Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Stalin’i Savunmak, Sosyalizmi Savunmaktır

Troçki’nin ölüm yıldönümünde bir bilanço, bir teşekkür ve bir uyarı

Yazar: Oğuz Demirkapı
Stalin’i Savunmak, Sosyalizmi Savunmaktır

Genç yoldaşlara tartışma dosyası

Kızıl Meydan’da Kar Yağıyordu

7 Kasım 1941. Moskova.

Alman tank birlikleri şehir merkezine otuz kilometre uzaklıktaydı. Hükümetin büyük bölümü çoktan Kuybışev’e tahliye edilmişti. Batı basını Moskova’nın düşüşünü gün sayarak bekliyordu. Berlin, zafer geçit töreni için Kızıl Meydan’ın planlarını yapıyordu.

O sabah Kızıl Meydan’da kar yağıyordu ve Kızıl Meydan’da geçit töreni vardı.

Devrimin yirmi dördüncü yıldönümü, düşman topunun sesinin duyulduğu bir şehirde, gizlenerek değil radyodan bütün dünyaya canlı verilerek kutlandı. Birlikler Lenin’in mozolesinin önünden geçtiler, meydanın ucundan döndüler ve doğruca cepheye yürüdüler. Törenden çıkıp savaşa giden bir orduydu bu.

Mozolenin kürsüsünde duran adam, Gori’de bir ayakkabıcının oğluydu.

Altmış üç yıl önce, Rus İmparatorluğu’nun en yoksul taşrasında, ezilen bir ulusun içinde doğmuştu. Papaz okulundan Marksist olarak atılmış, Bakü’nün petrol kuyularında işçi örgütlemiş, yedi kez tutuklanmış, Sibirya’ya sürülmüş, defalarca kaçmıştı. Devrimin ünlü hatibi değildi; aygıtın, kadronun, sabırlı örgüt işinin adamıydı.

Ve o kürsüde dururken arkasında bıraktığı ülke artık 1917’nin ülkesi değildi. Kara sabanla toprağı süren, nüfusunun yarısından fazlası okuma yazma bilmeyen, mühendisi olmayan, ablukaya alınmış, açlıktan kırılmış o ülke — on üç yıl içinde ağır sanayisini kurmuş, okuryazarlığını %80’in üzerine çıkarmış, Orta Asya’da sıfırdan üniversiteler açmış, kadınları fabrikaya, laboratuvara ve orduya sokmuştu.

Bunu ona düşmanları da teslim etti. Troçki’nin biyografi yazarı, Stalin’in sert bir eleştirmeni olan Isaac Deutscher, 1953’te şunu yazmak zorunda kaldı:

"Çeyrek yüzyıl içinde, 160-200 milyonluk bir ulus, kara saban çağını atomik reaktör çağından ayıran uçurumun üzerinden atlatıldı."

(Not: Bu cümle Türkiye’de ve dünyada sık sık Churchill’e mal edilir. Yanlıştır. Cümle Deutscher’e aittir ve Stalin’i övmek için değil eleştirmek için yazılmıştır.)

Dört yıl sonra, Mayıs 1945’te, Reichstag’a bayrağı asan ordu bu ülkenin ordusuydu. Auschwitz’in kapılarını kıran, 27 Ocak 1945’te o ordu oldu. İnsanlığın faşizmden kurtulmasının bedeli, esas olarak bu ülkenin ödediği yaklaşık 26,6 milyon candı.


Ve Sonra: Bir Yüzyıllık Saldırı

Şimdi soralım: bu adama kim saldırdı, ne zaman saldırdı ve neden saldırdı?

Listeye bak. Bu bir tarih tartışması listesi değildir; bir sınıf haritasıdır.

  • 1918-1922: Ona ilk saldıranlar, Beyaz generaller ve Sovyet Rusya’yı boğmak için asker çıkaran on dört devletti. Suçlaması "diktatörlük"tü. Amacı toprak ağalarının ve sanayicilerin mülkünü geri almaktı.
  • 1930’lar: Nazi propaganda aygıtı, SSCB’ye karşı "Bolşevik barbarlığı" kampanyasını Avrupa’da en yüksek sesle yürüten merci oldu. Amacı Doğu’ya yapılacak imha savaşını meşrulaştırmaktı.
  • 1946-1991: Soğuk Savaş. Suçlamaları üreten, basan ve dünyaya dağıtan aygıtın önemli bir bölümü — dergiler, konferanslar, "kültür özgürlüğü" örgütleri — doğrudan ya da dolaylı olarak Batı istihbaratınca finanse edildi. Amacı, sömürgelerden kurtulan halkların ve Batı’nın kendi işçi sınıfının gözünde sosyalizmi bir seçenek olmaktan çıkarmaktı.
  • 1956: Saldırı ilk kez içeriden geldi. Ve tam da bu yüzden en yıkıcı olanıydı. Kruşçev’in raporundan otuz beş yıl sonra 1991 çıktı.
  • 1991 sonrası: Heykeller söküldü, sokak adları değişti, arşivler açıldı — ve açılan arşivler, kırk yıl boyunca dolaşıma sokulmuş "yirmi milyon", "altmış milyon" rakamlarını doğrulamadı. Ama kampanya durmadı; sadece dili değişti.
  • 2008 ve 2019: Prag Deklarasyonu ve Avrupa Parlamentosu kararı. Bu kez suçlama hukukileşti: Nazizm ile sosyalizm resmen eşitlendi. Ardından birçok ülkede komünist partiler ve semboller yasaklandı, faşizme karşı savaşanların anıtları söküldü.

Yüz yıl, altı ayrı dönem, birbirinden çok farklı aktörler. Beyaz generalle Avrupa Parlamentosu’nun ortak yanı ne olabilir?

Tek bir şey: hepsi sınıf çizgisinin aynı tarafında duruyor.

Bu adama saldıranlar hiçbir dönemde işçi sınıfı olmadı. Grev yapan madenci olmadı, sömürgeden kurtulmak için silaha sarılan köylü olmadı, faşizme karşı dağa çıkan partizan olmadı. Saldıranlar her seferinde mülk sahipleri, onların devletleri ve onların aydınları oldu. Ve her seferinde saldırının hedefi bir insanın kişiliği değil, onun temsil ettiği ihtimal oldu: mülksüzlerin iktidarı alıp bir ülkeyi kendi elleriyle kurabilmesi ihtimali.

Burada dürüst bir parantez açalım, çünkü bu dosya baştan sona dürüstlük üzerine kurulacak: "Saldıranlar burjuvaydı" demek, "söylenen her şey yalandı" demek değildir. O dönemde gerçek haksızlıklar yaşandı, gerçek hatalar yapıldı, gerçek bedeller ödendi. Bu dosyanın içerisinde bunları tek tek sayıyor ve hiçbirini gizlemiyoruz. Ama bir kampanyanın amacını anlamak için, o kampanyanın kim tarafından, ne zaman ve hangi ihtiyaçla yürütüldüğüne bakmak gerekir. Amaç tarihsel doğruluk olsaydı, arşivler açıldığında rakamlar düzeltilirdi. Düzeltilmedi.


Gelin, Süreci Analiz Edelim

Öfkeyle savunmak kolaydır ve işe yaramaz. Suçlamaları ezberden reddetmek de öyle.

Yapacağımız şey başka: süreci baştan, adım adım, olgularla açacağız.

Önce iki adamı tanıyacağız — Stalin kimdi, Troçki kimdi, aralarındaki sorun nereden geldi, kamplaşma neden oluştu. Sonra 1878’den bugüne kronolojiyi, yorum katmadan, tarih tarih önümüze koyacağız. Ancak bunlar bittikten sonra değerlendirme yapacağız: neyi savunuyoruz, neyi savunmuyoruz, hangi dersleri çıkarıyoruz.

Genç yoldaş, bu sıralamayı önemse. Bu tartışmada en sık yapılan hata, olguları öğrenmeden hüküm vermektir — ve bu hatayı iki taraf da yapıyor. Senin üstünlüğün, olguları karşındakinden daha iyi bilmek olmalı.

Başlayalım.


BÖLÜM I — İKİ ADAM VE ARALARINDAKİ SORUN

Stalin Kimdir?

İosif Vissarionoviç Cugaşvili, 18 Aralık 1878’de Gürcistan’ın Gori kasabasında doğdu. Babası ayakkabıcıydı, annesi çamaşırcı. Rus İmparatorluğu’nun ezilen bir ulusundan, yoksul bir aileden geliyordu — Bolşevik önderliğin çoğunluğunu oluşturan aydın-kentli tipinden farklı olarak.

Tiflis’te papaz okuluna verildi; oradan Marksist olarak çıktı ve 1899’da atıldı. 1901’de Tiflis’te sosyal demokrat örgütlenmenin içindeydi. 1903’te parti Bolşevik ve Menşevik olarak bölündüğünde Bolşeviklerin yanında yer aldı ve ömrü boyunca orada kaldı.

1903-1917 arası hayatı, profesyonel bir devrimcinin sıradan hayatıdır: Bakü’de petrol işçileri arasında örgütlenme, grev, yeraltı basını, tutuklamalar, Sibirya sürgünleri, firarlar. Yedi kez tutuklandı, altı kez kaçtı. Lenin onu 1912’de Merkez Komite’ye aldı. Aynı yıl Pravda’nın kuruluşunda yer aldı, 1913’te Marksizm ve Ulusal Sorun’u yazdı — Lenin’in çok değer verdiği bu çalışma, onu partinin ulusal sorun uzmanı yaptı.

Şubat 1917’de sürgünden döndü. Ekim Devrimi’nde Merkez Komite üyesi ve ayaklanmayı yöneten organların içindeydi. Kasım 1917’de Milliyetler Halk Komiseri oldu. İç savaşta Tsaritsin (sonraki adıyla Stalingrad), Petrograd ve Polonya cephelerinde görevlendirildi.

Nisan 1922’de partinin Genel Sekreteri seçildi. O tarihte bu, teknik-örgütsel bir görev olarak görülüyordu; kimse partinin en güçlü makamı haline geleceğini düşünmüyordu.

Kısacası: Stalin, devrimin ünlü hatiplerinden biri değildi. Aygıtın, örgütün, kadro işinin adamıydı. Bu, sonradan hem gücünün hem de eleştirilerin kaynağı olacaktı.

Troçki Kimdir?

Lev Davidoviç Bronştayn, 7 Kasım 1879’da Ukrayna’nın Yanovka köyünde, varlıklı bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Odesa’da okudu, genç yaşta devrimci hareketin içine girdi, 1898’de tutuklandı, Sibirya’ya sürüldü, 1902’de kaçtı. "Troçki" adı, kaçarken kullandığı sahte pasaporttaki isimdir.

1903’teki bölünmede Menşeviklerin yanında yer aldı. Eylül 1904’te onlardan da ayrıldı ve 1917’ye kadar hiçbir fraksiyona tam olarak bağlanmadı; iki kanadı birleştirmeye çalışan bağımsız bir konumda durdu. 1912’de kurmaya çalıştığı "Ağustos Bloku" girişimine Lenin sert biçimde karşı çıktı. Bu on dört yıl, sonraki tartışmalarda sürekli önüne getirilecek bir dosyaydı.

1905’te, 26 yaşında Petersburg Sovyeti’nin başkanı oldu. Bu, olağanüstü bir başarıdır ve onu bir anda devrimin tanınmış isimlerinden biri yaptı.

Mayıs 1917’de Rusya’ya döndü, "Bölge-arası Örgüt"e (Mejrayontsı) katıldı; bu örgüt Temmuz-Ağustos 1917’de Bolşevik Parti’ye katıldı ve Troçki doğrudan Merkez Komite’ye seçildi. Yani Bolşevik oluşu, devrimden yalnızca üç ay öncedir.

8 Ekim 1917’de Petrograd Sovyeti’nin başkanı seçildi. Askeri Devrimci Komite’nin başında, Ekim ayaklanmasının askeri-teknik yönetimini üstlendi. Kasım 1917’de Dışişleri Halk Komiseri, Mart 1918’de Savaş Halk Komiseri oldu ve bu görevi Ocak 1925’e kadar sürdürdü. Kızıl Ordu’nun kuruluşu bu döneme aittir.

Kısacası: Troçki, devrimin en parlak hatibi ve en görünür askeri önderiydi. Ama parti geçmişi Bolşevik değildi. Bu iki gerçek, hikâyenin tamamını anlamak için birlikte tutulmalıdır.

Aralarındaki Sorun Nereden Geliyor?

