Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaPopüler İçeriklerİletişim

"Yerli ve Milli" Yapay Zekâ İllüzyonu ve Emperyalist Entegrasyonun Diyalektiği

BİLGE Projesinden NATO 3.0’a: Çevre Kapitalizminde "Milli Yapay Zekâ" Masalının Sınıfsal Analizi

Yazar: Oğuz Demirkapı
"Yerli ve Milli" Yapay Zekâ İllüzyonu ve Emperyalist Entegrasyonun Diyalektiği

Sevgili genç yoldaşlar,

Sermayenin ve verinin küresel ölçekte sınır tanımadan dolaştığı, çelişkilerin iyice keskinleştiği bir tarihsel kesit içinde yaşıyoruz. Egemen sınıf, ne zaman derinleşen iktisadi krizle ve kitlelerin hoşnutsuzluğuyla yüzleşse, bilinci bulandırmak ve sınıfsal gerçekliklerin üzerini örtmek için o çok tanıdık kılıfa sarılır: "Yerli ve milli" retoriği.

Yapay zekâ gündeme geldiğinde de burjuva medyasında ve akademisinde aynı nakarat kitlelerin kulağına fısıldanmaktadır: "Kendi yapay zekâmızı yapıyoruz, siber vatanı koruyoruz, kültürel kodlarımızı dijital dünyada egemen kılıyoruz."

TÜBİTAK BİLGEM tarafından ilan edilen BİLGE (Büyük Türkçe Dil Model Projesi) gibi girişimler veya devlet kademesinde ihdas edilen Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü etrafında köpürtülen "dijital egemenlik" söylemleri, bu ideolojik hamlenin somut zeminini oluşturmaktadır.

Ancak birer diyalektik materyalist olarak bizlerin görevi; süslü lansmanlara, teknokratik illüzyonlara ve milliyetçi ajitasyonlara kanmak değildir. Bizler, nesnelerin dışsal kabuğuna değil; maddi üretim araçlarının mülkiyet yapısına, sınai altyapıya ve çevre kapitalizmi ile merkez emperyalizm arasındaki bağımlılık ilişkilerine bakmak zorundayız.

Gelin bu yanılsamayı diyalektik yöntemle parçalayalım, hiçbir mistik anlatıya yer vermeden somut gerçekleri masa üstüne koyalım.

Mistikleştirmeyi Yıkmak: "Kültürel Kod" Söyleminin İdealist Tuzağı

Egemen söylem, BİLGE ve benzeri modelleri Batı merkezli yapay zekâ sistemlerinin "kültürel emperyalizmine" karşı dilimizi ve değerlerimizi koruyan bir "bağımsızlık kalesi" olarak ambalajlamaktadır.

Diyalektik materyalist açıdan bu yaklaşım, toplumsal gerçekliğin başaşağı çevrilmesidir. Söylem, dikkati üstyapı kurumlarına (dil, kültür, kimlik) çekerek altyapıdaki (üretim araçları ve mülkiyet ilişkileri) bağımlılığı ve değer transferini gizler.

  • Dil ve Materyalist Taban: Dil, havada asılı duran maddesiz bir "milli ruh" değil; insanın toplumsal pratiğinin ve üretim süreçlerinin bir ürünüdür. Bir dili dijital ortamda işlemek, o dilin üzerine oturduğu donanımsal ve sınai altyapıdan bağımsız ele alınamaz.

  • Yazılım Katmanı İllüzyonu: Yabancı açık kaynaklı mimariler üzerine Türkçe veriler giydirilerek yapılan ince ayar (fine-tuning) çalışmaları, dili "yerlileştirir" gibi görünse de sistemin üzerinde çalıştığı fiziksel tabanı değiştirmez. Bilişsel katmanda Türkçe konuşan bir yazılım, altında yatan emperyalist çip ve bulut mülkiyetini ortadan kaldırmaz.

Üretim Araçlarının Sınai Hiyerarşisi ve Maddi İmkânsızlık

Sevgili yoldaşlar, bir teknolojinin sınıfsal ve ulusal karakterini belirleyen şey, onun en üstteki tüketim veya kullanım katmanı değil; tabanındaki sınai ve fiziksel üretim araçlarıdır. Yapay zekâ; ekran arkasındaki birkaç satır koddan ibaret değildir. Atomik ölçekte yarı iletken fiziğine, nadir toprak elementleri madenciliğine ve devasa enerji şebekelerine dayanan ağır bir sınai üretim aracıdır.

Yapay zekâ üretimi, birbirine kopmaz bağlarla bağlı üç ana katmandan oluşur:

  • Donanım ve Yarı İletken Katmanı: Nanometrik ölçekte çip tasarımı, litografi makineleri ve yarı iletken dökümhaneleri. Bu katman; Hollanda merkezli litografi tekeli ASML, Tayvan merkezli döküm tekelci TSMC ve ABD merkezli tasarım devleri (NVIDIA, AMD) tarafından katı bir biçimde kontrol edilmektedir.

  • Verimerkezi ve Altyapı Katmanı: Devasa elektrik şebekelerine ve soğutma sistemlerine dayanan sunucu tarlaları. Bu altyapı küresel bulut monopollerinin (Amazon Web Services, Microsoft Azure, Google Cloud) elindedir.

  • Yazılım ve Arayüz Katmanı: Açık kaynaklı modellerin alınıp Türkçe veri kümeleriyle eğitilmesi ve arayüz olarak sunulması.

Türkiye gibi çevre kapitalisti ülkelerde "milli hamle" adı altında pazarlanan tüm projeler, bu sınai piramidin yalnızca ve yalnızca en üstündeki üçüncül yazılım katmanında yer alır.

Çip tasarımında, litografi teknolojisinde ve verimerkezi mülkiyetinde sıfır noktasında duran bir ülkenin; sırf yazılım katmanında Türkçe veri işlediği için "milli egemenlik" ilan etmesi; kiralık bir fabrikadaki montaj bandına yerli bayrak asıp "sanayi devrimi yaptık" demek kadar materyalist gerçeklikten uzak bir yanılsamadır.

Ekonomi-Politik Gerçeklik: Kamu Kaynaklarının Komprador Transferi

"Yerli ve milli yapay zekâ" söylemi teknik bir imkânsızlık olmanın ötesinde, kamusal kaynakların küresel tekelci sermayeye aktarılmasını sağlayan iktisadi bir mekanizmadır.

Kapitalist üretim tarzında sermayenin organik bileşimi (cansız sermayenin canlı emeğe oranı) yükseldikçe, yüksek teknolojiye sahip emperyalist merkezler ile çevre ülkeler arasındaki değer transferi derinleşir. Çevre ülkede "milli model" eğitme kararı alındığında diyalektik olarak şu süreç işler:

  1. Kamu Bütçesinin Toplanması: Devlet, "Milli Teknoloji Hamlesi" adı altında işçi sınıfının vergileriyle devasa kamu fonları ve teşvik bütçeleri oluşturur.

  2. Cansız Sermaye İthalatı: Modellerin eğitilmesi için binlerce grafik işlemci (GPU) ithal edilir veya küresel bulut şirketlerinden sunucu kapasitesi kiralanır.

  3. Değer Transferi (Eşitsiz Değişim): Kamu bütçesinden ayrılan milyarlarca liralık toplumsal birikim, döviz olarak doğrudan ABD merkezli çip ve bulut monopollerinin kasasına akar.

Bu tabloda yerel burjuvazi ve teknokrat sınıf, bağımsız bir ulusal sanayi kurmamaktadır. Aksine, küresel teknoloji monopollerinin yüksek teknolojili ürünlerini kamu bütçesiyle satın alıp iç pazara sunan birer komprador (aracı) rolü oynamaktadır. "Milli yapay zekâ" söylemi, bu komprador değer transferi sürecine çekilen ideolojik bir perdedir.

Propagandanın İkiyüzlü Politik Yanı: "Siber Vatan" Retoriği ve Palantir / NATO Entegrasyonu

"Yerli ve milli" retoriğinin en keskin içsel çelişkisi, devlet aygıtının güvenlik ve gözetim politikalarında ortaya çıkar. Kitlelere "ulusal veriler güvence altında, siber vatanı koruyoruz" propagandası pompalanırken; arka planda burjuva devleti kendi zor ve denetim mekanizmalarını küresel gözetim ağlarına bağlamaktadır.

Günümüzde NATO 3.0 konsepti, müttefik ülkelerin kamu verilerini, emniyet kayıtlarını, istihbarat akışlarını ve kent güvenlik sistemlerini tek bir algoritmik merkeze bağlamayı hedefler. Palantir Technologies, Anduril ve Microsoft Defence gibi şirketler, devletlerin karar alma mekanizmalarına kendi kapalı yapay zekâ altyapılarını yerleştirmektedir.

Buradaki politik ikiyüzlülük şurada yatar:

  • İdeolojik Propaganda: "Kamu verileri yurt içinde kalacak, BİLGE ve Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü ile dijital bağımsızlığımızı ilan ediyoruz."

  • Somut Materyalist Uygulama: Fiziksel işlemci ve mikro-kod düzeyinde dışa bağımlı kalırken; kamu hastanelerinin, polis teşkilatının ve şehir güvenlik kameralarının verilerini küresel askeri-teknolojik kompleksin ağlarına eklemlemek.

Burjuva devleti için asıl mesele "milli bağımsızlık" değil, derinleşen iktisadi kriz koşullarında işçi sınıfını ve toplumsal muhalefeti rafine algoritmik sistemlerle denetim altında tutmaktır. Küresel gözetim şirketleriyle entegrasyon sağlanırken kitlelerin tepkisini emmek için "milli hamle" propagandası devreye sokulur.

İdeolojik İllüzyonlar ve Diyalektik Materyalist Gerçeklik

Egemen sınıfın teknoloji etrafında inşa ettiği söylemler ile nesnel materyalist gerçeklik arasındaki karşılaştırma, durumun sınıfsal özünü açıkça göstermektedir:

Analiz AksıBurjuva İdeolojisi ve İkiyüzlü PropagandaDiyalektik Materyalist Gerçeklik
"Yerlilik" KriteriModelin Türkçe konuşması, yerel kurumlarca duyurulması ve "milli değerleri yansıtması".Çip, litografi ve verimerkezi mülkiyeti dışarıda olan, bağımlılığı gizleyen yüzeysel yazılım katmanı.
Kamu TeşvikleriUlusal kalkınmayı ve dijital egemenliği sağlayan stratejik kamu yatırımı.Kamu bütçesinin "teknoloji alımı" kılıfıyla merkez emperyalist çip ve bulut tekellerine transfer edilmesi.
Siber EgemenlikVerilerin ülke içinde kalarak dışa bağımlılığın azaltılması ve verilerin korunması.Donanım ve mikro-kod düzeyinde dışa bağımlı olunduğu için fiziksel temeli bulunmayan retorik güvenlik anlayışı.
Devlet ve Kolluk EntegrasyonuKamuda verimliliği artıran, yerli ve güvenli yapay zekâ altyapısı.NATO 3.0 ve Palantir entegrasyonlarıyla devlet zor aygıtlarının emperyalist gözetim ağlarına bağlanması.
Sınıfsal İşleviBütün bir ulusun ortak gururu ve teknolojik zaferi.Komprador burjuvazinin kamu bütçesinden rant devşirmesi ve zihinsel emeğin sömürülmesini artıran araç.

Gerçek Egemenliğin Maddi Koşulu ve Devrimci Görevler

Sevgili yoldaşlar,

"Yerli ve milli yapay zekâ" kavramı, çevre kapitalizminin kendi yapısal acziyetini ve dışa bağımlılığını örtmek için ürettiği koca bir ideolojik yanılsamadır. Donanım, çip mimarisi ve devasa verimerkezi altyapıları küresel sermaye tekellerinin mülkiyetindeyken; bu sistemlerin üzerine oturtulan birkaç satırlık uyarlama koduna "milli egemenlik" etiketi yapıştırmak kitleleri aldatmaktır.

Yapay zekâ karşısında devrimci tutum ne bu "milli hamle" yalanlarına kanıp sermayenin peşine takılmak, ne de teknolojiyi toptan reddeden gerici bir makine düşmanlığına (Luddizm) düşmektir.

Yapay zekâ, insanlığın tarihsel kolektif emeğinin bir ürünüdür. Gerçek bir teknolojik ve siyasi egemenlik, emperyalist bağımlılık zincirinin halkalarına Türkçe isimler vermekle kazanılamaz. Özgürleşme; bu altyapıları elinde tutan küresel mülkiyet ilişkilerini radikal biçimde sorgulamak, üretim araçlarını özel sermayenin elinden alıp toplumsallaştırmak ve teknolojiyi doğrudan halkın ve kamusal planlamanın hizmetine sunacak sınıf örgütlülüğünü inşa etmekle mümkündür.

Dijital alanda çizilmiş hayali sınırlar yoktur; ama sermaye ile emek arasındaki sınır son derece nettir!

İlgili Başlıklar