Sermayenin Küresel Muhafızları Gelirken - Ankara’da 'Önleyici' Ablukanın ve Tutuklamaların Kronolojisi
Küresel Savaş Makinesinin Gölgesinde Bir Akıl Tutulması - Nallıhan Kuş Cenneti’nden NATO Hücrelerine

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek olan 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, sadece emperyalist savaş aygıtının liderlerini ağırlamayacak; aynı zamanda egemenlerin kendi halkına karşı nasıl yapısal bir "iç güvenlik" savaşı yürüttüğünün de turnusol kağıdı olacak.
Sokaktaki sıradan insanın, emekçi kardeşlerimizin başkentte neyle karşı karşıya olduğunu anlaması, bu ablukanın sömürü düzeniyle bağını kurabilmesi için sürecin nasıl başladığını, hangi takvimle işletildiğini ve diyalektik olarak nereye oturduğunu en başından itibaren, tüm absürtlükleri ve detaylarıyla ortaya koymak gerekiyor. Karşımızdaki tablo, anlık bir güvenlik operasyonu değil; egemen sınıfın küresel efendilerine yaranmak adına attığı planlı bir imha adımıdır.
Kronolojik Abluka: Operasyonun Adım Adım Tarihçesi ve Absürtlük Tiyatrosu
1. Aşama: 22 Haziran 2026 – Demir Perde İniyor (Eylem Yasakları)
Süreç, zirveye tam iki hafta kala bürokratik bir hamleyle başladı. Ankara Valiliği, NATO Zirvesi gerekçesiyle kent genelinde 13 günlük bir eylem, yürüyüş ve protesto yasağı ilan etti. Kentin meydanları, parkları ve sokakları halkın sesine kapatılırken, sermaye devletinin zirve için "steril saha" arayışının ilk hukuki tuğlası döşenmiş oldu. Amaç, küresel kapitalizmin aktörlerine pürüzsüz, protestosuz ve dikensiz bir gül bahçesi sunmaktı.
2. Aşama: 23 Haziran 2026 – Şafak Baskınları ve Sınıf Dayanışmasının "Suç" Sayılması
Eylem yasağının hemen ertesi sabahı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla terörle mücadele ekipleri harekete geçti. 241 kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve ev baskınlarıyla 200’ün üzerinde insan gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında akademisyenler, gazeteciler, avukatlar ve en çarpıcısı, ömrünü bu toprakların yeşiline adamış TEMA Vakfı gönüllüleri vardı.
TEMA üyelerinin bu torbaya atılmasının aslı, sermaye düzeninin en çok korktuğu şey olan "sınıf dayanışmasının" en organik hâliydi:
- TEMA Vakfı Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer liderliğindeki çevre gönüllüleri, Nallıhan Kuş Cenneti’ne düzenledikleri bir doğa gezisinden Ankara’ya dönmekteydi.
- Aynı yolda, hakları gasp edildiği için Ankara’ya yürüyen Doruk Madencilik işçileriyle karşılaştılar. Doğayı savunanlar, otobüslerinden inerek yerin altından çıkan maden işçilerine el salladı, onları selamladı, iki dakika sohbet edip başarılar diledi.
- Çevrecinin madenciyle, aydının işçiyle el sıkışması, sömürü çarklarını durdurabilecek tehlikeli bir uyanış olduğu için devletin radarına girdi. Bu selamlaşmanın ardından otobüs durduruldu ve bu insanlar şafak vakti "terör" operasyonuyla evlerinden alındı.
3. Aşama: 24 - 25 Haziran 2026 – Sorgu Odasında Akıl Tutulması
Ankara Emniyeti’nde gözaltında tutulan kişilere yönelik sorgular, burjuva hukukunun iflasını ve emniyet birimlerinin ellerinde hiçbir somut delil olmadığını kanıtlayan trajikomik sahnelerle doluydu. Karşılarında yaşları 50 ile 80 arasında değişen ak saçlı bir kitle vardı.
- "Örgütün Adını Biliyor Musunuz?" Ömürlerinde ellerine sapan bile almamış 70 yaşındaki insanlara sorguda, "TKP/ML terör örgütü içinde hangi kod adını kullanıyorsunuz?", "Silahlı eğitim aldınız mı?" ve en absürdü, "Üyesi olduğunuz iddia edilen örgütün adını biliyor musunuz?" diye soruldu. Suç isnat ettikleri insana, örgütün adını soracak kadar şaşkın bir polis aklıyla karşı karşıyaydık.
- Akademide Zorbalık: Ankara Üniversitesi İktisat Bölümü’nün saygın akademisyeni Doç. Dr. Emel Memiş’e emniyette "Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musunuz?" baskısı yapıldı. Hoca, "Ben terör örgütüne falan katılmadım, neyin pişmanlığı?" diyerek bu zorbalığı reddetti.
- Torba Soruşturma: Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Yıldız Tar’a ise NATO ile veya terör örgütüyle zerre ilgisi olmayan, tamamen iktidarın ideolojik ajandasına hizmet eden "Aile Yılı politikalarına ilişkin beyanları" soruldu. Operasyon, fırsat bu fırsat denilerek tüm muhalif sesleri tek bir torbaya atma operasyonuna dönüşmüştü.
4. Aşama: 25 - 26 Haziran 2026 – "İhtimaller" Üzerinden Kitlesel Tutuklama Tufanı
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 135 kişiden 129’u tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliklerine sevk edildi. Savcılığın sevk yazısında yer alan şu itiraf, sürecin felsefesini özetliyordu:
"...Türkiye’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilecekleri..."
Yani ortada patlamış bir bomba, yapılmış bir eylem, hazırlanmış bir pankart bile yoktu! Sadece devletin kafasında ürettiği bir "ihtimal" vardı. Egemen sınıf, NATO şefleri Ankara caddelerinden geçerken tek bir pürüz görmemek adına, "eylem yapabilirler" ihtimali üzerinden insanları peşinen cezalandırıyordu.
Sonuç olarak, aralarında Emel Memiş, Yıldız Tar, Nevzat Özer ve ÇHD’li avukatların da bulunduğu 103 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi, 26 kişi ise ev hapsiyle serbest bırakıldı.
Bu Tarihçenin Devrimci Analizi: "Önleyici Hukuk" ve Sınıf Dehşeti
22 Haziran’da valilik yasağıyla başlayıp 103 onurlu insanın tutuklanmasıyla tırmanan bu saldırganlık dalgası, sıradan bir "asayiş" ya da "güvenlik önlemi" parantezine sığdırılamaz. Karşımızdaki tablo, egemen sınıfın yapısal krizinin, emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin ve en önemlisi de derin bir sınıf dehşetinin (sınıfsal korkunun) çıplak ifadesidir.
Devrimci bir teori ve diyalektik yöntem, bize bu gözaltı ve tutuklama terörünün arkasındaki üç temel yapısal gerçeği gösterir:
Devletin Sınıfsal Niteliği ve Maskesi Düşen "Önleyici Hukuk"
Lenin, Devlet ve Devrim’de devletin, sınıflar arasındaki çelişkilerin uzlaşmazlığının bir ürünü ve bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki baskı aygıtı olduğunu açıkça koyar. Burjuva devleti, barışçıl ve istikrarlı dönemlerde bu baskıcı niteliğini "hukukun üstünlüğü", "tarafsız yargı" ve "kamu güvenliği" gibi ideolojik illüzyonlarla gizler.
Ankara’daki bu operasyonda kullanılan "önleyici hukuk" ve savcılığın "eylem gerçekleştirebilecekleri ihtimali" tezi, burjuva hukukunun meşruiyet maskesini parça parça etmiştir.
- Suçun Özelleştirilmesi: Ceza hukuku, tarihsel olarak "fiile" bakar. Bir eylem, bir zarar yoksa suç yoktur. Fakat "düşman ceza hukuku" mekanizması devreye girdiğinde, devlet fiilin işlenmesini beklemez; doğrudan "potansiyel faili" hedef alır.
- Geleceğin İpoteği: Egemen sınıf, Temmuz başındaki NATO Zirvesi’nde küresel finans kapitale ve savaş baronlarına dikensiz bir gül bahçesi sunabilmek için, potansiyel olarak ses çıkarma riski olan herkesi peşinen zindana atmıştır. Bu, hukukun, sermaye birikim modelinin ve emperyalist taahhütlerin emrinde bir "temizlik kepçesine" dönüşmesidir.
Egemenlerin Kâbusu: Sınıf Bilincinin Sentezi ve Kompartımanların Çöküşü
Bu operasyonun en ayırt edici ve üzerinde durulması gereken halkası, şüphesiz yaşları 50 ile 80 arasında değişen TEMA Vakfı gönüllülerinin "silahlı terör örgütü" torbasına atılarak tutuklanmasıdır. Egemen siyasete bu akıl tutulmasını yaşatan, onları burjuva hukuku açısından bile komik duruma düşüren şey nedir? Sınıf dehşeti.
Kapitalist düzen, kitleleri yönetebilmek için toplumsal muhalefet odaklarını kompartımanlara (ayrı hücrelere) böler. Çevrecileri sadece "ağaç ve kuş" parantezine sıkıştırır; işçileri sadece "ücret sendikacılığına" mahkûm eder; akademisyenleri fildişi kulelerine hapseder. Düzen için en büyük tehlike, bu kompartımanların arasındaki duvarların yıkılması ve organik bir sınıf dayanışmasının filizlenmesidir.
- Metabolik Yarılmanın Bilince Çıkması: Marx, kapitalizmin hem işçiyi sömürdüğünü hem de doğayı talan ettiğini, insan ile doğa arasında "metabolik bir yarılma" yarattığını söyler. Nallıhan Kuş Cenneti’nden dönen doğa savunucularının, yolda hakları için yürüyen Doruk Madencilik işçileriyle karşılaşması ve onlara selam vermesi, tam da bu yarılmanın bilince çıktığı andır.
- Tehlikeli Sentez: Sermaye düzeni, toprağı ve yaprağı savunan ak saçlı teyzelerin, yerin altından çıkan nasırlı elli madencilerle el sıkışmasından dehşete düşmüştür. Çünkü doğa savunusu ile emeğin savunusunun birleştiği yerde, kapitalizmin köküne yönelen yapısal bir eleştiri ve yıkıcı bir devrimci potansiyel başlar. 79 yaşındaki cumhuriyetin ilk kadın mühendislerinden Tuğba Kiper'i hücreye attıran güç, işte bu sınıfsal sentezin yaratacağı büyük patlamadan duyulan korkudur.
Emperyalizm ve İç Faşizasyonun Diyalektik Bağı
Zirve öncesi yapılan bu tutuklamalar, emperyalizmin sadece bir "dış politika" meselesi olmadığını, bağımlı kapitalist ülkelerde bizzat iç politikanın ve devlet aygıtının faşizasyonunu belirleyen temel dinamik olduğunu kanıtlar.
- Küresel Efendilere Rapor: 2026 Türkiye’sinde egemen siyaset, ekonomik kriz girdabında debelenirken uluslararası sermayeye güvence vermek zorundadır. Bu tutuklamalar, batı emperyalizmine ve NATO şeflerine sunulan bir "bağlılık ve asayiş" raporudur.
- Savaş Konseptinin İçerideki Aynası: NATO, küresel ölçekte bir saldırı ve işgal örgütüdür. Ankara'da toplanacak olan bu kanlı aygıt, doğası gereği içeride de totaliter, baskıcı ve anti-demokratik bir rejim talep eder. Sınır ötesinde savaş planları yapanlar, içeride o savaşa, sömürüye ve talana karşı çıkabilecek her dinamik unsuru peşinen ezmekle mükelleftir. Dolayısıyla, TEMA üyelerinin, Emel Memiş hocanın ya da Yıldız Tar'ın tutuklanması, NATO’nun yapısal şiddetinin Ankara sokaklarındaki doğrudan yansımasıdır.
Devrimci Hafıza Notu: > Burjuvazi, kendi tarihsel sonunu geciktirmek için korkuyla hareket eder. Bugün Ankara’da uygulanan "önleyici terör", egemenlerin gücünü değil, aksine toplumsal muhalefetin en ufak bir kıvılcımından (bir selamdan, bir doğa gezisinden) bile ne kadar korktuklarını, ne kadar kırılgan olduklarını gösterir. Sınıf dehşetiyle gözü dönenler, hukuku karikatürleştirerek aslında kendi sonlarını hazırlayan tarihsel yasaları hızlandırmaktadırlar.
Kompartımanların Yıkılması Korkusu
Kapitalist düzen için en büyük tehdit, toplumsal kesimlerin arasındaki duvarların yıkılmasıdır. Çevrecinin kendi kabuğundan çıkıp işçi sınıfının fiili mücadelesiyle temas etmesi, doğa savunusu ile emek savunusunun birleşmesi, burjuvazi için kontrol edilemez bir toplumsal dalga demektir. 79 yaşındaki cumhuriyetin ilk kadın mühendislerinden TEMA gönüllüsü Tuğba Kiper’in zindana atılması bu korkunun eseridir. Tuğba Hanım'ın mahkemedeki şu sözleri egemenlerin suratına tokat gibi inmiştir:
"Ben 79 yaşında bir vatandaşım. Bu ülkenin karayollarında imzam var. TEMA Vakfı’na doğayı ve çocukları sevdiğim için girdim. Benim terörle ne işim olur? Bir doğa gezisi dönüşünde hakkını arayan işçilere selam vermek ne zamandan beri silahlı örgüt üyeliği sayılıyor? Bu ülkenin halkına bunu yapamazsınız!"
Efendilerin Silahı Varsa, Halkın Haklılığı Var
Ankara semalarında fırtına öncesi bir sessizlik yaratmaya çalışanlar, aslında kendi korkularının yankısını bastırmaya çalışıyorlar. 7-8 Temmuz 2026'da bu kente ayak basacak olan küresel savaş aygıtının şefleri, arkalarında kanlı bir sömürü tarihi, ellerinde ise milyarlarca dolarlık silah tekellerinin bilançolarıyla geliyor. Karşılarında ise bu ülkenin toprağını savunan ak saçlı TEMA gönüllüleri, gerçeğin peşindeki gazeteciler, bilimi halkın hizmetine sunan akademisyenler ve yerin yüzlerce metre altından hakkını söke söke almak için yürüyen maden işçileri duruyor.
Bu tablo, egemenlerin sarsılmaz gücünü değil, aksine tarihsel ve diyalektik bir kaçınılmazlığı; yani mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirileceği o büyük güne duyulan sınıfsal korkuyu simgeliyor.
NATO Bir Güvenlik Şemsiyesi Değil, Sermayenin Silahlı Ofisidir
Sokaktaki insana ezberletilen o burjuva yalanını bir kez daha en net biçimde çürütelim: NATO bizi dış tehditlerden koruyan, kolektif güvenliğimizi sağlayan bir "hayır kurumu" ya da savunma paktı değildir.
- Sınıfsal İşlevi: NATO, uluslararası finans kapitalin mülkiyet ilişkilerini dünya ölçeğinde korumakla görevli küresel bir jandarma teşkilatıdır. Nerede bir halk ayaklanması, nerede emperyalist tekellere başkaldıran bir irade, nerede kamusallaştırma adımı varsa, NATO orada namlusunu halka doğrultur.
- İçerideki Tahribatı: Bugün Ankara sokaklarında sınavların ertelenmesi, hayatın durma noktasına getirilmesi ve 103 vatan evladının peşinen zindana atılması, bu kanlı makinenin iç politikadaki doğrudan tahribatıdır. Sınır ötesinde işgal planları yapanlar, içeride o planlara çomak sokabilecek her türlü demokratik ve sınıfsal dinamiği peşinen felç etmek zorundadır. Emperyalizme bağımlılık, içeride kaçınılmaz olarak faşizasyonu ve halk düşmanlığını üretir.
Meşruiyet Sokaktadır!
Egemen sınıfın elinde polisi, adliyesi, hapishaneleri ve yandaş medyası olabilir. Devlet aygıtının tüm fiziki şiddet araçlarını üzerimize salabilirler. Ancak tarihsel materyalizm bize öğretir ki; hiçbir baskı aygıtı, tarihsel olarak miyadını doldurmuş bir sömürü düzenini sonsuza kadar ayakta tutamaz.
Tarihin Diyalektik Yasası: > Haklılık ve meşruiyet, burjuva mahkemelerinin mühürlü kağıtlarında değil; hakkını arayan Doruk Madencilik işçisinin nasırlı elinde, Nallıhan’ın toprağını koruyan TEMA gönüllüsünün vicdanında ve bilimi sermayeye satmayan Emel Memiş hocanın onurlu duruşundadır. Fiziki güç geçicidir; ama sınıf bilinciyle harmanlanmış halkın haklılığı kalıcı ve dönüştürücüdür.
Şimdi Ne Yapmalı? Örgütlü Öfkeyi Büyütme Zamanı
Yazılarımızın, analizlerimizin ve sokaktaki sözümüzün nihai amacı sadece bu çürümüşlüğü teşhir etmekle sınırlı kalamaz. Dünyayı yorumlamak yetmez, onu asıl değiştirmek gerekir. Bu ablukayı dağıtmanın yolu, egemenlerin bizi hapsetmek istediği o korku duvarlarını yıkarak ortak cepheyi büyütmektir.
- Kompartımanları Yıkın: Çevreciler fidan dikmeye devam edecek ama maden işçisinin hakkını da kendi hakkı bilecek. Akademisyenler kürsülerinden egemenlerin yalanlarını deşifre edecek, gazeteciler barikatların arkasındaki gerçeği yazmaktan geri durmayacak.
- NATO’ya ve İşbirlikçilerine Geçit Vermeyin: Ankara’yı emperyalizmin savaş baronlarına peşkeş çekmek isteyenlere karşı, bu kentin ve bu ülkenin gerçek sahibinin işçi sınıfı ve emekçi halk olduğunu her sokakta, her fabrikada, her mahallede haykıracağız.
Onların tankları, helikopterleri, uşaklık ettikleri NATO’ları ve halkını peşinen hapseden korkak bir yargı mekanizmaları olabilir. Ama bizim de hiçbir hücreye sığmayacak haklılığımız ve bu sömürü dünyasını altüst edecek örgütlü öfkemiz var.
Selam olsun zindanlardaki onurlu aydınlarımıza ve doğa savunucularımıza!
Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun NATO, yaşasın tam bağımsız ve emeğin Türkiyesi!







