Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Bina Kendiliğinden Yıkılmaz

İzmir Depreminin 6. Yılında Rantın Teknik Anatomisi: İmar Affından Ruhsata, Denetimden Dönüşüme

27 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Bina Kendiliğinden Yıkılmaz

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Altı yıl önce bugün, 30 Ekim 2020 Cuma günü saat 14.51'de, Bayraklı'daki Emrah Apartmanı'nın üçüncü katındaydım. Sisam açıklarında 6,6 büyüklüğünde bir deprem oldu ve oturduğum bina, merkez üssünden onlarca kilometre uzakta, birkaç saniye içinde çöktü. Yaklaşık 45 dakika sonra kuzenlerim beni enkazdan çıkardı. Ben kurtuldum. Aynı binada 30 komşum kurtulamadı. O gün İzmir'de toplam 117 kişi öldü.

Enkazdan çıktıktan birkaç gün sonra, 2 Kasım 2020'de Tekno Politik'teki canlı yayında başımdan geçeni anlattım. Ardından pek çok röportajda, pek çok kürsüde aynı şeyi söylemeye çalıştım: Bizi deprem öldürmedi; bizi rantın düzeni öldürdü. Deprem bir doğa olayıdır. Bir binanın o depremde ayakta kalıp kalmayacağı ise imar planı masasında, ruhsat masasında, denetim masasında, af yasasının oylandığı Meclis salonunda, yıllar önce kararlaştırılır.

Altı yıl sonra bu kez bunu duyguyla değil, teknik olarak anlatmak istiyoruz. Bir binanın kağıt üstünde nasıl "yasal" ve "güvenli" hale geldiğini, bu zincirin her halkasında rantın nereden girdiğini, hangi kanunun hangi maddesinin bu rantı koruduğunu tek tek göstermek istiyoruz. Çünkü tezimiz şu: Bu ilişkiler çözülmeden atılacak hiçbir deprem önleme adımı gerçekçi değildir. Yeni yönetmelik, yeni tatbikat, yeni toplanma alanı tabelası; hepsi, rant zinciri yerinde durdukça bir sonraki enkazın üstüne çekilmiş bir örtü olur.

Önce özet, sonra ayrıntı.


Özet: On Tez

  1. Deprem doğaldır, yıkım toplumsaldır. 30 Ekim 2020'de Bayraklı'da binalar fayın üstünde değil, alüvyon zeminin ve kötü yapılaşmanın üstünde yıkıldı. Aynı deprem, aynı uzaklık; bir bina ayakta kaldı, yanındaki çöktü. Farkı doğa değil, üretim ilişkisi belirledi.

  2. Bir bina yedi halkalı bir zincirle var olur: imar planı, zemin etüdü, proje, ruhsat, yapı denetimi, iskan, kullanım dönemi. Türkiye'de bu zincirin her halkasında karar veren ile o karardan kar eden aynı taraftadır.

  3. İmar affı, güvensiz yapının kanunla aklanmasıdır. 1948'den bu yana TMMOB'un saydığı on dört af çıktı. 2018 "imar barışı" yaklaşık 10 milyon başvuru aldı, 24,7 milyar lira topladı; yapı güvenliği mal sahibinin beyanına bırakıldı. 6 Şubat'ta yıkılan on ilde 294.166 yapı bu aftan belge almıştı.

  4. Plan değişikliği rantın musluğudur. Bir belediye meclisi kararıyla bir arsaya eklenen her kat, o arsanın sahibine bedelsiz bir servet aktarır. Zemin aynı kalır, yük artar; değer artışı özel cebe, risk kamuya kalır.

  5. Yapı denetimi kağıt üstünde denetimdir. 2001'den beri denetim özel şirketlere verildi; uzun yıllar denetçinin ücretini denetlediği müteahhit ödedi. Denetçi mühendis güvencesiz bir ücretli olarak imza atar; imza attığı binanın sahibi onun müşterisidir.

  6. Yönetmelik yeni binaya yazılır, ölüm eski binada olur. Türkiye'nin deprem yönetmelikleri dünya standartlarındadır. Ama mevcut yapı stokunun büyük kısmı o yönetmeliklerden önce, ya da onlara rağmen yapıldı. Sorun metin değil, uygulama ve mülkiyettir.

  7. Kullanım dönemi denetimsizdir. Zemin kattaki dükkanın kolonu kesilir, çatıya kat çıkılır, balkon kapatılır; kimse bakmaz. Binanın ömrü boyunca hiçbir periyodik muayene yoktur.

  8. Kentsel dönüşüm, depremi rant fırsatına çevirir. Kat karşılığı modelde dönüşüm müteahhide kar çıkan yerde olur; kar çıkmayan yoksul mahalle, küçük parsel, yaşlı bina bekler. Risk, emlak değerine göre sıraya konur.

  9. Hesap sorulmaz, çünkü kanun sormayı engeller. Müteahhit "bilinçli taksir"le yargılanır; kamu görevlisi 4483 sayılı kanunun izin kalkanının arkasındadır; affı çıkaranlar hiç yargılanmaz. Emrah Apartmanı'nda 30 ölüme 14 yıl 5 ay 10 gün verildi; 36 kişinin öldüğü Rıza Bey Apartmanı'nda altı yıl sonra hala karar yok.

  10. Çözüm teknik değil, siyasaldır; ama teknik bilgi siyasetin silahıdır. İmar affının kalıcı yasağı, plan değişikliğinden doğan değer artışının kamuya alınması, kamusal ve bağımsız yapı denetimi, açık bina verisi, kamu eliyle ve kiracıyı koruyan dönüşüm, 4483'ün kaldırılması. Bunlar olmadan "depreme hazırlık" bir slogandır.


I. Bayraklı'da Ne Oldu? Bir Depremin Teknik Fotoğrafı

Uzak deprem, yakın yıkım

30 Ekim 2020 depreminin merkez üssü Sisam Adası'nın kuzeyinde, denizdeydi. Seferihisar kıyısı sarsıldı, Sığacık'ta deniz taştı. Ama ölümlerin büyük kısmı merkez üssünden çok daha uzakta, Bayraklı ve Bornova'da yaşandı. Neden?

Yanıtın birinci kısmı zemindedir. Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan depremin ertesi günü Evrensel'e şunu söyledi: Bayraklı'daki hasarın fay hattıyla ilgisi yoktu; Bornova ve Bayraklı'da kalın bir alüvyon tabakası vardı ve binalar bu zemine uygun yapılmamıştı. Murathan bir şey daha söyledi: bölgede zemin sondajları yapılıyordu ama sonuçları inceleyip onaylayan kurumlarda jeoloji mühendisi yoktu.

Genç yoldaşlar, burada iki teknik kavramı bilmeniz gerekiyor:

  • Zemin büyütmesi. Deprem dalgası sert kayadan yumuşak, suya doygun alüvyona geçtiğinde yavaşlar ve genliği büyür. Uzaktan gelen ve kayada zayıflamış bir sarsıntı, alüvyon havzasında yeniden güçlenir. Körfez'in doğu ucu tam olarak böyle bir havzadır.
  • Rezonans. Her zeminin ve her binanın kendine özgü bir titreşim periyodu vardır. Zeminin periyodu binanınkine yakınsa bina sallanmayı emer ve büyütür. Orta yükseklikteki betonarme binalar, yumuşak zeminlerde bu tehlikeye özellikle açıktır.

Bunlar 2020'de keşfedilmedi. Mühendislik fakültelerinin ikinci sınıfında okutulur. Bayraklı'nın zemini de bilinmiyor değildi; JMO, Murathan'ın deyişiyle, hasarı önceden öngörmüş ve kamuoyuna söylemişti.

Aynı zemin, farklı kader

Ama yanıtın ikinci kısmı daha önemlidir: Aynı zemin üstünde bazı binalar ayakta kaldı, bazıları çöktü. Zemin bir koşuldur, ölüm nedeni değil. Zemin biliniyorsa ona göre temel, ona göre taşıyıcı sistem, ona göre kat yüksekliği seçilir. Seçilmediyse, birisi seçmemeye karar vermiştir. Bu yazı o kararın nerede, kim tarafından ve kimin yararına verildiğini soruyor.

Bugün: 60 bin binanın üçte biri

Depremden dört yıl sonra İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova ve Bayraklı'daki yaklaşık 60 bin binanın envanterini çıkardı. Sonuç, Ocak 2025'te açıklandı: Binaların yaklaşık yüzde 35'inin depreme dayanıksız olma ihtimali yüksek. İMO İzmir Şube Başkanı Bengi Atak iki ayrıntıya daha dikkat çekti: Yüksek öncelikli grupta 2000 öncesi binalar ağır basıyor; ve İzmir'in nemli, tuzlu havası sülfata dayanıksız betonun bozulmasını hızlandırıyor. İzmir'de toplam 950.490 bina var.

Yani altı yıl sonra, en çok can kaybedilen iki ilçede her üç binadan biri hala aynı soruyla karşı karşıya. Bu sayıyı aklınızda tutun; yazının sonunda "neden altı yılda çözülmedi" sorusuna döneceğiz.


II. Bir Bina Nasıl "Yasal" Olur? Yedi Halkalı Zincir

Bir binanın ayakta durması için yerçekimine karşı kurulmuş bir taşıyıcı sistem gerekir. Bir binanın yasal olması için ise bir evrak zinciri gerekir. Türkiye'de bu iki zincir birbirinden koparılmıştır: Evrak zinciri tamamlanır, taşıyıcı zincir eksik kalır. Halkaları tek tek inceleyelim; her halkada teknik olarak ne olması gerektiğini, gerçekte ne olduğunu ve rantın nereden girdiğini yazalım.

Halka 1: İmar planı

Ne olmalı? 3194 sayılı İmar Kanunu'na göre kentin nasıl büyüyeceği kademeli planlarla belirlenir: üst ölçekte çevre düzeni planı, sonra 1/5000 nazım imar planı, sonra 1/1000 uygulama imar planı. Plan, hangi alana kaç kat, hangi yoğunlukta, hangi kullanımda yapı yapılacağını belirler. Teknik olarak planın dayanağı zemin, altyapı kapasitesi, ulaşım, yeşil alan ve afet riskidir. Planlamadan önce jeolojik-jeoteknik etüt ve mikrobölgeleme yapılır; hangi zeminin ne kadar yük taşıyabileceği haritalanır.

Gerçekte ne oluyor? Plan, belediye meclisinde oylanan bir değişiklik zincirine dönüşür. "Plan tadilatı" adı verilen tekil kararlarla tek bir parselin kat sayısı, emsali (inşaat alanının arsa alanına oranı), kullanım türü değiştirilir. Bütüncül planlama ilkesine aykırı bu parça parça değişiklikler o kadar yaygındır ki Türkiye'de bir kentin yürürlükteki planını bilmek için yüzlerce meclis kararını okumak gerekir.

Rant nereden giriyor? Emsal 1,5'ten 3'e çıkarıldığında, 1.000 metrekarelik bir arsada inşa edilebilecek alan 1.500'den 3.000 metrekareye çıkar. Arsa sahibinin hiçbir emek harcamadan elde ettiği bu değer artışı, Marx'ın deyişiyle mutlak ve farklılık rantının saf biçimidir: Değeri toplum yaratır (yol, metro, okul, kent nüfusu), bir meclis kararı onu tek bir mülk sahibine aktarır. Zemin değişmemiştir; üstüne konacak yük iki katına çıkmıştır.

Plan değişikliği, kamusal bir kararla özel bir servet yaratmaktır. Bu servetin kamuya geri alınmadığı her ülkede plan, satılık bir maldır.

Halka 2: Zemin etüdü

Ne olmalı? Her parsel için sondaj yapılır, zemin sınıfı belirlenir, sıvılaşma ve oturma riski hesaplanır. Bu raporu jeoloji ve jeofizik mühendisleri hazırlar; belediye ya da ilgili kurum uzman eliyle onaylar.

Gerçekte ne oluyor? Zemin etüdü, parsel sahibinin ya da müteahhidin parasını ödediği bir hizmettir. Raporu hazırlayanın müşterisi, raporun sonucundan etkilenecek kişidir. Sonuç "zemin kötü, temel pahalı olacak" ise bu, müşterinin maliyeti demektir. Murathan'ın İzmir için söylediği "onay kurumlarında jeoloji mühendisi yok" tespiti, zincirin bu halkasında kamu denetiminin fiilen bulunmadığını gösterir.

Rant nereden giriyor? Temel maliyeti, toplam yapı maliyetinin büyük bir kalemidir. Kötü zeminde radye temel, fore kazık, zemin iyileştirme gerekir. Bunlardan kısılan her lira, müteahhidin karına yazılır.

Halka 3: Proje

Ne olmalı? Mimari, statik (betonarme), elektrik ve mekanik projeler, yürürlükteki deprem yönetmeliğine göre hazırlanır. Statik proje, binanın deprem yükünü hangi kolon, kiriş ve perde duvarlarla taşıyacağını hesaplar. Belediyenin imar ve proje birimleri bu projeleri inceler, onaylar.

Gerçekte ne oluyor? İki tipik sorun vardır. Birincisi, proje ile uygulama arasındaki uçurum: Onaylanan projede olan perde duvar, şantiyede yapılmaz; projede 16'lık demir yazar, 12'lik konur. İkincisi, proje incelemesinin göstermelik olması: Bir belediye imar müdürlüğünde bir mühendisin yılda kaç statik projeyi gerçekten hesap kontrolüyle inceleyebileceğini düşünün. Emrah Apartmanı'nın ruhsatı verildiğinde Bornova Belediyesi'nde imar müdürü olan kişi ile betonarme proje inceleme masasındaki inşaat mühendisi hakkında, savcılık projeyi kusurlarına rağmen onayladıkları iddiasıyla ayrı bir dava açtı. Bu dava, zincirin proje halkasının da kopuk olduğunun resmi kaydıdır.

Rant nereden giriyor? Projeyi müteahhit yaptırır ve parasını o öder. Proje müellifi, bir sonraki işi de aynı müteahhitten almak ister. "Maliyetli" bir taşıyıcı sistem öneren mühendis bir sonraki işi alamaz. Piyasa, ucuz projeyi ödüllendirir.

Halka 4: Yapı ruhsatı

Ne olmalı? Plan, zemin etüdü ve projeler uyumluysa belediye ruhsat verir. Ruhsat, bir binanın yapılabileceğine dair kamusal izindir.

Gerçekte ne oluyor? Ruhsat, Türkiye'de yerel siyasetin en pahalı imzasıdır. Ruhsatın hızı, koşulları ve "esnekliği" belediye ile inşaat sermayesi arasındaki ilişkinin göstergesidir. Ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapı başladığında belediyenin mühürleme ve yıkım yetkisi vardır; bu yetki seçmen ve sermaye karşısında nadiren kullanılır. Çünkü yıkım bir maliyettir, göz yummak bir yatırım.

Halka 5: Yapı denetimi

Bu halkayı ayrı bir bölümde ayrıntılı ele alacağız (IV. bölüm). Burada yalnızca şunu not edelim: Şantiyede betonun dökülmesini, demirin bağlanmasını, kalıbın sökülmesini yerinde denetlemesi gereken sistem, 2001'den beri ticari bir hizmettir.

Halka 6: İskan (yapı kullanma izni)

Ne olmalı? Bina bittiğinde belediye, binanın ruhsata ve projeye uygun yapıldığını tespit eder ve kullanma izni verir.

Gerçekte ne oluyor? Türkiye'de milyonlarca bina iskansızdır; yani hiçbir zaman "projeye uygun bitti" tespiti yapılmamıştır. İnsanlar bu binalarda yıllarca oturur, elektrik ve su abonelikleri bir biçimde bağlanır. İskansız binanın kaderi, bir sonraki imar affını beklemektir.

Halka 7: Kullanım dönemi

Ne olmalı? Bina 50 yıl, 70 yıl kullanılacaksa periyodik muayene gerekir. Asansörlere, doğalgaz tesisatına, yangın sistemlerine periyodik kontrol zorunluluğu vardır. Taşıyıcı sisteme yoktur.

Gerçekte ne oluyor? Binanın ömrü boyunca taşıyıcı sistemine dokunan her müdahale fiilen denetimsizdir. Zemin kattaki dükkanı genişletmek için kolon kesilir, perde duvar sökülür; çatıya bir kat eklenir; balkonlar kapatılıp odaya katılır, yük artar. İzmir depreminde yıkılan Yılmaz Erbek Apartmanı'nın davasında, zemin kattaki markette kolonun kesildiği iddiası tartışıldı. 6 Şubat'ta Kahramanmaraş'ta Ezgi Apartmanı'nın ve Manolya Sitesi'nin altında da dükkanlar vardı; bilirkişi raporları taşıyıcı duvarların kaldırıldığını yazdı. Bunu Adalet Bakanlığı önündeki aileler üzerine yazdığımız yazıda ayrıntılı anlatmıştık.

Mühendislikte buna yumuşak kat denir: Üst katlar duvarlarla rijit, zemin kat ise dükkan vitrini için açık ve zayıftır. Deprem enerjisi en zayıf kata yığılır ve bina oradan çöker. Dünyanın her yerinde bilinen bu yıkım mekanizması, Türkiye'de ticari kira getirisi uğruna her mahallede yeniden üretilir. Kar, kolondan çıkar.

Rıza Bey Apartmanı: Kağıt üstünde güçlendirme

İzmir depreminde en çok can kaybedilen bina, 36 kişinin öldüğü Rıza Bey Apartmanı'ydı. BirGün'ün dün yayımlanan haberine göre davadaki iddialar, zincirin son halkasının nasıl koptuğunu gösteriyor: Binaya 2003'te yapılan güçlendirmenin kozmetik olduğu ileri sürülüyor; belediye 2012'de binayı üçüncü derece riskli olarak işaretlemiş, ama hiçbir şey yapılmamış. Yani bina hem "güçlendirilmiş" hem "riskli" olarak kayıtlardaydı ve iki kaydın hiçbiri insanları kurtarmadı.


III. İmar Affı: Güvensizliğin Kanunla Aklanması

Tarihçe: Yetmiş yılda on dört af

TMMOB'un 2018'de yayımladığı İmar Affı Raporu'na göre Türkiye'de ilk imar affı 1948'de çıktı ve o tarihten 2018'e kadar on dört af yasalaştı. Kısa bir dönemleme yapalım:

DönemTemel düzenlemeSınıfsal içerik
1948–1966İlk aflar; 775 sayılı Gecekondu Kanunu (1966)Kente göç eden işçinin barınma sorununu devletin çözmemesi; gecekondu, ucuz işgücünün kendi kendine kurduğu konut
1983–19862805 (1983), 2981 (1984), 3290 ve 3414 (1986) sayılı kanunlar12 Eylül sonrası neoliberal dönüşüm; gecekondunun tapuya, tapunun apartmana, apartmanın rant nesnesine dönüşmesi; "gecekondu affı"ndan "imar affı"na geçiş
1980 sonrası genişlemeAfların tarım, sanayi, turizm, kıyı, orman, mera ve sit alanlarına uzanmasıAffın öznesinin yoksul göçmenden sermayeye kayması
20187143 sayılı Kanun, 3194'e eklenen Geçici 16. madde ("imar barışı")Seçim yılı; oy, harç geliri ve inşaat sermayesi için mevcut güvensiz stokun toptan aklanması

Genç yoldaşlar, bu tabloda bir dönüşümü görün. 1960'larda kaçak yapının tipik sahibi, kente gelip bir gecede tek göz oda çatan işçiydi. Devlet ona konut vermedi, ama kondurduğuna göz yumdu; çünkü o işçi fabrikaya ucuz emek demekti. 1980'lerden itibaren o tek göz oda af yasalarıyla tapuya, tapu kat karşılığı müteahhide geçti; müteahhit onu dört, beş, altı katlı apartmana dönüştürdü. Affın öznesi yoksul göçmenden küçük ve orta inşaat sermayesine geçti. Kaçak artık barınma ihtiyacı değil, birikim yöntemiydi.

2018 "İmar Barışı": Teknik mekanizma

18 Mayıs 2018'de yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanun, 3194 sayılı İmar Kanunu'na Geçici 16. maddeyi ekledi. Mekanizma şuydu:

  1. 31 Aralık 2017'den önce yapılmış, imara ya da ruhsata aykırı her yapının sahibi e-Devlet üzerinden başvurabiliyordu.
  2. Başvuruda yapının alanı, kat sayısı ve kullanım türü mal sahibinin beyanıyla giriliyordu.
  3. Arsa ve yapı değeri üzerinden hesaplanan bir harç ödeniyordu.
  4. Karşılığında "yapı kayıt belgesi" veriliyor; yapı, yeniden inşa edilene ya da kentsel dönüşüme girene kadar "yasal" sayılıyordu.

Şimdi bu dört maddede neyin olmadığına bakın: mühendis yok. Zemin etüdü yok, statik hesap yok, yerinde inceleme yok. Kanun, yapı güvenliğine ilişkin sorumluluğu da yapı sahibine bıraktı. TMMOB raporunun cümlesi tam yerine oturur: "Bir vatandaşın canı bir diğerinin beyanına emanet edilmiştir." Rapor bir de şunu hatırlatıyordu: Denetimli inşaatların da aftan yararlanabilmesi, denetimin yapılmadığının itirafıdır.

Rakamlar
  • Başvuru: Yaklaşık 10 milyon (Sözcü, Şubat 2023).
  • Ücreti ödenmiş bağımsız bölüm: 7.393.413; toplanan gelir 24,74 milyar lira (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verisi, Ocak 2020).
  • Deprem bölgesi: 6 Şubat 2023'te yıkılan on ilde 294.166 yapı kayıt belgesi verilmişti: Adana 59.247, Hatay 56.464, Gaziantep 40.224, Kahramanmaraş 39.058, Şanlıurfa 25.521, Malatya 22.299, Osmaniye 21.107, Diyarbakır 14.719, Adıyaman 10.629, Kilis 4.897 (Sözcü).
  • Geçmiş depremler: TMMOB raporu, TBMM Meclis Araştırma Komisyonu verisine dayanarak, deprem bölgelerinde hasar gören ya da yıkılan yapıların yüzde 80'inin imar aflarından yararlanmış yapılar olduğunu aktarıyor.
Affın ekonomi politiği

İmar affı üç şeyi aynı anda yapar:

Birincisi, mülkü değerlendirir. Kaçak bir daire satılamaz, ipotek edilemez, krediye konu olamaz. Yapı kayıt belgesiyle tapuya bağlanan daire, piyasaya girer. Af, milyonlarca konutu bir hamlede meta dolaşımına sokar. Bu, inşaat sektörüne ve bankacılık sistemine verilmiş bir likidite enjeksiyonudur.

İkincisi, devlete gelir sağlar. 24,7 milyar lira, 2018 Türkiyesi'nde ciddi bir bütçe kalemidir. Devlet, denetleyemediği ya da denetlemek istemediği güvensizliği satarak gelir elde etmiştir.

Üçüncüsü, bir sonraki kaçağı teşvik eder. Her af, "kaçak yap, bir sonraki affı bekle" mesajı verir. Yetmiş yılda on dört af, ortalama beş yılda bir aftır. Bir müteahhit için kuralları çiğnemenin beklenen maliyeti, beklenen karından düşüktür. Bu bir ahlak sorunu değil, bir fiyat sinyalidir.

Ve bu üçünün bedelini ödeyen, o binada oturan kiracı ve işçidir; yani belgeyi alan değil, binanın içinde uyuyan.

İmar affı bir "barış" değildir. TMMOB'un deyişiyle, olsa olsa rantiye grupları ile devlet arasında yapılmış bir barıştır. Ölüler o barışın tarafı değildi.

Af beklentisi bugün

2018'den bu yana "yeni imar affı" söylentisi her seçim döneminde, her torba yasa görüşmesinde yeniden dolaşıma girer. Emlak sitelerinde "imar affı çıkacak mı?" başlıklı yazılar hiç eksik olmaz. Bu sorunun her yıl sorulması, affın Türkiye'de istisna değil, beklenen bir kurum olduğunu gösterir. İzmir'de altı yıl önce kaybettiklerimizin, 6 Şubat'ta kaybettiğimiz 53 binin üstüne yeni bir af çıkmasının önünde anayasal bir engel yoktur.


IV. Yapı Denetimi: Müşterisini Denetleyen Denetçi

1999'dan 4708'e

17 Ağustos 1999 Marmara depremi, resmi rakamlarla yaklaşık 17 bin kişinin ölümüne yol açtı. Deprem sonrasında belediyelerin yapı denetiminde yetersiz kaldığı kabul edildi ve 2001'de 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun çıkarıldı. Denetim, özel "yapı denetim kuruluşları"na verildi.

Görünüşte bu bir profesyonelleşmeydi. Gerçekte ise denetimi piyasaya devretmekti. Uzun yıllar sistem şöyle işledi:

  • Yapı sahibi ya da müteahhit, kendi seçtiği yapı denetim firmasıyla sözleşme yapar.
  • Denetim ücretini müteahhit öder.
  • Firma, şantiyeyi denetleyip hakediş raporlarını onaylar; bir sonraki işini de aynı müteahhitten almayı umar.

Bir futbol maçında hakemi ev sahibi takımın seçtiğini, maaşını da ev sahibinin ödediğini düşünün. Hakem ne kadar dürüst olursa olsun, bir sonraki maça çağrılmak istiyorsa ev sahibine penaltı vermekte zorlanacaktır. Yapı denetiminin yapısal çelişkisi budur: Denetçinin müşterisi, denetlenen kişidir.

2019'daki değişiklikle bu çelişkiyi yumuşatmak için denetim kuruluşlarının Bakanlık tarafından elektronik sistemle belirlenmesi ve ücretlerin doğrudan müteahhitten değil sistem üzerinden ödenmesi düzenlendi. Bu bir adımdır; ama denetim hala kar amaçlı şirketlerin işidir ve 2019 öncesinde dikilmiş milyonlarca bina eski sistemle "denetlenmiştir."

Denetçi mühendisin emeği

Burada bir sınıf ilişkisini görmeden geçmeyelim. Yapı denetim firmasında çalışan genç inşaat mühendisi, güvencesiz bir ücretlidir. Üzerinde onlarca şantiye vardır; hepsine aynı gün gidemez. Beton dökülürken orada değilse, "döküldü" diye imza atması beklenir. İmza atmazsa işini kaybeder. Kahramanmaraş'taki Ezgi Apartmanı davasında fenni mesulün "Kahramanmaraş'ta 35 binam var" savunması, bu ilişkinin mahkeme tutanağına düşmüş halidir.

Mühendislik odaları yıllardır bunu "imza mühendisliği" diye adlandırıyor. Bu, tek tek mühendislerin ahlaki zaafı değil, mesleki emeğin sermayeye tabi kılınmasının sonucudur. Mühendisin bilgisi kar hesabının hizmetine koşulur; "hayır" deme gücü, iş güvencesiyle birlikte elinden alınır. Bunu Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda kendi işkolumuz için anlattık: Bilgi emeği örgütsüzse, bilgi sermayenin silahıdır.

Kooperatif dönemi ve İzmir

Emrah Apartmanı davasında, binanın müteahhidi olarak yargılanan kişi mahkemede "Ben müteahhit değildim, sadece kooperatif müdürüydüm" dedi. Bu cümle, İzmir'in 1980'ler ve 90'lardaki konut üretiminin bir özetidir. Bayraklı ve Bornova'nın yamaçlarını dolduran apartmanların önemli bir kısmı, o yıllarda konut kooperatifleri eliyle yapıldı. Kooperatif ilke olarak iyi bir şeydir; ama kağıt üstünde kooperatif olup pratikte bir müteahhidin yönettiği yapılarda sorumluluk dağılır: Kooperatif üyesi "biz müteahhide güvendik", müteahhit "ben yalnızca müdürdüm" der; denetim ise o yıllarda yalnızca belediyenin göstermelik imzasından ibarettir.


V. Yönetmelikler: Metin Dünya Standartında, Bina Değil

Türkiye'nin deprem yönetmelikleri teknik olarak ileri metinlerdir. 1975, 1998 ve 2007 yönetmeliklerini 1 Ocak 2019'da yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018) izledi. TBDY, AFAD'ın yeni deprem tehlike haritasına dayanır; zemin sınıflarını, performans hedeflerini, yüksek binalar için özel hesap yöntemlerini tarif eder.

Peki sorun nerede? Üç yerde.

Birincisi, yönetmelik geriye işlemez. Yeni yönetmelik, yeni ruhsatlara uygulanır. 1998'de yapılmış bir bina, 1975 yönetmeliğine göre projelendirilmiş olabilir; 2019 yönetmeliğinin onunla bir ilgisi yoktur. İMO İzmir'in bulgusu tam bunu söylüyor: Yüksek riskli grupta 2000 öncesi binalar ağır basıyor. 1999 sonrasında hazır beton zorunluluğu ve yönetmelik değişiklikleri bir iyileşme getirdi; ama mevcut stok yerinde duruyor.

İkincisi, yönetmeliğe uymak pahalıdır. Yönetmeliğin istediği beton sınıfı, nervürlü demir, sık etriye, 135 derece kancalı etriye uçları, güçlü kolon–zayıf kiriş ilkesi, perde duvar oranı; bunların hepsi maliyettir. Denetim zayıfsa, her biri kar için kısılabilecek bir kalemdir. Enkazlardan çıkan görüntüler hep aynıdır: elle kırılabilen beton, düz demir, seyrek ve 90 derece bükülmüş etriyeler, deniz kumu, kesilmiş kolon.

Üçüncüsü, malzeme ve iklim. İzmir'in nemli ve tuzlu havası, sülfata dayanıksız betonda donatı korozyonunu hızlandırır. Paslanan demir şişer, betonu çatlatır, kesiti zayıflatır. Bu, bakım ve periyodik denetim gerektirir; ama yukarıda gördük, kullanım döneminde taşıyıcı sisteme kimse bakmaz.

Türkiye'nin sorunu "doğru yönetmeliği yazamamak" değildir. Sorun, yönetmeliğe uymanın bir maliyet, uymamanın bir kar olduğu bir piyasada yönetmeliği uygulatacak bağımsız bir gücün bulunmamasıdır.


VI. Kentsel Dönüşüm: Riskin Emlak Değerine Göre Sıralanması

6306 ve kat karşılığı model

2012'de çıkan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, kağıt üstünde tam da bu yazının sorusuna yanıt olarak doğdu: Riskli binalar tespit edilecek, yıkılacak, yerine güvenli binalar yapılacaktı.

Ama mekanizma, finansmanı büyük ölçüde kat karşılığı modele bıraktı. Yani: Müteahhit eski binayı yıkar, yenisini yapar; ev sahiplerine daire verir, artan daireleri satarak karını alır. Bu modelde dönüşümün gerçekleşmesi için bir artı değer kaynağı gerekir; o da çoğunlukla emsal artışı, yani daha fazla kattır.

Bunun sonuçlarını teknik olarak sıralayalım:

  1. Dönüşüm, risk sırasına göre değil, kar sırasına göre ilerler. Arsa değeri yüksek, emsal artışı mümkün bölgeler önce dönüşür. Yoksul mahallelerdeki, küçük parsellerdeki, kar çıkmayan riskli binalar bekler.
  2. Yoğunluk artar. Eski dört katlının yerine sekiz katlı gelir. Aynı zemin, aynı yol, aynı altyapı, iki kat nüfus. Deprem sonrası tahliye, toplanma alanı ve altyapı kapasitesi düşer.
  3. Kiracı yerinden edilir. Dönüşümde hak sahibi mülk sahibidir. Kiracı, yeni binanın kirasını ödeyemez ve mahalleyi terk eder. Dönüşüm bu anlamda bir sınıfsal ayıklamadır.
  4. "Riskli yapı" etiketi bir rant aracına dönüşür. Riskli yapı tespiti, sağlam ama değerli arsadaki binaların boşaltılması için de kullanılabilir. Gerçekten riskli olan ama kimsenin ilgilenmediği binalar ise tespit bile edilmez.

