Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Yirminci Yılında Karaburun: Emeğin Haritası, Sermayenin Algoritması

20. Karaburun Bilim Kongresi "EMEK/EMEKÇİLER" Temasıyla Toplanıyor

Yazar: Oğuz Demirkapı
Yirminci Yılında Karaburun: Emeğin Haritası, Sermayenin Algoritması

Yirminci Yılında Karaburun: Emeğin Haritası, Sermayenin Algoritması

20. Karaburun Bilim Kongresi "emek/emekçiler" temasıyla toplanıyor. Program kitapçığını yan yana okuduğumuzda, birbirinden bağımsız beş araştırmacının farklı sahalardan aynı sonuca vardığı görülüyor: yapay zekâ bir teknolojik mucize değil, emek denetiminin yeni aşaması. Bu yazı, programın sınıfsal haritası üzerine bir ilk değerlendirme.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu yazı, 20. Karaburun Bilim Kongresi'nin (3–5 Eylül 2026, İzmir Karaburun) program kitapçığı ve broşürü üzerinden yapılmış bir ilk değerlendirmedir. Kongre yeni başladı; oturumlara dair izlenimler ve tartışmaların gerçekte nereye evrildiği, kongre bittiğinde bu yazının ikinci bölümü olarak eklenecek.

Ama daha program açıklandığı anda söylenebilecek çok şey var. Çünkü bir kongrenin programı, o kongreyi yapan topluluğun dünyayı nasıl okuduğunun haritasıdır.

Karaburun'un bu yılki başlığı yalın: "emek/emekçiler". Yirmi yıldır İzmir'in ucundaki bir ilçede, belediye pazaryerinde, gençlik merkezinde ve bir karikatür evinin önünde toplanan bu kongre, akademinin kapıları kapanırken bilimi sokağa taşımanın en uzun soluklu deneyimlerinden biri. Programın sunuş metni Brecht'in "Okumuş Bir İşçi Soruyor" şiiriyle açılıyor: Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? Kitaplar yalnız kralların adını yazar. Bu soru, bu yılki kongrenin bütün oturumlarını birbirine bağlayan iplik.

Bu yazıda dört şeyi konuşacağız: programın hangi damarlar üzerinden örüldüğünü, yapay zekâ oturumlarında ortaya çıkan ortak dili, "tekno-feodalizm" tartışmasına düşülmesi gereken bir uyarı notunu ve bu programdan bize düşen somut görevleri.


Birinci Bölüm: Programın Sınıfsal Haritası

Üç güne yayılan otuza yakın oturum ve yüzü aşkın bildiriyi tek tek anlatmak yerine, programın hangi damarlar üzerinden örüldüğüne bakalım. Dört ana damar görünüyor.

Emeğin yeniden üretimi ve bakım emeği

Program bu konuya tam beş oturum ayırıyor: A3, B4, A7, C7 ve Karaburun'un kendi kadın kooperatiflerinin konuştuğu B5. Anne sütü paylaşımından boşanma sonrası ev içi emeğe, MESEM'lerde sıkışan yoksul gençlikten Rize'de çayın makineleşmesine kadar uzanan bir yelpaze.

Bu, Türkiye'de emek tartışmasının artık fabrika kapısında bitmediğinin, mutfağa, kreş kuyruğuna ve hastane koridoruna uzandığının açık ilanı.

Dijitalleşme, yapay zekâ ve emek

Bu damar da beş oturuma yayılıyor: B3 (Dijitalleşme ve Emek), A9 (Dijitalleşme ve Sınıf Mücadelesi), B8 (Platform Ekonomisinde Emek), B7 (Profesyonellerin İşçileşmesi) ve A6'daki haberleşme emekçileri bildirisi.

Açılış konuşmasında Ahmet Haşim Köse'nin yapay zekâyı "yalnızca üretkenliği artıran bir teknoloji değil; sermayenin değerlenme alanlarını genişleten, emek sürecini yeniden düzenleyen ve yeni tekelci yoğunlaşma biçimleri üreten bir birikim momenti" olarak ele aldığını duyurması, bu damarın kongrenin kenarında değil merkezinde durduğunu gösteriyor.

Sendikal kriz ve alternatif örgütlenmeler

A5, A8 ve kapanış oturumu. Temel Conta grevinden bağımsız işçi örgütlenmelerine, mimarlıkta bir kolektifin deneyiminden Latin Amerika özyönetim pratiklerine kadar, "nasıl örgütleneceğiz" sorusu programın her gününde yeniden soruluyor.

Kapanış oturumunun kürsüsü ise akademisyenlere değil, DİSK/Dev Yapı-İş, DGD-SEN, BİRTEK-SEN, Limter-İş ve Digel Tekstil direnişinden işçilere ait.

Faşizm, hegemonya ve devlet

A1, A9, A10. Geç faşizm çağında anti-faşizmi yeniden düşünmekten yapay zekâ destekli 21. yüzyıl faşizmine, siyasi partilerin emek mücadelesine bakışından hukukun bir sınıf mücadelesi alanı olarak okunmasına uzanan bir hat.

Dört damar neden bir arada?

Bu dört damarın bir arada olması tesadüf değil. Sunuş metni bunu açıkça söylüyor:

"Teknoloji insanlığın kolektif zekâsını büyütürken, kapitalistler bu gelişmeyi emek süreçlerini parçalamak, emek denetimini yoğunlaştırmak ve yedek işgücünü genişletmek için kullanmaktadır."

Bu cümle, bu blogun üç yıldır savunduğu çerçevenin bir kongre programına damgasını vurmasıdır. Dijital çitleme, zihinsel Taylorizm ve dijital panoptikon, artık birkaç araştırmacının kavramları değil, bir bilim kongresinin omurgası.


İkinci Bölüm: Yapay Zekâ Oturumlarında Ortak Dil

Bu damardaki bildirilerin özetlerini yan yana okuyunca dikkat çekici bir şey görülüyor: birbirinden bağımsız araştırmacılar, farklı sahalardan aynı kavramsal noktaya varmış.

Haber odası: gazeteciden "prompt operatörüne"

Kazim Bozkurt ve Fevzi Efe Sekitmez, dijital haber odalarını "yeni Taylorizm" ve "çevrimiçi bant işçiliği" kavramlarıyla okuyor; gazeteciyi kendi haberinin kavramsal tasarımcısı olmaktan çıkıp "prompt operatörüne" dönüşen bir emekçi olarak tarif ediyorlar. Büyük dil modellerini, Pasquinelli'yi izleyerek, "gazetecinin bilişsel emeğini kristalize ederek sabit sermayeye aktaran ve editoryal otonomiyi gasp eden dijital ustabaşılar" olarak adlandırıyorlar.

Yazılım: kendi kodunun etiketleyicisi

Ahmet Gire, bir yazılımcı olarak, yazılım emeğinin neden makineleşmeye ilk teslim olan zihin emeği kollarından biri olduğunu soruyor ve çarpıcı bir yanıt veriyor: yazılımcı, kolektif çalışmanın zorunlu kıldığı belgeleme ve commit mesajlarıyla, farkında olmadan "YZ için kendi kodunun etiketleyicisi" olmuştur. Makinede emilmiş beceriler, sermayenin mülkünün bir özelliği gibi görünmeye başlar.

Dijital esnek Taylorizm

Fuat Yücel Filizler, Babbage ilkesinden çevik üretime uzanan çizgiyi "dijital esnek Taylorizm" kavramında topluyor ve algoritmik yönetimin işçinin bedenini, zihnini, hatta duygularını "veri madeni" hâline getirdiğini yazıyor. Bildirisinin sonundaki not, bu blogun da hissettiği bir eksikliği dile getiriyor: Türkiye'de dijitalleşme ve yapay zekâ "çok az sayıda Marksist araştırmacının çabasıyla solda ağır aksak da olsa gündemleşmeye" başladı.

Maddesizleşme miti

Hazal Akpınar ise "maddesizleşme mitine" saldırıyor: bulut, otomasyon ve bilgi ekonomisi anlatıları, yapay zekânın veri merkezlerindeki enerji ve su tüketimini, nadir toprak elementlerini ve Küresel Güney'deki "hayalet emek" rejimini görünmez kılan ideolojik bir işlev taşıyor. Sömürü kaybolmuyor; görünmez hâle geliyor.

Kristalleşmiş emek

Benim B3 oturumundaki bildirim (Kristalleşmiş Emeğin İsyanı) bu tabloya şu iddiayı ekliyor: yapay zekâ, Marx'ın Grundrisse'de sözünü ettiği general intellect'in makinelerde kristalleşmiş biçimidir ve bu kolektif miras, fikri mülkiyet ve ticari sır duvarlarıyla dijital çitlemeye tabi tutulmaktadır. Zihinsel Taylorizm ve dijital panoptikon, bu gaspın emek sürecindeki iki yüzüdür.

Yakınsama

Beş ayrı bildiri, beş ayrı saha, aynı sonuç: yapay zekâ bir "teknolojik mucize" değil, emek denetiminin yeni aşamasıdır. Bu, kongrenin bu yıl ortaya koyduğu en önemli teorik yakınsama.


Üçüncü Bölüm: Bir Tartışma Notu — "Tekno-feodalizm" ve "Bulut Lordları"

Program özetlerinde Varoufakis'in "bulut lordları" kavramı ve "tekno-feodalizm" ifadesi birkaç yerde geçiyor; kendi bildirimde de distopik senaryoyu adlandırmak için "tekno-feodalizm" sözcüğünü kullandım. Bu, bir uyarı borcu doğuruyor.

Feodalizm benzetmesi, teknoloji tekellerinin rant ve kira üzerinden işlediğini anlatmak için çekici; ama analitik olarak yanıltıcı. Amazon, Microsoft ve Google birer derebeyi değil, artı-değer üreten küresel emek zincirlerinin tepesindeki tekelci kapitalist şirketlerdir. Veri etiketleyicisi, kurye, içerik moderatörü ve yazılımcı, senyöre tabi serfler değil, emek gücünü satan işçilerdir.

"Feodalizm" dediğimiz anda, kapitalizmin bittiği ve sınıf mücadelesinin yerini bir tür dijital köylü isyanının aldığı yanılsamasına kapı aralarız. Bu yüzden distopya senaryosuna verilen ad ne olursa olsun, çerçeve tekelci kapitalizmdir; bu kongrenin oturum başlıkları da zaten bunu söylüyor.


İki Okuma: Nasıl Anlatılıyor, Nasıl İşliyor

Sermayenin anlatısıKongre programının gösterdiği
Yapay zekâ tarafsız, emeksiz bir teknolojik sıçramadırYapay zekâ işçi sınıfının kolektif zihinsel üretiminin makinede kristalleşmiş biçimidir; veri emeğiyle beslenir
Otomasyon işi ortadan kaldırırCanlı emek ortadan kalkmaz, yer değiştirir: veri etiketleme, içerik denetimi, mikro-iş, lojistik
Esnaf kuryelik "kendi işinin patronu olmak"tırŞahıs şirketi, motosiklet, üniforma, benzin ve trafik cezası işçinin sırtında; algoritma patronun elinde
Bulut maddesizdir, temizdirVeri merkezleri, madenler ve Küresel Güney'in enerjisi üzerinde yükselir
Çok yönlü gazetecilik beceri kazandırırHiper-vasıfsızlaşma: tek kişiye yıkılan beş iş ve SEO metrikleri
Yazılımcı yapay zekâyla güçlenirYazılımcı, commit mesajlarıyla kendi yerini alacak modelin etiketleyicisi olur
Platform şirketleri yalnızca "teknolojik aracı"dırKaza ve ölümlerde sorumluluk almayan, ücreti tek taraflı belirleyen işverendir

Dördüncü Bölüm: Karaburun'un Yirmi Yılı Ne Söylüyor

Onur Hamzaoğlu'nun Düzenleme Kurulu adına yapacağı "20. Yılında Karaburun Bilim Kongresi" sunumu, kongrenin kendi tarihini bir emek meselesi olarak ele alacak.

Bu önemli; çünkü Karaburun, barış akademisyenlerinin ihracının onuncu yılında, dayanışma akademilerinin (Kocaeli, İzmir) düzenleme kurulunda yer aldığı, Eğitim Sen'in ve Türk Tabipleri Birliği'nin desteklediği bir kongre. A4 oturumunun "akademi ve emek" başlığını taşıması, Can Furat'ın "bilim emekçiliği ve sendikal mücadelenin gerekliliği"ni konuşması, Sinem Yıldız ve Alper Çavuşoğlu'nun anti-entelektüelizmin hedefindeki akademisyeni "düşün emekçisi" olarak tanımlaması tesadüf değil. Kongre, bilim insanını kürsüdeki otorite olarak değil, emekçi olarak kurguluyor.

Programın bir oturumu Zeynep Erk Emeksiz'in, bir başkası Şemsa Özar'ın, bir başkası Alexey Rûyan Aydın'ın anısına düzenleniyor: kongre kendi kayıplarını anarak yürüyor.


Somut Görevler

Bu programdan çıkan işleri, kongre bittikten sonra da sürecek biçimde, şöyle sıralayabiliriz.

  1. Bilişim emekçileri ve örgütleri için. Gire'nin ve benim bildirimin ortak noktası, yazılım emeğinin kendi makineleşmesinin koşullarını ürettiğidir. Bu, "yapay zekâ kullanmayalım" demek değil; emeğimizle eğitilen modellerin mülkiyetini ve kullanım koşullarını toplu sözleşme masasına taşımak demek. Bilişim sendikası için kongre bildirilerinden bir "algoritmik denetim" talep dosyası çıkarılmalı.
  2. Sendikalar ve DİSK/KESK bileşenleri için. B8 oturumundaki kurye bildirileri, esnaf kuryenin işçi olduğunu ve mevcut sendikaların onları dışarıda bıraktığını bir kez daha kayda geçiriyor. Kurye Hakları Derneği'nin ölüm raporları, "ölmek istemiyoruz" konvoyları ve dijital ağlar üzerinden hızla örgütlenen protestolar, geleneksel sendikanın öğrenmesi gereken bir repertuvar. 10 no'lu işkolu engeli bilişim için neyse, "kendi hesabına çalışan" statüsü kurye için odur; ikisi aynı mücadelenin iki cephesi.
  3. Akademisyenler ve öğrenciler için. Filizler'in tespit ettiği boşluk gerçek. Türkiye'de dijitalleşmenin doğrudan üretim ve emek süreçlerindeki etkisi üzerine saha araştırması çok az. Çiçek'in yazılımcı ve avukatlarla, Kıyak'ın Trendyol, Getir ve Yemeksepeti kuryeleriyle, Bozkurt ve Sekitmez'in İzmir'deki yerel gazetecilerle yaptığı görüşmeler bunun nasıl yapılacağını gösteriyor. Tez konusu arayan her genç araştırmacıya: kendi işyerinizdeki algoritmayı inceleyin.
  4. Bilgi Müşterekleri için. Bu kongredeki yapay zekâ ve emek bildirilerini bir dosya hâlinde, yazarlarının izniyle, derlemek. Kongre kitapçığı beş ayrı bildiriyi yan yana koydu; biz bu yakınsamayı görünür kılabiliriz.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Brecht'in okumuş işçisi Teb şehrinin kapılarını soruyordu. Bugün soru şu: büyük dil modellerini kim eğitti? Kim veriyi etiketledi, kim commit mesajını yazdı, kim içeriği denetledi, kim veri merkezine elektriği taşıdı? Kitaplar yalnız CEO'ların adını yazıyor.

Karaburun, yirmi yıldır, kayaları taşıyanların adını yazmaya çalışan bir kongre. Bu yıl programında yazan şey, o kayaların artık silikon ve veri olduğu ve taşıyanların hâlâ biz olduğumuz.

Yapay zekâyı üreten o gizli, kolektif güç kendi eserine el koymadıkça, hiçbir teknoloji kimseyi özgürleştirmeyecek.

Gelin dostlar, bir olalım.

İlgili Başlıklar