Neoliberalizm Bitti mi?
Dört Kez İlan Edilen Bir Son, Bizim Yanıtımız ve Genç Yoldaşlara Bir Okuma Çağrısı

Neoliberalizm Bitti mi?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bir kavramın sınırı, bir saldırının yeni biçimi, iki taraflı bir yalan, Türkiye'de bir program — ve Teori ve Eylem'in 73. sayısına davet.
Bu takvime iyi bakın.
2003: Lula Brezilya'da, Chávez Venezuela'da iktidarda; "Latin Amerika neoliberalizmi gömüyor." 2008: Lehman Brothers batıyor, devletler bankaları kurtarıyor; "neoliberalizm öldü, devlet geri döndü." 2020: Salgın, kamu hastaneleri, maaş destekleri; "piyasa çöktü, kamu kazandı." 2025: Trump gümrük duvarlarını yükseltiyor; "serbest ticaret bitti, neoliberalizm bitti."
Dört kez ilan edilen bir son. Dört kez ölen bir düzen. Ve dört ilanın arasında, her seferinde, aynı şey oldu: Reel ücretler düştü, kamu hizmetleri paralı hâle geldi, sendikalar küçüldü, sermaye büyüdü.
Bir şey dört kez ölüyorsa, ya ölmüyordur ya da biz yanlış şeyin nabzını tutuyoruzdur.
Bu yazının vesilesi, Teori ve Eylem dergisinin Güz 2026 sayısı ve o sayının açılış yazısı olan Mustafa Yalçıner'in "Neoliberalizmin Sonu mu?" yazısı. Bu yazıda üç şey yapacağız. Önce kendi yanıtımızı, gerekçeleriyle, ortaya koyacağız. Sonra dergiyi ve sayıyı tanıtıp Yalçıner'in yazısının neyi doğru kurduğunu, neyi eksik bıraktığını kısaca söyleyeceğiz. Sonra da sizi bir şeye davet edeceğiz: Okumaya ve tartışmaya.
Üç soru soralım:
- Neoliberalizm dediğimiz şey nedir; tekelci kapitalizmin kendisi midir, yoksa onun bir evresi mi?
- Gümrük duvarları, sanayi politikası ve silahlanma neoliberalizmin sonu mu, yoksa aynı saldırının yeni üniforması mı?
- "Neoliberalizm bitti" cümlesini bugün kim, kime, ne için söylüyor?
Ve dördüncü, bizim sorumuz: Bu tartışma Türkiye'de, bugün, kimin maaş bordrosunda okunur?
Birinci Kısım: Bizim Yanıtımız
Yanıtımız kısa: Hayır, bitmedi. Çünkü bitip bitmediğini ölçecek tek gösterge, emek-gücünün ucuzlamaya devam edip etmediğidir ve o gösterge her yerde aynı yönü gösteriyor. Kısa yanıtların altında uzun gerekçeler olmalı; işte gerekçeler.
1. Kavramın Sınırı: Neoliberalizm Tekelci Kapitalizm Değildir, Onun Bir Saldırı Biçimidir
Önce kavramı yerine oturtalım, çünkü tartışmanın bütün karmaşası buradan çıkıyor.
Lenin, 1916'da Emperyalizm'de kapitalizmin serbest rekabet evresinden tekelci evresine geçtiğini anlattı: Üretim tekellerde yoğunlaşır, banka sermayesi ile sanayi sermayesi kaynaşıp mali sermayeyi oluşturur, sermaye ihracı meta ihracının önüne geçer, dünya tekeller ve devletler arasında paylaşılır ve yeniden paylaşılır. Bu evre 1980'de başlamadı; yüz yılı aşkın süredir içindeyiz. Tekelci kapitalizm, kapitalizmin bir "politikası" değil, bir "çağı"dır.
Neoliberalizm ise bu çağın içinde, belirli bir tarihsel anda, belirli bir sorun karşısında devreye giren bir yanıttır. Sorun şuydu: 1970'lerde kâr oranları düşüyordu, savaş sonrası "sosyal devlet" uzlaşması sermayeye pahalıya geliyordu, işçi hareketi 1968'den beri yükselişteydi ve sömürge halkları ayaktaydı. Tekelci burjuvazi bu sıkışmadan çıkmak için bir saldırı programı devreye soktu: Emek-gücünü ucuzlat, sendikayı kır, kazanılmış hakları geri al, kamusal alanı sermayenin yeni değerlenme alanına çevir, sermaye hareketlerinin önündeki her engeli kaldır. 1989'dan sonra Doğu Bloku'nun çöküşüyle açılan devasa pazar ve iş gücü rezervi bu programa yakıt oldu.
Neoliberalizm, tekelci kapitalizmin kendisi değil, tekelci kapitalizmin 1970'lerin krizine verdiği sınıfsal yanıttır. Çağ ile evreyi karıştırırsanız, ya her şeyin değiştiğini ya da hiçbir şeyin değişmediğini sanırsınız. İkisi de yanlıştır.
İki tehlike var ve ikisi de aynı karışıklıktan doğuyor. Birincisi, neoliberalizmi bir "fikir" ya da "politika paketi" sanmak: Böyle bakınca paketin bir parçası (serbest ticaret, küçük devlet, özelleştirme) değişince "bitti" diyebiliyorsunuz. Oysa paket, saldırının kendisi değil, saldırının o dönemdeki ideolojik ambalajıydı. İkincisi, tam tersi: Neoliberalizmi tekelci kapitalizmle özdeşleştirmek. O zaman "neoliberalizm ancak devrimle biter" demek zorunda kalıyorsunuz ve bu, doğru olduğu kadar işlevsizdir; çünkü o zaman kavrama gerek kalmaz, emperyalizm kavramı zaten o işi görür. Kavramın değeri, tekelci çağın içinde evreleri ayırt edebilmesindedir: Keynesçi uzlaşma evresi, neoliberal saldırı evresi ve şimdi içine girdiğimiz, adını henüz tam koyamadığımız evre.
Sınıfsal okuma: Kavramın sınırını doğru çizmek akademik bir titizlik değil, pratik bir ihtiyaçtır. Tekelci kapitalizm ancak işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesiyle aşılır; bu, stratejik ufuktur. Neoliberal saldırı biçimi ise sınıf mücadelesinin güç dengesine göre geriletilebilir, tavize zorlanabilir, biçim değiştirmeye itilebilir; bu, taktik alandır. 1981'de Reagan, PATCO'nun 11.345 hava trafik kontrolörünü iki gün içinde işten attı (kaynak); 1984-85'te Thatcher, bir yıl direnen İngiliz madencilerini yenilgiye uğrattı (kaynak); Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararlarını uygulayabilmek için 12 Eylül gerekti (bkz. 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü). Neoliberalizm yenilgilerle açıldı. Öyleyse kapanması, yalnızca zaferlerle mümkündür. Bu ölçütü elden bırakmayın; aşağıdaki her şey bu ölçüte göre okunacak.
2. Yeni Üniforma: Gümrük Duvarı, Sanayi Politikası, Silahlanma
2025'ten beri dünyanın en büyük emperyalist gücü gümrük duvarları örüyor, "sanayi politikası" adıyla tekellere yüz milyarlarca dolar aktarıyor, Avrupa silahlanıyor. "Serbest piyasa"nın havarileri "ulusal çıkar"dan söz ediyor. Bu, neoliberalizmin sonu mu?
Rakamlara bakalım. Yale Budget Lab'in 24 Ağustos 2026 tarihli hesabına göre ABD'nin ortalama yasal gümrük tarifesi oranı yüzde 11'e çıkmış durumda; tarifelerin on yılda yaklaşık 1,9 trilyon dolar gelir getirmesi bekleniyor ve bu gelirin kaynağı, hane başına yılda ortalama 1.100 dolar. Yani gümrük duvarı, dışarıdaki rakibe değil, içerideki tüketiciye kesilen bir faturadır. Tüketim vergisi, tanımı gereği, gelirinin tamamını harcayan sınıfa, yani işçilere, en ağır biner.
Almanya'ya bakalım. Askerî harcama bir yılda yüzde 24 artarak 97 milyar avroya çıktı; hedef, millî gelirin yüzde 5'i, yani yılda 200 milyar avronun üzeri. Aynı hükümet yasal sağlık sigortasından 20 milyar avro, sosyal yardımlardan yılda 8,6 milyar avro kesinti planlıyor ve Bürgergeld'i, ücret düzeyi ne olursa olsun işe yerleştirmeyi zorunlu kılan "Yeni Temel Güvence"yle değiştirdi (kaynak). Silahlanmanın faturası sağlık primiyle, işsizlik yardımıyla ödeniyor. Bu tabloya "devlet geri döndü" diyebilirsiniz; ama hangi devlet, kimin için geri döndü sorusunu sormadan.
ABD'de CHIPS Yasası'yla çip tekellerine 52,7 milyar dolar; "yerli üretim" adıyla Intel'e, TSMC'ye, Samsung'a devlet kasasından aktarım. Bu, "küçük devlet" ilkesinin terki gibi görünür. Oysa devlet hiçbir zaman küçülmemişti; yalnızca emekçiye dönük yüzü küçülmüş, tekele dönük yüzü büyümüştü. Bugün olan, tekele dönük yüzün daha da büyümesi ve bunun artık gizlenmemesidir.
Gümrük duvarı, sanayi politikası ve silahlanma, neoliberal saldırının sona ermesi değil, emperyalistler arası rekabetin keskinleştiği koşullarda aynı saldırının yeni biçimidir. Fatura yine aynı adrese kesiliyor; yalnızca zarfın üstündeki logo değişti.
Sınıfsal okuma: Kapitalizmin iki eğilimi hep vardı: Sermaye hem iç pazarı korumak hem dünya pazarını ele geçirmek ister. Hangisinin öne çıkacağını ideoloji değil, emperyalistler arası güç dengesi belirler. 1990'larda ABD hegemonyası tartışmasızken "serbest ticaret" öne çıktı; çünkü serbest ticaret, en güçlünün ticaretidir. Bugün ABD'nin hegemonyası Çin karşısında geriliyor; korumacılık öne çıkıyor. Bu, ideolojinin değişmesi değil, güç dengesinin değişmesidir. Ve ABD tekellerinin en büyükleri (Apple, Nvidia, Tesla) üretimlerini çoktan uluslararasılaştırdıkları için korumacılığın da bir sınırı var; Trump'ın tarifelerinin sürekli istisna, erteleme ve pazarlıkla delik deşik olmasının nedeni budur. Sermaye kendi içinde bile bölünmüş; ama bölünmenin her iki tarafı da işçiye karşı birleşik.
Yoldaş, buradaki hareketi iyi kavrayın: Savaş ekonomisi neoliberalizmin karşıtı değil, neoliberalizmin işçi hareketi olmadan gidebileceği tek yerdir. Kâr oranı düşüyorsa ve işçi sınıfı bunu ücretle ödemeyi reddedecek kadar güçlü değilse, sermaye faturayı ya doğrudan ücrete keser (klasik neoliberalizm) ya da devletin borçlanmasıyla silaha ve tekele aktarır, sonra o borcu vergi ve kesintiyle ücretten toplar (bugünkü biçim). İkisi arasındaki fark, işçinin cebinden çıkan paranın yolunun uzunluğudur.
3. İki Taraflı Yalan: "Neoliberalizm Bitti" Cümlesini Kim Söylüyor?
Bu soru en önemlisi, çünkü doğrudan bilincimize yönelik. "Neoliberalizm bitti" cümlesi bugün iki farklı ağızdan, iki farklı amaçla çıkıyor ve ikisi de işçi sınıfının aklını hedef alıyor.
Birinci ağız: Sosyal demokrasi ve "post-neoliberal" akademi. Biden'ın sanayi politikası, Avrupa'nın "stratejik özerklik" söylemi, IMF'nin bile "sanayi politikasına dönüş" raporları, "yeni bir dönem başladı" diye sunuluyor. Bu anlatının işlevi, tekellere yapılan devlet aktarımlarını "emek yanlısı dönüş" olarak pazarlamaktır. Çip fabrikasına verilen 52 milyar dolar "iyi işler" diye sunulur; ama o fabrikada sendika olup olmayacağı, ücretin ne olacağı, işçinin sözünün geçip geçmeyeceği hiç konuşulmaz. "Post-neoliberalizm" kavramının ideolojik işlevi, sınıf mücadelesi olmadan, yalnızca hükümet değişikliğiyle bir dönemin kapanabileceği yanılsamasını üretmektir. Bu, işçiye "sen bekle, biz hallediyoruz" demenin akademik biçimidir.
İkinci ağız: Aşırı sağ. Trump, Meloni, AfD, Le Pen: Hepsi "küreselcilere", "Davos elitlerine", "serbest ticaretçilere" karşı konuşuyor. Anti-neoliberal bir dil kullanıyorlar ve bu dil, neoliberalizmden gerçekten canı yanmış işçilerde karşılık buluyor. Ama uygulamaya bakın: Trump'ın ilk hamlelerinden biri federal sendikaların toplu sözleşme hakkını kaldırmak oldu; Meloni İtalya'da asgari ücret yasasını reddetti; AfD'nin programında sendika hakkı değil, göçmen işçiyi işçi sınıfından koparıp "ulusal" işçiyle karşı karşıya getirmek var (bkz. AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil, İki Yüz Yıllık Bir Hattın ve Otuz Beş Yıllık Bir Mülksüzleştirmenin Faturasıdır). Aşırı sağın "anti-neoliberalizmi", neoliberalizmin sonuçlarına karşı öfkeyi, neoliberalizmin sahiplerine değil, göçmene, kadına, "elit"e yöneltme operasyonudur. Küreselleşme karşıtlığı, tekel karşıtlığı değildir; tekellerin kendi aralarındaki savaşta işçiyi kendi bayrağının altına çağırmasıdır.
| Bize sunulan tartışma | Bizim açtığımız tartışma |
|---|---|
| Neoliberalizm bitti mi? | Emek-gücü ucuzlamaya devam ediyor mu? |
| Devlet geri döndü mü? | Devlet kimin için geri döndü? |
| Serbest ticaret mi, korumacılık mı? | Faturayı hangi sınıf ödüyor? |
| Küreselciler mi, ulusalcılar mı? | Tekeller mi, işçiler mi? |
| Hangi hükümet, hangi program? | Hangi grev, hangi sendika, hangi güç dengesi? |
| Dönem kapandı mı? | Kim kapattı, hangi mücadeleyle? |
Sınıfsal okuma: İki ağız da aynı şeyi gizliyor: Neoliberalizmin bir özne tarafından, tekelci burjuvazi tarafından yürütülen bir saldırı olduğunu ve ancak başka bir özne tarafından, örgütlü işçi sınıfı tarafından durdurulabileceğini. Sosyal demokrat anlatıda özne "iyi hükümet", aşırı sağ anlatıda özne "ulus"tur. İkisinde de işçi sınıfı seyircidir. Bu yüzden "neoliberalizm bitti mi" sorusuna verilecek en doğru yanıt bir tarih değil, bir karşı sorudur: Kim bitirdi? Hangi grevle? Hangi sözleşmeyle? Hangi kazanımla? Bu soruların yanıtı yoksa, biten bir şey yoktur.
4. Türkiye: Program Kimin Programı?
Dördüncü soru bizim sorumuz ve yanıtı bir bordroda yazıyor.
Türkiye'de "neoliberalizm bitti mi" tartışması yapılırken, 10 Eylül 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı okunmalı. Program üç şey söylüyor: Esnek istihdam modelleri yaygınlaştırılacak; emeklilik yaşı ve prim gün sayısı üzerinden "çalışma hayatı uzatılacak"; özelleştirme geliri hedefi 2027 için 70 milyar liradan 183 milyar liraya, 2028 için 30 milyar liradan 163,5 milyar liraya çıkarıldı. Vergi yükünün millî gelire oranı yüzde 24,3'ten yüzde 25,1'e yükselecek ve bu yükün nereden toplanacağını, KDV ve ÖTV'nin bütçedeki payını bilen herkes bilir.
Şimdi bordroya bakalım. 2026 net asgari ücreti 28.075,50 lira ve Ağustos 2026 itibarıyla ara zam için hiçbir resmî adım yok (kaynak). TÜRK-İŞ'in Ağustos 2026 hesabına göre dört kişilik ailenin açlık sınırı 37.388,30 lira, yoksulluk sınırı 121.786 lira, bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 48.305,38 lira. Yani asgari ücret açlık sınırının yüzde 75'i; bekâr bir işçinin kendi geçim maliyetinin yüzde 58'i. Mutfak enflasyonu son on iki ayda yüzde 37,9 artmış; asgari ücret ise Ocak'tan beri sabit. SSK ve Bağ-Kur emeklisine Temmuz'da yüzde 17,75, memur emeklisine yüzde 13,51 zam verildi; aynı dönemde yıllık TÜFE yüzde 32,11'di (kaynak). Bu oranları biz hesapladık; kaynaklar bağlantılarda.
Bu programın adı ne? Faiz yüksek tutularak iç talep bastırılıyor, iç talep bastırılırken ücret "enflasyon hedefine göre" belirleniyor, hedef her yıl tutmuyor ama ücret hedefe göre verildiği için işçi her yıl aradaki farkı ödüyor. Kamu varlıkları özelleştiriliyor, kamu-özel iş birliği garantileriyle müteahhide döviz üzerinden ödeme yapılıyor, kesinti ise emekliden ve asgari ücretliden. Bunun ders kitabındaki adı, IMF'nin 1980'lerden beri Şili'den Arjantin'e, Mısır'dan Türkiye'ye her yerde uyguladığı "yapısal uyum programı"dır. Ve yapısal uyum, neoliberalizmin en saf hâlidir.
Türkiye'de neoliberalizmin bitip bitmediği tartışılırken, Türkiye neoliberalizmin en ortodoks programını uyguluyor. Bu bir çelişki değildir; tartışmanın sınıfsal boşluğunun kanıtıdır.
Sınıfsal okuma: Türkiye'de neoliberalizm 24 Ocak 1980 kararlarıyla yazıldı, 12 Eylül'le uygulandı, Özal'la kurumsallaştı, 2001 kriziyle "güçlü ekonomiye geçiş" adı altında tahkim edildi, 2023'ten beri de "rasyonel zemine dönüş" adıyla yeniden devrede. Her dönemin adı farklı, içeriği aynı: Emek-gücünü ucuzlat, kamuyu sat, borcu ücretten topla. Bu programı ne bir hükümet değişikliği ne de "post-neoliberal" bir söylem bitirir. Türkiye'de neoliberalizmin bittiğini söyleyebilmenin tek ölçütü, asgari ücretin yılda iki kez ve enflasyonun üzerinde belirlenmesini dayatan bir işçi hareketinin varlığıdır. O hareket yoksa, program yürür. Aynı haftanın öteki maddelerini — borsadaki fon tasfiyelerini, Devre Kesici: Burjuvazinin Borsası Kendine Bile Güvenmiyor yazısını, Bir Litre Mazotun Sınıfı yazısındaki motorine gelen yüz lirayı — bu programın parçaları olarak okuyun; ayrı ayrı haber, birlikte programdır.
5. Neyin Üstü Örtülüyor?
Bütün bu tartışmada bir şey konuşulmuyor: Neoliberalizmin sonunu tarihsel olarak getirebilecek tek gücün, işçi sınıfının, bugün nerede durduğu. OECD'de sendikalaşma oranı 1980'de yüzde 35'in üzerindeydi, bugün yüzde 15 civarında; Türkiye'de kayıtlı işçilerin yüzde 15'i sendikalı, toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranı yüzde 10'un altında. Neoliberalizm bir "fikir" olarak gözden düşmüş olabilir; ama neoliberalizmi mümkün kılan güç dengesi, yani örgütsüz işçi sınıfı, yerinde duruyor. "Bitti" diyenler sonuca değil, ambalaja bakıyor.
İkinci örtülen şey, yeni biçimin teknolojik ayağı. Platform ekonomisi, algoritmik yönetim, yapay zekâ ile beyaz yakalı emeğin değersizleştirilmesi; bunların hiçbiri "post-neoliberal" değil, tam tersine, esnek çalışmanın ve emek-gücünü ucuzlatmanın en gelişkin araçlarıdır. Kuryeyi esnaf, yazılımcıyı "ajan"ın denetçisi yapan aynı mantık; bu hattı GİG Ekonomisi Dosyası ve Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu dosyalarımızda tartıştık. Neoliberalizm bitmedi, dijitalleşti.
Üçüncü örtülen şey, neoliberalizmin başlangıcının bir darbe olduğu. Şili 1973, Arjantin 1976, Türkiye 1980. Serbest piyasa, bu ülkelerde işkenceyle kuruldu. "Neoliberalizmin sonu"nu tartışan hiçbir liberal metin başlangıcının zorla olduğunu hatırlatmaz; çünkü hatırlatırsa, sonunun da örgütlü güçle geleceğini kabul etmek zorunda kalır.
İkinci Kısım: Bir Dergi, Bir Yazı, Bir Davet
6. Teori ve Eylem, 73. Sayı, Güz 2026
Teori ve Eylem, kendini "Üç Aylık Sosyalist Teori ve Politika Dergisi" olarak tanımlıyor; işçi sınıfı mücadelesinin teorik-politik sorunlarını incelemeyi, burjuva ideolojisini eleştirmeyi ve sınıf bilincini kurmayı amaç edinmiş bir yayın. Yıllardır düzenli çıkıyor; yazıların bir kısmı sitede ücretsiz okunabiliyor, sesli okuma seçeneği var, basılı aboneliği Ginko Kitap üzerinden yapılıyor. Türkiye'de kesintisiz çıkan, kendi çizgisi içinde tutarlı, Marksist-Leninist bir teori dergisi bulmak zor; bu dergi o azınlıktan.
73. sayı on dört yazıdan oluşuyor ve bizim açımızdan iki nedenle önemli.
Birincisi, sayının merkezinde tam da bizim sorumuz var. Mustafa Yalçıner'in "Neoliberalizmin Sonu mu?" yazısı sayının açılış yazısı ve şu an çevrimiçi okunabilen tek yazı. Nuray Sancar'ın "Neoliberalizm ve Türkiye'de Devletin Dönüşümü" yazısı aynı soruyu Türkiye'deki devlet biçimi üzerinden sürdürüyor. Ekin Bal'ın "Koç'un Yüzüncü Yılı ve Sermaye-İktidar İttifakının Yeni Fotoğrafı" ve Sinan Araman'ın "Rant ve Bir İnşaat Sahası Olarak Türkiye" dizisinin üçüncü bölümü, o soyut sorunun Türkiye'deki somut adreslerini veriyor: Hangi tekel, hangi ittifak, hangi rant.
İkincisi, sayının öteki yarısı bu blogun kendi hattıyla doğrudan konuşuyor. Ahmet Cengiz'in "Modern Ütopyacılık Olarak Post-Kapitalizm", Fulya Alikoç'un "Paul Mason ve Post-Kapitalizmi", Arif Koşar'ın "Post-Kapitalist Bir Varsayım: İşin Sonu" yazıları, "kapitalizm kendi kendine dönüşüyor" iddiasının bir başka sürümünü, teknolojik post-kapitalizm hayalini ele alıyor. Evgeny Morozov'un "Tekno-Feodal Akıl Üzerine Eleştiri" yazısının çevirisi bu sayıda; biz bu blogda "tekno-feodalizm" kavramını reddedip tekelci kapitalizm çerçevesinde ısrar ettik (bkz. Fütürizmden Tekno-Faşizme, Acemoğlu'nu Kurtarmak, Sınıfı Kurtarmaz); Morozov'un eleştirisi bu tartışmanın uluslararası düzeydeki en sağlam metinlerinden biri. Engin H. Deniz'in "Boş Zaman Tartışması ve Fuchs'un Dijital Emek Teorisi" yazısı, dijital emek kavramının Marksist değer teorisiyle nerede uyuşup nerede koptuğunu tartışıyor; gig ekonomi ve bilişim emeği dosyalarımızın teorik arka planı tam olarak bu. Ve sayının ortasında Lenin'in "Marksizm ve Revizyonizm" yazısının yeni çevirisi var; 1908'de yazılmış, ama "neoliberalizm bitti, post-kapitalizm geldi, teknoloji her şeyi çözecek" türünden her yeni moda için bir okuma anahtarı.
Sayıda ayrıca Hüseyin Sinan Güler'in "1985 Sonrasında ABD-İsrail İttifakının Ekonomi Politiği", Ali Yaşar'ın "NATO Zirvesi, NATO 3.0 ve Türkiye", Fulya Alikoç'un "Jineoloji: Eleştirel Bir Analiz" dizisinin ikinci bölümü ve Yusuf Akdağ'ın "Eskimeyen Tartışmaya Notlar" yazısı var. Yapay zekâ konusunda dergiyle daha önce de karşılaşmıştık: Teori ve Eylem’in 'Yapay Zekânın Ekonomi Politiği' Dosyasına Epistemolojik ve Militan Bir Müdahale.
Bir dergi sayısı, aynı sorunun on dört kapıdan sorulmasıdır. Bu sayının sorusu şu: Kapitalizm kendi kendine dönüşür mü? On dört yazının hepsi "hayır" diyor ve her biri hayır'ın bir başka gerekçesini veriyor.
7. Yalçıner'in Yazısı: Neyi Doğru Kuruyor, Neyi Eksik Bırakıyor
Sayının açılış yazısını ayrıca ele almak gerekir, çünkü tartışmaya oradan girilecek.
Doğru kurduğu şey, tartışmanın zeminini değiştirmesidir. Yazı, "neoliberalizmin sonu" iddialarının neden birbirini tutmadığını tek bir nedene bağlıyor: Herkes neoliberalizmi başka türlü tanımlıyor; kimi gümrük duvarına, kimi sanayi politikasına, kimi entelektüel tarihe bakıyor ve fil masalındaki gibi kimi kuyruğu, kimi hortumu tutuyor. Yalçıner'in tanımı ise net: Neoliberalizm, emperyalist burjuvazinin emeğe ve emeğin haklarına yönelik saldırısıdır; serbest piyasa tekeller çağında bir yalandır, "küçük devlet" ordu ve polis büyürken emekçiye dönük yüzün küçülmesidir. Yazının en değerli önermesi, neoliberalizmin başlangıcı ile olası sonunu aynı ölçüte bağlaması: PATCO, İngiliz madencileri ve 12 Eylül olmadan bu dönem açılamazdı; öyleyse kapanması da ancak işçi sınıfının mali sermayeyi geriletmesiyle mümkündür. Sistem içi "kamulaştırma" önerilerine getirdiği ölçüt de aynı tutarlılıkta: Sağlık ve eğitimi yeniden karşılıksız kamu hizmeti yapıyorsa desteklenir, tekelin zararını devlete yükleyip kârını özelde bırakıyorsa tekelci kapitalizmin onaylanmasıdır. Bizim yukarıdaki tezimiz büyük ölçüde bu zemine basıyor; bunu açıkça söyleyelim.
Eksik bıraktığı şey, bu doğru zeminin bugünün somutuna yeterince indirilmemesidir. Üç noktayı açık söyleyelim. Birincisi, yazı bir yerde neoliberalizmi "tekelci kapitalizmin günümüzdeki şekillenişi"yle neredeyse özdeşleştiriyor; bu, yukarıda anlattığımız nedenlerle kavramın periyodizasyon gücünü zayıflatıyor. İkincisi, Trump korumacılığını kapitalizmin ulusal-uluslararası çelişkili eğilimlerine bağlamak doğru ama yetersiz; bugün olan, emperyalistler arası rekabetin keskinleşmesi ve savaş ekonomisine geçişle saldırının yeni bir biçim almasıdır ve yazı, aşırı sağın "anti-küreselci" retorikle neoliberal sonuçlara sahip çıkışını, sosyal demokrasinin sanayi politikasını "emek yanlısı dönüş" diye pazarlamasını yeterince işlemiyor. Üçüncüsü, Türkiye örnekleri tarihsel: Evren-Özal, EBK ve SEK özelleştirmeleri, belediye ihaleleri. Oysa tez için en güçlü güncel kanıt elin altında: 2023'ten beri uygulanan program ve 10 Eylül'de yayımlanan yeni OVP. Nuray Sancar'ın devletin dönüşümü yazısı muhtemelen bu boşluğu dolduruyor; çevrimiçi olmadığı için henüz söyleyemiyoruz, basılı sayıyı okuyunca döneceğiz.
Sınıfsal okuma: Bu eksikler yazının yönünü değiştirmiyor; yön doğru. Eksik olan, o yönü bugünün mücadele alanlarına bağlayan somutluk. Ve tam da bu yüzden yazı tartışılmayı hak ediyor: Sağlam bir zemin üzerinde eksik bırakılan yerler, genç bir okurun katkı yapabileceği yerlerdir. Bitmiş bir metin tartışılmaz, okunur; bu metin tartışılır.
8. Resmî Anlatı, Dergi ve Biz
| Resmî anlatı | Teori ve Eylem'in yanıtı | Bizim eklediğimiz |
|---|---|---|
| Neoliberalizm bir ideolojiydi, gözden düştü. | Neoliberalizm bir sınıf saldırısıdır; saldırı sürüyor. | Saldırının bugünkü biçimi savaş ekonomisi ve sanayi sübvansiyonudur. |
| Devlet geri döndü. | Devlet hiç gitmemişti; sınıf devleti hep müdahale etti. | Geri dönen devletin bütçesini okuyun: Almanya'da 97 milyar silah, 20 milyar sağlık kesintisi. |
| Korumacılık serbest ticaretin sonudur. | Ulusal ve uluslararası eğilim kapitalizmin iki yüzüdür. | Hangisinin öne çıkacağını emperyalistler arası güç dengesi belirler; tarife bir tüketim vergisidir. |
| Post-kapitalizm, tekno-feodalizm, işin sonu. | Modern ütopyacılık; kapitalizm kendi kendine dönüşmez. | Tekno-feodalizm kavramı tekeli gizler; algoritmik yönetim neoliberalizmin yazılım sürümüdür. |
| Aşırı sağ küreselleşmeye karşı. | (Sayının NATO ve ABD-İsrail yazıları) | Aşırı sağ tekele değil göçmene karşıdır; öfkeyi sahibinden uzağa yöneltir. |
| Türkiye rasyonel zemine döndü. | (Sancar, Bal ve Araman'ın yazıları; basılı) | OVP 2027-2029 bir yapısal uyum programıdır; asgari ücret açlık sınırının yüzde 75'i. |
| Neoliberalizm bitti. | Ancak işçi hareketi bitirebilir. | Kim bitirdi, hangi grevle, hangi kazanımla? Yanıt yoksa biten bir şey yok. |
9. Davet: Okuyun, Tartışın, Yazın
Genç yoldaş, bu yazıyı buraya kadar okuduysanız bir sonraki adım bizim yazımız değil, derginin kendisidir.
Kısa tezler işe yarar ama yetmez. "Neoliberalizm bitmedi" cümlesini bir sloganla değil, bir gerekçeyle savunabilmek için o gerekçenin her katmanını, kavramın tarihini, devletin dönüşümünü, post-kapitalizm hayalinin nerede koptuğunu, dijital emeğin değer teorisiyle ilişkisini okumuş olmanız gerekir. Bu okuma, on dakikalık bir video ya da bir sosyal medya akışıyla yapılmaz; üç aylık bir dergiyle, kalemle, not defteriyle yapılır. Teori ve Eylem'in güz sayısı tam olarak bu iş için yazılmış.
Size somut bir yol öneriyoruz.
- Yalçıner'in yazısıyla başla. Çevrimiçi, ücretsiz, bir saatlik okuma. Okurken üç soruyu yanına al: Yazar neoliberalizmi nasıl tanımlıyor? Bu tanıma göre "son" ne demek? Yazının Türkiye bölümüne bugünden hangi rakamı eklerdin?
- Sonra bu yazıyı yeniden oku ve iki metni yan yana koy. Nerede aynı şeyi söylüyoruz, nerede farklı? Farkı bulmak, tartışmanın başladığı yerdir.
- Basılı sayıyı edin. Ginko Kitap üzerinden ya da bir kitapçıdan. Sancar, Cengiz, Koşar ve Morozov yazılarını sırayla oku; her birinin neoliberalizm sorusuna hangi kapıdan girdiğini bir cümleyle not et.
- Lenin'in "Marksizm ve Revizyonizm" yazısını en sona bırak. 1908'de yazılmış; okuduktan sonra "post-kapitalizm", "tekno-feodalizm", "neoliberalizmin sonu" başlıklarının hangisinin revizyonizmin bugünkü adı olduğunu kendin göreceksin.
- "Bitti" haberini okuduğunda ölçütü uygula. Kim bitirdi, hangi grevle, hangi kazanımla? Yanıt yoksa haberi kapat.
- Gümrük duvarı haberinde faturayı, "sanayi politikası" haberinde sendikayı ara. Tarife bir tüketim vergisidir; sübvansiyon işi iyi yapmaz, örgüt yapar.
- OVP'yi oku. Otuz sayfalık bir belge; esnek istihdam, emeklilik yaşı ve özelleştirme hedeflerinin altını çiz. Bu senin önümüzdeki üç yılının programıdır. Her ay asgari ücreti açlık sınırına böl; oran düşüyorsa neoliberalizm sürüyor demektir, başka göstergeye ihtiyacın yok.
- Bir okuma grubu kur. Üç kişi yeter. Haftada bir yazı, her toplantıda bir soru: "Bu yazının tezi bizim iş yerimizde nasıl görünüyor?" Teori, iş yerine indirilmedikçe teori değil ezberdir.
- Yaz. Okuduğunu bir sayfada özetle, katılmadığın yeri bir paragrafta gerekçelendir, bize gönder ya da kendi kanalında yayımla. Tartışma, yazılmayan şeyin adı değildir.
- Dergiye ulaş. Katılmadığın bir şey varsa yazarına yaz; Teori ve Eylem okur mektubuna ve tartışmaya açık bir dergi. Bu yazıdaki eksik dediğimiz üç noktayı biz de onlara ileteceğiz.
- İş yerinde örgütlen. Neoliberalizmin sonunu tartışmak yerine kendi iş yerinde bir toplu sözleşme maddesi kazanmak, o sonu bir milimetre yaklaştırır. Tartışma tek başına yaklaştırmaz; ama tartışmadan kazanılan madde de olmaz.
- Ölçütü unutma. Bütün bu okumaların sonunda tek bir soruya dönmelisin: Neoliberalizmi kim bitirir? Yanıt "biz" değilse, okuma bitmemiştir.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Neoliberalizm dört kez öldü ve dört kez daha ölecek; her ölüm ilanının altında yeni bir ücret kesintisi çıkacak. Çünkü ilanı yapanlar bir dönemin bitmesini değil, bir sınıfın beklemesini istiyor.
Tekelci burjuvazi bu saldırıyı 1980'de darbeyle, 1990'da "küreselleşme"yle, 2010'da "kemer sıkma"yla, 2025'te "ulusal çıkar"la yürüttü. Her seferinde adı değişti, adresi değişmedi.
Sonu getirecek olan bir tarih değil, bir güçtür. O güç, önce anlamış olanlar arasından örgütlenir. Teori ve Eylem'in 73. sayısı bir tez öneriyor, biz de bir tez öneriyoruz; ikisi büyük ölçüde aynı yöne bakıyor ve farklarımızı açık yazdık. Şimdi sıra sizde: Okuyun, farkı bulun, kendi cümlenizi kurun.
Neoliberalizm bir ideoloji olarak öldüğünde bile bir sınıf pratiği olarak yaşar; onu öldürecek olan başka bir fikir değil, başka bir sınıftır. Ve o sınıfı, önce okuyanlar örgütler.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Bağlantılı Yazılarımız
Bu yazı, sitedeki emek etiketi ve felsefe etiketi altındaki hattın parçasıdır.
Neoliberalizmin tarihi: 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü · İki Kule, Bir Dünya: 11 Eylül'ün Yirmi Beş Yılı
Aşırı sağ ve sahte anti-küreselcilik: AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil, İki Yüz Yıllık Bir Hattın ve Otuz Beş Yıllık Bir Mülksüzleştirmenin Faturasıdır
Post-kapitalizm ve tekno-feodalizm tartışması: Fütürizmden Tekno-Faşizme · Acemoğlu'nu Kurtarmak, Sınıfı Kurtarmaz
Dijital emek: GİG Ekonomisi Dosyası · Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu
Teori ve Eylem'le önceki temas: Teori ve Eylem’in 'Yapay Zekânın Ekonomi Politiği' Dosyasına Epistemolojik ve Militan Bir Müdahale
Kaynaklar
- Teori ve Eylem, 73. Sayı, Güz 2026 — İçindekiler; ana sayfa ve arşiv; sosyal medya: @teoriveeylem
- Mustafa Yalçıner, "Neoliberalizmin Sonu mu?", Teori ve Eylem 73, 18 Eylül 2026
- V. İ. Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, 1916
- Yale Budget Lab, "The State of U.S. Tariffs", 24 Ağustos 2026
- WSWS, "German government plans massive cuts to health, pensions and social benefits", 29 Nisan 2026
- Serkan Nar, "Orta Vadeli Program 2027-2029: Emekçilere Yeni Saldırılar, Sermayeye Dikensiz Gül Bahçesi", El Yazmaları, 10 Eylül 2026
- TÜRK-İŞ, "Ağustos 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı", 31 Ağustos 2026
- Bursadabugün, "Asgari ücrete ara zam yok", 19 Ağustos 2026
- Bigpara, "Emekli ve memur zam oranları kesinleşti", Temmuz 2026
- Wikipedia, 1981 PATCO grevi; 1984-85 İngiliz madenci grevi







