Kalabalığın Deliliği Değil, İçeridekilerin Bilgisi
Evrim Ağacı'nın Newton Videosu, Güney Denizi'nin Saklanan Yüzü ve Fon Vurgununda Önceden Çıkanlar

Sevgili Genç Yoldaşlar,
Evrim Ağacı yeni bir video yayımladı. Konusu Isaac Newton'un 1720'deki Güney Denizi balonunda para kaybetmesi ve bunun Türkiye'deki fon kriziyle benzerliği. Video iyi kurgulanmış, kaynakları özenli, anlatımı akıcı. Newton'un yatırımlarını arşivden yeniden kuran Andrew Odlyzko'nun çalışmasını, Keynes'in güzellik yarışması benzetmesini, Hoare's Bank'ın karını anlatıyor. Sonunda da yarım milyon kişiyi etkileyen fon krizine bağlanıyor.
Videonun ana cümlesi Newton'a atfedilen o ünlü söz: "Gök cisimlerinin hareketini hesaplayabilirim ama insanların deliliğini hesaplayamam." Ve verdiği ders: Balonlar kalabalığın deliliğinden doğar, bu deliliğin adı FOMO'dur (bir şeyi kaçırma korkusu), kendinizi eğitin, anlamadığınız şeye yatırım yapmayın.
Bu yazıda tersini savunacağız. Güney Denizi balonu da, 2026 fon vurgunu da kalabalığın deliliğiyle değil, içeridekilerin bilgisiyle açıklanır. 1720'de hisseyi bedavaya alan bakanlar vardı. 2026'da fonlardan çöküşten günler önce çıkanlar var ve bu insanların listesi devletin elinde duruyor ama kamuya açıklanmıyor. Videonun anlatmadığı şey tam olarak budur. Ve bu anlatmama tesadüf değil; popüler bilimin kapitalizmi doğal bir olgu gibi sunma alışkanlığının bir örneğidir.
Evrim Ağacı'yla bu ilk karşılaşmamız değil. Eylülde "Muhalefet Partileri Neden Kazan(a)mıyor?" videosuna "Evrim Ağacı'nın Sorusuna Sınıfın Yanıtı" başlığıyla yanıt vermiştik. O videoda ebedi muhalefet termodinamikle, evrimsel biyolojiyle ve oyun kuramıyla açıklanıyor ama "sınıf" kelimesi bir kez bile geçmiyordu. Ekimde de "Yapay Genel Zeka Geldiğinde Ne Yapacaksın?" videosunu ele almıştık. O videoda mülkiyet ilişkileri sabit tutuluyor, değişen tek şey teknoloji oluyordu. Bugünkü video da aynı deseni izliyor: Toplumsal bir olgu doğa yasası gibi anlatılıyor ve sınıf anlatıdan çıkıyor. Bu yazı o iki yazının devamı; yeri geldikçe onlara döneceğiz.
Bu yazıdaki soruşturma bilgileri ve kişilere yönelik iddialar, aktardığımız kaynaklardaki haliyledir; kesinleşmiş mahkumiyet yoktur, masumiyet karinesi geçerlidir. Bizim tezimiz bir kişinin suçu hakkında değil, bu vurgunun hangi siyasal ağ içinde mümkün olduğu hakkındadır.
Önce Özet: Bu Yazı Ne Diyor?
Acelesi olan için yazının tamamı dokuz tezde:
- Güney Denizi bir delilik değil, bir rüşvet düzeniydi. Şirket, Hazine Bakanı dahil hükümet üyelerine ve kralın çevresine bedava hisse dağıttı. Parlamento soruşturması bunu belgeledi; Hazine Bakanı Londra Kulesi'ne kapatıldı. Video bunu hiç anmıyor.
- Balonun "simetrik doğası" bir beceri meselesi değil, bilgi ve güç meselesidir. Video, erken çıkanın bir "enayi"ye ihtiyacı olduğunu doğru söylüyor ama erken çıkanları "işini bilen profesyoneller" olarak sunuyor. Oysa 1720'de de 2026'da da erken çıkışın asıl kaynağı devletin içinden gelen bilgiydi.
- 2026'da erken çıkış belgeli. Adalet Bakanı'nın kendi açıklamasına göre üç fondan 214 kişi ve şirket 187,6 milyar lira kazandı; 13–16 Eylül'de, yani çöküşten hemen önce fondan çıkanlar inceleniyor. Liste TMSF'ye verildi, kamuya açıklanmadı.
- Bilgi devletteydi. Savcılığın 19 Ağustos'ta SPK'yı uyardığı, Bakan Şimşek'in Kasım 2025'te manipülasyonu bildiklerini söylediği, Pusula yöneticilerinin çöküşten haftalar önce yurt dışına milyonlarca dolar gönderdiği basına yansıdı.
- Ağın rengi belli. Adı geçenler arasında AKP'li eski bir bakan, eski AKP Gençlik Kolları yöneticisi bir fon sahibi, AKP'li bir grup başkanının oğlu, bir bakan yardımcısının damadı var. Biz buna kişisel suç listesi değil, iktidar ağı diyoruz: Vurgun, devlet bilgisinin, düzenleyici gücün ve siyasi yakınlığın aynı elde toplandığı yerde mümkün oldu.
- Videonun kendi Türkiye anlatısı bu yüzden eksik. Video çöküşü "28 Ağustos kuralından korkan yatırımcının paniği" olarak anlatıyor ve "kim manipüle etti, zamanla belli olacak" diyerek geçiyor. Oysa asıl soru zaten ortada: Kim önceden biliyordu?
- Evrim Ağacı kapitalizmi normalleştiriyor. Piyasayı "kolektif düşüncelerimizin ortalaması", çöküşü "insan psikolojisi", çözümü "kendine yatırım" olarak sunmak; sınıfı, mülkiyeti ve devleti anlatıdan çıkarmak demektir. Sponsorun bir bankanın yatırım yaptığı bir okul olması ve "en iyi yatırım kendine yaptığın yatırımdır" mesajı, bu çerçevenin ta kendisidir.
- Bugünün görevi bireysel eğitim değil, örgütlü denetimdir. Kimse borsayı okuyarak devletin içindeki bilgiye erişemez. Listenin açıklanması, erken çıkanlardan paranın geri alınması ve mağdurun örgütlenmesi bilgiyle değil, güçle olur.
- Asıl çözüm, borsanın kendisini gereksiz kılmaktır. Daha iyi bir SPK, daha temiz bir fon ya da daha bilgili bir yatırımcı balonları bitirmez. Balonları bitirecek olan, üretimin kağıt üzerindeki kar beklentisine göre değil, tüm insanlığın ihtiyaçlarına göre ve bilimsel akılla planlandığı bir toplumdur. Borsa kavramının tarihe karıştığı o toplumun adı sosyalizmdir.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
Videonun Anlattığı: Kısa Bir Aktarım
Önce adil olalım ve videonun ne dediğini doğru aktaralım.
Video, İngiltere'nin 1680'de borçsuzken savaşlar yüzünden 1717'de ekonomisinin %60'ı oranında borca girdiğini anlatıyor. Güney Denizi Şirketi 1720'de devletin yaklaşık 30 milyon sterlinlik borcunu üstleniyor, karşılığında alacaklılara kendi hissesini veriyor. Dönüşüm oranının nominal değere değil piyasa fiyatına bağlı olması, fiyat yükseldikçe şirketin elinde satılacak daha çok hisse kalması demek. Bu yüzden şirket fiyatı yukarı itmek için her şeyi yapıyor: taksitli hisse satışı, hisse teminatıyla kredi, dört ayrı halka arz. Hisse Ocak'ta 128 sterlinden Haziran'da 1000 sterlinin üstüne çıkıyor, Ekim'de 200 sterline iniyor.
