolutionaries (2011) kitabı ölçüttür; Bloch'un Umut İlkesi'nin giriş bölümü somut/soyut ütopya ayrımı için yeterlidir. Genç bir yoldaşa, geleceği hayal etmenin sağın tekelinde olmadığını göstermenin en kısa yolu bu üç metindir.

6. Yerli fütürizmi teşhis edin — ve Nâzım'ı geri alın. Teknofest'e, Togg'a, Kızılelma'ya aynı üç soruyu sorun: bu makineyi kim üretiyor, hangi ücretle, hangi sendikayla; ve bu gelecekte işçi nerede? Sonra "Makinalaşmak istiyorum"u yeniden okuyun. Türkiye'de makine heyecanının ilk sahibi bir sosyalistti; o heyecanı resmî fütürizme bırakmak, kendi geleneğimizi terk etmektir.

7. Geleceği örgütte kurgulayın. Fütüristin geleceği bir kişinin hayalidir; bizimki, bir toplantının kararıdır. Bir işyerinde üç kişinin "beş yıl sonra burada nasıl çalışmak istiyoruz" sorusuna birlikte cevap vermesi, her manifestodan daha fütüristtir — çünkü gerçekleşme olasılığı olan tek gelecek, onu gerçekleştirecek olanların kurguladığı gelecektir.


1909'da bir şair, kükreyen bir otomobilin bir Yunan heykelinden güzel olduğunu yazdı ve on yıl sonra faşist partinin kuruluş toplantısına oturdu. 1960'ta bir stratejist, nükleer savaşın kazanılabilir olduğunu hesapladı ve gelecek çalışmalarının kurucusu oldu. 1980'de bir gazeteci, sınıfları dalgalarla değiştirdi ve Kongre'nin başkanı kitabını milletvekillerine dağıttı. 2003'te bir filozof, henüz doğmamış on üzeri otuz sekiz dijital zihnin bugünkü sekiz milyar insandan ağır bastığını hesapladı. 2023'te bir risk sermayedarı, bütün bu çizgiyi tek bir manifestoda topladı ve başına Marinetti'nin adını yazdı.

Bu çizginin sürekliliği, bir komplo değildir. Bir sınıfın, her aşamada, kendi mülkiyet ilişkisini geleceğin yasası olarak yazma ihtiyacıdır. Fütürizm, bu ihtiyacın estetik ve felsefi biçimidir; tekno-faşizm ise bu biçimin, demokrasiyi artık bir maliyet olarak gördüğü andaki siyasi adıdır.

Bu çizgi Türkiye'de de kesintisizdir: Celal Nuri'nin makine hayranlığından "fütürist" danışmanlara, oradan bir yüzyılın adını koyan resmî takvime ve Kızılelma adlı bir savaş uçağına.

Ve bu çizginin karşısında, her aşamada, başka bir gelecek kurgusu vardı: sekiz saat, Kızıl Yıldız, Nâzım'ın makinesi, Cybersyn, Gagarin, plan. Bu kurguların ortak özelliği, geleceği bir vizyon olarak değil, üretenlerin kararı olarak düşünmeleriydi. Bugün bu kurgu zayıf; ama yok değil. Ve zayıf olmasının nedeni, karşı tarafın daha iyi hayal kurması değil, bizim hayal kurmayı bir süreliğine örgütlenmeden ayırmış olmamızdır.

Genç yoldaş, bir gün biri size "gelecek şöyle olacak" dediğinde, sorulacak soru bellidir: o gelecekte siz nerede duruyorsunuz — yapan mı, yapılan mı? Cevap "yapılan" ise, o gelecek sizin geleceğiniz değildir; ve sizin olmayan bir geleceğe inanmak, bugünkü mülkiyeti geleceğe taşımanın en zahmetsiz yoludur.

Gelecek, bir mülktür. Ve mülk, geri alınabilir.

Yoldaşça, Bilgi Müşterekleri


Kaynaklar

Birinci dalga: fütürizm ve faşizm

İkinci dalga: fütüroloji ve Kaliforniya ideolojisi

Üçüncü dalga: Silikon Vadisi fütürizmi

Türkiye

  • Nâzım Hikmet, "Makinalaşmak" (1923) — 835 Satır (1929) içinde; Bütün Şiirleri, YKY
  • "Putları Yıkıyoruz" tartışması, Resimli Ay, 1929 — Nâzım Hikmet'in Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin Yurdakul üzerine yazıları
  • Ercüment Behzat Lav, S.O.S. (1931), Kaos (1934) — Bütün Eserleri, YKY
  • Celal Nuri İleri, Tarih-i İstikbal (1913–14), 3 cilt
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara (1934), İletişim; Ahmet Ağaoğlu, Serbest İnsanlar Ülkesinde (1930); Peyami Safa, Yalnızız (1951), Ötüken
  • Gila Benmayor, "Türk fütüristleri nihayet örgütlendi", Hürriyet, 2005
  • Türkiye Fütüristler Derneği, "Hakkımızda ve Kurucularımız"
  • Bilgi Müşterekleri, "Uzay Dosyası" (Eylül 2026) — bilim-militarizm ilişkisi ve uzayın özelleştirilmesi üzerine

Marksist çerçeve ve karşı-gelenek

İlgili Başlıklar