Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaİletişim

Emperyalist Çürüme, Hegemonya Krizi ve Sınıf Bağımsızlığı

Mustafa Yalçıner’in ABD-İran Krizi Tahlili Üzerine Diyalektik Bir Eleştiri

Yazar: Oğuz Demirkapı
Emperyalist Çürüme, Hegemonya Krizi ve Sınıf Bağımsızlığı

Günümüz burjuva bilim ve sanat dünyasının ürettiği postmodern illüzyonlar, kimlikçi saptırmalar ve liberal idealizm zihinleri sürekli bulandırmaktadır. Böyle bir tarihsel kesitte Marksist felsefecinin tek erdemi; olayların yüzeyindeki köpüğü üfleyip atarak, dünyayı salt maddi üretim ilişkileri, sınıf savaşımının sert mantığı ve diyalektik materyalizmin nesnel yasaları üzerinden kavranabilir kılmaktır.

Son dönemde ABD emperyalizminin ve Siyonist İsrail'in İran’a yönelik tırmandırdığı askeri saldırganlık, hava bombardımanları ve abluka hamleleri, izole bir dış politika sürtüşmesi değildir. Bu süreç; Batı finans-kapitalinin içine düştüğü yapısal krizin, azalan kâr oranları yasasının ve NATO 3.0 konseptiyle küresel çaptaki askeri tahakkümünü yeniden tesis etme arayışının zorunlu bir sonucudur. NATO’nun Kuzey Atlantik sınırlarını aşarak Asya-Pasifik’ten Ortadoğu’ya kadar tüm küresel ticaret ve enerji hatlarını denetim altına alma hamlesini simgeleyen bu yeni konsept (NATO 3.0), Çin ve Rusya’nın temsil ettiği Avrasya bloğunu kuşatmayı hedeflerken, Ortadoğu’yu yeniden dizayn masasına yatırmaktadır.

Tam da bu noktada Türkiye gerçeği, bu emperyalist denklemin ne dışında ne de sadece pasif bir kurbanıdır. Türkiye burjuvazisi, bir yandan NATO 3.0’ın bölgedeki stratejik kalesi ve askeri-endüstriyel çarkının ayrılmaz bir parçası olarak işlev görmekte; diğer yandan kendi bölgesel alt-emperyalist ve yayılmacı emellerini bu krizler üzerinden finanse etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemin diyalektik bir kavranışı ve doğru bir dönem değerlendirmesi; Türkiye işçi sınıfının, egemen sınıfın milliyetçi histerilerine veya liberal NATO’cu illüzyonlarına yedeklenmesini önlemek açısından hayati bir zorunluluktur.

Bu tarihsel sorumlulukla, Teori ve Eylem dergisinde yayımlanan, Mustafa Yalçıner imzalı İran'a emperyalist saldırı ve gösterdikleri başlıklı yazıyı masaya yatırmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Yalçıner’in yazısı, Amerikan emperyalizminin haydutluğunu teşhir etmesi ve "İsrail ABD'yi peşinden sürüklüyor" şeklindeki idealist tezi reddetmesi bakımından doğru bir anti-emperyalist refleks taşısa da; sermayeyi etnikleştirme yanılgısına düşmüş, NATO 3.0 ve emperyalistler arası krizin diyalektiğini ıskalamış ve bağımsız proleter hattı muğlaklaştırarak ağır teorik zaaflar üretmiştir.


Sermayenin Etnisitesi Olmaz: Vulgar Sosyolojinin ve İdealist Sapmanın Eleştirisi

Mustafa Yalçıner’in Teori ve Eylem dergisindeki yazısında, ABD emperyalizmi ile Siyonist İsrail devleti arasındaki organik bağı açıklarken başvurduğu yöntem, metnin bütününe gölge düşüren en ağır teorik zaafı oluşturmaktadır. Metinde, Amerikan ve İsrail mali sermayesinin iç içeliğini kanıtlamak adına Mark Zuckerberg, Larry Page, Sergey Brin, George Soros, Larry Ellison, Michael Bloomberg, Jan Koum gibi teknoloji ve finans devlerinin CEO ve kurucularının "Yahudi orijinli" olmasının tek tek listelendiği görülmektedir.

Bu tutum, görünüşte anti-siyonist bir ajitasyon kılıfına büründürülmüş olsa da, diyalektik materyalist yöntem ve tarihsel sınıf analizi açısından açık bir yöntem kayması, kaba (vülger) bir sosyoloji anlayışı ve öznel idealist bir sapmadır.

"Kişileşmiş Sermaye" ve Sermayenin Nesnel İşleyiş Yasaları

Karl Marx, Kapital’in I. Cildinde sermayeyi ve kapitalisti tanımlarken yöntemsel sınırları kesin hatlarla çizer:

"Burada kişilerden ancak ekonomik kategorilerin kişileşmiş biçimleri, belirli sınıf ilişkilerinin ve çıkarlarının taşıyıcıları oldukları ölçüde söz edilmektedir. Toplumsal ekonomik formasyonun gelişimini doğa tarihi sürecine benzer bir süreç olarak kavrayan benim bakış açımda; birey, ne kadar öznel olarak bunların üstüne yükselirse yükselsin, toplumsal olarak kendisini ürettiği ilişkilerin bir ürünüdür."

Sermaye, belirli bir etnik grubun, dinsel topluluğun ya da ırkın geni, kültürü veya geleneksel bağı değildir. Sermaye, kendi kendini artıran değerdir; cansız emeğin, emilen canlı artı-değerle hayatta kaldığı nesnel bir toplumsal ilişkidir.

Bir tekelin tepe yöneticisinin (CEO) veya majör hissedarının Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Budist ya da ateist olması, sermayenin azami kâr elde etme, sömürü oranını artırma ve piyasada diğer tekelleri yutma zorunluluğunu tek bir milim dahi değiştirmez. Mark Zuckerberg veya George Soros, kişisel inançları ya da soykütükleri ne olursa olsun, piyasada **"kişileşmiş sermaye" olarak hareket etmek zorundadırlar. Eğer bir kapitalist, sınıfsal çıkarlarının ve azami kâr yasasının aksine hareket edip sadece etnik/dini sempatiyle kararlar almaya kalkarsa, sermayenin rekabet yasaları gereği rakipleri tarafından derhal elenir ve iflasa sürüklenir.

Sermayenin işleyişini kişilerin biyolojik ya da kültürel kökenlerine bağlamak, sermayeyi bir üretim ilişkisi olarak değil, adeta kanla geçen bir genetik nitelik olarak kavramak demektir ki bu durum Marksizmin tam karşı kutbuna düşer.

Küçük Burjuva Komplo Teorilerine ve Irkçı/Şovenist İllüzyonlara Verilen Taviz

Burjuvazi, işçi sınıfının sınıfsal bilincini karartmak ve kapitalizmin yapısal krizlerini gizlemek için tarih boyunca kitlelere komplo teorileri sunmuştur. "Dünyayı gizli Yahudi aileler yönetiyor", "Aklılaşmış finans sermayesi belirli bir ırkın elindedir" biçimindeki teoriler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren küçük burjuva antisemitizminin ve faşizmin en temel propaganda aygıtı olmuştur.

August Bebel’in isabetle belirttiği gibi, “Antisemitizm, aptalların sosyalizmidir.”

Yalçıner’in yazısında teknoloji ve finans tekellerinin sahiplerini "Yahudi orijinli" diyerek çetelesini tutmak, istemeden de olsa bu küçük burjuva komplo teorilerine ideolojik cephane taşımaktır. Bir komünist yayında, mali sermayenin ihracı ve tekelci kapitalizmin kanunları yerine burjuva şahısların "etnik orijin haritasının" çıkarılması, okurun zihnini diyalektik materyalizmden kopararak kaba bir kimlikçiliğe iter.

Sermayeyi etnikleştirmek, sistemi değil, o sistemin içindeki belirli bir "etnik grubu" hedef tahtasına oturtma riskini doğurur. Oysa Marksist vizyon; Zuckerberg'i Yahudi olduğu için değil, küresel verisavar bir tekelin sahibi ve işçi sınıfının artı-değerini gasp eden bir burjuva olduğu için hedef alır.

İsrail’in Varlığı: Etnik Akrabalık Değil, Emperyalist Jeostratejik Zorunluluk

ABD emperyalizminin İsrail Siyonizmine verdiği koşulsuz ve devasa askeri/finansal desteğin kaynağı, ABD mali sermayesinin yönetim kurullarındaki Yahudi kökenli yöneticilerin varlığı değildir. Bu durumu etnik ilişkilerle açıklamak, nedensellik ilişkisini başaşağı çevirmektir (idealizm).

Süreç diyalektik olarak şöyle işler:

  1. İleri Karakol İhtiyacı: Ortadoğu; dünya hidrokarbon (petrol ve doğalgaz) rezervlerinin merkezidir ve Hürmüz, Babilmendep, Süveyş gibi küresel ticaretin şahdamarı olan boğazları bünyesinde barındırır.

  2. Askeri Bekçi Köpeği: ABD emperyalizmi, bu devasa stratejik bölgeyi kontrol altında tutabilmek, Arap halklarının kurtuluş hareketlerini bastırmak ve rakip emperyalist odakları (SSCB, günümüzde ise Çin ve Rusya) engellemek için bölgede %100 güvenebileceği, kendisine organik olarak bağımlı bir garnizon devlete ihtiyaç duymuştur.

  3. Mali ve Askeri Akışın Sebebi: İsrail, ABD için Batı Asya'ya yerleştirilmiş bir "batmaz uçak gemisi"dir. ABD'nin İsrail'e her yıl aktardığı milyarlarca dolarlık askeri yardım ve finansal imtiyazlar, bir etnik lobinin "şantajı" veya "akrabalık kayırması" değil; Amerikan mali sermayesinin küresel hegemonyasını korumak için ödediği stratejik bir operasyonel giderdir.

Nitekim eski ABD Başkanı Joe Biden'ın yıllar önce söylediği şu söz, durumun çıplak materyalist özünü özetler: "Eğer bir İsrail olmasaydı, çıkarlarımızı korumak için bir İsrail icat etmek zorunda kalırdık."

Yöntemsel Karşılaştırma: Vülger Sosyoloji ile Diyalektik Materyalizm Arasındaki Uçurum

Sermayeye ve emperyalist ittifaklara yaklaşımda kaba sosyoloji ile diyalektik materyalizm arasındaki niteliksel fark aşağıdaki tabloda netleşmektedir:

Metodolojik BoyutVülger Sosyoloji / İdealist Sapma (Yalçıner'in Hata Çizgisi)Diyalektik Materyalist Yaklaşım (Marksist-Leninist Çizgi)
Sermayenin TanımıSermaye, sahiplerinin etnik, dini veya soybilimsel (orijin) kimliğiyle ilişkilendirilir.Sermaye; kişisellikten arınmış, nesnel, artı-değer gaspına dayanan bir üretim ilişkisidir.
Sistem İçi RolKapitalist, etnik/dini aidiyetinin bilinciyle hareket eden özne olarak görülür.Kapitalist, sermayenin nesnel hareket yasalarının zorunlu kıldığı bir "karakter maskesi"dir (Charaktermaske).
ABD-İsrail İlişkisiABD'deki etkili Yahudi burjuvazisi ve lobilerin etnik dayanışmasının bir sonucudur.ABD emperyalizminin küresel hegemonya, enerji ve ticaret yollarını denetleme ihtiyacının jeostratejik ürünüdür.
Analiz YöntemiŞahısların biyografik ve etnik çetelesini tutmak (Birey merkezli kaba ampirizm).Üretim tarzını, mali sermaye birikim modellerini ve devletlerin sınıfsal karakterini incelemek (Tarihsel Materyalizm).
Sınıf Siyasetine EtkisiSınıf bilincini bulandırır; okuru komplo teorilerine ve kimlikçi/ırkçı saptırmalara açık hale getirir.İşçi sınıfına düşmanın dini/ırkı olmadığını, esas hedefin sermaye düzeninin kendisi olduğunu kavratır.
Yöntemde Berraklık Olmadan Siyasette Devrimci Hat Kurulamaz

Mustafa Yalçıner’in metni, tekelci sermaye gruplarını listelerken düştüğü bu kaba etnik tespit ile Marksist yöntemin dışına taşmıştır. Komünist hareket, ne kadar iyi niyetli veya anti-emperyalist ambalajlı olursa olsun, burjuva ideolojisinin ve küçük burjuva antisemitizminin dilimize ve tahlillerimize sızmasına izin veremez.

Sermayenin dini, dili, ırkı, vatanı ve etnisitesi yoktur. Sermaye, dünyanın neresinde olursa olsun aynı dürtüyle hareket eder: En düşük maliyet, en yüksek sömürü, en yüksek kâr.

ABD emperyalizminin İsrail Siyonizmiyle kurduğu kanlı ortaklık, sermaye sahiplerinin genetik kodlarında değil; tekelci kapitalizmin dünyayı yeniden paylaşma, Ortadoğu halklarını iliklerine kadar soyma ve rakip emperyalist blokları kuşatma ihtiyacında aranmalıdır. Yöntemde atılacak her idealist adım, pratikte proleter sınıf çizgisinin sakatlanmasıyla sonuçlanır. Devrimci teori, bu tür vülger sapmalardan arındığı oranda keskin bir kılıç haline gelebilir.


ABD'nin Hegemonya Krizi, NATO 3.0 ve Emperyalistler Arası Çatışmanın Diyalektiği

Mustafa Yalçıner’in Teori ve Eylem dergisindeki yazısında, ABD emperyalizminin ve Siyonist İsrail'in İran’a yönelik saldırganlığı tarihsel kesitler verilerek aktarılmakta; ancak krizin arkasındaki temel dinamik, diyalektik bütünsellikten yoksun biçimde tahlil edilmektedir. Metin, ABD’nin hamlelerini zaman zaman Trump’ın kişisel "pervasızlığına", ileri sürdüğü "gülünç ve komik gerekçelere" veya münferit bir ABD-İran gerilimine indirgeme eğilimindedir.

Oysa diyalektik materyalist yöntem, olguları bireylerin psikolojik sapmalarında ya da söylemlerindeki absürtlükte değil; küresel kapitalist sistemin yapısal krizinde, tekelci mali sermayenin zorunluluklarında ve dünyayı yeniden paylaşma savaşının şiddetlenmesinde arar.

Kişiselleştirmenin Eleştirisi: Trump’ın "Deliliği" mi, Sermayenin Zorunluluğu mu?

V. I. Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması eserinde emperyalizmin burjuva siyasetçilerin "kötü niyetli bir politikası" değil, tekelci kapitalizmin kaçınılmaz ve nesnel bir aşaması olduğunu kanıtlamıştır.

Yalçıner'in yazısında Trump’ın açıklamalarına geniş yer verilerek "herkesi aptal yerine koymaya çalıştığı", "komik gerekçeler ürettiği" vurgulanmaktadır. Bir ajitasyon unsuru olarak bu söylemler teşhir edilebilir; fakat ideolojik bir tahlilde bireyleri merkeze koymak, diyalektik materyalizmden idealizme kayma riski taşır:

  • Sistemik İhtiyaç: Trump veya bir başka burjuva temsilci, Amerikan mali sermayesinin nesnel ihtiyaçlarının birer sözcüsüdür. ABD’nin İran’ı hedef alması Trump’ın şahsi bir tasarrufu değil; Cumhuriyetçisiyle, Demokratıyla tüm Amerikan burjuvazisinin ortak stratejik kararıdır. Nitekim Obama döneminde uygulanan "felç edici yaptırımlar" da, Bush’un İran'ı "Şeytan Ekseni" ilan etmesi de aynı nesnel zemine dayanır.

  • Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi: Dünya kapitalizmi, Marx’ın formüle ettiği azalan kâr oranları eğilimi yasası gereği derin bir organik kriz içindedir. Sermaye, birikim krizini aşmak ve artı-değer oranlarını yükseltmek için küresel hidrokarbon kaynaklarını (petrol ve doğalgaz), stratejik ham maddeleri ve nakliye koridorlarını doğrudan denetim altına almak zorundadır.

Hegemonya Krizinin Diyalektik Mantığı: "Rıza"dan Çıplak Şiddete Düşüş

Gramsci’nin ifade ettiği üzere, bir emperyalist gücün hegemonyası sadece askeri zor aygıtına (tahakküm) değil; ekonomik, kültürel ve kurumsal ikna kabiliyetine (rıza) dayanır. ABD emperyalizmi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu "Pax Americana" düzeninde, Dolar’ın küresel rezerv para birimi olması ve Dünya Bankası/IMF gibi kurumlar kanalıyla dünya kapitalizmini yönetme kapasitesine sahipti.

Bugün şahit olduğumuz askeri saldırganlık, ABD’nin mutlak gücünü değil; aksine hegemonik gerileyişini ve panik halini simgelemektedir:

  1. Rıza Kapasitesinin Çöküşü: ABD ekonomisi; sanayisizleşme, devasa dış borçlar ve Dolar’ın küresel ticaretteki hakimiyetinin gerilemesi (de-dolarizasyon) sebebiyle artık dünya kapitalizmine "rızaya dayalı" bir liderlik sunamamaktadır.

  2. Çıplak Askeri Zora Başvurma: Rıza üretemeyen hegemon güç, diyalektik bir sıçramayla hegemonyasını sadece askeri şiddet, yaptırımlar ve haydutça yaptırım ablukalarıyla sürdürmeye çalışır. İran’a yönelik bombardımanlar, uluslararası hukukun (burjuva hukukunun dahi) ayaklar altına alınması, ABD’nin zayıflayan ekonomik rızasını askeri zorbalıkla telafi etme çabasıdır.

NATO 3.0 Konsepti: Küresel Kuşatma ve Boğazların Denetimi

Yalçıner’in yazısında eksik kalan en hayati kavramlardan biri, Atlantik emperyalist blokunun içine girdiği yeni askeri-politik evre, yani NATO 3.0 konseptidir.

  • NATO 1.0 (Soğuk Savaş Dönemi): Sovyetler Birliği’ni ve sosyalist bloğu "çevreleme" ve Avrupa’yı ABD denetiminde tutma evresi.

  • NATO 2.0 (Soğuk Savaş Sonrası): SSCB’nin dağılmasıyla birlikte "alan dışı" müdahaleler dönemi (Balkanlar, Afganistan, Irak, Libya) ve Doğu Avrupa’ya genişleme hamleleri.

  • NATO 3.0 (Küresel NATO Evresi): Kuzey Atlantik sınırlarını aşarak Asya-Pasifik’ten Ortadoğu’ya kadar tüm küresel ticaret ve enerji nakil yollarını (Hürmüz, Babülmendep, Malakka boğazları) denetim altına alma stratejisi. NATO 3.0, yalnızca Rusya’yı değil, asıl olarak Çin’i ve onun küresel lojistik ağlarını hedefleyen devasa bir askeri-endüstriyel konsepttir.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik son saldırıları, NATO 3.0’ın Ortadoğu ve Batı Asya ayağının ivme kazanmasından başka bir şey değildir. İran, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetiyle Batı imperializminin küresel enerji sevkiyatı üzerindeki diktatörlüğüne çomak sokmaktadır. NATO 3.0 stratejisi, İran’ı askeri ve politik olarak dize getirerek bu kritik su yolunu "küresel tekelci sermaye adına" tamamen emniyet altına almayı amaçlamaktadır.

Emperyalistler Arası Yeniden Paylaşım Savaşı: Çin ve Rusya Faktörü

Yalçıner'in yazısının en büyük yöntemsel sınırlarından biri, gerilimi adeta vakumlanmış bir ortamda "ABD/İsrail vs. İran" şeklinde ikili bir denklem olarak ele almasıdır. Oysa günümüz dünyasında tek kutuplu Amerikan düzeni çatırramakta ve yerini emperyalistler arası kanlı bir yeniden paylaşım savaşına bırakmaktadır.

Çin ve Rusya, bu paylaşım savaşının diğer kutbundaki emperyalist/sosyal-emperyalist odaklardır. Süreç diyalektik olarak incelendiğinde şu nesnel gerçekler açığa çıkar:

  • İran'ın Konumu: İran, emperyalizmin pasif, masum bir kurbanı değildir. İran egemen sınıfı, bir yandan kendi halkını ezerken diğer yandan Çin emperyalizminin "Kuşak ve Yol Projesi"nin stratejik bir köprüsü ve Rusya’nın Ortadoğu/Kafkasya’daki en önemli askeri-politik müttefikidir. Çin, petrol ihtiyacının devasa bir kısmını İran’dan tedarik etmekte ve yaptırımları baypas ederek İran ekonomisini kendi sermaye birikim modeline bağlamaktadır.

  • Vekalet Savaşından Doğrudan Çatışmaya: ABD’nin İran’ı vurması, doğrudan doğruya Çin emperyalizminin lojistik ve enerji damarlarını kesme hamlesidir. İran'ı zayıflatmak; Çin’in Ortadoğu’daki nüfuz alanını felç etmek ve Rusya’nın güney cephesini kırmak demektir.

Savaşı emperyalistler arası rekabet bağlamından koparıp sadece "emperyalizmin mağdur bir ülkeye saldırısı" olarak okumak, okuyucuda Çin veya Rusya emperyalizmine karşı bir sempati ("çok kutupluluk illüzyonu") doğurma riski taşır. Marksist vizyon, bu iki emperyalist blok arasındaki kavgada işçi sınıfının tutumunun "ne Atlantik ne Avrasya" ilkesi temelinde bağımsız olması gerektiğini savunur.

Karşılaştırmalı Analiz Tablosu

Aşağıdaki tablo, ABD-İran krizine ve küresel gerilime yaklaşımda yüzeysel/idealist tahlil ile diyalektik materyalist kavrayış arasındaki yöntemsel farkı açıkça ortaya koymaktadır:

Analiz BoyutuYüzeysel / İndirgemeci Yaklaşım (Yalçıner'in Yazısındaki Zaaflar)Diyalektik Materyalist Çözümleme (Geliştirilmiş Marksist Vizyon)
Saldırının SebebiTrump’ın pervasızlığı, şahsi saldırganlığı ve "komik" gerekçeleri.Kapitalizmin yapısal krizi, azalan kâr oranları ve finans-kapitalin pazar ihtiyacı.
Hegemonya DurumuABD’nin mutlak gücü ve dünyayı tek başına yönetme isteği.ABD’nin "rıza" üretemediği için çıplak askeri zora başvurduğu organik hegemonya krizi.
Askeri StratejiABD ve İsrail’in bölgesel bir ülkeye yönelik münferit işgal/yıkım harekatı.NATO 3.0 konsepti kapsamında küresel enerji ve ticaret koridorlarının denetim altına alınması.
Bölgesel DenklemSadece "ABD/İsrail saldırganlığı vs. Mazlum İran halkı" ikiliği.ABD/NATO bloğu ile Çin/Rusya bloğu arasındaki emperyalistler arası küresel paylaşım kavgası.
İran’ın RolüYalnızca emperyalizmin hedefindeki nesne / kurban ülke.Kendi burjuva çıkarları olan, Çin/Rusya bloğuna eklemlenmiş bölgesel aktör.
Devrimci GörevSadece ABD/İsrail saldırganlığını teşhir etmekle sınırlı anti-emperyalizm.Emperyalist savaşı iç sınıf savaşına dönüştürmek; hiçbir emperyalist kampa (Atlantik/Avrasya) yedeklenmemek.

Mustafa Yalçıner’in yazısı, ABD ve İsrail’in zorbalığını teşhir etmesi açısından ajitasyonel bir değer taşısa da; küresel hegemonya krizini, NATO 3.0’ın stratejik mantığını ve emperyalistler arası çelişkilerin diyalektiğini kavrama noktasında sığ kalmıştır.

Günümüz dünyasını doğru okumak isteyen bir Marksist, ABD’nin pervasızlığını sadece bir liderin kişisel deliliği olarak göremez. Karşımızda duran tablo; çürüyen, rıza üretme kabiliyetini kaybetmiş, Dolar saltanatı sarsılan ve bu yüzden NATO 3.0 zırhına bürünerek dünyayı kanlı bir savaşa sürükleyen tekelci kapitalizmin nihai çırpınışlarıdır.

Bu çırpınış karşısında devrimci proleter çizgi; emperyalist füzelerin karşısına dikilirken, ne Molla rejiminin gerici anti-emperyalist retoriğine ne de Çin/Rusya bloğunun "çok kutuplu dünya" masallarına prim verir. Gerçek anti-emperyalizm, tekelci kapitalizmin ve onun bölgesel işbirlikçilerinin kökünü kazıyacak olan bağımsız sınıf mücadelesidir.


İran Rejiminin Sınıfsal Karakteri, "Direniş Ekseni" İllüzyonu ve Bağımsız Proleter Hat

Mustafa Yalçıner’in Teori ve Eylem dergisindeki yazısında, ABD ambargolarının ve İsrail bombardımanlarının İran halkı üzerinde yarattığı felaketler haklı olarak vurgulanmakta; ancak sıra İran devletinin sınıfsal doğasını ve bu rejime karşı proleter tutumu tanımlamaya geldiğinde metin ciddi bir muğlaklığa teslim olmaktadır. Yazıda İran rejiminin "zalimliğine" ve "zorba tutumuna" parantez içinde, adeta geçiştirilerek değinilmekte; fakat devletin maddi üretim ilişkileri içindeki yeri ve hangi sınıfın diktatörlüğü olduğu diyalektik bir netlikle ortaya konmamaktadır.

Devrimci bir Marksist için emperyalist saldırganlığa karşı çıkmak, hiçbir koşulda hedef alınan ülkenin gerici egemen sınıfını aklamayı ya da onun sınıfsal karakterini örtbas etmeyi gerektirmez. Aksine, ilkesel bir anti-emperyalizm ancak ve ancak yerel burjuvaziden ideolojik ve politik olarak tamamen kopmuş bağımsız bir proleter hattın inşasıyla mümkündür.

Perde Arkasındaki Gerçek: Teokratik-Bürokratik Burjuva Diktatörlüğü

İran devleti, iddia edildiği gibi emperyalizme karşı halkın çıkarlarını savunan "halkçı" ya da "ilerici" bir anti-emperyalist kale değildir. 1979 Devrimi’nin ardından işçi konseylerinin (Şuralar) kanla bastırılması, sol ve komünist hareketlerin fiziksel tasfiyesi üzerine kurulan İslam Cumhuriyeti, bürokratik-teokratik burjuvazinin ve komprador kapitalistlerin diktatörlüğüdür.

İran’daki üretim ilişkilerini ve sınıf yapısını incelediğimizde karşımıza şu nesnel gerçekler çıkar:

  • İslam Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran) ve Sermaye Birikimi: Pasdaran, sadece askeri bir güç değil; inşaat, telekomünikasyon, petrol, madencilik ve kaçakçılık sektörlerini elinde tutan devasa bir mali-askeri tekeldir. İran ekonomisinin önemli bir bölümü, bu askeri-bürokratik burjuvazinin doğrudan denetimindedir.

  • Dini Vakıflar (Bonyadlar) ve Muafiyetler: Bonyad adı verilen teokratik holdingler, ülke gayrisafi yurt içi hasılasının devasa bir kısmını kontrol etmekte; her türlü vergi ve denetimden muaf tutularak işçi sınıfının ürettiği artı-değere el koymaktadır.

  • Sınıf Mücadelesinin Kanla Bastırılması: İran rejimi; bağımsız sendikaları yasaklayan, grevci işçileri kırbaçlayan, idam eden, zamlara ve yoksulluğa karşı sokağa çıkan kitleleri kurşunlayan, kadınların üzerindeki feodal-ortaçağcı ataerkil baskıyı bir sınıf disiplini aygıtı olarak kullanan gerici bir burjuva rejimidir.

Dolayısıyla, İran rejimi ile Amerikan emperyalizmi arasındaki çatışma; sosyalizm ile kapitalizm ya da ezilen bir halk ile ezileni savunan bir devlet arasındaki çatışma değildir. Bu çatışma, küresel tekelci kapitalizm ile kendi ulusal pazarını ve bölgesel nüfuz alanını korumaya çalışan teokratik bir burjuva rejimi arasındaki çatışmadır.

"Direniş Ekseni" Efsanesinin Demagojisi ve Alt-Emperyalist Emeller

Yalçıner'in yazısında "Şii Hilali" ya da "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan yapıdan bahsedilmekte, ancak bu eksenin sınıfsal analizi yapılmamaktadır. Oysa diyalektik materyalizm, bu tür dini veya jeopolitik ambalajların altındaki sınıfsal özü teşhir etmekle yükümlüdür.

Hizbullah, Hamas, Haşdi Şaabi ve Ensarullah (Hutiler) gibi unsurların merkezinde yer aldığı bu hat; proleter ya da anti-kapitalist bir niteliğe sahip değildir. Bu odaklar, burjuva-küçük burjuva dini milliyetçi hareketler olup; İran egemen sınıfının Ortadoğu'daki bölgesel pazar payını artırma, kendi alt-emperyalist etki alanını genişletme ve Çin/Rusya bloğu lehine jeopolitik koz elde etme araçlarıdır.

İran burjuvazisi, Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de ve Lübnan'da emekçi halkların devrimci potansiyelini mezhepçi ideolojiyle zehirlemiş, sınıf bilincinin gelişmesini engellemiş ve bölge halklarını kendi sınıfsal çıkarları için vekalet savaşlarının piyonu haline getirmiştir. "Direniş Ekseni" söylemi, İran işçi sınıfının ve bölge halklarının iliklerine kadar sömürülmesini gizleyen ideolojik bir peçeden ibarettir.

İki Sapmanın Eleştirisi: "Kampçılık" ve "Sol-Liberal" Emperyalist İllüzyon

Emperyalist kriz ve savaş dönemlerinde Marksist çizgiden sapan iki temel sağ ve sol oportünist eğilim ortaya çıkar. Yalçıner’in metni, bu iki sapma karşısında da net bir barikat kuramamaktadır:

Kampçılık (Sosyal Şövenizm) Sapması

Bu eğilim, dünyayı sadece "emperyalist blok" ve "anti-emperyalist blok" olarak ikiye ayırır. ABD ve İsrail’in karşısında yer alan her rejimi (İran mollalarını, Esad’ı, Putin’i vb.) otomatik olarak desteklenmesi gereken "anti-emperyalist güçler" olarak ilan eder.

  • Marksist Eleştiri: Bu yaklaşım, Lenin'in sosyal-şovenizm olarak mahkûm ettiği tutumun güncellenmiş halidir. Kendi ülkesinin ya da bölgesinin burjuvazisini aklamak, işçi sınıfını teokratik bir diktatörlüğün arkasına dizmek komünist ilkelere ihanettir. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" sığlığı, diyalektik değil, pragmatist bir burjuva mantığıdır.
Sol-Liberal / NATO'cu Sapma

Bu eğilim ise, İran rejiminin zalimliğinden, kadın düşmanlığından ve anti-demokratik yapısından hareketle; ABD/NATO müdahalesini, yaptırımlarını veya "rejim değişikliği" operasyonlarını zımnen ya da açıkça olumlar. "Mollalar gitsin de nasıl giderse gitsin" anlayışıyla emperyalist bombalardan "demokrasi" bekler.

  • Marksist Eleştiri: Bu yaklaşım, burjuva hümanizminin ve sol-liberalizmin tuzağıdır. Irak, Libya, Afganistan ve Suriye örnekleri açıkça göstermiştir ki; emperyalizmin getirdiği "rejim değişikliği" demokrasi değil, ülkenin yağmalanması, ulusal kaynakların talanı, mezhep savaşları ve işçi sınıfının tamamen ezilmesidir.
Lenin'in Çifte Reddi ve Bağımsız Proleter Hat (CIPOML Çizgisi)

V. I. Lenin, Birinci Dünya Savaşı sırasında emperyalist savaşa karşı tutumu belirlerken "Devrimci Bozgunculuk" ve "Sınıf Bağımsızlığı" ilkelerini formüle etmiştir. Aynı yaklaşım, bugün emperyalizmin İran'a yönelik kuşatması karşısında da geçerlidir.

Devrimci proleter çizgi (CIPOML hattı) diyalektik bir çifte reddi esas alır:

  1. Emperyalist Müdahaleye Karşı Koşulsuz Tutum: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik her türlü bombardımanına, askeri müdahalesine, ekonomik ambargosuna ve rejim değişikliği dayatmasına amasız-fakatsız karşı durulur. Emperyalizm ezilen ulusların baş düşmanıdır.

  2. Yerel Burjuvaziye Karşı Sınıf Savaşı: Emperyalizme karşı dururken, İran Molla rejimine, teokratik burjuvaziye ve onun bölgesel uzantılarına tek bir milim dahi ideolojik/politik destek verilmez.

Rejimi değiştirme ve teokrasiyi yıkma görevi, Amerikan füzelerine veya siyonist işgalcilere değil; İran işçi sınıfının, kadınlarının ve ezilen halklarının devrimci mücadelesine aittir. Anti-emperyalist mücadele, Mollaların bekası için değil; teokratik diktatörlüğü devirecek ve Proletarya Diktatörlüğünü kuracak olan Sosyalist Devrim için yürütülür.

Karşılaştırmalı Analiz Tablosu: Üç Farklı Hattın Teşhiri

Aşağıdaki tablo, İran-ABD krizi karşısında ortaya çıkan ideolojik eğilimlerin sınıfsal özünü ve Marksist-Leninist bağımsız hattın farkını net olarak özetlemektedir:

İdeolojik Hat / Akımİran Rejimine (Mollalara) BakışABD/İsrail Emperyalizmine BakışRejim Değişikliği Görevi Kimin?Sınıfsal Sonuç ve İşlev
Kampçı / Sosyal-Şovenist Çizgi (Sağ Oportünizm)"Anti-emperyalist kale" olarak görülür; rejim içi baskılar sümen altı edilir.Ana düşman olarak görülür; ancak yerel burjuvaziye yedeklenerek mücadele edilir.Rejim korunmalıdır; iç sınıf mücadelesi ertelemeye tabi tutulur.İşçi sınıfını teokratik burjuvazinin arkasına kuyruk eder; sınıf bilincini felç eder.
Sol-Liberal / NATO'cu Çizgi (Sol Oportünizm)"Şeytanlaştırılır"; rejimden kurtulmak için emperyalist yaptırımlar dahi meşrulaştırılır."Kötünün iyisi" ya da "demokrasi ihratçısı" olarak gizli/açık olumlanır.Emperyalist müdahale, dış destekli muhalefet veya NATO askeri zorbalığı.İşçi sınıfını emperyalizmin yedek gücü yapar; ülkenin sömürgeleştirilmesine hizmet eder.
Devrimci Proleter Çizgi (CIPOML / Marksizm-Leninizm)Gerici, teokratik-bürokratik burjuva diktatörlüğü olarak teşhir edilir.Ezilen halkların baş düşmanı tekelci odak; saldırganlığına koşulsuz karşı çıkılır.İran İşçi Sınıfı ve Ezilenleri (Bağımsız Kitle Harekatı ve Devrim).İşçi sınıfının ideolojik ve örgütsel bağımsızlığını sağlar; anti-emperyalizmi sosyalizme bağlar.

Mustafa Yalçıner’in yazısı, ABD’nin haydutluğunu mahkûm etme noktasında doğru bir ilk adımdır; ancak İran devletinin sınıfsal doğasını netleştiremediği ve bağımsız proleter hattı açıkça çizemediği için teorik olarak eksik ve yönünü kaybetmeye açıktır.

Marksist felsefe, diyalektik çelişkilerin ortasında bocalayan sığ bir pasifizm ya da burjuva kliklerinden birini seçme pragmatizmi değildir. İran halkı, Amerikan füzeleri ile Molla kırbaçları arasında bir tercihe zorlanamaz. Devrimci komünistlerin görevi, işçi sınıfına bu iki gerici güç karşısında kendi bağımsız sınıf bayrağını yükseltmeyi; anti-emperyalist savunmayı, teokratik burjuvaziyi alaşağı edecek kesintisiz bir devrimci sınıf savaşına dönüştürmeyi öğretmektir.


Çelişkilerin Diyalektik Matrisi ve Çelişki Teorisinin Yöntemsel Uygulaması

Diyalektik materyalist felsefenin kalbi, çelişki kavramıdır. V. I. Lenin’in Felsefe Defterleri’nde vurguladığı gibi: "Diyalektik, en yalın anlamıyla, nesnelerin kendi özündeki çelişkilerin incelenmesidir." Mustafa Yalçıner’in Teori ve Eylem dergisindeki yazısı; karmaşık, çok katmanlı ve dinamik bir jeopolitik kırılmayı çözümlemeye çalışırken diyalektik çelişki teorisinin nesnel kategorilerini (temel çelişki, başlıca çelişki, içsel/dışsal çelişki, antagonistik çelişki) birbirine karıştırmış, bu durum da zorunlu olarak politik sonuçlarda muğlaklığa yol açmıştır.

Düz mantık (burjuva formal mantığı), olguları "ya A’dır ya da B’dir" ikiliğiyle ele alır: Ya Amerikan emperyalizminin yanındasın ya da İran Molla rejiminin. Diyalektik yöntem ise formal mantığın bu sığ cenderesini parçalar. Diyalektik, karşıtların birliği ve savaşımı yasası uyarınca, tek bir vaka içinde aynı anda birden fazla çelişkinin nasıl iç içe geçtiğini, bu çelişkilerin hangisinin belirleyici (başlıca) olduğunu ve bir durumdan diğerine nasıl dönüştüğünü gösterir.

Ortadoğu’da tırmanan güncel kriz, çok katmanlı bir çelişkiler yumağıdır. Bu yumağı doğru çözebilmek için çelişki kategorilerini tek tek diyalektik süzgeçten geçirmek zorundayız.

İçsel ve Dışsal Çelişki Diyalektiği: Değişimin Temeli ve Koşulu

Mao Zedong’un Çelişki Üzerine eserinde formüle ettiği en temel diyalektik ilkelerden biri şudur: "Dışsal nedenler değişmenin koşulu, içsel nedenler ise değişmenin temelidir; dışsal nedenler içsel nedenler aracılığıyla etkide bulunur."

Yalçıner’in yazısında, ABD ambargolarının ve İsrail füzelerinin İran toplumunda yarattığı yıkım haklı olarak öne çıkarılmakta; ancak toplumun değişme ve özgürleşme dinamiği adeta sadece "dışsal etkene" (ABD saldırganlığına) indirgenmektedir. Oysa diyalektik materyalizm bize gösterir ki:

  1. Dışsal Çelişki (ABD/İsrail Emperyalizmi vs. İran Devleti/Halkı): Saldırı, bombalama ve ambargolar, İran toplumunun iç dinamiklerini sarsan _dışsal koşuldur.

  2. İçsel Çelişki (İran Proletaryası vs. İran Teokratik Burjuvazisi): İran toplumunun tarihsel yönünü belirleyecek olan esas dinamik, toplumun kendi bünyesindeki _içsel sınıf çelişkisidir.

Eğer içsel çelişkiler hesaba katılmazsa, dışsal saldırı karşısında İran halkı pasif bir kurban, İran devleti ise kaderi tayin eden tek özne olarak resmedilir. Oysa emperyalist bombardımanın getirdiği yıkım (dışsal koşul), ancak ve ancak İran işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü sınıf mücadelesini (içsel temel) keskinleştirdiği oranda tarihsel ve devrimci bir sıçramaya dönüşebilir.

Temel Çelişki ile Başlıca Çelişki Arasındaki Niteliğin Ayrıştırılması

Yönelim bozukluğunu engellemek için Temel Çelişki ile Başlıca Çelişki arasındaki farkı diyalektik bir netlikle ortaya koymak gerekir:

Evrensel Temel Çelişki: Emek - Sermaye

Kapitalist üretim tarzının yürürlükte olduğu tüm dünyada ve tarihsel evrede temel çelişki Toplumsal Üretim ile Özel Mülk Edinme (Emek - Sermaye) arasındaki çelişkidir. Bu çelişki, kapitalizm var olduğu sürece ortadan kalkmaz. Ne ABD’nin teknoloji tekelleri ne de İran Devrim Muhafızları’nın holdingleri bu temel çelişkinin dışındadır.

Konjonktürel Başlıca Çelişki: Emperyalist Saldırganlık vs. Ezilen Ulus

Belirli bir anda ve somut bir mekânda, temel çelişkinin dışa vurum biçimi değişebilir. ABD ve İsrail’in İran topraklarını bombaladığı, Hürmüz Boğazı’nı ablukaya aldığı güncel askeri tırmanış anında, bölgesel düzeyde başlıca çelişki: Emperyalist Saldırganlık ile Ezilen/Hedef Alınan İran Halkı arasındaki çelişkidir.

  • Diyalektik Tuzak: Başlıca çelişkiye odaklanırken temel çelişkiyi (sınıf savaşımını) unutmak "sosyal-şovenizme" (Mollaların arkasına dizilmeye); temel çelişkiyi soyut bir biçimde öne sürerek konjonktürel başlıca çelişkiyi (emperyalist bombardımanı) görmezden gelmek ise "sol-sekterliğe" ve sol-liberalizme yol açar. Marksist metodoloji, bu iki hatayı da reddeder.
Antagonistik ve Antagonistik Olmayan Çelişkiler

Çelişkilerin niteliği, çözüm yollarını belirler. Diyalektik materyalizm çelişkileri uzlaşmazlık derecelerine göre ayırır:

  • Antagonistik (Uzlaşmaz) Çelişkiler: Çıktısı ancak taraflardan birinin diğerini ortadan kaldırması veya devirmesiyle mümkündür.

    • Örnek 1: ABD Emperyalizmi vs. Dünya Halkları (Uzlaşmaz)

    • Örnek 2: İran Proletaryası vs. İran Burjuvazisi/Molla Rejimi (Uzlaşmaz)

  • Antagonistik Olmayan (Uzlaşabilir/Girişik) Çelişkiler: Süreç içerisinde biçim değiştirebilen, geçici ittifaklara veya taktiksel geri çekilmelere konu olabilen çelişkilerdir.

    • Örnek: ABD Emperyalizmi ile Çin/Rusya Emperyalist Bloğu arasındaki rekabet. Bu, iki emperyalist güç odağı arasındaki uzlaşmazlık değil; pazar payı ve hegemonya kapışmasıdır.

Yalçıner’in yazısında Çin ve Rusya’nın süreçteki konumu diyalektik olarak tahlil edilmediği için, bu ülkelerin ABD ile olan çelişkisi adeta "dünya halklarının lehine bir anti-emperyalizm" gibi algılanma riski taşımaktadır. Oysa emperyalistler arası çelişkiler antagonistik değil, pazarlık edilebilir ve dünyayı yeniden paylaşmaya dayalı pazar çelişkileridir.

Bütünsel Çelişkiler Matrisi

Ortadoğu ve İran-ABD krizinde iç içe geçen tüm çelişki düzeylerini, faillerini, niteliklerini ve Marksist-Leninist (CIPOML) çizginin bu çelişkilere getirdiği devrimci sentezi aşağıdaki matris üzerinden diyalektik bir bütünsellikle inceleyebiliriz:

Çelişki Düzeyi ve TürüÇelişen Kutuplar (Tez / Antitez)Çelişkinin NiteliğiNesnel Süreç ve Maddi GerçeklikDevrimci Proleter Tavır (Sentez)
I. Evrensel / Tarihsel (Temel Çelişki)Emek (İran ve Dünya Proletaryası) vs. Sermaye (Küresel Finans-Kapital ve Yerel Burjuvazi)Antagonistik (Tamamen Uzlaşmaz)Kapitalist artı-değer sömürüsü. Savaşın, yoksulluğun ve krizlerin kök nedeni.İşçi sınıfının ideolojik, politik ve örgütsel tam bağımsızlığı; Sosyalist Devrim.
II. Küresel / Sistemik (Emperyalistler Arası)Batı Blok (ABD / NATO 3.0 / İsrail) vs. Doğu Blok (Çin / Rusya)Sermaye İçi Rekabet (Genişleyen Pazar Kavgası)Küresel pazarların, enerji hatlarının (Hürmüz, Babilmendep) ve boğazların yeniden paylaşımı kavgası.Hiçbir emperyalist bloğa yedeklenmemek; "çok kutuplu dünya" illüzyonunu ve tarafçılığı reddetmek.
III. Bölgesel / Güncel (Başlıca Çelişki)ABD / İsrail Emperyalist Saldırganlığı vs. Ezilen İran Ulusu ve HalkıAntagonistik (Milli Veçheli Sömürgecilik)Hukuksuz bombardımanlar, ambargolar, Dolar hegemonyasını ve NATO 3.0'ı dayatma çabası.Emperyalist işgale, askeri müdahaleye ve Siyonist yayılmacılığa amasız-fakatsız karşı durmak.
IV. İçsel / Sınıfsal (İran İç Çelişkisi)İran Teokratik Burjuvazisi (Mollar & Pasdaran) vs. İran İşçi Sınıfı, Kadınlar ve GençlikAntagonistik (Sınıfsal ve Politik Diktatörlük)Dini maske altında sürdürülen sermaye birikimi, grev yasağı, kadın katliamları ve ağır sınıf baskısı.Burjuva rejimine güvenmemek; anti-emperyalist savunmayı teokrasiyi yıkacak devrime dönüştürmek.
V. Bölgesel / Türkiye GerçeğiTürkiye Burjuvazisi (NATO 3.0 Üyesi) vs. Türkiye ve Bölge ProletaryasıAntagonistik (Alt-Emperyalist ve Sınıfsal)T.C. egemenlerinin NATO müttefikliği ile bölgesel nüfuz kavgası arasındaki ikiyüzlü siyaseti.Kendi egemen sınıfına karşı mücadeleyi yükseltmek; NATO’dan çıkış ve üslerin kapatılması mücadelesi.
Yöntemsel Saptama: Yalçıner’in Diyalektik Tıkanıklığı Nerede Başlıyor?

Mustafa Yalçıner’in metnindeki temel tıkanıklık, yukarıda tablolaştırılan matristeki III. Düzey (Bölgesel Başlıca Çelişki) ile IV. Düzey (İran İç Sınıf Çelişkisi) arasındaki diyalektik bağı kuramamasından kaynaklanmaktadır.

Yalçıner:

  1. ABD saldırganlığını doğru bir şekilde teşhir etmekte, ancak bunu yaparken sermaye sahiplerinin soykütüğünü (Yahudi orijinini) listeyerek biyolojik bir kaba ampirizme kaymaktadır.

  2. III. Düzeydeki çelişkiyi (ABD vs. İran) öne çıkarırken, IV. Düzeydeki çelişkiyi (İran işçi sınıfı vs. Molla rejimi) adeta ikincil, önemsiz bir ayrıntı gibi geçiştirmektedir.

  3. Bu durum, okuyucuda “Şu an emperyalist saldırı var, o halde İran rejiminin sınıfsal karakterini tartışmanın sırası değil” şeklinde özetlenebilecek sağ-oportünist bir algının oluşmasına kapı aralamaktadır.

Oysa diyalektik yöntem, bu çelişkilerin aynı anda, birbiriyle etkileşim halinde var olduğunu söyler. ABD füzeleri İran’a düşerken, İran Molla rejimi de fabrikayı greve götüren işçileri tutuklamaya devam etmektedir. Devrimci bir tahlil, füzeleri fırlatan Amerikan emperyalizminin kolunu kırma mücadelesi ile o fabrikada işçiyi kırbaçlayan teokratik burjuvazinin ciğerini sökme mücadelesini aynı devrimci stratejinin (Kesintisiz Devrim) iki ayrılmaz parçası olarak kavramak zorundadır.

Çelişkilerin diyalektik matrisi bize göstermektedir ki; dünyada ve Ortadoğu’da cereyan eden kanlı çatışmalar, ne dini/etnik savaşlardır ne de birkaç "pervasız" liderin kişisel çılgınlığıdır. Karşımızdaki tablo, tekelci kapitalizmin küresel düzeyde yarattığı antagonistik çelişkilerin patlama noktasıdır.

Mustafa Yalçıner’in yazısındaki antikapitalist ve anti-emperyalist niyetleri selamlamakla birlikte, yöntemsel olarak diyalektik materyalizme sadık kalmak bir lüks değil, devrimci varoluş şartıdır. Çelişkileri doğru sınıflandıramayan, içsel ile dışsal olanı ayrıştıramayan, sermayeyi etnikleştiren ve sınıf bağımsızlığını netleştiremeyen her analiz; en nihayetinde burjuva ideolojisinin dolaylı bir aparatı haline gelme riski taşır. Devrimci teori, çelişkilerin tam kalbine neşter vuran diyalektik materyalist berraklıkla zafere ulaşabilir.


CIPOML Çizgisinin Çağrısı ve Türkiye Proletaryasının Tarihsel Görevi

Mustafa Yalçıner’in Teori ve Eylem dergisindeki samimi anti-emperyalist çabası, Amerikan haydutluğunu teşhir etme iradesi ve Siyonizmin pervasızlığına karşı durma gayreti şüphesiz saygıdeğerdir. Ancak tarihsel materyalizm, niyetlerin samimiyetiyle değil, yöntemin niteliği ve nesnel gerçeklikle ölçülür. Yalçıner’in yazısı; sermayeyi biyolojik ve etnik kimliklere indirgeyen vülger sosyolojisiyle, NATO 3.0’ın diyalektiğini es geçen sığ süreç analiziyle ve İran Molla rejiminin gerici-burjuva niteliğini netleştiremeyen bocalayışıyla diyalektik materyalist yöntemden sapmıştır.

Bu yöntemsel tıkanıklıktan ve teorik bocalayıştan çıkışın yegâne yolu, uluslararası komünist hareketin çelikleşmiş hafızasını temsil eden CIPOML (Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı) çizgisidir. CIPOML çizgisi; sermayenin etnik köken haritasını çıkaran küçük burjuva komplo teorilerini kararlılıkla reddeder. O, finans-kapitalin nesnel işleyiş yasalarını göz önüne serer; "çok kutupluluk" masallarıyla işçi sınıfını Çin ve Rusya emperyalizmine veya yerel teokratik diktatörlüklere kuyruk eden sağ oportünizme ve NATO bombardımanlarından medet uman sol-liberalizme karşı ilkesel, tavizsiz ve bağımsız proleter hattı çeker.

Bu tarihsel kesitte, ABD-İran çatışmasının tam ortasında yer alan Türkiye sınıflarının ve Türkiye işçi sınıfının takınması gereken tavır son derece net, sarsılmaz ve epik bir tarihsel sorumluluk taşımaktadır:

Anadolu ve Trakya proletaryası!

Sizin yeriniz; Küre Dağları'ndan Toroslar'a, fabrikalardan maden derinliklerine kadar kâr hırsıyla ciğerleri sökülenlerle, Basra Körfezi'nde füzelerin altında can veren, Tahran sokaklarında hem Amerikan ambargolarına hem de Molla kırbaçlarına karşı direnen İranlı sınıf kardeşlerinizin yanıdır!

Türkiye egemen sınıfları ve burjuvazisi; bir yandan NATO 3.0’ın sadık bir nefer olarak İncirlik ve Kürecik üslerini Amerikan savaş makinesinin emrine amade kılmakta, Siyonist İsrail'le örtülü ve açık ticaret çarklarını döndürmekte; diğer yandan Sahte Nifak ve şovenizm söylemleriyle halkın anti-emperyalist öfkesini uyuşturmaya çalışmaktadır.

Türkiye işçi sınıfının tutumu; kendi egemenlerinin bu ikiyüzlü, alt-emperyalist ve NATO'cu tiyatrosunu paramparça etmek olmalıdır!

Düşman uzaklarda değil; düşman, NATO 3.0 zırhına bürünen, bu toprakları Amerikan emperyalizminin uçak gemisine çeviren ve emekçinin artı-değerini savaş sanayisine gömen kendi burjuvazinizdir! Karl Liebknecht’in ölümsüz bayrağını buraya, bu coğrafyaya dikmek zorundayız: "Esas düşman kendi ülkemizdedir!"

Türkiye proletaryası; ne Amerikan işgalcilerinin ve NATO haydutlarının kanlı çizmelerine tek bir oy veya tek bir alkış verecek, ne de "anti-emperyalizm" ambalajlı İran Molla rejiminin ortaçağcı karanlığına merhamet duyacaktır!

Tarihsel görevimiz; İncirlik’in kapılarına kilit vurmak, Kürecik’i emperyalizmin yüzüne kapatmak, NATO’dan derhal çıkılmasını haykırmak ve kendi burjuvazimizin kolunu kanadını kırarak bölgesel savaşı kendi egemenlerimize karşı bir sınıf savaşına dönüştürmektir!

Işık Batı’nın sömürgeci füzelerinden ya da Doğu’nun teokratik karanlığından değil; Türkiye, İran ve tüm Ortadoğu proletaryasının birleşik, bağımsız, kızıllaşmış devrimci iradesinden doğacaktır!

İlgili Başlıklar