Newton'un hikayesi de burada. Newton dikkatli bir yatırımcıdır: servetinin yarısından azını bu hisseye koymuş, 1712'den beri yavaş yavaş biriktirmiş, Nisan'da 350 sterlinden satıp yaklaşık 20 bin sterlin kar etmiştir. Ama fiyat iki katına çıkınca Haziran'da geri alır, devlet tahvillerini de hisseye çevirir, düşüş başlayınca almaya devam eder. Sonuç: karının tamamı ve servetinin üçte birinden fazlası gider. Videoya göre bunun adı FOMO'dur.
Video sonra Keynes'in güzellik yarışmasına geçer: Piyasada fiyatı belirleyen şey bir varlığın gerçek değeri değil, başkalarının ona ne ödemeye razı olduğudur. Gezegenler denklemlerimizi umursamaz; piyasa ise onu hesaplayanların kendisinden oluşur. Bu yüzden Newton'un sözü, videoya göre, matematiğinin eksikliğinin itirafı değil, piyasanın doğasına dair isabetli bir tespittir.
Ve Türkiye: Bazı fonlar halka açıklığı düşük, hatta kendileriyle bağlantılı şirketlerin hisselerini topladı, fiyatlar yükseldi, getiriyi gören yatırımcı para koydu, döngü büyüdü. SPK 28 Ağustos'ta yoğunlaşmayı kısıtlayan kuralları yayımlayınca yatırımcılar paralarını çekmek istedi, fonlar satmak zorunda kaldı, fiyatlar çöktü, 17 Eylül'de 131 fon tasfiyeye alındı. Video şöyle bitiriyor: "Kimin zenginleştiği, kimin fakirleştiği ve kimin piyasayı nasıl manipüle ettiği zamanla daha net ortaya çıkacak." Öğütler: Kendinizi eğitin, anlamadığınız araca yatırım yapmayın, yatırımı zengin olmanın kestirmesi olarak görmeyin, küçük yatırımcıyı büyükten koruyan denge ve denetim mekanizmaları olmayan yerlere yatırım yapmayın.
Videonun güçlü yanlarını da teslim edelim. Şirketin köle ticaretiyle kurulduğunu söylüyor. Balonun simetrik olduğunu, kazananın kaybedene ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Türkiye'deki mekanizmayı "temelsiz hisseler" ve "kapalı döngü" olarak doğru tarif ediyor. Newton'un sözünün kaynağının belirsiz olduğunu dürüstçe belirtiyor.
Ama bir anlatı, söyledikleri kadar söylemedikleriyle de kurulur. Şimdi söylenmeyenlere geçelim.
Güney Denizi'nin Saklanan Yüzü: Bedava Hisse Alan Bakanlar
Video Güney Denizi balonunu anlatırken çöküşten sonra ne olduğunu anlatmıyor. Oysa çöküşten sonra olanlar, balonun neden şiştiğini en açık gösteren bölümdür.
1721'de İngiliz Parlamentosu bir gizli komite kurdu. Komitenin ortaya çıkardığı şey şuydu: Şirket, borç dönüşüm yasasının Parlamento'dan geçmesi için hükümet üyelerine, milletvekillerine ve kralın çevresine parasını ödemeden hisse vermişti. Bu "hisseler" aslında bir opsiyondu: Fiyat yükselirse aradaki farkı kar olarak alacaklardı, düşerse hiçbir şey kaybetmeyeceklerdi.
Adı geçenler arasında şunlar vardı:
- John Aislabie, Maliye Bakanı (Chancellor of the Exchequer), yani borç dönüşüm planının devletteki mimarı. Parlamento'dan ihraç edildi ve Londra Kulesi'ne kapatıldı.
- Charles Stanhope, Hazine'nin ikinci adamı. Oylamayla kıl payı aklandı.
- James Craggs (baba), Posta Genel Müdürü; soruşturma sürerken öldü. Oğlu, Dışişleri Bakanı James Craggs da adı geçenler arasındaydı.
- Sunderland Kontu, hükümetin başındaki isim. Aklandı ama görevini bırakmak zorunda kaldı.
- Kral I. George'un çevresindeki saray mensupları.
Şirketin veznedarı Robert Knight, kimin ne kadar hisse aldığını gösteren kayıt defteriyle (tarihe "yeşil defter" olarak geçti) ülkeden kaçtı. Şirket yöneticilerinin mal varlığına el konuldu.
Bu tablo, videonun anlattığı "Newton bile FOMO'ya yenik düştü" hikayesini tamamen değiştiriyor. Fiyatı yukarı iten, kalabalığın açgözlülüğü değil, devletin içindeki bir ağın kar beklentisiydi. Bakanlar bedava opsiyona sahip oldukları için fiyatın yükselmesinden doğrudan çıkarlıydı. Bu yüzden yasayı geçirdiler, bu yüzden çöküşe kadar sustular.
Köpük Yasası bir "hata" değildi
Video Köpük Yasası'nı (Bubble Act, Haziran 1720) hükümetin "felaket bir hatası" olarak anlatıyor: Hükümet, Güney Denizi'ne avantaj sağlamak için yeni şirket kurmayı zorlaştırdı ve balonu büyüttü.
Ama "hata" kelimesi yanlış. Tarihçilerin büyük kısmı, yasanın Güney Denizi Şirketi'nin kendi talebi ve baskısıyla çıktığını kabul eder. Şirket, yatırımcı parası için rekabet eden başka şirketlerin önünü kesmek istiyordu ve hükümetteki hissedarları bunu sağladı. Bir şirketin rakiplerini yasayla piyasadan silmesine hata denmez; buna tekelin devlet eliyle korunması denir.
Köle ticareti bir dipnot değildi
Video şirketin köle ticaretinden geldiğini söylüyor, "insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri" diyor ve geçiyor. Oysa bu bilgi bir renk değil, hikayenin temelidir. Şirketin elindeki ayrıcalık, Utrecht Antlaşması'yla (1713) İspanya'dan alınan asiento, yani İspanyol Amerikası'na köleleştirilmiş Afrikalı satma tekeliydi. Kağıt üzerindeki o "değer", kaçırılıp satılan insanların bedeni üzerine yazılmıştı.
Marx bunu Kapital'in birinci cildinde ilkel birikim bölümünde anlatır: Kapitalizm doğarken kamu borcu, sömürge ticareti ve köle ticareti birbirine bağlı biçimde çalıştı. Kamu borcu kağıdı, köle gemisi ve borsa aynı makinenin parçalarıydı. Güney Denizi Şirketi bu üçünü tek bir şirkette toplayan örnektir. Bunu bir dipnota indirip asıl dersi "FOMO" olarak çıkarmak, kapitalizmin doğuşunu bir psikoloji vakasına çevirmektir.
Newton da bir "içeriden"di, ama yeterince içeride değildi
Burada ilginç bir ayrıntı var. Video, Newton'un Darphane'nin başında olduğunu, para konusunda İngiltere'nin en yetkin insanlarından biri sayıldığını anlatıyor. Doğru. Newton devlet aygıtının içindeydi ve en yüksek gelir dilimindeydi.
Ama Newton hükümetin içinde değildi. Bedava opsiyon dağıtılanlar listesinde değildi. Fiyatın neden yükseldiğini, ne zaman duracağını bilen ağın parçası değildi. Videonun kendi aktardığı "Newton and the Mint" projesi tarihçileri bile, bazı belgelerde Newton'un kendi adına mı yoksa Darphane adına mı işlem yaptığının belirsiz olduğunu söylüyor.
Yani hikayenin dersi şu değil: "Dahi bile kalabalığın deliliğine kapılabilir." Dersi şu: Dahi bile, bilginin dağıtıldığı odanın dışındaysa kaybeder. Newton'un aklı yetmedi, çünkü sorun akıl değildi. Sorun, bilginin ve kurallara erişimin eşit olmayan dağılımıydı.
"Profesyoneller" Kimdi?
Videonun en dikkat çekici paragrafı şu: Herkes deli değildi. Londra'nın köklü bankası Hoare's Bank, balonu doğru yönetti ve 1720'yi 28 bin sterlinin üstünde karla kapattı. Video şöyle devam ediyor: "Hemen her finansal balonda olduğu gibi, bu süreçte de ne yaptığını çok iyi bilen ve amatör yatırımcıların sırtından çok para kazanan bolca profesyonel vardı."
Bu cümlede doğru bir tespit ve yanlış bir çerçeve var.
Doğru tespit: Balon simetriktir. Birinin tepeden satabilmesi için birinin tepeden alması gerekir. Video bunu "enayi" (sucker) kelimesiyle söylüyor. Kar, kaybedenin cebinden gelir. Bunu Altı Buçuk Trilyon: Borsadan Silinen Para, Sofradan Eksilen Hayat yazımızda Marx'ın fiktif sermaye kavramıyla anlatmıştık: Kağıt değer üretmez; tepeden satanın aldığı para, bir başkasının birikiminden gelir. Fiyat artışı zenginlik yaratımı değil, transferdir.
Yanlış çerçeve: Kazananları "ne yaptığını bilen profesyoneller" olarak sunmak, kazancı beceriye bağlamaktır. Bu, kazananı zeki, kaybedeni aptal yapan bir anlatıdır. Peki 1720'nin gerçek kazananları kimdi? Hoare's Bank gibi iyi yönetilen kurumlar vardı, evet. Ama en garantili kazananlar riski hiç taşımayan, yani hisseyi parasını ödemeden alan bakanlar ve saray mensuplarıydı. Onların kazancı beceriden değil, konumdan geliyordu.
"Profesyonel" kelimesi bu ayrımı siler. Bir yanda piyasayı iyi okuyan bir banka, öte yanda yasayı yazan ve fiyattan pay alan bir bakan. İkisine de "profesyonel" demek, devletin içindeki bilgiyi ve gücü piyasa becerisi gibi göstermektir.
2026: Önceden Çıkanlar
Şimdi bugüne gelelim. Videonun Türkiye anlatısında çöküş, SPK'nın 28 Ağustos kararından korkan yatırımcının paniği olarak anlatılıyor. Ama bu anlatı, son altı haftada resmi ağızlardan ve basından gelen bilgilerle yan yana konduğunda eksik kalıyor.
Bakanın kendi rakamları
Adalet Bakanı Akın Gürlek 9 Ekim'de bir açıklama yaptı. BirGün ve sol'un aktardığına göre:
- Tera, Pusula ve Hedef fonlarından 141 gerçek kişi ve 73 şirket, toplam 187 milyar 653 milyon lira kazandı.
- Ortalama kazanç kişi başına 714 milyon, şirket başına 1 milyar 190 milyon lira.
- Pusula'da yalnızca 19 gerçek kişi yaklaşık 69,7 milyar lira kazandı. Kişi başı yaklaşık 3,7 milyar lira.
- 13, 14, 15 ve 16 Eylül'de, yani kriz patlamadan hemen önce fonlardan satış yapanlar inceleniyor.
- 214 isim TMSF'ye bildirildi. Liste kamuoyuna açıklanmadı. Bu isimlere, "gönüllü iade" hesaplarına para yatırmaları için bildirim gönderiliyor.
Şu rakamı yan yana koyalım: SPK'nın açıkladığı tekil mağdur sayısı 455.758. Bir yanda 214 isim, öte yanda 455 bin kişi. Balonun "simetrik doğası" budur. Ama bu simetrinin bir yanında "işini bilen profesyoneller" değil, çöküşten önce kapıdan çıkan bir avuç insan var.
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin bile "Listenin tamamının açıklanmasını istiyorum" dedi. Liste hala açıklanmadı.
Bilgi nerede duruyordu?
Erken çıkış, bilgi olmadan olmaz. Peki bilgi nerede duruyordu? Basına yansıyanlar şöyle:
| Tarih | Ne oldu | Kaynak |
|---|---|---|
| Kasım 2025 | Bakan Mehmet Şimşek, fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını ve bunu yapanları bildiklerini söylüyor. | Yetkin Report, Bloomberg aktarımı |
| 18 Aralık 2025 | SPK, nitelikli yatırımcı eşiğini 1 milyondan 10 milyon liraya çıkarıyor. Yani sorun düzenleyicinin masasında. | Hukukçular Evi zaman çizelgesi |
| Aralık 2025 → Eylül 2026 | Bir köşe yazısına göre ilgili fonlardaki yatırımcı sayısı yaklaşık 48 binden 111 bine çıkıyor. Uyarı varken içeri girenler ikiye katlanıyor. | Ekonomim |
| 26 Mayıs 2026 | Pusula yöneticisi Muhammed Yarız'ın 14,5 milyon dolara bir lüks yat aldığı haberi. | Yetkin Report |
| 23 Temmuz 2026 | SPK bir duyuruda bazı fon değerlerinin "fiktif olarak hesaplanmasına izin verilmemiştir" diyor. | Hukukçular Evi |
| 3 Ağustos 2026 | BirGün'ün aktarımına göre Tera yöneticisi Emre Tezmen, Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun (MKK) başına getiriliyor. Fonu yöneten kişi, kayıtları tutan kurumun başında. | Yetkin Report, BirGün aktarımı |
| 19 Ağustos 2026 | Gazeteci İsmail Saymaz'ın kaynaklarına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yüz kata varan hisse artışları için SPK'ya yazı gönderiyor, soruşturma açılıp açılmadığını soruyor. | Yetkin Report |
| 24 Ağustos 2026 | Pusula Finans Holding Başkanı Serdar Turhan'ın İsviçre'ye yaklaşık 15 milyon dolar gönderdiği iddiası. | Yetkin Report |
| 28 Ağustos 2026 | SPK, yatırım fonları rehberinde kapsamlı değişiklik yapıyor. | SPK, 2026/54 sayılı bülten |
| 1 Eylül 2026 | Yarız'ın yaklaşık 25 milyon avro gönderdiği iddiası. | Yetkin Report |
| 1–16 Eylül 2026 | DP Genel Başkanı Gültekin Uysal'ın iddiasına göre 19 Ağustos yazısından haberdar olan 440 kişi bu dönemde 401 milyar liralık fon satışı yapıyor. | Evrensel |
| 13–16 Eylül 2026 | Bakanlığın incelediği "son çıkış" penceresi. | Gürlek açıklaması |
| 17 Eylül 2026 | 131 fon tasfiyeye alınıyor. Kapı kapanıyor. | SPK |
Bu tabloyu dikkatle okuyun. Tablonun her satırı tek başına bir iddia ya da bir haber; bazıları doğrulanmamıştır, bunu açıkça söylüyoruz. Uysal'ın 440 kişi ve 401 milyar rakamı, kendisinin iddiasıdır; belgesi yayımlanmadı. Yat ve para transferleri de basın haberidir.
Ama tablonun bütünü bir şey söylüyor. Bilgi aylarca devletin içinde dolaştı: bakanlıkta, SPK'da, savcılıkta, MKK'da. Bu süre içinde fon yöneticileri parayı yurt dışına taşıdı ve bir grup insan kapıdan çıktı. Kapı, onlar çıktıktan sonra kilitlendi ve içeride 455 bin kişi kaldı.
Videonun "28 Ağustos kuralından korkan yatırımcı paniği" dediği şey, kronolojinin yalnızca son halkasıdır. Panik, son girenlerin paniğiydi. İlk çıkanlar panik yapmadı. Bildikleri için çıktılar.
Ağın rengi
Peki bu insanlar kim? Liste açıklanmadığı için tamamını bilmiyoruz. Ama basına yansıyan isimler bir desen gösteriyor. Fon Krizi Kimin Partisini Kırıyor? yazımızda bu deseni ayrıntılı derlemiştik; kısaca hatırlatalım:
- Fatma Betül Sayan Kaya, eski AKP'li bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı. YENİ Parti'nin iddiasına göre eşiyle birlikte Özata Denizcilik hisselerinden yaklaşık 2 milyar lira kazandı. Kaya parti görevlerinden istifa etti, suçlamaları reddetti, kazancı TMSF'nin belirlediği hesaba gönderdiklerini söyledi. Basına yansıyan bilinen tek isim o; o da muhalefet sayesinde.
- Muhammed Yarız, Pusula Portföy'ün sahibi; BirGün'e göre eski AKP İstanbul Gençlik Kolları yöneticisi.
- AKP'li Grup Başkanı Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı'ya yurt dışı çıkış yasağı.
- Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı tutuklandı; Çelik emekliliğe ayrıldı.
- Tera yönetimindeki isimlerin Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı ve kurullarına atanmış olduğu haberleri.
Burada çok açık konuşalım. Biz bu kişilerin her birinin suçlu olduğunu söylemiyoruz; bu, mahkemenin işidir. Söylediğimiz şu: Bilgiye erişim, düzenleyici kurumlara atama ve siyasi yakınlık aynı ağın içinde toplanmıştı. Bu ağın adı AKP iktidar ağıdır. Bir ağ, devletin bilgisini kendi çevresine dağıtıp kamudan saklıyorsa, kendi çevresinin parasını önce çıkarıp kapıyı sonra kilitliyorsa, sonra da kimin çıktığının listesini halktan gizliyorsa, buna siyasal olarak çete düzeni denir. Bu sözü bir hakaret olarak değil, bir yönetme biçiminin tarifi olarak kullanıyoruz.
Ve bu ağ kendini korumayı da biliyor. Fon vurgununu haberleştiren gazetecilerin hesaplarına erişim engeli getirildi; soruşturmayla ilgili belgeleri paylaşanlar hakkında soruşturma başlatıldı. 1720'de veznedar yeşil defterle kaçmıştı. 2026'da defter devletin elinde; ama defteri okumak isteyen gazeteci soruşturuluyor.
İki Balon Yan Yana
Videonun söylediği gibi, 300 yılda mekanizma değişmedi. Ama değişmeyen mekanizma kalabalığın deliliği değil. Değişmeyen mekanizma şu:
| 1720 Güney Denizi | 2026 Fon Vurgunu |
|---|---|
| Devlet borcu sorunu; şirket borcu üstlenip hisse veriyor. | Ücret–enflasyon makası; küçük birikimin gidecek yeri yok, "aylık %20" vaadi. |
| Bakanlara ve saraya parasını ödemeden hisse (bedava opsiyon). | İddialara göre siyasi bağlantılı isimlerin fonlardan milyarlık kazancı. |
| Köpük Yasası: Şirketin rakipleri yasayla engelleniyor. | Fon yöneticisinin kayıt kurumu MKK'nın başına atanması; düzenleyici ile düzenlenenin iç içe geçmesi. |
| Taksitli satış, hisse teminatıyla kredi: Fiyatı yukarı iten şirketin kendisi. | Fonun, bağlantılı şirketin az dolaşımdaki hissesini alıp kendi getirisini şişirmesi. |
| İçeridekiler zamanında çıkıyor; sonradan girenler kaybediyor. | 13–16 Eylül'de çıkanlar inceleniyor; 455 bin kişi içeride kalıyor. |
| Veznedar kimin ne aldığını gösteren yeşil defterle kaçıyor. | 214 kişilik liste TMSF'de, kamuya açıklanmıyor; "gönüllü iade" kapısı açılıyor. |
| Parlamento soruşturması: Hazine Bakanı Kule'ye kapatılıyor. | Meclis araştırma komisyonu reddediliyor; ara kademe tutuklanıyor, liste gizli kalıyor. |
| Sermayenin kaynağı köle ticareti. | Kaybın kaynağı işçinin kıdem tazminatı, emeklinin ikramiyesi, hatta iddiaya göre İşsizlik Sigortası Fonu. |
Tablonun sondan bir önceki satırına dikkat edin. 1720'de bile, yani burjuva demokrasisinin henüz emekleme çağında, Parlamento bir gizli komite kurdu, Hazine Bakanı'nı hapse attı, yöneticilerin mal varlığına el koydu. 2026'da Türkiye'de Meclis araştırma komisyonu kurulmadı ve kimin kazandığının listesi gizli. Bu, üç yüz yıl önceki İngiltere'den bile geride bir hesap verebilirlik demektir.
Evrim Ağacı Kapitalizmi Nasıl Normalleştiriyor?
Şimdi asıl meseleye gelelim. Evrim Ağacı neden bu hikayeyi bu biçimde anlatıyor? Kötü niyetli olduğu için değil. Bir dünya görüşünün içinden anlattığı için. O dünya görüşünü birkaç başlıkta ayrıntılı biçimde değerlendirelim.
Doğallaştırma: "İnsanların deliliği"
Videonun çerçevesi, Newton'un sözünden gelir: gökyüzü ile insan doğası. Gökyüzü yasalarla işler; insan ise deli, açgözlü, FOMO'ya yatkındır. Bu çerçevede balon, insan doğasının bir sonucudur. İnsan doğası değişmeyeceğine göre balon da hep olacaktır. Yapılabilecek tek şey kendini korumaktır.
Bu, ideolojinin en eski hilesidir: Tarihsel olanı doğal göstermek. Evrim Ağacı'nda da ilk kez karşılaşmıyoruz. Muhalefet videosu üzerine yazımızda aynı yöntemi göstermiştik. Orada ebedi muhalefet bir enerji dengesine, bir evrimsel stratejiye, bir ödeme matrisine indirgeniyordu. Biz de Engels'in Darwinci "yaşam mücadelesi" eleştirisini hatırlatıp şunu yazmıştık: "Mekaniğin altında termodinamik değil, sınıf ilişkileri var." Bugün gezegenlerin yerini insan psikolojisi almış; ama işlem aynı. Toplumsal bir olgu doğa yasası gibi anlatıldığında, onu kimin ürettiği sorusu da sorulmaz olur. Balonlar insan doğasından değil, belirli bir mülkiyet düzeninden doğar. Kağıdın üretimden bağımsız fiyatlanabildiği, küçük birikimin bu kağıda itildiği, bilginin ve kuralların bir azınlığın elinde toplandığı bir düzenden. Kendimizi neden aldattığımızı tartıştığımız yazıda da söylemiştik: Bilişsel yanlılıklar gerçektir, ama hangi yanılgının toplumda yaygınlaşacağını ve kimin işine yarayacağını belirleyen şey zihin değil, toplumsal yapıdır.
FOMO gerçek bir psikolojik eğilimdir. Ama 455 bin kişinin aynı anda FOMO'ya kapılması bir psikoloji olayı değildir. Ücreti enflasyonun altında kalan, mevduatı eriyen, konut alamayan insanın "aylık %20"ye koşması rasyonel bir umutsuzluktur. Video bunu "delilik" olarak adlandırınca, kaybedeni suçlu, kazananı zeki yapar.
"Kolektif düşüncelerimizin ortalaması"
Videonun kapanış cümlesi: "Piyasa ise, ekonomik koşullara ek olarak kolektif düşüncelerimizin ortalama bir dışavurumundan ibarettir."
Bu cümle kulağa demokratik geliyor: Piyasa hepimiziz. Ama piyasa bir oylama değildir. Oylamada herkesin bir oyu vardır; piyasada herkesin parası kadar oyu vardır. MKK verilerine göre borsadaki yatırımcıların %72'sinin portföyü 50 bin liranın altında; %0,56'sının portföyü 1 milyonun üstünde. Bir kişinin "düşüncesi" diğerinin binlerce katı ağırlığa sahiptir. Ve en ağır "düşünce", henüz kamuya açıklanmamış bilgiye sahip olanın düşüncesidir.
"Ortalama" kelimesi bu eşitsizliği yok eder. Muhalefet videosunda da benzer bir şey olmuştu: İşçi sınıfı özne olmaktan çıkarılmış, yerine "seçmen", "oy" ve "müşteri" konmuştu. O yazıda bunu şöyle söylemiştik: "Sınıfın yokluğu bir eksiklik değil, çerçevenin ürettiği sonuçtur." Bugünkü videoda da işçinin yerini "yatırımcı", sınıfın yerini "kolektif düşünce" alıyor. Keynes'in güzellik yarışmasında herkes aynı fotoğraflara bakar. Gerçek piyasada ise bazıları fotoğrafları yarışmadan önce görür, bazıları jüriyle aynı masada oturur.
Keynes'in yarısı
Video Keynes'in güzellik yarışması benzetmesini kullanıyor. Ama Keynes'in aynı bölümde (Genel Teori, 12. bölüm) yazdığı daha ünlü cümleyi anmıyor: "Bir ülkenin sermaye gelişimi bir kumarhanenin faaliyetlerinin yan ürünü haline gelirse, iş muhtemelen kötü yapılacaktır."
Keynes bir sosyalist değildi; kapitalizmi kurtarmak isteyen bir liberaldi. Ama o bile güzellik yarışmasını bir eleştiri olarak anlattı: Yatırımın üretimden kopup başkalarının ne düşüneceğini tahmin etme oyununa dönmesi bir hastalıktır. Video aynı benzetmeyi, piyasanın doğal ve değişmez işleyişini anlatan tarafsız bir tespit olarak kullanıyor. Keynes'in yarısını alıp öteki yarısını bırakmak, bir eleştiriyi bir övgüye çevirmektir.
"Bilim hiyerarşisi" ve kaçırılan nokta
Videonun en ilginç fikri şu: Gezegenler denklemlerimizi umursamaz, ama piyasa onu hesaplayanlardan oluşur; tahmin, tahmin edilen şeyi değiştirir. Bu düşünce doğrudur ve sosyal bilimlerde eskidir; düşünümsellik (refleksivite) diye bilinir.
Ama video bu doğru düşünceden yanlış bir sonuca varıyor: Piyasa hesaplanamaz, bu yüzden kimse tahmin edemez. Oysa piyasa herkes için eşit derecede hesaplanamaz değildir. Fiyatı etkileyen kararı (SPK'nın kuralını, savcılığın yazısını, fonun alım emrini) önceden bilen için piyasa çok iyi hesaplanabilir. Newton'un hesaplayamadığı "insanların deliliği" değildi; hesaplayamadığı şey, bakanların ne zaman satacağıydı. Bugün de 455 bin kişinin hesaplayamadığı şey, 214 kişinin ne zaman çıkacağıydı.
Piyasanın öngörülemezliği, bir doğa yasası değil, bilginin eşitsiz dağılımının sonucudur. Ve bu eşitsizlik, devletin kimin elinde olduğuyla doğrudan ilgilidir.
Bu, yapay genel zeka videosu üzerine yazımızda gösterdiğimiz hatanın bir başka biçimidir. O videoda kapitalizmin mülkiyet, piyasa ve ücret ilişkileri sabit tutulmuş, yalnızca teknoloji değiştirilmişti. Gelecek, bugünün düzeninin uzantısı olarak kuruluyordu. Bugünkü videoda da piyasa sabit duruyor, değişken olarak yalnızca insan psikolojisi kalıyor. İki durumda da sorulmayan soru aynı: Bu düzen kimin elinde? O yazıdaki cümleyi burada da hatırlatalım: "Gelecek bir hava durumu değildir; kimin yaptığına bağlıdır." Piyasa da bir hava durumu değildir.
"Kendine yatırım yap"
Videonun sponsoru, Türkiye İş Bankası'nın yatırımcıları arasında olduğu bir teknoloji okulu. Sponsor mesajı videonun dersine şöyle bağlanıyor: "Newton'un hikayesinin birazdan göstereceği gibi, en iyi yatırım insanın kendine yaptığı yatırımdır." Ve geçiş cümlesi: "Şimdi kendine yatırım yapmayan Bay Newton'a ne olduğuna bakalım."
Bu cümle, bütün videonun ideolojisini tek satırda özetliyor. Newton, Trinity College'da profesör, Kraliyet Cemiyeti başkanı, kalkülüsün mucidi. Eğer "kendine yatırım" yapmamış biri varsa, o Newton değildir. Ama cümlenin işlevi espri değil, ders: Sorun bilgi eksikliğidir, çözüm bireysel eğitimdir. Kendini eğit, kariyer desteği al, işe girince ücretini öde.
Burjuva iktisatta bunun adı "beşeri sermaye"dir: İşçi, kendi emek gücünü bir sermaye gibi görmeye, kendine "yatırım" yapmaya davet edilir. Böylece kolektif bir sorun (ücretin düşüklüğü, işsizlik, birikimin spekülasyona itilmesi) bireysel bir yatırım tercihine dönüşür. Kaybeden, yeterince "kendine yatırım yapmamış" kişidir. Bu çerçeve, Beyaz Yakalının Sefaleti yazısında beyaz yakalı için tartıştığımız çerçevenin aynısıdır.
Videonun kapanış öğütleri de aynı yerden gelir: Kendinizi eğitin, anlamadığınız araca yatırım yapmayın, yatırımı uzun vadeli görün. Bu öğütlerin hiçbiri, 13–16 Eylül'de kimin çıktığını bilmenizi sağlamazdı. Hiçbir finans eğitimi, savcılığın SPK'ya gönderdiği yazıya erişim vermez. Bireysel bilgi, yapısal bilgi eşitsizliğine karşı koruma sağlamaz.
"Denge ve denetim mekanizmaları olmayan yerlere yatırım yapmayın"
Son öğüt en dikkat çekeni: "Küçük yatırımcıyı büyüklerden koruyan, en azından kağıt üzerinde güçlü denge ve denetim mekanizmaları olmayan hiçbir bölgeye yatırım yapmayın."
Bu cümle Türkiye'yi kastediyor; ama adını koymuyor. Ve çözüm olarak "başka yere yatırım yapın" diyor. Peki Türkiye'de yaşayan, maaşını Türk lirası alan, yurt dışına para çıkaramayan işçi ne yapacak? Bu öğüt, sorunu doğru teşhis edip yanlış muhataba yönelmektir. Denge ve denetim mekanizması bir yatırım tercihi değil, bir siyasal mücadele konusudur. Onu kim yok ettiyse, onunla hesaplaşmadan geri gelmez.
Video bu noktada iktidarın adını anmadan iktidarın yarattığı sonucu tarif ediyor. Bu ihtiyat anlaşılabilir; Türkiye'de bir YouTube kanalının hangi riskleri taşıdığını biliyoruz. Ama sonuç, izleyicinin şu düşünceyle ayrılmasıdır: Piyasa böyle bir şey, insanlar böyle, dikkatli ol. Oysa doğru ders şuydu: Bu vurgunu bir iktidar ağı yaptı, bunu örgütlü toplum durdurabilir.
Teselli: "Newton zengin öldü, üzülmeyin"
Video şu cümleyle kapanıyor: "Newton'un başına gelenler sizi üzdüyse, lütfen üzülmeyin. Çünkü Newton 1727'de öldüğünde, bugünün parasıyla 78 milyon dolarlık bir servet bıraktı."
Bu teselli kime? Newton'a mı? İzleyicinin empatisi, servetinin üçte birini kaybedip yine de milyonlarca dolar bırakan bir aristokrata yönlendiriliyor. Oysa 1720'de servetini tamamen kaybedenler, borç hapishanesine düşenler, intihar edenler vardı. 2026'da da annesinin tedavisi, çocuğunun çeyizi, askerlik parası için biriktirdiğini kaybeden insanlar var. Meclis'te bir milletvekili bu insanlardan birinin mesajını okudu. Videoda onlara bir cümle yok.
Videonun Söyledikleri, Söylemedikleri
| Evrim Ağacı'nın anlattığı | Anlatılmayan |
|---|---|
| Balonu kalabalığın deliliği, yani FOMO şişirdi. | Balonu, fiyattan doğrudan pay alan bakanlar ve şirket yöneticileri şişirdi; delilik sonuçtu, neden değil. |
| Köpük Yasası hükümetin felaket bir hatasıydı. | Yasa şirketin rakiplerini engellemek için çıkarıldı; tekelin devlet eliyle korunmasıydı. |
| Şirket köle ticaretinden geliyordu (bir cümle). | Sermayenin kaynağı köleleştirilmiş insanlardı; kamu borcu, sömürge ve borsa aynı makinenin parçalarıydı. |
| Newton bile FOMO'ya yenildi. | Newton bilginin dağıtıldığı odanın dışındaydı; içeridekiler kaybetmedi. |
| Ne yaptığını bilen profesyoneller kazandı. | En garantili kazananlar riski hiç taşımayan, bedava hisse alan iktidar sahipleriydi. |
| Piyasa, kolektif düşüncelerimizin ortalamasıdır. | Piyasada herkesin parası ve bilgisi kadar oyu vardır; ortalama, eşitsizliği gizler. |
| Keynes: Piyasa bir güzellik yarışmasıdır. | Keynes: Sermaye gelişimi kumarhanenin yan ürünü olursa iş kötü yapılır. |
| Türkiye'de yatırımcılar 28 Ağustos kuralından korkup paralarını çekti. | Çöküşten önce 13–16 Eylül'de çıkanlar inceleniyor; bilgi aylarca devletin içinde dolaştı. |
| Kim manipüle etti, zamanla belli olacak. | 214 kişilik liste devletin elinde; açıklanmıyor. |
| Kendinizi eğitin, kendinize yatırım yapın. | Hiçbir eğitim savcılık yazısına erişim vermez; çözüm bireysel değil, örgütlü denetimdir. |
| Denetimsiz bölgelere yatırım yapmayın. | Denetimi kim yok ettiyse onunla hesaplaşmak gerekir; bu bir yatırım tercihi değil, siyasal görevdir. |
| Newton zengin öldü, üzülmeyin. | 455 bin mağdurun tedavi, çeyiz, ev parası; onlara tek cümle yok. |
Popüler Bilimin Sınıfı
Bunu Evrim Ağacı'na özgü bir sorun olarak görmüyoruz. Popüler bilim, bilimin yöntemini kamuya taşıyan çok değerli bir iştir; Evrim Ağacı da bu işte Türkiye'de emek vermiş bir yapıdır. Evrim kuramını gericiliğe karşı savunması, bilimsel düşünceyi milyonlara ulaştırması, kaynak göstermedeki özeni teslim edilmelidir.
Ama popüler bilim doğa bilimlerinden toplum bilimlerine geçtiğinde, çoğu zaman yanında doğa bilimlerinin dilini de taşır. Gezegenin yörüngesi nasıl bir yasaysa, piyasanın balonları da bir "insan doğası" yasasıdır. Bu geçişte kaybolan şey, toplumsal olgunun tarihsel ve sınıfsal olduğudur. Toplumsal olgular insanların yaptığı şeylerdir; değiştirilebilirler. Ve onları kimin yaptığı, kimin yararına yaptığı sorulabilir.
Bir de şu var: Popüler bilim kanalları da birer işletmedir. Sponsor alırlar, izlenme kaygısı taşırlar, risk hesaplarlar. Bir bankanın yatırım yaptığı bir okuldan sponsorluk alan bir videonun, finans sisteminin kendisini sorgulamaması şaşırtıcı değildir. Bunu ahlaki bir suçlama olarak söylemiyoruz; maddi koşulların düşünceyi nasıl biçimlendirdiğinin bir örneği olarak söylüyoruz. Marx'ın sözüyle, egemen düşünceler egemen sınıfın düşünceleridir; bunu söyleyen kişi egemen sınıftan olmasa bile.
Evrim Ağacı'nın bu konumunu yapay genel zeka yazımızda üç katmanda değerlendirmiştik. Maddi konum: Okur desteği ve reklam geliriyle yaşayan, dikkat ekonomisinin kurallarına bağlı bir yapı. İdeolojik konum: "Bizim kişisel görüşümüzün önemi yok, önemli olan bilimin ne söylediği" tutumu. Bu tutum, toplumsal konularda egemen görüşün taraf olarak görünmemesini sağlıyor. Sınıfsal konum: Eğitimli, kentli, çoğunlukla beyaz yakalı ve kendini sınıf olarak görmeyen bir izleyici kitlesi. O yazıda bu tutumun yapay zeka şirketlerinin beyanlarını "veri" gibi kabul ettirdiğini göstermiştik. Bugün aynı tutum, finans sisteminin "kendine yatırım yap" öğüdünü bilimsel bir ders gibi kabul ettiriyor. Muhalefet yazısında da kanalın "partizan bir gözle bakmıyoruz" iddiasına şu yanıtı vermiştik: "Bu iddia tarafsız değildir." Tarafsızlık iddiası, egemen olanın taraf olarak görünmeme biçimidir.
Ama iki yazıda da altını çizdiğimiz şeyi burada da yineleyelim: Bu bir kader değil. Kanalı düşman olarak değil, muhatap olarak görüyoruz. Bilgiyi halka taşımak başlı başına sınıfsal bir eylemdir; bu eylemin içine sınıf sorusunu da koymak mümkündür.
Çağrı Mert Bakırcı'ya ve Evrim Ağacı ekibine yapay genel zeka yazımızın sonunda ortak insanlığa ve ortak işe çağıran bir açık mektupla seslenmiştik. Bugün de aynı çağrıyı yineliyoruz: Bilimsel yöntemi topluma uyguladığınızda, toplumun yapısını da sorun. Kim kazandı, kim kaybetti, kimin elinde neyin bilgisi vardı? Bu sorular bilimden uzak değil, bilimin ta kendisidir. O yazının son cümlesi buraya da uyuyor: "Bizim son durağımız kabul değil, örgütlenmedir."
Asıl Çözüm: Borsanın Tarihe Karıştığı Bir Dünya
Buraya kadar söylediklerimizi bir yanlış anlamaya kapı aralamadan toparlayalım. Listenin açıklanmasını, içeriden bilgiyle çıkanların yargılanmasını, mağdurun korunmasını istiyoruz. Bunlar bugünün acil talepleridir ve geri çekilmemelidir. Ama bu taleplerin hepsi gerçekleşse bile şu soru yerinde durur: Bir sonraki balon ne zaman?
Çünkü sorun yalnızca bu ağın çürümüşlüğü değil. Sorun, üretimin bir kağıda dönüştürülüp alınıp satılabildiği, o kağıdın fiyatının üretimden koparak şişebildiği ve bu şişmeden pay almanın bilgiye ve güce sahip olanların ayrıcalığı olduğu düzenin kendisidir. 1720'de Londra'da, 1929'da New York'ta, 2000'de Silikon Vadisi'nde, 2008'de bütün dünyada, 2026'da İstanbul'da aynı şey oldu. Ülkeler, yasalar, düzenleyiciler, iktidarlar değişti; balon değişmedi. Bu tekrar bir rastlantı değil, bir yasadır: Üretim araçları özel mülkiyette kaldıkça ve üretim kar için yapıldıkça, birikimin bir kısmı her zaman üretime değil spekülasyona akacak, her spekülasyon da bir gün birilerinin cebinden ötekilerin cebine aktarılarak sönecektir.
Daha iyi denetim bu yasayı ortadan kaldırmaz, yalnızca yumuşatır. Daha bilgili yatırımcı onu ortadan kaldırmaz, yalnızca kaybedenin kim olacağını değiştirir. "Sorumlu kapitalizm", "halk kapitalizmi", "tasarrufun sermayeleşmesi" gibi formüller ise yasayı ortadan kaldırmak bir yana, ücretliyi bu yasanın içine daha derin çeker.
Borsanın tarihsel işlevini hatırlayalım: Dağınık sermayeyi bir araya toplamak ve onu en yüksek kar beklentisinin olduğu yere yönlendirmek. Yani toplumun emeğinin ve kaynaklarının nereye gideceğine, kar beklentisi karar verir. Bir ülkede konut ihtiyacı varken lüks rezidansa, ilaç ihtiyacı varken kozmetiğe, temiz enerji gerekirken kömüre yatırım yapılması bu yüzdendir. Fon vurgununda da aynı şey oldu: Yüz milyarlarca lira, bir süt fabrikasında üretim yapmaya değil, üretimi durmuş bir şirketin kağıdını şişirmeye aktı.
Oysa toplumun kaynaklarını yönlendirmenin başka bir yolu var ve bunun için gereken bilgi, teknik ve akıl artık elimizde. İhtiyaçları ölçmek, üretimi planlamak, kaynakları dağıtmak bugün kağıt fiyatına bakmadan da yapılabilir. Zaten dünyanın en büyük şirketleri kendi içlerinde tam olarak bunu yapıyor: Tedarik zincirlerini piyasayla değil planla, veriyle, algoritmayla yönetiyorlar. Sorun planlamanın imkansızlığı değil, planın kimin için yapıldığıdır. Bugün plan kar için, bir azınlık adına yapılıyor. Yarın aynı akıl, aynı teknik ve aynı veri tüm insanlığın ihtiyacı için, üreticilerin kendi demokratik denetimi altında kullanılabilir. Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu'nda tartıştığımız şey de buydu.
Böyle bir toplumda borsaya ihtiyaç kalmaz. Çünkü üretim araçları kağıda bölünüp alınıp satılmaz; toplumun ortak mülküdür. Hangi fabrikanın kurulacağına, hangi ihtiyacın önce karşılanacağına "yatırımcının beklentisi" değil, toplumun ihtiyacı ve bilimsel hesap karar verir. Kimse bir başkasının kaybından kazanmaz; çünkü kazanmanın tek yolu birlikte üretmektir. İçeriden bilgi diye bir şey kalmaz; çünkü bilgi bir azınlığın ayrıcalığı değil, herkesin müştereğidir. Ve bir işçinin birikimini, yani tedavi parasını, çeyiz parasını, emeklilik güvencesini "aylık %20" vaat eden bir fona emanet etmesi gerekmez; çünkü sağlık, konut, eğitim ve yaşlılık güvencesi zaten toplumsal olarak karşılanır.
Newton'un hikayesine bu gözle bir kez daha bakın. Gökyüzünü hesaplayan akıl, toplumu hesaplayamadı. Ama bunun nedeni toplumun doğası gereği hesaplanamaz olması değildi. Neden, toplumun bir avuç insanın kar hırsına göre örgütlenmiş olmasıydı. Üretim tüm insanlık için ve bilimsel akılla planlandığında, Newton'un gökyüzüne uyguladığı akıl yeryüzüne de uygulanabilir. İnsanların "deliliği" diye sunulan şeyin büyük kısmı, bu düzenin yarattığı güvencesizliğin ve umutsuzluğun adıdır. Güvencesizliği ortadan kaldırın, "delilik" de büyük ölçüde ortadan kalkar.
Bu bir hayal değil, insanlığın önündeki gerçek seçenektir. Ve bu seçeneğe giden yol, bugünün tek tek mücadelelerinden geçer: listenin açıklanmasından, mağdurun örgütlenmesinden, işçinin primini spekülasyona açanlardan hesap sorulmasından. Her biri, sermayenin dünyasında bir çatlak, bizim dünyamızda bir adımdır.
Peki Ne Yapmalı?
Bilmek ve göstermek
-
Listeyi isteyin. 214 kişilik liste devletin elinde. AKP'li bir grup başkanvekili bile açıklanmasını istedi. Bilgi edinme başvurusu, soru önergesi, sendika ve meslek örgütü açıklaması: Her yoldan bu listenin kamuya açılması talep edilmeli. Kimin parasının geri alındığı, kimin alınmadığı bilinmeden "gönüllü iade" bir uzlaşmaya, uzlaşma da aklanmaya dönüşür.
-
Kronolojiyi tutun. Yukarıdaki tabloyu kendiniz genişletin. Bilginin kimde, ne zaman olduğu ile kimin ne zaman çıktığı yan yana konduğunda, "panik" anlatısının neyi sakladığı görünür. Bilgi müşterek olduğunda silah olur.
-
Popüler bilim içeriklerini sınıf sorusuyla izleyin. Bir video bir toplumsal olayı "insan doğası" ya da "psikoloji" ile açıklıyorsa üç soru sorun: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Videonun altına bu soruları yazın. Kanalı değil, çerçeveyi tartışın.
Örgütlemek
-
Mağdurları yalnız bırakmayın. 455 bin kişi dağınık durdukça tasfiye fiyatına razı edilir. Fon mağdurlarının ortak bir platformda birleşmesi, avukatlarını birlikte tutması, taleplerini birlikte dile getirmesi gerekiyor. Tanıdığınız mağdurları bu tür girişimlere yönlendirin.
-
İşsizlik Sigortası Fonu'nun hesabını sorun. Meclis'te dile getirilen iddiaya göre bu fondan milyarlarca lira bu fonlara yatırıldı. Bu para işçinin primidir. Sendikaların doğrudan konusu.
-
Haberi yazanı savunun. Vurguncunun listesi gizlenirken vurgunu yazanın hesabı kapatılıyor. Bağımsız gazeteciliğe abone olun, engellenen haberleri paylaşın.
Talepler
-
Erken çıkanlardan geri alım. Çöküşten önceki pencerede kamuya açıklanmamış bilgiyle çıktığı tespit edilenlerin kazancı "gönüllü" değil, zorunlu olarak geri alınmalı ve önceliği küçük mağdura verilmeli.
-
Bilgiyi verenin de hesabı. İçeriden bilgiyle işlem yapan kadar, o bilgiyi sızdıran kamu görevlisi de soruşturulmalı. Savcılığın 19 Ağustos yazısını kim, kime iletti?
-
Meclis araştırma komisyonu. 1720 İngiltere'sinde bile kurulan gizli komite, 2026 Türkiye'sinde reddedildi. Bu talep geri çekilmemeli.
-
Küçük birikimin kolektif biçimleri. Kooperatif, dayanışma sandığı, yardımlaşma fonu. Bunlar aylık %20 vaat etmez; ama içeriden çıkanların sizi içeride bırakacağı bir kapı da yoktur.
Ufuk
- Her talebi büyük hedefe bağlayın. Fon mağduruyla konuşurken listeyi, iadeyi, yargılamayı konuşun; ama orada durmayın. Sağlığın, konutun, eğitimin ve yaşlılığın toplumsal güvenceye bağlandığı, üretimin kar için değil ihtiyaç için planlandığı bir düzende kimsenin birikimini bir fona emanet etmek zorunda kalmayacağını da anlatın. Acil talep ile büyük hedef birbirinin karşıtı değil, aynı yolun iki ucudur.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Newton'a atfedilen o söz üç yüz yıldır dolaşıyor, çünkü kulağa derin geliyor: Gökyüzü hesaplanır, insan hesaplanmaz. Ama bu söz, ister Newton söylemiş olsun ister sonradan uydurulmuş olsun, bir şeyi saklıyor. 1720'de de hesabı yapılabilen biri vardı: Hisseyi bedavaya alan bakan. 2026'da da hesabı yapılabilen biri var: Savcılığın yazısını, SPK'nın kararını, fonun emrini önceden bilen ve 13 Eylül'den önce çıkan.
Delilik kalabalığın değildi. Kalabalık, kendisine kapalı tutulan bir odanın dışında, elindeki tek bilgiyle, yani fiyatla karar verdi. Odanın içindekiler ise fiyatın arkasındaki bilgiyle karar verdi. Biri kaybetti, öteki kazandı. Buna "simetri" denmez, buna sınıf denir.
Bu yazıdan tek bir şey kalacaksa şu olsun:
Piyasanın deliliği, bilgiyi elinde tutanların aklıdır. Birileri kapıdan çıkarken öbürlerine "kendinizi eğitin" demek, kapının kimin elinde olduğunu sormamaktır. Biz bugün soruyoruz: Liste nerede, kapıyı kim açtı, kapıyı kim kilitledi? Yarın ise o kapının hiç olmadığı, borsanın tarihe karıştığı, üretimin tüm insanlık için bilimsel akılla planlandığı bir dünya kuracağız.
Gezegenler bizi umursamaz, doğru. Ama piyasa bizim eserimizdir; insanlar yaptı, insanlar değiştirebilir. Newton'un gökyüzüne uyguladığı aklı yeryüzüne, üretimin ve paylaşımın örgütlenmesine uygulamak, yani bu düzeni değiştirmek bizim işimizdir. Örgütlü olduğumuz ölçüde.
Kaynaklar
Video
- Evrim Ağacı — Newton ve Güney Denizi balonu videosu (Kasım 2026)
Fon vurgunu: resmi açıklamalar ve haberler
- Akın Gürlek'ten fon vurgunu açıklaması: Üç fondan 214 kişi ve şirket 187,6 milyar lira kazandı — BirGün, 9 Ekim 2026
- Akın Gürlek'ten yandaşa "fon vurgunu" açıklaması: 214 kişi, 187,6 milyar lira kazanmış! — Cumhuriyet
- 214 isim 187 milyar lirayı kasasına koymuş: Fon vurguncuları kim, isimler neden saklanıyor? — sol, 9 Ekim 2026
- Borsa skandalı: O yatla yurt dışına kayıt dışı para da çıkarıldı mı? — Murat Yetkin, Yetkin Report, 22 Eylül 2026
- Fon vurgununda 19 Ağustos iddiası: Gizli müzekkereden haberi olanlar 401 milyarlık fon satışı yaptı — Evrensel, 12 Ekim 2026
- SPK fon krizini önceden biliyor muydu? Zaman çizelgesi — Hukukçular Evi
- Fon vurgununda suçlanmayan tek kesim var — Ekonomim
- 800 milyar liralık fon vurgunu: Nasıl başladı, nasıl oldu, ne yapılabilirdi? — Medyascope, 1 Ekim 2026
- Fon soruşturmasında "gizli" belgeleri paylaşanlar hakkında soruşturma başlatıldı — Medyascope, 12 Ekim 2026
- Fon krizi soruşturması: 42 kişinin mal varlığı donduruldu — Euronews, 26 Eylül 2026
- Hastalık tüm vücudu sardı — BirGün, 21 Ekim 2026
- AKP'li Güler açıkladı: Fon vurgunu için TBMM'de araştırma komisyonu kurulmayacak — BirGün, 7 Ekim 2026
Güney Denizi balonu ve Newton
- Andrew Odlyzko, "Newton's financial misadventures in the South Sea Bubble", Notes and Records of the Royal Society, 2019
- Peter Temin ve Hans-Joachim Voth, "Riding the South Sea Bubble", American Economic Review, 2004 (Hoare's Bank'ın işlemleri)
- John Carswell, The South Sea Bubble (Parlamento gizli komitesi, Aislabie, Knight ve "yeşil defter")
- Richard Dale, The First Crash: Lessons from the South Sea Bubble, Princeton University Press, 2004
Kuram
- Karl Marx, Kapital, Cilt I, 31. bölüm (kamu borcu, sömürge sistemi ve ilkel birikim) ve Cilt III, Beşinci Kısım (fiktif sermaye)
- Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman İdeolojisi (egemen düşünceler)
- John Maynard Keynes, İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi, 12. bölüm (güzellik yarışması ve kumarhane)
Bağlantılı yazılarımız
Borsa dosyası
- Altı Buçuk Trilyon: Borsadan Silinen Para, Sofradan Eksilen Hayat
- Fon Krizi Kimin Partisini Kırıyor?
- Balon mu, Borç mu? Meta'nın 145 Milyar Doları ve Yapay Zeka Balonunun Sınıfı
Evrim Ağacı yazıları
Alternatif
Yanılgının sınıfı
Bu yazıdaki soruşturma bilgileri ve kişilere yönelik iddialar, kaynaklarda aktarıldığı haliyledir; kesinleşmiş mahkumiyet yoktur, masumiyet karinesi geçerlidir. Videodaki ifadeler transkriptten aktarılmıştır. Yazı yatırım tavsiyesi değildir.
Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır.