Bu tartışmada en yaygın anlatı şudur: "İki adam iktidar için kavga etti." Bu anlatı hem tembeldir hem de yanlıştır. İki adam arasında gerçekten sorun vardı — ama bu sorunun dört gerçek kaynağı var ve hiçbiri kişisel değil.

a) Farklı parti geçmişleri (1903-1917)

Stalin 1903’ten itibaren aralıksız Bolşevikti. Troçki 1917’ye kadar değildi ve dahası, o yıllarda Lenin’e karşı sert polemikler yazmıştı. Devrimden sonra parti kadrolarının çoğu, yeraltında beraber yatmış, beraber kaçmış insanlardı. Troçki bu ortak geçmişin dışındaydı.

Bu, kişisel bir kıskançlık meselesi değil, örgütsel bir güven meselesiydi. Parti kadrosu, bir tartışma çıktığında kendi içinden birine güvenir. Troçki’nin parlaklığı bu dezavantajı kapatmaya yetmedi — hatta bazen büyüttü.

b) İç savaş yıllarındaki pratik çatışmalar (1918-1921)

Bu ikisi arasındaki ilk gerçek sürtüşme, teori değil savaş yönetimiydi. 1918’de Tsaritsin cephesinde askeri yöntemler konusunda çatıştılar. Troçki eski çarlık subaylarının orduda kullanılmasını savunuyordu; Stalin ve bir grup kadro buna karşı çıkıyordu.

Ama asıl büyük tartışma 1920-1921’deki sendika tartışmasıdır. Troçki, savaş sonrası ekonominin ancak "emeğin militarizasyonu" ile toparlanacağını savundu: zorunlu çalışma yükümlülüğü, sendikaların devlete bağlanması, ordudan terhis edilen birliklerin "emek orduları" olarak üretime sürülmesi. Kendi ifadesiyle "devlet zorlaması unsuru son derece büyük bir rol oynayacaktır."

Bu tartışmada Troçki’nin karşısındaki isim Stalin değil, Lenin’di. Ve Troçki kaybetti. Genç yoldaş, bunu not et: bugün Stalin’e yöneltilen "işçi sınıfına disiplin dayattı" suçlamasının en açık teorik savunusu, 1920’de Troçki tarafından yapılmış ve Lenin tarafından reddedilmiştir.

c) Lenin’in hastalanması ve "kim devam edecek?" sorusu (1922-1924)

Mayıs 1922’de Lenin ilk felci geçirdi. Mart 1923’te konuşma yetisini kaybetti. Ocak 1924’te öldü.

Bu, kişisel bir trajedi değil kurumsal bir krizdi. Devrimi yapmış partinin, tartışmaları çözen, hakemlik eden, otoritesi tartışılmaz önderi devre dışı kalmıştı ve yerine kimin geçeceğine dair bir mekanizma yoktu.

Lenin bu dönemde, sonradan "Vasiyet" olarak bilinen notları yazdırdı. Bu notlarda önderlerin hepsini eleştirir; 4 Ocak 1923 tarihli ekte ise Stalin’in "kaba" olduğunu ve Genel Sekreterlik’ten alınmasının düşünülmesi gerektiğini söyler. Aynı notlarda Troçki için de "aşırı özgüven" ve "işin idari yanına aşırı düşkünlük" eleştirisi vardır.

Bu belge gerçektir ve biz onu inkâr etmeyiz. Ama şunu da söyleriz: Lenin’in tavsiyesi Merkez Komite’ye yapılmış bir öneridir, bir vasiyet hükmü değil; ve Merkez Komite bu öneriyi tartışıp Stalin’i görevde bırakmıştır. Partinin kolektif kararı ile bir kişinin notu arasında, Leninist ilkeye göre bağlayıcı olan birincisidir.

d) Ve asıl mesele: "Şimdi ne yapacağız?" (1924 sonrası)

Yukarıdakilerin hepsi zemin hazırladı. Ama gerçek kamplaşma, somut ve acil bir soru etrafında oluştu:

Batı’da devrim gelmedi. NEP ile ekonomi toparlandı ama kırda zenginleşen bir köylü tabakası (kulak) oluştu ve şehirlere tahıl vermemeye başladı. Ülkenin sanayisi yok, ordusu ilkel, düşmanları güçlü. Ne yapılacak?

  • Troçki ve Sol Muhalefet: Köylülükten hızlı ve sert kaynak aktarımıyla sanayileşme; ama esas umut dışarıda — dünya devrimi gelmezse bu iş yürümez.
  • Buharin ve Sağ: NEP sürsün, köylülük yavaşça zenginleşsin, sanayi onun sırtında yavaş büyüsün.
  • Stalin ve parti çoğunluğu: Tek ülkede sosyalizmin inşasına başlanabilir. Sanayileşme merkezi planla, hızla ve kendi kaynaklarımızla yapılacak.

İşte kamplaşma buradan çıktı. Bu, iki adamın huyu meselesi değil, bir ülkenin hayatta kalma stratejisi meselesiydi. Ve 1927-28’de tahıl krizi patladığında, yani şehirler gerçekten aç kalmaya başladığında, bu tartışma teorik olmaktan çıkıp acil bir devlet meselesi haline geldi.

Kamplaşma Neden Bu Kadar Sertleşti?

Peki neden bir program tartışması, ihraçlara ve sürgünlere kadar giden bir yarılmaya dönüştü? Yalın nedenler:

  1. Fraksiyon yasağı. Mart 1921’de, Kronstadt ayaklanmasının ve derin bir krizin ortasında toplanan 10. Kongre, parti içinde fraksiyon kurulmasını yasakladı. Bu karar Lenin döneminde, olağanüstü koşullar için alınmıştı. Ama kalıcılaştı. Sonuç: muhalefet etmek ile fraksiyonculuk yapmak arasındaki çizgi belirsizleşti ve muhalefet kolayca "parti suçu" haline geldi.
  2. Kuşatılmışlık duygusu. 1927’de İngiltere ilişkileri kesti, Çin’de devrim kanlı biçimde yenildi, savaş beklentisi yükseldi. Böyle dönemlerde her yönetim iç muhalefete karşı sertleşir. Bu bir mazeret değil, bir açıklamadır.
  3. Muhalefetin de yöntem değiştirmesi. Birleşik Muhalefet 1926-27’de parti dışına taşan yöntemlere yöneldi; 7 Kasım 1927’de devrimin yıldönümü gösterisinde ayrı pankartlarla ortaya çıktı. Bu, karşı tarafın elini güçlendirdi.
  4. Kurumsal güvencenin olmaması. En temel neden budur. Parti içinde azınlıkta kalan bir görüşün, ezilmeden ve tasfiye edilmeden varlığını sürdürebileceği bir mekanizma yoktu. Bu eksiklik, bu dosyanın ilerleyen bölümlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkacak.

