Acemoğlu'nu Kurtarmak, Sınıfı Kurtarmaz
The Economist'in Öfkesinden Türkiye'nin Sessizliğine: Bir Nobellinin "işçi" Demesi Neden Bu Kadar Korkuttu?

Acemoğlu Tartışması Üç Hafta Sonra: Kim Ne Dedi, Kim Neyi Görmedi?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
21 Ağustos'ta Acemoğlu ile The Economist arasındaki kavganın sınıfsal anlamını yazmıştık. O yazıda tezimiz açıktı: bu tartışma, burjuvazinin iki kanadı — piyasa liberalleri ile sosyal liberaller — arasında bir aile içi hesaplaşmadır; işçi sınıfının işi taraf tutmak değil, kapıdan içeri sızan "sınıf" sözcüğünü sonuna kadar götürüp mülkiyet ilişkileri sorusunu masaya koymaktır. Ondan bir ay önce de Acemoğlu ile Musk'ın sahte düellosunu ele almış, tekno-mesihçilik ile liberal reformizmin aynı sistemin iki yüzü olduğunu göstermeye çalışmıştık.
Aradan üç hafta geçti. Tartışma sönmedi; tersine, dünyanın dört bir yanından yanıtlar geldi, Türkiye'de köşe yazıları yazıldı, Acemoğlu kendi savunmasını yaptı, kitabı çıktı ve yeni bir makaleyle çerçevesini yeniden ilan etti. Bu yazıda o yanıtları derliyor, hangilerinin sınıf sorusuna yaklaştığını, hangilerinin bu sorudan özenle uzak durduğunu ayırt etmeye çalışıyoruz. Amacımız bir "kim haklı" listesi çıkarmak değil; tartışmanın haritasını sınıfsal koordinatlarla yeniden çizmek.
Kısa Kronoloji: Ne Oldu?
Hatırlatalım. The Economist 17 Ağustos'ta imzasız bir yazıyla "dünyanın en etkili iktisatçısının tuhaf biçimde ikna edici olmadığını" ilan etti. Üç itiraz vardı: 2001 tarihli Nobel çalışmasının verileri tartışmalı, "kurum" kavramı döngüsel, yapay zekâ konusundaki tutumu aşırı karamsar. Acemoğlu 19 Ağustos'ta yazıyı "itibar suikastı" olarak niteledi ve "arka planda çok daha sıkıntılı bir durum var, bir gün paylaşacağım" dedi. Dergi 21 Ağustos'ta Acemoğlu'nun mektubunu yayımladı; mektubun kapanışı şuydu: "Otuz üç yıllık birikime karşı yapabileceğinizin en iyisi buysa, tuhaf biçimde ikna edici olmayan sizin eleştirinizdir."
Mektubun içeriği önemli, çünkü Acemoğlu'nun savunma hattını gösteriyor. T24'ün aktardığına göre üç itiraz getirdi: yazı "birkaç kadeh sonrasında isimsiz konuşan birkaç iktisatçıya" dayanıyor; kendi çalışmalarında zaten kabul ettiği yöntemsel sınırlar dışarıdan bulunmuş kusurlar gibi sunuluyor; farklı dönemlerden ve konulardan gevşek biçimde derlenmiş şikâyetler tek bir "güvenilmezlik" hikâyesine dönüştürülüyor. Bir de zamanlama notu: yazı ve kitap eleştirisi, yeni kitabı What Happened to Liberal Democracy? raflara çıktıktan altı gün sonra yayımlanmıştı. Acemoğlu'na göre kitapta yapay zekâ "yalnızca yarım bölüm" tutuyordu; dergi bunu kitabın merkezi yapmıştı.
Sonra kitap tanıtımları başladı. MIT News 26 Ağustos'ta kitabı "işçi sınıfı liberalizmi" önerisiyle sundu; Acemoğlu'nun cümlesi netti: "Koalisyonunuzda işçi sınıfının olması gerekir, aksi hâlde hiçbir anlamı yok." Prospect'te 2 Eylül'de kendi kalemiyle çerçeveyi yeniden ilan etti: yerel özyönetim artı ortak refah; rekabet reformu, "işçi yanlısı yapay zekâ", emek lehine vergi düzenlemesi ve sendikaların güçlendirilmesi. Dikkat edin: mülkiyet sözcüğü bu listede yok. Acemoğlu'nun vaat ettiği "sıkıntılı arka plan" ise bu yazı yazılırken hâlâ açıklanmamıştı.
Dünyadan Gelen Yanıtlar: Beş Farklı Hat
Tartışmaya dışarıdan katılanları beş hatta toplayabiliriz. Bu hatları birbirinden ayıran şey, The Economist'e karşı olup olmamaları değil; kapitalizmi bir sistem olarak görüp görmemeleri.
1. Liberal savunma: "Büyük âlimler yanılmazlıkla ayırt edilmez"
Slovenyalı iktisatçı Rok Spruk 2 Eylül'de The Economist'in yazısını yöntem açısından çürütmeye girişti. Tezi basitti: kuşkulu bir bulguyu tüm araştırma programının geçersizliğine dönüştürmek mantık sıçramasıdır; Acemoğlu'nun katkısı doğru yanıtlar vermesinde değil, ardından gelenlerin yanıtlamak zorunda kaldığı soruları kurmasındadır. Bu savunma bilim sosyolojisi açısından yerinde, ama siyasal olarak hiçbir şey söylemiyor. Kurum kavramının mülkiyet ilişkilerini nasıl gizlediği sorusu bu hatta hiç gündeme gelmiyor.
Hayri Kozanoğlu'nun BirGün'de aktardığına göre Financial Times'tan Martin Wolf, Bloomberg'den Clive Crook ve Fortune'dan Nick Lichtenberg de kitabı övdüler. Yani sermaye basınının ana gövdesi Acemoğlu'nun yanında saf tuttu; The Economist tek başına kaldı. Bu, ilk yazımızdaki teşhisi doğruluyor: sosyal liberalizm, burjuvazinin bugün çoğunluğunu oluşturan kanadıdır ve The Economist'in saldırısı, o kanadın içinden gelen bir azınlık tepkisidir.
2. Kurumcu-popülizm hattı: "Sorun kimin yöneteceği"
ECPS'de yayımlanan İbrahim Öztürk'ün uzun yazısı (21 Ağustos) tartışmayı "gelecek dünya düzenini kim yönetecek" sorusuna bağlıyor. Öztürk'ün en değerli katkısı somut: The Economist Group'un yönetim kurulunda Microsoft AI'ın başındaki Mustafa Suleyman'ın oturduğunu, Exor ve Goldman Sachs bağlantılarını belgeliyor ve "bu bir komplo kanıtı değil, ama editoryal bağımsızlığın, Acemoğlu'nun demokrasiyle disipline etmek istediği teknolojilere ortak maruziyeti olan bir yönetici ekosistemiyle yan yana yaşayabildiğini gösteriyor" diyor. Öztürk ayrıca derginin tutarsızlığını yakalıyor: aynı kurumcu çerçeve, otoriter rejimlerin başarısızlığını açıklarken alkışlanıyor; Batı demokrasilerindeki yoğunlaşmış iktidarı incelemeye başlayınca düşman ilan ediliyor.
Ama bu hat da bir yerde duruyor. Öztürk, Acemoğlu'nun "reformist" olduğunu, devrimci bir dönüşüm önermediğini açıkça yazıyor; yine de çözümü liberal demokrasinin "kriz gelmeden reform kapasitesi geliştirmesinde" arıyor. Sorusu "yeniden kurulacak düzen mevcut kazananları mı yeniden üretecek?" — güzel bir soru, ama yanıtın mülkiyette yattığını söylemekten kaçınıyor.
3. Sol reformist hat: "İşçiden söz etmek küfür sayılıyor"
İspanya'nın eski Tüketim Bakanı, Izquierda Unida'nın eski genel koordinatörü Alberto Garzón Jacobin'de 26 Ağustos'ta tartışmanın adını doğru koydu: "The Economist için işçilerin çıkarından söz etmek sapkınlıktır." Garzón'a göre dergi Acemoğlu'na kuramsal kusurları için değil, teknoloji ve ekonomi politikasında işçi sınıfının çıkarını merkeze koyduğu için saldırdı. Yazıda alıntılanan iktisatçı Mònica Martínez Bravo'nun cümlesi manidar: "Bir Nobel ödüllü iktisatçı işçi sınıfını ekonomi politikasının merkezine koyan bir kitap yazınca ne tuhaf şeyler oluyor."
Bu hat bizim teşhisimize en yakın olan; ama Garzón da altını çiziyor: Acemoğlu heterodoks değil, ana akım bir iktisatçı. Yani saldırının şiddeti, savunulan fikrin radikalliğinden değil, sermayenin bugünkü tahammülsüzlüğünden kaynaklanıyor. Bu, sınıf mücadelesinin güncel durumu hakkında Acemoğlu'nun kitabından daha fazla şey söylüyor: burjuvazi, kendi içinden gelen en ılımlı "işçiyi de koalisyona alalım" önerisine bile tahammül edemeyecek kadar sıkışmış durumda.
4. Kalkınma iktisadı eleştirisi: "Kurumlar sömürgeciliği gizler"
Cambridge'den Jostein Hauge, X'te yaptığı açıklamada bir ayrım koydu: The Economist'in yazısı kötü olabilir, ama bu, Acemoğlu'nun kurum kuramına yönelik soldan gelen eleştirileri geçersiz kılmaz. Hauge, Nobel sonrasında sömürgeciliği "iyi ve kötü kurumlar" meselesine indirgeyen çerçeveyi eleştirmişti. Aynı dönemde Developing Economics ve Links sitelerinde yayımlanan eleştiriler de aynı noktayı vurgulamıştı: "Kapsayıcı kurumlar" öyküsü, Batı'nın zenginliğinin sömürge talanına, köle emeğine ve eşitsiz mübadeleye dayandığını görünmez kılıyor.
Tarihçi Nicholas Mulder'in 25 Ağustos'taki yazısı bu hattı başka bir yerden tamamlıyor. Mulder, "güvenli mülkiyet hakları kalkınmayı doğurur" tezinin — 1688 Şanlı Devrim efsanesinin — tarihçiler tarafından çürütüldüğünü yazıyor: mülkiyet 1688'den önce de yeterince güvendeydi ve 1688'den sonra çitlemeler, kamulaştırmalar ve sömürge yayılmasıyla sistematik biçimde ihlal edildi. Batı'nın kalkınması mülkiyeti korumakla değil, gerektiğinde mülkiyeti yeniden düzenleyecek devlet kapasitesiyle mümkün oldu. Bu, ilk yazımızda "Ders 4: Gizlenen emperyalizm" başlığı altında söylediğimiz şeyin akademik diliyle ifadesidir: ilkel birikim, "kurum" kavramının altında saklanan asıl hikâyedir.
5. Marksist hat: "İşçi sınıfı liberalizmi bir oksimorondur"
Kitabın yayımlanmasından hemen sonra, tartışma daha patlamadan, Özcan Buze 8 Ağustos'ta "işçi sınıfı liberalizmi"nin kavramsal olarak imkânsız olduğunu yazdı. Buze'nin argümanı tarihsel: liberalizm hiçbir zaman düzen karşıtı bir felsefe olarak doğmadı; Locke köle ticaretine ortaktı, Şanlı Devrim bir anayasal ortaklık sözleşmesiydi ve 1848 Haziran'ında Fransız burjuvazisi, işçilerle ittifakından dört ay sonra Paris işçilerine top ateşi açtı. Liberal özgürlük asimetriktir: sermaye sınırları serbestçe geçer, işçi geçemez. Buze'nin en keskin gözlemi, kitabın sınıf sömürüsünden "diplomalılar ile diplomasızlar" arasındaki kültürel tabakalaşmaya kaydığı; bu kaymanın mülkiyet ilişkilerini örttüğü. Sonuç: "Oligarkları işçileri güçlendirmeye 'teşvik etmek' önerisi mülkiyete dokunmuyor; bu bir bölüşüm ayarıdır, yapısal bir değişiklik değil."
Bizim ilk yazımız da bu hatta yer alıyordu. Şimdi bu hatta Türkiye'den yeni bir katkı daha var; ona aşağıda geleceğiz.
Türkiye'de Tartışma: Sınıfsız Bir Kavga Anlatısı
Türkiye basını tartışmayı geniş biçimde izledi. Ama izleme biçimi öğretici: haberlerin ve yorumların büyük çoğunluğu kavgayı bir kimlik ya da itibar meselesi olarak kurdu, sınıf sorusunu ise ya hiç görmedi ya da kenardan selamlayıp geçti.
"Nobelli Türk" anlatısı
Haberlerin başlıklarına bakın. Türkiye Today ve Turkey Unfolding "Türk Nobel ödüllü"yü öne çıkardı; Ermeni Haber aynı haberi "Ermeni iktisatçı" diye verdi; Timeturk ve Karar "karalama kampanyası", "itibar suikastı" başlıklarıyla bir bizden birine saldırı çerçevesi kurdu. Habertürk, Bloomberg HT, Cumhuriyet ve Euronews Türkçe tartışmayı "taraflar ne diyor" biçiminde, iki ünlü arasında bir polemik olarak sundu.
Bu anlatının sorunu şu: tartışmanın içeriğini — yapay zekâ kimin elinde olacak, teknolojik değişimin faturasını kim ödeyecek, işçi sınıfı bir siyasal özne mi yoksa bir koalisyon bileşeni mi — tamamen dışarıda bırakıyor. Acemoğlu'nun etnik ya da ulusal kimliği, savunduğu iktisadi programın sınıfsal karakteri hakkında hiçbir şey söylemez. "Bizim çocuğa saldırdılar" refleksi, işçi sınıfının kendi çıkarını düşünmesini engelleyen en eski araçlardan biridir: sınıf sorusu ulus sorusunun arkasına gizlenir.
"Liberalizmin iç savaşı" anlatısı
Serbestiyet'te Yunus Emre Erdölen (30 Ağustos) tartışmayı "liberalizmin geleceğini belirleyecek bir iç savaş" olarak okuyor: bir yanda klasik liberalizmi koruyan The Economist, öte yanda liberalizmi "işçi sınıfı liberalizmi"yle yenilemek isteyen Acemoğlu. Erdölen'in tespiti bizim teşhisimizle örtüşüyor — evet, bu bir aile içi kavgadır. Ama Erdölen bu ailenin dışında bir şey olabileceğini düşünmüyor; Acemoğlu'nun "sistem içi reformcu solculuğunu" övüyor, sosyalizmi ise tartışma dışı bırakıyor. "İşçi sınıfı" bu yazıda bir seçmen kategorisi; sömürü ilişkisinin tarafı değil.
Aynı çerçeve Finansın Gündemi'nde de var: "işçi sınıfı liberalizmi önerdi, The Economist'in hedefi oldu." Öneri bir cesaret olarak sunuluyor; önerinin mülkiyete dokunmadığı hiç sorulmuyor.
"Jeopolitik-devlet" anlatısı
Yeni Şafak'ta Turgay Yerlikaya (7 Eylül) Acemoğlu'nu Bernie Sanders'le yan yana koyup "teknoloji devlerinin yarattığı büyük sermayenin işçi sınıfı aleyhine bir sömürüyü beraberinde getirdiği" tespitini aktarıyor. Buraya kadar iyi. Ama yazı hemen ardından NATO STRATCOM raporlarına, hibrit savaşa, ABD-Çin rekabetine geçiyor ve sonucu şuraya bağlıyor: Silikon Vadisi ABD devletinin uzantısıdır, dolayısıyla demokratik denetim umudu boştur. Sömürü sözcüğü geçiyor ama sömürünün öznesi yok: ne sömüren bir sınıf ne de direnen bir sınıf. Sermaye, "Batı"nın bir özelliği olarak sunuluyor; Türkiye'deki sermayenin aynı algoritmik yönetim araçlarını aynı işçilere karşı kullandığı hiç akla gelmiyor. Harici'nin "Batı kurumlarına karşı eleştirel" çizgisi de aynı tuzağa düşüyor: The Economist'i eleştirmek, kapitalizmi eleştirmek sanılıyor.
Bu anlatı, "sınıfsız anti-emperyalizm" diyebileceğimiz bir türe giriyor. Sermayeyi bir coğrafyaya, sömürüyü bir dış güce bağlar; içerideki sınıf ilişkisini görünmez kılar. İşçi için sonucu bellidir: kendi patronuyla "milli teknoloji" için el ele verir.
Kısmi sınıf vizyonu: Kozanoğlu
Hayri Kozanoğlu'nun BirGün yazısı (25 Ağustos) Türkiye'deki yorumlar arasında sınıf sorusunu açıkça dile getiren ilk yazılardan. Kozanoğlu, Acemoğlu'nun "sınıf çelişkilerine, mülkiyet biçimlerine yeterli ağırlık vermediğini" ve sosyalist literatürü kullanmadığını not ediyor; onu "sosyalist değil, sistem içinden çözüm arayan bir sosyal demokrat" olarak konumlandırıyor. Doğru. Ama Kozanoğlu'nun asıl vurgusu başka yerde: "gerçek tehdit" Peter Thiel, Elon Musk gibi "tekno-faşizm eğilimli" figürlerden geliyor; küresel sermayenin sistematik bir saldırı başlattığını söylemek için kanıt yetersiz. Yani tartışma, "tekno kardeşler"e karşı sosyal demokrasiyi savunma tartışmasına dönüşüyor. Bu, Daron-Elon yazımızda itiraz ettiğimiz kurgunun ta kendisi: iki burjuva kanadından "daha az kötü" olanı seçmek. Kozanoğlu sınıfı görüyor ama sınıfı bir özne olarak değil, sosyal demokrasinin koruması altındaki bir nesne olarak görüyor.
Sınıf ilişkisine dönüş: #ayrım
Tartışmanın Türkiye'deki en derinlikli katkısı Demet Yılmazkuday'ın #ayrım'daki yazısı "Acemoğlu'nun Sınıfa Dönüşü" (8 Eylül) oldu. Yılmazkuday, Acemoğlu'nun otuz yıllık güzergâhını izliyor: Why Nations Fail'in kurumlarından Power and Progress'in güç ilişkilerine, oradan da son kitabın "işçi sınıfı liberalizmi"ne. Yılmazkuday'a göre bu bir ilerleme — ama ilerleme "sınıf ilişkilerinin yapısal doğasını sorgulamadan" duruyor. Acemoğlu'nun "karşı-güçleri", kapitalizmin dinamiklerini sorgulamayan bir düzeltici mekanizma; sınıf mücadelesini analiz ediyor ama sınıf iktidarına kadar gitmiyor. Ve Acemoğlu'nun "Marksist olmayan sınıf" kavramı, sınıfı üretim ilişkileri yerine mesleki kategorilerle tanımlayan dar bir yorumdur. Yazının kapanış sorusu, tartışmanın bütününü özetliyor: "Sınıfı yeniden analize çağırmak, sınıf ilişkisini analiz etmekle aynı şey midir?"
Hayır, aynı şey değildir. İşte bütün mesele budur.
Karşılaştırma: Kim Neyi Görüyor?
| Yorum hattı | The Economist'e karşı mı? | Sınıfı görüyor mu? | Mülkiyeti soruyor mu? | Sınıf mücadelesini özne olarak alıyor mu? |
|---|---|---|---|---|
| Liberal savunma (Spruk, Wolf, Crook) | Evet | Hayır | Hayır | Hayır |
| Kurumcu-popülizm (Öztürk / ECPS) | Evet | Kısmen ("karşı-güçler") | Hayır | Hayır |
| Sol reformist (Garzón / Jacobin) | Evet | Evet | Dolaylı | Kısmen |
| Kalkınma iktisadı (Hauge, Mulder) | Ayrım koyuyor | Evet (sömürge/talan) | Evet (ilkel birikim) | Hayır |
| Marksist (Buze, #ayrım, Bilgi Müşterekleri) | Konu dışı | Evet | Evet | Evet |
| Türkiye "Nobelli Türk" anlatısı | Evet | Hayır | Hayır | Hayır |
| Türkiye "liberalizmin iç savaşı" (Serbestiyet) | Evet | Seçmen kategorisi olarak | Hayır | Hayır |
| Türkiye "jeopolitik-devlet" (Yeni Şafak, Harici) | Evet | Sözcük olarak | Hayır | Hayır |
| Türkiye kısmi sınıf (Kozanoğlu) | Evet | Evet | Not ediyor | Hayır (sosyal demokrasi nesnesi) |
Tabloya bakınca çarpıcı olan şu: The Economist'e karşı olmak neredeyse herkesin ortak paydası, ama bu ortak payda hiçbir şey açıklamıyor. Asıl ayrım çizgisi sağ sütunlarda: mülkiyeti soran ve sınıf mücadelesini özne olarak alan hat, tüm tartışmanın küçük bir azınlığı. Bu azınlık büyümedikçe, "Acemoğlu tartışması" sermayenin iki kanadı arasında bir dekor olarak kalacak.
Üç Haftanın Bize Öğrettiği
Sınıf sözcüğü geri döndü; sınıf mücadelesi değil
Garzón haklı: Acemoğlu'nun "işçi sınıfı" demesi bile sermaye basınının bir bölümünü çileden çıkardı. Bu, sözcüğün gücünü gösterir. Ama Prospect'teki makale de, MIT'deki tanıtım da aynı şeyi gösteriyor: Acemoğlu'nun işçi sınıfı, kendi tarihini yapan bir özne değil, "koalisyona alınması gereken" bir bileşen. Onun için işçi sınıfının koalisyona alınması gerekir, çünkü aksi hâlde liberal demokrasi ayakta kalamaz. Yani sınıf, liberalizmin yaşam sigortasıdır. Marx'ın çerçevesinde ise sınıf mücadelesi tarihin motorudur; işçi sınıfı bir koalisyona alınmaz, kendi koalisyonunu kurar. Bu iki bakış arasındaki fark, ilk yazımızda "Ders 3" başlığı altında söylediğimiz şeydir: yirminci yüzyılın kazanımları liberalizmin lütfu değil, işçi sınıfının söke söke aldığı haklardır. Acemoğlu bu hakları liberalizme mal ediyor ve sonra "liberalizmi onarırsak haklar geri gelir" diyor. Tarihsel neden-sonuç tersine çevrilmiştir.
Mülkiyet sorusu hâlâ masada değil
Buze, Mulder ve Yılmazkuday üç farklı yönden aynı noktaya varıyor: Acemoğlu'nun programı bölüşüm üzerinedir, üretim ilişkileri üzerine değil. "Oligarkları teşvik etmek", "işçi yanlısı yapay zekâ", "sendikaları güçlendirmek" — bunların hiçbiri yapay zekâ modellerini eğiten verinin, o modelleri çalıştıran veri merkezlerinin, o veri merkezlerinin ürettiği rantın kime ait olduğunu sormuyor. Oysa Daron-Elon yazımızda söylediğimiz gibi, yapay zekâ modelleri insanlığın kristalleşmiş kolektif emeğidir; onların özel mülkiyeti, "genel zekâ"nın gaspıdır. Bu gasp bölüşümle düzeltilemez; ancak mülkiyet ilişkisi değiştirilerek düzeltilir. Öztürk'ün belgelediği The Economist Group–Microsoft AI bağlantısı da bu noktayı destekliyor: derginin editoryal hattı ile Suleyman'ın şirketinin çıkarı arasındaki yakınlık bir "komplo" değil, sermayenin normal işleyişidir. Mülkiyet, kimin ne yazacağını da belirler.
Türkiye'de sınıf körlüğü, sağdan sola bir süreklilik
Türkiye'deki yorumlara topluca bakınca gördüğümüz şey, sınıf körlüğünün belirli bir siyasal kampa ait olmadığıdır. "Nobelli Türk" milliyetçiliği, "liberalizmin iç savaşı" liberalizmi, "Silikon Vadisi ABD'nin uzantısı" devletçiliği — üçü de aynı şeyi yapıyor: sınıf ilişkisini başka bir ilişkinin (ulus, ideoloji ailesi, devletler arası rekabet) arkasına saklıyor. Bunun sonucu, Türkiye'deki işçinin bu tartışmada kendine hiçbir yer bulamamasıdır. Oysa tartışmanın konusu tam da onun hayatıdır: gig ekonomisindeki kuryelerin algoritmik yönetimi, bilişim emekçilerinin zihinsel Taylorizmi, işsizlik verilerinin geniş tanımıyla görünür olan yedek sanayi ordusu. Acemoğlu'nun "işçi yanlısı yapay zekâ"sı Boston'da tartışılırken, İstanbul'daki kurye o yapay zekânın yönettiği uygulamayla aynı gün on iki saat çalışıyor.
Kozanoğlu ve Yılmazkuday bu tabloda önemli istisnalardır. Ama Kozanoğlu'nun "gerçek tehdit tekno-faşistlerdir" vurgusu, sınıf mücadelesini "daha az kötü burjuvaziyi savunmak"la ikame etme riskini taşıyor. Tekno-faşizm gerçek bir tehdittir — bunu ayrıca yazdık — ama ona karşı savunulacak şey sosyal demokrasi değil, işçi sınıfının kendi örgütlü gücüdür. Sosyal demokrasi tekno-faşizmi durduramaz; çünkü tekno-faşizmin beslendiği sermaye yoğunlaşmasına dokunmaz.
Genç Yoldaşlar İçin Somut Görevler
Bu tartışmayı izlemek bir entelektüel egzersiz olarak kalmamalı. Birkaç öneri:
Okuma: Acemoğlu'nun Prospect makalesini ve Buze'nin eleştirisini yan yana okuyun. Acemoğlu'nun her önerisinin karşısına "bu öneri mülkiyete dokunuyor mu?" sorusunu yazın. Listenin sonunda elinizde bir bölüşüm programı olacak, bir dönüşüm programı değil. Bu egzersiz, her reformist programı okurken kullanabileceğiniz bir yöntemdir.
Haber okuma yöntemi: Türkiye basınında bu tartışmayla ilgili on haber ya da köşe yazısı seçin. Her birinde "işçi", "sınıf", "emek", "mülkiyet", "sermaye" sözcüklerinin geçip geçmediğine, geçiyorsa hangi anlamda geçtiğine bakın. Sözcük var ama özne yoksa, sınıf körlüğüyle karşı karşıyasınız demektir. Bu yöntemi Evrim Ağacı'nın muhalefet videosunu değerlendirirken de kullanmıştık.
Tartışma grubu: Bulunduğunuz sendika, dernek ya da okul topluluğunda "Acemoğlu haklı mı?" diye değil, "Acemoğlu'nun programı bizim işyerimizde ne anlama gelir?" diye bir tartışma açın. "İşçi yanlısı yapay zekâ"nın Türkiye'deki bir çağrı merkezinde, bir depoda, bir yazılım şirketinde neye benzeyeceğini somutlaştırmaya çalışın. Bu soru, soyut tartışmayı sınıf mücadelesinin gündelik zeminine indirir.
Yazma: Türkiye'deki yorumların sınıf körlüğünü gösteren kısa bir metin yazın ve bize gönderin. Bu yazıda saydığımız hatlara eklenecek başka yazılar mutlaka vardır; tartışmanın haritasını birlikte tamamlayalım.
Sevgili yoldaşlar,
Üç hafta önce "kapıdan içeri giren sınıf söylemini sonuna kadar götürmek" demiştik. Üç haftanın bilançosu şunu gösteriyor: söylem içeri girdi ama koridorda bekletiliyor. Dünyada Garzón, Buze, Mulder, Hauge; Türkiye'de Yılmazkuday ve kısmen Kozanoğlu onu içeri almaya çalışıyor. Ana akım basın ise, sağıyla soluyla, kapıyı kimlik ve itibar tartışmalarıyla tıkamış durumda.
Bizim işimiz, bu tartışmayı Acemoğlu'nun bıraktığı yerden ileri götürmektir. Acemoğlu sınıfı analize geri çağırdı; biz sınıf ilişkisini, yani sömürüyü ve mülkiyeti tartışmanın merkezine koyacağız. Acemoğlu işçi sınıfını liberalizmin koalisyonuna davet etti; biz işçi sınıfının kendi koalisyonunu — sendikasını, odasını, partisini — kurmasını savunacağız. Acemoğlu yapay zekânın "işçi yanlısı" yönlendirilmesini istedi; biz yapay zekânın kristalleşmiş kolektif emek olduğunu ve o emeğin sahibine, yani hepimize geri dönmesi gerektiğini söyleyeceğiz.
Tartışmayı sermayenin iki kanadı arasında bir seyirlik olarak izlemek yerine, üçüncü tarafın — tek gerçek tarafın — sesi olalım. O ses örgütlü olduğunda, hiçbir dergi onu "tuhaf biçimde ikna edici değil" diye geçiştiremez.
Sevgi ve dayanışmayla.
Kaynaklar
Bilgi Müşterekleri'nden önceki yazılar
- Acemoğlu ve The Economist Tartışması ve Sınıfsal Anlamı (21 Ağustos 2026)
- Daron'un Resti, Elon'un Testi: Tekno-Kapitalizmin Sahte Düellosu (29 Temmuz 2026)
Olayın kronolojisi
- Medyascope, The Economist'ten Daron Acemoğlu'na eleştiri (18 Ağustos 2026)
- Diken, Acemoğlu, Economist'in makalesinden memnun değil (19 Ağustos 2026)
- Daron Acemoglu, X paylaşımı (19 Ağustos 2026)
- BirGün, The Economist, Daron Acemoğlu'nun cevabını yayımladı (21 Ağustos 2026)
- T24, The Economist, Acemoğlu'nun mektubunu yayımladı (21 Ağustos 2026)
- MIT News, Retooling to help democracy revive (26 Ağustos 2026)
- Daron Acemoglu, The case for 'working-class liberalism', Prospect (2 Eylül 2026)
Dünyadan yanıtlar
- Alberto Garzón, For The Economist, Mentioning Workers' Interests Is Heresy, Jacobin (26 Ağustos 2026)
- İbrahim Öztürk, The Economist versus Acemoglu: Who Will Govern the Next World Order?, ECPS (21 Ağustos 2026)
- Rok Spruk, The Economist's Oddly Unconvincing Case Against Daron Acemoglu (2 Eylül 2026)
- Clive Crook, Acemoglu's New Book Seeks to Restore Liberalism, Bloomberg (18 Ağustos 2026)
- Nicholas Mulder, The Pitfalls of Proprietarianism (25 Ağustos 2026)
- Özcan Buze, Working-Class Liberalism: Anatomy of an Oxymoron (8 Ağustos 2026)
- Jostein Hauge, X paylaşımı ve This year's Nobel prize exposes economics' problem with colonialism, The Conversation (Ekim 2024)
- Developing Economics, The Nobel of influence in Economics or Why theories fail (Ekim 2024)
- Links, The Nobel Prize for Institutions: A critique of Acemoglu and Robinson's framework (Ekim 2024)
Türkiye'den yorumlar
- Hayri Kozanoğlu, Daron Acemoğlu ile The Economist polemiği, BirGün (25 Ağustos 2026)
- Demet Yılmazkuday, Acemoğlu'nun Sınıfa Dönüşü, #ayrım (8 Eylül 2026)
- Yunus Emre Erdölen, Acemoğlu Daron Hoca, The Economist'in bozuk ayarlarıyla nasıl oynadı?, Serbestiyet (30 Ağustos 2026)
- Turgay Yerlikaya, Acemoğlu'ndan Sanders'e: Distopik bir dünya tasavvuru, Yeni Şafak (7 Eylül 2026)
- Finansın Gündemi, Daron Acemoğlu "işçi sınıfı liberalizmi" önerdi, The Economist'in hedefi oldu (24 Ağustos 2026)
- Harici, The Economist, Daron Acemoğlu'nu yerden yere vurdu
- Karar, The Economist'in karalama kampanyasına Acemoğlu'ndan cevap (21 Ağustos 2026)
- Timeturk, Nobel'li Acemoğlu'ndan The Economist'e: Bu bir itibar suikastı!
- Türkiye Today, Nobel laureate Acemoglu blasts The Economist over 'hit piece' article
- Turkey Unfolding, Turkish Nobel laureate Daron Acemoğlu blasts Economist article as 'hit piece'
- Ermeni Haber, Ermeni iktisatçı Daron Acemoğlu'ndan The Economist'e tepki
- Euronews Türkçe, Daron Acemoğlu ve The Economist arasında sert tartışma: Taraflar ne diyor? (19 Ağustos 2026)
- Habertürk, The Economist'ten Nobel ödüllü Daron Acemoğlu'na sert eleştiri
- Bloomberg HT, Daron Acemoğlu'ndan tartışmalı The Economist eleştirisine yanıt
- Cumhuriyet, Daron Acemoğlu'dan The Economist'e sert yanıt







