Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaİletişim

AHBAP Sürecinin Sınıfsal Anatomisi

Neoliberalizm, Çürüyen Devlet Aygıtı ve STK İllüzyonu

Yazar: Oğuz Demirkapı
AHBAP Sürecinin Sınıfsal Anatomisi

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Geç kapitalizmin tarihsel ve yapısal krizlerle boğuştuğu her uğrakta, burjuva düzeni karşımıza yeni felsefi illüzyonlar, estetikleştirilmiş duygu tüccarlıkları ve ideolojik maskeler çıkarır. Bugün AHBAP Derneği, Haluk Levent ve bağlantılı sermaye-bürokrasi ağları üzerinden yürütülen tartışmalar, tam da bu perdenin merkezinde durmaktadır.

Burjuva medyası ve liberal akademya, bu süreci kitlelere iki sığ ikilem üzerinden pazarlamaktadır: Meseleyi ya sistemsel bağlamından koparıp "bireysel ahlaksızlık ve dolandırıcılık" olarak sunarlar ya da sermaye piyasalarının tam ortasında duran bir yapıyı "dokunulmaz, kutsal bir hayırseverlik vahası" ilan ederler.

Diyalektik materyalist bir insan için bu iki burjuva anlatı da eşit derecede idealist ve tahrif edicidir. Biri suçu bireye yıkarak mülkiyet ilişkilerini aklar; diğeri ise "iyi niyet" fetişizmiyle sınıfsal körlüğü derinleştirir.

Bizim görevimiz, kültür endüstrisinin bu duygu sömürüsünden ve reklamcı illüzyonlarından kararlılıkla sıyrılmaktır. Olayı ne bireysel ahlaka ne de soyut hümanizme indirgeyebiliriz. Nesnel gerçeklik şudur: Yaşanan tablo, neoliberal devletsizleşmenin, kamusal hakkın gasp edilmesinin ve piyasalaşan STK modelinin kaçınılmaz iflasıdır.

Bu metinde, süreci beş temel diyalektik uğrakta çözümlüyoruz:

  • Neoliberal Geri Çekilme ve STK’laşma: Devletin kamusal alandan kaçışının ve anayasal hakların "lütuf rejimiyle" ikame edilmesinin iktisadi nedenleri.

  • Çürüyen Kamu ve Yoksulun Çaresizliği: AFAD ve Kızılay gibi yapıların şirketleşmesi sonucu mülksüz kitlelerin varoluşsal bir refleksle AHBAP’a sığınması.

  • Afetin Amansız Diyalektiği: "Fay hattı karşısında herkes eşittir" yalanının teşhiri; afetlerin sınıfsal bir filtre ve ayrımcılık aracı olarak işleyişi.

  • Kahraman Miti ve Somut Hesap: Bireysel mesihçiliğin pasifleştirici işlevi ve "iyi niyet" zırhına sığınılarak finans-kapital ağlarında devreden kaynakların somut iktisadi denetimi.

  • Kamusal Hak ve Toplumcu Ufuk: Bireysel merhamete de burjuva hayırseverliğine de hiç ihtiyaç duyulmayan; koşulsuz, ayrımsız ve kamusal bir eşitlik dünyasının inşası.

Şimdi, bu bütüncül perspektif ışığında, neoliberal çürümeyi ve arkasındaki sınıfsal gerçekliği adım adım çözümlemeye geçiyoruz.

AHBAP Hangi Maddi Koşullarda Doğdu? Neoliberal Geri Çekilme ve Hayırseverlik İllüzyonu

Genç yoldaşlar, diyalektik materyalizmin en temel felsefi yasası şudur: Toplumsal bilinci, kurumları ve ahlaki değerleri belirleyen şey insanların niyetleri değil; onların maddi varlıklarını ürettikleri ve yeniden ürettikleri nesnel koşullardır.

AHBAP ve benzeri "sivil toplum" görünümlü yapıların mantar gibi çoğalması, burjuva medyasının propaganda ettiği gibi Haluk Levent’in "şahsi merhameti" ya da toplumun "genetik hayırseverliği" ile açıklanamaz. Bu yaklaşım, olguyu tarihsel köklerinden koparan ve öznel idealizme batan sığ bir analizdir.

AHBAP, geç kapitalizmin krizlerle boğuştuğu, neoliberal burjuva devletinin kamusal alandan sistematik olarak çekildiği ve sermaye birikim rejiminin tıkandığı somut tarihsel ve iktisadi koşulların zorunlu bir ürünüdür.

Neoliberal Devletin Yapısal Dönüşümü ve Kamunun Bilerek Yetkisizleştirilmesi

AHBAP’ın varlık zeminini anlayabilmek için öncelikle son kırk yılda burjuva devlet aygıtının geçirdiği niteliksel dönüşümü diyalektik bir kavrayışla çözümlemek gerekir:

  • Sermayeye Yük Sayılan "Kamusal Güvence": Kapitalizmin yükseliş döneminde işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle sökülüp alınan sağlık, barınma, eğitim ve afet güvenliği gibi kamusal haklar; kâr oranlarının düşme eğilimiyle yüzleşen geç kapitalizm safhasında sermaye için "katlanılamaz bir maliyet kalemi" haline gelmiştir.

  • Piyasanın Kamusal Alana İstilası: Neoliberal retorik altında devlet, toplumun hayati ihtiyaçlarını karşılayan bir organizasyon olmaktan çıkarılmıştır. Kamu kurumları halka hizmet sunan yapılar olmaktan kurtarılarak; özleme süreçlerine, müteahhit çetelerine, finansal spekülasyonlara ve rant aktarım kanallarına devredilmiştir.

  • Kamu Kurumlarının Çürütülmesi (Kızılay ve AFAD Örneği): Yılların kamusal birikimi olan Kızılay ve AFAD gibi yapılar; tüccar zihniyetiyle yönetilen, şirketleşen, doğrudan piyasalaşan ve afette çadır/kan satacak kadar yozlaşan birer ticari işletmeye dönüştürülmüştür.

Burjuva devleti, vergi toplarken ve asayişi/kolluk gücünü tahkim ederken azami düzeyde varlığını hissettirir. Ancak işçinin canını, evini ve geleceğini deprem gibi felaketlerden korumaya geldiğinde piyasa disiplini gereği bilerek ve isteyerek yetkisizleşir. AHBAP, işte burjuva devletinin kasıtlı olarak yarattığı bu muazzam kamusal enkazın üzerine inşa edilmiştir.

"STK’laşma" (NGO-isation) Politikasının Sınıfsal İşlevi

Sermaye düzeni, devletin geri çekildiği alanda devasa bir yoksulluk, çaresizlik ve hepsinden önemlisi bir sınıf öfkesi biriktiğinin farkındadır. Bu öfkenin radikalleşip doğrudan mülkiyet ilişkilerini ve burjuva devletini hedef almasını engellemek için küresel ölçekte "STK’laşma" (NGO-isation) stratejisi yürürlüğe sokulur.

  1. Sınıf Öfkesinin Soğurulması: Depremde binaları tepesine çöken yoksul halkın yakıcı öfkesi, doğrudan imar aflarını çıkaran devlete ve rantçı inşaat sermayesine yönelecektir. AHBAP gibi yapılar, bu potansiyel patlama dinamiğini yumuşatan, öfkeyi "bağış yapma", "moral verme" ve "yardım yarışı" kanallarına akıtan toplumsal bir şok emicidir.

  2. Sorumluların Perdelenmesi: Sivil toplumculuk, yıkımın gerçek sorumluları olan çürük bina müteahhitlerini, imar izni veren bürokratları ve rant politikalarını görünmez kılar. Sistem, "Devlet nerede?" sorusu yerine "Haluk Levent bölgeye ulaştı mı?" illüzyonunu geçirerek siyasal krizi magazinsel bir yardım kampanyasına dönüştürür.

Hak Rejiminden Lütuf Rejimine Geçiş: Vicdanın Metalaşması

AHBAP’ın temsil ettiği düzen, kamusal hak kavramının imha edilerek yerine lütuf ve merhamet kavramının geçirilmesidir. Bu, emekçi kitlelerin bilincine vurulmuş ağır bir ideolojik darbedir.

  • Anayasal Hak Yalanı: Anayasal olarak her yurttaşın güvenli konutta yaşama ve afet anında devletten karşılıksız yardım alma hakkı vardır. Bu bir ricacı tutum değil, işçi sınıfının ürettiği değerden ödediği vergilerin nesnel karşılığıdır.

  • Lütuf ve Minnet İlişkisi: AHBAP modeli bu anayasal hakkı fiilen ilga eder. Yoksul insan artık "hakkını arayan örgütlü bir yurttaş" değil; bir derneğin, bir ekran yüzünün ya da zengin bağışçıların insafına kalmış bir "dilenen kurban" konumuna düşürülür.

  • Tüketim Nesnesi Olarak "Vicdan": Küçük burjuvazi ve orta sınıflar için bir SMS atarak 50 TL bağışlamak, kapitalist sistemin yarattığı suçluluk duygusundan arınma eylemidir. Bağışçı vicdan rahatlığını satın alır, yoksul ise canını kurtardığı için minnet duyar. Üretim ilişkileri ve sömürü düzeni tamamen perdelenir.

Kamusal Hak Rejimi ile STK / Lütuf Rejiminin Karşılaştırması
Analiz KriteriBurjuva STK / Lütuf Rejimi (AHBAP Modeli)Toplumcu Kamusal Hak Rejimi
Maddi TemeliNeoliberal devletsizleşme, sermaye bağışları, bireysel vicdan.Üretim araçlarının kolektif mülkiyeti ve toplumcu planlama.
İnsan KavrayışıPasif, lütuf bekleyen, merhamete muhtaç "bağış nesnesi".Kendi geleceğini belirleyen, eşit ve hakkını arayan "toplumsal özne".
Erişim MekanizmasıDerneğin bütçesine, popülaritesine ve medyatik inisiyatifine bağlı.Sınıf, etnisite, din ve cinsiyet ayrımı olmaksızın koşulsuz ve anayasal.
Sınıfsal İşleviSınıf öfkesini soğurur, burjuva devletinin sorumluluğunu gizler.Toplumsal dayanışmayı sınıf bilincine ve örgütlü güce dönüştürür.
Piyasa ile İlişkiFinans-kapitalin, banka hesaplarının ve PR stratejilerinin içindedir.Piyasa ilişkilerini reddeder, kamusal kaynakları toplum için seferber eder.
"İyilik Sanayisi": Sermayenin İmaj Aklama Sahası

AHBAP, kuruluş aşamasında ne kadar "masum" görünürse görünsün, topladığı milyarlarca liralık finansal hacimle birlikte doğrudan sermaye piyasalarının ve burjuva medyasının bir parçası haline gelmiştir.

  1. Kirli Sermayenin Aklanması: Deprem anında halkı soyan, işçileri işyerlerinde ölüme terk eden büyük holdingler, AHBAP’a yaptıkları milyonluk bağışlarla ekranlarda "hayırsever" olarak boy gösterirler. Bu işlem, sermayenin suçlarını aklama (whitewashing) stratejisinden başka bir şey değildir.

  2. Dayanışmanın Metalaşması: İnsanların doğal ve kolektif dayanışma arzusu, banka hesap numaralarına, SMS kodlarına ve dijital cüzdanlara sıkıştırılarak metalaştırılmıştır. Dayanışma, bir sınıfın öz-örgütlülüğü olmaktan çıkarılıp, finansal sermayenin süzgecinden geçen ticari bir operasyona dönüştürülmüştür.

AHBAP, neoliberal vahşetin yıkıp geçtiği toplumsal alanda, burjuvazinin kendi düzenini korumak için ürettiği bir vicdan yamasıdır.

Devletin kamusal sorumluluklarından kaçtığı, Kızılay’ın şirketleştiği bir vasatta AHBAP’ın doğması bir tesadüf değil, kapitalist sistemin hayatta kalma refleksidir. Bizim görevimiz, bu "iyilik" ambalajının altındaki sınıfsal boşluğu ve kamusal gaspı kitlelere çıplaklıkla anlatmaktır.

Çürüyen Burjuva Kurumları ve Yoksulun Çaresizlik Sığınağı

Genç yoldaşlar, diyalektik mantığın en temel kavrayışlarından biri, hiçbir olgunun tek başına, yalıtılmış bir "özne" olarak var olamayacağıdır. Bir toplumsal yapının meşruiyeti veya ona duyulan kitlesel güven, bağımsız bir nedensellik değil; diyalektik bir karşıtların birliği ve mücadelesi ilişkisidir.

AHBAP ve benzeri yapılara yönelen kitlesel güven, o kurumların sahip olduğu iddia edilen mistik bir "saflık" veya "mucizevi yetenek" ile açıklanamaz. Bu güven, burjuva devlet aygıtının ve onun kamusal organlarının yaşadığı niteliksel çürümenin yarattığı devasa boşluğun diyalektik bir sonucudur.

Resmi kurumların meşruiyet ve işlev kaybı derinleştikçe, kitlelerin çaresizlik içindeki arayışı en yakın "sığınak illüzyonuna" yönelecektir. Sürecin iktisadi ve sınıfsal köklerini şu temel uğraklarda parçalarına ayırmak zorundayız:

Kamu Kurumlarının Şirketleşmesi ve Niteliksel Çürüme

Klasik burjuva devletinde, kitlelerin sistem içinde tutulması için "sosyal devlet" imajını koruyan Kızılay, AFAD, kamu hastaneleri veya arama-kurtarma teşkilatları gibi aygıtlar bulunurdu. Ancak geç kapitalizm safhasında, kâr oranlarının düşme eğilimine karşı sermayenin her alanı metalaştırma dürtüsü, bu kamu organlarını doğrudan birer şirkete ve rant dağıtım merkezine dönüştürmüştür.

  • Metalaşan Yaşam Güvencesi: Kızılay örneğinde somutlaşan süreç, diyalektiğin niceliğin niteliğe dönüşmesi yasasını mükemmel şekilde sergiler. Yıllar içinde adım adım tüccar zihniyeti enjekte edilen kurum, nihayetinde depremin en dehşet verici anında kendi yurttaşına çadır, gıda ve kan satan ticari bir holdinge dönüşmüştür. Kamu hizmeti, kâr üreten bir emtiaya indirilmiştir.

  • Liyakatsizlik ve Rant Mekanizması: AFAD gibi afet yönetimi organları, felaket anında kitlelerin yaşamını örgütleyecek teknik-bilimsel aygıtlar olmaktan çıkarılmış; iktidar blokunun kadro besleme, bütçe yağmalama ve yandaş müteahhitlere ihale aktarma sahası haline getirilmiştir.

  • Devletin Güvenlikleştirilmesi: Burjuva devleti, afete müdahale kapasitesini kasıtlı olarak atıl bırakırken; kolluk kuvvetlerini, bürokrasiyi ve sermaye mülkiyetini koruma kapasitesini azami seviyede tutmuştur. Yani devlet, yoksulu enkazdan çıkarmak için değil, enkazın etrafındaki mülkiyet ilişkilerini ve iktidar düzenini korumak için sahada varlık göstermiştir.

Sınıfsal Çaresizlik: Sermayesiz Kitlelerin Varoluşsal Kıskacı

Deprem veya kriz anlarında kitlelerin tutumunu belirleyen şey, onların üretim ilişkileri içindeki nesnel konumlarıdır. Toplumun en yoksul kesimlerinin AHBAP gibi yapılara umutsuzca sarılması, ideolojik bir bilinç tercihi değil; çıplak bir varoluşsal çaresizlik refleksidir.

Maddi Güvencesi ve Sermayesi Olan Sınıflar ──► Özel Sigorta / Güvenli Mülk / Finansal İmkânlar ──► Sığınak İhtiyacı Yok

Mülksüz ve Güvencesiz İşçi Sınıfı ──► Çürüyen Kamu / Yok Edilen Haklar ──► AHBAP / STK Sığınağı

  • Yoksulun Korunaksızlığı: Zengin sınıflar için afet; rezerv sermayeleri, özel sağlık sigortaları, ikinci konutları ve finansal imkânları sayesinde atlatılabilir veya etkileri hafifletilebilir bir süreçtir. Mülksüz proleterler için ise felaket, eldeki tek yaşam imkânının da yerle bir olması demektir.

  • Saman Çöpü Refleksi: Kamunun tamamen ortadan kaybolduğu, resmi kurumların ise halkı soyduğu bir dehşet tablosunda yoksul halk; "boğulmak üzere olan bir insanın saman çöpüne sarılması" gibi AHBAP’a sarılmıştır. Bu sarılma eylemi, bir "meşruiyet onayı" değil; kapitalist çaresizlik cenderesinde hayatta kalma haykırışıdır.

Güvensizlikten Sığınak İllüzyonuna: Diyalektik Dönüşüm

Resmi burjuva kurumlarına duyulan nefret ve güvensizlik, diyalektik olarak kendi karşıtını doğurur. Kitleler, devletin resmi mekanizmalarına ne kadar yabancılaşırsa, "siyaset üstü", "temiz", "sivil" ve "şeffaf" olarak ambalajlanan figür ve yapılara o kadar kırılgan bir iyimserlikle yönelir.

  • Devlete Yabancılaşma: Yoksul kitleler, devletin polisini, idarecisini ve bürokratını kendi yanında değil, rantçı müteahhitin ve burjuvazinin yanında gördüğünde derin bir toplumsal yabancılaşma yaşar.

  • Karizmatik Lider ve Sahte Vaha: Devletin bu yabancılaştırıcı çürümüşlüğü karşısında Haluk Levent gibi medyatik ve karizmatik figürler, sistemin bütün kötülüklerinden arınmış birer "halk kahramanı" gibi algılanır. Oysa bu durum, kitlesel öfkenin sınıfsal bir bilince dönüşmesini engelleyen sanal bir rehabilitasyon sürecidir.

  • İllüzyonun Çöküşü: Bir STK, yapısı gereği pazar ilişkilerinden ve burjuva hukukundan bağımsız olamayacağı için, bir süre sonra kaçınılmaz olarak bankalarla, denetim skandallarıyla veya bürokratik engellerle yüzleşir. Yoksulun çaresizce sarıldığı sığınak, sistemin krizlerine toslayarak çöker.

Burjuva Devlet Kurumları, Yoksulun Gerçekliği ve STK İllüzyonu
Diyalektik BoyutÇürüyen Burjuva Kurumları (AFAD / Kızılay)Yoksul Proletaryanın Maddi GerçekliğiSTK / AHBAP Sığınak İllüzyonu
Nesnel İşleviRant dağıtmak, sermayeyi ve mülkiyeti korumak, çadır/kan satmak.Hiçbir birikimi ve güvencesi olmadan yıkımın altında kalmak.Sistemik çöküşün yarattığı toplumsal patlama riskini soğurmak.
Toplumsal İlişkisiBürokratik tahakküm, tüccar mantığı, liyakatsiz kadrolaşma.Hak arama kanalları kapatılmış, çaresiz ve minnet bekleyen kurban.Karizmatik figürler üzerinden sahte bir "şeffaflık" ve "eşitlik" hissi.
Gelecek UfkuKamu kaynaklarını piyasalaştırarak şirketleşmeyi sürdürmek.Kendi öz-gücünü keşfetmediği sürece sürekli bir kurtarıcı aramak.Piyasa ilişkilerine ve sermaye ağlarına batarak iflas etmek.
Çaresizlikten Devrimci Öz-Örgütlülüğe

Genç yoldaşlar, burjuva kurumlarının çürümesi ve yoksulun çaresizlik içinde sahte sığınaklara yönelmesi, geç kapitalizmin kaçınılmaz bir dinamiğidir.

Ancak bir Marksist için bu tablo, kaderci bir karamsarlık vesilesi olamaz. Diyalektik düşünce bize öğretir ki, kitlelerin resmi kurumlara duyduğu derin güvensizlik, doğru bir sınıfsal müdahaleyle devrimci bir bilince dönüştürülebilir.

Yoksul kitlelerin sığınacağı yer; şirketleşmiş devlet organları olmadığı gibi, sermaye düzeninin sınırları içinde bocalayan medyatik STK’lar da olamaz.

Çaresizlikten çıkışın tek yolu; kendi yaşamını, mahallesini, kentini ve geleceğini doğrudan kendi elleriyle yöneten işçi sınıfının bağımsız ve devrimci öz-örgütlülüğüdür. Kahramanlara ve STK’lara muhtaç olunmayan bir dünyayı inşa edecek olan yegâne güç, bu sınıfsal bilincin ta kendisidir.

Afetin Amansız Diyalektiği: Sınıf Farkı ve Ayrımcılık Döngüsü

Genç yoldaşlar, burjuva medyasının, liberal akademinin ve egemen sınıfın kitle iletişim araçlarının felaket anlarında en çok dolaşıma soktuğu, felsefi olarak en sinsi yalan şudur: "Doğal afetler zengin-fakir, patron-işçi ayırt etmez; fay hattı karşısında herkes eşittir."

Bu iddia, materyalist yöntemi tasfiye etmek ve sınıf çelişkilerini doğanın sırtına yıkmak için kurgulanmış tipik bir burjuva safsatasıdır.

Diyalektik materyalizm bize öğretir ki; fay hattının kırılması, magmanın sıkışması veya yağmurun yağması nesnel birer fiziksel olaydır. Ancak bu fiziksel olayın toplumsal bir enkaz, kitlesel bir kıyım ve yıkıcı bir felakete dönüşmesi tamamen üretim ilişkilerinin, mülkiyet rejiminin ve sınıfsal tahakkümün eseridir.

Deprem veya kriz anları, toplumdaki sınıfsal uçurumları nötrleştirmez; aksine onları en çıplak, en vahşi ve en yalın haliyle kristalleştirir. Afet, geç kapitalizmin sınıfsal süzgecidir.

Sınıfsal Bir Süzgeç Olarak Afet: Yaşam Hakkının Metalaşması

Kapitalist toplumsal formasyonda barınma ve güvenlik birer anayasal hak değil, pazarda alınıp satılan birer emtiadır. Bu kaba gerçeklik, afet anında kimin öleceğini ve kimin hayatta kalacağını belirleyen temel nesnel parametredir.

  • Betonlaşan Sınıf Çelişkisi: Mülksüz proleterlerin payına, kâr marjlarını artırmak için malzemeden çalınmış, imar aflarıyla meşrulaştırılmış tabutluklar ve kentin en rantsız, en dayanıksız zeminleri düşer. Burjuvazi ise kentin jeolojik olarak en güvenli hatlarında, mühendislik hizmetlerini eksiksiz almış korunaklı rezidanslarda veya villalarında yaşar. Yıkılan şey sadece binalar değil, yoksulluğun nesnelleşmiş mimarisidir.

  • Kurtarmanın Sınıfsal Hiyerarşisi: Felaketin hemen ardından arama-kurtarma ve acil müdahale imkânlarının sevk edilişi dahi sınıfsal bir mantıkla işler. Finans merkezleri, burjuva yerleşim alanları ve stratejik üretim altyapıları hızla emniyete alınırken; yoksul emekçi mahalleleri kaderine, yani enkaz altındaki ölüme terk edilir.

Devletin Biyopolitik Tercihi: Etnik, Siyasi ve Bölgesel Ayrımcılık

Burjuva devleti, kriz anlarında tarafsız bir "toplum hakem" gibi davranmaz. Aksine, bekasını sürdürmek ve sermaye birikimini güvenceye almak için afeti biyopolitik bir denetim ve ayrımcılık aracına dönüştürür.

  1. Yardımın Siyasallaşması: Devlet aygıtı; çadır, gıda, sağlık ve altyapı hizmetlerini dağıtırken oy potansiyelini, siyasal sadakat hatlarını ve ideolojik yakınlıkları gözetir. İktidar blokuna muhalif olan bölgeler, emekçi odakları ve hiyerarşinin en altında görülen kesimler sistematik olarak cezalandırılır veya yardımdan mahrum bırakılır.

  2. Etnik ve Mezhepsel Elek: Egemen sınıf, tarihsel olarak biriktirdiği şovenist ve gerici ideolojiyi afet anında yeniden üreterek kitleleri böler. Belirli etnik veya mezhepsel kimliklerin yoğunlaştığı coğrafyalar kasten gözden çıkarılır. Böylece devlet, felaketi bir "nüfus mühendisliği" ve "mekânsal insansızlaştırma" fırsatı olarak kullanır.

  3. Mülkiyetin Güvenliği vs. İnsanın Yaşamı: Devletin kolluk kuvvetleri felaket bölgesine gittiğinde öncelikli görevi enkaz altından insan çıkarmak değil; burjuvazinin mülkünü, bankaları, zincir marketleri ve rant alanlarını korumaktır. Yoksulun feryadı bastırılırken, sermayenin mülkü barikatlarla çembere alınır.

Afet Anında Burjuvazi ve Proletaryanın Karşılaştırmalı Sınıfsal Konumu
Analiz DüzlemiEgemen Sınıflar (Burjuvazi ve Bürokrasi)Ezilen Sınıflar (Proletarya ve Yoksul Kitleler)
Konut ve MekânRantsal değeri yüksek, güvenli zeminlerde inşa edilmiş korunaklı mülkler.İmar aflı, çürük, denetimsiz ve kentin en riskli bölgelerindeki ucuz yapılar.
Kriz Anındaki İmkânlarÖzel araçlar, rezerv finansal sermaye, ikincil konutlar ve özel sağlık ağları.Çıplak bedeninden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmamak, tam çaresizlik.
Devlet Aygıtının TutumuMülkiyeti korunan, lojistik ve güvenlik önceliği verilen ayrıcalıklı sınıf.Askeri/kolluk baskısıyla denetlenen, yardımlardan siyasi gerekçelerle mahrum bırakılan kitle.
Afet Sonrası SüreçSigorta poliçeleri ve devlet sübvansiyonlarıyla servetini katlama (Yeni İnşaat Rantı).Borçlandırılarak mülksüzleştirilme, yerinden edilme ve ucuz işgücü rezervine dönüştürülme.
Yoksulun "Son Sığınağı" Olarak AHBAP ve STK Kapanı

İşte tam bu noktada, yani devletin ayrımcı ve sınıfsal terk edişinin yarattığı o cehennem vasatında, yoksul kitlelerin AHBAP gibi yapılara yönelmesinin ardındaki amansız diyalektik açığa çıkar:

  • Çaresizliğin Ürettiği Muhtaçlık: Devletin mezhebine, siyasi görüşüne veya etnik kimliğine bakarak yardım kestiği ya da hiç gitmediği bir ortamda; "siyasi kimliğe bakmaksızın yardım getirdiğini" beyan eden AHBAP, ötekileştirilmiş yoksullar için bir son sığınak haline gelir.

  • Hak Arayışından Minnet Duygusuna: Bu durum, yoksul kitlelerin bilincinde tehlikeli bir kırılmaya yol açar. Yoksul insan, hakkı olan kamusal hizmeti burjuva devletinden söküp almak için örgütlenmek yerine; kendisine uzanan bir yardım eli gördüğünde O STK’ya ve onun karizmatik liderine karşı derin bir sığınmacı minnet hisseder.

  • Kırılgan Hümanizma Tuzağı: Etnik ve siyasi ayrımcılığın bir zehir gibi yayıldığı coğrafyalarda AHBAP gibi yapılar, "mutluluk ve iyilik ağı" gibi algılanır. Ancak bu ağ, sınıfsal çelişkilerin üstünü örten, ayrımcılığın temel kaynağı olan burjuva devletini ve mülkiyet rejimini sorgulatmayan pasifize edici bir afyondur.

Diyalektik Kavrayış ve Sınıfsal Yönelim

Genç yoldaşlar! Afetin amansız diyalektiği bize göstermektedir ki; enkaz altında kalan sadece tuğlalar ve çimento değildir; enkaz altında kalan, burjuva devletinin "tarafsızlık" ve "herkesi kucaklama" yalanıdır.

Ayrımcılık ve sınıfsal şiddet, geç kapitalizmin kriz anlarında başvurduğu doğal aygıtlardır. Yoksul kitleleri bu sınıfsal ve etnik ayrımcılık döngüsünden çıkaracak olan şey; zenginlerin bağışları veya STK’ların sözde hümanist kapsayıcılığı değildir.

Birbirine etnik, siyasi veya dinsel barikatlarla bölünmeye çalışılan tüm ezilenlerin, bu felaketlerin asıl sorumlusu olan sermaye düzenine ve onun burjuva devlet aygıtına karşı ortak sınıfsal hatta örgütlenmesidir.

Gerçek dayanışma, mağduriyette birleşip minnet duymak değil; bu krizleri yaratan mülkiyet ilişkilerini ortadan kaldıracak devrimci iradeyi inşa etmektir.

Kahraman Miti, Bireysel Mesihçilik ve Hesabın Somutluğu

Genç yoldaşlar, diyalektik materyalizmin felsefe tarihindeki en büyük epistemolojik devrimlerinden biri, tarihi ve toplumsal süreçleri "kralların, komutanların, dahi sanatçıların veya kahramanların" bireysel iradeleriyle açıklayan burjuva idealizmini yerle bir etmiş olmasıdır.

Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i eserinde ifade ettiği gibi; insanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama bunu kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar altında değil, doğrudan karşı karşıya kaldıkları, geçmişten devralınan nesnel koşullar altında yaparlar.

Burjuva ideolojisi, toplumsal krizlerin ve yıkımların ortasında kitlelerin sınıfsal bilince ulaşmasını engellemek için sürekli yeni kahraman mitleri ve bireysel mesihçilik üretir. AHBAP süreci ve Haluk Levent etrafında örülen mistik hava, tam da bu idealist "kurtarıcı" illüzyonunun somut bir örneğidir.

Olguyu, bireysel niyetlerin ve duygusal ajitasyonların ötesine geçerek sınıfsal ve materyalist temelleriyle çözüme kavuşturmak zorundayız.

Bireysel Mesihçilik ve Sınıfsal Pasifikasyon

Kapitalist kültür endüstrisi ve burjuva medyası, toplumu kolektif mücadele eden "sınıflar" olarak değil, bir kurtarıcıya muhtaç "pasif kurbanlar sürüsü" olarak kurgular. Bireysel mesihçilik, tam olarak bu pasifleştirme operasyonunun felsefi adıdır.

  • Kurtarıcı İllüzyonu: Mesihçi mantık kitlelere şu mesajı enjekte eder: "Siz örgütlenmeyin, haklarınızı aramak için sokaklara çıkmayın, devleti ve sermaye düzenini sorgulamayın. Sizin yerinize koşturan, dürüst, karizmatik ve yüce gönüllü bir 'iyilik meleği' var." Bireysel kahraman, toplumun öz-gücünün ve kolektif eyleminin yerini alan ideolojik bir ikamedir.

  • Sınıf Bilincinin İtlafı: Bir halk, sorunlarının çözümünü bireysel figürlerin cömertliğine ve enerjisine bağladığı an, kendi sınıfsal gücünün farkına varamaz hale gelir. Dayanışma, bir sınıfın kendi kaderini eline alma eylemi olmaktan çıkarılıp, karizmatik liderin "şahsi performansını" izleme tiyatrosuna dönüştürülür.

"Niyet" Tüccarlığı vs. Maddi Gerçeklik ve Hesap Verilebilirlik

Burjuva sanat ve medya dünyası, duygusallığı ve "iyi niyeti" nesnel gerçekliğin önüne koyarak devasa bir niyet fetişizmi yaratır. "Adam gece gündüz koşturuyor, iyi niyetinden şüphe mi edilir?" söylemi, bilimsel ve sınıfsal denetimi felç etmek için kullanılan ideolojik bir zırhtır.

Diyalektik materyalizm için duygu ve niyet nesnel bir kıstas olamaz. Bir yapının ne yaptığı, topladığı kaynakların niteliği ve finansal süreçlerinin şeffaflığı somut verilerle ölçülür:

  1. Sermaye Akışının Nesnel Yasaları: Bir derneğin bünyesine milyarlarca liralık kamu bağışı ve sermaye transferi girdiği an, o para artık "iyilik" olmaktan çıkar; kapitalist finans pazarının bir parçası haline gelir. Banka hesapları, faizler, ihale süreçleri, taşeron ilişkileri ve maliyet kalemleri; duygusal nutuklarla değil, diyalektik iktisat analizleriyle denetlenmelidir.

  2. Kayıt Dışılık ve Sınıfsal Sorumluluk: Soruşturmalara ve denetim raporlarına yansıyan kayıt dışı para transferleri, muğlak faturalar veya ihale usulsüzlükleri "koşturmaca arasındaki küçük ihmaller" olarak geçiştirilemez. Sermaye ilişkileri içine giren her yapı, burjuva hukukunun dahi ötesinde, en başta işçi sınıfına ve kamuya karşı materyalist bir hesap verilebilirlik taşımak zorundadır.

  3. Dokunulmazlığın Reddi: Hiç kimse, popülaritesi, geçmişteki pop-kültür figürlüğü veya ekranlardaki gözyaşları sebebiyle kamusal denetimden ve somut hesap verilebilirlikten azade kılınamaz. Şahısları kutsallaştırmak idealizmdir; somut olgulara bakmak materyalizmdir.

Bireysel Mesihçilik ile Kolektif Sınıf Örgütlülüğünün Karşılaştırması
Analiz DüzlemiBireysel Mesihçilik / Burjuva Kahraman MitiKolektif Sınıf Örgütlülüğü ve Somut Hesap
Felsefi TemeliÖznel İdealizm ("İyi bireyler dünyayı değiştirir").Materyalist Diyalektik ("Tarihi yapan örgütlü kitlelerdir").
Özne KavrayışıTek bir karizmatik figür, popüler ekran yüzü.İşçi sınıfı, emekçiler ve onların öz-örgütlü organları.
Toplumsal RolüKitleleri izleyici ve bağımlı kılar; pasifleştirir.Kitleleri karar alıcı ve eyleyici yapar; özgürleştirir.
Meşruiyet KıstasıNiyet, duygusal ajitasyon, popülarite ve "iyilik" söylemi.Somut veriler, mali şeffaflık, kolektif denetim ve praksis.
Kriz Anında TutumuŞahsi imajı koruma, suçu "sistemik ihmale" atıp aklanma.Şeffaf hesap verme, hataları kolektif mekanizmalarla tespit etme.
Kahramanları Yıkmak, Kolektif Gücü İnşa Etmek

Genç yoldaşlar! Burjuva düzeni, her krizde karşımıza yeni mesihler, yeni iyilik ikonları ve yeni "dokunulmaz" kahramanlar çıkaracaktır. Çünkü bu düzen, kitlelerin bir kahramana ihtiyaç duymadan, kendi hayatlarını ve kentlerini kolektif olarak yönetebileceği gerçeğinden korkar.

Haluk Levent veya bir başka şahsın adli ve idari süreçlerde yaşadığı tıkanmalar, bireysel birer trafedi değil; bireysel mesihçilik modelinin geç kapitalizmin gerçekliği karşısındaki kaçınılmaz çöküşüdür.

Bizim görevimiz; duygusal ambalajları yırtıp atmak, toplanan her kuruşun ve yürütülen her operasyonun hesabını somut verilerle sormak ve kitlelere şu çıplak hakikati anlatmaktır:

Devrimci Hakikat:

İnsanlığın ve işçi sınıfının kurtuluşu; karizmatik kahramanların, sermayeyle girift olmuş STK’ların veya ekran yüzlerinin merhametinde değildir. Kurtuluş, kendi kaderini eline alan, hesap soran ve geleceğini kolektif olarak inşa eden örgütlü sınıfın kendi kollarındadır.

Lütuf Değil Kamusal Hak: İhtiyaç Duyulmayan Bir Gelecek Ufku

Genç yoldaşlar, burjuva ideolojisi ve neoliberal düzen, kitlelerin zihnine en sinsi kavramsal zehirlerden birini zerk etmiştir: "Sosyal Yardım".

Sermaye düzeni, halkın en temel yaşam gereksinimlerini metalaştırıp felaket anlarında onları açlığa, soğuğa ve ölüme terk ederken; bu yıkımın üzerini makyajlamak için devreye "yardımseverlik", "bağış" ve "sosyal destek" gibi lütufkâr kavramları sokar.

Diyalektik materyalizm açısından bakıldığında, "sosyal yardım" kavramının kendisi bile sınıfsal bir eşitsizliğin ve kamusal gaspın İfadesidir. Bir toplumda "sosyal yardıma" ihtiyaç duyuluyorsa, orada kamusal haklar gaspedilmiş ve emekçi kitleler mülksüzleştirilmiş demektir.

Bizim hedefimiz, AHBAP gibi yapılara daha çok bağış toplatmak ya da burjuva devletinin tüccar kurumlarını biraz daha "insani" kılmak değildir. Bizim ufuk çizgimiz; hiçbir yurttaşın bir derneğin merhametine, bir ekran yüzünün inisiyatifine veya burjuva devletinin siyasi lütfuna muhtaç kalmayacağı toplumsal bir düzeni inşa etmektir.

Metasızlaştırma: Yaşam Güvencesinin Kamusal Özü

Kapitalizm, barınmayı, sağlığı, beslenmeyi ve afet güvenliğini pazarda satılan birer emtiaya dönüştürmüştür. Paran kadardır güvenliğin, bütçen kadardır yaşama şansın.

Toplumcu ve devrimci bir gelecek perspektifinde bu hayati alanlar pazar ilişkilerinin tamamen dışına çıkarılmalıdır:

  • Emtiadan Arındırılmış Barınma: Bir insanın depreme dayanıklı, güvenli bir konutta yaşaması piyasa koşullarına, banka kredilerine veya müteahhit kârlarına bırakılamaz. Barınma, üretilmiş toplumsal zenginliğin koşulsuz bir kamusal karşılığıdır.

  • Ticaretten Arındırılmış Afet Güvencesi: Arama-kurtarma, gıda dağıtımı, çadır ve tıbbi müdahale bir "pazar hizmeti" veya "bağış organizasyonu" olamaz. Bunlar, devletin veya kamu organlarının yürütmekle yükümlü olduğu doğrudan ve ücretsiz kamusal hizmetlerdir.

"Lütuf Rejimi" ile "Kamusal Hak Rejimi" Arasındaki Niteliksel Uçurum

Burjuva hayırseverliği ile toplumcu hak anlayışı arasındaki fark, basit bir yöntem tercihi değil; iki karşıt sınıfsal dünya görüşünün çatışmasıdır.

Burjuva hayırseverliği (STK’cılık / AHBAP modeli), toplumsal ilişkiyi bir hiyerarşiye oturtur. Bir tarafta "veren, acıyan, kurtaran" burjuva/küçük-burjuva bağışçı; diğer tarafta "alan, çaresiz kalan, minnet duyan" yoksul kitle vardır. Bu durum, ezilenlerin insanlık onurunu zedeler ve onları pasifize eder.

Kamusal hak rejimi ise hiyerarşiyi reddeder. Yurttaş, hakkı olan hizmeti alırken kimseye teşekkür etmek, kimseye minnet duymak zorunda değildir. Çünkü o hizmet, kendi ürettiği toplumsal değerin ve parçası olduğu kolektif yapının doğal bir sonucudur.

Ayrımsız ve Koşulsuz Eşitlik: İnsan Olmanın Yalın Gerçekliği

Burjuva devleti felaket anlarında dahi siyasi, etnik, dinsel veya sınıfsal ayrımcılık uygular. Yardımları oy potansiyeline göre dağıtır, muhalif bölgeleri gözden çıkarır, gerici ve şovenist fantezilerine göre hiyerarşi kurar.

Devrimci kamusal hak anlayışı ise koşulsuz ve amansız bir eşitliği savunur:

  • Sınıf, Etnisite ve İnanç Ötesi Erişim: Bir insanın felaket anında enkazdan çıkarılması, sıcak bir çorbaya ve başını sokacak güvenli bir çadıra ulaşması için hangi sınıftan olduğu, hangi dili konuştuğu, hangi inanca mensup olduğu veya kime oy verdiği sorulamaz.

  • İnsan Merkezli Kamusal Güvence: Birey, sadece bu toplumun bir parçası ve bir insan olması sıfatıyla, her türlü kamusal olanağa azami düzeyde ve eşit olarak erişme hakkına sahiptir.

Burjuva Hayırseverliği ile Toplumcu Kamusal Hak Rejiminin Karşılaştırması
Analiz DüzlemiBurjuva Hayırseverliği (AHBAP / STK Modeli)Toplumcu Kamusal Hak Rejimi
Toplumsal StatüPasif "mağdur", merhamet bekleyen kurban.Eşit, hakkını arayan ve karar alıcı "kolektif özne".
İlişki BiçimiHiyerarşik "Veren El - Alan El" ilişkisi (Lütuf/Minnet).Yatay, yoldaşça ve anayasal "Eşit Yurttaşlık" ilişkisi.
GerekçeBireysel vicdan, kâr aklama, PR ve dini/ahlaki duygular.Üretim araçlarının toplumsallaşması ve insani varoluş.
Erişim ŞartıDerneğin bütçesine, kampanyasına ve medyatik ilgisine bağlı.Koşulsuz, kesintisiz, anayasal ve ücretsiz.
Siyasallaşma BiçimiSınıf öfkesini soğurur, kitleleri uyuşturur ve pasifleştirir.Sınıf bilincini yükseltir, kamusal denetimi ve öz-gücü inşa eder.
Devrimci Ufuk: STK’ların Yapısal Sönümlenmesi

Genç yoldaşlar! Diyalektik düşüncenin en büyük gücü, geleceği bugünün çürümüş kategorileriyle değil, o kategorilerin ortadan kalktığı (Aufhebung) bir niteliksel sıçramayla kavrayabilmesidir.

Bizim nihai amacımız, AHBAP’ı veya Kızılay’ı "daha iyi yönetmek" değildir. Bizim amacımız; AHBAP’lara, yardım derneklerine, burjuva bağışçılarına ve lütuf rejimlerine hiçbir ihtiyacın kalmadığı toplumcu bir düzeni kurmaktır.

Tüm üretim araçlarının, gayrimenkullerin, sağlık altyapısının ve teknolojik imkânların toplumun kolektif mülkiyetine geçtiği; üretimin kâr için değil insani ihtiyaçlar için planlandığı bir gelecekte:

  1. Afet Güvenliği doğrudan kamusal planlamanın ve bilimsel mimarinin ana ilkesi olacaktır.

  2. Barınma ve Sağlık, nefes almak gibi doğal, ücretsiz ve koşulsuz bir hakka dönüşecektir.

  3. STK’lar ve Hayır Kurumları, tarihsel işlevini yitirerek kapitalizmin müzesine kaldırılacaktır.

Yıldızlara ulaşmak isteyenler, ayağındaki prangaları güzelleştirmekle zaman kaybetmezler. AHBAP ve benzeri yapılar, neoliberal çöküşün ayağımıza taktığı paslı prangalardır.

Sermaye düzeninin yarattığı bu bağımlılık ilişkilerini teşhir edeceğiz; hayırseverlik afyonuna karşı kamusal hak bayrağını, minnet duygusuna karşı örgütlü sınıf bilincini yükselteceğiz!

Sonuç ve Devrimci Görev: İnsanlığın Kolektif Özgürleşmesi ve Koşulsuz Eşitlik Ufku

Genç yoldaşlar, diyalektik materyalist felsefenin insanlığa kazandırdığı en büyük tarihsel kavrayış şudur: Toplumsal hayatın üzerini örten ideolojik illüzyonları, burjuva sanatının estetikleştirilmiş yalanlarını ve teknokratik bilimin pazarladığı sahte kurtuluş reçetelerini soyup atmadan yalın hakikate ulaşamayız.

Bugün sermaye düzeni; sanatsal duyarlılık ambalajına sarılmış "hayırseverlik" şovlarıyla, dijital mecraların kurguladığı sahte kahramanlık mitleriyle ve kitlelerin çaresizliğini sağan STK ağıyla bizi uyuşturmaya çalışıyor. Ancak nesnel gerçeklik, tüm bu illüzyonların arkasında bütün çıplaklığıyla durmaktadır: İnsanlığın birikmiş kolektif emeği yağmalanmakta, en temel yaşam hakkı metalaştırılmakta ve yoksul kitleler yıkımın ortasında ölüme terk edilmektedir.

Eşitsiz Bir Dünyanın Kaçınılmaz İflası

Burjuva ideologları ve reformist çevreler bize sürekli yarım yamalak çözümler sunar. Bazen devletin "biraz daha insani" yönetilmesini, bazen "vicdanlı patronların" çoğalmasını, bazen de ayrımcılıkların "hoşgörü" temelinde yumuşatılmasını öğütlerler.

Oysa diyalektik mantık bize öğretir ki; kökü çürük olan bir sistemin dallarını budayarak onu iyileştiremezsiniz.

Tarihsel ve Felsefi Hakikat: İnsanın kendi hayatına, üretimine ve geleceğine bizzat yön vermediği; toplumsal zenginliğin azınlık bir sınıfın elinde toplandığı eşitsiz ve adaletsiz bir dünya, yapısal olarak her zaman kriz üretmeye, her zaman çürümeye ve insanı yıkıma sürüklemeye mahkûmdur.

Eşitsizlik üzerine kurulu hiçbir toplumsal formasyon sürdürülebilir değildir. İster en gelişmiş teknolojiyle donatılsın, ister arkasına devasa finansal kaynakları alsın; kâr hırsına, mülkiyete ve sınıfsal tahakküme dayanan her düzen, enkazını eninde sonunda ezilenlerin üzerine yıkacaktır.

Afetlerde çadır arayan yoksullar da, borç kıskacında intihara sürüklenen gençler de, geleceği ipotek altına alınan proleterler de aynı sistemsel çelişkinin kurbanlarıdır.

Belirli Kesimlerin Değil, Bütün İnsanlığın Mutlak Eşitliği

Bizim devrimci ufkumuz; tek bir sınıfın ayrıcalığı, belirli bir coğrafyanın refahı, sınırlarla çevrilmiş bir ulusun konforu veya kimlik politikalarının dar sınırlarına hapsolmuş muafiyetler değildir.

Kapitalizm, insanlığı bölerek yönetir. Etnik barikatlar kurar, dinsel hiyerarşiler yaratır, coğrafi gettolar inşa eder ve yardım dağıtırken bile insanı "layık olan" ve "olmayan" diye ayırır.

Bizim bayrağımızda yazan ise herkes için, koşulsuz ve pazarlıksız eşitliktir:

  • Ayrıcalıksız Bir Dünya: Bir insanın temiz suya, güvenli bir konuta, nitelikli sağlığa, bilime, sanata ve özgür bir geleceğe erişimi; onun cebindeki paraya, doğduğu toprağa, konuştuğu dile, inandığı tanrıya veya cinsiyetine bağlı olamaz.

  • Eşit Öznelik: İnsan, sırf bu gezegenin ve toplumsal üretimin bir parçası, sırf bir insan olması sıfatıyla, yaşamın tüm imkânlarına azami ve eşit düzeyde erişme hakkına sahiptir.

  • Lütfun Değil, Hakkın Egemenliği: Biz bağışlanan bir eşitlik değil, sökülüp alınan bir kamusal hak rejimi savunuyoruz. Hiç kimsenin bir başkasının merhametine muhtaç olmadığı, hiçbir sınıfın bir diğerini sömüremediği toplumsal bir düzen mümkündür ve zorunludur.

Devrimci Görev: İllüzyonları Yıkmak ve Kolektif Gücü İnşa Etmek

Genç yoldaşlar! Burjuvazinin estetikleştirilmiş yalanlarına, finteklerin, STK’ların ve karizmatik mazeret üreticilerinin sahte cennetlerine kanmayın. Gerçekler serttir, ama özgürleştirici olan tek şey o sert gerçeklikle yüzleşmektir.

Önümüzde duran devrimci görevler nettir:

  1. İdeolojik Arayışa Son Verin: "Halkın yapay zekâsı", "vicdanlı STK", "etik kapitalizm" veya "sosyal devlet restorasyonu" gibi küçük burjuva ütopyalarını felsefi ve iktisadi olarak teşhir edin. Mülkiyet ilişkileri yıkılmadan hiçbir teknoloji, hiçbir kurum ve hiçbir yardım sistemi özgürleştirici olamaz.

  2. Kamusal Hak Mücadelesini Yükseltin: Yoksulluğu bir "talihsizlik", yardımı ise bir "lütuf" gibi sunan burjuva ahlakçılığına karşı; barınmanın, sağlığın, eğitimin ve güvenliğin parasız, anayasal ve koşulsuz bir hak olduğu bilincini kitlelere taşıyın.

  3. Kendi Kaderini Eline Alan Sınıfı Örgütleyin: Kitleleri kurtarıcı figürlerin, ekran yüzlerinin ve burjuva liderlerin peşinde pasif birer izleyici olmaktan çıkarın. İnsanlığın kurtuluşu, kendi geleceğini doğrudan kendi elleriyle yöneten, örgütlü, bilinçli ve devrimci sınıfın kendi eser olacaktır.

Kahrolsun Sömürü Düzeni, Yaşasın Tüm İnsanlığın Eşitliği!

Yoldaşlar! İnsanlık, tarih boyunca zincirlerini güzelleştirenlerle değil, o zincirleri kıranlarla ilerlemiştir. AHBAP’lar, yardım dernekleri ve sermayenin vicdan makyajları, ayağımıza vurulmuş paslı prangaların üzerindeki süslerdir.

Biz o süsleri istemiyoruz. Biz o prangaları tamamen söküp atmak istiyoruz!

Tüm üretim araçlarının kolektif mülkiyete geçtiği, her insanın toplumsal zenginlikten eşit ve özgürce pay aldığı, hiçbir yurttaşın bir diğerine kul köle olmadığı, sınırların ve sınıfların yok edildiği o toplumcu geleceği biz inşa edeceğiz.

Kahrolsun Mülkiyet Düzeni ve Sermaye Tahakkümü!

Kahrolsun İnsanı İnsana Muhtaç Eden Lütuf Rejimi!

Yaşasın Bütün İnsanlığın Koşulsuz, Eşit ve Özgür Geleceği!

İlgili Başlıklar