Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Makinenin Sesi Kimin Sesi?

Martin Fowler'ın "LLM Voice" Yazısı Üzerine: Yazmak, Düşünmek ve Emeğin Sesi

11 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Makinenin Sesi Kimin Sesi?

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Yazılım dünyasının en çok okunan isimlerinden Martin Fowler, 29 Ekim 2026'da kişisel sitesindeki kavram sözlüğüne (bliki) kısa bir yazı ekledi: "LLM Voice", yani "Büyük Dil Modeli Sesi". Fowler, "Refactoring" kitabıyla, mikroservisler ve çevik yazılım üzerine yazdıklarıyla bir kuşak yazılımcının ders kitabı yazarıdır. Yazının konusu teknik değil; okuduğumuz metinlerin giderek aynı tondan konuşmasıdır.

Bu yazıda önce Fowler'ın ne dediğini özetleyeceğiz, sonra aynı soruyu bizim penceremizden, yani emek ve sınıf penceresinden yeniden soracağız.


Önce Özet

  • Fowler ne diyor? Web'de okuduğu metinlerin giderek daha fazlasında bir "LLM sesi" duyuyor. Bu sesi tam tarif edemiyor ama tanıyor; okudukça ilgisi azalıyor, bazen tiksintiye varan bir isteksizlik duyuyor. Bunu robotikteki "tekinsiz vadi" kavramına benzetiyor: neredeyse insan gibi olan ama tam olmayan şeyin yarattığı rahatsızlık.
  • Tespit araçları işe yaramaz mı? Fowler'a göre asıl mesele aracın doğruluğu değil. Okurun tepkisi araçtan önce gelir. "Bu metinde yapay zeka yok" diyen bir rapor, okuru çoktan kaybetmiş bir metni kurtarmaz.
  • Yazara önerisi: Taslağı modele yazdırma. Sonradan ne kadar düzeltirsen düzelt, o ses metinden kolay kolay çıkmıyor. Modelin "şöyle söylesen daha iyi olur" önerilerine de dikkat. Ana hatları, iskeleti modelle çıkarmak belki kabul edilebilir, ama cümleleri yazar kendisi kurmalı.
  • Neden? Çünkü yazmak düşünmektir. Fowler kafasındaki karışıklığı çoğu zaman kelimelerle boğuşurken çözdüğünü söylüyor. Yazmayı devreden, düşünmeyi ve anlamayı da devretmiş olur.
  • İstisnalar: Parkinson hastalığıyla yaşayan Jim Highsmith'in yazmayı sürdürebilmesi için modelin vazgeçilmez olması; İngilizcesi ikinci ya da dördüncü dil olan meslektaşların çeviri için model kullanması; kimsenin okumayacağı rapor, resmi kuruma yazılan kalıp dilekçe gibi "insanla değil süreçle konuşulan" metinler.
  • Kendi kuralı: Fowler'ın sitesinde yapay zekadan yardım alan her yazar bunu teşekkür bölümünde açıklamak zorunda. Kendisi modeli yalnızca arama aracı olarak kullanıyor, bulduğunu kaynağından doğruluyor. Yazının sonuna da bu metni yazarken hiçbir yapay zeka aracı kullanmadığını not düşüyor.
  • Bizim sorumuz: Fowler meseleyi bir yazarlık ahlakı olarak koyuyor. Okurun ses karşısındaki tiksintisi gerçektir; ama daha önce Yapay Zekayla Yazmak Üzerine Bir Tartışma yazısında koyduğumuz ölçüt duruyor. Bir bilgi metni, nasıl yazıldığına göre değil, ne söylediğine, kimden yana söylediğine ve imzanın arkasında durup durmadığına göre tartılır. O sesin nereden geldiğini, kimin emeğinden süzüldüğünü ve neden her yere yayıldığını da soracağız: makinenin sesi kimin sesi, kimin denetiminde, kimin yararına?

Fowler'ın Yazısı Ayrıntılı

Tarif edilemeyen ama tanınan ses

Fowler, LLM sesinin bilinen işaretlerini sayıyor: uzun tirelerin bolluğu, aşırı süslü benzetmeler. Ama hemen ekliyor: Mesele bu işaretlerden ibaret değil. Tek tek cümlelerde yakalanamayan, bütünde hissedilen bir şey var. Okur metnin bir yerinde ilgisini yitiriyor ve nedenini söyleyemiyor.

Türkçede de bu sesi tanıyoruz: "Kritik öneme sahip", "derinlemesine bir bakış", "yalnızca X değil, aynı zamanda Y", "bu yolculukta", "ekosistem", "dönüştürücü potansiyel", her paragrafın sonunda bir ders cümlesi, her listenin üç maddeli olması gibi kalıplar. Cümleler dilbilgisi açısından kusursuz, ama kimse konuşmuyor.

Kendinden şüphe

Yazının en dürüst bölümü, Fowler'ın kendi kulağından şüphe etmesi. Dil değişiyor. Kendisini rahatsız eden bazı kalıpları insanların da kullandığını duymuş. Belki de yaşadığı şey makineyle insan arasındaki fark değil, kuşaklar arasındaki farktır, diyor. Bu çekince önemli: "LLM sesi" suçlamasının kendisi de bir ayıklama aracına dönüşebilir. Öğrencinin, göçmenin, ikinci dilde yazanın metnine "bunu makine yazmış" demek kolaydır.

"Söyle, sonra yaz"

Fowler'ın kendi yöntemi basit: Kafasındaki cümleyi sesli söylüyor, yazıyor, sonra düzeltiyor. Daha önce "Say Your Writing" başlığıyla anlattığı bu alışkanlığın LLM çağında daha da önemli hale geldiğini söylüyor. Yazma becerisi pratikle gelişir. Pratiği makineye devreden beceriyi de devretmiş olur.

İstisnalar ve Nygard'ın notu

Fowler'ın istisnaları insani: Hastalık nedeniyle yazamayan biri için model bir protezdir. Başka dilde yazmak zorunda olan için bir köprüdür. Yine de Fowler, ikinci dilde yazılmış hantal ama insan cümlesini, akıcı ama ruhsuz makine cümlesine tercih ettiğini söylüyor.

Dipnotta Michael Nygard'dan aktardığı gözlem ise bizim için yazının en ilginç yeri: Kalıp dilekçe ya da kimsenin okumayacağı rapor yazarken aslında bir insanla değil bir süreçle konuşuyoruz. O metni "okuyan" kişi de bir sibernetik organizmanın parçası gibi çalışıyor. Yani bürokrasi zaten insanı makineleştirmişti; model yalnızca bunu açığa çıkarıyor.

Kapanış: Asıl korku

Fowler en sonda, modellerin bir gün ayırt edilemeyecek kadar iyi yazabileceğini, bunun bugünkü tekinsiz vadiden daha kaygı verici olduğunu söylüyor. Belgeleri bir gün yalnızca modeller okuyabilir. Ama insanlarla konuşmak istiyorsak, insanlığımızın yazdığımız metinden okunması gerekir.


Bizim Penceremizden: Sesin Ekonomi Politiği

Fowler'ın tespitine katılıyoruz: web'i kaplayan yönsüz ses gerçektir, açıklama bir dürüstlük borcudur, düşünmeyi makineye devretmek beceriyi de devreder. Ama yazı hem meseleyi bireysel yazarın vicdanına bırakıyor hem de okurun tiksintisini bir ölçüt gibi kuruyor. Biz iki şeyi ayırıyoruz. Metnin değeri ile aracın mülkiyeti aynı hüküm değildir. Sesin kaynağına, dağıtımına ve bedeline bakacağız; metni ise daha önce koyduğumuz ölçütle tartacağız.

Ölçütümüz değişmedi

Fowler'ın tiksintisini ciddiye alıyoruz. Bu tiksintiyi bir hüküm haline getirmiyoruz. Yapay Zekayla Yazmak Üzerine Bir Tartışma yazısında iki tarafı dinlemiş, sonra bir çizgi çekmiştik. Birinci taraf, metnin değerlendirilmesinde haklıdır: bilgi metninde önemli olan neyin söylendiği, doğru söylenip söylenmediği ve okuru tatmin edip etmediğidir. İkinci taraf, aracın mülkiyetinde ve toplumsal etkisinde haklıdır: hammaddesi başkalarının emeğidir, işveren onu ücreti düşürmek için kullanır, düşünmeyi devretmek beceriyi de devreder.

Sorun, ikinci tarafın haklı olduğu yerden birinci tarafın haklı olduğu yere hüküm vermesidir. "Bu metin LLM sesiyle yazılmış" demek, aracın sahibine duyulan öfkeyi aracı kullananın metnine yöneltmektir. Fowler'ın kulağı bir estetik tepki kaydediyor. Bizim ölçütümüz beş sorudur: Doğru mu? Açık mı? Ne söylüyor, kimden yana? Tatmin ediyor mu? Sorumluluğu kim alıyor?

Bu ayrım metnin türüne de bağlı. Edebi metinde ses, içeriğin kendisidir. Fowler'ın "insanlığımız yazdığımız metinden okunmalı" dediği yer burasıdır. Bilgi metninde üslup araçsaldır. Bir sendika broşürünü, bir analiz yazısını, bir eğitim notunu "özgün sesi yok" diye elemek; "yanlış", "eksik", "anlaşılmıyor" demenin yerine geçmez. Yönsüz ortalama, her şeyi söyleyip hiçbir şey söylemeyen bulamaç, hem makinenin hem de yönsüz insanın metninde belirir. Onu yakalayan soru "makine mi yazdı" değil, "kimden yana" sorusudur.

Şeffaflık ise utanç değil, koşuldur. Bu blogda yapay zekanın araç olarak kullanıldığını; konu seçiminin, çerçevenin, kaynak seçiminin ve imzanın bizde olduğunu o yazıda açıkça söylemiştik. Fowler'ın kendi sitesine koyduğu açıklama kuralıyla burada buluşuyoruz. Ayrım çizgisi, makineye yazdırıp arkasında durmamak ile makineyle yazıp arkasında durmak arasındadır.

O ses kimin sesi?

Bir dil modelinin "sesi" hiçbir yerden gelmiyor. Forum mesajları, ansiklopedi maddeleri, haber metinleri, kitaplar, ders notları, kod açıklamaları: milyonlarca insanın yazdıklarından süzülüyor. Bu, Marx'ın "genel zeka" (general intellect) dediği toplumsal bilginin bugünkü biçimi. Daha önce Genel Zekanın Gaspı yazısında anlattığımız süreç tam burada işliyor: Toplumsal emek toplanıyor, sahiplerinden koparılıyor, ortalaması alınıyor ve kiralanabilir bir hizmet olarak geri satılıyor.

LLM sesinin "ruhsuz" gelmesinin nedeni de bu. O ses kimsenin sesi değil, herkesin sesinin ortalaması. Kristalleşmiş emek, emekçisinden ayrılmış halde konuşuyor. Kim olduğu, nerede durduğu, neyi riske attığı belli olmayan bir ses. Fowler'ın "tekinsiz vadi" dediği şeyin toplumsal adı yabancılaşmadır: Kendi ürettiğimiz dil bize yabancı bir güç olarak geri dönüyor.

Yazmayı devretmek: Zihinsel Taylorizm

Fowler "yazmayı devreden, düşünmeyi de devreder" diyor. Harry Braverman bunu 1974'te fabrika için söylemişti: Tekelci kapitalizm işin tasarımını (kavrama) işin uygulamasından ayırır. Bilgi yönetimde toplanır, işçiye yalnızca parçalanmış uygulama kalır. Beceri kaybolur, işçi ucuzlar.

Yazıda olan da bu. Önce "iskeleti sen kur, cümleleri model yazsın" deniyor. Sonra "iskeleti de model kursun, sen yalnızca onayla" deniyor. En sonda insan, makinenin ürettiğini kontrol eden bir "döngüdeki insan" haline geliyor. Bu süreci Döngüdeki İnsan yazısında ve Microsoft'un kodunun yüzde kırkını modele yazdırdığı haberi üzerine yazdığımız Kodun Yüzde Kırkı, Kadronun Dörtte Biri yazısında tartışmıştık. Yazı emeği, kod emeğiyle aynı yoldan geçiyor.

Fowler "beceri pratikle gelişir" derken bireysel bir öğüt veriyor. Ama sermaye açısından bu bir hesap: Pratik yapmamış, becerisi gelişmemiş yazar da yazılımcı da daha kolay değiştirilebilir, daha ucuza çalıştırılabilir.

Burada reddettiğimiz şey kalemin değişmesi değildir. Reddettiğimiz, kavramanın işçiden alınıp yönetime, oradan da modele devredilmesidir. Yazar düşüncesini, çerçevesini ve imzasını kendinde tutuyorsa makineden yararlanması, o yazıda normal saydığımız kullanımdır. Sermayenin istediği bunun tersidir: ayırt edemeyen, dolayısıyla daha ucuz bir emek gücü.

Kim yavaş yazabilir?

Burada Fowler'ın göremediği bir sınıf farkı var. Fowler kendi sitesinin sahibi, yıllardır tanınan bir yazar, metnini sekiz meslektaşına okutup yorum alabilecek konumda. Onun için "taslağı kendin yaz" bir tercih.

Ama içerik ajansında günde on iki metin teslim etmesi beklenen metin yazarı, haber sitesinde tıklama kotasıyla çalışan muhabir, çeviri platformunda sayfa başı ücret alan çevirmen, müşteri hizmetlerinde hazır yanıtları "kişiselleştiren" çalışan için durum farklı. Onların performans hedefleri, modelin hızına göre yeniden belirleniyor. Yavaş yazmak bir lüks haline geliyor. LLM sesinin web'i kaplamasının nedeni yazarların tembelliği değil, iş temposunun makineye göre ayarlanmasıdır.

Yani "insan sesiyle yazmak" bireysel erdemle korunamaz. Zaman ister, zaman da ücretle, kadroyla, iş yüküyle ilgili bir mücadele konusudur.

Dilin tekeli

Bir de ölçek meselesi var. Birkaç şirketin modeli, dünyada yazılan metinlerin giderek büyüyen bir kısmının ilk taslağını yazıyor. Bu, dilin kendisi üzerinde benzeri görülmemiş bir yoğunlaşma demek. Türkçe gibi dillerde durum daha ağır: Model, Türkçeyi çoğu zaman İngilizce düşünüp çevirir gibi kuruyor. Cümle yapıları, deyimler, vurgular aynılaşıyor. Dilimize Özen yazısında dile özeni bir kültür meselesi olarak tartışmıştık. Bugün bu aynı zamanda bir mülkiyet meselesi: Dilin ortalamasını kim belirliyor?

Fowler'ın istisnaları doğru, ölçütü eksik

Highsmith'in hastalığı, ikinci dilde yazan meslektaşlar, kalıp dilekçe. Bu istisnaların ortak noktası şu: Araç insanın sesini taşıyor, onun yerine geçmiyor. Bu ayrım doğru ve önemli. Teknolojiye karşı değiliz. Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu metninde de, Yapay Zekayla Yazmak Üzerine Bir Tartışma yazısında da söylediğimiz gibi soru, aracın kimin elinde ve kimin yararına çalıştığıdır. Makineye karşı değiliz; makinenin kapitalist kullanımına karşıyız.

Ama kimin "istisna" sayılacağına kim karar verecek? Bugün bunu işveren belirliyor: Hangi işte model kullanılacağına, kimin metninin "yeterince iyi" sayılacağına, hangi kadronun kaldırılacağına. Fowler'ın kendi sitesinde koyduğu açıklama kuralı güzel bir örnek. Bu kuralın bir yayıncının iyi niyetiyle değil, çalışanların örgütlü gücüyle konması gerekiyor.

Bunun somut bir örneği var: ABD'de senaristler sendikası WGA, 2023'teki 148 günlük grevin sonunda yapımcılarla imzaladığı sözleşmeye yapay zeka maddeleri yazdırdı. O maddelerin ölçüsü, yazarın aracı kendi tercihiyle kullanmasını yasaklamak değildir. Yapay zeka senaryoyu yazamaz ve yeniden yazamaz; model çıktısı, senaristin emeğini küçültecek bir "kaynak" sayılamaz; şirket, yazarı model kullanmaya zorlayamaz; yazara verilen materyalde model kullanıldıysa bu açıklanır. Fowler'ın bireysel kuralı orada grevle kazanılmış bir toplu sözleşme maddesidir. Kazanç, kalemin yasaklanması değil, işverenin kalemi yazara karşı kullanmasının yasaklanmasıdır.

Nygard'ın sibernetik organizması

Nygard'ın notunu biraz daha ileri götürelim. Kalıp dilekçeyi modelin yazması ve karşı tarafta onu yine bir modelin okuması, iki kurumun birbiriyle insansız konuşması demek. Bu bir verimlilik gibi görünüyor. Ama dilekçe yazan yurttaş, şikayet eden müşteri, itiraz eden işçi için bu, sesinin hiç kimseye ulaşmaması anlamına gelebilir. Bürokrasinin yabancılaştırıcı dili şimdi otomatikleşiyor. Halkın sesini dinleme yükümlülüğü, bir modelin özetleme işlevine indirgeniyor.


İki Bakış Yan Yana

Fowler'ın yazısıSınıf penceresinden
LLM sesi okurda tekinsiz bir his yaratırBu his bir veridir: yabancılaşma. Hüküm değildir. "Yapay zeka kokuyor" etiketi metnin yerini tutmaz
Taslağı modele yazdırma, cümleleri kendin kurEdebi metinde ses içeriğin kendisidir. Bilgi metninde ölçüt beş sorudur: doğru mu, açık mı, kimden yana, tatmin ediyor mu, imza arkasında duruyor mu
Yazmak düşünmektir; yazmayı devreden düşünmeyi devrederKavramayı ve sorumluluğu devretmek zihinsel Taylorizmdir. Çerçeveyi ve imzayı kendinde tutarak araçtan yararlanmak normaldir
Beceri pratikle gelişirPratik yapma zamanı ücret, kadro ve iş yüküyle ilgilidir. Önce yazmayı öğrenmek, sonra hızlandırmak
Yapay zeka kullanımını açıklaAçıklama utanç değil şeffaflıktır; yayıncının lütfu değil, toplu sözleşme hakkı olmalı (WGA 2023)
Hastalık, çeviri, kalıp metin istisnadırİstisnaya işveren değil çalışanlar ve okurlar karar vermeli. Yazarın kendi tercihi yasak konusu değildir
Asıl korku: modellerin ayırt edilemez hale gelmesiAsıl soru sesin ayırt edilip edilmemesi değil: sözü kimin söylediği, dilin ortalamasını kimin belirlediği

Somut Görevler

Yazanlar için (gazeteci, çevirmen, metin yazarı, akademisyen, yazılımcı):

  • Önce kendi paragrafını kurabildiğinden emin ol, sonra aracı hız için kullan. Çerçeve, tavır ve imza sende kalsın. Kaynağı kendin doğrula: hata senin imzanla yayımlanır.
  • Model kullandıysan açıkla. Açıklama bir utanç değil, şeffaflık koşuludur. Kendi yazında, kendi yayın organında bunu kural haline getir.
  • Bir metni "LLM sesi" diye elemeden önce, neyin yanlış, eksik ya da yönsüz olduğunu bir cümleyle söyle. Söyleyemiyorsan etiket yapıştırıyorsundur. Bu suçlamayı ikinci dilde yazanlara, öğrencilere, göçmenlere karşı bir ayıklama aracına dönüştürme.

İşyerinde ve sendikada:

  • İş tanımında ve performans hedeflerinde model kullanımının dayatılmasına karşı çık. "Modelle şu kadar sürede biter" hesabıyla belirlenen tempoyu tartışmaya aç.
  • Toplu sözleşmelere ve işyeri kurallarına yapay zeka maddesi koyma talebini gündeme getir: dayatma yasağı, açıklama zorunluluğu, model kullanımı gerekçesiyle kadro kaldırılmaması, çalışanın ürettiği metnin model eğitiminde izinsiz kullanılmaması.
  • Basın, çeviri ve içerik sektöründe WGA deneyimini incele, kendi koşullarımıza uyarla.

Bilgi müşterekleri için:

  • Türkçe metin birikimimizin (haber arşivleri, ansiklopediler, akademik çalışmalar) kimin modelini beslediğini sor. Açık lisanslı Türkçe derlemlerin ve kamusal modellerin savunucusu ol.
  • Okuma ve yazma pratiğini örgütle. Okuma grupları, yazı atölyeleri, birbirinin metnini okuyan yoldaşlık ağları, makinenin hızına karşı insanın zamanını savunmanın en somut yolu.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Fowler yazısını "yazmanın keyfi nerede kalır o zaman?" sorusuna yakın bir yerden bağlıyor. Bu soru bir yazarın sorusu ama aynı zamanda bir emekçinin sorusu. İşinden keyif almak, ürettiği şeyde kendini görmek, Marx'ın yabancılaşmanın karşısına koyduğu şeydir.

Makinenin sesi herkesin sesinden süzülmüş ama kimsenin sesi değil. Bizim sesimiz ise belli bir yerden, belli bir sınıftan, belli bir mücadeleden konuşuyor. Hantal olabilir, hatalı olabilir, ama bizimdir. O sesi korumak, düşünmeyi korumaktır. Düşünmeyi korumak ise ancak örgütlü olursa mümkündür: Kendi zamanımız, kendi dilimiz ve kendi bilgimiz üzerinde söz hakkı kazanarak.

Daha önce de yazmıştık: bir metne bakarken soru, kalemi kimin tuttuğu değildir. Soru, sözü kimin söylediği, neyi söylediği ve kimden yana söylediğidir.

Kendi cümlelerinizi kurun. Birbirinizin cümlelerini okuyun. Makine yeni, zincir eski. Kalem yeni, söz eski.


Kaynaklar

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar:


Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır. Canlı belgedir; okur yorumlarıyla güncellenebilir.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği