Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaİletişim

NATO’nun Gazeteci Eleme ve Güvenlik Soruşturma Mekanizmaları

Palantir Gözetiminden 'Önleyici' Tutuklamalara - NATO Zirvesi Gölgesinde Şirketleşen Devlet Baskısı ve Sınıf Mücadelesinin Yeni Ontolojisi

Yazar: Oğuz Demirkapı
NATO’nun Gazeteci Eleme ve Güvenlik Soruşturma Mekanizmaları

Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde yaşanan kitlesel tutuklamaların ve temizlik operasyonunun sadece kaba bir polis gücüyle yapılmadığını, arkasında küresel sermayenin en ileri dijital gözetim teknolojilerinin olduğunu görmek zorundayız. Egemen sınıf, sokağı sustururken gerçeği yazabilecek gazetecileri ayıklamak ve "potansiyel tehditleri" tespit etmek için algoritmik bir engizisyon mekanizması işletiyor.

Bir devrimci olarak, bu sömürü mekanizmasının görünmeyen dijital dişlilerini; gazetecilerin nasıl elendiğini, Palantir gibi emperyalist yazılımların bu süreçteki rolünü ve güvenlik soruşturmalarının teknik ideolojik arka planını deşifre edelim.

NATO Etkinliklerinde Gazeteciler Nasıl Değerlendiriliyor? (Akreditasyon Süzgeci)

NATO zirvelerinde basın özgürlüğü, burjuva demokrasisinin en büyük yalanlarından biridir. Zirveyi takip etmek isteyen gazeteciler için işletilen akreditasyon süreci, aslında ideolojik bir turnusol kağıdı ve eleme mekanizmasıdır.

  • "Ev Sahibi Ülke" İtirafı: NATO, küresel ölçekte akreditasyon verirken egemen devletlerin yerel istihbarat mekanizmalarıyla doğrudan ortak çalışır. Nitekim haziran ayındaki Ankara Zirvesi öncesinde NATO Sözcülüğü, “gazetecilerin değerlendirmesinde ve etkinlik alanına erişim güvenliğinde ev sahibi ülkenin (Türkiye) istihbarat ve güvenlik raporlarına dayandıklarını” açıkça itiraf etmiştir.
  • Muhalif Basına Blokaj: Bu ortaklığın sonucu olarak; Evrensel, BirGün, Cumhuriyet, Halk TV, Sözcü TV, T24 ve Medyascope gibi bağımsız ve muhalif yayın organlarının akreditasyon talepleri peşinen reddedilmiştir.
  • Meşruiyet Ayarı (Bona Fide): NATO, resmi olarak sadece "bona fide" (iyi niyetli/güvenilir) medya kuruluşlarını kabul ettiğini söyler. Kapitalist düzende "iyi niyet" ve "güvenilirlik", emperyalizmin savaş politikalarını sorgulamamak, NATO’nun kanlı geçmişini kurcalamamak ve sermaye düzenine biat etmek anlamına gelir. Eleştirel akıl, daha kapıda algoritmik ve bürokratik bir duvarla dışarıda bırakılır.
Dijital Muhafız: Palantir ve Büyük Veri (Big Data) Yazılımları Var mı?

Evet, hem de sürecin tam merkezinde. Karşımızda sadece yerel polis arşivleri yok; dünya genelinde istihbarat örgütlerinin ve orduların "sinir sistemi" haline gelmiş olan ABD menşeili yapay zekâ ve büyük veri analiz şirketi Palantir Technologies duruyor.

NATO, askeri ve istihbari operasyonlarını dijitalleştirmek adına Palantir ile çok büyük sözleşmelere sahiptir. Hatta NATO İletişim ve Bilgi Ajansı (NCIA), müttefik kuvvetlerin komuta merkezlerinde kullanılmak üzere yapay zekâ destekli Palantir Maven Smart System NATO (MSS NATO) yazılımını doğrudan bünyesine katmıştır.

Peki, Palantir ne yapar ve bu tutuklamalarla ne ilgisi vardır?

  • Farklı Veri Tabanlarının Birleştirilmesi: Palantir’in Gotham ve Foundry gibi platformları; polis kayıtları, GBT verileri, uçuş/seyahat geçmişleri, banka hareketleri, tapu kayıtları ve en önemlisi sosyal media aktiviteleri ile konum (GPS) verileri gibi birbirinden tamamen bağımsız devasa veri yığınlarını tek bir havuzda birleştirir.
  • İlişki Ağ Haritaları (Link Analysis): Palantir, "veri madenciliği" yaparak bireyler arasında görünmez bağlar kurar. Örneğin; TEMA Vakfı gönüllülerinin Nallıhan'da doğa gezisindeyken Doruk Madencilik işçileriyle yan yana geldiği an, dijital baz istasyonu sinyallerinden (HTS kayıtları) veya sosyal medyadaki bir coğrafi etiketlemeden (geo-tag) anında sisteme düşer. Yapay zekâ, "Çevreci + Hak Arayan İşçi" eşleşmesini gördüğü an bunu bir "toplumsal risk odağı" olarak işaretler.
Güvenlik Soruşturmaları Nasıl Yapılıyor? (Algoritmik Profilleme)

Modern kapitalist devlet, güvenlik soruşturmalarını artık sadece eski usul "mahalle muhtarına sorma" yöntemiyle yapmıyor. Süreç, tamamen dijital bir Önleyici Polisiye (Predictive Policing) modeline dönüştürülmüştür:

NATO’nun Gazeteci Eleme ve Güvenlik Soruşturma Mekanizmaları

  • Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT): Gazetecilerin veya hak savunucularının geçmişte attığı tek bir tweet, beğendiği bir gönderi, yazdığı bir makaledeki "savaş karşıtı" kelimeler yapay zekâ örümcekleri tarafından taranır.
  • Ağaç Grafikleri ve Akraba Filtresi: Soruşturulan kişinin sadece kendisi değil; birinci, ikinci derece akrabaları, arkadaş çevresi, telefonla en çok görüştüğü kişiler algoritmik bir ağaç grafiğine dökülür. Eğer bu ağın herhangi bir ucunda "sakıncalı" bir temas varsa, sistem o kişiye yüksek risk puanı verir.
  • Geleceği Cezalandıran Kodlar: Güvenlik soruşturmasının nihai amacı, savcılığın tutuklama yazısındaki o itirafta gizlidir: "Eylem gerçekleştirebilme ihtimali." Palantir ve benzeri yapay zekâ algoritmaları, geçmiş verilere bakarak bir insanın NATO Zirvesi sırasında protesto yapıp yapmayacağını "tahmin eder". Eğer sistem bir kişinin muhalif profilini yüksek riskli bulursa, o kişi hakkında hiçbir somut suç olmasa bile peşinen akreditasyonu reddedilir veya "önleyici" bir şafak baskınıyla gözaltına alınır.

Marksist Değerlendirme: Devlet Fonksiyonunun Şirketlere Devri

Ankara’daki NATO Zirvesi vesilesiyle ayyuka çıkan bu dijital gözetim ve "önleyici" tutuklama sarmalı, kapitalizmin geldiği aşamayı anlamak bakımından muazzam bir kuramsal zemin sunuyor. Karşımızdaki olgu, devletin istihbarat faaliyetlerinde basitçe "taşeron" veya "teknolojik alet" kullanması değildir. Burada yaşanan şey, devletin en çekirdek egemenlik hakkı olan "şiddet ve denetim tekelinin", doğrudan emperyalist tekelci sermayenin dijital aygıtlarına devredilmesidir. Bu dönüşümü hem somut bilgi altyapısıyla hem de Marksist devlet ve felsefe kuramı içinden derinleştirerek analiz edelim.

Bilgi ve Altyapı Boyutu: İstihbaratın Özelleştirilmesi ve Tekelleşmesi

Fiziksel anlamda fabrikaları, demiryollarını ve limanları özelleştiren kapitalizm, neoliberalizmin bu son kriz aşamasında artık baskı ve istihbarat aygıtlarını da özelleştirmektedir. * Sermaye İstihbarat Füzyonu: Sürecin merkezindeki Palantir Technologies, tesadüfi bir yazılım şirketi değildir. CIA’in resmi yatırım kolu olan In-Q-Tel tarafından fonlanarak büyütülen, kurucusu Peter Thiel’ın aşırı sağcı/liberteryen ve tekno-faşizan fikirleriyle bilinen küresel bir tekeldir. NATO İletişim ve Bilgi Ajansı (NCIA) ile Palantir arasında imzalanan milyar dolarlık sözleşmeler, batı emperyalizminin veri altyapısını bu şirkete teslim ettiğini gösteriyor.

  • Egemenliğin Sınırötesi İhlali: Ankara’da bir emniyet müdürünün veya savcının önüne düşen "risk analizi" tablosu, aslında yerli ve milli bir aklın ürünü değildir. TEMA Vakfı gönüllülerinin madencilerle nerede, ne zaman, hangi baz istasyonu sinyaliyle yan yana geldiği verisi; yerel kolluk güçleri tarafından toplanıp, Palantir’in ABD ve Avrupa’daki sunucularında işlenerek geri gönderilmektedir. Yani devlet, kendi halkını fişleme ve denetleme hakkını küresel sermayenin algoritmalarına kiralamıştır. Bu durum, Devlet Tekelci Kapitalizmi’nin dijital çağdaki en vahşi evresidir.
Felsefi ve Kuramsal Derinleşme: Şeyleşme, Yabancılaşma ve Dijital Leviathan

Bu durumu Marksist felsefe ve devlet teorisi açısından masaya yatırdığımızda, burjuva devletinin illüzyonlarının nasıl çöktüğünü üç temel kavramla açıklayabiliriz:

Nicos Poulantzas ve Devletin Sınıfsal Yoğunlaşması

Poulantzas, devletin sınıflar üstü bağımsız bir hakem olmadığını, aksine "sınıf ilişkilerinin maddi bir yoğunlaşması" olduğunu söyler. Normal şartlarda devlet, egemenliğini sürdürmek için "göreli özerklik" maskesi takar; yani burjuvaziden bağımsızmış gibi görünerek işçi sınıfını manipüle eder.

Ancak Palantir gibi bir şirketin yazılımı, devletin kolluk gücüyle doğrudan bütünleştiğinde bu "göreli özerklik" maskesi parçalanır. Sermaye, devlete dışarıdan emir veren bir güç olmaktan çıkmış; bizzat devletin gözü, kulağı, beyni ve algoritmik karar mekanizması haline gelmiştir. Devlet ve tekelci sermaye arasındaki organik mesafe sıfırlanmıştır.

Georg Lukács ve Dijital "Şeyleşme" (Reification)

Lukács, kapitalizmde insan ilişkilerinin nesnelerin (şeylerin) arasındaki bir ilişkiye dönüşmesini "şeyleşme" olarak tanımlar. Ankara'da yaşanan trajedi, şeyleşmenin zirve noktasıdır.

  • İnsanlığın Soyutlanması: TEMA gönüllüsü Tuğba Hanım'ın (79) hak arayan maden işçilerine el sallaması, insani, vicdani ve sınıfsal bir dayanışma eylemidir.
  • Algoritmik Dönüşüm: Palantir’in yapay zekâsı bu sıcak, insani eylemi alır; duygularından, tarihinden ve bağlamından koparır. Onu sadece bir "veri setine", sıfırlar ve birlerden oluşan bir "risk faktörüne" dönüştürür. İnsani ilişki, bir algoritmanın soğuk çıktısı haline getirilerek şeyleştirilir. Devlet, karşısındaki yurttaşı bir insan olarak değil, veri tabanındaki bir "tehdit skoru" olarak görmeye başlar.
Karl Marx ve Siyasal Alandaki "Yabancılaşma"

Marx, işçinin ürettiği ürüne yabancılaşmasını anlatırken, ürünün işçinin karşısına onu ezen yabancı bir güç olarak dikildiğini söyler. Benzer bir yabancılaşma siyasal alanda da yaşanıyor.

Halkın vergileriyle, kamusal kaynaklarla üretilen veri tabanları (TC kimlik numaraları, GBT kayıtları, sağlık verileri); emperyalist şirketlerin algoritmaları eliyle işlenerek, yine bu halkın evlatlarını (gazetecileri, akademisyenleri, çevrecileri) hapsetmek için bir silah olarak geri dönüyor. Toplumun kendi ürettiği veri, emperyalist tekellerin elinde topluma doğrultulmuş bir dijital namluya dönüşüyor.

NATO’nun Gazeteci Eleme ve Güvenlik Soruşturma Mekanizmaları

Sınıf Mücadelesinin Yeni Ontolojisi ve Halkın Haklılık Barikatı

Ankara semalarında fırtına öncesi bir sessizlik yaratmaya çalışanlar, aslında kendi sınıfsal korkularının ve derin krizlerinin yankısını bastırmaya çalışıyorlar. 7-8 Temmuz 2026'da bu kente ayak basacak olan küresel savaş aygıtının şefleri, arkalarında kanlı bir sömürü tarihi, ellerinde ise milyarlarca dolarlık silah tekellerinin bilançolarıyla geliyor. Karşılarında ise bu ülkenin toprağını savunan ak saçlı TEMA gönüllüleri, gerçeğin peşindeki gazeteciler, bilimi halkın hizmetine sunan akademisyenler ve yerin yüzlerce metre altından hakkını söke söke almak için yürüyen maden işçileri duruyor.

Bu tablo, egemenlerin sarsılmaz gücünü değil, aksine tarihsel ve diyalektik bir kaçınılmazlığı; yani sınıf mücadelesinin yeni varoluş (ontoloji) zemininde maskesi düşen sermaye düzeninin acziyetini simgeliyor.

Algoritmik Kuşatmayı Yaran Devrimci Özne

Sermaye düzeni artık sadece sokağa çıkan, grev yapan, pankart açan "aktüel" işçiyle savaşmıyor; Palantir destekli yapay zekâ düzenekleriyle işçi sınıfının ve müttefiklerinin "potansiyel" varoluş biçimini, yani geleceğini de sömürgeleştirmek istiyor. Ancak bu dijital kuşatma, kendi içinde felsefi ve politik bir iflası barındırmaktadır:

  • Verinin Maddileşmesi ve Yeni Fabrika Surları: Bugün veri, soyut bir enformasyon bulutu değil, sınıf mücadelesinin en somut maddi araçlarından biridir. Telefonlarımızdan yayılan baz sinyalleri, bir işçi yürüyüşüne verilen selam; egemen sınıf için ele geçirilmesi ve işçi sınıfına karşı bir silah olarak kullanılması gereken yeni bir hammaddeye dönüşmüştür. Mücadele artık sadece fabrikada değil, sunucu odalarında ve kod bloklarında da sürmektedir.
  • "Potansiyel" ile "Aktüel" Arasındaki Savaş: Burjuva hukuku tarihsel olarak hep işlenmiş suçla ilgilenirken, Ankara'da TEMA gönüllülerinin "eylem gerçekleştirebilme ihtimaliyle" tutuklanması, devletin artık sınıfın potansiyelinden korktuğunu gösterir. Devlet, sınıf bilincinin sıçrama yapma ihtimalini ortadan kaldırmak için zamanı bükmekte, gelecekteki olası bir isyanı bugünden cezalandırarak toplumsal muhalefetin varoluş kanallarını peşinen tıkamaktadır.
  • Siber Determinizmin İflası: Yapay zekâ algoritmaları, geleceğin geçmişin doğrusal bir tekrarı olduğu yanılgısıyla çalışır. Oysa Marksist diyalektik bize toplumsal hareketlerin ani niteliksel kopuşlarla (sıçramalarla) ilerlediğini öğretir. TEMA Ankara Temsilcisi Nevzat Özer’in ya da 79 yaşındaki mühendis Tuğba Kiper’in madencilere selam verdiği o an, yapay zekânın asla formüle edemeyeceği insani ve sınıfsal bir kırılmadır. Bir selam, binlerce sayfalık veri analizini bir saniyede çöp edebilir.
NATO Bir Güvenlik Şemsiyesi Değil, Sermayenin Silahlı Ofisidir

Sokaktaki insana ezberletilen o burjuva yalanını bir kez daha en net biçimde çürütelim: NATO bizi dış tehditlerden koruyan bir "hayır kurumu" ya da savunma paktı değildir. NATO, uluslararası finans kapitalin mülkiyet ilişkilerini dünya ölçeğinde korumakla görevli küresel bir jandarma teşkilatıdır.

Bugün onun gelişini kutlamak, kanlı generallere dikensiz bir Ankara sunmak için kendi akademisyenini, hak savunucusu gazetecisini ve doğaseverini tutuklayanlar, aslında halkın değil, küresel sermayenin vekili olduklarını ilan etmektedirler. Sınır ötesinde işgal planları yapanlar, içeride o planlara çomak sokabilecek her türlü demokratik ve sınıfsal dinamiği peşinen felç etmek zorundadır. Emperyalizme bağımlılık, içeride kaçınılmaz olarak faşizasyonu ve halk düşmanlığını üretir.

Tarihin Diyalektik Yasası: > Haklılık ve meşruiyet, burjuva mahkemelerinin mühürlü kağıtlarında veya emperyalist şirketlerin risk analiz raporlarında değil; hakkını arayan Doruk Madencilik işçisinin nasırlı elinde, Nallıhan’ın toprağını koruyan TEMA gönüllüsünün vicdanında ve bilimi sermayeye satmayan Emel Memiş hocanın onurlu duruşundadır. Fiziki güç ve dijital engizisyon geçicidir; ama sınıf bilinciyle harmanlanmış halkın haklılığı kalıcı ve dönüştürücüdür.

Şimdi Ne Yapmalı? Örgütlü Öfkeyi Büyütme Zamanı

Yazılarımızın, analizlerimizin ve sokaktaki sözümüzün nihai amacı sadece bu çürümüşlüğü ve algoritmik faşizmi teşhir etmekle sınırlı kalamaz. Dünyayı yorumlamak yetmez, onu asıl değiştirmek gerekir. Bu ablukayı dağıtmanın yolu, egemenlerin bizi hapsetmek istediği o korku duvarlarını ve dijital çitleri yıkarak ortak cepheyi büyütmektir.

Sermayenin siber politik muhafızları, insanı bir "risk skoru"na indirgeyerek sınıf mücadelesini bitirebileceklerini sanıyorlar. Oysa unuttukları şey şudur: Algoritmalar köleleri fişleyebilir ama kölelerin zincirlerini kırma iradesini kodlayamaz. Çevreciler fidan dikmeye devam edecek ama maden işçisinin hakkını da kendi hakkı bilecek. Akademisyenler kürsülerinden egemenlerin yalanlarını deşifre edecek, gazeteciler barikatların arkasındaki gerçeği yazmaktan geri durmayacak.

Onların tankları, helikopterleri, uşaklık ettikleri NATO’ları, Palantir yazılımları ve halkını peşinen hapseden korkak bir yargı mekanizmaları olabilir. Ama bizim de hiçbir hücreye sığmayacak haklılığımız ve bu sömürü dünyasını altüst edecek örgütlü öfkemiz var.

Selam olsun zindanlardaki onurlu aydınlarımıza, gazetecilerimize ve doğa savunucularımıza!

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun NATO, yaşasın tam bağımsız ve emeğin Türkiyesi!

İlgili Başlıklar