Hekimin Sorumluluğu, Hekimin Sınıfı
Muayene Karakolda Yapılmaz

Muayene Karakolda Yapılmaz: Hekimin Sorumluluğu, Hekimin Sınıfı
Mersin'de gözaltı merkezine çağrılan önlük üzerine genç yoldaşlara
Durum Özeti
Ne oldu? 1 Ekim 2026 sabahı Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü yolsuzluk soruşturmasında, aralarında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer ve Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit'in de bulunduğu 59 kişi gözaltına alındı (Medyascope, Euronews).
Hekimlerle ne ilgisi var? Türk Tabipleri Birliğinin (TTB) 2 Ekim'de X hesabından paylaştığı açıklamaya göre, Mersin İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü, gözaltındakilerin adli muayenelerini yapmaları için hekimleri gözaltı merkezlerine ve karakollara gitmeye zorluyor. TTB Merkez Konseyi, TTB İnsan Hakları Kolu ve Adli Tıp Uzmanları Derneği ortak imzasıyla yayımlanan metin, bu uygulamanın ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası belgelere açıkça aykırı olduğunu söylüyor ve hekimlere on maddelik bir "zorlanırsan ne yapacaksın" rehberi sunuyor.
Neden önemli? Gözaltı muayenesi, işkenceyi önlemenin en temel güvencesidir. Muayeneyi gözaltının yapıldığı binaya taşımak, güvenceyi gözaltını yapanın denetimine teslim etmek demektir. Bu, Mart 2025'te İstanbul'da da denenmiş ve TTB o gün de "suçtur" demişti (Ankara Tabip Odası, 24 Mart 2025). Yani bir istisna değil, yerleşmeye çalışan bir yöntem.
Bu yazının iddiası: Mesele yalnızca bir etik kural ihlali değil. Karakola çağrılan hekim, kimsenin "serbest meslek sahibi" diye tarif edemeyeceği bir konumdadır: İl Sağlık Müdürlüğünün görevlendirdiği, disiplin soruşturmasıyla tehdit edilebilen, performansla ölçülen ücretli bir kamu emekçisi. Ondan istenen ise bir mesleki bağımsızlık davranışı. Bu çelişki — mesleğin ahlakı ile emeğin bağımlılığı arasındaki çelişki — bireysel kahramanlıkla değil, ancak örgütlü biçimde çözülebilir. Sorumluluk bireyseldir; o sorumluluğu taşıyabilmenin koşulu kolektiftir.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bir gözaltı haberini okuduğunuzda gözünüz önce isimlere gider: Kim alındı, hangi partiden, ne ile suçlanıyor? Bu yazıda o isimleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Çünkü Mersin'deki olayın en kalıcı yanı, kimin gözaltına alındığı değil, gözaltındaki bedene kimin, nerede ve kimin gözetiminde bakacağı sorusudur.
Belediye ihalelerinin, rant paylaşımının ve iktidar ile muhalefet arasındaki çekişmenin sınıfsal okuması ayrı bir yazının konusu. Ama şunu baştan söyleyelim: Bugün bir belediye başkanı için kurulan usul, yarın bir grev çadırındaki işçi, bir kampüsteki öğrenci, bir mahalledeki Kürt genci için standart hâle gelir. Tarih bize bunu çok kez gösterdi; sıranın genelde tersinden işlediğini de. Yöntemler önce en örgütsüz olanlar üzerinde denenir, sonra yukarı tırmanır. Mersin'deki karakol muayenesi, yukarıya kadar tırmanmış bir yöntemin görünür hâle gelmesidir.
1. Gözaltı Muayenesi Ne İşe Yarar?
Gözaltına alınan herkes, gözaltı başlarken ve biterken bir hekim tarafından muayene edilir. Bunun amacı "sağlığını kontrol etmek" gibi masum bir işlem değildir; amaç, devletin elindeki bedenin, devletin elinden çıktığında aynı durumda olup olmadığını belgelemektir.
Bu güvencenin üç bileşeni vardır:
- Yer: Muayene, gözaltının yapıldığı yerden bağımsız bir sağlık ortamında yapılır.
- Mahremiyet: Hekim ile muayene edilen kişi baş başa kalır; kolluk görevlisi odada bulunmaz, kişi kelepçeli ya da gözü bağlı değildir.
- Bağımsızlık: Raporu yazan hekim, raporun içeriği yüzünden cezalandırılma korkusu taşımaz.
Bu üçünden biri eksildiğinde rapor, güvence olmaktan çıkar ve aklama belgesine dönüşür. TTB'nin açıklamasındaki sert ifade buradan gelir: Muayenenin İstanbul Protokolüne uygun yapılmaması, uluslararası etik normlarda "işkence bulgularının gizlenmesi", "hekimin işkenceye katkıda bulunması" ve "tıbbi uygulama hatası" olarak değerlendirilir.
Türkiye'de bu kuralın yasal zemini de açıktır. 2005 tarihli Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği (Resmî Gazete, sayı 25832), gözaltındaki kişinin sağlık kontrolünün sağlık kuruluşunda ve hekim-hasta mahremiyeti gözetilerek yapılmasını öngörür; Ankara Tabip Odasının 2025 açıklaması bu dayanakları ve Ceza Muhakemesi Kanunu'yla bağlantısını ayrıntılı biçimde sıralar (ATO).
Kavram kutusu — İstanbul Protokolü: Birleşmiş Milletler'in 1999'da kabul ettiği (2022'de güncellenen) "İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Soruşturulması ve Belgelenmesi Elkitabı". Adını İstanbul'dan alır; çünkü hazırlanmasında Türkiye'den hekimlerin, özellikle 12 Eylül sonrası işkence deneyimini belgeleyen adli tıpçıların büyük emeği vardır. Bu ülkenin işkenceyi belgeleme konusunda dünyaya verdiği belki en önemli bilimsel katkı, bugün aynı ülkede çiğnenmektedir.
2. TTB Ne Dedi? On Madde, Tek Mantık
TTB açıklamasının en dikkat çekici yanı, ilkeyi söyledikten sonra gerçekçi davranmasıdır. "Hekim karakolda muayene yapmamalıdır" demekle yetinmiyor; "tüm bunlara rağmen yoğun baskı, kendi güvenliğine yönelik tehdit altındaysan" ne yapman gerektiğini sıralıyor:
| Madde | Özü |
|---|---|
| 1 | Kişinin onamı yoksa muayene yok; onam vermeme gerekçesi kayda geçer |
| 2 | Muayene ortamının koşulları ve odada bulunan herkesin kimliği rapora yazılır; zorlanma meslek örgütüne bildirilir |
| 3 | Öykü, yakalama anından itibaren kişinin kendi anlatımıyla alınır: hakaret, tehdit, uykusuzluk, susuzluk, şiddet |
| 4 | Görüşme ve muayenenin başlama-bitiş saatleri ayrı ayrı yazılır |
| 5 | Yakınma olmasa da bütün sistemler muayene edilir |
| 6 | Bulgular ölçekli fotoğraf ve diyagramla belgelenir |
| 7 | Ruhsal değerlendirme yapılır: duruş, göz teması, ses tonu |
| 8 | Gerekirse tetkik istenir (örneğin susuz bırakma iddiasında üre, kreatinin, elektrolit) |
| 9 | Öykü ile bulguların uyumu değerlendirilir; gerekirse adli tıp konsültasyonu istenir |
| 10 | Bulgular işkenceyle uyumluysa ICD-10 Y07.3 — "resmi görevliler tarafından yapılan işkence" — tanısı yazılır |
Bu listenin mantığı şudur: Hekimi koşulları değiştiremediği bir yerde bile, koşulları belgeleyen kişi hâline getirmek. Karakolda yapılan bir muayene, raporun kendisinde "bu muayene karakolda, şu kişilerin önünde, şu saatte yapıldı" diye yazıyorsa, aklama belgesi olmaktan çıkar ve itiraf belgesine dönüşür. Gözaltı merkezine çağrılan önlük, orada bile tanıklık edebilir.
Açıklama ayrıca Dünya Tabipleri Birliğinin üç belgesine dayanıyor:
- Tokyo Bildirgesi (1975): Hekim, işkenceye hiçbir biçimde katılamaz, ona göz yumamaz, ortam ya da araç sağlayamaz.
- Hekimlerin Bağımsızlığı ve Mesleki Özgürlüğü Bildirgesi: Hekim, başkalarının çıkarları ne olursa olsun hastanın çıkarı doğrultusunda davranma özgürlüğünde ısrar eder.
- Hamburg Bildirgesi (1997): Tüm dünyadaki hekimler ve tıp örgütleri, işkenceye katılma baskısına direnen hekimi desteklemekle yükümlüdür.
Hamburg Bildirgesinin bu son vurgusu, yazının geri kalanının anahtarıdır. Dünya hekimleri 1997'de şunu kabul etmişlerdi: Tek başına bir hekimden bu baskıya direnmesini beklemek yetmez. Direnen hekimin arkasında bir örgüt durmalıdır. Neden? Çünkü hekim artık tek başına değildir; bir hiyerarşinin içindedir.
3. Hekimin Sınıfı: Serbest Meslekten Ücretli Emeğe
Klasik anlatıda hekim "serbest meslek sahibi"dir: kendi muayenehanesi, kendi hastası, kendi takvimi. Bu figür, sınıf haritasında küçük burjuvaziye yakın durur: kendi üretim araçlarına (muayenehane, alet, bilgi) sahip, kendi emeğini kendisi satan, kimsenin emrinde çalışmayan bir uzman.
Türkiye'de bu figür son kırk yılda, özellikle 2003'te başlayan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile köklü biçimde değişti:
- Muayenehaneler büyük ölçüde kapandı; hekimlerin ezici çoğunluğu kamu ya da özel hastanelerde ücretli çalışıyor.
- Ücretin önemli bir kısmı performans puanına bağlandı: Kaç hasta baktın, kaç işlem yaptın. Hekimin emeği parçabaşı ölçülür hâle geldi.
- Randevu sistemleri, beş dakikalık muayene süreleri ve hasta memnuniyeti ölçümleri, zihinsel Taylorizmin sağlıktaki biçimidir: Tanı koyma işi, saatle ve puanla yönetilen standart bir işleme indirgendi. TTB'nin yıllardır söylediği "5 dakikada hekimlik yapılmaz" sloganı tam olarak bu sürecin işçi itirazıdır.
- Özel hastane zincirleri ve şehir hastaneleri modeliyle sağlık, sermaye birikiminin doğrudan alanı oldu. Hekim artık kendi emeğini değil, başkasının sermayesinin değerlenmesine hizmet eden emeğini satıyor.
- Sonuç: Sağlıkta şiddet, tükenmişlik, 2022'deki yaygın hekim iş bırakmaları ve her yıl binlerce hekimin yurt dışına göç etmek için belge alması.
Kısacası hekim, proleterleşmiş bir uzman emekçidir. Bilgisi hâlâ yüksek değerli ve nadirdir; bu ona bir pazarlık gücü ve toplumsal statü verir. Ama bu bilgiyi hangi koşullarda, kimin hiyerarşisinde, hangi ölçütlerle kullanacağına giderek daha az kendisi karar verir.
| Eski tarif: "Serbest meslek sahibi hekim" | Bugünkü gerçeklik: "Ücretli uzman emekçi" |
|---|---|
| Kendi muayenehanesi, kendi araçları | Kamu ya da özel hastanenin araçları |
| Ücreti hastayla kendi belirler | Ücreti devlet ya da patron belirler, performansa bağlar |
| Çalışma süresi ve hasta sayısı onun kararı | Randevu sistemi ve kotalar belirler |
| Mesleki özerklik, ekonomik bağımsızlıkla desteklenir | Mesleki özerklik kâğıtta kalır, ekonomik bağımlılık gerçektir |
| "Hayır" demenin bedeli: bir hasta kaybetmek | "Hayır" demenin bedeli: disiplin soruşturması, sürgün, görevden alma |
| Etik, bireysel vicdan sorunu | Etik, örgütlenme sorunu |
Mersin'deki olayı bu tablonun sağ sütunu üzerinden okumak gerekir.
4. Karakola Çağrılan Önlük: Etik İle Emir Arasında
Mersin'de olan şu: İl Sağlık Müdürlüğü, yani hekimin bağlı olduğu idari amir, Emniyet Müdürlüğü ile birlikte hekimi karakola "görevlendiriyor". Hekimin önünde iki yükümlülük duruyor:
- Meslek etiği ve hukuk: Muayene karakolda yapılmaz. Yaparsan, ileride işkence iddialarını örten bir raporun altında senin imzan olur.
- İdari hiyerarşi: Görevlendirmeye uymazsan "emre itaatsizlik" ile disiplin soruşturması açılabilir, sicilin bozulabilir, rotasyonla başka yere gönderilebilirsin.
Devletin yaptığı şey, bu iki yükümlülük arasındaki gerilimi hekimin kişisel sırtına yüklemektir. İhlali kurumsal olarak yapan idaredir; sonucun sorumluluğunu bireysel olarak taşıyacak olan ise hekimdir. Bu, kapitalist iş örgütlenmesinin bildik bir hamlesidir: Karar yukarıda alınır, risk aşağıya yıkılır. Fabrikada iş güvenliği ekipmanını vermeyen patron, kazadan sonra "işçi kurala uymadı" der; gözaltı merkezine hekim gönderen idare, yarın bir işkence iddiası çıktığında "raporu hekim yazdı" diyecektir.
Burada genç yoldaşların iyi kavraması gereken bir nokta var: Hekimin sorumluluğu gerçektir ve devredilemez. "Emir aldım" savunması, Nürnberg'den beri tıp etiğinde kabul edilmez; Nazi hekimlerinin yargılanması, modern tıp etiğinin kurucu anlarından biridir. 12 Eylül'ün işkencehanelerinde "sağlamdır" raporu yazan hekimler, işkencenin parçasıydı. Hekimin imzası hiçbir zaman nötr değildir.
Ama sorumluluğun gerçek olması, onu taşıyabilmenin koşullarının da gerçek olmasını gerektirir. Bir hekimden tek başına, ücretli emekçi olarak, idari amirine ve kolluğa karşı direnmesini beklemek; bir işçiden tek başına patronuna karşı sendikasız grev yapmasını beklemeye benzer. Bazıları yapar, kahramanca yapar, bedel öder. Ama sistem kahramanlıkla değil, kolektif güvencelerle korunur.
TTB'nin on maddesinin ikincisi bu yüzden önemlidir: "Hekim, tıbbi değerlendirme süreçlerinde yaşadığı tüm sıkıntı ve zorlanmaları meslek örgütüne bildirmelidir." Bu, bireysel vicdanı örgütsel güce bağlayan cümledir.
5. Meslek Örgütü Neden Hedefte?
TTB'nin bu açıklamayı yapabilmesi bile bir mücadele kazanımıdır. Son yıllarda TTB'ye yönelik saldırıları hatırlayalım:
- TTB Merkez Konseyi Başkanı ve İstanbul Protokolünün hazırlanmasına emek vermiş adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Ekim 2022'de kimyasal silah kullanımı iddialarının bağımsız soruşturulmasını istediği için tutuklandı ve "terör örgütü propagandası"ndan ceza aldı.
- Aynı süreçte TTB Merkez Konseyinin görevden alınması için dava açıldı; meslek örgütünü "yasal sınırlarının dışına çıkmak"la suçlayan siyasi kampanya sürdü.
- Bugün de TTB, Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında görüşleri nedeniyle gözaltına alınan adli tıp uzmanlarının tutuksuz yargılanmasını istemek zorunda kalıyor: "Bilim, gözaltı korkusunun gölgesinde yapılamaz" (Haberler.com).
Bu tablodaki ortak çizgi açıktır: İktidar, hekimin bilgisini istiyor ama hekimin bağımsızlığını istemiyor. Raporu istiyor, raporun içeriğine karar verme hakkını hekimde bırakmak istemiyor. Adli tıp, işkence belgelemesi, kimyasal silah iddiası, yolsuzluk soruşturması... Hangi alanda olursa olsun, bilimsel tanıklık iktidarın anlatısıyla çeliştiği anda, tanık "şüpheli"ye dönüşüyor.
Burada bir sınıf mantığı vardır. Kapitalist devlet, uzman emeğini (hekim, mühendis, öğretmen, gazeteci, yazılımcı) iki biçimde ister: Bir yandan bu emeğin ürettiği bilgiyi ve meşruiyeti kullanmak ister; öte yandan bu emeğin kendi mesleki ölçütleriyle — yani devletten bağımsız bir doğruluk ölçütüyle — konuşmasından korkar. Meslek örgütleri, uzman emekçilerin bu bağımsız ölçütü kolektif olarak savunabildiği yerlerdir. Bu yüzden hedeftedirler.
Kavram kutusu — Meslek örgütü ve sendika: TTB bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur; üyelik zorunludur, etik kuralları belirler ve disiplin yetkisi vardır. Sendika ise ücret ve çalışma koşulları için toplu pazarlık yapan işçi örgütüdür. Türkiye'de sağlıkta ikisi de vardır. Hekimin etik bağımsızlığı (meslek örgütünün alanı) ile iş güvencesi (sendikanın alanı) Mersin örneğinde iç içe geçmiştir: Etik bir "hayır"ın bedeli, iş güvencesizliğidir. İkisini birlikte düşünmeden bu sorun çözülmez.
6. Kimin Elinde, Kimin Denetiminde, Kimin Yararına?
Bu blogun bildik üç sorusunu gözaltı muayenesine soralım.
Kimin elinde? Gözaltındaki bedenin muayenesi, olması gerektiği yerde bağımsız bir sağlık kurumunun ve hekimin elindedir. Mersin uygulamasıyla bu, fiilen kolluğun mekânına ve İl Sağlık Müdürlüğünün idari emrine geçiyor.
Kimin denetiminde? Muayene odasında güvenlik görevlisi bulunuyorsa, kişi kelepçeliyse, hekim raporunun nasıl okunacağından korkuyorsa, denetim hekimin değil kolluğundur. Mahremiyet yoksa tanıklık da yoktur.
Kimin yararına? Bağımsız muayene, devlet karşısında en zayıf olanın, yani gözaltındakinin yararınadır. Karakol muayenesi ise gözaltını yapanın, "her şey usulüne uygun yapıldı" diyebilmesinin yararınadır. Bugün gözaltındaki kişi bir belediye başkanı olabilir. Ama bu usulün en çok kullanılacağı yer, kamera ve avukat ordusu olmayan işçinin, öğrencinin, göçmenin, Kürt yurttaşın gözaltısıdır.
Aynı operasyonun bir başka yüzü de bu soruların ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor: Sabah baskınında kapıyı pijamalarla açan bir kadının görüntülerinin, "kapatır mısınız" itirazına rağmen çekilip servis edilmesi (Kısa Dalga). Kapıdaki kamera ile karakoldaki muayene aynı mantığın iki ucudur: Gözaltındakinin bedeni ve mahremiyeti, devletin teşhir ve denetim alanına dönüşüyor. Hekim muayenesi bu alanın dışında kalması gereken son kapıdır.
7. Hekim Sorumluluğu: Üç Katman
Peki hekimin sorumluluğunu nasıl tarif etmeliyiz? Üç katmanda düşünmeyi öneriyorum.
Birinci katman — Bireysel etik sorumluluk. Hekim, imzaladığı raporun doğruluğundan sorumludur. Karakolda muayene yapmaya zorlanıyorsa, bunu raporuna yazmak, onamı almak, kişinin anlatımını eksiksiz kaydetmek, işkence bulgusu varsa Y07.3 tanısını koymak onun yükümlülüğüdür. Bu katmandan kaçış yoktur.
İkinci katman — Mesleki-kolektif sorumluluk. Hekim, yaşadığı baskıyı meslek örgütüne bildirmekle, meslektaşının direnişini desteklemekle sorumludur. Hamburg Bildirgesi bunu bütün tıp topluluğuna yükler. Karakola gitmeyi reddeden bir hekim yalnız bırakılırsa, bir sonraki hekim gitmeyi kabul eder.
Üçüncü katman — Toplumsal-sınıfsal sorumluluk. Hekim, işkence yasağının bir toplumun bütün emekçileri için güvence olduğunu bilmekle, bu yasağı savunanların safında durmakla sorumludur. 1990'da TTB ve İnsan Hakları Derneğinin birlikte kurduğu Türkiye İnsan Hakları Vakfı, bu katmanın kurumsal ifadesiydi: Hekimler, 12 Eylül'ün işkence mirasıyla yüzleşmeyi mesleki bir görev olarak üstlendiler.
Bu üç katman birbirine bağlıdır. İkinci ve üçüncü katman olmadan birinci katman, hekimi yalnız bir kahramana ya da yalnız bir kurbana dönüştürür. Birinci katman olmadan da diğer ikisi boş bir bildiri metnine.
8. Genç Yoldaşlara Sorular ve Yanıtlar
"Ama gözaltındakiler yolsuzlukla suçlanıyor; neden onların haklarını dert edelim?" Çünkü gözaltı güvenceleri suçlamaya göre değil, insana göre işler. Bugün "hak etti" denilen kişi için güvenceyi delen her uygulama, yarın grev yapan işçi için yerleşik usul olur. Yolsuzluk iddialarının ciddi biçimde soruşturulmasını istemek ile gözaltında insan onurunun korunmasını istemek arasında hiçbir çelişki yoktur. Asıl çelişki, birincisini ikincisini çiğneyerek yapmaya çalışmaktır.
"Hekim neden basitçe reddetmiyor?" Çünkü ücretli emekçidir. Reddetmenin bedeli disiplin, sürgün, sicil ve bazen cezai soruşturmadır. TTB'nin "zorlanırsan ne yapacaksın" maddelerini yazması, gerçekçiliğin işaretidir. Doğru soru "hekim neden reddetmiyor" değil, "hekimin reddedebilmesi için hangi örgütsel güç gerekir" sorusudur.
"Bu sadece hekimlerin meselesi değil mi?" Hayır. Aynı yapı bütün uzman emekçilerde var: Bilirkişi raporu yazan mühendis, denetim raporu yazan müfettiş, haber yazan gazeteci, algoritma yazan yazılımcı. Hepsinden bilgisi istenir, bağımsızlığı istenmez. Hekimin karakoldaki durumu, uzman emeğinin kapitalist devlet karşısındaki genel durumunun en çıplak örneğidir.
9. Somut Görevler
Bu yazı bir duygu ifadesi olarak kalmasın. Kim neyi yapabilir?
Hekimler ve tıp öğrencileri için:
- TTB'nin on maddelik rehberini cebinizde taşıyın; nöbet arkadaşlarınızla paylaşın.
- Karakol ya da gözaltı merkezi görevlendirmesi aldığınızda, önce bağlı olduğunuz kurumu ve tabip odasını yazılı olarak bilgilendirin.
- Muayene koşullarını, odadakilerin kimliklerini ve saatleri raporunuza mutlaka yazın. Rapor sizin tanıklığınızdır.
- Meslek örgütü üyeliğini bir formalite değil, kolektif güvence olarak görün; sendikal örgütlenmeyi de aynı ciddiyetle düşünün.
Diğer sağlık emekçileri için:
- Hemşire, sağlık teknikeri, ATT; gözaltı muayenesinde siz de oradasınız. Tanıklığınız da önemlidir; baskıyı sendikanıza bildirin.
Avukatlar, hukuk öğrencileri ve hak örgütleri için:
- Karakolda düzenlenmiş gözaltı raporlarına, muayene koşulları üzerinden itiraz edin; raporun usule aykırılığını dosyaya geçirin.
- Mersin'de bu uygulamayla görevlendirilen hekimlerin ve muayene edilen kişilerin durumunu belgeleyin.
Herkes için:
- Gözaltı haberlerinde "muayene nerede yapıldı?" sorusunu sormayı alışkanlık hâline getirin.
- Meslek örgütlerine yönelik saldırılara, hangi meslekten olursa olsun, sınıf dayanışmasıyla yanıt verin.
Önlüğün Yeri
Karakolun içinde beyaz önlük, devletin elinde bir aksesuardır. Hastanenin muayene odasında, kapı kapalı, kelepçe çözülmüş, karşısında yalnızca hasta varken, aynı önlük bir tanıklık giysisidir.
Bir hekim önlüğünü hangi odada giyeceğine tek başına karar veremez artık; bunu bilmek acı ama gerçektir. Ama hekimler, sağlık emekçileri ve onları destekleyen bütün emekçiler birlikte, o önlüğün karakola girmeyeceğine karar verebilir. Tokyo'dan Hamburg'a, İstanbul Protokolü'nden bugüne tıp etiğinin bütün birikimi, bu kararın tek başına değil birlikte alınabileceği üzerine kuruludur.
Muayene karakolda yapılmaz. Bunu bir hekim söylerse cesarettir. Bütün hekimler söylerse kuraldır. Bütün emekçiler söylerse güvencedir.
Kaynaklar
- Türk Tabipleri Birliği, "Meslektaşlarımızın Gözaltı Merkezlerinde Adli Muayeneye Zorlanması Kabul Edilemez!", X, 2 Ekim 2026 — x.com/ttborgtr/status/2105957155798983021
- Evrensel, "TTB'den Mersin'deki adli muayene uygulamasına tepki: 'Hekimler gözaltı merkezlerinde muayeneye zorlanamaz'" — evrensel.net
- Medyascope, "Mersin'de üç belediyeye operasyon: Vahap Seçer dahil 59 kişi gözaltında", 1 Ekim 2026 — medyascope.tv
- Euronews Türkçe, "Mersin'de üç belediyeye operasyon", 1 Ekim 2026 — tr.euronews.com
- Kısa Dalga, "Mersin operasyonunda mahremiyet tartışması: Görüntüleri kim servis etti?" — kisadalga.net
- Türk Tabipleri Birliği, "Gözaltı Muayenelerinin Emniyet Birimlerinde Yapılması Suçtur, Kabul Edilemez!", Mart 2025 — ttb.org.tr
- ANKA, "Türk Tabipleri Birliği: Gözaltı muayeneleri kişilerin gözaltında tutulduğu yerlerde yapılamaz" — ankahaber.net
- Ankara Tabip Odası, "Gözaltına Alınanların Adli Kontrol Muayenelerinin Sağlık Kuruluşu Dışında Yapılması Amacıyla Hekim Görevlendirmeleri", 24 Mart 2025 — ato.org.tr
- Haberler.com, "TTB, Yazıcıoğlu soruşturmasında adli tıp uzmanlarının tutuksuz yargılanmasını istedi" — haberler.com
- Türk Tabipleri Birliği, "5 Dakikada Hekimlik Yapılmaz, Sağlık 5 Dakikaya Sığmaz!" — ttb.org.tr
- Türk Tabipleri Birliği, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları — ttb.org.tr
- Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu, "Özgürlüğünden Yoksun Bırakılanların Sağlık Hakkı İle İlgili Etik Kurul Görüşü" — ttb.org.tr
- Dünya Tabipleri Birliği, Tokyo Bildirgesi (1975), Hamburg Bildirgesi (1997), Hekimlerin Bağımsızlığı ve Mesleki Özgürlüğü Bildirgesi
- BM, İstanbul Protokolü (1999; 2022 revizyonu)