BÖLÜM II — KRONOLOJİ

Aşağıdaki kronoloji yorumsuzdur. Değerlendirme III. bölümdedir.

Devrime kadar
TarihOlay
Aralık 1878Stalin, Gori’de doğdu
Kasım 1879Troçki, Yanovka’da doğdu
1903RSDİP 2. Kongresi: Bolşevik-Menşevik bölünmesi. Stalin Bolşevik, Troçki Menşeviklerin yanında
1905Troçki, Petersburg Sovyeti başkanı
1912Stalin Merkez Komite’ye alındı; Pravda kuruldu. Troçki’nin "Ağustos Bloku" girişimi
Mayıs 1917Troçki Rusya’ya döndü, Mejrayontsı’ya katıldı
Temmuz-Ağustos 1917Mejrayontsı Bolşeviklere katıldı; Troçki MK üyesi oldu
8 Ekim 1917Troçki Petrograd Sovyeti başkanı seçildi
Ekim 1917Ekim Devrimi
İktidar ve iç savaş
TarihOlay
Kasım 1917Stalin Milliyetler, Troçki Dışişleri Halk Komiseri
Aralık 1917-Şubat 1918Brest-Litovsk görüşmeleri. Troçki’nin "ne savaş ne barış" tutumu Lenin tarafından reddedildi
Mart 1918Troçki Savaş Halk Komiseri oldu
1918-1922İç savaş; on dört devletin müdahalesi; abluka
1918Tsaritsin’de Stalin-Troçki sürtüşmesi
Mart-Nisan 19209. Kongre: Troçki’nin "emeğin militarizasyonu" tezi
1920-1921Sendika tartışması. Troçki’nin karşısında Lenin. Troçki kaybetti
Mart 192110. Kongre: NEP kabul edildi, fraksiyonlar yasaklandı. Kronstadt ayaklanması bastırıldı (Devrimci Askeri Konsey başkanı Troçki)
Lenin’siz kalan parti
TarihOlay
Nisan 1922Stalin Genel Sekreter seçildi
Mayıs 1922Lenin’in ilk felci
Aralık 1922-Ocak 1923Lenin’in "Vasiyet" notları; 4 Ocak 1923 tarihli ekte Stalin’in görevden alınması önerisi
Mart 1923Lenin’in üçüncü felci; konuşma yetisini kaybetti
Ekim 1923Troçki’nin MK’ya mektubu ve "46’ların Bildirisi": Sol Muhalefet doğdu
21 Ocak 1924Lenin öldü
1924Troçki Ekim Dersleri’ni, Stalin Leninizmin İlkeleri’ni yayımladı
Aralık 1924Stalin "tek ülkede sosyalizm" tezini formüle etti
Ocak 1925Troçki Savaş Komiserliği’nden alındı
Yarılma
TarihOlay
1926Birleşik Muhalefet kuruldu (Troçki-Zinovyev-Kamenev)
Ekim 1926Troçki Politbüro’dan çıkarıldı
1927Çin devriminin yenilgisi; İngiltere ilişkileri kesti; savaş beklentisi
7 Kasım 1927Muhalefet devrim yıldönümünde ayrı gösteri düzenledi
Kasım-Aralık 1927Troçki partiden ihraç edildi; 15. Kongre kararı onayladı
Ocak 1928Troçki Alma-Ata’ya sürüldü
1927-1928Tahıl krizi: köylülük tahılı piyasaya vermedi, şehirlerde kıtlık
1928Birinci Beş Yıllık Plan başladı
Şubat 1929Troçki SSCB’den sınır dışı edildi. Türkiye’ye, Büyükada’ya yerleşti
Kasım 1929Buharin Politbüro’dan çıkarıldı: Sağ Muhalefet de tasfiye edildi
Sürgün ve inşa
TarihOlay
1929-1933Troçki Büyükada’da. Hayatım ve Rus Devrimi Tarihi burada yazıldı
1929-1933Kolektifleştirme ve hızlı sanayileşme
4 Şubat 1931Stalin: "İleri ülkelerin elli-yüz yıl gerisindeyiz. Bu mesafeyi on yılda kapatmak zorundayız."
1932Muhalefet gruplarının "bloku" kuruldu (Broué ve Getty’nin arşiv çalışmalarıyla doğrulanmıştır)
1932-1933Büyük açlık; milyonlarca ölüm
Temmuz 1933Troçki Fransa’ya geçti
Ocak 1933Hitler Almanya’da iktidara geldi
1935Troçki Norveç’e
Ocak 1937Troçki Meksika’ya yerleşti
Terör, savaş, suikast
TarihOlay
1936-1938Moskova Duruşmaları
1937Dewey Komisyonu, Troçki’yi duruşma suçlamalarından akladı
1937-1938Kitlesel operasyonlar (NKVD 00447 sayılı emri dahil). Arşiv kaydı: yaklaşık 1,5 milyon tutuklama, yaklaşık 680 bin idam
Ocak 1938MK plenumu, haksız ihraçlara dair ağır eleştiri kabul etti
Eylül 1938Münih Anlaşması: Batı, Çekoslovakya’yı Hitler’e bıraktı; kolektif güvenlik önerileri reddedildi
Eylül 1938Dördüncü Enternasyonal kuruldu
Kasım 1938Kitlesel operasyonlar durduruldu, Yejov görevden alındı, dosyalar yeniden incelendi
Ağustos 1939Molotov-Ribbentrop Saldırmazlık Paktı (gizli protokolü dahil)
Eylül 1939İkinci Dünya Savaşı başladı
1939-Nisan 1940Troçki, kendi hareketi içinde SSCB’nin savunulmasından vazgeçen Burnham-Shachtman kanadıyla tartıştı; hareket bölündü
24 Mayıs 1940Siqueiros’un katıldığı ilk suikast girişimi başarısız oldu
20-21 Ağustos 1940Ramón Mercader Troçki’yi öldürdü
Savaş ve sonrası
TarihOlay
22 Haziran 1941Nazi Almanyası SSCB’ye saldırdı
1941-1945SSCB yaklaşık 26,6 milyon kayıp verdi (yaklaşık 8,7 milyonu asker)
1941-1945Parti savaş boyunca yaklaşık 5 milyon yeni üye aldı; savaş öncesi kadronun büyük bölümü cephede kaldı
27 Ocak 1945Kızıl Ordu Auschwitz’i kurtardı
Mayıs 1945Berlin düştü; faşizm yenildi
Mart 1953Stalin öldü
Şubat 1956SBKP 20. Kongresi: Kruşçev’in "gizli raporu"
Kasım 1960Moskova Toplantısı: Enver Hoca, 81 partinin önünde revizyonizmi mahkûm etti
Ekim 196122. Kongre kararıyla Stalin’in naaşı mozoleden çıkarıldı
1961Mercader’e Lenin Nişanı ve Sovyetler Birliği Kahramanı unvanı verildi
1991SSCB dağıldı
Haziran 2008Prag Deklarasyonu
19 Eylül 2019Avrupa Parlamentosu kararı: Nazizm ile "Stalinizm" eşitlendi

BÖLÜM III — DEĞERLENDİRME

"Stalinizm" Diye Bir Şey Yoktur

Genç yoldaş, tartışmanın en başında dikkat etmen gereken bir kelime var: "Stalinizm."

Bu bir öğreti adı değildir. Marksizm vardır, Leninizm vardır — çünkü bunlar işçi sınıfının bilimine yeni bir aşama katmış adlardır. Marx sömürünün yasasını çözdü. Lenin emperyalizm çağının ve proletarya iktidarının teorisini kurdu. Stalin ise yeni bir öğreti kurmadı; kurulmuş olanı savundu, uyguladı ve inşa etti.

Kendi çalışmalarının adları bile bunu gösterir: Leninizmin İlkeleri, Leninizmin Sorunları. Enver Hoca’nın deyişiyle Stalin, "Marx, Engels ve Lenin’in fikirlerinin savunulması, tutarlı biçimde uygulanması ve daha ileri götürülmesi uğruna verdiği sert ve ilkeli mücadeleyle Marksizm-Leninizmin büyük klasikleri arasındaki yerini kazanmıştır."

Peki bu kelime neden icat edildi? Çünkü işe yarıyor. Tek hamlede üç şey birden yapıyor:

  • Ayırır. Lenin’i Stalin’den koparır. "İyi Lenin, kötü Stalin" der. Devrimi savunuyormuş gibi görünerek inşa dönemini mahkûm eder.
  • Kişiselleştirir. Bir toplumsal düzenin otuz yılını bir adamın huyuna indirger. Sınıf mücadelesinin yerine psikoloji koyar. Böylece tarihten öğrenilecek hiçbir şey kalmaz — açıklama "adam öyleydi"dir.
  • Kapıyı açar. Bugün Stalin’i mahkûm eden yarın Lenin’i mahkûm eder. Nitekim öyle oldu: 1956’da Stalin’e saldıranların torunları, 1991’de Lenin heykellerini indirenlerdi.

Bu yüzden biz "Stalinist" değiliz. Marksist-Leninistiz. Stalin’i ayrı bir bayrak olarak değil, Lenin’in eserinin sürdürülmesi olarak savunuyoruz.

Dönemin Koşulları: Elinde Ne Vardı, Karşısında Ne Vardı?

Bugünden bakıp "şöyle yapılmalıydı" demek kolaydır. Ama tarih, seçeneklerin sınırsız olduğu bir laboratuvar değildir.

Bolşevikler hazır bir ülke devralmadılar: dünya savaşından çıkmış, iç savaşta ve on dört devletin müdahalesinde parçalanmış, ablukaya alınmış, sanayisi 1913 düzeyinin çok altına düşmüş, 1921’de büyük açlık yaşamış bir ülke. Nüfusun ezici çoğunluğu köylüydü, okuma yazma bilmiyordu, mühendisi yoktu.

Ve saat işliyordu. Stalin’in 4 Şubat 1931’deki sözleri dönemin bütün mantığını verir:

"İleri ülkelerin elli-yüz yıl gerisindeyiz. Bu mesafeyi on yılda kapatmak zorundayız. Ya bunu yaparız, ya da bizi ezerler."

Bu konuşmadan on yıl dört ay sonra, 22 Haziran 1941’de Nazi Almanyası saldırdı.

Genç yoldaş, buradaki mesele bir kehanet değil. Mesele şu: 1928’de sanayileşmeye girişilmeseydi, 1941’de karşılarına neyle çıkacaklardı? "Böyle yapılmamalıydı" diyen, "onun yerine ne yapılmalıydı ve 1941’de ne olurdu" sorusuna da cevap vermek zorundadır.

Faşizmin Dünyadan Silinmesi

Bugün en çok saldırıya uğrayan yer burasıdır, bu yüzden açık konuşalım.

Nazi ordusunun kayıplarının ezici çoğunluğu Doğu Cephesi’nde verildi. Wehrmacht’ın belini Moskova, Stalingrad ve Kursk kırdı. Auschwitz’in kapılarını 27 Ocak 1945’te Kızıl Ordu kırdı. Berlin’e giren Kızıl Ordu’ydu. Bedeli, Rusya Bilimler Akademisi’nin 1993 çalışmasına dayanan resmî rakamla yaklaşık 26,6 milyon insandır.

Ve bu zafer, 1930’ların ürünüdür:

  • Ağır sanayi kurulmasaydı T-34, Katyuşa, İl-2 üretilemezdi.
  • Savaşın ilk aylarında yüzlerce fabrikanın sökülüp Ural’ların doğusuna taşınabilmesi merkezi planlamanın imkânıydı.
  • Okuryazarlığın 1926’da yaklaşık %51’den 1939’da %80’in üzerine çıkması, tank kullanabilen, uçak tamir edebilen bir kuşak demekti.

Yani sanayileşme tartışması soyut bir kalkınma tartışması değil, faşizmin yenilmesi tartışmasıdır. Bugün Avrupa’da faşist bir bayrak altında yaşamıyorsak, Yahudi, Roman ve Slav halkları haritadan silinmediyse, bunun bedeli esas olarak orada ödenmiştir.

Molotov-Ribbentrop hakkında dürüst not: Pakt gerçektir, gizli protokolü de gerçektir ve SSCB bunu on yıllarca inkâr etmiştir; bunu savunmuyoruz. Ama kronolojiyi hatırlatıyoruz: SSCB yıllarca Batı’ya kolektif güvenlik önerdi, reddedildi; Eylül 1938’de Münih’te Çekoslovakya Hitler’e teslim edildi. Pakt bu reddedilişlerden sonra imzalandı ve yaklaşık 22 ay kazandırdı. Savaşın sorumluluğunu saldıranla saldırıya uğrayan arasında paylaştırmak, tarih değil siyasettir.

Zaferin Bedeli: Partinin Kadro Omurgasının Kırılması

Bu, dosyanın en az bilinen ama en önemli bölümüdür. "Madem sosyalizm bu kadar güçlüydü, nasıl çöktü?" sorusunun cevabının önemli bir parçası buradadır.

Savaşta komünistler önden gitti. Bu bir laf değil, bir uygulamaydı. Cephede en zor görevler parti üyelerine ve Komsomol’a verilirdi. "Komünistler öne!" çağrısı siperlerde gerçekten atılırdı. Politik komiserler, Nazi ordusunun özel emirleriyle esir alınmaksızın kurşuna dizilen kategorideydi. Partili olmak savaşta bir ayrıcalık değil, ölme ihtimalinin artması demekti.

Sonuç: savaş öncesinde yaklaşık 3,9 milyon üye ve aday üyesi olan parti, savaş boyunca yaklaşık 5 milyon yeni üye aldı ve 1945’e yaklaşık 5,8 milyonla girdi. Bu aritmetiği bir dakika düşün. Savaş sonrası partinin çoğunluğu, savaş sırasında cephede partiye alınmış insanlardan oluşuyordu.

Onlar hakkında yanlış anlaşılacak tek cümle kurmayalım: kahramandılar. Ölüme giderken partiye yazılan insanlardan bahsediyoruz. Ama devrimci bir partinin gücü yalnızca fedakârlıkla ölçülmez; teorik formasyonla da ölçülür. Kaybedilen tam olarak buydu:

  • Devrimi bizzat yaşamış, 1905’i ve 1917’yi görmüş kuşak,
  • Parti içi büyük tartışmalarda pişmiş, Buharin’i de Troçki’yi de okuyarak yenmiş kadrolar,
  • Yukarıdan gelen bir yanlışa "dur" diyebilecek donanıma sahip orta kademe.

Buna 1937-38’de kaybedilen komünist kadroları da eklediğimizde tablo ağırlaşır.

Sonuç: 1953’te Stalin öldüğünde, karşısında ideolojik olarak silahlanmış, önderliği denetleyebilen geniş bir kadro tabakası yoktu. Olsaydı, 1956’da Kruşçev’in raporu bir salonda okunup geçilemezdi; tartışılır, çürütülür, sahibi hesap verirdi.

Ama burada duralım ve dürüst olalım: Bu bir açıklamadır, mazeret değil. Bir sosyalist sistem kadrolarının kaybı halinde savunmasız kalıyorsa, orada yapısal bir sorun var demektir. Sosyalizm iyi önderlerin varlığına bağlı bir denge olamaz; kitlelerin denetimine dayanan kurumsal bir güvenceye ihtiyacı vardır. O güvence kurulamamıştır.

Enver Hoca ve Revizyonizme Karşı Direniş

1956’da Kruşçev saldırıyı başlattığında, dünya komünist hareketinin büyük bölümü ya sustu ya izledi.

Susmayanlardan biri Arnavutluk Emek Partisi ve Enver Hoca oldu. Kasım 1960’taki Moskova Toplantısı’nda, seksen bir partinin önünde, Kruşçev’in yüzüne karşı revizyonizmi mahkûm etti. Bedelini ambargoyla, yalnızlıkla ve düşmanlıkla ödedi.

Hoca’nın katkısı duygusal bir Stalin savunusu değil, revizyonizmin bir sınıf olgusu olarak teşhisidir. Tezi şudur: Kruşçev’in Stalin’e saldırısı bir tarih tartışması değil, sosyalizmden geri dönüşün ideolojik hazırlığıdır. Hedef Stalin’dir, çünkü Stalin sosyalizmin inşa edilebilirliğinin canlı kanıtıdır.

Stalin’le Birlikte (1979) ve Kruşçevciler (1980) adlı çalışmalarından:

"Nikita Kruşçev çetesi, Stalin’e karşı iftiralarında dönek Josip Broz Tito tarafından cesaretlendirildi ve desteklendi."

"Kruşçev’in başını çektiği Kruşçevciler, Sovyetler Birliği’ne ve sosyalizme karşı sonraki suçlarını örtmek için Stalin kültünü mahkûm ederken, Kruşçev kültünü göklere çıkardılar."

"Stalin yoldaşın adı, Sovyet halkının bütün zaferlerinin bayrağıdır, dünyanın her yerindeki emekçilerin mücadelesinin bayrağıdır."

Buradaki mantığı kavra: Hoca, Stalin’i bir kişi olarak değil bir çizginin simgesi olarak savunur; saldırının hedefinin de bir kişi değil o çizgi olduğunu söyler. Geriye baktığımızda teşhisin doğruluğu ortadadır — 1956’da açılan yoldan otuz beş yıl sonra 1991 çıkmıştır.

CIPOML’nin ideolojik soy kütüğü buradan gelir: 1956’da teslim olmayan, revizyonizme karşı direnen uluslararası akımdan.

Put Yapmıyoruz: Eksikler, Hatalar, Dersler

Bir tarihsel dönemi savunmanın en zayıf biçimi onu kusursuz ilan etmektir. Kusursuz ilan edilen her şey, bulunan ilk kusurda tümden yıkılır. Marksizm bir din değil bilimdir; bilim ise hatalarını kaydeden ve düzelten yöntemin adıdır.

1. Kitlesel operasyonlardaki haksızlıklar. Arşivler 1937-38 için yaklaşık 1,5 milyon tutuklama ve yaklaşık 680 bin idam kaydı veriyor. Soğuk Savaş’ın "20 milyon" rakamlarını doğrulamayan bu veriler, hiçbir ölçüye vurulduğunda küçük değildir. Bölgelere "kota" verilmesi, ihbarın teşviki ve olağanüstü usuller, çok sayıda masumun — ve çok sayıda komünistin — kaybına yol açtı. Bunu ilk tespit eden dış bir eleştirmen değil, partinin kendisi oldu (Ocak 1938 plenumu, Kasım 1938 kararları).

2. Teorik tutarsızlık. 1936’da sınıf mücadelesinin esas olarak çözüldüğü değerlendirmesiyle aynı yıllarda tırmandırılan olağanüstü tedbirler arasındaki gerilim, sosyalizmde sınıf mücadelesinin biçimlerine dair yetersiz bir kavrayışa işaret eder.

3. Kolektifleştirmenin yöntemi. Tarihsel gereklilik ile uygulanma hızı ve zorlama unsuru ayrı şeylerdir. 1932-33 açlığında milyonlarca insan öldü. Önceden tasarlanmış bir "soykırım planı" olduğu iddiası ciddi tarihçilerce desteklenmez; ancak ağır bir yönetsel sorumluluk taşıdığı açıktır.

4. Ulusal sorunda ciddi hatalar. Kırım Tatarları, Çeçen-İnguşlar, Ahıska Türkleri, Volga Almanları gibi halkların topluca sürgün edilmesi, bütün bir halkı kolektif olarak sorumlu tutan bir yaklaşımdır ve Leninist ulusal politikayla bağdaşmaz.

5. Kişi kültü. Kolektif önderlik Leninist parti anlayışının temel ilkesidir. Bunun aşınması savunuyu güçlendirmemiş, kırılgan hale getirmiştir: bir sistem tek bir isme yaslandığında, o isim yıprandığında sistem de yıpranır. Kruşçev’in 1956’da yaptığı tam olarak buydu — ve Hoca’nın işaret ettiği gibi, kişi kültünü mahkûm ederken kendi kültünü kurdu.

6. En büyük eksik: kurumsal güvencenin kurulamaması. Hepsinin altında yatan sorun budur. Sosyalizm üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla tamamlanmıyor. Asıl mesele, işçi sınıfının devlet aygıtını gerçekten denetleyebileceği mekanizmalardır. Bu kurulamadığı içindir ki 1956’da karşı devrim, aşağıdan bir ayaklanmayla değil yukarıdan bir kararla gerçekleşebildi.

Asıl ders budur: Sosyalizm, önderlerin niteliğine değil kitlelerin denetimine yaslanmak zorundadır. Bu dersi almazsak, savunduğumuz şey tarih değil nostalji olur.

Troçki: Teşekkür ve Ayrılık

Bir devrimciyi eleştirmenin ilk şartı ona hakkını teslim etmektir.

Teşekkür. Troçki 1905’te 26 yaşında Petersburg Sovyeti’nin başkanıydı. 1917’de Petrograd Sovyeti’nin başkanı olarak Ekim ayaklanmasının askeri-teknik örgütlenmesinde belirleyici rol oynadı. İç savaşta Kızıl Ordu’yu örgütleyen kadroların başındaydı. Sürgünde burjuvaziye teslim olmadı, emperyalizmin muhbiri olmadı, geçmişine tövbe etmedi. Yoksul öldü, sürgünde öldü, kendini hâlâ devrimci sayarak öldü. Bunu teslim ediyoruz ve bunun için teşekkür ediyoruz.

Ayrılık. Eleştirimiz niyetlere değil sonuçlara ilişkindir. Bir siyasi hattın değeri öznel iyi niyetiyle değil, hangi kampı güçlendirdiğiyle ölçülür. Faşizmin Avrupa’yı ezdiği, hareketin tek ihtiyacının birlik olduğu bir dönemde uluslararası ölçekte kalıcı bir Stalin karşıtı merkez kurmak, hangi niyetle yapılırsa yapılsın cepheyi bölmüştür.

Dürüst olalım: Troçki SSCB’yi "yozlaşmış işçi devleti" olarak tanımlamış ve savaşta savunulmasını istemiştir; 1939-40’ta kendi hareketi içinde bundan vazgeçen kanada karşı mücadele etmiş ve bu mücadeleyi yarıda bırakarak ölmüştür.

Ama o çatlaktan içeri, Troçki’nin hiç istemediği şeyler girdi. Ölümünden sonra "bürokrasi" eleştirisi, onun asla varmadığı bir yere taşındı: SSCB’nin yeni bir sömürücü sınıf toplumu, hatta faşizmin bir türü olduğu tezine. James Burnham — Amerikan Troçkist hareketinin baş teorisyeni — 1940’ta tam bu konudan koptu, bir yıl sonra Yönetici Devrimi’ni yazdı, ABD istihbarat aygıtının çevresinde çalıştı, 1955’te National Review’un kurucu editörleri arasında yer aldı, 1983’te Reagan’ın elinden Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı aldı. Max Shachtman’ın yolu da onu ömrünün sonunda Vietnam Savaşı’nı destekleyen bir noktaya getirdi.

Bundan "her Troçkist neocon olur" gibi bir yasa çıkarmak yanlış olur; o gelenekten gelip ömrü boyunca emperyalizme karşı mücadele etmiş çok sayıda dürüst insan vardır. Ama şu ortadadır: "Sosyalizm orada zaten yoktu, orada da bir tür totalitarizm vardı" fikrinin sol içindeki ilk sistemli teorisyenleri bu çevreden çıkmıştır. Burjuvazi için bu paha biçilmezdi: komünizmi bir komünistin ağzından mahkûm ettirmek.

Suikast hakkında. Dosyanın başında söyledik, burada tekrarlıyoruz: Mercader bir NKVD ajanıydı ve bu yöntem yanlıştı. Bireysel suikast Marksist bir yöntem değildir; Marksizm mücadelesini sınıflar ve programlar arasında yürütür. Pratik sonucu da ortadadır: Troçki siyasi olarak yenilmek yerine bir şehitlik tacı kazanmıştır. Bunu söylemek bir zayıflık değil, bir hareketin kendi tarihini yargılayabilme gücüdür.

Bugün: 23 Ağustos ve "İki Totalitarizm" Yalanı

Bu tartışmanın 1940’ta kaldığını sanma. Takvime bak.

Troçki’nin ölüm yıldönümünden iki gün sonra, 23 Ağustos, Avrupa Birliği’nin "Stalinizm ve Nazizm Kurbanlarını Anma Günü" ilan ettiği tarihtir. 2008 Prag Deklarasyonu ile başlayan ve 19 Eylül 2019’da Avrupa Parlamentosu kararıyla doruğa çıkan bir kampanyanın ürünüdür.

Ne anlama geldiğini açıkça söyleyelim:

  • Auschwitz’i kuranla, Auschwitz’in kapılarını kıranı aynı kefeye koymak demektir.
  • 26,6 milyon insanını vererek faşizmi yenen ülkeyi, yendiği şeyle özdeşleştirmek demektir.
  • Ve nihayet: işçi sınıfının iktidarı almasının kaçınılmaz olarak toplama kampına çıkacağını bir tarih yasası gibi ilan etmek demektir.

Bu son madde asıl hedeftir. Çünkü bu tez kabul edildiğinde tartışılan artık Stalin değil, sosyalizmin kendisidir. Bu yüzden bu kararların ardından birçok ülkede komünist partiler ve semboller yasaklanmış, faşizme karşı savaşanların anıtları sökülmüştür.

İşte tam bu noktada "Stalin’i savunmuyorum, ben Troçkistim" demek bir konum değildir. Çünkü karşı taraf o ayrımı yapmıyor. Onların hedefi bir kişi değil, bir olasılıktır.


Sonuç: Sosyalizmin Onur Meşalesi

Toparlayalım.

Stalin’i savunmak bir insanı savunmak değildir. Bir iddiayı savunmaktır: işçi sınıfının iktidarı alabileceği, yoksul ve geri bırakılmış bir ülkeyi tek kuşakta dönüştürebileceği, faşizmi yenebileceği ve bunu kendi hatalarını da göze alarak yapabileceği iddiasını.

Bugün burjuvazi bu iddiayı çürütmek için tarih tartışması yapmıyor; tarih inşa ediyor. Stalin’i Hitler’in yanına oturttuğunda kazandığı şey geçmişe dair bir hüküm değil, geleceğe dair bir yasaktır: "Denemeyin, sonu buraya çıkar."

Biz de tam bu yüzden savunuyoruz. Her şeye rağmen Stalin, sosyalizmin onur meşalesidir. Hatalarıyla, bedelleriyle, eksikleriyle birlikte; ama aynı zamanda aç bir ülkeyi doyuran, okumaz yazmaz bir halkı okutan, kadınları eve kapatan düzeni yıkan ve faşizmi dünya yüzünden silen bir dönemin adıdır.

Ve dürüstçe savunuyoruz. Çünkü tarihine dürüst bakabilen bir hareket ondan öğrenebilir; putlaştıran da inkâr eden de öğrenemez.

Troçki’nin ölüm yıldönümünde bize düşen ne mezarına tükürmek ne de önünde diz çökmektir. Bize düşen, iki çizginin de yüz yıllık pratikte verdiği sınava bakmak ve genç bir komünistin sorması gereken soruyu sormaktır:

Hangisi işçi sınıfının elinde gerçek bir iktidar bıraktı? Ve o iktidarı bir daha kaybetmemek için bugün ne yapmalıyız?

Bu sorunun cevabı geçmişte değil, önümüzdeki mücadelededir.


Ek 1 — Notlar

"Stalin milyonlarca insanı öldürdü." → Hangi rakam, hangi kaynak? Arşivler 1937-38 için yaklaşık 680 bin idam kaydı veriyor. Bu az bir sayı değil ve biz bunu tartışıyoruz. Ama "20 milyon" rakamı arşivlerden değil Soğuk Savaş tahminlerinden geliyor ve doğrulanmadı.

"Sen Stalinist’sin." → "Stalinizm" diye bir öğreti yok. Marksizm-Leninizm var. Stalin yeni bir öğreti kurmadı, Lenin’in eserini sürdürdü. Bu kelimeyi kullanmak, tartışmayı bilimden kişiye çekmenin yoludur.

"Lenin bile vasiyetinde Stalin’in alınmasını istedi." → Doğru, bu belge gerçek. Ama o bir vasiyet hükmü değil, Merkez Komite’ye yapılmış bir öneriydi; MK tartıştı ve Stalin’i görevde bıraktı. Ayrıca aynı notlarda Troçki de eleştirilir. Leninist ilkeye göre bağlayıcı olan, kolektif organın kararıdır.

"Troçki haklıydı, SSCB yıkıldı." → SSCB, Troçki’nin dediği gibi dış istilayla değil, 1956’da başlayan içeriden bir revizyonist dönüşümle çözüldü. Ayrıca Dördüncü Enternasyonal hiçbir ülkede iktidara yürüyen tek bir devrime önderlik edemedi.

"Stalin de Hitler gibiydi." → Biri toplama kamplarını kurdu, diğeri kapılarını kırdı. Biri halkları imha planı yaptı, diğeri 26,6 milyon kayıpla o planı durdurdu. Bu ikisini eşitleyen kişi tarihe değil bugünün siyasetine hizmet ediyor.

"Molotov-Ribbentrop’a ne diyeceksin?" → Pakt da gizli protokolü de gerçek, savunmuyoruz. Ama kronoloji şu: SSCB yıllarca kolektif güvenlik önerdi, reddedildi; Eylül 1938’de Münih’te Çekoslovakya Hitler’e teslim edildi; pakt bundan sonra imzalandı ve 22 ay kazandırdı. Münih’i imzalayanlar bugün ders veremez.

"Peki hiç mi hata yok?" → Var, çok var ve biz bunları sayıyoruz: kitlesel operasyonlardaki haksızlıklar, sürgünler, kişi kültü, parti içi demokrasinin aşınması, kurumsal güvencenin kurulamaması. Farkımız şu: biz bunları düşman anlatısının parçası olarak değil, kendi dersimiz olarak ele alıyoruz.


Ek 2 — Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • J. V. Stalin, İşletme Yöneticilerinin Görevleri (4 Şubat 1931)
  • J. V. Stalin, Leninizmin İlkeleri; Marksizm ve Ulusal Sorun (1913)
  • V. İ. Lenin, "Kongreye Mektup" (Vasiyet), Aralık 1922 - Ocak 1923
  • Enver Hoxha, Stalin’le Birlikte (1979); Kruşçevciler (1980)
  • L. Troçki, Terörizm ve Komünizm (1920); Emeğin Örgütlenmesi (1920); Hayatım (1930)

İkincil kaynaklar ve arşiv çalışmaları

  • J. Arch Getty & Oleg Naumov, The Road to Terror
  • R. W. Davies & S. G. Wheatcroft, The Years of Hunger
  • Pierre Broué, Troçki ve 1932 Muhalefetler Bloku (1980)
  • T. H. Rigby, Communist Party Membership in the U.S.S.R., 1917-1967 (1968)
  • Pavel Sudoplatov, Special Tasks (anılar — eleştirel okunmalıdır)
  • Rusya Bilimler Akademisi, 1993 tarihli savaş kayıpları çalışması

Güncel belgeler

  • Prag Deklarasyonu (Haziran 2008)
  • Avrupa Parlamentosu, 19 Eylül 2019 tarihli "Avrupa’nın geleceği için Avrupa hafızasının önemi" kararı
  • CIPOML, Devrim ve Sosyalizm İçin 30 Yıllık Mücadele

Bu dosya tartışma açmak için yazılmıştır, kapatmak için değil. İtirazlarını, eklemelerini ve düzeltmelerini bekliyoruz.

Etiketler:#Stalin#JosephStalin#sscb#rusya#devrimci#sınıf#Troçki#LevTroçki#marksizm#leninizm#bolşevik

İlgili Başlıklar