Yapay Zekâyla Yazmak Üzerine Bir Tartışma
İki Tarafın Argümanları, Artıları, Eksileri ve Bizim Ölçütümüz

Kalem Değil, Söz
Yapay Zekâyla Yazmak Üzerine Bir Tartışma: İki Tarafın Argümanları, Artıları, Eksileri ve Bizim Ölçütümüz
Bu yazı bir tartışma yazısıdır. Önce soruyu koyuyoruz: bilgi paylaşmak için yazılmış bir metni, yapay zekâyla yazıldığı için küçümsemek ne kadar anlamlı? Sonra iki tarafı en güçlü hâlleriyle dinliyoruz. Eleştirenlerin haklı olduğu yerleri saklamıyoruz. En sonda bir ölçüt öneriyoruz: metni, nasıl yazıldığına göre değil, ne söylediğine, kimden yana söylediğine ve okuru tatmin edip etmediğine göre tartmak.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bir yazıyı paylaşıyorsunuz. Konu önemli, veriler doğru, kaynaklar yerinde, argüman sağlam. Altına ilk gelen yorum şu: "Bunu yapay zekâ yazmış."
Yorum yazan kişi yazının içeriğine dair tek bir cümle kurmuyor. Hangi verinin yanlış olduğunu, hangi çıkarımın hatalı olduğunu, hangi kaynağın uydurma olduğunu söylemiyor. Yalnızca yazının nasıl yazıldığına dair bir hüküm veriyor ve bu hükmü, yazının ne söylediğine dair bir hükmün yerine koyuyor.
Bu yazı o yorumu ciddiye alıyor. Çünkü arkasında hem haklı kaygılar hem de sorgulanmamış bir önyargı yatıyor ve ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Başlamadan bir açıklık notu: Bu blogdaki yazıların hazırlanmasında yapay zekâ araç olarak kullanılıyor. Konu seçimi, hangi soruya yanıt arandığı, hangi sınıfsal çerçeveyle bakıldığı, hangi kaynağın güvenilir sayıldığı, hangi cümlenin yayına gireceği ve metnin altındaki imzanın sorumluluğu bizde. Taslak yazımında, kaynak taramasında, düzeltmede ve biçimlendirmede ise makineden yararlanıyoruz. Bunu saklamıyoruz, çünkü bu yazının savunduğu şeyin ilk koşulu zaten şeffaflık.
Sorunun Kendisi
Tartışmayı iki cümleye indirelim:
Birinci taraf: Yapay zekâ bir araçtır. Bilgisayar, daktilo, matbaa gibi. Bilgi aktarmak amacıyla yazılmış bir metinde önemli olan, neyin söylendiği ve doğru söylenip söylenmediğidir. Kimsenin elle yazmadığı bir çağda, "özgün dille, saatlerce oturarak yazmak" bir erdem değil, bir alışkanlıktır. Onu fetişleştirmek anlamsızdır.
İkinci taraf: Yapay zekâ sıradan bir araç değildir. Başkalarının emeğinden, izinsiz toplanmış metinlerden üretilmiştir. Yazmak düşünmektir; yazmayı devreden düşünmeyi de devreder. Üstelik makineyle üretilmiş içerik internetin her köşesini dolduruyor ve gerçek emekle üretilmiş işi görünmez kılıyor. Küçümseme bir önyargı değil, bir savunma refleksidir.
İki taraf da kısmen haklı. Bu yazının iddiası şu: haklılık payları farklı yerlerde duruyor. Birinci taraf, metnin değerlendirilmesi konusunda haklı. İkinci taraf, aracın mülkiyeti ve toplumsal etkisi konusunda haklı. Sorun, ikinci tarafın haklı olduğu yerden birinci tarafın haklı olduğu yere hüküm vermesinden doğuyor: aracın sahibine duyulan öfke, aracı kullanan yazarın metnine yöneltiliyor.
Tarihten Bir Ders: Her Yeni Kalem Bir Panik Doğurdu
Önce geriye bakalım, çünkü bu tartışma ilk kez yapılmıyor.
Yazının kendisine itiraz
Platon'un Phaidros diyaloğunda Sokrates bir Mısır efsanesi anlatır. Yazıyı icat eden tanrı Theuth, buluşunu kral Thamus'a sunar: bu, hafızanın ilacıdır, der. Kral karşı çıkar: hayır, bu hafızanın değil hatırlatmanın ilacıdır; yazıyı öğrenenler akıllarını kullanmayı bırakacak, bilgelik görüntüsüne sahip olacak ama bilge olmayacaklar.
Bu itirazı yazıyla kaydeden Platon'dur. Sokrates'in yazıya karşı söylediklerini bugün bilmemizin tek nedeni, birinin onları yazmış olmasıdır.
Fotoğrafa itiraz
1859'da Charles Baudelaire, Paris Salonu üzerine yazdığı eleştiride fotoğrafa sert bir saldırı yöneltti: fotoğraf, yeteneksiz ressamların sığınağıydı; sanata değil, bilimlere ve sanatlara hizmet eden alçakgönüllü bir uşak olarak kalmalıydı. Sanatın alanına girerse onu bozacaktı.
Bugün fotoğrafı sanat saymayan kimse yok. Ama o dönemde itiraz, bir estetik kaygıdan çok daha fazlasıydı: portre ressamlığı bir meslekti ve o meslek, fotoğraf stüdyolarının karşısında eriyordu. Estetik dil, bir geçim kaygısını taşıyordu.
Daktiloya itiraz değil, bir gözlem
Friedrich Nietzsche 1882'de, gözleri zayıfladığı için bir yazı makinesi kullanmaya başladı. Dostu Heinrich Köselitz, Nietzsche'nin üslubunun değiştiğini, cümlelerinin kısaldığını fark etti. Nietzsche'nin yanıtı bir itiraz değil, bir kabuldü: "Haklısın, yazı gereçlerimiz düşüncelerimize katılır."
Bu cümle, bu yazının en önemli cümlelerinden biri. Çünkü iki şeyi aynı anda söylüyor: araç düşünceyi etkiler, ve araçla yazılan düşünce hâlâ sahibinin düşüncesidir. Nietzsche'nin daktiloyla yazdığı aforizmalar Nietzsche'nindi.
Benjamin ve "aura"
1935'te Walter Benjamin, Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı denemesinde bir kavram önerdi: aura. Bir sanat yapıtının biricikliği, burada ve şimdi oluşu, taşıdığı gelenek. Teknik yeniden üretim bu aurayı çözüyordu.
Benjamin'i birçok kişi bir kayıp ağıtı olarak okur. Oysa Benjamin'in tavrı ikircikliydi ve siyasal açıdan net bir yönü vardı: auranın çözülmesi, sanatın ritüelden, kült nesnesinden, ayrıcalıklı bir seçkinin tapınma alanından çıkması demekti. Yeniden üretim sanatı kitlelere açıyordu. Tehlike yeniden üretimin kendisinde değil, onun faşizm tarafından siyasetin estetize edilmesi için kullanılmasındaydı. Benjamin'in yanıtı da buydu: faşizm siyaseti estetize ediyorsa, komünizm sanatı siyasallaştırarak yanıt verir.
Tarihin dersi
Her yeni üretim aracı iki tür itiraz doğurdu:
- Gerçek bir toplumsal etkiye dair itiraz: meslekler eriyor, emek değersizleşiyor, beceri kayboluyor. Bu itirazlar çoğu zaman haklıydı.
- Bir statü savunması olarak itiraz: "Gerçek" sanat, "gerçek" yazı, "gerçek" düşünce ancak eski yöntemle üretilebilir. Bu itirazlar çoğu zaman yanlış çıktı.
Bugünkü tartışmada da iki itiraz iç içe geçmiş durumda. İşimiz onları ayırmak.
Birinci Taraf: "Yapay Zekâ Bir Araçtır"
Önce yapay zekâ kullanımını normal sayan tarafın argümanlarını en güçlü hâlleriyle dinleyelim.
1. Amaç bilgi paylaşımıdır
Bir blog yazısı, bir bilgi notu, bir broşür, bir eğitim metni ya da bir sendika bülteni edebi yapıt değildir. Amacı bir konuyu aktarmak, olası ayrıntıları sunmak, okurun anlamasını sağlamaktır. Bu tür bir metnin başarısı, okurun sonunda bir şeyi daha iyi anlayıp anlamadığıyla ölçülür.
Bir ders kitabına "bunu yazar kendi el yazısıyla yazmadı" diye itiraz eden olmaz. Bir haber metnine "bunu muhabir bilgisayarda yazdı, redaktör düzeltti, yazım denetleyicisi yanlışlarını gösterdi" diye itiraz eden olmaz. Bir makalenin kaynakçasının bir yazılımla oluşturulduğu, çevirisinin bir sözlük programıyla kontrol edildiği, grafiklerinin bir hesap tablosuyla çizildiği kimsenin umurunda değildir. Bilgi metninde aracın kendisi değil, çıktının doğruluğu ve açıklığı esastır.
2. Kalemin değişmesi yazarı değiştirmez
Elle yazmayı bıraktık. Daktiloyu bıraktık. Bugün hemen herkes bilgisayarda, yazım denetleyicisiyle, otomatik düzeltmeyle, kopyala-yapıştırla, arama motoruyla yazıyor. Bunların her biri, bir dönem "yazının ruhunu öldüren" şey olarak görülebilirdi.
Yapay zekâ bu zincirin bir sonraki halkası. Nitelik olarak farklı bir halka, çünkü yalnızca harfleri değil cümleleri de öneriyor. Ama bir metnin neyi söyleyeceğine, neye yoğunlaşacağına, mesajın ne olacağına, hangi kaynağa güvenileceğine, hangi sonucun çıkarılacağına karar veren hâlâ insan. Bu kararlar yazının özüdür. Cümle kurma, o özün taşıyıcısıdır.
Bir film yönetmeni kamerayı kendisi tutmaz, ışığı kendisi kurmaz, kurguyu tek başına yapmaz. Yine de filmin yönetmenidir. Bir mimar tuğla örmez. Bir orkestra şefi hiçbir enstrüman çalmaz. Bu figürlerin emeği, karar vermek, yön vermek, seçmek ve sorumluluk almaktır. Yapay zekâyla yazan bir yazar, bu anlamda bir yazı yönetmenine dönüşür.
3. Zaman bir sınıf meselesidir
Burada birinci tarafın en güçlü, ama en az dile getirilen argümanı duruyor.
"Oturup saatlerce, özgün bir dille yazmak" kimin lüksüdür?
Maaşı yazmak için ödenen akademisyenin, gazetecinin, köşe yazarının. Boş zamanı olanın. Eğitimini iyi okullarda, iyi hocalardan almış, akıcı bir yazı dilini çocukluğundan beri evde duymuş olanın.
Peki gündüz on saat depoda, çağrı merkezinde, şantiyede ya da kurye motosikletinin üstünde çalışan ve akşam eve gelip örgütünün bülteni için bir yazı hazırlamak isteyen bir işçi? Anadili Türkçe olmayan, Kürtçe ya da Arapça düşünüp Türkçe yazmak zorunda kalan bir emekçi? Söyleyecek sözü olan ama o sözü "yazı dili" denen kalıba dökmekte zorlanan biri?
Yazının ritüelleştirilmesi, yazma hakkını, yazmak için zamanı ve eğitimi olanlara ayıran bir mekanizma olarak da çalışır. Yapay zekâ bu mekanizmayı kısmen kırar: sözü olan ama zamanı ve biçimsel becerisi olmayana bir kaldıraç verir. Bu, küçümsenecek bir şey değil, ciddiye alınacak bir demokratikleşme potansiyelidir.
4. Harcanan zaman değer ölçüsü değildir
Burada Marx'a başvuralım, çünkü tartışmanın tam kalbine dokunuyor.
Kapital'in ilk bölümünde Marx olası bir itirazı karşılar: eğer bir metanın değeri ona harcanan emek miktarıyla belirleniyorsa, tembel ve beceriksiz bir işçinin ürettiği meta daha değerli olmaz mı, çünkü onu yapmak için daha çok zaman harcamıştır? Marx'ın yanıtı nettir: hayır. Değeri belirleyen, toplumsal olarak gerekli emek zamanıdır; yani o toplumda, ortalama beceri ve yoğunlukla, mevcut üretim araçlarıyla o şeyi üretmek için gereken zaman. Bir işi eski yöntemle, gereğinden uzun sürede yapmak, ürüne değer katmaz.
Bunu yazıya uyarlayalım. "Bu metin için saatlerce uğraştım" cümlesi, metnin okur için değerini artırmaz. Okur için önemli olan metnin kullanım değeridir: bir şey öğretiyor mu, doğru mu, açık mı, harekete geçiriyor mu, düşündürüyor mu? Harcanan saatlerin kendisini bir değer olarak sunmak, emeği değil emeğin görüntüsünü fetişleştirmektir.
Buradaki fetiş, Marx'ın meta fetişizmiyle akraba bir şeydir: ürünün toplumsal işlevi (okura ne verdiği) gözden kaybolur, onun yerine üretimine dair bir mitoloji (dâhinin masası, gece yarısı mumu, yazarın çilesi) geçer. Bu mitoloji, özellikle entelektüel emeğin kendini kol emeğinden ayırt etmesinin bir yolu olarak tarih boyunca işlev görmüştür.
5. Yargılanan metin değil, etiket
Son olarak birinci taraf, deneysel bir olguyu gösterebilir: insanlar aynı işi, "yapay zekâ yaptı" etiketiyle gördüklerinde daha düşük puanlıyor.
2023'te Scientific Reports'ta yayımlanan bir çalışmada, katılımcılara aynı sanat yapıtları gösterildi; bir kısmına "insan yaptı", bir kısmına "yapay zekâ yaptı" denildi. İnsan etiketi taşıyan yapıtlar, tamamen aynı oldukları hâlde, daha beğenilir, daha yaratıcı ve daha değerli bulundu (Horton ve ark., 2023). Aynı yıl Computers in Human Behavior'da yayımlanan bir başka çalışma, bu önyargıyı "insan-merkezci önyargı" olarak adlandırdı: yaratıcılığı insana özgü sayan kişiler, yapay zekâ etiketli işleri sistematik olarak daha düşük değerlendiriyordu (Millet ve ark., 2023).
Yani insanlar çoğu zaman eseri değil, eserin kökenine dair bir hikâyeyi değerlendiriyor. Bu, estetik bir yargı değil, bir kimlik yargısıdır.
İkinci Taraf: "Yapay Zekâ Sıradan Bir Araç Değildir"
Şimdi karşı tarafı dinleyelim. Burada haksızlık yapmamak gerekiyor, çünkü bu tarafın argümanlarının önemli bir kısmı, bizim bu blogda aylardır yazdıklarımızla örtüşüyor.
1. Aracın hammaddesi başkalarının emeğidir
Daktilo, onu kullananların yazdıklarından yapılmamıştı. Bir dil modeli ise tam olarak böyle yapıldı: milyonlarca yazarın, çizerin, çevirmenin, gazetecinin, ansiklopedi gönüllüsünün, forum yazarının ürettiği metinler, çoğu zaman izinsiz ve karşılıksız biçimde toplanıp bir şirketin mülküne dönüştürüldü.
Bu blogda bunu genel zekânın gaspı diye adlandırdık (Genel Zekânın Gaspı ve AGI İllüzyonu'nda). Herkesin emeğinden öğrenmenin "adil kullanım", tekelin çıktısından öğrenmenin "hırsızlık" sayıldığı çifte standardı da ayrıca yazdık (Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç'nda).
Dolayısıyla "bu sadece bir araç" cümlesi eksik bir cümledir. Evet, bir araçtır; ama kimin emeğinden yapılmış, kimin mülkiyetinde duran bir araç. Bir çizerin "yapay zekâ görseli" gördüğünde hissettiği öfke, o görselin estetiğine değil, kendi emeğinin o görselin içinde, adı anılmadan, karşılığı ödenmeden durmasına yöneliktir. Bu öfke haklıdır.
2. Meslekler eriyor, ücretler düşüyor
Baudelaire'in fotoğrafa itirazının arkasında portre ressamlarının geçim kaygısı vardı. Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor: çevirmenler, metin yazarları, illüstratörler, seslendirme sanatçıları, stok görsel üreticileri işlerinin bir kısmını kaybediyor ya da aynı işi daha düşük ücretle, "makinenin çıktısını düzeltme" adı altında yapmaya zorlanıyor.
2023'te ABD'de Amerika Yazarlar Birliği (WGA) yüz kırk sekiz gün süren bir grev yaptı. Grevin ana başlıklarından biri yapay zekâydı. Grev sonunda imzalanan sözleşmeyle şu kazanımlar elde edildi: yapay zekâ "edebi materyal" yazamaz ya da yeniden yazamaz; yapay zekâ çıktısı bir senaristin emeğini küçültecek biçimde "kaynak materyal" sayılamaz; şirket, senaristi yapay zekâ kullanmaya zorlayamaz; senaryo yazarına verilen materyalde yapay zekâ kullanılmışsa bu açıklanmak zorundadır (WGA sözleşme özeti; WGA, Yapay Zekâ).
Bu kazanımlara dikkat edin: senaristlerin kendi tercihleriyle yapay zekâ kullanmasını yasaklamıyor. Yasakladığı şey, işverenin yapay zekâyı senaristin emeğini değersizleştirmek için kullanmasıdır. Bu ayrım, bu yazının ölçütünün de temelidir.
3. Yazmak düşünmektir
Belki de en ciddi itiraz budur. Yazmak, önceden hazır bir düşünceyi kâğıda dökmek değildir; çoğu zaman düşüncenin kendisi yazarken oluşur. Bir cümleyi kurarken, bir argümanın zayıf noktasını fark edersiniz. Bir paragrafı düzenlerken, aslında neyi savunduğunuzu anlarsınız.
Bu süreci bir makineye devreden, düşünme sürecinin bir kısmını da devreder. Harry Braverman'ın Emek ve Tekelci Sermaye'de anlattığı vasıfsızlaştırma süreci burada zihinsel emeğe uzanır: işin kavranması ile yapılması birbirinden ayrılır, kavrayış makineye ve makinenin sahibine, yapma işi ise giderek daha az beceri gerektiren bir işleme dönüşür. Bu blogda buna zihinsel Taylorizm diyoruz.
Özellikle genç yoldaşlar için bu itiraz yaşamsaldır. Yazmayı hiç öğrenmeden makineyle yazmaya başlayan biri, makinenin önerdiğinin iyi olup olmadığını ayırt edecek ölçütü de geliştiremez. Yönetmen olmak için önce kameranın ne yaptığını bilmek gerekir.
4. Hacim enflasyonu ve bilgi müştereklerinin kuruması
Bir metin üretmenin maliyeti sıfıra yaklaştığında, metin sayısı patlar. İnternet, arama motorlarını kandırmak için üretilmiş, kimsenin okumadığı, kimsenin sorumluluğunu almadığı makine metinleriyle doluyor. İngilizcede buna artık "slop" deniyor: bulamaç.
Bunun iki sonucu var. Birincisi, okurun dikkati sınırlıdır ve bulamaç, emekle üretilmiş işi görünmez kılar. İkincisi, daha az bilinen ama daha ağır bir sonuç: modeller, kendi ürettikleri metinlerle eğitildiğinde bozuluyor. 2024'te Nature'da yayımlanan bir çalışma, önceki modellerin çıktılarıyla tekrar tekrar eğitilen modellerin çeşitliliği kaybettiğini, nadir olanı unuttuğunu ve giderek anlamsızlaştığını gösterdi (Shumailov ve ark., 2024). Buna model çöküşü deniyor.
Yani insanların özgün olarak ürettiği bilgi müşterekleri (ansiklopediler, forumlar, bağımsız bloglar, açık kaynak kod) kurudukça, makinenin kendisi de kuruyor. Bu, epistemik bir metabolik yarıktır: toprağın besinini alıp geri vermeyen kapitalist tarımın, bilgi alanındaki karşılığı.
5. Uydurma ve sorumsuzluk
Dil modelleri, olmayan kaynakları, yanlış tarihleri, hiç söylenmemiş sözleri büyük bir özgüvenle yazabilir. Denetlenmeden yayımlanan bir yapay zekâ metni, yanlış bilgiyi doğru bilgi kılığında yayar. Bir insan yazar da hata yapar; ama hata yapan yazarın bir adı, bir sorumluluğu, düzeltme yükümlülüğü vardır. Kimin yazdığı belli olmayan bir metnin hatası kimsenin hatası değildir.
6. Tekele bağımlılık
Son olarak: bugün kullanılan en güçlü modeller, bir avuç şirketin mülkiyetinde. Bu şirketlerin fiyatlandırma, erişim, sansür ve veri politikaları, onları kullanan milyonlarca kişinin ne yazabileceğini, nasıl yazabileceğini etkiliyor. Bir sendika bülteninin, bir muhalif blogun, bir işçi örgütünün yazım altyapısının bir teknoloji tekeline bağlanması, siyasal bir kırılganlıktır.
Karşılaştırma: Hangi İtiraz Nereye Düşüyor?
Buraya kadar iki tarafı dinledik. Şimdi itirazları tek tek alıp, metnin değerlendirilmesi ile aracın toplumsal ilişkileri arasındaki ayrımla sınıflandıralım.
| İtiraz | Haklı mı? | Neyi hedeflemeli? |
|---|---|---|
| "Başkalarının emeğinden yapılmış" | Evet, tümüyle | Aracın sahibini ve eğitim verisi rejimini; yazarın tekil metnini değil |
| "Meslekler eriyor, ücretler düşüyor" | Evet, tümüyle | İşverenin aracı emeği değersizleştirmek için kullanmasını; aracın kendisini değil |
| "Yazmak düşünmektir" | Kısmen | Düşünmeyi devretmeyi; yazma işlemini hızlandırmayı değil |
| "Hacim enflasyonu, bulamaç" | Evet | Sorumsuz, denetimsiz, amaçsız üretimi; emekle kurgulanmış, denetlenmiş metni değil |
| "Uydurma ve hata riski" | Evet | Doğrulanmamış içeriği; doğrulanmış içeriği değil |
| "Tekele bağımlılık" | Evet | Mülkiyet yapısını; açık ve kamusal modellere geçişi talep ederek |
| "Özgün değil, ruhsuz" | Genellikle hayır | Bu bir içerik eleştirisi olabilir; ama ancak metnin kendisi üzerinden yapılırsa |
| "Harcanan emek azsa değeri de azdır" | Hayır | Değer, harcanan bireysel zamanla değil, okura sağlanan kullanım değeriyle ölçülür |
| "Yapay zekâ kokuyor" | Hayır | Bu bir yargı değil, bir etiket tepkisidir; aşağıda nedenini gösteriyoruz |
Tablonun sol sütununa bakın. Haklı itirazların hemen hepsi, aracın mülkiyeti, işverenin kullanımı, denetimsiz üretim ve bilgi müştereklerinin durumu üzerine. Yani sistemik itirazlar. Haksız itirazlar ise, tekil bir metnin tekil bir yazarı üzerine.
Sorun şurada doğuyor: sistemik bir öfke, tekil bir metne boşaltılıyor. Tekelin yaptığı gaspa duyulan kızgınlık, akşam işten dönüp örgütünün bülteni için yapay zekâ yardımıyla bir yazı hazırlayan işçiye yöneltiliyor. Bu, sınıfsal açıdan yanlış hedeflenmiş bir öfkedir. Luddistlerin makineleri kırması gibi: öfke gerçek, hedef yanlış.
Marx'ın Kapital'de makineler üzerine söylediğini hatırlayalım: işçinin makineyi, makinenin kapitalist kullanımından ayırt etmeyi öğrenmesi, dolayısıyla saldırısını maddi üretim araçlarına değil, onların toplumsal kullanım biçimine yöneltmeyi öğrenmesi zaman ve deneyim istedi. Aynı ders burada da geçerli.
"Yapay Zekâ Kokuyor": Etiketin Sınıfı
Şimdi en yaygın ama en az sorgulanan yargıya gelelim: bir metni ya da görseli, "yapay zekâ kokuyor" diye bir kalemde reddetmek.
Bu yargının iki sorunu var.
Birinci sorun: çoğu zaman yanlış
İnsanlar ve "yapay zekâ dedektörleri", bir metnin makine tarafından yazılıp yazılmadığını güvenilir biçimde ayırt edemiyor. Daha da önemlisi, yanıldıkları yön rastgele değil.
2023'te Stanford'dan araştırmacılar, piyasadaki yedi yaygın yapay zekâ dedektörünü test etti. Anadili İngilizce olmayan öğrencilerin TOEFL sınavı için yazdığı, tamamen insan elinden çıkmış denemelerin ortalama yüzde 61'i yapay zekâ ürünü olarak işaretlendi. Denemelerin neredeyse tamamı en az bir dedektör tarafından "makine yazmış" sayıldı. Aynı dedektörler, anadili İngilizce olan ABD'li ortaokul öğrencilerinin denemelerini ise büyük ölçüde doğru sınıflandırdı (Liang ve ark., 2023, Patterns).
Nedeni basit: dedektörler, "öngörülebilir", sade, yaygın kelimelerle kurulmuş cümleleri makineye yakıştırıyor. Oysa sade, öngörülebilir, kısıtlı kelime dağarcığıyla yazmak, ikinci dilde yazan birinin, iyi eğitim alamamış birinin, yazıya sonradan gelmiş birinin dilidir.
Yani "yapay zekâ kokuyor" hükmü, pratikte çoğu zaman şu anlama geliyor: "Bu metin, benim alıştığım eğitimli, akıcı, süslü yazı diline benzemiyor." Bu, bir teknoloji yargısı değil, bir sınıf ve dil hiyerarşisi yargısıdır.
İkinci sorun: doğru olsa bile ölçüt değil
Diyelim ki bir metnin yapay zekâ yardımıyla yazıldığını kesin olarak biliyoruz. Ne değişir?
Metindeki veri yanlışsa, yanlıştır; makine yazmış olsa da, insan yazmış olsa da. Metindeki argüman sağlamsa, sağlamdır; makine yardım etmiş olsa da, etmemiş olsa da. Görsel, anlatmak istediğini anlatıyorsa, estetik olarak tatmin ediyorsa, ediyordur; fırçayla da yapılmış olsa, bir modelle de üretilmiş olsa.
2022'de Colorado Eyalet Fuarı'nın dijital sanat yarışmasını, Jason Allen'ın Midjourney ile ürettiği Théâtre D'opéra Spatial adlı görsel kazandı. Büyük bir tartışma koptu. İlginç olan şu: jüri üyeleri görselin nasıl üretildiğini bilmeden onu en iyi iş olarak seçmişti. Kazanan belli olduktan sonra, görselin kendisi değişmemişti. Değişen, onun hakkında anlatılan hikâyeydi.
Bu tartışmanın haklı tarafı vardı: yarışma kuralları, kategori tanımları, emeğin nasıl karşılanacağı. Bunlar önemli sorular. Ama "görsel güzel değil" diyen yoktu. Denilen, "görsel güzel ama güzel olmaya hakkı yok"tu.
Edebiyat ile Bilgi Metni Arasındaki Fark
Burada bir ayrım yapmamız gerekiyor, çünkü tartışmanın önemli bir kısmı iki farklı metin türünün birbirine karıştırılmasından doğuyor.
Edebi metinde ses, üslup, biçim, içeriğin kendisidir. Bir şiirin "ne dediği", nasıl dediğinden ayrılamaz. Bir romancının dili, onun dünyaya bakışının maddesidir. Burada yazarın kendi elinden, kendi deneyiminden, kendi dilinden geçmiş olmak, gerçekten de eserin bir parçasıdır. Okur, bir şairin sesini duymak için şiir okur. Bu alanda yapay zekâ kullanımı hakkında daha titiz bir tartışma yapılması anlaşılırdır.
Bilgi metninde ise durum farklıdır. Bir sendika broşürü, bir bilgi notu, bir kaynak derlemesi, bir analiz yazısı, bir tanıtım metni, bir eğitim materyali: bunların amacı, okura bir bilgiyi, bir çerçeveyi, bir argümanı aktarmaktır. Burada üslup önemlidir ama araçsaldır: açık, anlaşılır, doğru ve etkili olmaya hizmet eder. Okur bir sendika broşürünü yazarın iç dünyasını keşfetmek için değil, haklarını öğrenmek için okur.
Bilgi metnine edebi metin ölçütüyle yaklaşmak bir kategori hatasıdır. Bir el kitabından şiirsel bir ses beklemek, bir şiirden dipnot beklemek kadar yersizdir. "Bu metin özgün bir sesle yazılmamış" eleştirisi, bir bilgi metni için, "bu metin yanlış", "bu metin eksik", "bu metin anlaşılmıyor" eleştirilerinin yanında ikincildir.
Bu ayrım bir hiyerarşi değildir. Bilgi metni edebi metinden aşağıda değildir; yalnızca farklı bir işi yapar. Lenin'in broşürleri, Marx'ın gazete makaleleri, Nâzım'ın Babıali'de yazdığı günlük yazılar edebi metin olarak değil, bir işlevi yerine getirmek için yazılmıştı ve o işlevle değerlendirildi.
Bizim Ölçütümüz: Beş Soru
Peki bir metni, bir görseli, bir içeriği neye göre değerlendireceğiz? Önerimiz, nasıl üretildiğine dair tek bir soru yerine, ne ürettiğine dair beş soru sormak:
1. Doğru mu? Veriler doğrulanabilir mi, kaynaklar gerçek mi, alıntılar yerinde mi? Bu, yapay zekâ kullanan yazar için ekstra bir yükümlülüktür, çünkü makine uydurabilir. Ama ölçüt makineye değil, sonuca yöneliktir.
2. Açık mı? Okur, metnin sonunda bir şeyi daha iyi anlıyor mu? Karmaşık bir konu sadeleştirilmiş mi, yoksa sulandırılmış mı?
3. Ne söylüyor ve kimden yana söylüyor? Metnin bir iddiası, bir yönü, bir tavrı var mı? Yoksa her şeyi söyleyip hiçbir şey söylemeyen, her tarafa göz kırpan bir bulamaç mı? Bu soru, yapay zekâ metinlerinin en zayıf yerini yakalar, çünkü denetimsiz bırakılan modeller tam da bu yönsüz ortalamayı üretir. Ama aynı soru, yönsüz insan metinlerini de yakalar.
4. Tatmin ediyor mu? Metin ya da görsel, estetik ve içerik olarak okuru, izleyiciyi tatmin ediyor mu? Bir görsel, anlatmak istediği şeyi iyi anlatıyor mu? Bir metin okunaklı, akıcı, ikna edici mi? Bu, eleştirmenin kendi beğenisini ortaya koyması gereken sorudur. "Yapay zekâ yapmış" demek bu soruyu yanıtlamaktan kaçmaktır.
5. Sorumluluğu kim alıyor? Metnin altında bir imza var mı? Yanlışlar düzeltilecek mi? Bu metin, bir insanın ya da bir örgütün kendi sözü olarak savunduğu bir metin mi? Yapay zekâ kullanımında ayrım çizgisi burada çekilmelidir: makineye yazdırıp arkasında durmamak ile makineyle yazıp arkasında durmak arasında.
Bu beş soru, bir metni gerçekten eleştirmek isteyen herkesin sorması gereken sorulardır. "Yapay zekâ mı yazdı?" sorusu, bunların hiçbirinin yerini tutmaz.
Tavrımız: Normalleştirmek, Ama Neyi?
"Yapay zekâ kullanımı normaldir" cümlesine katılıyoruz. Ama bu cümleyi eksik bırakırsak, tekelin reklam metnine dönüşür. O yüzden neyi normalleştirdiğimizi ve neyi normalleştirmediğimizi açıkça yazalım.
Normal saydıklarımız:
- Bir yazarın, düşüncesini, araştırmasını, tavrını ve sorumluluğunu kendinde tutarak, yazım sürecinde yapay zekâdan yararlanması.
- Zamanı ve biçimsel eğitimi kısıtlı olan emekçilerin, örgütlerin, yerel toplulukların, sözlerini yaymak için bu aracı kullanması.
- Bir metnin ya da görselin, üretim yöntemine göre değil, doğruluğuna, açıklığına, yönüne, estetiğine ve sorumluluğuna göre değerlendirilmesi.
- Yapay zekâ kullanımının açıkça söylenmesi ve bunun bir utanç değil, bir şeffaflık pratiği olarak görülmesi.
Normal saymadıklarımız:
- Eğitim verisinin, yazar ve sanatçıların emeğinin izinsiz ve karşılıksız biçimde tekellerin mülküne dönüştürülmesi.
- İşverenin yapay zekâyı, çevirmenin, çizerin, metin yazarının emeğini değersizleştirmek, ücretini düşürmek ya da işini elinden almak için kullanması.
- Doğrulanmamış, sorumluluğu alınmamış, amaçsız makine içeriğiyle bilgi müştereklerinin boğulması.
- Düşünmeyi, eleştirel yargıyı ve öğrenmeyi makineye devretmek; özellikle yazmayı yeni öğrenen gençlerin, yazmanın ne olduğunu kavramadan bu süreci atlaması.
- Yazım altyapımızın tümüyle kapalı, özel ve yabancı tekellere bağımlı kalması.
İlk listedeki şeyleri savunmak ile ikinci listedeki şeylere karşı mücadele etmek arasında hiçbir çelişki yoktur. Tersine, ikisi aynı tavrın iki yüzüdür: makineye değil, makinenin kapitalist kullanımına karşıyız.
Somut Görevler
Sevgili Genç Yoldaşlar, bu tartışmada tarafsız kalmıyoruz ama kolaycı da olmuyoruz. İşte önerilerimiz:
-
Bir metni eleştirmeden önce okuyun. "Yapay zekâ yazmış" yorumunu yazmadan önce, metnin neyinin yanlış, eksik ya da zayıf olduğunu bir cümleyle söyleyebiliyor musunuz? Söyleyemiyorsanız, eleştiri yapmıyorsunuz, etiket yapıştırıyorsunuz.
-
Beş soruyu kullanın. Doğru mu? Açık mı? Ne söylüyor, kimden yana? Tatmin ediyor mu? Sorumluluğu kim alıyor? Bu soruları kendi metinlerinize de uygulayın.
-
Önce yazmayı öğrenin, sonra hızlandırın. Yapay zekâyı kullanın ama ondan önce kendi başınıza bir paragraf kurabildiğinizden, bir argümanın zayıf yerini görebildiğinizden emin olun. Yönetmen olmak için kameranın ne yaptığını bilmek gerekir.
-
Her kaynağı kendiniz doğrulayın. Makinenin verdiği her bağlantıyı açın, her tarihi kontrol edin, her alıntının gerçekten söylenip söylenmediğini araştırın. Hata sizin imzanızla yayımlanır.
-
Kullanımınızı saklamayın. Yapay zekâ kullanıyorsanız, bunu söyleyin. Şeffaflık, hem okura saygıdır hem de bu tartışmanın normalleşmesinin koşuludur.
-
Öfkeyi doğru adrese yöneltin. Eğitim verisinin gaspına, çevirmenlerin, çizerlerin, metin yazarlarının işlerini kaybetmesine öfkeleniyorsanız, haklısınız. O öfkeyi aracı kullanan tekil yazara değil, aracın sahibine, onu emeği değersizleştirmek için kullanan işverene ve bunu mümkün kılan yasal boşluğa yöneltin.
-
Emeği gasp edilenlerle dayanışın. WGA grevinin kazanımlarına bakın: yasaklanan, yazarın aracı kullanması değil; işverenin aracı yazara karşı kullanmasıydı. Kendi iş yerinizde, kendi sendikanızda, toplu sözleşme masasında bu ayrımı savunun.
-
Bilgi müştereklerini besleyin. Özgün bilgi üreten kaynaklar (Vikipedi, açık kaynak projeleri, bağımsız bloglar, arşivler) kurursa, makine de kurur. Yazın, katkı verin, bağlantı verin. Yapay zekâyla ürettiğiniz içeriği, bu müştereklere katkı olarak, özgür lisanslarla yayımlayın.
-
Açık ve kamusal modelleri talep edin. Kamu parasıyla desteklenen araştırmalardan çıkan modellerin açık olmasını, yerel dillerde nitelikli kamusal bir yapay zekâ altyapısının kurulmasını, örgütlerin yazım altyapısının tek bir tekele bağımlı olmamasını savunun.
-
Bu yazıyı tartışın. Katılmadığınız yerleri yazın. Yapay zekâ kullanımı hakkında örgütünüzün, sendikanızın, topluluğunuzun bir yaklaşımı olsun. Bu yazı, o tartışmayı başlatmak için bir taslaktır.
Son Söz: Kalemi Kim Tuttu, Sözü Kim Söyledi?
Kalem değişti. Taştan papirüse, papirüsten kâğıda, tüy kalemden matbaaya, matbaadan daktiloya, daktilodan klavyeye, klavyeden bugüne. Her değişimde birileri, bir şeyin kaybolduğunu söyledi. Bazen haklıydılar: meslekler eridi, beceriler kayboldu, emek değersizleşti. Ama her seferinde söz kaldı. Ve her seferinde söz, kalemi en çok kullanabilenlerin değil, sözü en çok olanların elinde güçlendi.
Matbaa, İncil'i Latince bilen rahiplerin tekelinden çıkardı. Fotokopi makinesi, yasaklı kitapların elden ele dolaşmasını sağladı. İnternet, büyük gazetelerin tekelini kırıp bir sendika temsilcisinin, bir köy kadınının, bir öğrencinin sesini duyurabileceği bir alan açtı. Her aracın bir sahibi vardı ve o sahip, aracı kendi çıkarına kullanmak istedi. Ama her araç, aynı zamanda, sözü olanlara yeni bir kaldıraç verdi.
Yapay zekâ da böyle. Bugün bir avuç tekelin elinde, başkalarının emeğinden yapılmış, emeği değersizleştirmek için kullanılan bir araç. Bu gerçeği değiştirmek için mücadele edeceğiz. Ama aynı araç, akşam işten yorgun dönen bir işçinin, anadilinde değil ikinci dilinde yazan bir emekçinin, zamanı ve eğitimi kısıtlı bir yerel örgütün, sözünü söyleyebilmesi için bir olanak da sunuyor. Bu olanağı "yapay zekâ kokuyor" diyerek küçümsemek, tekelin değil, sözü olan emekçinin aleyhine işler.
Bir metne bakarken sorulacak soru, kalemi kimin tuttuğu değildir. Soru, sözü kimin söylediği, neyi söylediği ve kimden yana söylediğidir.
Makine yeni, zincir eski. Kalem yeni, söz eski.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Kaynaklar
Tarihsel ve kuramsal
- Platon, Phaidros (Theuth ve Thamus efsanesi)
- Charles Baudelaire, "Le public moderne et la photographie", Salon de 1859
- Friedrich Nietzsche, Heinrich Köselitz'e mektup, Şubat 1882 ("Unser Schreibzeug arbeitet mit an unseren Gedanken")
- Walter Benjamin, Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı (1935–36)
- Karl Marx, Kapital I. Cilt, 1. Bölüm (toplumsal olarak gerekli emek zamanı; meta fetişizmi) ve 13. Bölüm ("Makineler ve Büyük Sanayi")
- Harry Braverman, Emek ve Tekelci Sermaye (1974)
Araştırmalar
- Liang, W. ve ark. (2023), "GPT detectors are biased against non-native English writers", Patterns — cell.com / arXiv
- Horton, C. B. ve ark. (2023), "Bias against AI art can enhance perceptions of human creativity", Scientific Reports — nature.com
- Millet, K. ve ark. (2023), "Defending humankind: Anthropocentric bias in the appreciation of AI art", Computers in Human Behavior — sciencedirect.com
- Shumailov, I. ve ark. (2024), "AI models collapse when trained on recursively generated data", Nature — nature.com
Emek ve sözleşmeler
- WGA, 2023 MBA Sözleşme Özeti
- WGA, Artificial Intelligence — Know Your Rights
- 2023 Writers Guild of America grevi (Wikipedia)
Olaylar
Bağlantılı yazılarımız
Tümü için: yapay zekâ etiketi







