Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Kapı Kapanmadan Kim Çıktı?

Fon Krizinin Meclis'e Taşınan Soruları, On Aylık Sessizlik ve Bilginin Sınıfı

Yazar: Oğuz Demirkapı
Kapı Kapanmadan Kim Çıktı?

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bir sinema salonu düşünün. Film ortasında perdenin arkasından duman yükseliyor. Salonda yüz kişi var. Çoğu dumanı ancak alev görünür hâle gelince fark ediyor ve kapıya koşuyor. Kapı kilitli. Görevli, "Sakin olun, sırayla, altı ay içinde hepiniz çıkacaksınız" diyor.

Sonra biri soruyor: Film başlamadan önce ön sıralarda oturan on iki kişi neredeydi? Ve neden hiçbiri şimdi salonda değil?

Bir haftadır yaşadığımız fon krizinin şu anki sorusu tam olarak bu. TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, 21 ve 23 Eylül'de verdiği iki soru önergesiyle bu soruyu Meclis kayıtlarına geçirdi. Üstelik Meclis tatildeyken; çünkü krizin en sıcak günlerinde Genel Kurul toplanmıyordu. CHP ayrıca Meclis araştırması istedi. Savcılık 63 kişilik bir soruşturma yürütüyor, beş yönetici tutuklandı. SPK 131 fonu tasfiyeye soktu ve süreyi üç aydan altı aya uzattı.

Bu yazıda önce ne olduğunu kısaca hatırlatacağız. Sonra, yeni ortaya çıkan en önemli bilgiyi, yani kimin ne zaman bildiğini kronolojiyle anlatacağız. Meclis tatildeyken bir krizin nasıl "Meclis'e taşındığını", önergelerde tam olarak neyin sorulduğunu ve 1 Ekim'de Meclis açıldığında neyin izlenmesi gerektiğini ayrıntılı olarak anlatacağız. Ve bütün bunları tek bir kavram etrafında düşüneceğiz: Bilgi de mülkiyettir ve her mülkiyet gibi sınıfsal olarak dağılır.

Bir not: Bu yazıdaki soruşturma bilgilerinin tamamı iddia aşamasındadır. Soru önergelerinde adı geçen kişiler hakkında sorulan, sorudur; kanıtlanmış bir şey değildir. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Bizim derdimiz kişiler değil, bu kişilerin sorgulanabildiği yapıdır.


Bir Haftada Ne Oldu? Kısa Hatırlatma

Olayları kaçıranlar için dört cümle:

Eylül'ün ikinci haftasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Pusula Portföy çevresine soruşturma başlattı. Pusula'nın fonları "net varlık değeri hesaplanamadı" diyerek temerrüde düştü ve portföyler Tera Portföy'e devredildi. Kısa süre sonra Tera da sarsıldı; 16 Eylül'de Borsa İstanbul %5,54 düştü ve devre kesici çalıştı. 17 Eylül'de Finansal İstikrar Komitesi toplandı, SPK aynı gün yedi portföy yönetim şirketinin fonlarını tasfiyeye soktu.

Rakamlara gelince, dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bir hafta içinde basında birbirini tutmayan rakamlar dolaştı:

NeRakamKaynak
Tasfiye edilen fon sayısı131 (ilk duyurularda 130)SPK / Habertürk
Tekil yatırımcı sayısı455.758SPK resmî açıklaması (MKK kayıtları)
Fonların toplam büyüklüğü826 milyar TL ile 900 milyar TL arasıOksijen: 826 milyar; Şık'ın önergesi: 891 milyar; Erdal Sağlam: ~900 milyar
Yalnızca Tera'ya gelen çıkış talebi~300 milyar TLTera Portföy açıklaması / Diken
Tasfiye süresi3 ay → 6 ayNTV

Yatırımcı sayısında basında 350 bin de, 514 bin de, "bir milyon" da yazıldı. SPK, "bilgi kirliliğini önlemek" gerekçesiyle 455.758 rakamını açıkladı. Biz resmî rakamı esas alıyoruz, ama şunu da not ediyoruz: Kurum, kaç kişinin zarar ettiğini açıklamadı; yalnızca kaç kişinin fonda olduğunu açıkladı. İkisi aynı şey değil. Zarar, tasfiyenin hangi fiyattan yapılacağına bağlı ve o fiyat henüz belli değil.

Kaç kişi olursa olsun, şunu bir kere yerleştirelim: Yarım milyona yakın hanenin birikimi, en az altı ay boyunca, kilitli bir kapının arkasında.


Önce Kavramlar: Kısa Bir Sözlük

Genç yoldaşlar, haberleri okurken takılabileceğiniz birkaç terimi sadeleştirelim. Bu terimleri bilmeden krizin asıl sorusunu anlamak zor.

Yatırım fonu: Birçok kişinin parasının bir havuzda toplanıp bir "portföy yönetim şirketi" tarafından yönetilmesi. Siz hisse almazsınız; fonun "katılma payını" alırsınız. Fonun değeri, havuzdaki varlıkların değerine göre her gün hesaplanır.

TEFAS: Takasbank'ın işlettiği Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu. Bankanızın ya da aracı kurumunuzun uygulamasından fon aldığınızda, çoğu zaman bu platform üzerinden alırsınız. Yani fonun "vitrinidir." Bir fon TEFAS'a açıldığında, telefonunda banka uygulaması olan herkes ona ulaşabilir hâle gelir.

Serbest fon: Yalnızca "nitelikli yatırımcı"ya satılabilen, kuralları gevşek fon türü. Tek bir hisseye yoğunlaşabilir, kaldıraç kullanabilir.

Kapalı dönem: Bir fonun kurulduktan sonra dışarıya satılmadığı, yalnızca kurucu ya da davetli yatırımcılarla işlediği dönem. Bu dönemde kimin fonda olduğu kamuya açık değildir.

Temerrüt: Fonun, yatırımcı parasını geri istediğinde ödeyememesi.

Tasfiye: Fonun kapatılması; elindeki varlıkların satılıp paranın yatırımcılara payları oranında dağıtılması.

Şimdi bu sözlüğü aklınızda tutarak, krizin merkezindeki fona bakalım.


TLY: On İki Kişiden Yüz Bine

Krizin en büyük fonu, Tera Portföy'ün TLY kodlu Birinci Serbest Fonu. Tasfiye edilen toplam paranın önemli bir kısmı bu tek fonda. Ekonomi gazetecisi Erdal Sağlam'a göre 900 milyar liranın 250–300 milyar lirası bu fondan.

Ahmet Şık'ın 21 Eylül tarihli önergesinde ve Sağlam'ın 20 Eylül'de dile getirdiği iddialarda anlatılan hikâye şöyle:

  1. Kapalı dönem: Fon kurulduğunda yalnızca 12 kişi var. Kim oldukları kamuya açık değil.
  2. Büyüme: Yine kapalı dönemde, Şık'ın ifadesiyle "çeşitli manipülasyonlarla", fona katılanların sayısı 159'a çıkıyor.
  3. Olağanüstü getiri: Sağlam'a göre fon, TEFAS'a açılmadan önceki bir yıl içinde yaklaşık %10.000 değer kazanıyor. Şık'ın önergesine göre Eylül 2024'ten Eylül 2026'ya fonun değeri 400 kattan fazla artıyor.
  4. Vitrine çıkış: Fon TEFAS'a açılıyor. Getiri tablosu, bir banka uygulamasında parlayan bir rakama dönüşüyor. Yatırımcı sayısı yüz binin üzerine çıkıyor.
  5. Çöküş: Eylül 2026'da temerrüt.

Şimdi bu beş adıma sınıf gözüyle bakalım.

Bir fonun geçmiş getirisi, yeni yatırımcıyı çeken en güçlü reklamdır. "Bu fon son bir yılda yüz kat kazandırmış" cümlesi, maaşı enflasyonda eriyen birine çok şey vaat eder. Ama o yüz katı kim kazandı? Getiri, fona girdiğiniz andan itibaren işler. Yüz katlık yükselişin tamamı, fon vitrine çıkmadan önce içeride olanlara yazılmıştır. Vitrinden giren, başkasının geçmiş kazancının reklamını görerek girer; o kazançtan bir kuruş almaz.

Daha da önemlisi: Fiyatı bu seviyede tutan şey artık yeni gelen paradır. Kapalı dönemde içeride olanın kazancını kâğıttan paraya çevirmesi, yani fondan çıkması, ancak birinin o payları alması, yani yeni paranın girmesiyle mümkündür. TEFAS'a açılış, bu anlamda, kapalı dönemdeki kâğıt kazancın nakde çevrilme kapısıdır.

Marx'ın hayalî sermaye dediği şey tam budur: Kâğıdın fiyatı üretilen değerden kopmuştur; ama kâğıdı satan kişinin aldığı para gerçektir. O gerçek para bir yerden gelir. Nereden geldiğini, TLY'ye bankasının uygulamasından giren yüz bin kişi bu hafta öğrendi.

Bu yüzden Şık'ın önergesindeki en önemli soru, isimlerden önce şudur: Kapalı dönemde fonda olan 12 ve 159 kişiden kaçı, temerrütten önce fondan çıktı? Ve hangi fiyattan?


On Ay: Kim, Ne Zaman, Ne Biliyordu?

Geçen haftaya kadar krizi "üç günde çöken bir mekanizma" olarak konuşuyorduk. Bu hafta ortaya çıkan en önemli şey, çöküşün üç gün değil on ay sürdüğü. Daha doğrusu: Mekanizmanın on ay önce bilindiği.

Kronolojiyi kaynaklarıyla dizelim:

TarihNe olduKaynak
Ekim 2025SPK, Pusula'nın iki yöneticisine Vişne Madencilik işlemleri nedeniyle kişi başı yaklaşık 8,9 milyon TL idarî para cezası kesiyor. Faaliyet durdurulmuyor.Cumhuriyet
4 Kasım 2025Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız."Korkusuz
2025 son çeyreğiSPK, serbest fonlar ve para piyasası fonları aracılığıyla, dolaşımdaki payı düşük hisselerde "ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak" fiyat hareketleri tespit ediyor.Sözcü, "Vurgunu seyredenler"
2 Aralık 2025Konu Finansal İstikrar Komitesi'ne taşınıyor; 3 Aralık'ta çalışma grubu kuruluyor.Sözcü, aynı yazı
Şubat 2026İddia: SPK'da hazırlanan ve Başkan Ömer Gönül'ün imzasını taşıyan bir düzenleme kararı boş sayfalarla yayımlanıyor, sonra siteden kaldırılıyor; düzenlemeyi hazırlayan bazı üst düzey bürokratlar görevden alınıyor.Halk TV (tek kaynak)
28 Ağustos 2026SPK yeni fon rehberini yayımlıyor: Serbest fonların bir şirketin dolaşımdaki paylarının %2–8'inden fazlasını tutması yasaklanıyor; aynı yöneticinin fonları için toplam sınır %4–16.Bloomberg HT
12–13 Eylül 2026Pusula soruşturması, gözaltılar, Pusula fonlarında temerrüt.Önceki haberler
16–18 EylülTera dört fonda ödeme yapıyor; ardından Takasbank'taki hesabına kısıtlama geliyor, ödemeler duruyor. BIST 100 %5,54 düşüyor.Diken
17 Eylül131 fon tasfiyeye; Tera fonları İş Bankası'na, diğer altı şirketin fonları Ziraat Bankası'na.Habertürk
20 EylülErdal Sağlam'ın "12 kişi" iddiası; Tera'nın 300 milyar TL çıkış talebi açıklaması.Sözcü
21 EylülAhmet Şık'ın birinci soru önergesi.ANKA
22 EylülBeş yönetici tutuklanıyor; soruşturmada 63 kişi; İsviçre'ye milyarlarca liralık transfer tespiti.Sözcü
23 EylülAhmet Şık'ın ikinci soru önergesi: üç isim.Medyascope

Bu tabloyu okurken iki şeye dikkat edin.

Birincisi, bakanın cümlesi. Kasım 2025'te "biliyoruz" diyen bakan, Eylül 2026'da Finansal İstikrar Komitesi'nin başında "yapısal risk yok, sorun geçici ve yönetilebilir" açıklamasını yapan bakandır. Arada on ay var. O on ayda TLY vitrindeydi. O on ayda yüz binlerce kişi, devletin "manipülasyon var" dediği alana, bankasının uygulamasından para yatırdı. Bilgi vardı; bilgi paylaşılmadı.

İkincisi, 28 Ağustos düzenlemesi. İlk bakışta bu, geç de olsa doğru bir adım gibi görünür: Fonların tek hisseye yoğunlaşması sınırlanıyor. Ama genç yoldaşlar, bir önceki bölümdeki mekanizmayı hatırlayın. Bu fonların değeri, az dolaşan hisselere yoğunlaşmaya dayanıyordu. Yoğunlaşmayı yasaklamak, fonlara "o hisseleri satın" demektir. Satılmaya başlayan hissenin fiyatı düşer; fiyat düşünce fonun değeri düşer; fonun değeri düşünce herkes çıkmak ister. Şık'ın önergesinde de iade taleplerinin ve temerrütlerin SPK düzenlemelerinden sonra başladığı vurgulanıyor.

Yani düzenleme, fişi çeken el oldu. Fişin çekileceğini kim önceden bildiyse, çekilmeden önce çıkabilirdi. Soru önergelerinin asıl hedefi burasıdır.


Meclis Tatildeyken Meclis'e Taşımak

Haberlerde "Ahmet Şık fon krizini Meclis'e taşıdı" başlığını okuyunca, çoğumuzun aklına kürsüde yapılmış sert bir konuşma geliyor. Önce bu yanlış anlamayı düzeltelim, çünkü düzeltmenin kendisi öğretici.

Bu konuda Meclis Genel Kurulu'nda yapılmış bir konuşma yok. Olamazdı da: TBMM yaz tatilinde ve yeni yasama yılı 1 Ekim 2026'da açılacak. Yani yarım milyona yakın insanın birikiminin kilitlendiği, borsanın dört ayın en sert düşüşünü yaşadığı, Finansal İstikrar Komitesi'nin sabah sekizde toplandığı hafta, ülkenin yasama organı toplanmıyordu.

Bunu bir ayrıntı olarak geçmeyin. Burjuva demokrasisinde "halkın iradesinin tecelli ettiği yer" diye anlatılan Meclis, krizin en sıcak on beş gününde kapalıydı. Kararları kim aldı? Finansal İstikrar Komitesi (Hazine ve Maliye Bakanı, TCMB, BDDK, SPK, TMSF başkanları), SPK Kurulu ve savcılık. Yani seçilmemiş kurullar. 131 fonun tasfiyesi, teminat oranlarının değiştirilmesi, tasfiye süresinin üç aydan altı aya uzatılması: Hiçbiri bir oylamadan geçmedi. Marx'ın modern devletin yürütmesi için söylediği "burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komite" tanımı, bu hafta neredeyse kelimesi kelimesine bir kurumun adıydı.

Peki Meclis kapalıyken bir milletvekili ne yapabilir? Genel Kurul toplanmasa da yazılı soru önergesi vermek mümkündür. Önergeler TBMM Başkanlığı'na sunulur, ilgili bakanlığa gönderilir ve Meclis kayıtlarına girer. Ahmet Şık'ın yaptığı budur: Kürsü kapalıyken, açık kalan tek resmî kanalı kullanmak. Ana muhalefet partisi CHP de aynı dönemde Meclis araştırması önergesi verdi; o önerge ancak Meclis açıldıktan sonra Genel Kurul'da görüşülebilecek.

Soru önergesi nedir, ne işe yarar?

Yazılı soru önergesi, bir milletvekilinin bir bakana resmî olarak soru sorduğu belgedir. TBMM İçtüzüğü'ne göre bakanın on beş gün içinde yazılı yanıt vermesi gerekir; gerekçe gösterilerek bu süre uzatılabilir. Pratikte önergelerin önemli bir kısmı yanıtsız kalır ya da genelgeçer bir paragrafla geçiştirilir.

Peki neden önemli? Çünkü soru önergesi, bir soruyu resmî kayda geçirir. Bir gazete haberi silinebilir, bir sosyal medya hesabı erişime kapatılabilir (bu hafta 246 hesap kapatıldı); Meclis kaydındaki soru kalır. Bakan yanıt vermezse, yanıtsızlığın kendisi de kayda geçer. Lenin, burjuva parlamentosunu bir yanılsama olarak eleştirirken, onun olanaklarını teşhir için kullanmayı da öğütlüyordu. Soru önergesi, bu olanakların en küçük ama en kalıcı olanıdır.

Önergeyi kim yazdı? Gazeteci milletvekili

Önergeleri okurken bir şey dikkat çekiyor: Bunlar klasik bir milletvekili sorusundan çok, bir araştırmacı gazetecilik dosyasına benziyor. Tarih veriyor, kurum adı veriyor, para akışının yönünü soruyor, İsviçre ve Lüksemburg gibi somut duraklar sayıyor. Bu tesadüf değil. Ahmet Şık, milletvekili olmadan önce yıllarca devlet içi yapılanmaları ve sermaye-iktidar ilişkilerini araştıran bir gazeteciydi; bu çalışmaları yüzünden iki kez tutuklandı. Önergelerde gördüğümüz, gazetecinin sorusunun milletvekilinin dokunulmazlığıyla kayda geçirilmesidir.

Genç yoldaşlar için bunun bir dersi var: Teşhir bir zanaattır. "Hepsi hırsız" demek kolaydır ve hiçbir şey kanıtlamaz. "Şu tarihte şu fonda kapalı dönemde kimler vardı, şu tarihten önce kimler çıktı, şu hesaptan şu ülkeye ne kadar gitti" demek zordur ve cevapsız kaldığında bile bir şey kanıtlar: Bilginin var olduğunu ve saklandığını.


Önergelerin Anatomisi

Şık iki önerge verdi: 21 Eylül'de geniş kapsamlı bir önerge, 23 Eylül'de dar ve keskin bir önerge. İkisini de basına yansıyan metinlerden (ANKA, bianet, BirGün, Medyascope, dokuz8HABER) derleyerek açalım.

Birinci önerge (21 Eylül): Beş soru kümesi

Önergenin gerekçesi, krizi şu cümleyle tarif ediyor: SPK'nın yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinin ardından bazı portföy yönetim şirketlerinde yoğun katılma payı iade talepleri oluştuğu, bazı fonlarda temerrüt yaşandığı ve iade sürelerinin uzatıldığı. Önergeye göre Ağustos sonundan bu yana fonlardan istenen iade tutarı 130 milyar lirayı aşmış. (Tera'nın yalnızca kendi fonları için açıkladığı "yaklaşık 300 milyar TL" talep rakamıyla bu rakam farklı bir dönemi ve kapsamı ölçüyor olabilir; ikisini karıştırmayın.)

Sorular beş kümede toplanıyor. Her kümenin yanına, o sorunun sınıfsal olarak neyi hedeflediğini yazdık:

KümeSorulanNeyi hedefliyor
1. Denetimin zamanlamasıSPK serbest fonlardaki yoğunlaşma riskini 28 Ağustos düzenlemesinden önce ne zaman tespit etti? Bakan Kasım 2025'te manipülasyonu bildiğini söylediyse, düzenleme neden on ay sonra geldi? Ekim 2025'te ceza kesilen şirkete neden dokunulmadı?Devletin bilgisi ile eylemi arasındaki boşluk. O boşlukta kimin kazandığı.
2. Kapalı dönemin kimliğiTLY fonunun kapalı döneminde kimler vardı? 12 kişiden 159 kişiye nasıl çıkıldı? 400 katlık artış hangi mekanizmayla oldu?Kazancın ilk sahiplerinin adı.
3. Siyasi ve bürokratik bağlantıKapalı dönem yatırımcıları arasında siyasetçi, bürokrat ya da yakınları var mı? Bu kişiler "siyasi nüfuzlarını" kullandı mı? SPK yöneticileri ya da yakınları işlem yaptı mı?Bilgiye en yakın duranların piyasadaki konumu.
4. Paranın yoluYüksek tutarlı İsviçre transferleri neden otomatik kontrol sistemlerine takılmadı? Lüksemburg gibi ülkelerdeki şirketler üzerinden yapılan işlemler şüpheli işlem kapsamında incelendi mi?Kazancın ülke dışına, erişilemez yere taşınması.
5. Faturanın muhatabıKaç yatırımcı etkilendi? Toplam iade talebi ve ödeme takvimi ne? Bir telafi mekanizması devreye girecek mi? Benzer olayları önlemek için hangi mevzuat değişiklikleri planlanıyor?Kalanların durumu.

Bu tabloya dikkatle bakın. Beş küme aslında bir paranın yolculuğunu izliyor: Devlet görmüş ama durmamış (1); para önce birkaç kişiye yazılmış (2); o birkaç kişi iktidara yakın olabilir (3); para yurt dışına çıkmış (4); geriye kalanlar ise bekliyor (5). Önerge, bir krizin değil bir transferin hikâyesini soruyor.

Anılan isimler ve görevler

Önerge, kapalı döneme katılıp katılmadıklarını sorarak Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Hasan Doğan ve BTK Kurul Üyesi Batuhan Mumcu'nun adını anıyor; Medyascope'a göre bir AKP milletvekili de sorulanlar arasında. Önerge ayrıca Cumhurbaşkanlığı Akademik Danışma Kurulu üyeliği, diplomatik görevler, Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı ve çeşitli kamu görevlerinde bulunan ya da bulunmuş kişilerin incelenip incelenmediğini soruyor.

Bir kez daha altını çizelim: Bunlar sorudur. Bu kişilerin fonda olduğuna dair kamuya açık bir kanıt yok; hiçbiri hakkında bu konuda bir işlem bilinmiyor. Yazıyı hazırladığımız sırada bu kişilerden gelmiş bir yanıt ya da yalanlamaya da rastlamadık.

Yine de görev listesinin kendisi öğretici. Sayılan makamlar (yargı, iletişim düzenleyicisi, Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı, diplomasi) piyasanın kurallarını koyan, denetleyen ya da bilgisine erişen makamlardır. Soru, "zenginler fonda mıydı" sorusu değil; "kuralı koyanlar, kuralın uygulanacağı oyunda oyuncu muydu" sorusudur.

Gürlek'in adının sorulması ayrıca yapısal bir sorun gösteriyor: Soruşturmayı yürüten savcılıklar Adalet Bakanlığı'nın idarî yapısı içindedir. Bakan, soruşturma hakkında kamuoyuna açıklama yapan kişidir; 246 hesabın kapatıldığını ve tutuklamaları duyuran da odur. Kapalı dönem yatırımcılarının kimliğinin açıklanmadığı bir soruşturmada, "soruşturmanın kime bağlı olduğu" da sorulmalıdır. Bu bir suçlama değil; hukukun en temel ilkesidir: Kimse kendi davasının hâkimi olamaz.

İkinci önerge (23 Eylül): Kapı kapanmadan kim çıktı?

İkinci önerge daha dar ve daha keskin. Gerekçede Şık, olayları "organize dolandırıcılık" iddiası olarak niteliyor ve fonun kapalı döneminde 12 kişinin kurucu konumunda bulunduğunu, sonra "çeşitli manipülasyonlarla" 159 kişinin fona girdiğini, bunlar arasında "AKP ve devlet bürokrasisi içinden bazı isimlerin veya yakınlarının" bulunduğunun iddia edildiğini aktarıyor. Ardından üç kişinin adını veriyor: Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç. Ve üç soru soruyor:

  1. Bu kişiler söz konusu portföy yönetim şirketleriyle milyon doları aşkın işlem yaptı mı?
  2. Fonlar temerrüde düşmeden kısa süre önce yüksek meblağlı çıkış yaptılar mı?
  3. Bu işlemler soruşturma kapsamında inceleniyor mu?

Bu üç isim ilk kez gündeme gelmiyor. Kısa Dalga'nın hatırlattığına göre CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 17 Mart 2026'da Akın Gürlek'in mal varlığına ilişkin basın toplantısında bu üç ismi, Gürlek'in taşınmaz alım satımlarında aracılık eden kişiler olarak anmıştı. Açık kaynaklarda Osman Dündar Çiftçi'nin bir televizyon kanalının yönetim kurulu üyesi olduğu ve 2021'de kurulmuş bir orman ürünleri dış ticaret şirketinin sahibi olduğu görülüyor; diğer ikisi hakkında kamuya açık bilgi sınırlı.

İki önergenin ilişkisine bakın. Birincisi "kimler içerideydi?" diye soruyor; ikincisi "kimler kapı kapanmadan çıktı?" diye. Birincisi mülkiyetin haritasını, ikincisi zamanlamanın haritasını istiyor. Bir transferi kanıtlamak için ikisi birlikte gerekir: Kim girdi, kim ne zaman çıktı.

Ve iki şeyi ayırın: Özel'in Mart'taki iddiası da, Şık'ın Eylül'deki sorusu da iddia ve sorudur. Ama sorunun mantığı sağlamdır: Bir fonun çöküşünden hemen önce kimin çıktığı, o çöküşü kimin önceden bildiğinin en somut göstergesidir. Ve bu bilgi MKK ve Takasbank kayıtlarında, yani devletin elinde, zaten vardır. Soru "bilinebilir mi" değil, "açıklanacak mı" sorusudur.

CHP'nin araştırma önergesi

CHP Grup Başkanvekilleri adına Faik Öztrak, Rahmi Aşkın Türeli, Sevda Erdan Kılıç ve Serkan Sarı da bir Meclis araştırması önergesi verdi. Cumhuriyet'in aktarımına göre önergenin ana tezi: Kriz bir günlük likidite sorunu değil, 2025 sonundan başlayan yaklaşık on aylık bir süreçtir; SPK ve Bakanlık bu süreci biliyordu. Önerge; tüm usulsüzlüklerin ve toplam riskin, denetim kurumlarının neden geç kaldığının, etkilenen yatırımcı sayısının, haksız kazanç elde edenlerin, olası içeriden bilgi ticaretinin, mal varlıklarına el koyma olanaklarının ve tasfiye sürecinin denetiminin araştırılmasını istiyor.

İki girişimi yan yana koyalım, çünkü farkları öğretici:

Şık'ın soru önergeleriCHP'nin araştırma önergesi
AraçYazılı soru; tek milletvekiliMeclis araştırması; grup önerisi
MuhatapHazine ve Maliye BakanıTBMM Genel Kurulu
Ne zaman işlerHemen; bakan yanıt vermekle yükümlüMeclis açıldıktan sonra, Genel Kurul oylarsa
OdakKişiler ve para akışı: kim girdi, kim çıktı, para nereye gittiKurumlar ve süreç: denetim neden gecikti, risk ne kadar
Güçlü yanıSomut; yanıtsızlığı da bir veriKabul edilirse komisyon belge ve tanık çağırabilir
SınırıBakan yanıtlamayabilirİktidar çoğunluğu reddedebilir

İkisi birbirini tamamlıyor; ama farkı görün. Araştırma önergesi kurumların işleyişini sorguluyor; soru önergesi ise işleyişin kimin lehine olduğunu. Birincisi "sistem neden çalışmadı?" diyor, ikincisi "sistem kimin için çalıştı?" Bizim sorumuz ikincisine daha yakın.


1 Ekim'den Sonra: Meclis Takvimini İzlemek

Meclis açıldığında fon krizi, soru önergesi kanalından Genel Kurul'a da taşınabilecek. İzlenmesi gereken takvim şöyle:

Tarih / AşamaNe olacakNeye bakmalı
1 EkimTBMM yeni yasama yılına başlıyor.Açılış konuşmalarında fon krizine değinilecek mi?
Ekim'in ilk haftaları21 ve 23 Eylül önergeleri için İçtüzük'teki on beş günlük yanıt süresi dolmuş olacak.Bakanlık yanıt verdi mi? Yanıt TBMM sitesinde yayımlandı mı? Sorulara tek tek mi, genel bir paragrafla mı yanıt verildi?
Genel Kurul gündemiMuhalefet grupları "grup önerisi" ile araştırma önergesinin öne alınmasını isteyebilir.Öneri oylanırsa kim hangi oyu verdi?
Gündem dışı konuşmalar ve söz talepleriMilletvekilleri Genel Kurul'da kısa konuşmalarla konuyu gündeme getirebilir.Tutanağa girecek konuşmalarda somut veri var mı, yoksa yalnızca genel suçlama mı?
2027 bütçe görüşmeleriPlan ve Bütçe Komisyonu'nda Hazine ve Maliye Bakanlığı ile SPK bütçeleri görüşülecek.Bakan ve SPK Başkanı komisyonda fon krizi hakkında soru yanıtlamak zorunda kalacak mı?

Bu takvimi izlemek sıkıcı görünebilir. Ama genç yoldaşlar, burjuva devletin bir krizi nasıl "kapattığını" öğrenmenin yolu budur: Önce haftalarca sessizlik, sonra yanıtsız önergeler, sonra reddedilen araştırma, sonra bütçe görüşmelerinde iki cümle. Her adım kayda geçer. Kaydı tutan olursa, o sessizlik bir gün kanıt olur.


Soruşturma Cephesi: Kim Tutuklandı, Kim Susturuldu?

22 Eylül itibarıyla soruşturmanın adlî tablosu:

  • Toplam 63 kişi adlî süreçte: Pusula bağlantılı 44, Tera bağlantılı 15, Hedef/Info bağlantılı 4.
  • Tutuklananlar arasında Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan ile Tera Yatırım yönetim kurulunda yer alan ekonomistler Emre Alkin ve Kerem Alkin var.
  • Suçlamalar: nitelikli dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet.
  • Bir şüphelinin hesabından İsviçre'deki bir bankaya yaklaşık 2,9 milyar TL, bir başkasından 1,2 milyar TL transfer tespit edildi.
  • Bir düzine şüpheli firari.

Kerem Alkin ve Emre Alkin isimleri üzerinde bir an durmak gerekiyor; kişisel oldukları için değil, işlevleri için. İkisi de yıllardır televizyon ekranlarında ekonomiyi yorumlayan, "piyasa"yı halka anlatan isimlerdir. Suçlu olup olmadıklarını mahkeme belirleyecek. Ama şu gerçek şimdiden ortada: Ekranda "piyasanın aklını" anlatan kişi ile piyasadaki şirketin yönetim kurulunda oturan kişi aynı kişi olabiliyor. Gramsci burjuvazinin hegemonyasının yalnızca zorla değil, rızayla, rızanın da "aydınlar" aracılığıyla üretildiğini söyler. Türkiye'de ekonomi yorumculuğu çoğu zaman bu rıza üretiminin en görünür biçimidir: "Borsaya girin, fon alın, paranız çalışsın." O cümlenin kimin çıkarına kurulduğunu bu hafta gördük.

Şimdi aynı haftanın öteki yüzüne bakalım. Adalet Bakanı Gürlek'in açıklamasına göre:

  • 246 sosyal medya hesabı, "spekülatif içerik" gerekçesiyle erişime kapatıldı.
  • Bakırköy'de ayrı bir soruşturmada, sosyal medyada "korku ve panik yaratan" paylaşımlar nedeniyle 16 kişi tutuklandı.

Bu iki rakamı on aylık kronolojinin yanına koyun. Manipülasyonu bilen devlet on ay boyunca fonları durdurmadı. Ama fonların çöktüğü hafta, çöküşten söz eden 246 hesabı birkaç günde kapattı. Yangını görüp on ay seyreden kurum, "yangın var" diye bağıranı bir haftada susturdu.

Burada ayrım yapalım: Sosyal medyada bilgi kirliliği gerçek bir sorundur ve kasıtlı panik yaratmak da bir manipülasyon biçimidir. Ama bir devletin önceliklerini, hızına bakarak okuyabilirsiniz. Neyi on ayda, neyi bir haftada yaptığı, kimi korumak istediğini gösterir.


Sınıfsal Okuma: Bilgi de Mülkiyettir

Genç yoldaşlar, şimdi bütün bu ayrıntıları bir kenara koyup yapıya bakalım.

Burjuva iktisat ders kitapları borsayı "bilginin fiyata yansıdığı yer" diye tanımlar. Buna "etkin piyasa" denir: Herkes aynı bilgiye sahiptir, fiyat bu bilgiyi yansıtır, kimse sistematik olarak kazanamaz. Bu tanım bir idealdir ve bu hafta bu idealin gerçekte nasıl işlediğini gördük.

Bilgi, piyasada eşit dağılmaz. Kimin ne zaman ne bildiği, kimin ne zaman çıkabildiğini belirler. Ve bilginin dağılımı rastgele değildir; mülkiyetin ve iktidarın dağılımını izler. Fonu kuran, fonun ne tuttuğunu bilir. Düzenlemeyi hazırlayan, düzenlemenin ne zaman geleceğini bilir. Bürokrasiye yakın olan, bürokrasinin ne düşündüğünü bilir. Banka uygulamasından fon alan ücretli ise yalnızca ekrandaki getiri rakamını bilir.

Bu yüzden "içeriden bilgi ticareti" sadece bir suç tanımı değildir; kapitalist piyasanın normal hâlinin en uç noktasıdır. Yasadışı olan, bilgiyi çalarak kullanmaktır. Yasal olan ise, bilgiye yakın durmanın sağladığı sürekli avantajdır. Bu avantaj, sınıf ilişkisinin finansal piyasadaki biçimidir.

İki tarafı yan yana koyalım:

Kapı kapanmadan çıkanlarKapı kilitlenince içeride kalanlar
Fona ne zaman girdiKapalı dönemde; fon 12 kişiykenTEFAS'a açıldıktan sonra; getiri tablosunu görünce
Neyi biliyorduFonun ne tuttuğunu, düzenlemenin geleceğini (iddia)Ekrandaki getiri rakamını
Kazancın kaynağıKendisinden sonra girenin parasıYok; kendi parası, başkasının kazancına dönüştü
Ne zaman çıktıTemerrütten önce (Şık'ın sorusu)Çıkamadı; en az 6 ay bekleyecek
Hangi fiyattanTepe fiyattanTasfiye fiyatından (henüz belli değil)
Devletle ilişkisiSoru önergelerinde adı soruluyorSPK'nın "resmî açıklamaları takip edin" çağrısının muhatabı
SusturulanKimliği açıklanmıyor"Panik" paylaşımı yapan erişim engeliyle karşılaşıyor
Tasfiye sürecindeParası zaten çıkmışTasfiye süresince yönetim ücreti fondan kesilmeye devam ediyor

Son satırı bir kez daha okuyun. NTV'nin aktardığı tasfiye kurallarına göre, tasfiye devam ederken yönetim ücretleri fondan karşılanmaya devam edecek. Yani parası kilitli olan yatırımcı, parasını geri alamadığı altı ay boyunca, o parayı yönetmenin bedelini ödemeye devam ediyor. Sermaye, çöküşün içinde bile akışın yönünü korur.

Liberal okumanın sınırı

Muhalefetin ve ana akım iktisatçıların önemli bir kısmı bu krizi "denetim eksikliği" olarak okuyor. SPK geç kaldı, Bakanlık bildi ama davranmadı, bürokratlar görevden alındı. Bunların hepsi doğru ve teşhir edilmesi gerekiyor. Ama bu okuma şunu varsayar: Denetim zamanında yapılsaydı, piyasa adil işleyecekti.

Bizim sorumuz farklı. On ay boyunca durdurulmayan şey neydi? Yasadışı bir makine mi, yoksa yasal parçalardan kurulmuş, çok kârlı ve çok iyi bağlantılı bir makine mi? Serbest fon yasaldı. Kapalı dönem yasaldı. Kapalı dönem yatırımcısının kimliğinin gizli kalması yasaldı. TEFAS'a açılmak yasaldı. Tek hisseye yoğunlaşmak 28 Ağustos'a kadar yasaldı. Savcılık bu parçalardan bazılarının suç oluşturacak biçimde birleştirildiğini iddia ediyor; bunu mahkeme belirleyecek. Ama makinenin parçaları, bugün hâlâ büyük ölçüde yasaldır. Denetim, makinenin hızını ayarlar; makinenin ne için kurulduğunu değiştirmez.

"Yatırımcı da sormalıydı" cümlesi

Mahfi Eğilmez, "Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?" yazısında sorumluluğu üçe ayırıyor: fon yöneticileri, kamu otoritesi ve "olağanüstü getiri nasıl mümkün oluyor?" diye sormayan yatırımcı. Ve temel ilkeyi hatırlatıyor: "Kazancın sahibi kazancını, riskin sahibi de riskini üstlenmeli."

İlke kulağa adil geliyor. Ama tabloya dönün. Kazancın sahibi, kapalı dönemde içeride olandır. Riskin sahibi, vitrinden girendir. Bu ikisi aynı kişi değil. "Herkes kendi riskini üstlensin" ilkesi, bilginin eşit dağıldığı bir dünyada adil olabilirdi. Bilginin mülkiyetle birlikte yukarıda toplandığı bir dünyada, bu ilke riskin aşağıya, kazancın yukarıya gitmesinin adıdır.

Üstelik para piyasası fonları da tasfiye listesinde. Para piyasası fonu, yatırım araçları arasında "en güvenli" diye pazarlanandır; mevduatın alternatifi olarak sunulur. O fona parasını koyan kişi "olağanüstü getiri" peşinde değildi; enflasyondan korunmaya çalışıyordu. Ona "sen de sormalıydın" demek, kendini korumaya çalışanı, korumasız bırakılmasından sorumlu tutmaktır.


Neden Şimdi, Neden Bu Kadar İnsan?

Bu soruyu önceki yazılarımızda da sorduk, bir kez daha soralım: Yarım milyona yakın insan neden bu fonlardaydı?

Yanıt, kişisel açgözlülükte değil, ücretin koşullarındadır. Ücret yıllardır enflasyonun gerisinde. Mevduat faizi uzun süre enflasyonun altında kaldı. Konut, ücretlinin ulaşabileceği bir birikim aracı olmaktan çıktı. Döviz alımı zorlaştırıldı. Birikimin gidebileceği yerler bir bir kapandıkça, telefondaki banka uygulamasında "fon" sekmesi, çoğu insan için tek açık kapı oldu.

Devlet de bu kapıyı özendirdi. "Tasarrufu sermaye piyasasına yönlendirmek" yıllardır resmî ekonomi programlarının hedefidir. Ücretlinin birikimi, sermayenin ucuz kaynağı olarak görüldü. 12 Eylül Dosyası'nda yazdığımız gibi, sendikaların kapatıldığı dönemin hemen ardından Sermaye Piyasası Kanunu çıktı. Kırk yıl sonra, emeğin kolektif pazarlık gücünün yerine bireysel "yatırımcı" kimliği konmuş durumda. Maaş artışını grevle değil, fon getirisiyle kovalayan bir ücretli, tam da bu kırk yılın ürünüdür.

Ve bir kez daha: İşsizlik ve iş gücü verilerinde gördüğümüz geniş tanımlı işsizlik ve düşük ücret tablosu, bu fonlara giren paranın arka planıdır. Birikimi eriyen ücretli, "aylık yüksek getiri" vaadine rasyonel bir çaresizlikle yönelir.


Açık Sorular

Yanıtını bilmediğimiz, ama bilinmesi gereken sorular. Bunların çoğunun yanıtı devletin kayıtlarında zaten var:

  • Kapalı dönemde TLY'de bulunan 12 ve sonra 159 kişi kimdir? MKK kayıtları bu listeyi içerir; neden açıklanmıyor?
  • Temerrütten önceki son otuz günde, bu fonlardan en yüksek tutarla çıkan ilk yüz yatırımcı kimdir? Bu kişilerden kaçı kapalı dönem yatırımcısıdır?
  • Şimşek Kasım 2025'te "biliyoruz" dediğinde, bakanlık neyi biliyordu? Finansal İstikrar Komitesi'nin 2 Aralık 2025 toplantısının tutanakları neden kamuya açık değil?
  • Şubat 2026'da hazırlandığı iddia edilen SPK kararı gerçekten var mıydı? Varsa kim, neden durdurdu?
  • İsviçre'ye aktarılan milyarlarca lira MASAK'ın hangi kontrolünden, neden geçti?
  • Tasfiye hangi fiyattan yapılacak? Yönetim ücretinin tasfiye süresince kesilmeye devam etmesinin gerekçesi nedir?
  • Ahmet Şık'ın önergelerine İçtüzük'te öngörülen süre içinde yanıt verilecek mi? Verilirse, anılan isimlerle ilgili sorular yanıtlanacak mı, yoksa "yargı süreci devam ediyor" denip geçilecek mi?
  • Krizin en sıcak günlerinde Meclis tatildeydi. Meclis'in olağanüstü toplantıya çağrılması neden gündeme gelmedi?
  • CHP'nin araştırma önergesi Genel Kurul'da oylanacak mı, oylanırsa hangi oylarla reddedilecek ya da kabul edilecek?
  • Bu fonların şişirdiği şirketlerde kaç işçi işini kaybetti? Bu soru, bugüne kadar ne bir önergede ne bir soruşturma açıklamasında sorulmadı.

Son soruya özellikle dikkat edin. Meclis'teki tartışmanın tamamı yatırımcı etrafında dönüyor. Fonların fiyatını şişirdiği şirketlerin bazılarında üretim durdu, kadrolar küçüldü. O işçiler bu krizin ilk kurbanlarıydı ve hâlâ kimsenin gündeminde değiller.


Peki Ne Yapmalı?

Bu hafta
  1. Önergeleri takip edin ve yaygınlaştırın. Ahmet Şık'ın 21 ve 23 Eylül önergelerinin TBMM sitesindeki kaydını takip edin. Yanıt süresi dolduğunda, yanıt gelmediyse bunu yazın, paylaşın. Yanıtsızlık da bir veridir; kayda geçirilmelidir.

  2. Meclis takvimini izleyin. Yedinci bölümdeki tabloyu bir takip çizelgesine dönüştürün. Araştırma önergesi ya da grup önerisi oylandığında hangi milletvekilinin nasıl oy verdiğini tek tek kaydedin. Kendi seçim bölgenizin milletvekiline ne oy verdiğini, ya da vermeyi düşündüğünü, yazılı olarak sorun.

  3. Fonda parası olan tanıdıklarınızla konuşun. Tek başına değil, birlikte hareket etmelerini önerin. Tasfiye altı ay sürecek. Altı ay boyunca dağınık 455 bin kişi ile örgütlü bir yatırımcı grubu arasındaki fark, tasfiye koşullarını belirleyebilir. Hukukî yollara başvurmadan önce belgelerini (alım dekontları, fon bilgilendirme formları, banka yazışmaları, varsa "danışman" mesajları) saklamalarını söyleyin.

Talepler
  1. Kapalı dönem yatırımcı listesinin açıklanması. Serbest fonların kapalı dönem yatırımcılarının kimliği, en azından kamu görevlisi ve siyasetçi olup olmadıkları, kamuya açıklanmalı. Bu, kişisel veri değil, kamu yararı meselesidir.

  2. Temerrüt öncesi çıkışların incelenmesi ve geri alınması. Temerrütten önceki belirli bir süre içinde, içeriden bilgiyle yapıldığı tespit edilen çıkışlar, iflas hukukundaki "tasarrufun iptali" mantığıyla geri alınmalı ve tasfiye havuzuna eklenmeli.

  3. Tasfiye süresince yönetim ücretinin durdurulması. Parasını alamayan yatırımcıdan yönetim ücreti kesilmesi kabul edilemez.

  4. Küçük yatırımcı önceliği. Tasfiye ödemelerinde küçük portföylere öncelik tanınmalı. İşçi alacaklarının iflas masasında öncelikli olması gibi.

  5. Çıkar çatışması kuralı. Soruşturmanın muhatabı olabilecek bir bakanın, soruşturma hakkında açıklama yapmaması ve süreçten el çektirilmesi.

  6. İşçiler için tespit. Fonların şişirdiği şirketlerde son iki yılda işten çıkarılan işçilerin sayısı tespit edilmeli, bu işçilerin alacakları kurucu ve yöneticilerin tedbir konulan mal varlıklarından öncelikle karşılanmalı.

Kolektif iş
  1. Bir açık veri tablosu. Tasfiye edilen 131 fonun listesi, yönetim şirketleri, tasfiyeyi yürüten banka, fon büyüklükleri, soruşturmadaki kişiler ve rolleri, soru önergeleri ve yanıt durumları. Hepsi kamuya açık kaynaklardan derlenebilir. Bilgi dağınık olduğunda gücü olmaz; bir araya geldiğinde teşhir aracı olur. Bu, küçük bir grup genç yoldaş için birkaç haftalık somut bir iştir.

  2. Rakamları doğrulayarak paylaşın. Bu hafta 350 bin, 455 bin, 514 bin, bir milyon; 826, 891, 900 milyar gibi rakamlar dolaştı. Paylaştığınız her rakamın kaynağını belirtin. Karşı tarafın en kolay savunması, bizim yanlış rakamımızdır.

  3. Çevrenizde anlatın. Fona girmiş bir arkadaşınıza "neden girdin" demeyin. Ona bu yazıdaki tabloyu gösterin: Kapıdan önce kim çıktı, kapı kapanınca kim kaldı. Suçun onda olmadığını, bir yapının içinde durduğunu anlatın. Öfkeyi kendine değil, yapıya yöneltmesine yardım edin.


Sevgili Yoldaşlar,

Bu krizin ilk haftasında sorulan soru "ne oldu?" idi. İkinci haftasında soru değişti: "Kim biliyordu?"

Bu sorunun değişmesi önemli. Çünkü "ne oldu" sorusunun yanıtı teknik bir anlatıdır: likidite, temerrüt, tasfiye. "Kim biliyordu" sorusunun yanıtı ise siyasi ve sınıfsaldır. Bir bakan on ay önce "biliyoruz" dedi. Bir kurul on ay boyunca düzenlemeyi bekletti. Bir fon, vitrine çıkmadan önce içerideki on iki kişiye yüz kat kazandırdı. Vitrinden giren yüz binler ise kilitli kapının arkasında, yönetim ücretini ödemeye devam ederek altı ay bekleyecek.

Ahmet Şık'ın önergeleri ve CHP'nin araştırma talebi bu soruyu kayda geçirdi. Bu önemli bir adım; ama yeterli değil. Meclis kaydına geçen soru, sokakta, işyerinde, sendikada da sorulmadıkça, bakanın masasında yanıtsız bekleyen bir kâğıt olarak kalır.

Sevgili genç yoldaşlar, bu yazıdan tek bir şey kalacaksa şu olsun:

Piyasada herkes aynı fiyatı görür, ama aynı anda görmez. Kimin önce gördüğü rastlantı değildir; mülkiyetin ve iktidarın haritasıdır. "Kapı kapanmadan kim çıktı?" sorusu bu yüzden bir soruşturma sorusu değil, bir sınıf sorusudur. Yanıtı devletin kayıtlarında duruyor. Açıklanmıyorsa, açıklanmamasının nedeni de yanıtın bir parçasıdır.

Yoldaşça.


Kaynaklar
Soru önergeleri ve Meclis
On aylık kronoloji
TLY ve "12 kişi" iddiası
Tasfiye ve rakamlar
Soruşturma
Tartışma
Kuram
  • Karl Marx, Kapital, Cilt III, Beşinci Kısım (faiz getiren sermaye, kredi, hayalî sermaye)
  • Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri (hegemonya, rıza ve aydınlar)
  • V. I. Lenin, "Sol" Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı (burjuva parlamentosunun olanaklarını teşhir için kullanmak)
  • Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto (modern devletin yürütmesi: "burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komite")
Bağlantılı yazılarımız

Bilgi Müşterekleri — Bilgi Herkesindir. Bu yazıdaki tüm soruşturma bilgileri iddia aşamasındadır; kesinleşmiş mahkûmiyet yoktur, masumiyet karinesi geçerlidir. Soru önergelerinde adı geçen kişiler hakkında aktarılanlar milletvekillerinin sorularıdır, kanıtlanmış olgular değildir. Önerge içerikleri basına yansıyan metinlerden derlenmiştir; önergelerin tam metni TBMM sitesinde yayımlandığında karşılaştırılmalıdır. Konuya ilişkin bir Genel Kurul konuşması bulunmamaktadır; Meclis 1 Ekim 2026'ya kadar tatildedir. "Şubat 2026 SPK kararı" iddiası tek kaynağa (Halk TV) dayanmaktadır. Yazı yatırım tavsiyesi değildir. Rakamlar 23 Eylül 2026 itibarıyla basına yansıyan verilerdir.

Etiketler:#fon#borsa#kriz#fonkrizi#meclis#ahmetşık#finans#sınıf

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği