Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaPopüler İçeriklerİletişim

Gerçek Bir Yapay Zeka Özgürleşmesi Mümkün müdür?

Dijital İlksel Birikim, Tekno-Barbarlık ve Siber-Sosyalizm Ufku

Yazar: Oğuz Demirkapı
Gerçek Bir Yapay Zeka Özgürleşmesi Mümkün müdür?

Sevgili genç yoldaşlar,

Geç kapitalizmin kitle psikolojisini yönetmekte kullandığı en büyük silahlardan biri, teknolojiyi insandan, toplumdan ve en önemlisi sınıf mücadelesinden bağımsız bir "mucize" gibi sunmasıdır. Bugün teknoloji devleri ve onların ideolojik aygıtları, yapay zekayı yeryüzüne inmiş ilahi bir zeka, insan aklının ötesine geçen tarafsız bir bilimsel sıçrama olarak pazarlıyor. Silikon Vadisi’nin steril ofislerinden ve burjuva medyasının parlak ekranlarından üzerimize boca edilen bu propaganda, bizi atomize olmuş, yenilmiş ve güçsüz hissettirmeyi amaçlıyor.

Diyalektik materyalist düşüncenin ilk görevi, bu silikon makyajı kazımak ve altında yatan acımasız sınıfsal dinamiği ifşa etmektir. Yapay zeka, gökten düşmüş mistik bir güç değildir; sınıflı toplumun üretim ilişkileri içinde biçimlenmiş bir sermaye silahıdır. Hiçbir sermaye birikimi çelişkisiz büyümez ve devasa tekeller güçlendikçe, kendi çöküşlerini getirecek olan yapısal kırılganlıkları da aynı oranda büyütürler. Şimdi, kitlelere dayatılan bu "sanal depresyonu" reddedip, diyalektik bir süreç analiziyle meseleyi temellerinden sarsalım.

Tarafsızlık İllüzyonunu Parçalamak

Burjuva bilimi ve ideolojisi bize teknolojinin "nötr" olduğunu söyler. Onlara göre bir yazılım ya da bir algoritma ne iyidir ne de kötü; onu kimin, ne amaçla kullandığı önemlidir. Bu, kitleleri pasifize eden tam bir idealist masaldır.

Teknoloji, içinde doğduğu üretim tarzının damgalarını taşır. Yapay zeka araştırmalarının hangi yöne gideceği, hangi verilerin işleneceği ve algoritmaların hangi optimizasyon hedeflerine (örneğin "işçi performansını denetlemek" veya "tüketim arzusunu tetiklemek") göre yazılacağı doğrudan sermayenin emriyle belirlenir. Yapay zeka tarafsız bir enstrüman değil; artı-değer sömürüsünü derinleştirmek için kurgulanmış bir üretim aracıdır.

Dijital İlksel Birikim ve Çitlenen Kolektif Hafıza

Karl Marx, kapitalizmin doğuşunu anlatırken köylülerin ortak kullandığı toprakların feodal beyler tarafından çitle çevrilerek ellerinden alınmasını "İlksel Birikim" olarak tanımlar. Bugün dijital çağda karşı karşıya olduğumuz şey, tarihin gördüğü en devasa "Dijital İlksel Birikim" hamlesidir.

Bugün teknoloji devlerinin gururla sergilediği trilyon parametreli yapay zeka modelleri, hiçbir şirketin tek başına yarattığı bir değer değildir. Bu modeller; insanlığın binyıllardır biriktirdiği dil, edebiyat, felsefe, görsel sanatlar, açık kaynak kodlar ve milyarlarca insanın gündelik dijital etkileşimleri üzerinden eğitilmiştir. Marx, Grundrisse’de toplumun kolektif bilgi birikimini ve toplumsal aklını "Genel Zeka" (General Intellect) olarak adlandırır. Yapay zeka tekelleri, insanlığın bu devasa Genel Zekasını hiçbir bedel ödemeden gasp etmiş; kolektif aklımızı dijital çitlerle çevirerek özel mülkiyetine geçirmiştir.

"Canlı Aklın" "Ölü Emeğe" Dönüşmesi

Diyalektik açıdan bakıldığında, bir yapay zeka modeli "canlı bir bilinç" değil; son derece yoğunlaştırılmış bir "Ölü Emek" (c) birikimidir. Tıpkı 19. yüzyıl fabrikasındaki bir makinenin, geçmiş işçilerin ölü emeğinin bir kristalleşmesi olması ve canlı işçinin tepesinde bir denetim aracına dönüşmesi gibi; bugün devasa yapay zeka modelleri de milyarlarca insanın ürettiği zihinsel verinin kristalleşmiş halidir.

İronik olan şudur: İnsanlık kendi ürettiği veriyle yapay zekayı beslemiş; sermaye ise bu ölü emeği ambalajlayıp canlı insan emeğini tecrit etmek, değersizleştirmek ve işsizlikle tehdit etmek için yine insanın karşısına dikmiştir.

Üretim İlişkilerinde Yapay Zekanın Diyalektiği: Sabit Sermayenin Canlı Emeğe Saldırısı

Gasp edilen bu devasa veri yığını, teknoloji şirketlerinin kasalarında duran pasif bir hazine değildir. Sermaye, el koyduğu bu "ölü emeği", doğrudan fabrikalarda, yazılım ofislerinde ve çağrı merkezlerinde canlı emeğin karşısına bir silah olarak dikmektedir.

Kapitalist üretim tarzının temel diyalektiği, sermayenin organik bileşiminde gizlidir. Burjuvazi, insan emeğinin (v) üretim sürecindeki pazarlık gücünü kırmak, grev riskini yok etmek ve ücretleri asgariye çekmek için devasa veri merkezlerine ve GPU’lara trilyonlarca dolar akıtmaktadır. Oysa Marx’ın değer yasasına göre artı-değerin yegâne kaynağı sömürülebilen canlı insan emeğidir. Sermaye, işçileri kapı dışarı ettikçe, aslında artı-değer üretecek kaynağı kurutmaktadır. Bu da uzun vadede kâr oranlarının düşme eğilimi yasasını görülmemiş bir şiddetle tetikleyecek devasa bir teknolojik balon yaratmaktadır.

Beyaz Yakanın Proleterleşmesi ve "Yedek İşsizler Ordusu"

Burjuva medyası bize şu illüzyonu satar: "Yapay zeka sizi sıkıcı işlerden kurtaracak, yaratıcı ve özgür işler yapacaksınız." Maddi gerçeklik bunun tam zıttıdır. Yapay zeka kapitalizm koşullarında insanı angaryadan kurtarmaz; insanın nitelikli emeğini vasıfsızlaştırarak onu güvencesizleştirir.

Bugün yazılımcıların, çevirmenlerin, grafik tasarımcıların ve akademisyenlerin yaşadığı süreç, "Beyaz Yakanın Proleterleşmesi"dir. Nitelikli entelektüel emek "istatistiksel bir kod yığınına" indirgenmekte, dünün yaratıcı emekçisi, bugünün komut operatörüne dönüşmektedir. İşsiz bırakılan veya serbest çalışmaya itilen bu kitleler, yeni bir dijital yedek işçi ordusu oluşturarak, hâlihazırda çalışanların ücretlerini aşağı çekmek için bir kırbaç gibi kullanılmaktadır.

"Açık Kaynak" İllüzyonu: Tekelci Bir Rekabet Aracı

Süreç analizinde karşımıza çıkan sinsi manipülasyonlardan biri de Meta gibi devlerin başını çektiği "Açık Kaynak" (Open Source) yapay zeka yalanıdır. "Yapay zekayı tekelden kurtarıyoruz" denilerek bir dijital demokratikleşme masalı anlatılır. Oysa diyalektik süzgeç, bunun özgürleşme değil, bir pazar hegemonya savaşı olduğunu gösterir:

Burjuva İllüzyonu (Açık Kaynak Masalı)Diyalektik Materyalist GerçeklikSınıfsal ve Ekonomik Sonuç
Özgürlük ve Demokratikleşme: Modeller halka açılarak tekel kırılıyor.Tamamlayıcı Mal Stratejisi: Asıl üretim aracı olan (veri ve bulut) tekelini korurken, rakiplerin iş modelini çökertme hedefidir.Üretim araçları (sunucular) milyarderlerde kalır; halk sadece kullanım kılavuzuna sahip olur.
Kolektif İnovasyon: Geliştiriciler kodlara katkı sunarak dünyayı geliştiriyor.Karşılıksız Emek Sömürüsü: Bağımsız yazılımcıların "açık model" geliştirmeleri, şirkete bedava Ar-Ge olarak döner.Meta, tek kuruş maaş ödemediği küresel bir gönüllü işçi ordusunu kâr döngüsüne entegre eder.
Gücün Dağıtılması: Süper zeka bir zümrenin elinde olmamalıdır.Ekosistem Bağımlılığı: Alt mimariyi standartlaştırarak yazılım dünyasını kendi altyapısına mecbur bırakır.Pazarın alt katmanlarında çeşitlilik illüzyonu yaratılırken, altyapı mülkiyetinde vahşi bir tekelleşme yaşanır.
Güçsüz Sınıfın Zayıf Sanılan Gücü: Sermayenin Kırılma Noktaları

Bir yanda trilyon dolarlık teknoloji devleri, diğer yanda geleceksizlikle boğuşan milyonlar durduğunda, burjuva ideolojisi bu mekanizmaya karşı hiçbir şansımız olmadığı fikrini aşılar. Oysa bir yapı ne kadar büyür, ne kadar merkezileşirse; kendi içinde taşıdığı çelişkiler ve kırılma noktaları da aynı oranda keskinleşir.

"Bulut" İllüzyonunun Yıkılışı: Burjuvazi, yapay zekayı soyut, yerçekimsiz ve temiz bir "bulut" olarak pazarlar. Maddi gerçeklik ise yapay zekanın devasa elektrik, su ve arazi tüketen ağır bir sanayi olduğudur. Kapitalizm doğayla kurduğu metabolik bağı kopardıkça, yerel halkın su hakkı ve enerji adaleti üzerinden geliştireceği muhalefet doğrudan bu merkezleri hedefe oturtur. Bir kentte suyun veri merkezlerine peşkeş çekilmesine karşı gelişecek kitlesel direnç, o "bulut" illüzyonunu saniyeler içinde karanlığa gömer. Dijital olan, somut olana tabidir.

"Görünmez Proletarya" ve Emeğe Muhtaçlık: Yapay zeka otonom bir akıl değildir. Küresel Güney’de saati 1-2 dolara çalıştırılan yüz binlerce "veri etiketleyicisi" (clickworker), modeli ayakta tutan teknisyenler ve çip madencileri olmadan yapay zeka tek bir cümle kuramaz. Sermaye, yapay zeka ile beyaz yakalıyı tehdit ederken yarattığı bu yeni proleter kitleyi görmezden gelir. Bu dijital kölelerin örgütlenmesi, sistemi tek tuşla felç edebilecek asimetrik bir güç yaratır.

Realizasyon Krizi: Burjuvazi, canlı emeği dışlayarak ve kitleleri yoksullaştırarak kendi ürettiği hizmetleri satacak pazarı yok etmektedir. İşsizleşen kitleler tüketim yapamadığı zaman, o devasa yatırım balonları patlamaya mahkûmdur.

Burjuva İllüzyonu (Sermayenin Şovu)Diyalektik Materyalist GerçeklikSınıfın Eylem ve Mücadele Alanı
Sonsuz Güç ve Bulut TeknolojisiYapay zeka devasa su ve elektrik tüketen ağır bir fiziki sanayidir.Su hakkı, yerel ekolojik meclisler ve fiziksel altyapı blokajları.
Otonom ve İnsansız SistemYapay zeka, milyonlarca ucuz dijital işçinin sömürüsüne muhtaçtır.Veri etiketçilerinin küresel sendikalaşması ve tedarik zinciri grevleri.
Kusursuz Ekonomik Modelİşsizleşen kitleler tüketim yapamayacağı için aşırı birikim krizi yakındır.Üretici güçlerin özel mülkiyetini teşhir etmek ve kamulaştırma talebi.
Pasif Tepkisellikten Maddi Eyleme: Yaratıcı Mücadele Araçları

Sosyal medyada atılan bir tweet, algoritmaya yazılan öfkeli bir eleştiri veya vicdani rahatlama getiren imza kampanyaları; sermayenin çarklarına zarar vermez. Aksine, sermayenin platformlarına veri akışı sağlar. Kitlelerin hapsedildiği bu "dijital katarsis" aşılarak doğrudan, maddi ve asimetrik eylemlere geçilmelidir.

  • Veri Grevleri ve Dijital Sabotaj: Yapay zeka modellerinin oksijeni veridir. Veri akışı kesildiğinde algoritmalar işlevsiz kalır. Sanatçıların, yazılımcıların ve halkın, algoritmaların insan emeğini yağmalamasına karşı "Veri Zehirlenmesi" (data poisoning) taktikleri kullanması bireysel bir koruma değil, kolektif bir dijital sabotaj aracına dönüştürülmelidir.

  • Kafa ve Kol Emeğinin Tarihsel İttifakı: Teknoloji bürolarındaki mühendislerin, Silikon Vadisi emekçilerinin kendilerini ayrıcalıklı bir zümre değil "zihinsel proletarya" olarak kavraması şarttır. Sistem mimarlarının askeri projelere, işçi kıyımına yol açacak modüllere kod yazmayı reddetmesi, üretimden gelen gücün doğrudan kullanımıdır.

  • "Etik Yasalar" Yerine Kamulaştırma: Burjuva devletinin çıkardığı "Yapay Zeka Etik Yasaları" sadece tekelci yapıyı hukuki güvenceye alır. Mücadele, devletten etik algoritmalar dilemek değil; bilgi-işlem gücünün, veri merkezlerinin ve modellerin doğrudan kamulaştırılarak toplumsal mülkiyete devredilmesini talep etmektir.

Siber-Sosyalizm veya Tekno-Barbarlık

Diyalektik materyalizm bize teknolojinin determinist olmadığını söyler. Araçlar ne özgürleştiricidir ne de köleleştirici; her şey üretim ilişkilerine ve mülkiyet rejimine bağlıdır. Kapitalizm altında otonom bir algoritma işçiyi açlığa iten bir sömürü aygıtıyken; sınıfsız bir toplumda zorunlu çalışma süresini kısaltan bir özgürleşme kaldıracıdır.

Eğer üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimi tasfiye edilmezse bizi bekleyen şey Tekno-Barbarlık’tır: Zihinsel ve kol emeğinin itibarsızlaştığı, ekolojinin veri merkezleri tarafından yutulduğu, kitlelerin algoritmik yankı odalarında yönetildiği yeni bir dijital feodalizm.

Ancak işçi sınıfı örgütlenip bu üretim araçlarını toplumsal mülkiyete geçirirse ufukta Siber-Sosyalizm vardır: Tüm angaryanın otomasyona devredilmesiyle çalışma saatlerinin dramatik şekilde düşürüldüğü, kâr güdüsünün yerini ekolojiyi ve insani ihtiyacı merkeze alan siber-sosyalist planlamanın aldığı gerçek bir serbest zaman devrimi.

Analiz BoyutuGeç Kapitalizm (Tekno-Barbarlık)Sınıfsız Toplum (Siber-Sosyalizm)
Temel AmaçArtı-değer sömürüsü ve kârı maksimize etmek.Toplumsal refahı ve insani gelişimi yükseltmek.
Çalışma Süreleriİşsizlikle tehdit edip daha ucuza/esnek çalıştırmak.Zorunlu mesaiyi düşürüp yaratıcı serbest zaman yaratmak.
Ekolojik EtkiSu ve enerjiyi kâr için yağmalamak (Metabolik Yarılma).Doğa ile uyumlu gezegensel ekonomik planlama yapmak.
Mülkiyet BiçimiTeknoloji tekellerinin özel mülkiyeti (c).Tüm insanlığın kullanımına açık ortak kamu mülkiyeti.
İnsanın KonumuVerisi gasp edilen ve gözetlenen dijital köle.Kendi tarihini planlayan, evreni keşfeden bilinçli özne.
Yeryüzünü Özgürleştirmeden Siber Dünyada Özgür Olamazsınız

Sevgili genç yoldaşlar,

Geç kapitalizmin zihinlerimize ektiği en sinsi, en zehirli illüzyon; dijital dünyanın, internetin veya yapay zekanın maddi gerçeklikten kopuk, "sınıfsız", "sınırsız" ve "özgür" bir paralel evren olduğu yalanıdır. Modern teknoloji şovmenleri ve burjuva fütüristleri, bize sürekli olarak yeryüzündeki krizlerden (iklim felaketleri, yoksulluk, barınma krizleri) "Siber Uzaya", "Metaverse’e" veya "Web3" ütopyalarına kaçarak kurtulabileceğimizi vaaz ederler.

Modern bir Marksist felsefeci olarak bu idealist safsatayı diyalektik materyalizmin çekiciyle parçalamak zorundayız: Siber dünya gökyüzünde süzülen ruhani bir alan değildir; yeryüzünün çamuruna, kanına, bakırına ve sömürülen emeğine göbekten bağlı bir üstyapı kurumudur.

Yeryüzündeki mülkiyet ilişkilerini devirmeden, siber dünyada aranacak her "özgürlük", burjuvazinin piksellerle boyadığı dijital bir hapishane hücresinden ibaret olacaktır. Bu gerçeği üç diyalektik süreç üzerinden derinlemesine analiz edelim:

Altyapı ve Üstyapı Diyalektiği: "Bulut"un Maddi Ağırlığı

Sermaye, teknolojiyi estetik bir yanılsamayla sunar. Dosyalarımız "bulut"tadır, algoritmalarımız "kablosuz"dur, yapay zekamız "sanal"dır. Oysa diyalektik materyalizm bize, hiçbir üstyapının (siber dünyanın) kendi maddi altyapısından (fiziksel dünyadan) bağımsız var olamayacağını öğretir.

Sizin "siber özgürlük" veya "sınırsız dijital alan" sandığınız o evrenin maddi altyapısı şudur:

  • Kongo’daki kobalt madenlerinde çocuk işçilerin kanıyla çıkarılan mineraller.

  • Bolivya’nın lityum yataklarında emperyalist şirketlerin gasp ettiği topraklar.

  • Okyanus tabanlarına döşenen milyonlarca kilometrelik fiber optik kablo tekelleri.

  • Bir kasabanın tüm su ve elektrik ihtiyacını tek başına yutan devasa, betonarme veri merkezleri.

Eğer bu fiziksel altyapı (sunucular, enerji şebekeleri, madenler) bir avuç trilyonerin özel mülkiyetindeyse, o altyapının üzerinde koşan kodların, algoritmaların veya sanal avatarların özgür olması fiziksel olarak imkânsızdır. Donanımın köle olduğu bir dünyada, yazılım özgürleşemez. Siber uzaydaki her "demokratik" hareketiniz, o sunucuların sahibinin şalteri indirmesine veya algoritmayı değiştirmesine bağlı geçici bir lütuftur.

Dijital Kaçış İllüzyonu ve Modern Yabancılaşma

Modern sanat ve kitle kültürü, kasten bir distopya estetiği (örneğin Cyberpunk veya Ready Player One tarzı evrenler) pompalayarak kitleleri pasifize eder. Bu burjuva illüzyonuna göre; gerçek dünya kirlenmiş, çürümüş ve kurtarılamaz haldedir. O halde tek çare, kafamıza bir VR (Sanal Gerçeklik) kaskı takıp, ya da sosyal medyanın yankı odalarına sığınıp dijital avatarlarımızla "özgürlüğü" yaşamaktır.

Bu, Marx’ın bahsettiği "dinin kitlelerin afyonu" olma işlevinin 21. yüzyıldaki tam karşılığıdır. Siber dünya, modern insanın teknolojik afyonudur.

  • Gerçek dünyada kiranızı ödeyemezken, dijital dünyada NFT malikaneleri almanızın pazarlanması.

  • Gerçek dünyada sendikal haklarınız elinizden alınırken, dijital dünyada "sınırsız ifade özgürlüğü" illüzyonuyla gazınızın alınması.

  • Maddi üretim araçlarına müdahale edemeyen kitlelerin, Twitter veya Reddit gibi platformlarda "sanal linçler" veya "hashtag kampanyaları" ile sahte bir güç zehirlenmesi yaşaması.

Bu durum diyalektik bir çürümedir. İnsan, kendi maddi yaşam koşullarını değiştirme gücünden yabancılaştıkça, sermayenin ona sunduğu dijital simülasyonlara daha sıkı sarılır. Sermaye ise kitlelerin bu sanal vicdan rahatlatmasından devasa bir "veri sömürüsü" (data extraction) yaratarak kârına kâr katar.

Sınıf Mücadelesinin Gerçek Sahası: Klavyeden Şaltere

Genç yoldaşlar, "açık kaynak kodlu" yazılımlar kullanmak, şifreli mesajlaşma ağlarına geçmek veya merkezsiz (decentralized) blokzincir projelerine sığınmak burjuvazinin tekelini yıkmaz. Bunlar, kapitalist okyanusta kendinize küçük dijital adalar yaratma çabasıdır; oysa o okyanusun su seviyesini ve dalgalarını sermaye belirlemeye devam eder.

Gerçek bir özgürleşme için, eylemin yönünü dijital sonuçlardan (ekrandan), maddi sebeplere (üretim araçlarına) çevirmemiz gerekir.

Burjuva İllüzyonu (Sanal Özgürlük)Diyalektik Materyalist Gerçeklik (Maddi Özgürlük)
Özgürlük, internette sansürsüzce her şeyi yazabilmektir.Özgürlük, o interneti sağlayan fiber altyapının ve veri merkezlerinin kamu mülkiyetinde olmasıdır.
Dijital evrende (Metaverse, Oyunlar) sınıfsız bir profil yaratıp eşit olabiliriz.Yeryüzündeki sınıfsal eşitsizlik (kimin donanıma ve enerjiye sahip olduğu), dijital evrendeki algoritmayı ve erişimi doğrudan belirler.
Yapay zeka ve Web3 devrimi otoriteyi merkezsizleştirecektir.Altyapı maliyetleri (GPU, sunucu) devasa olduğu sürece, merkezsizleşme yalanı altında tarihin en büyük sermaye tekelleşmesi yaşanmaktadır.
Teknoloji, siyasetten ve sınıf mücadelesinden bağımsız tarafsız bir alandır.Teknoloji, canlı emeği (işçiyi) üretimden atıp artı-değeri maksimize etmek için geliştirilmiş bir sınıf silahıdır.
Eylemi Yeryüzüne İndirmek

Dijital ağlarda özgürlük aramak, bir hapishanenin duvarlarına çizilmiş sahte bir pencere resmine bakıp temiz hava aldığını zannetmektir. Oysa bizim görevimiz o resmi izlemek değil, balyozla o maddi duvarı yıkmaktır.

Siber dünyadaki her kriz (sansür, gözetim kapitalizmi, algoritmik manipülasyon, verilerin çalınması), yeryüzündeki üretim araçlarının özel mülkiyetinin bir sonucudur. Sebebe saldırmadan sonucu değiştiremezsiniz.

Bu nedenle mücadele, ekranların arkasında değil; o ekranlara güç veren enerji şebekelerinde, o verileri depolayan çelik sunucu tarlalarında, kodları yazan teknoloji ofislerinde ve donanımı üreten fabrikalarda verilmelidir. Teknoloji emekçileri ile kol emekçilerinin yeryüzündeki ittifakı kurulmadan, altyapı tesisleri toplumsal mülkiyete (kamulaştırmaya) devredilmeden algoritmalar özgürleşmeyecektir.

Yeryüzünün çamurunda, sokaklarında ve üretim bantlarında kazanılmayan hiçbir savaş, siber dünyanın piksellerinde kazanılamaz.

Özgürlük sanal bir simülasyon değil, maddi bir üretim biçimidir!

İlgili Başlıklar