Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) Üzerine
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nın Sınıfsal Çözümlemesi ve Mücadele Hattı

Sevgili Genç Yoldaş,
Önüne 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı'nı (2026–2030) koyduklarında, burjuva medyasının teknoloji güzellemelerine ya da felaket tellallıklarına kapılmamanı umuyorum.
Modern bilim ve teknoloji dünyasının tarafsız bir ilerleme sunduğu yanılsaması, günümüzün en güçlü ideolojik örtüsüdür. Bizim yöntemimiz diyalektik materyalizmdir; biz makinelerin veya algoritmaların kendiliğinden bir iradesi olduğuna inanmaz, onları var eden üretim ve mülkiyet ilişkilerine bakarız.
Bir belgeye bakarken sormamız gereken o can alıcı diyalektik soruları asla unutma: Bu teknoloji kimin elinde, kimin denetiminde ve kimin yararına çalışıyor?
Şimdi gel, bu devlet belgesinin yaldızlı kelimelerinin altındaki sınıf savaşımını ve materyalist gerçekliği birlikte çözümleyelim.
Neden Şimdi? Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi ve Devletin Rolü
Yoldaş, sermaye hiçbir adımı "toplumsal kalkınma" hevesiyle atmaz. Bu planın tam da bugün ortaya çıkmasının temel nedeni, sermayenin kendi iç çelişkisinde, yani kâr oranlarının düşme eğilimi yasasında gizlidir.
Yapay zekâ devrimi, devasa veri merkezleri ve pahalı donanımlarla (ölü emek) "değişmeyen sermayeyi" muazzam boyutlara taşırken; değer üreten tek unsur olan "değişen sermayeyi" (canlı emeği) üretim sürecinden göreli olarak dışlamaktadır. Daralan kâr marjlarıyla boğuşan dijital sermaye, bu çelişkiyi aşmak için devlete koşar.
Plandaki maliyet mimarisine iyi bak: En az 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımı beklenirken, kamu bütçesinden en az %2'lik pay ayrılacak ve kamu, şirketlerin "ilk müşterisi" olacaktır. Aynı zamanda "kum havuzları" (sandbox) ile şirketlere yasal muafiyetler sağlanacaktır. Bunun diyalektik okuması şudur: Devlet, altyapı maliyetini ve riskleri toplumsallaştırmakta (senin faturana yıkmakta), mülkiyeti ve kârı ise özel sermayeye devretmektedir.
Dijital Çitleme ve "Genel Akıl"a Yabancılaşma
Planda 2.000 kamu veri setinin "Ulusal Veri Kütüphanesi" adı altında açılacağı müjdeleniyor. Bu, Marx'ın tarif ettiği "ilkel birikim" sürecinin, 21. yüzyıldaki dijital çitleme harekâtıdır.
Açılacak olan bu veri setleri gökten zembille inmiş sayılar değildir. Bunlar bir hekimin muayenehanesindeki teşhis kararları, bir hâkimin dosyadaki eğilimleri veya bir öğretmenin deneyimidir; yani kamu emekçisinin yıllara dayanan "örtük bilgisidir". Emekçinin kafasındaki bu bilgi, "karşılıklılık" (copyleft) güvencesi olmaksızın şirketlere bedava hammadde olarak sunulmaktadır.
Burada yeni nesil bir yabancılaşma süreci yaşıyoruz yoldaş. Marx'ın Grundrisse'de bahsettiği "Genel Akıl" (General Intellect), toplumsal emeğin kolektif birikimidir. Milyonlarca insanın emeğiyle eğitilen bu algoritmalar, şirketlerin mülkiyetine girdikten sonra, işyerinde senin performansını ölçmek veya seni işten atmak için "sabit sermaye" olarak karşına dikilmektedir. Kendi ortak aklımızın ürününe yabancılaşıyor ve onun tarafından tahakküm altına alınıyoruz.
Senin Emeğin Bir "Kaynak" Değildir: Yedek Sanayi Ordusu
Planda senden ve sınıfından nasıl bahsedildiğine dikkat et: "İnsan kaynağı". Kömür, su veya veri gibi, talebi, sendikası ve itirazı olmayan nötr bir girdi.
Belge, 100 bin uygulama profesyoneli, 10 bin ileri düzey uzman yetiştireceğini vadediyor ancak tek bir satır istihdam veya ücret güvencesi vermiyor. Bu sana sunulan bir lütuf değildir. Bu, kapitalizmin ücretleri baskılamak ve halihazırda çalışanların pazarlık gücünü kırmak için bilinçli olarak "yedek sanayi ordusu" inşa etmesidir. Arzı talebinden fazla şişirilen her metanın fiyatı düşer; kapitalizmde senin emek gücün de bir metadır. Kapıda senin işini çok daha ucuza yapmaya hazır binlerce genç beklerken, sen içeride mesai veya ücret pazarlığı yapamazsın.
Bulutun İllüzyonu: Maddi Gerçeklik ve Emperyalist Bağımlılık
Burjuva ideolojisinin sana dayattığı "bulut bilişim", "dijital egemenlik" gibi terimlerin illüzyonlarına aldanma. Bulut diye bir yer yoktur Yoldaş; tonlarca kablo, devasa fabrikalar, su, elektrik, madenler ve sömürülen taşeron işçiler vardır.
Plan, 1 gigawatt veri merkezi hedefliyor. Elektriğinin %34'ünü ithal kömürden sağlayan bir ülkede, bu devasa tesisler havza halkının suyuyla ve ithal fosil yakıtlarla dönecektir. Diğer yandan, Ocak 2025 ABD ihracat kontrol rejimine göre Türkiye, ileri yapay zekâ çiplerine erişimde sınırsız müttefik değil, "kota" rejimine tabidir. Üretim araçlarının temel halkası olan donanımda emperyalizme göbekten bağlıyken, sunucunun Ankara'da olması mülkiyet ilişkilerini değiştirmez; bu bir "bağımsızlık" değil, "bağımlılığın yönetilmesi" programıdır.
İllüzyonlar ve Diyalektik Sınıf Gerçekliği Rehberin
Sınıf savaşımında kullanman için sana şu diyalektik karşılaştırma tablosunu bırakıyorum:
| Sermayenin Söylemi (İdeolojik İllüzyon) | Materyalist Sınıf Gerçekliği |
|---|---|
| "115.000 Uzmana Kariyer Kapısı" | İstihdam güvencesi olmayan bir eğitimle bilişsel emeğin arzının şişirilmesi ve ücretlerin düşürülmesi. |
| "2.000 Kamu Veri Setinin Açılması" | Kamu personelinin deneyiminin ve toplumsal verinin özel sermayeye mülk edilmesi (Dijital İlkel Birikim). |
| "10 Milyar Dolar Özel Yatırım" | Devlet bütçesi ve teşviklerle risklerin kamuya yıkılması, teknolojiden doğan kârın özelleştirilmesi. |
| "Orantılı ve Risk Temelli Düzenleme" | İşçi haklarını ve istihdamı "yüksek risk" sayan uluslararası standartların görmezden gelinerek sermayeye esneklik sağlanması. |
| "Dijital Egemenlik ve Bulut" | Sunucunun yerinin değişmesi fakat altyapı mülkiyetinin ve emperyalist çip kotalarına bağımlılığın sürmesi. |
Söküp Atmak Değil, Denetimi Almak
Yoldaş, bizler 19. yüzyıldaki gibi dokuma tezgâhlarını kırmayacağız. Çünkü bizim derdimiz teknolojiyle değil, o teknolojinin hizmet ettiği sermaye sınıfıyladır.
Gündemi onlar belirliyor gibi görünebilir. ILO'nun 12 Haziran 2026'da "Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi"ni kabul etmesinden tam bir gün sonra bu eylem planı sunuldu; fakat işçiyi koruyan ILO belgesi hasıraltı edildi. Ancak kapitalizm, kendi sonunu getirecek devasa araçları yine kendi elleriyle üretir. Kapitalizmin "karmaşık olduğu için hesaplanamaz" dediği sosyalist merkezi planlama, bugün bu algoritmik güçle tam anlamıyla mümkün hale gelmiştir.
Görevimiz net:
-
İstihdam kararlarında otomatik algoritmaların kullanılmasını "yüksek riskli" sınıfına sokturmak.
-
İşçi sendikalarına algoritmik şeffaflık dayatmak.
-
Kamu verisinden üretilen modellerin kamuya açık olması için mücadele etmek.
-
En önemlisi: bu kodları yazan bilişim emekçileri olarak, sermayenin etik dışı ve işçi düşmanı uygulamalarına karşı "örgütlü ret" hakkımızı kurmak.
Korkuya kapılıp pasifize olma Yoldaş. Tarihsel haklılık bizimledir. Bu makineyi üreten eller, onun denetimini de alacaktır.
Kolektif aklımızı geri istiyoruz.
Bu yazının broşür hâli de ayrıca indirilebilir: BM Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (PDF)








