Üç Bin Kilovatsaatin Sınıfı
Elektrik Faturasında 2027 Tuzağı ve Üşüyerek Tasarruf

Sevgili Genç Yoldaşlar,
Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz X'te bir uyarı paylaştı (haberi için bkz. Koza TV): EPDK'nın dün aldığı kararla, yıllık elektrik tüketimi 3 bin kilovatsaati aşan konutlar 2027'de sabit fiyatlı tarifeden çıkarılıp piyasa fiyatına bağlanacak. Yavuzyılmaz'ın hesabına göre, ayda 250 kilovatsaat harcayan bir hanenin 822 TL'lik faturası 1.676 TL'ye çıkacak; zam oranı %104. Bir başka örnekte 1.226 TL'lik fatura 2.233 TL'ye çıkıyor; zam %82. Önerisi de açık: kasım ve aralıkta tüketimi düşürün, 2026 toplamınızı 3 bin kilovatsaatin altında tutun.
Uyarı yerinde ve önemli. Ama bu yazıda bir adım daha atmak istiyorum. Çünkü ortada yalnızca bir “tuzak” yok; yıllardır adım adım işleyen bir yöntem var. O yöntemin bize önerdiği tek çıkış yolu da, yani evde üşüyerek tasarruf etmek, sorunun kendisini ortaya koyuyor.
Kısaca: Altı Tez
- Karar gerçek ve büyük. EPDK, 30 Ekim 2026'daki kurul toplantısında konut sınırını 4 bin kilovatsaatten 3 bin kilovatsaate indirdi. Yaklaşık 44,2 milyon konut abonesinin 6,5 milyonu, yani %14,7'si, desteksiz tarifeye geçecek.
- Bu bir dizinin üçüncü adımı. Sınır 2025'te 5 bin kilovatsaatti; 2026'da 4 bin, 2027'de 3 bin. Bir yıl önce etkilenen abone sayısı 2,5 milyondu. Bir yılda 4 milyon hane daha eklendi.
- Sınır bir “zenginlik” ölçüsü değil. Ayda 250 kilovatsaat lüks bir tüketim değildir. Kalabalık aileler, doğal gazı olmayıp elektrikle ısınanlar, evden çalışanlar, Adana ya da Antalya sıcağında klimayla yaşayanlar bu sınırı kolayca aşar. Elektrik Mühendisleri Odası'nın hesabına göre dört kişilik bir ailenin, ısıtma ve soğutma olmadan temel tüketimi ayda yaklaşık 230 kilovatsaattir. Sınır bunun hemen üstündedir.
- “Son iki ay” uyarısı tek başına yetmez. Sınır yalnızca 2026'ya değil, 2027 tüketimine de bakıyor. 2026'yı sınırın altında kapatan biri 2027'de aşarsa yine geçiş yapacak. Ekim okumasında sınırı aşmış olan için ise iş zaten bitti.
- Bize önerilen çıkış, enerji yoksulluğudur. Kışın ortasında “tüketimi düşür” demek pratikte “ısınma, çamaşır makinesini daha az çalıştır, ışığı söndür” demektir. Faturayı düşürmenin bedelini sağlığımızla ödüyoruz.
- Sorun bir partinin kötü niyetinden derin. Elektriği metaya çeviren piyasa rejimi 2001'de kuruldu. AKP bu rejimi 24 yıl boyunca derinleştirdi; bugünkü karar o mantığın doğal sonucu. Çözüm de bireysel önlemde değil, elektriği kamusal bir hak olarak geri kazanmakta.
Şimdi ayrıntılara geçelim.
Karar Ne Diyor?
Önce olguları netleştirelim, çünkü sosyal medyada dolaşan rakamlar bazen birbirine karışıyor.
Sınırın tarihçesi:
| Yıl | Konut için yıllık sınır | Aylık ortalama karşılığı | Etkilenen abone |
|---|---|---|---|
| 2025 | 5.000 kWh | ~417 kWh | — |
| 2026 | 4.000 kWh | ~333 kWh | ~2,5 milyon (%6) |
| 2027 | 3.000 kWh | ~250 kWh | ~6,5 milyon (%14,7) |
Sınırı aşınca ne oluyor? soL Haber'in aktardığı EPDK açıklamasına göre, sınırı aşan ve bir tedarikçiyle ikili anlaşması olmayan aboneler, aktif enerji bedelinin piyasa takas fiyatı ve YEKDEM maliyetleri üzerinden hesaplandığı “yüksek tüketimli son kaynak tedarik tarifesine” geçiyor. Dağıtım bedeli değişmiyor. Yani devletin bugüne kadar fiyatın bir kısmını karşıladığı “destekli” tarifeden çıkıp, elektriğin borsadaki fiyatını ödüyorsunuz.
Geçiş ne zaman? Sınırın aşıldığı ayı izleyen üçüncü ayın ilk günü:
- Ekim 2026 okumasında 2026 toplamı 3 bin kilovatsaati aşan → 1 Ocak 2027
- Aralık 2026 okumasında aşan → 1 Mart 2027
- 2026'yı sınırın altında kapatıp Haziran 2027 okumasında aşan → 1 Eylül 2027
Kimler muaf? Camiler, ibadethaneler, cemevleri ve dernekler; şehit aileleri, muharip ve malul gaziler; köy içme suyu; AFAD geçici barınma merkezleri; diyaliz ve solunum cihazı gibi yaşam destek cihazına bağlı tüketiciler. Tarım, sanayi, kamu ve özel hizmetler ile aydınlatma için 15 bin kilovatsaatlik sınır değişmedi.
Bu listeye dikkatle bakın, ileride döneceğiz.
Bir düzeltme: Sınır kilovatsaat üzerinden işliyor, lira üzerinden değil. 9.864 TL ya da “aylık 820 TL” gibi rakamlar, bugünkü tarifeyle yapılmış yaklaşık hesaplar. Tarife değiştikçe değişirler. Kendi durumunuzu anlamak için faturadaki lirayı değil, tüketim geçmişindeki kilovatsaati toplayın.
“Son İki Ay” Uyarısının Hakkını Verelim, Sınırını da Gösterelim
Yavuzyılmaz'ın önerisi bir kesim için gerçekten işe yarar: 2026'da 3 bin kilovatsaate yaklaşmış ama henüz aşmamış haneler. Bu haneler kasım ve aralıkta biraz daha az tüketerek 2027'nin başında desteksiz tarifeye geçmekten kurtulabilir. Bunu bilmek bir haktır ve uyarı bu yüzden değerlidir.
Ama üç noktayı açıkça söylemek gerekiyor.
Birincisi, ekim okumasında sınırı aşmış olanlar için yapılacak bir şey kalmadı. Bu hanelerin geçişi 1 Ocak 2027'de başlıyor.
İkincisi, mesele iki ayla bitmiyor. Kural her takvim yılına ayrı ayrı bakıyor. 2026'yı kıl payı kurtaranlar, 2027 boyunca her ay aynı hesabı yapmak zorunda kalacak. Kış ısınması ve yaz serinletmesi derken, ayda 250 kilovatsaatin altında kalmak birçok hane için bütün yıl süren bir kemer sıkma demek.
Üçüncüsü, sınır inmeye devam ediyor. 5 binden 4 bine, 4 binden 3 bine. Bugün kurtulan hane, gelecek yıl sınır 2 bine inerse ne yapacak? Bireysel önlem, bir sonraki kararı yalnızca bir yıl öteliyor.
Kısacası, bireysel tasarruf bu yılki yarayı sarabilir, ama yaranın nedeni yerinde duruyor. Elektrik Mühendisleri Odası bu bağlama ayrıca hukuka aykırı diyor: 2026'da harcanmış elektrik, henüz yürürlükte olmayan 2027 sınırına göre cezalandırılıyor. Oda buna geriye dönük kural diyor.
Üç Bin Kilovatsaati Kim Aşıyor?
Kararın arkasındaki varsayım şu: Çok elektrik harcayan, varlıklıdır; varlıklı olanı devlet desteklememeli. Kulağa adil geliyor. Peki gerçek bu mu?
Ayda 250 kilovatsaati kimin aştığına bakalım:
| Kararın varsaydığı “yüksek tüketici” | Gerçekte sınırı aşanlar |
|---|---|
| Havuzlu villa, çok sayıda klima, lüks yaşam | Beş altı kişinin aynı evde yaşadığı kalabalık işçi aileleri |
| Elektriği savuran, tasarrufa aldırmayan hane | Doğal gaz hattı olmayan, elektrikli sobayla ya da klimayla ısınmak zorunda kalan mahalleler |
| Gereğinden fazla cihazı olan ev | Evden çalışan, bilgisayarı gün boyu açık kalan bilişim emekçisi, çağrı merkezi çalışanı |
| Tüketimini kolayca kısabilecek varlıklı | Adana, Antalya, Mersin sıcağında klimasız yaşayamayacak yaşlılar, bebekler, hastalar |
| “Lüks” | Kombisi bozulup tamir ettiremeyen, ısıtıcıyla idare eden kiracı |
Burada temel bir yöntem hatası var. Tüketim miktarı, gelir düzeyini göstermez. Varlıklı bir hane güneş paneli taktırır, ısı yalıtımlı yeni bir konutta oturur, enerji verimli A+++ cihazlar alır ve sınırın altında kalabilir. Yoksul bir hane ise yalıtımsız eski bir binada, eski bir buzdolabı ve elektrikli ısıtıcıyla aynı ısıyı iki katı enerjiyle elde eder. Sınır, verimliliğe para yatıramayanı cezalandırıyor.
Aynı gün TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası bu itirazı rakama bağladı. Dört kişilik bir ailenin asgari yaşam standardı, ısıtma, soğutma ve sıcak su hariç, ayda en az 230 kilovatsaat, yılda 2.760 kilovatsaattir. Bunun içinde aydınlatma, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, televizyon vardır; şofben, termosifon, klima ve elektrikli ısıtıcı yoktur. Yani 3 binlik sınır villanın havuz pompası değil, standart bir ailenin mutfağıdır. Odanın cümlesi net: bu gizli zam, “yüksek tüketimi hedef alan bir piyasa mekanizması” değil, en temel yaşam gereksinimini serbest piyasa koşullarına terk eden bir uygulamadır (EMO, 31 Ekim 2026).
Bir ayrıntı daha: Sınır hane başına konmuş, kişi başına değil. Tek kişinin yaşadığı bir dairede 250 kilovatsaat bolluktur, altı kişilik bir ailede kıtlık. Kalabalık aileler genellikle yoksul ailelerdir. Yani karar, uygulamada, en kalabalık ve en yoksul haneleri daha sık yakalıyor.
Muafiyet listesine de bu gözle bakın. İbadethaneler ve dernekler muaf; ama dar gelirli emeklinin, asgari ücretlinin, işsizin ya da öğrencinin hanesi için böyle bir istisna yok. Hane geliri ya da kişi sayısı muafiyet ölçütü değil. Devletin kimi koruduğu, kimi piyasaya bıraktığı bu listede açıkça görünüyor.
Kışın Ortasında “Tüketimi Düşür” Ne Demek?
Kasım ve aralık, Türkiye'nin büyük bölümünde ısınma aylarıdır. Bir işçi ailesi bu aylarda tüketimini nasıl düşürür?
- Elektrikli ısıtıcıyı daha az açar, yani evde üşür.
- Çamaşırı, bulaşığı biriktirir; sıcak suyu kısar.
- Çocuğun ders çalıştığı odanın ışığını erken söndürür.
- Evden çalışıyorsa, bilgisayarı kafede ya da kütüphanede şarj eder.
Bunun adı enerji yoksulluğudur: Bir hanenin sağlıklı bir yaşam için gereken ısınma, aydınlanma ve temel enerji ihtiyacını karşılayamaması. Avrupa'da 2022 enerji krizinde milyonlarca insanın “ısınmak mı, yemek mi” ikilemiyle karşılaştığını hatırlayın. Soğuk ev, özellikle yaşlılar ve çocuklar için solunum yolu hastalıkları ve kış ölümleri demektir.
Burada ince ama önemli bir nokta var: Faturadan kesilen her lira, çoğu zaman sağlıktan, çocuğun ders koşullarından ya da yaşlının konforundan kesiliyor. Bu bedel faturada görünmüyor; ama bir yere yazılıyor. Hastanede, okulda, evdeki gerginlikte.
Bu yüzden bireysel tasarrufu kimseye “ahlaki bir erdem” olarak öğütlememeliyiz. Bilgi olarak paylaşalım, ama altını çizelim: Bize “az kullan” diyen bir düzen, aslında “ihtiyacını kendin kıs” diyor.
Tuzak Değil, Yöntem: Elektriğin Metalaşma Tarihi
Yavuzyılmaz kararı “AKP'nin tuzağı” olarak adlandırıyor. Sorumluluğu iktidara vermekte haklı; ama bu kararı yalnızca bir partinin kötü niyetiyle açıklarsak, arkasındaki yapıyı göremeyiz.
Kısa bir kronoloji:
- 2001: IMF programı döneminde 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu çıkarıldı. Elektrik, kamusal bir hizmet olmaktan çıkıp “piyasa” içinde alınıp satılan bir ürün olarak tanımlandı. EPDK bu yasayla kuruldu.
- 2008–2013: Elektrik dağıtım bölgeleri tek tek özelleştirildi. Bugün faturayı gönderen şirketler, büyük ölçüde inşaat ve enerji holdinglerinin elindeki şirketlerdir.
- Enerji borsası ve PTF: Elektriğin fiyatı, saat saat kurulan bir piyasada, piyasa takas fiyatıyla (PTF) belirlenmeye başladı.
- YEKDEM: Yenilenebilir enerji üreticilerine dövize endeksli alım garantileri verildi; bu maliyet faturaya yansıtılıyor.
- 2022 sonrası: Enerji fiyatlarındaki sıçramayla birlikte devlet, konut tarifesini kısmen sübvanse etti. Ama aynı yıllarda “sübvansiyonu daraltma” hedefi açıkça konuşulmaya başlandı.
- 2018'den bugüne son kaynak sınırı: Son Kaynak Tedarik Tarifesi 2018'de yalnızca çok büyük sanayi tesisleri için, yıllık 50 milyon kilovatsaatle başladı. EMO'nun 31 Ekim açıklamasındaki dizi şöyledir: 2020'de 7 milyon, 2023'te 1 milyon, 2025'te 5 bin, 2026'da 4 bin, 2027'de 3 bin. Sekiz yılda sınır, sanayi devinden mutfak prizine indi. Sübvansiyon, doğrudan zam yerine sınırı aşağı çekerek daraltılıyor.
Buradaki yöntem dikkat çekici. Genel bir zam yapılsa, herkes aynı anda tepki gösterir. Sınırı her yıl biraz indirmek ise her yıl yeni bir kesimi “yüksek tüketici” ilan edip piyasaya devretmek demek. Toplum bölünür: Sınırın altındakiler “bana dokunmadı” diye rahatlarken, üstündekiler tek başına ödemeye başlar. Ertesi yıl sıra bir sonraki kesime gelir.
Bu, elektriği bir hak olmaktan çıkarıp adım adım tam bir metaya dönüştürme sürecidir. 2001'de kurulan piyasa rejiminin sonucudur; AKP bu rejimi yalnızca devralmadı, 24 yıl boyunca derinleştirdi. Sınıfsal sorumuzu buraya yöneltelim:
- Kimin elinde? Üretim ve dağıtım, büyük ölçüde özel holdinglerin elinde.
- Kimin denetiminde? Fiyat, borsada ve düzenleyici kurulun kararlarında belirleniyor; tüketicinin, yani halkın söz hakkı yok.
- Kimin yararına? Desteğin daraltılması kamu bütçesinde yer açıyor; o yer, faiz ödemelerine, sermayeye verilen teşviklere, alım garantilerine gidiyor. Bedeli ise hane bütçesinden ödeniyor.
“Serbest Tüketici Ol” Önerisi
Sınırı aşan abonelere dağıtım şirketlerinden mesajlar gelmeye başladı: İkili anlaşma yapabilirsiniz, tedarikçi listesi EPDK sitesinde. Yani “piyasa tarifesine geçmek istemiyorsan, piyasada kendine bir satıcı bul.”
Bu öneri bazı haneler için kısa vadede gerçekten daha ucuz bir fiyat anlamına gelebilir; sözleşmeleri karşılaştırmak kötü bir fikir değil. Ama şuna dikkat: Sabit fiyat süresi, cayma bedeli, piyasa fiyatına endeksli maddeler gibi ayrıntılar sözleşmenin küçük harflerinde yer alıyor. Pazarlık gücü olmayan tek bir hane, büyük bir tedarik şirketinin karşısında zayıf kalır. Bireysel “müşteri” olarak piyasaya itilmek, kamusal hakkın yerine alıcı-satıcı ilişkisini koymak demek.
EMO bu gerekçeyi de reddediyor. “Rekabeti teşvik” ve “yüksek tüketimi ikili anlaşmaya yönlendirme” laflarının gerçeği yansıtmadığını yazıyor. Son kaynak tarifesine düşen abone, spot borsadaki piyasa takas fiyatı ve YEKDEM gibi dövize bağlı bedelleri öder. Tedarikçi seçme özgürlüğü kağıt üzerinde kalmıştır. Rekabet söylemi, odanın deyişiyle, özel şirketlere yapılan kar aktarımını gizler.
Oda Ne Diyor?
31 Ekim 2026'da Elektrik Mühendisleri Odası 50. Dönem Yönetim Kurulu, “Son Kaynak Limitinin Düşürülmesi 2027'yi Karanlığa Gömer” başlıklı açıklamayı yayımladı. Kararı kabul edilemez ve örtülü zam saydı. Aynı metin Anka Haber'de de çıktı. Sendikalardan ve partilerden ayrı bir açıklama bugün görünmüyor. Kurumsal metin odadan geldi.
Odanın talebi tek cümlede bitmiyor:
- Karar derhal geri çekilsin. Konutlar Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamından tamamen çıkarılsın.
- Enerji, kamusal üretim ve sosyal tarife ilkesiyle yeniden kurulsun. Maliyeti düşürmenin yolu, alım ve fiyat garantili ihaleler değil, kamunun doğrudan yatırımıdır.
- Dikey entegre bir kamu tekeli yeniden kurulsun. Üretimden dağıtıma kadar. Geçişte, kamu kaynağının özel sektöre belirsiz transferi yerine, kamulaştırmayı yürütecek bir Kamulaştırma İdaresi Başkanlığı istendi.
Oda, sınır konutlara indirildiğinde buna gizli zam deyip yargıya gittiğini de hatırlatıyor. Davalar sürerken sınırın her yıl bin kilovatsaat daha inmesini, yargı denetiminin ve kamu yararının yok sayılması olarak okuyor. Elektrik, odanın cümlesiyle, “piyasa malı değil, kamusal bir hizmet”tir.
Bu talepler, bu yazının sınıfsal hükmüyle aynı kapıya çıkar: elektriği piyasadan geri almak. Fark, odanın bunu bugün kurumsal bir çağrı olarak masaya koymuş olmasıdır. Yaygınlaştırılacak metin artık beklenen bir değerlendirme değildir. Metin yazılmıştır.
Ne Yapmalı? Bireysel Önlem ve Toplumsal Talep
Bu yazıyı “tasarruf etmeyin” diye bitirecek değilim. Kendini korumak her hanenin hakkıdır. Ama bireysel önlemi toplumsal talepten ayırmamak gerekiyor.
Hane olarak hemen yapılabilecekler
- Tüketiminizi kilovatsaat olarak kontrol edin. Ocak 2026'dan bugüne faturalarınızdaki tüketim miktarlarını toplayın. Faturalara ulaşamıyorsanız dağıtım ya da tedarik şirketinizin çevrimiçi işlem merkezinden tüketim geçmişinizi isteyin.
- Sınıra yakınsanız, sağlığınızı riske atmadan yapılabilecekleri yapın: bekleme modundaki cihazları kapatmak, su ısıtıcısını ve çamaşır makinesini daha verimli kullanmak. Ama yaşlıların, bebeklerin, hastaların odasındaki ısıyı asla “tasarruf” kalemine yazmayın.
- Ailenizde yaşam destek cihazı kullanan biri varsa muafiyet başvurusunu mutlaka yapın.
- İkili anlaşma teklifi geldiyse, imzalamadan önce cayma bedelini, sabit fiyat süresini ve fiyatın neye endeksli olduğunu yazılı olarak sorun.
- Komşunuzla, apartmanınızla konuşun. Kim sınırı aşmış, kime mesaj gelmiş, kimin faturası ne kadar artmış? Bu bilgiyi paylaşmak, örgütlenmenin ilk adımıdır.
Toplumsal olarak dile getirilmesi gerekenler
- Temel enerji hakkı: Her hane için, kişi sayısına göre belirlenen bir temel elektrik miktarı ücretsiz ya da çok düşük fiyatlı olmalı. Elektrik, su ve ısınma bir lüks değil, yaşam koşuludur.
- Sınır tüketime değil, gelire göre konmalı: Destek, kilovatsaat üzerinden değil, hane geliri ve kişi sayısı üzerinden belirlenmeli. Villa sahibi ile altı kişilik işçi ailesi aynı ölçüte tabi tutulamaz.
- Kademeli, ilerleyen tarife: İhtiyaç düzeyindeki tüketim ucuz, lüks düzeydeki tüketim pahalı olmalı. Bugünkü sistem tersine işliyor: sınırı aştığınız anda tüm tüketiminiz pahalılaşıyor.
- Isınma hakkı: Doğal gaz hattı olmayan mahallelere altyapı, eski binalara kamu eliyle yalıtım desteği. Elektrikle ısınmak zorunda bırakılan haneyi cezalandırmak yerine, onu bu zorunluluktan kurtarmak gerekiyor.
- Şeffaflık: YEKDEM alım garantilerinin, dağıtım şirketlerinin karlarının ve “kayıp kaçak” bedellerinin kamuya açık biçimde hesabı verilmeli.
- Kamusallaşma: Uzun vadede tek kalıcı çözüm, elektriğin üretiminden dağıtımına kadar kamusal mülkiyete ve demokratik denetime geri dönmesidir. Enerjide kar değil, ihtiyaç esas alınmalı.
Somut görevler
- Mahalle, apartman ve iş yeri düzeyinde “fatura dayanışması” toplantıları düzenlemek; artan faturaları toplu olarak belgelemek.
- EMO'nun 31 Ekim çağrısını yaygınlaştırmak: karar geri çekilsin, konutlar son kaynak tarifesinden çıkarılsın. Sendikalardan ve diğer odalardan bu metne sahip çıkmalarını istemek.
- Kent meclisleri ve belediyeler aracılığıyla “temel enerji hakkı” talebini yerel gündeme taşımak.
- Kış boyunca enerji yoksulluğunu belgeleyen tanıklıklar toplamak: Kim üşüdü, kim hangi ihtiyacından vazgeçti? Bu tanıklıklar, “az kullan” söyleminin gerçek bedelini görünür kılar.
Sevgili Yoldaşlar,
Bu kararın en öğretici yanı, bize önerilen çözümün kendisi. Bir hükümet halkına “kışın tüketimini düşür” diyorsa ve muhalefet de en iyi önlem olarak aynı şeyi öğütleyebiliyorsa, sorun bir yılın kararından derin demektir. Elektriği metaya dönüştüren bir düzen, ihtiyacımızı da “aşırı tüketim” diye adlandırır.
Sınır her yıl biraz daha aşağı iniyor. Biz de her yıl biraz daha kendimizi kısarak bu inişe ayak uydurabiliriz; ya da ihtiyacı kısan değil, ihtiyacı esas alan bir düzen için birlikte ses çıkarabiliriz. Birincisi bireysel bir dayanma stratejisi. İkincisi bir hak mücadelesi.
Işığımızı söndürmeyelim. Evlerimizi ısıtmak, çocuklarımızın ışık altında ders çalışması, yaşlılarımızın üşümemesi pazarlık konusu değildir.
Elektrik bir hak, sofradaki ekmek kadar.
Kaynaklar
- Deniz Yavuzyılmaz, X paylaşımı, 30–31 Ekim 2026
- Koza TV, “Vatandaşa acil uyarı yaptı: Kasım ve Aralıkta elektrik kullanımını düşürün”, 31 Ekim 2026
- Anadolu Ajansı, “EPDK elektrikte Son Kaynak Tedarik Tarifesi limitinde değişikliğe gitti”, 30 Ekim 2026
- soL Haber, “Elektrikte destek sınırı düşürüldü: 6,5 milyon haneye zam yolu”, 30 Ekim 2026
- CNBC-e, “Elektrik faturasında 820 TL detayı: 2027'de yeni tüketim sınırı belli oldu”
- Sözcü, “Elektrik faturalarında yeni dönem: 2027'de milyonlarca abone etkilenecek”
- CNN Türk, “Elektrik faturalarında yeni dönem: Kademe uygulaması başlıyor”, 25 Kasım 2025 (2026 sınırı ve 2,5 milyon abone)
- Alomaliye, EPDK'nın 30/10/2025 tarihli ve 13908 sayılı kararı (2026 için 4 bin kWh sınırı)
- 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (2001)
- TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, “Son Kaynak Limitinin Düşürülmesi 2027'yi Karanlığa Gömer”, 31 Ekim 2026
- Anka Haber, “Konut aboneleri için 3 bin kWh'e düşürülen son kaynak limiti kararı derhal geri çekilmeli”, 31 Ekim 2026
Bu yazı Bilgi Müşterekleri'nin canlı belgelerindendir; CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır. Fatura örneklerindeki rakamlar Deniz Yavuzyılmaz'ın hesaplamalarıdır; 9.864 TL ve 820 TL gibi lira karşılıkları bugünkü tarifeye göre yaklaşık değerlerdir. Sınır kilovatsaat üzerinden uygulanır.







