"Yapay Zekâ Çağında Emek" Kitabımız Yayında
Kolektif Aklımızı Geri İstiyoruz

"Yapay Zekâ Çağında Emek — Makine Yeni, Zincir Eski" — emeğin denetimi, bilginin çitlenmesi ve müştereklerin geleceği üzerine hazırladığımız kitabın yeni sürümü ve her bölümü sitemizdeki tartışmalara bağlayan ileri okuma ağıyla birlikte, tüm formatlarıyla ve ücretsiz olarak yayında.
Aynı cümleyi kuran beş insan
Bir depo işçisi, elindeki terminalin kendisine kaç saniye verdiğini biliyor. Bir kurye, telefonundaki puanın düşmesinin ne anlama geldiğini biliyor. Bir çağrı merkezi çalışanı, konuşmasının "script uyumu" yüzdesiyle ölçüldüğünü biliyor. Bir yazılımcı, sprint sonunda kaç story point kapattığının konuşulacağını biliyor. Bir yıllık sözleşmeli bir akademisyen, atıf sayısının geleceğini belirleyeceğini biliyor.
Beşi de, birbirinden habersiz, aynı cümleyi kuruyor: "Kiminle pazarlık edeceğimi bilmiyorum."
Bu kitap, o cümlenin nasıl kurulduğunu anlatıyor. Ve daha önemlisi: nasıl bozulacağını.
Bu bir teknoloji hikâyesi değil
Yapay zekâ hakkında iki büyük masal dolaşıyor. Birincisi Silikon Vadisi'nin vaazı: makineler bizi özgürleştirecek. İkincisi felaket anlatısı: makineler işimizi, sonra dünyamızı alacak. Karşıt görünen bu iki masalın ortak bir işlevi var: ikisi de teknolojiyi özne yapıyor — ve asıl özneyi, teknolojiye sahip olan sınıfı görünmezleştiriyor.
Kitabın hattı ikisini de reddediyor. Sermaye, satın aldığı emek gücünden azami emeği çekip çıkarmak zorundadır; bunun için kâh kronometre kullandı, kâh ustabaşı. Bugün algoritma kullanıyor. Bu yüzden sorunun adı "teknoloji" değil; teknolojinin kimin mülkiyetinde ve kimin denetiminde olduğudur.
Kitap tek tezle değil, birbirine kilitlenen çift tezle ilerliyor:
Birinci tez — emek: Yapay zekâ emeği ortadan kaldırmıyor; emeği parçalıyor, ucuzlatıyor, görünmezleştiriyor ve denetliyor.
İkinci tez — bilgi: Bunu yapabilmesinin koşulu, toplumsal olarak üretilmiş bilginin çitlenmesidir — patentle, telifle, kapalı kodla, özel veri havuzlarıyla mülk edinilmesi.
Bu ikisi ayrı konular değil. Yapay zekâ dediğimiz şey, milyonlarca insanın ürettiği bilginin toplanıp bir şirketin mülkü haline getirilmiş halidir; o bilgi çitlenmeseydi, onunla emek denetlenemezdi. Kısacası: Kolektif aklımız önce bizden alınıyor, sonra bizi yönetmek üzere karşımıza dikiliyor.
"Gereksizler sınıfı" diye bir sınıf yoktur
Kitabın en sert bölümü, popüler literatürün en tehlikeli kavramına ayrılmış. Teknolojinin insanların büyük kısmını "ekonomik olarak gereksiz" kılacağı, onlara yardım ve eğlence kalacağı söyleniyor.
Kitap bu tezi üç düzeyde reddediyor. Ahlaken: "gereksiz" bir betimleme değil, bir hükümdür — ve tarihte bu hükmün nerelere vardığı bilinir. Kavramsal olarak: milyonlarca insan işsizken bakımdan eğitime, iklimden konuta milyonlarca acil iş yapılmadan duruyorsa, sorun insanların gereksizliği değil, emeği ihtiyaca göre değil kâra göre dağıtan sistemdir. Ve olgusal olarak — tezin en zayıf yeri burası: "gereksiz" ilan edilen nüfus, ekranda geçirdiği her saatle veri üretiyor, model besliyor, reklam envanteri oluşturuyor. Gereksiz ilan edilen nüfus, karşılığı ödenmeyen üretici nüfustur.
Aynı bölüm, evrensel temel gelir önerisini de dört itirazla masaya yatırıyor — ve reddin yanına alternatifini koyuyor: iş garantisi, evrensel temel hizmetler, ücret kaybı olmaksızın kısa çalışma haftası. Çünkü toplumsal üretimin karşılığı para olarak ödenmez; üretim araçlarının ortaklaştırılmasıyla ödenir. Genel akıl gasp edildiyse, talebimiz tazminat değil, iadedir.
Taylorizmden panoptikona: işin anatomisi
Kitabın orta kısmı, emek sürecindeki kırılmayı adım adım açıyor. Taylor'ın kronometresi ustanın bilgisini kâğıda geçirmişti; algoritma onu doğrudan çalışır hale getiriyor — deneyimli işçinin "sezgisi" gözlemlenip veriye, veri modele dönüşüyor ve işçinin en değerli varlığı olan deneyimi, pazarlık masasından sessizce kalkıyor. Çağrı merkezinde duygu bile puanlanıyor; yazılımcı, kendi işini ölçülebilir kılan araçları kendi elleriyle kurmuş durumda.
Gözetim bölümü, liberal tartışmadan bilinçli bir kopuş yapıyor: dijital gözetim bir mahremiyet ihlali olmadan önce bir artı-değer sıkıştırma aracıdır. Mahremiyet çerçevesi meseleyi bireysel hak sorununa indirger; sınıf çerçevesi onu pazarlık konusu yapar. Ve işyerini izleyen altyapı ile toplumu izleyen altyapı aynı altyapıdır: "önleyici" analitiğin ilgi alanları, tarih boyunca, örgütlenenlerle örtüşür.
Tekno-feodalizm mi? Hayır — ve bu önemli
Kitap, popüler "tekno-feodalizm" tezini de ciddiye alarak tartışıyor: gözlemleri gerçek, tanısı yanlış. Platform emekçisi serf değil, güvencesi sökülmüş proleterdir; yaşadığımız şey kapitalizmden çıkış değil, kârın rantlaşmasıdır. Ayrım akademik değil, pratiktir: "Feodalizm" dersen çaren rekabet kurulu olur; "tekelci kapitalizm" dersen çaren mülkiyettir. Yanlış tanı, yanlış tedavi üretir.
Bu ülkede bilişim emeğinin örgütlenme fikri, sektörle yaşıt
Kitabın Türkiye dosyası bir keşifle açılıyor: Türkiye'nin ilk bilgisayar doktoralı bilim insanlarından Necdet Bulut, 1960'larda IBM'de sistem mühendisiyken oradaki sendikalaşmanın da öncülerindendi. Yani "yazılımcı sendikalaşmaz" iddiası tarihsel olarak yanlıştır — sektörü kuran kuşak bunu zaten yapmıştı.
Dosya oradan bugüne uzanıyor: 2008'de aynı şirkette örgütlenmenin "taktiksel zamla" içeriden çökertilişi, 2017'de yasaklanan banka grevi, 2022'de zihin emeğinin grev silahını kullanıp kazandığı on beş günlük direniş. Ve dünyadan: platform işçilerini işçi sayan mahkeme kararları, algoritma şeffaflığını yasalaştıran ilk örnekler, teknoloji tekellerinde kurulan sendikalar — kazanılabildiğinin kanıtları, kaybedilen mevzilerin dersleriyle birlikte.
Teşhis, on üç somut taleple bağlanıyor: algoritma şeffaflığından bağlantıyı kesme hakkına, gerçek ücretin beyanından örgütlü teknik itiraz hakkına — "bu sistemi yazmayı reddediyorum" diyebilmenin sendikal güvenceye kavuşturulmasına — kadar, yarın toplu sözleşme masasına konabilecek maddeler.
Kitapta neler var?
Dört kısım, on üç bölüm, üç ek, bir Türkiye mücadele dosyası.
Zemin: manzara, genel akıl ve donmuş emek, bilginin çitlenmesi (ve telifin diyalektiği: telif kimin kalkanı, kimin silahı?). Emek sürecinde kırılma: zihinsel Taylorizm, dijital panoptikon, sınırları eriyen fabrika. Sınıfın yeni haritası: orta sınıf mitinin çöküşü, "gereksizler sınıfı" yalanı ve tekillik mitosu, Kongo'dan Cupertino'ya kolektif emekçi, tekno-feodalizm tartışması. Ne yapmalı: bugünün talepleri, yarının ittifakı ("sistemi kuran el, onu sökebilecek tek eldir"), Türkiye ve dünya mücadele dosyaları, ufukta bilgi müşterekleri — açık kaynağın gerçek ölçütünden yeniden açılan planlama tartışmasına.
Eklerde üç pratik araç var: işyerinde algoritmaya karşı 10 soru, toplu sözleşme maddeleri, mini kavram sözlüğü ve okuma rehberiyle Emekçinin Araç Seti; iktisat eğitimi gerektirmeden kendi bordronuz üzerinden okuyabileceğiniz Ekonomi Politik 101; ve "telifi telife karşı kullanmanın" pratik rehberi Lisanslar 101.
İki isme adanmıştır
Kitap, iki ismin anısına adanmıştır ve bu ithaf, kitabın yapısını da anlatır. Necdet Bulut (1938–1978): bilgiyi üretenin hakkını örgütledi — bilim insanı ve sendikacıydı; 1978'de katledildi. Mustafa Akgül (–2017): üretilen bilginin herkeste kalmasını örgütledi — bu ülkede interneti kamusal bir olanak, yazılımı özgür bir müşterek olarak kurmak için ömrünü verdi.
Biri emeğin örgütlenmesi, öteki bilginin özgürleşmesi. Kitabın bütün tezi, bu ikisinin ayrılmaz olduğudur.
Çitlemeye karşı yazılan kitap, çitlenemez
Kitap CC BY-SA 4.0 ile yayımlanıyor: kaynak gösterip aynı lisansla paylaşmak koşuluyla çoğaltabilir, basabilir, çevirebilir, uyarlayabilirsiniz — izin istemenize gerek yok. Bu bir formalite değil, kitabın kendi tezinin gereğidir: bilginin çitlenmesine karşı yazılmış bir kitabın telifle çitlenmesi, en görünür çelişki olurdu.
Aynı şey şemalar için de geçerli. Kitaptaki grafikleri kendi sunumunuza, işyeri toplantınıza, sendika şubenizin eğitim çalışmasına alabilirsiniz. Zaten bunun için yapıldılar.
Kitap, Karaburun'da tartışılacak
Kitabın çekirdek tezleri, 20. Karaburun Bilim Kongresi'nde bir bildiriyle sunulacak: "Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: Yapay Zekâ Modellerinde Genel Aklın Gaspı, Zihinsel Taylorizm ve Dijital Panoptikon." Kongre bu yıl "emek/emekçiler" temasıyla, 3–5 Eylül 2026'da Karaburun'da toplanıyor; katılım ücretsiz.
Kitabı okuduysanız ve itirazınız varsa, en iyi adres orası. Bildiri metni ve sunum dosyası da ücretsiz olarak erişilebilir.
Ve bu kitap bitmedi
Bütün dosyalarımız gibi canlı bir belgedir; sürüm numarasıyla yayımlanır, eleştiriyle büyür. Sizden üç şey istiyoruz:
Vaka anlatın. Sizi ne ölçüyor, nasıl puanlıyor, hangi kararı veriyor?
Yanlışı gösterin. Düzeltmeler sürüm notlarında açıkça belirtilir, sessizce değiştirilmez.
Katkı verin. Eksik başlık, tanımadığımız bir mücadele deneyimi, çevrilmesi gereken bir kaynak.
Çünkü kitabın tamamı iki cümleye sığdırılacaksa, o cümleler şunlardır:
Makine hiçbir zaman işçinin yerine geçmedi; her zaman işçinin karşısına geçti.
Kolektif aklımızı geri istiyoruz.
Yayın notu
Yapay Zekâ Çağında Emek Makine Yeni, Zincir Eski — Emeğin Denetimi, Bilginin Çitlenmesi ve Müştereklerin Geleceği Bilgi Müşterekleri, 2026 — Genişletilmiş Kitap Basımı
Kitap PDF, EPUB ve Markdown formatlarında ücretsiz indirilebilir.
Yoldaşça Eleştirmek, Birlikte İlerlemek kitabının ve Devrimci Tartışma Etiği Kılavuzu'nun kardeş yayınıdır; üçü de CC BY-SA 4.0 ile dolaşımdadır.
Kitap, Necdet Bulut ve Mustafa Akgül'ün anısına adanmıştır.
Eleştiri, katkı ve işyeri tanıklıklarınız için: bilgimusterekleri.org · @demirkapi · demirkapi@pm.me