2023'te 7471 sayılı kanunla yapılan değişiklikle Kentsel Dönüşüm Başkanlığı kuruldu ve riskli yapılarda karar yeter sayısı üçte ikiden salt çoğunluğa indirildi. Bu, dönüşümü hızlandırır; ama aynı zamanda azınlıktaki hak sahibinin ve kiracının itiraz gücünü zayıflatır. Hızlanan şey güvenlik mi, rant mı? Yanıt, dönüşümü kimin, hangi finansmanla, kimin kararıyla yaptığına bağlıdır.

İzmir'de altı yıl sonra

İzmir depreminden sonra Bayraklı'da TOKİ eliyle 5.061 konut ve 357 iş yeri yapılıp hak sahiplerine teslim edildi. Bunu küçümsemiyoruz; depremzedenin başını sokacak bir ev bulması önemlidir. Ama iki şeyi not edelim. Birincisi, depremden hemen sonra Bayraklı Belediye Meclisi'nde ilçenin afet bölgesi ilan edilmesi önerisi Cumhur İttifakı üyelerinin oylarıyla reddedildi; afet bölgesi kararının hak sahipliği ve destekler üzerindeki etkisini düşünün. İkincisi, yıkılan binaların yerine yeni binalar yapmak, Bornova ve Bayraklı'daki 60 bin binanın üçte birinin hala yüksek riskli olduğu gerçeğini değiştirmez. Enkazın yerini doldurmak dönüşüm değildir; dönüşüm, bir sonraki enkazı önlemektir.


VII. Hesap Sorulmaz, Çünkü Kanun Sormayı Engeller

Zincirin her halkasını gördük. Şimdi, zincir koptuğunda, yani bina yıkılıp insanlar öldüğünde ne olduğuna bakalım.

Emrah Apartmanı: 30 ölü, 14 yıl 5 ay 10 gün

Benim oturduğum bina. 5 Mayıs 2023'te İzmir'de karar çıktı. Müteahhit ile statik-betonarme proje müellifi ve teknik uygulama sorumlusu, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak"tan önce 17 yıl 4 ay hapse çarptırıldı; "iyi hal" indirimiyle ceza 14 yıl 5 ay 10 gün oldu. Üç yıl meslekten men edildiler. Şantiye şefi yargılama sürerken öldü. Ailelerin tutuklama talebi reddedildi. Ruhsatı veren dönemin Bornova Belediyesi imar müdürü ve projeyi inceleyen mühendis hakkında ayrı bir dava açıldı.

Otuz insan. "İyi hal." Tutuksuz.

Rıza Bey Apartmanı: 36 ölü, altı yıl, karar yok

İzmir'de en çok can kaybedilen binanın davası, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 19 sanıkla sürüyor. Sanıklar arasında müteahhit ve taşeron yetkilileri, Bayraklı Belediyesi imar müdürü ve fenni mesul var. BirGün'ün aktardığına göre ilk bilirkişi raporu ailelerin "gri rapor" dediği bir metin oldu; yeni heyet atandı; mahkemenin son ara kararıyla ODTÜ'den yeni bir rapor isteniyor. Annesini, iki çocuğunu ve iki yeğenini kaybeden Hüseyin Bilgin Yücel, davanın zamanaşımına yaklaştığı uyarısını yapıyor. Tutuklu yargılama talepleri reddedildi.

Altı yıl, üç bilirkişi heyeti, sıfır karar.

Üç kilit

Neden böyle? Çünkü cezasızlık bir yargı kazası değil, üç kilitli bir sistemdir. Adalet Peşinde Aileleri Platformu yazımızda bunları ayrıntılı anlatmıştık; kısaca hatırlatalım:

  1. "Bilinçli taksir" kilidi. Olası kastta her ölüm ayrı bir suçtur; bilinçli taksirde "tek fiil, çok sonuç" sayılır ve ceza üst sınırı bir avuç yıldır. Türkiye'de deprem davalarının büyük çoğunluğu bilinçli taksirle görülür. Yani hukuk, öngörülen ölümü küçültür.
  2. 4483 kilidi. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'a göre bir kamu görevlisi hakkında soruşturma açılabilmesi için idari amirinin izni gerekir. Müteahhidi savcı, memuru amiri yargılar. Ruhsatı veren, denetlemeyen, riskli tespitini rafa koyan kamu görevlisine ulaşmak bu nedenle yıllar alır.
  3. Siyasi sorumluluk kilidi. İmar affını çıkaran Meclis çoğunluğu, plan değişikliğini oylayan belediye meclisi, affın gelirini bütçeye yazan Hazine: Hiçbiri sanık olmaz, çünkü yaptıkları kanunen "hukuka uygundur."

Bu üç kilidi üst üste koyduğunuzda ortaya çıkan şey şudur: Ceza, kusura göre değil, konuma göre dağıtılır. Zincirin en alttaki halkası (bazen) yargılanır; ortadaki halka izinle korunur; en üstteki halka hiç görünmez.


VIII. Neden Bu İlişkiler Çözülmeden Deprem Önleme Gerçekçi Değil?

Şimdi yazının ana tezine geldik. Her deprem yıldönümünde benzer önlemler konuşulur: yeni yönetmelik, daha çok tatbikat, toplanma alanları, deprem çantası, bina tespiti kampanyası. Bunların hiçbiri kötü değildir. Ama rant ilişkisi yerinde durdukça hepsinin nasıl boşa düştüğünü yan yana koyalım.

Önerilen önlemRant ilişkisi yerinde durdukça ne olur?
"Daha sıkı deprem yönetmeliği"Yönetmelik zaten ileri; uymak maliyet, uymamak kar. Bağımsız denetim yoksa yeni metin yeni bir kağıttır
"Yapı denetimini güçlendirelim"Denetim kar amaçlı şirketlerde ve denetçi güvencesiz ücretli kaldıkça, imza basıncı sürer
"Riskli binaları tespit edelim"Tespit yapılır, kar çıkmayan bina dönüşmez; Rıza Bey 2012'de riskli işaretlendi, 2020'de yıkıldı
"Kentsel dönüşümü hızlandıralım"Kat karşılığı modelde hız, emsal artışı demektir; yoğunluk artar, kiracı gider, yoksul mahalle bekler
"Toplanma alanları ve tatbikat"Plan değişiklikleriyle yeşil alanlar ve boş parseller imara açıldıkça toplanma alanı kağıt üstünde kalır
"Vatandaş bilinçlensin, binasını kontrol ettirsin"Kiracının, emeklinin, işçinin binasını güçlendirtecek parası yoktur; risk bireye yüklenir, yapısal neden görünmez olur
"Sorumlular cezalandırılsın"Bilinçli taksir, 4483 ve siyasi dokunulmazlık kilidi açılmadıkça ceza zincirin alt halkasında kalır
"Bir daha af çıkmayacak"Yetmiş yılda on dört af; anayasal yasak olmadıkça bu söz bir sonraki seçime kadardır
"Deprem vergisi / afet fonu"Fonun nereye harcandığı kamusal denetime açık değilse, toplanan para güvenliğe değil bütçe açığına gider

Tablonun sağ sütununu tek bir cümlede toplayalım: Rant, her önlemi kendi lehine yeniden biçimlendirir. Dönüşüm rant fırsatına, denetim hizmet sektörüne, yönetmelik maliyet kalemine, ceza alt halkanın sorununa dönüşür. Bu yüzden deprem önleme bir mühendislik sorunu olmadan önce bir mülkiyet ve iktidar sorunudur. Mühendislik bilgisi var; eksik olan, o bilgiyi karın önüne koyacak toplumsal güçtür.


IX. Ne Yapılmalı? Teknik Bir Program, Sınıfsal Bir Zemin

Teşhis bir program değildir. Somut olalım. Aşağıdaki maddeler, mühendis ve plancı odalarının, deprem ailelerinin ve kent hakkı mücadelesi verenlerin yıllardır dile getirdiği taleplerin, bizim sınıf penceremizden bir derlemesidir.

1. İmar affına anayasal yasak

İmar affı, can güvenliğini ilgilendiren yapılar bakımından anayasal olarak yasaklanmalı. 2018 imar barışıyla belge alan yapılar için mühendislik incelemesi zorunluluğu getirilmeli; yapı kayıt belgesi, taşıyıcı sistem raporu olmadan süresiz geçerlilik taşımamalı.

2. Plan rantının kamulaştırılması

Plan değişikliğinden doğan değer artışının tamamı ya da büyük kısmı kamuya geri alınmalı ve bir kamusal afet dönüşüm fonuna aktarılmalı. Plan değişiklikleri, gerekçesiyle birlikte, kamusal ve teknik bir kurulun (oda temsilcileri dahil) onayına bağlanmalı. Rant kamuya döndüğünde plan değişikliği talebinin büyük kısmı kendiliğinden biter.

3. Kamusal ve bağımsız yapı denetimi

Yapı denetimi kar amaçlı şirketlerden alınmalı; kamusal bir denetim kurumu ya da belediyeler bünyesinde, iş güvenceli kamu mühendisleri eliyle yürütülmeli. Denetçinin ücreti, denetlenen tarafla hiçbir ilişkisi olmayan kamusal bir fondan ödenmeli. Mühendis ve mimar odalarına bağımsız denetim ve itiraz yetkisi verilmeli. Denetçi mühendisin "hayır" deme hakkı, iş güvencesi ve sendikal örgütlülükle korunmalı.

4. Bina kimlik kartı ve açık veri

Her binanın imar durumu, ruhsatı, onaylı projeleri, zemin etüdü, denetim raporları, iskan durumu, varsa yapı kayıt belgesi ve riskli yapı tespiti herkesin erişebileceği açık bir veri tabanında olmalı. Bir daireyi kiralayan işçinin, o binanın hangi yönetmeliğe göre yapıldığını, aftan yararlanıp yararlanmadığını bilme hakkı vardır. Bu, Bilgi Müşterekleri'nin temel ilkesinin kente uygulanmasıdır: Kentin verisi kentlinindir. Sermaye, bilginin dağınık olmasından kazanır; toplanmış ve açılmış bilgi bizim gücümüzdür.

5. Periyodik taşıyıcı sistem muayenesi

Asansöre ve doğalgaza olduğu gibi taşıyıcı sisteme de belirli aralıklarla (İMO İzmir'in önerdiği gibi üç–beş yılda bir) zorunlu muayene getirilmeli; maliyeti, kiracıya ve dar gelirli ev sahibine değil, kamusal fona yüklenmeli. Taşıyıcı sisteme dokunan her tadilat, ruhsat ve denetime tabi olmalı; kolon kesmek, ağır ve caydırıcı bir suç sayılmalı.

6. Kamu eliyle, kiracıyı koruyan dönüşüm

Dönüşüm, kat karşılığı müteahhit modelinden çıkarılmalı; öncelik sırası emlak değerine göre değil, mühendislik risk sırasına göre belirlenmeli. Kamusal fonla, belediyeler ve konut kooperatifleri eliyle, emsal artışı olmadan yapılmalı. Kiracının, dönüşüm sonrası aynı mahallede, gelirine uygun kirayla kalma hakkı yasal güvenceye alınmalı.

7. Cezasızlık kilitlerinin açılması

Can güvenliğini ilgilendiren imar, ruhsat ve denetim suçlarında 4483 sayılı kanunun izin sistemi kaldırılmalı. Deprem davalarında olası kast içtihadı geliştirilmeli; sorumluluk zinciri müteahhitten belediyeye, denetim şirketinden plan kararını verene kadar bütünlüklü yargılanmalı. Zamanaşımı, bu suçlarda ya kaldırılmalı ya da yargılama süresince işlememeli.

8. İnşaat işçisinin tanıklığı

Binayı kimin, hangi koşullarda, hangi malzemeyle yaptığını en iyi bilen, demiri bağlayan ve betonu döken işçidir. İnşaat işçilerinin sendikal örgütlülüğü ve şantiyede "bu kolon eksik" deme hakkı, yapı güvenliğinin bir parçasıdır. İşçinin işini kaybetmeden ihbar edebileceği bir mekanizma kurulmalı.


X. İki Okuma: Resmi Anlatı ve Sınıfsal Okuma

Resmi anlatıSınıfsal okuma
"Deprem bir doğal afettir"Deprem doğaldır; yıkım, kar için kısılan kolonun, betonun, zemin etüdünün sonucudur
"İmar barışı vatandaşı rahatlattı"Güvensiz yapı stoku oy ve harç karşılığında aklandı; mühendis devreden çıkarıldı
"Plan değişikliği kentin ihtiyacıdır"Kamusal kararla özel servet yaratmaktır; zemin aynı, yük iki kat
"Yapı denetimi profesyonelleşti"Denetim piyasaya devredildi; denetçinin müşterisi denetlenen oldu
"Yönetmeliğimiz dünya standartlarında"Metin standartta; uygulamayı denetleyecek bağımsız güç yok
"Kentsel dönüşümle riskli stok yenileniyor"Dönüşüm kar sırasına göre ilerliyor; kiracı gidiyor, yoksul mahalle bekliyor
"Sorumlular yargılanıyor"Alt halka bilinçli taksirle, üst halka 4483 izniyle, siyasi halka hiç yargılanmıyor
"Süreç işliyor"Rıza Bey'de altı yılda karar yok, zamanaşımı yaklaşıyor

Somut Görevler

  1. Binanı öğren. Oturduğun binanın yapım yılını, ruhsat ve iskan durumunu, 2018'de yapı kayıt belgesi alıp almadığını öğren. e-Devlet'te ve belediyenin imar biriminde bulunabilecek bilgileri topla. Bilmediğin bina, sana kimsenin söylemediği bir risktir.

  2. Mahalle defteri tut. Mahallende zemin katı dükkan olan, kolonuna dokunulduğunu gördüğün, çatısına kat çıkılmış binaları kaydet. Bunu bir ihbar listesi olarak değil, bir kolektif hafıza olarak tut; mahalle meclislerinde, odalarla birlikte konuş.

  3. Bilişim emekçisiysen veriyi topla. Belediye meclis kararlarındaki plan değişikliklerini, riskli yapı tespitlerini, deprem davalarının seyrini düzenli bir açık veri setine dönüştür. Bina, il, ilçe, yapım yılı, af durumu, dava durumu. Dağınık veri sermayenin, toplanmış veri bizimdir.

  4. Mühendis ve mimarsan odana sahip çık. İMO, JMO, Mimarlar Odası ve TMMOB, bu ülkede yapı güvenliği bilgisinin örgütlü hafızasıdır. Odanın denetim ve itiraz yetkisinin genişletilmesi talebini işyerinde, şantiyede, yapı denetim firmasında konuş. "İmza mühendisliği"ne karşı örgütlü dur.

  5. Duruşmaları izle. Rıza Bey Apartmanı davası İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürüyor. Duruşma günlerini takip et, salonda ol. Ailelerin yanında oturan her sandalye, mahkemeye bu davanın izlendiğini söyler. Zamanaşımı uyarısını çoğalt.

  6. Belediye meclisini izle. Kendi ilçende belediye meclis gündemlerini oku. Hangi parselde emsal artırılıyor, kim istiyor, gerekçesi ne? Plan değişikliğine itiraz süresi kısadır; takip etmeyen, itiraz edemez.

  7. Af söylentisine karşı hazır ol. Bir sonraki "imar affı çıkacak" haberinde bu yazıdaki rakamları kullan: on dört af, 294.166 belge, yüzde 80, 24,7 milyar lira. Bir rakam, bir saatlik tartışmadan daha çok iş görür.

  8. Kiracıysan yalnız değilsin. Dönüşüm ve risk tespiti süreçlerinde kiracıların hakları en zayıf halkadır. Kiracı dayanışma ağlarına katıl ya da kur; dönüşümde "kiracı ne olacak" sorusunu her toplantıda sor.

  9. Anlat. 30 Ekim'i, 6 Şubat'ı, 17 Ağustos'u "doğal afet" diye anlatan herkese yedi halkalı zinciri anlat. Deprem doğaldır; yıkımın bir adı, bir adresi, bir imzası vardır.

  10. Örgütlen. Bu yazıdaki talep listesinin hiçbir maddesi tek başına bir dilekçeyle kazanılmaz. 6 Şubat ailelerinin Aralık 2025'te üç günlük oturma eylemiyle bir yasa maddesini değiştirdiğini hatırla. Kentin güvenliği, kentlinin örgütlü gücü kadardır.


Sevgili Yoldaşlar,

Altı yıl önce Emrah Apartmanı'nın enkazından çıktığımda ilk düşündüğüm şey şanstı. Kuzenlerimin orada olması, enkazın beni ezmemiş olması, 45 dakikanın bir ömür kadar uzun ama yine de yeterince kısa olması. Sonra yıllar içinde şunu anladım: Şans, bireysel bir açıklamadır. Ama otuz komşumun ölümü bireysel değildi. O binanın nasıl yapıldığı, nasıl denetlendiği, nasıl ayakta tutulduğu ya da tutulmadığı, bir düzenin ürünüydü.

O düzenin adı rant. Rant, kentin toplumsal emekle yaratılmış değerinin özel ellere aktarılmasıdır. Bir arsaya kat ekleyen meclis kararında, kolonu kesen dükkan tadilatında, mühendisi devreden çıkaran af yasasında, denetçinin müşterisi olan müteahhitte, memuru koruyan izin sisteminde aynı mantık işler: Kar özelleştirilir, risk toplumsallaştırılır. Ve riskin en büyük payı, o binalarda kirayla oturan, başka yere gidecek parası olmayan, emeğiyle geçinenlere düşer.

Bu yüzden deprem önleme, emekçiler için bir yaşam hakkı mücadelesidir. Mühendislik bilgisi bu mücadelenin silahıdır; ama silahı tutacak el, örgütlü toplumdur. Bu ilişkiler çözülmeden yapılacak her "deprem hazırlığı", bir sonraki enkazın üstüne çekilmiş bir örtü olacaktır.

Bina kendiliğinden yıkılmaz. Onu yıkan, rantın düzenidir. O düzeni değiştirmeden ne yönetmelik, ne tatbikat, ne dönüşüm bizi korur. Bizi koruyacak olan, kentin bilgisini, kararını ve denetimini kendi ellerimize almaktır.

30 Ekim 2020'de İzmir'de, 6 Şubat 2023'te on bir ilde, 17 Ağustos 1999'da Marmara'da kaybettiklerimizi saygıyla anıyorum. Unutmayacağız, unutturmayacağız; hesabını soracağız ve daha güvenli kentleri hep birlikte kuracağız.

Yoldaşça.


Bağlantılı yazılarımız


Kaynaklar

Bilgi Müşterekleri — Bilgi Herkesindir. Çoğaltın. CC BY-SA 4.0

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği