Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Bir Öğün Yemeği Çok Görenlerin Çocuk Koruma Mazereti ve Sosyal Medyada Gözetim Kapısı

Tabağı Boş, Hesabı Kayıtlı

30 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Bir Öğün Yemeği Çok Görenlerin Çocuk Koruma Mazereti ve Sosyal Medyada Gözetim Kapısı

Bir Öğün Yemeği Çok Görenlerin Çocuk Koruma Mazereti ve Sosyal Medyada Gözetim Kapısı

Tabağı Boş, Hesabı Kayıtlı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bir siyasetin çocuğa ne kadar değer verdiğini anlamak için konuşmalarına değil, bütçesine ve oylarına bakmak gerekir. Çocuk sevgisi kürsüde ucuzdur; tabakta pahalıdır.

1 Kasım 2026'da 15 yaş altına sosyal medya yasağı yürürlüğe giriyor. Gerekçe "çocuklarımızı korumak". Bu yazıda o gerekçeyi ciddiye alıp önce yasanın sosyal medya kullanıcılarına tam olarak ne getirdiğini anlatacağız. Ardından bir soru soracağız: Çocukları korumak isteyen bir iktidar, çocuklar için başka neler yaptı? Yanıtı belgelerle verip yasanın gerçekte neyi hedeflediğini göstereceğiz. Her bölümün başında kısa bir özet, ardından ayrıntılar var.


Kısa özet

  • Sosyal medya hesabı için yeni kurallar: 1 Kasım 2026'dan itibaren yeni hesap açmak için e-Devlet'ten alınan bir yaş belirteci gerekecek. 15 yaş altına hesap açılmayacak, 15-18 yaş hesapları kısıtlı olacak. Türkiye'deki bütün mevcut hesaplar, yetişkinlerinki dâhil, 31 Mart 2027'ye kadar doğrulanmazsa kapatılacak.
  • Gözetim tarafı: Belirteci e-Devlet üretiyor; kimin, ne zaman istediği devlette kalıyor. Belirtecin teknik rehberi gizli. Aynı yasa siyasi içerik engellerinin bir saatte uygulanmasını ve engellenen içeriğin yeniden yüklenmesinin yapay zekâyla önlenmesini zorunlu kılıyor. Bütün hesapları T.C. kimlik numarasıyla eşleştirme planı ise yeni yargı paketinde sırada.
  • Ve çocuklar için yapılanlar: Bu yasa çocuğun tabağına tek bir lokma koymuyor. Aynı iktidarın çocuk karnesi şöyle:
    • Yemek: Okullarda bir öğün ücretsiz yemek önerisi Meclis'te defalarca AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. 2023 seçimi öncesinde "5 milyon öğrenciye ücretsiz yemek" sözü verildi. Seçimden sonra uygulama, deprem bölgesi ve taşımalı eğitim dışında askıya alındı. Bugün 18 milyonu aşkın öğrencinin yalnızca 1 milyonu ücretsiz yemek alıyor; bunların büyük çoğunluğu da taşımalı eğitimdeki çocuklar.
    • Yoksulluk: Eurostat verilerine göre Türkiye, Avrupa'da çocuk yoksulluğu ve sosyal dışlanma riskinde birinci: oran yüzde 37,6, yaklaşık 8 milyon 122 bin çocuk.
    • Emek: 2025-2026 eğitim yılında en az 95 çocuk işçi iş cinayetinde öldü. Son 13 yılda bu sayı en az 862. 400 bini aşkın çocuk, okul adı altında işyerlerine gönderilen MESEM sisteminde.
    • Devletin kendi kapısında: 11 Ekim 2026'da Edirne'de Aile Bakanlığı'na bağlı bir çocuk evleri sitesine teslim edilmiş 14 refakatsiz göçmen çocuktan 13'ü market izniyle çıkıp dönmedi. Bakanlığın ilk tepkisi, çocukların devletin "daimi koruma ve bakım statüsünde" olmadığını açıklamak oldu.
    • Yurtlar: Konya Taşkent'te 2008'de 17 öğrenci ve bir eğitici, Adana Aladağ'da 2016'da 11 kız öğrenci ve bir bakıcı ruhsatsız yurtlarda öldü. Karaman'da Ensar Vakfı ve KAİMDER'e bağlı evlerde kalan çocuklara yönelik istismarda öğretmen 508 yıl hapis cezası aldı. Kamu görevlileri için soruşturma izni ise ancak yıllar sonra çıktı.
    • Barınma ve bütçe: Yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisinden yalnızca dörtte biri devlet yurdunda yer bulabiliyor ve KYK kapasitesi bu yıl azaldı. Millî Eğitim'in bütçesinde yatırımın payı 2002'de yüzde 17'yken 2026'da yüzde 8'e indi. Türkiye ilkokulda öğrenci başına OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri kadar harcıyor.

Sonuç: Çocuk burada korunan değil, kullanılan. Çocuğa yemek vermek pahalıdır ve iktidara bir şey kazandırmaz. Yurttaşı kayda geçirmek ucuzdur ve kalıcı bir güç kazandırır. Yasanın asıl amacı denetim; çocuk ise bu denetimin en savunulamaz kılıfı.

Şimdi ayrıntıya geçelim.


Birinci bölüm: Sosyal medya yasası ne getiriyor?

Kısaca: 1 Kasım 2026'dan sonra Türkiye'de sosyal medya hesabı kullanmanın ön koşulu, e-Devlet'ten yaş belirteci almak. Kural yalnızca çocuklar için değil, herkes için geçerli. Yasa ayrıca siyasi içerik engellemesini hızlandıran hükümler içeriyor ve bütün hesapları kimlikle eşleştirecek bir sonraki adımın altyapısını kuruyor.

Sosyal medya hesabı kullanmak için neler gerekecek?

Kısaca: Yeni hesap açarken e-Devlet'e girip yaş belirteci alacak ve platforma yükleyeceksiniz. Mevcut hesabınızı 31 Mart 2027'ye kadar aynı yolla doğrulamazsanız hesap kapanacak. 15 yaş altına hesap yok; 15-18 yaş hesapları gizli, canlı yayınsız ve ebeveyn paneline bağlı. Platformlar sonradan kendi yaş tahminleriyle hesabı askıya alabilecek. Belirtecin nasıl çalışacağını belirleyen teknik rehber ise gizli.

Yasanın ve yönetmeliğin tam olarak ne istediğini adım adım görelim. Dayanaklar iki metin: 22 Nisan 2026'da kabul edilip 1 Mayıs'ta Resmî Gazete'de yayımlanan 7578 sayılı Kanun (Alomaliye) ve Siber Güvenlik Başkanlığı'nın 10 Ekim 2026'da yayımladığı Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik (Resmî Gazete, sayı 33396). İkisi de 1 Kasım 2026'da yürürlüğe giriyor (Pekin Hukuk, Euronews Türkçe).

Kimi kapsıyor? Türkiye'den erişilen yerli ve yabancı bütün sosyal ağ sağlayıcılarını. Yönetmelik tek tek platform saymıyor, ama Instagram, TikTok, X, YouTube, Facebook gibi hizmetlerin kapsamda olduğu açık. Mesajlaşma uygulamalarının, oyun içi sohbetlerin ve forumların nereye düşeceği metinde net değil.

Yeni hesap açarken (1 Kasım 2026'dan itibaren):

  1. E-Devlet'e T.C. kimlik numaranız ve şifrenizle (ya da e-imza, mobil imza, banka girişiyle) giriyorsunuz.
  2. Sosyal medya için "yaş doğrulama belirteci" istiyorsunuz. Sistem, nüfus kaydınızdaki doğum tarihine bakarak elektronik imzalı bir belirteç üretiyor.
  3. Bu belirteci hesap açtığınız platforma yüklüyorsunuz.
  4. Platform, belirtecin Başkanlık tarafından üretildiğini doğruluyor ve yalnızca iki bilgiyi okuyor: 15 yaşını doldurdunuz mu, 18 yaşını doldurdunuz mu.
  5. 15 yaşından küçükseniz hesap açma talebiniz reddediliyor. 15-18 arasındaysanız "ayrıştırılmış" çocuk hesabı açılıyor. 18 ve üzerindeyseniz normal hesap.

Mevcut hesabınız varsa: Bugün kullandığınız her hesap, yaşınız ne olursa olsun, 31 Mart 2027'ye kadar en az bir kez aynı yolla doğrulanmak zorunda. Doğrulanmayan hesap kapatılıyor. 15 yaş altına ait olduğu anlaşılan hesaplar kapatılıp verileri siliniyor, 15-18 arasındakiler çocuk hesabına dönüştürülüyor. Birden fazla hesabınız varsa (kişisel, iş, dernek, sendika hesabı), her biri için ayrı doğrulama gerekecek gibi görünüyor; bunun nasıl işleyeceği teknik rehbere bırakılmış.

Doğrulamadan sonra da bitmiyor: Platformlar ilk doğrulamadan sonra kendi yaş tahmin yöntemlerini de kullanabiliyor. Bir hesabın yaş aralığına aykırı kullanıldığına dair "makul şüphe" doğarsa hesap askıya alınıyor ve yeniden belirteç isteniyor. Bu yöntemlerin neler olacağı yönetmelikte sınırlanmamış; uluslararası uygulamada yüz analizi, ses, kullanım saatleri ve davranış örüntüleri bu yöntemlerin başında geliyor (bianet).

15-18 yaş hesaplarında neler değişiyor?

  • Hesap varsayılan olarak gizli ve kamuya açılamıyor.
  • Canlı yayın açılamıyor.
  • Yalnızca çocuğun takip ettiği hesaplar ona mesaj atabiliyor; "görüldü" bilgisi gitmiyor.
  • Takipçi ve takip listelerini yalnızca hesap sahibi görebiliyor.
  • Hesap rehber ya da e-posta eşleştirmesiyle bulunamıyor, takip önerisi olarak gösterilemiyor.
  • Ekran görüntüsü almayı engelleyen teknik önlemler uygulanıyor.
  • Sonsuz kaydırma ve otomatik oynatma kullanılamıyor.
  • Çocuğun verisiyle profil çıkarılamıyor, ona kişiselleştirilmiş reklam gösterilemiyor.

Ebeveyn paneli: Platformlar, ebeveynlerin hesap ayarlarını, harcama limitlerini, ücretli üyelik ve satın almaları, kullanım süresini ve konum paylaşımını yönetebileceği Türkçe araçlar sunmak zorunda. Çocuk bu kontrolleri ebeveynin bilgisi olmadan kapatamıyor.

İtiraz hakkı: Yaş doğrulama sonucuna, hesabın askıya alınmasına ya da kapatılmasına karşı ücretsiz ve Türkçe itiraz yapılabiliyor. İtirazlar tamamen otomatik sistemlerle sonuçlandırılamıyor, insan incelemesi zorunlu. İtiraz sürerken hesabın verileri silinemiyor. Ancak itirazın ne kadar sürede sonuçlanacağına dair bir süre öngörülmemiş.

Yabancılar: Türkiye'de geçici olarak bulunan yabancılar, pasaport bilgisiyle ve kimlik doğrulaması yapılmadan verilen istisnai bir belirteç kullanacak. E-Devlet hesabı olmayan ya da alamayan öteki gruplar (örneğin kayıt dışı göçmenler) için ne olacağı açık değil.

Platformlara yaptırımlar: Kurallara uymayan platforma önce aykırılık bildiriliyor ve düzeltmesi için süre veriliyor. Uymazsa küresel cirosunun yüzde 3'üne kadar para cezası. Ardından 30 gün içinde uyum olmazsa Türkiye'de reklam yasağı. Üç ay sonra hâlâ uyum yoksa bant genişliğinin önce yüzde 50, sonra yüzde 90'a kadar daraltılması (KS Avukatlık). Uygulamada bu, platformun Türkiye'den neredeyse kullanılamaz hâle gelmesi demek.

Yasaya girmiş öteki hükümler: Günlük erişimi 10 milyonu aşan platformlar, "gecikmesinde sakınca bulunan" erişim engelleme ve içerik kaldırma kararlarını bir saat içinde uygulayacak ve kaldırılan içeriğin yeniden yüklenmesini yapay zekâ dâhil her yolla önleyecek. Platformlar ve oyun dağıtıcıları "temel haklar, kamu düzeni, kamu sağlığı" başlıklarında risk değerlendirmesi yapıp idareye sunacak. Dijital oyunlar yaşa göre derecelendirilecek, büyük yabancı oyun platformları Türkiye'de temsilci atayacak.

Belirsiz kalanlar: Belirtecin teknik yapısını, tek kullanımlık olup olmadığını, hangi platforma ya da hesaba özel üretileceğini, e-Devlet'te hangi işlem kayıtlarının ne kadar süre saklanacağını belirleyecek olan teknik rehber (yönetmeliğin 12. maddesi) kamuoyuna açıklanmadı. Yani yurttaşın en çok bilmesi gereken şey, verisinin nerede ve nasıl tutulacağı, hâlâ bilinmiyor.

Özetle, 1 Kasım'dan sonra Türkiye'de sosyal medya hesabı kullanmanın ön koşulu devletin kimlik kapısından geçmek. Çocuğun yaşını öğrenmek için kurulan bu kapıdan, 15 yaşındaki öğrenci kadar 70 yaşındaki emekli de geçecek.

Yasa gerçekte kimi hedefliyor?

Kısaca: Belirteç kapısından en çok yetişkinler geçecek. Kayıt devlette kalıyor, eşleştirme yasağı yazılı değil. Yasaya çocukla ilgisi olmayan iki madde eklenmiş: siyasi içerik engellerinin bir saatte uygulanması ve yükleme filtresi. Doğrudan kimlik zorunluluğu tepki üzerine geri çekilmişti; şimdi aynı hedef "çocuk" kapısından geliyor.

Kuralları gördük. Şimdi bu kuralların kimi hedeflediğine bakalım. Konuyu "Kapıdaki Belirteç" başlıklı ilk yazımızda ayrıntısıyla incelemiştik; burada özünü hatırlatalım.

Herkes kapıdan geçecek. Yönetmeliğe göre Türkiye'deki bütün mevcut sosyal medya hesapları 31 Mart 2027'ye kadar e-Devlet belirteciyle doğrulanmak zorunda. 15 yaşındaki çocuk da, 45 yaşındaki işçi de, 70 yaşındaki emekli de. Doğrulanmayan hesap kapatılacak (Webtekno, T24). Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yaman Akdeniz'in tespitiyle, bu "yetişkinlerin anonimlik haklarını ortadan kaldırmak için yapılmış bir düzenleme" (Kısa Dalga).

Kayıt devlette kalıyor. Belirteci yurttaş e-Devlet'e kimliğiyle girip istiyor. Belirtecin teknik yapısını belirleyecek rehber gizli. Devletin belirteci hesapla eşleştirip eşleştiremeyeceği yönetmelikte yazmıyor. İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), komisyondaki sunumlara dayanarak belirtecin hesaba özel üretilip kullanıcı adını içerebileceğini aktardı ve sistemi "çocuk koruma kılıfı altında dijital fişleme altyapısı" olarak nitelendirdi (İFÖD).

Çocukla ilgisi olmayan iki madde. Aynı kanun, günlük erişimi 10 milyonu aşan platformların 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesindeki "gecikmesinde sakınca bulunan" kararları bir saat içinde uygulamasını zorunlu kılıyor (KS Avukatlık). 8/A bir çocuk koruma maddesi değil. Millî güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle, hâkim kararı beklenmeden verilen erişim engellerinin dayanağı. Gazetecilere ve muhalif hesaplara yönelik engellerin önemli bir kısmı bu yoldan geliyor. Aynı kanun, kaldırılan içeriğin yeniden yüklenmesinin "yapay zekâ dahil her türlü tedbirle" önlenmesini de istiyor; teknik adıyla yükleme filtresi. İFÖD'ün Reuters'a dayanarak aktardığına göre, Eylül 2026'da X'te kısıtlanan 1.270 hesaptan yalnızca 115'inde tespit edilebilir bir mahkeme kararı vardı (bianet).

Sıradaki adım. Yasa Meclis'ten geçtiği günlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek ayrı bir plan duyurdu: Büyük platformlarda kayıt ve giriş e-Devlet'e yönlendirilecek, kimlik verisi BTK'da tutulacak (Webtekno). Basına yansıyan ayrıntılara göre her hesap e-Devlet profiline tanımlanacak, yargı makamları hesap adından gerçek kişiye BTK verisiyle ulaşabilecekti (Investing.com). Düzenleme geniş tepki üzerine haziranda 12. Yargı Paketi'nden çıkarıldı (bianet). Ama "bir sonraki pakete ertelendi" (İlke TV). Ekimde Meclis'e gelmesi beklenen 13. Yargı Paketi'nde sosyal medya hesapları için "iki aşamalı doğrulama" görüşülen başlıklar arasında (Milli Gazete).

Parçaları birleştirince sıralama netleşiyor. Doğrudan kimlik zorunluluğu tepki çekti ve geri çekildi. Aynı hedef bu kez "çocuk" kapısından, yaş belirteci adıyla geldi. Belirteç altyapısı kurulup her yetişkin bir kez kapıdan geçtikten sonra, belirtecin içine yaş yerine kimlik koymak teknik bir ayrıntıya dönüşecek.


İkinci bölüm: Çocuklar gerçekte nasıl korunuyor?

Kısaca: Yasanın gerekçesi çocuklar. Ama aynı iktidar okullarda bir öğün yemeği defalarca reddetti. Türkiye çocuk yoksulluğunda Avrupa birincisi. Çocuklar tarlada, atölyede ve MESEM'lerde ölüyor. Devletin kendi kurumundaki çocuklar kaybolabiliyor; ruhsatsız yurtlarda çocuklar yandı, istismara uğradı ve kamu görevlilerinin sorumluluğu ya hiç sorulmadı ya da yıllar sonra soruldu. Öğrenci yurtları yetersiz, eğitim yatırımı yarı yarıya küçüldü.

Bir öğün yemeğin hikâyesi

Kısaca: Seçimden önce "5 milyon öğrenciye ücretsiz yemek" sözü verildi, seçimden sonra uygulama askıya alındı. Okullarda bir öğün ücretsiz yemek önerileri 2024'te ve 2025'te AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bugün 18 milyonu aşan öğrencinin yalnızca 1 milyonu ücretsiz yemek alıyor; bunların çoğu taşımalı eğitimdeki çocuklar.

Önce kronolojiye bakalım. Her tarih bir belgeye dayanıyor.

1 Şubat 2023, seçimden üç ay önce. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, ücretsiz okul yemeğinin 6 Şubat'tan itibaren okul öncesinde başlayacağını ve "kademeli olarak bir yıl içinde 5 milyon öğrenciye" ulaşacağını açıkladı. İl müdürlükleri "Beş Milyon Öğrenciye Ücretsiz Yemek" başlıklı duyurular yayımladı (Mersin MEM).

Eylül 2023, seçimden dört ay sonra. Uygulama, deprem bölgesi dışındaki okullarda "geçici olarak" durduruldu. Gerekçe açıklanmadı. O tarihte yaklaşık 19 milyon öğrenciden yalnızca 1,8 milyonu yemekten yararlanıyordu. Yaygınlaşacağı söylenen program daraltıldı (Gazete Duvar).

15 Kasım 2024. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Millî Eğitim Bakanlığı'nın 2025 bütçesi görüşülürken CHP, DEM Parti ve İYİ Parti okullarda bir öğün ücretsiz yemek için ayrı ayrı önerge verdi. Üçü de AKP ve MHP üyelerinin oylarıyla reddedildi (Sözcü).

15 Nisan 2025. CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek'in öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek verilmesini öngören kanun teklifi Genel Kurul'da AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Gökçek, yaklaşık 10 milyon çocuğun yoksulluk içinde yaşadığını, her üç çocuktan birinin okula kahvaltı etmeden gittiğini söyledi: "Sağlıklı beslenmek çocuklar için bir lüks değil, temel ihtiyaçtır" (Cumhuriyet, ABC Gazetesi).

Kasım 2025, 2026 bütçesi öncesi. CHP'li Suat Özçağdaş, her çocuğa bir öğün yemeğin yıllık maliyetini 235 milyar lira olarak hesapladı. Aynı konuşmada iktidara yakın yapılara tanınan vergi istisnalarının bu yıl 760 milyar lirayı aştığını söyledi. Yani bir öğün yemeğin maliyeti, vazgeçilen verginin üçte biri bile değil (Medyascope). Aynı kaynağa göre Millî Eğitim'in merkezî bütçedeki payı on yılda yüzde 13,38'den yüzde 10,26'ya düştü.

4 Eylül 2026. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin geçen eğitim yılında ücretsiz yemekten yararlanan öğrenci sayısını açıkladı: toplam 1 milyon 16 bin. Bunun 820 bini taşımalı eğitimdeki öğrenciler. Gerisi özel eğitim, yarım yatılı ve pansiyonlu öğrenciler (Türkiye Gazetesi).

Hakkını verelim: 1 milyon çocuğa yemek veriliyor ve bu önemlidir. Ama bu yemek bir beslenme politikasının değil, ulaşım politikasının yan ürünü. Çocuk köyünden okula taşındığı için öğle yemeği veriliyor. Kendi mahallesindeki okula aç giden şehir yoksulunun çocuğu bu hesabın dışında. "5 milyon" sözü ise seçimle birlikte buharlaştı.

Bu kronolojiyi akılda tutun. Birinci bölümde anlattığımız sosyal medya yasasını aynı Meclis, aynı çoğunlukla, 22 Nisan 2026'da "çocuklarımızı korumak" gerekçesiyle kabul etti.

Korunmayan çocukların haritası

Kısaca: 8 milyonu aşkın çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında. Yüz binlerce çocuk okul dışında. Çocuk işçi sayısı artıyor, TÜİK ise ilgili tabloyu bu yıl yayımlamadı. 400 bini aşkın çocuk MESEM'de çalışıyor. Bir eğitim yılında en az 95 çocuk işçi iş cinayetinde öldü.

Yemek, tablonun yalnızca bir köşesi. Çocuğun gerçek hayatına bakalım.

Yoksulluk. Eurostat'ın 2025 ve sonrası verilerine dayanan sıralamada Türkiye yüzde 37,6 ile çocuk yoksulluğu ve sosyal dışlanma riskinde Avrupa'nın zirvesinde. Bu yaklaşık 8 milyon 122 bin çocuk demek. Kuzey Makedonya, İspanya, Bulgaristan ve Romanya'nın da önünde (Halk TV). Sekiz milyon çocuk. Bu çocukların sorunu Instagram değil; ısınmayan ev, eksik öğün, kirayı ödeyemeyen aile.

Okul dışında kalanlar. Millî Eğitim'in 2024-2025 istatistiklerine göre ilkokul çağında 273 bin, ortaokul çağında 484 bin çocuk okul dışında. Lise çağında 1 milyon 130 bin genç hiçbir yere kayıtlı değil, 1 milyonu aşkın genç açıköğretimde (Cumhuriyet). Okulda olmayan çocuğun nerede olduğunu hepimiz biliyoruz: tarlada, atölyede, sanayide, sokakta.

Çocuk işçiliği. TÜİK 2019'da 720 bin çocuk işçi saydı. Aynı kaynağa göre bu sayı 2024'te 970 bine çıktı. Kayıt dışı, mevsimlik tarım ve göçmen çocuklar eklendiğinde bazı uzman tahminleri 2 milyonu aşıyor. Dikkat çekici bir ayrıntı: TÜİK, Nisan 2026'daki "İstatistiklerle Çocuk" bülteninde 15-17 yaş çocuk işçi verisine yer vermedi; her yıl yayımlanan ilgili tablo bu yıl yayımlanmadı (Cumhuriyet). Sorunu çözemeyen, sorunun sayısını gizler.

MESEM. Mesleki Eğitim Merkezleri, son yıllarda "okul" adı altında 14-15 yaşındaki çocukları haftada dört gün işyerine gönderen bir sisteme dönüştü. MEB kayıtlarına göre 421 binin üzerinde çocuk bu sistemde. CHP'li Özçağdaş'ın Kasım 2025'teki açıklamasına göre Eylül 2023'ten bu yana MESEM'de en az 16 çocuk öldü. İSİG Meclisi'nin Mayıs 2026 raporuna göre bu sayı en az 20'ye ulaştı (DGD-SEN aktarımı). MESEM, çocuk emeğinin "eğitim" etiketiyle meşrulaştırılmasıdır. Sermayeye neredeyse ücretsiz, sigortası devletten emek; çocuğa diploma vaadi.

İş cinayetleri. İSİG Meclisi'nin raporuna göre 2025-2026 eğitim yılında en az 95 çocuk işçi iş cinayetinde öldü; bir önceki yıla göre yüzde 32 artış. 28'i 5-14 yaş arasındaydı. 37'si tarımda, 18'i inşaatta, 10'u metal işinde can verdi. 14'ü göçmen ya da mülteci çocuktu (bianet). 2013'ten bu yana en az 862 çocuk işçi öldü.

Şimdi şu soruyu soralım: Bu 95 çocuktan kaçı sosyal medya yüzünden öldü? Hiçbiri. Hepsi, çocuğu okula değil işe gönderen bir düzen yüzünden öldü. O düzeni değiştirecek tek bir madde, "çocuklarımızı korumak" için çıkarılan yasada yok.

Devletin kendi kapısındaki çocuklar: Edirne'de kaybolan 13 çocuk

Kısaca: Aile Bakanlığı'na bağlı bir kurumdaki 14 refakatsiz göçmen çocuktan 13'ü market izniyle çıkıp dört gün kayıp kaldı. Bakanlığın ilk refleksi, çocukların devletin "daimi koruma ve bakım statüsünde" olmadığını söylemek oldu. Kendi binasındaki çocukların izini süremeyen devlet, her sosyal medya hesabının sahibini bilmek istiyor.

Yasa tartışılırken, ekimin ikinci haftasında küçük ama çok şey anlatan bir haber düştü. Edirne'de yurt dışına düzensiz yollarla geçmeye çalışırken yakalanan 14 refakatsiz yabancı uyruklu çocuk, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı İlk Kabul Arda Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğü'ne teslim edilmişti. 11 Ekim'de market alışverişi için izin alıp çıktılar. Biri döndü, 13'ü dönmedi (BirGün, Yol TV).

Bakanlığın açıklaması iki cümleden oluşuyordu. İlki beklenen cümleydi: "Durum derhal kolluk kuvvetlerine bildirilmiş ve çocukların bulunması için çalışma başlatılmıştır." İkincisi ise asıl dikkat edilmesi gereken cümleydi. Bakanlık, basındaki "devlet korumasındaki çocuklar kayboldu" ifadesine itiraz ederek, çocukların devletin "daimi koruma ve bakım statüsünde" olmadığını, sınır bölgesinde tespit edilip kuruma geçici olarak teslim edildiğini vurguladı. Çocuklar 15 Ekim'de bulundu: 11'i Edirne'de, kent merkezinde ve Yunanistan sınırına yakın yerlerde, 2'si İstanbul'da (Cumhuriyet).

Çocukların bulunmasına seviniyoruz. Ama bu olay iki şeyi açıkça gösterdi. Birincisi, sınırda yakalanan, yanında kimsesi olmayan, insan kaçakçılarına ve istismara en açık durumdaki çocuklar, devletin kendi kurumunda dört gün boyunca kayıp kalabildi. İkincisi, bakanlığın ilk refleksi çocuğu değil, kurumu korumak oldu: "Bizim daimi korumamızda değillerdi."

Şimdi bu tabloyu yasanın vaadiyle yan yana koyun. Kendi binasındaki 14 çocuğun izini süremeyen devlet, 85 milyonluk bir ülkede her sosyal medya hesabının kime ait olduğunu bilmeyi hedefliyor. Çocuğu koruma kapasitesi ile yurttaşı izleme kapasitesi arasındaki bu uçurum, hangisine yatırım yapıldığının en açık göstergesi.

Yurtlarda yanan çocuklar

Kısaca: Konya Taşkent'te 2008'de 17 öğrenci ve bir eğitici, Adana Aladağ'da 2016'da 11 kız öğrenci ve bir bakıcı ruhsatsız yurtlarda öldü. Davalar yıllar sürdü, kamu görevlilerinin sorumluluğu sorulmadı. Çocukları barındıran yurtlardan ruhsat sormayan devlet, bugün her yetişkinden kimlik soruyor.

Türkiye'de çocukların devlet eliyle değil, cemaat ve dernek eliyle barındırılması yeni değil. Bu düzenin bedelini de en ağır biçimde çocuklar ödedi.

Konya Taşkent, 1 Ağustos 2008. Yerel bir derneğin işlettiği ruhsatsız, yatılı bir kız Kur'an kursunda LPG tüpünden sızan gaz, sabah namazı için ışık açıldığında patladı. Üç katlı bina çöktü. 17 öğrenci ve bir eğitici öldü, 29 öğrenci yaralandı. Dava dokuz yıl sürdü. Yargıtay ilk kararı bozdu. Yeniden yargılama ancak 19 Mart 2024'te, faciadan on altı yıl sonra sonuçlandı ve sanıkların çoğu beraat etti (Cumhuriyet).

Adana Aladağ, 29 Kasım 2016. Süleymancı cemaatine ait, büyük bölümü ahşap, bilirkişi raporuna göre ruhsatı olmayan bir kız öğrenci yurdunda elektrik kaynaklı yangın çıktı. Ortaokul çağındaki 11 kız öğrenci ve bir bakıcı öldü (Wikipedia). Mayıs 2022'de istinaf mahkemesi sekiz kişiye 4 ile 15 yıl arasında hapis cezası verdi. Aileler kaymakamın, ilçe millî eğitim müdürünün ve muhtarların da yargılanmasını istemişti (bianet). Kaçak bir yurdun yıllarca nasıl çalışabildiği sorusu, kamu görevlileri açısından yanıtsız kaldı.

Bu iki faciada ortak olan şey ruhsatsızlıktır. Ruhsatsızlık ise bir ihmal değil, bir tercihin sonucudur. Devlet yurt kapasitesini kendisi kurmak yerine, boşluğu cemaatlerin ve derneklerin doldurmasına göz yumdu, çoğu zaman da teşvik etti. Çocukları barındıran yapılardan ruhsat sormayan devlet, şimdi her yetişkinden sosyal medya hesabı için kimlik soruyor.

Yurtlarda istismar edilen çocuklar

Kısaca: Karaman'da vakıf ve derneğe bağlı kayıtsız evlerde kalan çocuklara yönelik istismardan öğretmen 508 yıl hapis cezası aldı; kamu görevlileri için soruşturma izni yıllar sonra ve kısmen verildi. İstanbul Bahçelievler'de Diyanet'e bağlı yatılı bir Kur'an kursunda 24 mağdur çocuk için iddianame hazırlandı. Ortak örüntü: denetimsiz kurum, kurumu koruma refleksi, sorulmayan kamu sorumluluğu.

Bu başlığı yazarken özen göstermek zorundayız. Yalnızca yargı kararıyla kesinleşmiş ya da resmî bir yargı sürecine konu olmuş olaylardan söz ediyoruz. Sonuçlanmamış davalarda masumiyet karinesi geçerli. Ama kesinleşmiş olaylar da yeterince şey söylüyor.

Karaman, 2016. Ensar Vakfı'na ve Karaman KAİMDER derneğine yakın kişilerin kiraladığı evlerde kalan erkek çocuklara yönelik istismar ortaya çıktı. Bu evlerde ders veren öğretmen, on çocuğa yönelik istismar nedeniyle 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Olay, 2012-2015 arasında kayıtsız yurtlarda yaşanmıştı. İçişleri Bakanlığı, aralarında eski il millî eğitim müdürünün de bulunduğu üç kamu görevlisi hakkında soruşturma iznini ancak Ekim 2019'da verdi. Dönemin valisi hakkında izin verilmedi (Diken, Diken).

İstanbul Bahçelievler, 2025. Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı, bir cami binasındaki yatılı erkek Kur'an kursunda kalan çocuklara yönelik cinsel istismar iddiasıyla soruşturma açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, kursta usta öğretici olarak çalışan şüpheli hakkında 24 mağdur çocuk için "çocuğa yönelik cinsel istismar" ve "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlamalarıyla iddianame hazırladı. Şüpheli tutuklandı ve suçlamaları reddediyor (Sözcü). Soruşturmanın ilk günlerine ait haberlerde, kursun faaliyetini sürdürdüğü ve çocukların aynı kurumda kalmaya devam ettiği aktarılmıştı (soL).

Bu olaylardaki ortak örüntü şu: Çocuk, denetimsiz bir yapıya emanet ediliyor. İstismar ortaya çıktığında ilk refleks kurumu korumak oluyor. Kamu görevlilerinin sorumluluğu ya hiç sorulmuyor ya da yıllar sonra sınırlı biçimde soruluyor. Çocuğu gerçekten korumak, bu yapıları denetlemek, yatılı kurumlara bağımsız çocuk hakları denetçileri göndermek, şikâyet kanallarını çocuğun erişebileceği hâle getirmek demektir. Bunların hiçbiri yeni sosyal medya yasasında yok.

Öğrenci yurtları: devletin çekildiği yer

Kısaca: KYK kapasitesi bu yıl azaldı; kapatılan bloklar arasında depreme dayanıksız olanlar var. Yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisinin ancak dörtte biri devlet yurdunda yer bulabiliyor. Özel yurtlar yıllık yüz binlerce lira; açığı piyasa ve cemaat yurtları dolduruyor.

Barınma sorunu yalnızca küçük çocukların değil, gençlerin de sorunu. BirGün'ün derlediği verilere göre (BirGün, 4 Ağustos 2026, BirGün, 15 Eylül 2026):

  • Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun yatak kapasitesi 2025'te 996.306 iken, 30 Haziran 2026 itibarıyla 993.258'e düştü. Öğrenci sayısı artarken kapasite azaldı.
  • 2026'nın ilk yarısında 28 blok, 9.577 yatak kapatıldı. Gerekçeler arasında binaların "ekonomik ömrünü tamamlamış" olması ve deprem güvenliğinin bulunmaması da var. Yani öğrenciler yıllarca depreme dayanıksız binalarda kaldı.
  • Örgün yükseköğretimdeki yaklaşık 4 milyon öğrencinin ancak dörtte biri devlet yurdunda yer bulabiliyor.
  • Özel yurtların yıllık ücreti İstanbul'da 110 bin ile 700 bin lira, Ankara'da 160 bin ile 800 bin lira arasında. Aylık KYK bursu ve kredisi 4 bin lira civarında.
  • Öğrenciler, yer bulabildikleri KYK yurtlarını "güvensiz, okula uzak ve eski" diye tarif ediyor. Eleştirmenler, devlet yurdunda yer bulamayan öğrencilerin cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakıldığını söylüyor.

Tablo net: Devlet barınmadan çekiliyor. Çekildiği yeri piyasa ve cemaat dolduruyor. Piyasa yoksul öğrenciyi dışlıyor, cemaat ise onu kendi ağına katıyor. İki durumda da genç, kamusal bir haktan yoksun bırakılıyor.

Eğitim bütçesi: rakamlar yalan söylemez

Kısaca: Eğitim yatırımının Millî Eğitim bütçesindeki payı 2002'de yüzde 17'yken 2026'da yüzde 8'e indi. Bütçenin yüzde 83'ü personele ve primlere gidiyor. Türkiye ilkokulda öğrenci başına OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri kadar harcıyor.

Bütün bu tablonun arkasında bir bütçe tercihi var. Eğitim Sen'in Kasım 2025'te 2026 bütçesi için yaptığı değerlendirmeye göre (BirGün):

  • Millî Eğitim Bakanlığı'nın 2026 bütçesi yaklaşık 1,94 trilyon lira. Bunun yaklaşık yüzde 83'ü personel giderlerine ve sosyal güvenlik primlerine gidiyor.
  • Eğitim yatırımlarının bakanlık bütçesindeki payı 2002'de yüzde 17,18 idi. 2025'te yüzde 9,73'e, 2026'da yüzde 8,26'ya indi. Yani yeni okul, yeni yurt, depreme dayanıklı bina için ayrılan pay yarıdan fazla küçüldü.
  • OECD'nin Education at a Glance 2025 raporuna göre Türkiye ilkokulda öğrenci başına yaklaşık 3.914 dolar harcıyor. OECD ortalaması yaklaşık 10.812 dolar.
  • Bakanlığın merkezî bütçedeki payı on yılda yüzde 13,38'den yüzde 10,26'ya düştü (Medyascope).

Eğitim Sen aynı değerlendirmede, kadrolu destek personelinin azaltılmasını, okullardaki hijyen sorunlarını, ücretsiz yemek eksikliğini ve okulları dinî ve cemaat bağlantılı yapılara açan protokolleri de eleştiriyor. Talepleri ise açık: eğitime millî gelirin yüzde 6'sı, her gün bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek, 120 bin kadrolu destek personeli.

Okul temizliğini veliden toplanan bağışla, güvenliği "gönüllü" velilerle, yemeği çocuğun cebindeki harçlıkla çözmeye çalışan bir eğitim sistemi, çocuğu korumak için bütçe ayırmıyor. Ama sosyal medyada çocuğu korumak için her yetişkinin kimliğini istemekte bir sakınca görmüyor.


Üçüncü bölüm: Neden? Mazeretin ekonomi politiği

Kısaca: Bu bir ikiyüzlülükten çok bir maliyet ve kazanç hesabı. Çocuğu korumak pahalıdır ve parası sermayeden çıkar; denetim ucuzdur ve bedelini yurttaş öder. Çocuk, itiraz edilemeyen bir gerekçe olduğu için gözetimin en kullanışlı kılıfı.

Koruma pahalıdır, denetim ucuzdur

Kısaca: Yemek, sosyal hizmet uzmanı, kamusal yurt ve çocuk işçiliğine son vermek bütçe ister ve sermayeden bir şey alır. Yaş doğrulamanın maliyeti ise platformlara ve yurttaşa yükleniyor, devlete kalıcı bir kayıt envanteri kalıyor.

Bu çelişkiyi bir ikiyüzlülük olarak okumak kolay. Ama yanlış olmasa da yüzeysel. Mesele ahlak değil, maliyet ve kazanç hesabı.

Çocuğu korumak gerçekten pahalıdır. Bir öğün yemek yılda 235 milyar lira. Her okula bir sosyal hizmet uzmanı ve psikolojik danışman, mahallelere ücretsiz kreş, çocuk işçiliğini bitirecek bir aile geliri desteği, MESEM'in kapatılıp gerçek bir politeknik eğitim kurulması, mevsimlik tarımda çocuk emeğinin yasaklanıp denetlenmesi: bunların hepsi bütçe ister. Üstelik bu harcamalar sermayeden bir şey alır. Çocuk emeğini ucuz emek olarak kullanan tarım patronundan, MESEM'li çocuğu neredeyse bedavaya çalıştıran atölye sahibinden, vergi istisnasıyla büyüyen yandaş şirketten.

Denetim ise ucuzdur ve geri dönüşü yüksektir. Yaş doğrulamanın maliyetini platformlar ve yurttaşlar ödüyor. Devlet yalnızca e-Devlet'e bir belirteç modülü ekliyor. Karşılığında eline geçen şey paha biçilmez: Türkiye'deki bütün aktif sosyal medya hesaplarının bir kez kimlik kapısından geçtiği bir envanter. Bir saatlik engelleme kuralı ve yükleme filtresiyle birlikte, siyasi içeriği hızla ve kalıcı olarak silebilen bir altyapı.

Bu yüzden iki politika aynı zihniyetin ürünü. Bir öğün yemeği reddetmek ile herkesin hesabına kimlik sormak arasında çelişki yok; ikisi de aynı sınıf hesabından çıkıyor. Çocuk için harcanacak para sermayeden alınır, yurttaşı denetlemenin bedelini ise yurttaş öder.

Çocuk neden bu kadar kullanışlı bir mazeret?

Kısaca: 2020'de "ahlaksızlık", 2022'de "dezenformasyon", 2026'da "çocuklar": gerekçe değişiyor, denetimin yönü değişmiyor. Çocuğu korumaya itiraz edilemediği için meşru ebeveyn kaygısı, denetim projesinin rıza zeminine dönüştürülüyor. Yasadaki değerli maddeler ise gözetim maddelerinin şekerli kaplaması.

Türkiye'de son altı yılda çıkarılan internet yasalarının gerekçelerine bakın: 2020'de "sosyal medyadaki ahlaksızlık" ve platformların "sorumsuzluğu", 2022'de "dezenformasyon", 2026'da "çocuklar". Her seferinde araç kutusu büyüdü: temsilci zorunluluğu, reklam yasağı, bant daraltma, hapis cezası, şimdi de kimlik belirteci. Gerekçeler değişti, yön değişmedi.

Çocuk bu dizinin en etkili halkası, çünkü itiraz edilemez. "Terör" ya da "dezenformasyon" gerekçesine karşı çıkabilirsiniz; tanımın keyfi olduğunu, eleştiriyi susturmaya yaradığını söyleyebilirsiniz. Ama "çocuğu korumaya" karşı çıkan, çocuğun düşmanı ilan edilir. Sosyolog Stanley Cohen'in "ahlaki panik" dediği mekanizma budur: Toplumsal bir kaygı (çocukların ekran bağımlılığı, zorbalık, istismar) gerçek bir zemine dayanır, ama abartılır, tek bir nedene bağlanır ve otoriter bir çözümü meşrulaştırmak için kullanılır. Bunu "Kimin Ailesi Güvende?" yazımızda aile söylemi üzerinden anlatmıştık.

Gramsci'nin diliyle söylersek, burada hegemonya zor ile rızayı birleştirerek işliyor. Ebeveyn kaygısı gerçek; ekranın çocuk üzerindeki etkisinden endişe duymak meşru. İktidar bu meşru kaygıyı alıp, kendi denetim projesinin rıza zeminine dönüştürüyor. Yasaya karşı çıkmak "çocukları savunmasız bırakmak" gibi gösteriliyor. Oysa çocukları savunmasız bırakan, yemeği reddeden eldir.

Bir de şunu not edelim: Yasanın içinde gerçekten değerli maddeler var. 18 yaş altı için profilleme ve kişiselleştirilmiş reklam yasağı, sonsuz kaydırma ve otomatik oynatma yasağı. Bunlar platform sermayesinin iş modeline dokunuyor. Ama bu maddeleri uygulamak için kimseden kimlik istemek gerekmiyordu. Bir platforma "çocuklara profilleme yapmayacaksın" demek ile her yetişkinden e-Devlet onayı istemek ayrı şeyler. Yasa ikisini bilinçli olarak birbirine bağlıyor; değerli maddeler, gözetim maddelerinin şekerli kaplaması.

Söylenen ve yapılan

Kısaca: Çocuk için yapılmayanlarla denetim için yapılanları yan yana koyunca hangisine yatırım yapıldığı açıkça görülüyor.

Çocuk için yapılmayanDenetim için yapılan
Okullarda bir öğün ücretsiz yemek önerileri 2024 ve 2025'te reddedildiBütün hesapların e-Devlet'ten geçmesi Nisan 2026'da kabul edildi
"5 milyon öğrenciye yemek" sözü seçim sonrası askıya alındıBelirteç altyapısı 1 Kasım 2026'da devrede
8 milyon çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaTürkiye'deki bütün aktif hesaplar tek tek doğrulanacak
Bir eğitim yılında en az 95 çocuk işçi iş cinayetinde öldüSiyasi içerik engelleri bir saat içinde uygulanacak
MESEM'de 400 bini aşkın çocuk işyerlerinde çalışıyorEngellenen içeriğin yeniden yüklenmesi yapay zekâyla önlenecek
TÜİK 15-17 yaş çocuk işçi tablosunu bu yıl yayımlamadıBelirtecin teknik rehberi gizli tutuluyor
Edirne'de kurumdaki 14 çocuktan 13'ü dört gün kayıp kaldı; ilk açıklama "daimi korumamızda değillerdi" oldu85 milyonluk ülkede her hesabın sahibi bilinmek isteniyor
Aladağ'da ve Taşkent'te çocuklar ruhsatsız yurtlarda öldüHer sosyal medya hesabından e-Devlet onayı isteniyor
Karaman'da kamu görevlileri için soruşturma izni yıllar sonra, kısmen verildiSiyasi içerik engelleri bir saat içinde uygulatılıyor
KYK kapasitesi düştü; dört öğrenciden yalnızca biri devlet yurdundaBelirteç altyapısı için bütçe ve teknik kadro hazır
Eğitim yatırımının payı yüzde 17'den yüzde 8'e indiDenetim altyapısının maliyeti platformlara ve yurttaşa yükleniyor
Bir öğün yemeğin maliyeti: yılda 235 milyar liraKimlik eşleştirme planı yeni yargı paketinde sırada

Çocuğu gerçekten korumak ne demek?

Kısaca: Önce tabak, sonra okulda insan; çocuk emeğine son, kamusal ve denetimli yurt, eğitime gerçek bütçe. Platform sermayesine herkes için sınır, yurttaşa kimlik zorunluluğu değil.

Eleştirinin bir program da önermesi gerekir. Çocuğu korumak isteyen bir toplum şunları yapar:

Önce tabak. Okul öncesinden liseye bütün öğrencilere ücretsiz, sağlıklı bir öğün. Bu bir yardım değil, eğitimin parçası. Aç çocuk öğrenemez.

Okul, işyeri değil. MESEM'in çocukları işyerine gönderen biçimiyle kapatılması; 18 yaş altında çalışmanın fiilen sonlandırılması; mevsimlik tarımda çocuk emeğine sıfır tolerans ve aileye bunu mümkün kılacak gelir desteği. Çocuk işçiliği yoksulluğun sonucudur; yoksulluk giderilmeden yasakla bitmez.

Okulda insan. Her okula sosyal hizmet uzmanı, psikolojik danışman, hemşire. Zorbalığı, istismarı, ihmali erken fark edecek olan bir yazılım değil, bir insandır.

Kamusal yurt, denetimli kurum. Ruhsatsız ve kayıtsız yurtların tamamen kapatılması, yatılı kurumların bağımsız çocuk hakları denetimine açılması, her öğrenciye kamusal, ücretsiz ve depreme dayanıklı yurt. Devlet koruması altındaki çocuklar için "daimi statüde değil" savunmasının değil, statüsü ne olursa olsun tam sorumluluğun geçerli olması.

Eğitime gerçek bütçe. Eğitime millî gelirin en az yüzde 6'sı, yatırım payının yeniden yükseltilmesi, okulların veli bağışına muhtaç olmaktan çıkarılması.

Çocuğa zaman. Ebeveynin çocuğuyla geçirecek vakti olmadan "ebeveyn kontrol paneli" boş bir laftır. Çalışma saatlerinin kısaltılması, ücretsiz kreş, mahallelerde oyun alanı, kütüphane, gençlik merkezi. Telefonu çocuğun elinden almak isteyen, ona telefondan daha iyi bir hayat sunmak zorundadır.

Platform sermayesine sınır, yurttaşa kimlik değil. Bağımlılık üreten tasarım, profilleme ve hedefli reklam yalnızca çocuklar için değil, herkes için yasaklanmalı. Yaş doğrulaması gerekiyorsa, kimliği ne devlete ne platforma açan, kaynak kodu açık, bağımsız denetime tabi bir mimariyle yapılmalı.

Bu programın hiçbir maddesi yeni değil. Sendikalar, meslek odaları, çocuk hakları örgütleri yıllardır söylüyor. Eksik olan teknik bilgi değil, siyasi irade. Ve siyasi iradenin nerede olduğunu Meclis oylamaları açıkça gösteriyor.

Somut görevler

Kısaca: Veliler ücretsiz yemeği, eğitim emekçileri sınıftaki yoksulluğun tanıklığını, bilişim emekçileri veri minimizasyonunu, hepimiz 13. Yargı Paketi'ndeki kimlik hükmünün izlenmesini gündeme taşıyalım.

Velilere: Okul-aile birliklerinde ücretsiz yemek talebini gündeme getirin. Sosyal medya yasasına dair kaygılarınızı çocuğunuzun gerçek ihtiyaçlarıyla birlikte dile getirin: "Telefon yasağından önce okulda yemek, danışman ve güvenli bir bina istiyoruz."

Eğitim emekçilerine: Sınıfınızda kaç çocuğun kahvaltısız geldiğini, kaçının okuldan sonra çalıştığını biliyorsunuz. Bu bilgiyi sendikal düzeyde derleyip kamuoyuna açmak, bütün yasalardan daha güçlü bir tanıklıktır.

Bilişim emekçilerine: Belirteç entegrasyonlarını yazacak olan biziz. Hangi verinin loglandığını, ne kadar saklandığını, kimin erişebildiğini sorun. Çocuğu korumak adına kurulan bir sistemin yetişkini fişlemesine teknik ekip olarak itiraz edin.

Herkese: 13. Yargı Paketi Meclis'e geldiğinde sosyal medya kimlik doğrulama hükmünü izleyin. Haziranda düzenlemeyi geri çektiren kamuoyu tepkisiydi. Aynı tepkiyi, bu kez "çocuk" kılıfına rağmen, yeniden örmek mümkün. İFÖD'ün yönetmeliğe karşı açacağını duyurduğu davayı izleyin ve destekleyin.


Tabak ile kapı

Sevgili Genç Yoldaşlar, bir iktidarın çocuğa bakışını tek bir sahnede özetlemek gerekirse şöyle olurdu: Okul kapısında kahvaltısız bir çocuk duruyor. Ona yemek verilmiyor; çok pahalı bulunuyor. Ağabeyi ruhsatsız bir yurtta, ablası yer bulamadığı KYK listesinin yedeğinde bekliyor. Sınırda yakalanan bir başka çocuk, devletin kapısından market izniyle çıkıp kayboluyor ve devlet "bizim daimi korumamızda değildi" diyor. Ama aynı çocuğun annesinin, babasının, ağabeyinin telefonundaki her hesap devletin kapısından geçirilecek. Bunun maliyeti sorun edilmiyor.

Çocuğun tabağı boş kalıyor, yetişkinin hesabı kayda geçiyor. Buna çocuk koruma denmez. Bu, çocuğun arkasına saklanan bir denetimdir.

O yüzden 1 Kasım'da sorulacak soru şu:

"Bir öğün yemeği çok görenler, hangi çocuğu korumak için hepimizin kimliğini istiyor?"

Bu soruyu birlikte soralım. Çocukları gerçekten koruyacak olan, onların adına konuşan iktidar değil, onlar için örgütlenen bizleriz.


Kaynaklar

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği