Meclis Açılıyor, Ama Neye Yarıyor?
Boş Sandalye, Gasp Edilen İrade: Can Atalay'dan KHK'lara Bir Meclis'in Bilançosu

Meclis Açılıyor, Ama Neye Yarıyor?
Açılan Meclis halkın iradesinin karşılığı değil: Can Atalay'ın gasp edilen sandalyesinden KHK'larla boşaltılan yasamaya, fon vurgunundan sınıf gündemine
Durum özeti
Bugünün gündemi. TBMM, 51 günlük tatilin ardından bugün, 1 Ekim 2026'da 28. Dönem 5. Yasama Yılı'na başlıyor. Saat 13.00'te Anıtkabir'de tören, 14.00'te Genel Kurul'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açılış konuşması, akşam Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un resepsiyonu var. Olağan mesai 6 Ekim'de başlıyor. Basının saydığı başlıklar: fon soruşturması ve olası Meclis araştırma komisyonu, Merkez Bankası Başkanı Karahan'ın 6 Ekim'de Plan ve Bütçe Komisyonu'na sunumu, 16–17 Ekim'de Meclis'e gelecek 2027 bütçesi, "Terörsüz Türkiye" süreci, 13. Yargı Paketi, yeni anayasa söylemi, yabancı konaklama platformlarına (Booking) düzenleme, tütün yasası.
Aynı sabah Silivri'de. Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, Meclis'in açıldığı gün 24 saatlik açlık grevine başladı. Talebi tek cümle: Anayasa Mahkemesi kararı gereği adı Meclis kütüğüne yeniden yazılsın, tahliye edilsin, yemin edip görevine başlasın. Sözleri: "Artık bıçak kemiğe dayanmıştır."
Rakamlarla bu hukuksuzluk. Atalay 1.620 gündür cezaevinde. Seçilmesinin üzerinden 1.236 gün geçti. Anayasa Mahkemesi'nin ilk ihlal kararından bu yana 1.072 gün, milletvekilliğinin düşürülmesini "yok hükmünde" sayan kararından bu yana 791 gün geçti. Ve tüm bu süre boyunca Hatay, depremden yeni çıkmış bir kent olarak, seçtiği bir temsilciden yoksun kaldı.
Bu yazı ne anlatıyor? Bugün açılan Meclis'in, halkın iradesinin karşılığı olmadığını. Bunun en basit, en çıplak kanıtı Can Atalay: Onca mahkeme kararına rağmen uygulanmayan bir hüküm, Hatay seçmeninin gasp edilen iradesi. Yazı dört adımda ilerliyor:
- Hukuk nasıl çiğnendi? Can Atalay dosyasını gün gün, madde madde anlatıyoruz: Anayasa'nın 83, 84, 85 ve 153. maddeleri, AYM'nin üç kararı, Yargıtay'ın iki kez kararı tanımaması, AYM üyeleri hakkında suç duyurusu, Genel Kurul'da okunan "kesinleşmemiş" bir karar ve kütüğe atılmayan "tek imza". Aynı Meclis'in Berberoğlu ve Gergerlioğlu için birkaç ayda yaptığını, Atalay için üç yıldır neden yapmadığını soruyoruz.
- Meclis nasıl işlevsizleştirildi? Atalay bir istisna değil, on yıllık bir sürecin özeti. 2016'da dokunulmazlıkların toptan kaldırılmasından OHAL KHK'larıyla Meclis'i atlayarak çıkarılan "yasalara", 2017 referandumuyla yasama yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine devredilmesinden yanıtsız soru önergelerine, gündeme bile alınmayan muhalefet tekliflerine ve kayyımlara kadar Meclis'in adım adım nasıl bir onay makamına dönüştürüldüğünü anlatıyoruz.
- Atalay yalnız değil. Son iki haftada yaşanan hukuksuzlukları yan yana koyuyoruz: 800 milyar liralık fon vurgunu, bir sabah kapatılan T24, AYM önünde yaşamını yitiren emekli Ali Şekeroğlu, mahkemeye çıkarılan mizah. Tek tek bakınca "olay", yan yana koyunca bir sınıf hukukunun resmi çıkıyor.
- Meclis neye yarıyor? Sarayın Meclis gündemiyle sınıfın Meclis gündemini iki sütunda karşılaştırıyor, açılış gününe sorular bırakıyor ve somut görevler öneriyoruz.
Ana tezimiz şu: Bugün açılan Meclis, halkın iradesinin karşılığı değildir. Bir Meclis, halkın seçtiği üyesini mahkeme kararlarına rağmen kütüğe yazamıyorsa, iradeyi temsil etmiyor, gaspını tescil ediyordur. Kendi üyesini kütüğe yazamayan bir Meclis, yüz binlerce emekçinin birikimini, işçinin canını, emeklinin onurunu da koruyamaz. Atalay'ın sandalyesi boş durdukça, o sandalyenin temsil ettiği herkesin sesi de boş durur.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bugün okullarda "Meclis'in açılışı" diye bir tören anlatılır: kırmızı halı, protokol, alkış. Size başka bir açılıştan söz etmek istiyorum. Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde, bir avukat ve seçilmiş bir milletvekili, bu sabah yemek yememeye karar verdi. Ankara'da kırmızı halı serilirken, Silivri'de bir tabak geri çevrildi.
Bu iki görüntüyü aynı kareye koymadan bugünü anlayamayız. Çünkü Meclis'in neye yaradığını, kimi kapıdan içeri aldığına ve kimi dışarıda bıraktığına bakarak anlarız.
Okul kitapları Meclis'i "milli iradenin tecelligâhı" diye tanımlar: halkın iradesinin göründüğü yer. Bugün açılan Meclis'e bu tanımla bakınca bir sorun çıkıyor. Hatay seçmeni 14 Mayıs 2023'te sandığa gitti, iradesini açıkladı, seçim kurulu bu iradeyi mazbatayla tescil etti, Anayasa Mahkemesi üç ayrı kararla bu iradenin hukuken geçerli olduğunu söyledi. Ve bu iradenin taşıyıcısı bugün Genel Kurul'da değil, Silivri'de. Halkın iradesi ile Meclis'in bileşimi arasındaki bu açıklık, bugünkü Meclis'in neye yaradığı sorusunun en basit yanıtıdır.
Önce olguları sakin sakin dizelim. Sonra soruları soralım.
Can Atalay kimdir?
Can Atalay, Hatay'da doğmuş bir avukat. Mesleğinin büyük kısmını iş cinayetleri, kent hakkı ve toplumsal davalarla geçirdi: Soma maden katliamı davasında ailelerin avukatıydı; İstanbul'daki kentsel dönüşüm ve yeşil alan mücadelelerinde, Taksim Dayanışması içinde yer aldı. 2013'te Gezi Parkı'nın savunucuları arasındaydı.
Yani karşımızda "bir siyasetçi" değil, mesleğini sınıfın yanında icra etmiş bir hukukçu var. Bu ayrıntı önemli: Atalay'ı yargılayan aygıt, aynı zamanda Soma'da patronların avukatlarıyla karşı karşıya geldiği aygıttır.
25 Nisan 2022'de Gezi davasında "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım" suçlamasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve aynı gün tutuklandı. Dava o sırada kesinleşmemişti; dosya istinaf ve Yargıtay aşamasındaydı.
Bir yıl sonra, 14 Mayıs 2023'te, cezaevindeyken Türkiye İşçi Partisi listesinden Hatay milletvekili seçildi. Depremin üzerinden üç ay geçmişti. Enkazın altından çıkan bir kent, sesini cezaevindeki bir avukata emanet etti. Seçim kurulu mazbatasını verdi. Yani Atalay'ın seçilmesi tartışmasız, hukuken tescilli bir olgudur.
Bundan sonrası, bir hukuk devletinin nasıl adım adım askıya alındığının kaydıdır.
Hukuk adım adım: Kronoloji
| Tarih | Ne oldu? |
|---|---|
| 25 Nisan 2022 | İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi davasında Atalay'a 18 yıl hapis verdi; tutuklandı. Karar kesin değil. |
| 14 Mayıs 2023 | TİP listesinden Hatay milletvekili seçildi; mazbatası verildi. |
| 13 ve 17 Temmuz 2023 | Yargıtay 3. ve 4. Ceza Daireleri tahliye taleplerini reddetti. |
| 21 Temmuz 2023 | Avukatları AYM'ye bireysel başvuru yaptı. |
| 28 Eylül 2023 | Yargıtay 3. Ceza Dairesi 18 yıllık cezayı onadı. Yani hüküm, seçilmesinden sonra "kesinleştirildi". |
| 25 Ekim 2023 | AYM: "Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı" ile "kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı" ihlal edildi. Yeniden yargılama, tahliye ve yargılamanın durdurulması için dosya ilk derece mahkemesine gönderildi. |
| 8 Kasım 2023 | Yargıtay 3. Ceza Dairesi AYM kararına uymadı; AYM'nin yetkisini aştığını ileri sürdü ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. |
| 21 Aralık 2023 | AYM ikinci kez ihlal kararı verdi; ilk kararın uygulanmamasının da ihlal olduğunu söyledi. |
| 3 Ocak 2024 | Yargıtay, AYM kararının "hukuki değeri olmadığını" açıkladı ve hükmü Meclis'e gönderdi. |
| 30 Ocak 2024 | Kesinleşmiş sayılan hüküm Genel Kurul'da okundu; Atalay'ın milletvekilliği düşürüldü. Salonda arbede çıktı. |
| 2 Şubat 2024 | Avukatları ve CHP, Anayasa'nın 85. maddesine göre AYM'ye iptal başvurusu yaptı. |
| 1 Ağustos 2024 | AYM: Ortada kesinleşmiş bir hüküm yoktur; Genel Kurul'da okunan karar hukuki sonuç doğurmaz; milletvekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. |
| 16 Ağustos 2024 | Atalay için olağanüstü toplanan Genel Kurul'da AKP sıralarından muhalefet milletvekillerine saldırı; TİP milletvekili Ahmet Şık yumruklandı, kan döküldü. Kütük kaydı yapılmadı. |
| 2024–2026 | AİHM başvurusu; AİHM Türkiye'den savunma istedi. Atalay Meclis Başkanlığı'na Mart ve Nisan 2026'da dilekçe verdi, 23 Nisan 2026'da "Tek imza yeter" çağrısı yaptı; yanıt gelmedi. |
| 1 Ekim 2026 | Yeni yasama yılının ilk günü, 24 saatlik açlık grevi: "AYM kararı gereği adım kütüğe tekrar yazılacaktır." |
Tabloyu bir kez daha okuyun. Hukukun en üst iki organı karşı karşıya geliyor; biri "hak ihlal edildi" diyor, öteki "senin kararın yok hükmündedir, seni de savcılığa veriyorum" diyor. Yürütme açıkça Yargıtay'ın yanında duruyor. Yasama, yani Meclis, kendi üyesi hakkında karar vermesi gereken yerde, kenara çekilip seyrediyor.
Hukuk nasıl çiğnendi: Beş kırılma noktası
Hukuk metinleri gençlere çoğu zaman sıkıcı görünür. Ama bu dosyada metinler çok açık; çiğnenme de o kadar açık. Beş noktada toplayalım.
Birinci kırılma: Dokunulmazlık hiç işletilmedi
Anayasa'nın 83. maddesi şöyle der: "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz."
Bunun bir istisnası var: Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve "seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla" Anayasa'nın 14. maddesi kapsamındaki suçlar. Yargıtay tüm tutumunu bu istisnaya dayandırdı: Gezi davası 14. madde kapsamındadır, o halde dokunulmazlık yoktur.
AYM ise şunu söyledi: Atalay seçildiği anda yasama dokunulmazlığı devreye girdi. İstisna, temel hakları sınırlayan bir hüküm olduğu için dar yorumlanmalıdır; bu dosyada istisnanın uygulanacağı ne yasada ne yerleşik içtihatta öngörülebilir biçimde düzenlenmiştir. Dolayısıyla yargılamanın durması ve tahliye gerekir. Atalay'ın bugün söylediği de budur: "Seçildiğim gün yargılamanın durması, tahliye edilmem ve yemin ederek görevime başlamam gerekiyordu."
Yani tartışma, bir hukuk yorumu tartışması olarak başladı. Ama bir hukuk devletinde yorum tartışmasını kimin bitireceği bellidir. Bu da bizi ikinci kırılmaya götürüyor.
İkinci kırılma: AYM kararı "yok" sayıldı
Anayasa'nın 153. maddesi: "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." Bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri de ihlal kararının gereğinin yapılmasını mahkemelere emreder.
Bu hükümlerde "Yargıtay uygun görürse" diye bir ek yoktur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise iki kez, 8 Kasım 2023 ve 3 Ocak 2024'te, AYM kararını uygulamayı reddetti. Üstelik ilk seferinde, AYM üyelerini suç duyurusuyla savcılığa verdi.
Burada durup düşünmek gerek. Bir alt mahkemenin, Anayasa'nın "herkesi bağlar" dediği bir kararı "yok" sayabildiği yerde, Anayasa artık bir hukuk metni değil, bir tavsiye mektubudur. Kim güçlüyse o tavsiyeye uyup uymayacağına karar verir.
Üçüncü kırılma: Kesinleşmemiş hüküm, "kesin" diye okundu
Anayasa'nın 84. maddesine göre "kesin hüküm giyme" halinde milletvekilliğinin düşmesi, "bu hususa ilişkin kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur."
Anahtar kelime "kesin"dir. AYM'nin ihlal kararı, hükmün kesinleşmesine dayanak oluşturan süreci ortadan kaldırmıştı; yeniden yargılama emredilmişti. Yani 30 Ocak 2024'te Genel Kurul'da okunan şey, AYM'nin deyişiyle "kesinleşmiş bir hüküm" değil, fiilî bir durumun ilanıydı. Meclis Başkanlığı, kendi üyesinin üyeliğini, hukuken var olmayan bir kesinliğe dayanarak düşürdü.
Dördüncü kırılma: "Yok hükmünde" kararı Meclis'te karşılıksız kaldı
Anayasa'nın 85. maddesi, üyeliği düşürülen milletvekiline ve partisine bir hafta içinde AYM'ye başvurma hakkı tanır. Başvuru yapıldı. AYM 1 Ağustos 2024'te açık konuştu: Ortada kesin hüküm yoktur, düşürme işlemi yok hükmündedir, bu nedenle iptal kararı vermeye bile gerek yoktur.
"Yok hükmünde" ne demek? Hukuk dilinde bir işlem o kadar ağır biçimde sakattır ki hiç doğmamış sayılır. Yani Atalay, AYM'ye göre 30 Ocak 2024'ten bu yana hiçbir zaman milletvekilliğini yitirmemiştir. Hukuken bugün de Hatay milletvekilidir.
Bu kararın gereği tek bir idari işlemdir: Meclis Başkanlığı'nın Atalay'ı yeniden milletvekili kütüğüne kaydetmesi. Ne yeni bir yasa, ne bir oylama gerekir. Atalay'ın Nisan 2026'daki çağrısının adı da buradan geliyor: "Tek imza yeter."
O imza 791 gündür atılmıyor.
Beşinci kırılma: Yasama, kendi varlık nedenini askıya aldı
Bu dosyanın en ağır sonucu Atalay'ın kişisel durumu değil, Meclis'in kendisi hakkında verdiği karardır. 16 Ağustos 2024'te, Atalay için olağanüstü toplanan Genel Kurul'da tartışma yumruklarla bitti; TİP milletvekili Ahmet Şık'ın yüzü kanlar içinde kaldı. O gün Meclis şunu ilan etmiş oldu: Bu çatının altında anayasal bir hakkı savunmak, fiziksel saldırıya uğramayı göze almak demektir.
Meclis Başkanı Kurtulmuş, kendi başkanlığındaki çalışmalarda "idari engellerin kaldırılması" gerektiğini yazdıran kişidir. Ama mesele kendi kurumunun üyesine gelince, idari engel tam da kendi masasındadır.
Bir parlamentonun ilk görevi, kendisini seçenlerin kim olduğuna karar verme yetkisini kimseye devretmemektir. Bu yetki, 1689'da İngiltere'de, 1789'da Fransa'da, 1920'de Ankara'da hep aynı soruyla kazanıldı: Halkın seçtiğini kim içeride tutabilir? Bugün TBMM bu soruya Yargıtay'ın ve Saray'ın yanıtını kabul etmiş durumda.
Emsal var: Aynı Meclis bunu iki kez yaptı
"Meclis Başkanlığı'nın elinden bir şey gelmez, yargı kararı bu" savunmasını çürüten en güçlü kanıt, Meclis'in kendi geçmişidir.
- Enis Berberoğlu (CHP): Milletvekilliği 4 Haziran 2020'de düşürüldü. AYM Eylül 2020'de ihlal kararı verdi; ilk derece mahkemesi direndi; AYM ikinci kez ihlal dedi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Şubat 2021'de AYM kararına uydu ve Berberoğlu yeniden milletvekili oldu.
- Ömer Faruk Gergerlioğlu (HDP): Milletvekilliği 17 Mart 2021'de düşürüldü. AYM 1 Temmuz 2021'de ihlal kararı verdi; iki hafta sonra Gergerlioğlu yeniden milletvekiliydi. Kendi sözüyle Meclis Başkanlığı ona "Pardon, gelebilirsin" demişti.
Yani yol bellidir, usul bellidir, emsal bellidir. Berberoğlu için birkaç ay, Gergerlioğlu için iki hafta yetti. Can Atalay için 1.072 gün yetmedi. Aradaki fark hukukta değil, siyasi karardadır. Atalay'ın kütüğe yazılmaması, bir hukuk boşluğu değil, bilinçli bir tercihtir: Hatay seçmeninin iradesini yok saymak.
Atalay bir istisna değil, bir sistemin özeti: Meclis nasıl işlevsizleştirildi?
Can Atalay'ın sandalyesine bakıp "bu bir sapma" demek kolay. Ama genç yoldaşlar, bu sandalye son on yılda Meclis'in başına gelenlerin bir minyatürüdür. Halkın iradesinin Meclis'te karşılık bulmaması bir günde olmadı; birbirini izleyen hamlelerle, her biri bir öncekinin üzerine kurularak inşa edildi. Sırayla bakalım.
2016: Dokunulmazlık toptan kaldırıldı
20 Mayıs 2016'da Meclis, Anayasa'ya bir geçici madde ekleyerek o güne kadar hazırlanmış bütün fezlekeler için dokunulmazlıkları tek seferde kaldırdı. Normal usul, her milletvekili için ayrı dosya, karma komisyon incelemesi ve Genel Kurul oylamasıdır; yani milletvekilinin kendini savunma hakkı vardır. Geçici madde bu usulü askıya aldı. Bunun doğrudan sonucu, aynı yılın Kasım ayında HDP'nin eş genel başkanları dahil çok sayıda milletvekilinin tutuklanması oldu. Selahattin Demirtaş, AİHM Büyük Dairesi'nin 2020'de verdiği tahliye kararına rağmen yıllarca cezaevinde tutuldu.
İlk ders şuydu: Meclis, kendi üyelerinin güvencesini kendi eliyle kaldırabilir. Can Atalay'ın bugün yaşadığının hukuki zemini o gün döşendi.
2016–2018: OHAL ve KHK'larla Meclis'siz "yasa"
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından 20 Temmuz'da ilan edilen olağanüstü hal, yedi kez uzatılarak 18 Temmuz 2018'e kadar sürdü. Bu iki yılda çıkarılan otuzu aşkın olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi, Türkiye'nin yasama tarihindeki en büyük kırılmalardan biridir.
KHK'nın ne olduğunu basitçe anlatayım. Normalde bir yasa şöyle yapılır: Teklif hazırlanır, komisyonda tartışılır, Genel Kurul'da maddeler tek tek görüşülür, muhalefet değişiklik önergesi verir, oylanır, Cumhurbaşkanı onaylar, Anayasa Mahkemesi denetler. OHAL KHK'sı ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır ve Resmî Gazete'de yayımlandığı gün yürürlüğe girer. Meclis'in onayı sonradan, çoğu zaman aylar sonra gelir; o arada kararname zaten uygulanmış, insanlar zaten işinden atılmıştır.
KHK'larla neler yapıldı? OMCT'nin derlediği verilere göre:
- Yaklaşık 130 bin kamu görevlisi ihraç edildi; 4 binden fazla hâkim ve savcı meslekten çıkarıldı.
- 22 binin üzerinde öğretmenin çalışma izni iptal edildi.
- Yüzlerce dernek ve vakıf, 160'ı aşkın medya kuruluşu kapatıldı.
- OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yapılan 126 bini aşkın başvurunun ancak 16 bini kabul edildi.
Bu ihraçların arasında darbeyle hiçbir ilgisi olmayan binlerce sendikacı, akademisyen, öğretmen vardı. Barış Akademisyenleri, KESK üyesi emekçiler, Kürt illerinde görev yapan belediye çalışanları aynı listelere yazıldı. İşçi sınıfı açısından OHAL, bir "darbeyle mücadele" aracından çok, sendikal ve muhalif örgütlülüğü tasfiye aracı olarak işledi. Grev ertelemeleri de bu dönemde sıradanlaştı.
KHK'ların asıl tehlikesi şuydu: Olağanüstü hal sona erdi ama olağanüstü yetkiler bitmedi. Temmuz 2018'de çıkarılan 7145 sayılı Kanun, OHAL döneminin pek çok yetkisini (kamudan ihraç, gözaltı süreleri, valilere tanınan yetkiler) olağan hukuka taşıdı. Yani istisna kalıcılaştı. Ve Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde KHK'ları denetlemeyi reddetti; Meclis'in atlanması, anayasal denetimin atlanmasıyla tamamlandı.
Sonuç: Milyonlarca insanın hayatını değiştiren kararlar, Meclis kürsüsünde tek bir dakika tartışılmadan yürürlüğe girdi. Halkın iradesini temsil etmesi gereken organ, yasa yapma işini fiilen yürütmeye bıraktı.
2017–2018: KHK gitti, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi geldi
16 Nisan 2017 referandumu, OHAL koşullarında, Yüksek Seçim Kurulu'nun sandık başında aldığı "mühürsüz oyları geçerli sayma" kararının gölgesinde, yüzde 51,4 ile kabul edildi. Temmuz 2018'de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, OHAL'in pratiğini anayasal düzene dönüştürdü:
- Yasama yetkisi bölündü. KHK kurumu kaldırıldı, yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) geldi. Yürütme artık Meclis'ten yetki almadan, "yürütmeye ilişkin konularda" doğrudan kural koyabiliyor. Bakanlıkların ve kamu kurumlarının kuruluşundan üst düzey atamalara, düzenleyici kurumların yapısından bazı ekonomik düzenlemelere kadar geniş bir alan, Meclis'in elinden çıktı.
- Denetim araçları söküldü. Gensoru ve sözlü soru kaldırıldı. Bakanlar Meclis'e karşı siyasi sorumluluk taşımıyor; Meclis'in onları düşürme yolu yok. Geriye yazılı soru önergesi kaldı; onun akıbetini aşağıda göreceğiz.
- Bütçe hakkı bile delindi. Bir Meclis'in tarihsel varlık nedeni bütçe hakkıdır: "Temsil yoksa vergi de yok." Yeni düzende Meclis bütçeyi kabul etmezse, önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranıyla artırılarak uygulanıyor. Yani Meclis'in "hayır" demesinin bile sonuç doğurmadığı bir bütçe usulü.
- Seçilmiş bir organın yerine tek bir makam. Meclis'in iradesi ile Cumhurbaşkanlığı'nın iradesi çatıştığında son sözün hukuken ve fiilen kime ait olduğu artık tartışma konusu bile değil.
Bunu sınıf diliyle söyleyelim: Burjuva demokrasisinde Meclis, egemen sınıf fraksiyonları arasındaki çıkar çatışmalarının pazarlık edildiği, emekçi sınıfların da bu pazarlığa sınırlı ölçüde de olsa ses katabildiği bir alandır. Yürütmeye yığılan yetki, bu pazarlık masasını daraltır; kararlar artık birkaç kişinin masasında, sermayenin en güçlü kesimleriyle doğrudan ilişki içinde alınır. Meclis'in işlevsizleşmesi, emekçilerin o dar sesinin de kısılması demektir.
Sayılarla bugünkü Meclis
Biçimsel olarak Meclis çalışıyor. TBMM'nin kendi faaliyet raporuna göre geçen yasama yılında Genel Kurul 125 birleşim yaptı, 36 kanun kabul edildi, 50 bin 276 yazılı soru önergesi verildi ve yüzde 69'unun yanıtlandığı açıklandı. Ama rakamların içine bakınca başka bir tablo çıkıyor. Kısa Dalga'nın Aralık 2025 derlemesine göre 28. Dönem'de:
| Gösterge | Durum |
|---|---|
| Yazılı soru önergelerinin Anayasa'nın öngördüğü süre içinde yanıtlanma oranı | Yüzde 14 civarı; geri kalanı ya hiç yanıtlanmadı ya süre geçtikten sonra yanıtlandı |
| Muhalefetin verdiği kanun teklifleri | 2.957 teklif; hiçbiri Genel Kurul gündemine alınmadı |
| İktidar partisinin kanun teklifleri | 100 teklifin tamamı kanunlaştı |
| Bir teklifin Başkanlığa gelişinden Genel Kurul onayına kadar geçen süre | Ortalama 27 gün |
| 27. Dönem'de "torba kanun" sayısı | 87 torba kanunla 378 ayrı kanunda değişiklik |
"Yüzde 69 yanıtlandı" ile "yüzde 14 süresinde yanıtlandı" arasındaki fark, işlevsizleşmenin tam kendisidir: Soru soruluyor, ama yanıt geldiğinde konu çoktan kapanmış oluyor. Fon krizinde Ahmet Şık'ın verdiği önergeleri hatırlayın; kapı kapanmadan çıkanları soran bir soruya, kapı kapandıktan aylar sonra gelecek bir yanıtın kime faydası var?
Torba kanunlar ise ayrı bir hikâye. Vergi yapılandırması ile enerji ve maden düzenlemesi, sosyal güvenlik maddesi ile sermayeye teşvik aynı kanunun farklı maddelerine konuyor. Milletvekili bir maddeye "evet" demek için öbürüne de "evet" demek zorunda kalıyor. Kamuoyu bir başlığı tartışırken, sermaye lehine düzenleme başka bir maddeden geçiyor. Akbelen'i, maden sahalarını, kıyıları takip edenler bu yöntemi çok iyi bilir.
Seçilmişlerin yerine atananlar: Kayyım
Halkın iradesinin gaspı yalnızca Meclis'te yaşanmadı. 2016'dan bu yana Kürt illerinde seçilmiş belediye başkanlarının büyük bölümü görevden alınıp yerine kayyım atandı; son yıllarda bu uygulama başka partilerden belediyelere de uzandı. Selçuk Mızraklı'nın tahliyesi üzerine yazdığımızda söylediğimiz gibi, kayyım bir yönetim tekniği değil, bütçenin ve kent müştereklerinin denetimden çıkarılmasıdır. Sandığa giden seçmen bir başkan seçiyor, Ankara başka birini atıyor. Hatay'ın Meclis'teki boş sandalyesi ile kayyım atanmış belediyenin boş başkanlık koltuğu aynı mantığın ürünüdür.
Toparlayalım: Meclis'in elinden alınanlar
| Anayasal düzende Meclis'in yetkisi | Bugün fiilen durumu |
|---|---|
| Yasa yapmak | OHAL KHK'ları ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle önemli bir bölümü yürütmeye geçti; geri kalanı torba kanunlarla hızlı onaya dönüştü |
| Hükümeti denetlemek | Gensoru ve sözlü soru kaldırıldı; yazılı soruların büyük bölümü süresinde yanıtlanmıyor |
| Bütçe hakkı | Kabul edilmeyen bütçenin yerine önceki yılın bütçesi artırılarak uygulanıyor |
| Üyelerini korumak | 2016'da dokunulmazlıklar toptan kaldırıldı; seçilmişler tutuklandı |
| Üyeliği düşürme ve iade | Atalay'da kesinleşmemiş hüküm okundu; AYM'nin "yok hükmünde" kararına rağmen 791 gündür kütük kaydı yapılmıyor |
| Muhalefetin yasa teklif hakkı | Binlerce teklif gündeme bile alınmıyor |
| Halkın iradesini temsil etmek | Seçilmiş milletvekili cezaevinde, seçilmiş belediye başkanının yerinde kayyım |
Bu tabloya bakan bir genç yoldaş haklı olarak sorar: O zaman bugün açılan ne? Açılan, bir bina ve bir tören. Ama halkın iradesinin göründüğü yer anlamında bir Meclis, bugün tam olarak açılmıyor. Can Atalay'ın sandalyesi, bu gerçeği saklanamaz hale getiren yerdir.
Burjuva hukuku neden böyle davranır?
Bir Marksist olarak burada bir yanılsamayı da bozmamız gerekiyor. "Hukuk devleti çiğneniyor" demek doğrudur ama eksiktir. Çünkü bu çiğnenmenin bir yönü var.
Marx, hukukun sınıflar üstü bir hakem olmadığını, belirli üretim ilişkilerinin ifadesi olduğunu söyler. Burjuva hukukunun büyük vaadi, eşitliktir: Herkes yasa önünde eşittir. Bu vaat gerçek bir kazanımdır ve onu savunuruz. Ama aynı hukuk, kriz anlarında bir şey daha gösterir: Kural, egemen sınıfın çıkarına dokunduğu yerde esner.
Atalay dosyasında olan budur. AYM kararları, Türk Telekom'un ya da bir holdingin vergi uyuşmazlığında uygulanır. Bir enerji şirketinin imar davasında uygulanır. Ama söz konusu olan, Soma'nın avukatı, Gezi'nin savunucusu, işçi partisinden bir milletvekili olunca, "Anayasa bağlayıcıdır" hükmü bir anda "yorum meselesi"ne dönüşür.
Kısacası: Hukuk, sınıfa göre katılaşan ya da yumuşayan bir maddedir. Bunu soyut söylemeyelim. Son iki haftaya bakalım.
Atalay yalnız değil: Son iki haftanın hukuku
800 milyar liralık fon vurgunu: "Etkin pişmanlık" kime, "bekle" kime?
Borsa dosyamızda adım adım anlattığımız fon krizi bugün Meclis'in "ilk gündemi" olarak sunuluyor. Rakamları hatırlayalım: Yedi portföy şirketinin 130'u aşkın fonu 17 Eylül'de tasfiyeye alındı. Fonların büyüklüğü 800 milyar liranın üzerinde, etkilenen yatırımcı sayısı 455 bin ile 514 bin arasında. Medyascope'un derlemesine göre Maliye Bakanı Şimşek manipülasyonu 4 Kasım 2025'te kabul etmişti; o tarihten müdahaleye kadar fon büyüklüğü 297 milyar liradan 800 milyara çıktı.
Yani mekanizma on bir ay boyunca devletin gözü önünde işledi. Bunu Kapı Kapanmadan Kim Çıktı? yazımızda Ahmet Şık'ın soru önergeleri üzerinden, Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin yazımızda ise "kontrollü patlatma" iddiası üzerinden tartışmıştık.
Son gelişmeler, sınıf hukukunun iki yüzünü aynı haftada gösteriyor:
- Yukarıda: AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin, eşiyle birlikte yaklaşık 163 milyon lira yatırıp 2,1 milyar liradan fazla çektiği iddiası üzerine, iddiaya doğrudan yanıt vermeden 26 Eylül'de görevlerinden istifa etti. Savcılık aile üyelerinin mal varlıklarına tedbir istedi. İddia iddiadır; masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Ama sorulması gereken soru şudur: Kapı kapanmadan kimin çıktığını bilmek, hangi bilgiye erişimi gerektirir?
- Aşağıda: SPK 30 Eylül gecesi, tasfiyedeki fonlarda net yatırımı 1 milyon liranın altındaki yatırımcılara bu tutara kadar ara ödeme yapılabileceğine karar verdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, 217 şüpheli ve 56 tutuklu olduğunu, el konulan villaların ve araçların TMSF'de bir havuza aktarılacağını, "ilk önceliğin küçük yatırımcı" olduğunu açıkladı. Bu, kamuoyu baskısının bir kazanımıdır ve küçük yatırımcı önceliği bizim de ilk günden savunduğumuz talepti. Ama dikkat: Ara ödeme bir ihsan gibi sunuluyor; ödemenin ne zaman, hangi fiyattan ve kalan zararın kimin sırtına yükleneceği hâlâ belirsiz.
İki hukuk yan yana: Bir yanda "etkin pişmanlık", istifa ve "süreç işlesin" sükûneti; öte yanda emeklilik ikramiyesini, çocuğunun okul parasını fona yatırmış yüz binlerce insana "sıranı bekle".
Ve Can Atalay'la bağ şurada: Fon vurgununu yıllardır Meclis'te dile getirenler, Atalay'ın partisinin milletvekilleriydi. Meclis'in sınıf adına soru sorabilen sandalyeleri bir eksik çalıştı.
Bir sabah kapatılan gazete: T24
29 Eylül'de İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla T24 erişime kapatıldı. Satın Alınamayanı Kapatırlar yazımızda ayrıntısıyla anlattık: Gerekçe "ahlak", ama aynı günlerde fon krizini tartışan ekonomistlerin hesapları da kapatılıyordu. Ahlak gerekçesiyle sansür ile "ekonomik istikrar" gerekçesiyle sansür aynı çıkara hizmet ediyor: Kapı kapanmadan kimin çıktığını soran kalmasın.
Burada da yargı bir sulh ceza hâkimliğidir; yani AYM'nin "ifade özgürlüğünü ihlal ediyor" diye defalarca eleştirdiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de sorunlu bulduğu bir kurum. Bir haber sitesini tek imzayla kapatabilen yargı, bir milletvekilini tek imzayla kütüğe yazdırmayı reddediyor.
AYM'nin önünde bir emekli: Ali Şekeroğlu
25 Eylül'de Ankara'da, emekli örgütlerinin Anayasa Mahkemesi önündeki eyleminde Ali Şekeroğlu yaşamını yitirdi. Elindeki dövizde "Para için değil, onurumuz için" yazıyordu. Emekliler, maaş düzenlemesine ilişkin anayasaya aykırılık iddiasıyla AYM'nin kapısındaydı.
Düşünün: Emekliler hukuka güvenip AYM'nin kapısına gidiyor. Can Atalay hukuka güvenip AYM'ye başvuruyor ve kazanıyor. Ama kazandığı karar uygulanmıyor. Sınıf açısından ders net: AYM kararı ancak uygulanmasını dayatacak bir toplumsal güç varsa anlam taşır.
Mizaha kelepçe: Deniz Göktaş
28 Eylül'de komedyen Deniz Göktaş'ın ilk duruşması yapıldı ve aynı gün tahliye edildi. Göktaş dosyasında gördüğümüz gibi, bir kahkaha "suç" sayılabiliyor; ama 800 milyar liralık bir mekanizmanın on bir ay boyunca işlemesi "geçici ve yönetilebilir" bir sorun olarak tarif edilebiliyor.
Ve sayılmayanlar
Atalay açıklamasında bir cümleyle hepsini hatırlattı: "Yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor." Görevden alınıp yerine kayyım atanan belediye başkanları, yıllardır tutuklu gazeteciler, iş cinayetlerinde cezasız kalan patronlar, sendikaya üye olduğu için kapı önüne konan işçiler. Hepsi aynı listenin satırlarıdır.
İki gündem: Sarayın Meclis'i, sınıfın Meclis'i
Bugün açılış konuşmasında büyük olasılıkla "yeni ve sivil anayasa", "Terörsüz Türkiye", "enflasyonla mücadele" ve fon krizinde "hesap sorulacak" vurguları duyacağız. Bu başlıkların her birinin arkasında bir sınıf seçimi var. İki sütunda karşılaştıralım:
| Sarayın Meclis gündemi | Sınıfın Meclis gündemi |
|---|---|
| "Yeni ve sivil anayasa" söylemi | Önce mevcut Anayasa'nın uygulanması: AYM kararları gereği Can Atalay'ın kütüğe kaydı ve tahliyesi |
| "Güçlü yürütme, hızlı karar" | Meclis'in yasama, denetim ve bütçe yetkilerinin iadesi; gensorunun geri gelmesi, soru önergelerinin süresinde yanıtlanmasına yaptırım |
| OHAL döneminin "kapandığı" anlatısı | KHK'larla ihraç edilen sendikacı, öğretmen ve akademisyenlerin görevine iadesi ve tazminatı; 7145 sayılı Kanun'la kalıcılaştırılan olağanüstü yetkilerin kaldırılması |
| Fon krizinde "sorumlular hesap verecek" | Bilgiye kimin önceden eriştiğinin kamuya açık soruşturması; siyasetçi ve yakınlarının fon işlemlerinin tam dökümü; tasfiyede zararın kurucuların ve ilişkili şirketlerin malvarlığından karşılanması |
| Küçük yatırımcıya "ara ödeme" | Ödeme takvimi ve fiyatının yasayla güvenceye alınması; SPK yönetiminde emek örgütlerinin ve yatırımcı temsilcilerinin yer alması |
| 2027 bütçesi: faiz ödemeleri ve "mali disiplin" | Emekli aylığı ve asgari ücretin yoksulluk sınırına çekilmesi; vergi yükünün ücretliden sermayeye kaydırılması |
| 13. Yargı Paketi: "yargılamayı hızlandırma" | Sulh ceza hâkimliklerinin kaldırılması; iş cinayetlerinde cezasızlığın sona ermesi; AYM kararlarına uymayan kamu görevlisine yaptırım |
| Booking yasası, tütün yasası | İnternet erişim yasaklarına yargısal denetim; T24 ve kapatılan hesapların açılması |
| "Terörsüz Türkiye" komisyonu | Barışın demokrasiyle birlikte gelmesi: kayyım uygulamasının sona ermesi, seçilmişlerin görevine iadesi |
| Muhalefete "sorumluluk" çağrısı | Meclis Başkanlığı'nın tarafsızlığı ve Genel Kurul'da şiddet uygulayan milletvekillerine yaptırım |
Sol sütun, aygıtın kendini yeniden düzenleme gündemidir. Sağ sütun, emekçinin bu aygıttan alacağını talep etme gündemidir. İki sütunun en tepesinde aynı soru duruyor: Anayasa uygulanacak mı?
Meclis açılıyor, ama neye yarıyor? Açık sorular
Bu yazının son kısmında yanıt vermek yerine soru sormayı seçiyorum. Çünkü bugün Genel Kurul'da sorulması gereken sorular, Meclis'in ne işe yaradığını kendiliğinden gösterecek.
Anayasa üzerine:
- "Yeni anayasa" yapmak isteyen bir Meclis, mevcut Anayasa'nın 153. maddesini neden uygulamıyor? Bugün uygulanmayan bir maddenin, yarın yazılacak yeni bir anayasada uygulanacağına kim, neden inansın?
- Anayasa Mahkemesi'nin "yok hükmünde" dediği bir işlemi 791 gündür sürdüren Meclis Başkanlığı, hangi yetkiye dayanıyor?
- AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan bir dairenin kararı, Anayasa'nın üstünde midir?
Meclis'in kendisi üzerine:
- Yasaların önemli bir bölümünü kararnamelere, denetimini yanıtsız sorulara, bütçe hakkını otomatik artışlara bırakmış bir Meclis, açıldığında neyi açmış olur?
- KHK'larla işinden edilen on binlerce emekçinin dosyası hâlâ kapanmamışken, olağanüstü yetkileri olağan hukuka taşıyan yasaları kaldırmak bu yasama yılının gündeminde neden yok?
- Muhalefetin verdiği binlerce kanun teklifinin bir tanesi bile Genel Kurul'a gelmiyorsa, o milletvekillerine oy veren milyonların iradesi nerede?
- Berberoğlu için birkaç ayda, Gergerlioğlu için iki haftada yapılan işlem, Atalay için neden üç yılda yapılamıyor? Aradaki fark hukuk mu, yoksa Atalay'ın temsil ettiği sınıf mı?
Temsil üzerine:
- Hatay, depremden sonra enkazın, konteyner kentlerin, yeniden yapılanma ihalelerinin ortasında, seçtiği bir milletvekilinin sesinden üç yılı aşkın süredir yoksun. Hatay'daki konut ihalelerini kimin aldığını Meclis'te sormak için kaç sandalye eksik kaldı?
- Seçilmiş bir milletvekilinin cezaevinde tutulabildiği bir sistemde, sandık neyin garantisidir?
Fon üzerine:
- Maliye Bakanı manipülasyonu Kasım 2025'te kabul ettiyse, aradaki on bir ayda Meclis'e hangi bilgi verildi?
- Kapı kapanmadan çıkanlar arasında siyasetçi, bürokrat ya da yakınları var mı? Bu liste ne zaman kamuya açılacak?
- Kurulacak araştırma komisyonu, fon kurucularını ve onları besleyen bankaları dinleyecek mi; yoksa yalnızca "kötü niyetli birkaç kişi" mi aranacak?
- Ara ödemede 1 milyon liranın üstü için kalan zarar kimin üzerine yazılacak?
Hukuk üzerine:
- Bir sulh ceza hâkimliği bir gazeteyi bir günde kapatabiliyorsa, Meclis Başkanı bir kütük kaydını neden üç yılda yapamıyor?
- Emekliler AYM'nin kapısında, Atalay AYM'nin kararıyla elinde, gazeteciler AYM içtihadıyla ellerinde bekliyor. Hukuka güvenerek bekleyenlerin sırası ne zaman gelecek?
Ve en temel soru:
- Bu Meclis, 85 milyonun mu, yoksa kapı kapanmadan çıkanların mı Meclis'i?
Sınıf açısından ne öğreniyoruz?
Bu dosya bize üç şey öğretiyor.
Birincisi, hukuk bir güç ilişkisidir. AYM kararı kâğıt üzerinde Atalay'ın yanında. Ama kâğıt üzerindeki hak, onu uygulatacak örgütlü bir güç olmadan bir dilek olarak kalır. Burjuva demokrasisinin kazanımlarını, yani seçme-seçilme hakkını, yargı bağımsızlığını, basın özgürlüğünü, bu kazanımları kâğıda geçirtmiş olan emekçi hareketinden başka kimse savunmaz.
İkincisi, Meclis'in değeri, içindekilerin hangi sınıfı temsil ettiğiyle ölçülür. Lenin parlamentoyu bir "konuşma kürsüsü" olarak görür, onu reddetmez; ama asıl gücün sokakta, iş yerinde, örgütte olduğunu bilir. Can Atalay'ın sandalyesi bu yüzden önemli: O sandalye, Meclis kürsüsünün bir an için Soma'nın, Hatay'ın, fon mağdurunun, emeklinin kürsüsü olabileceğini gösteriyor. Egemenlerin o sandalyeyi bu kadar inatla boş tutması da bu yüzden.
Üçüncüsü, "Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak." Atalay'ın bu cümlesi, Enternasyonal'in "Kurtuluş yok tek başına" ilkesinin bugünkü karşılığıdır. Ne AYM, ne AİHM, ne Meclis Başkanı'nın vicdanı, tek başına bu kapıyı açmayacak. Kapıyı, kapının önünde biriken kalabalık açar.
Somut görevler
Sevgili genç yoldaşlar, bugün ve önümüzdeki haftalar için yapılabilecekler:
Bugün:
- Can Atalay'ın açlık grevini görünür kılın. Paylaşımlarınızda yalnızca dayanışma değil, talebi yazın: "AYM kararı uygulansın, Can Atalay kütüğe kaydedilsin."
- Açılış konuşmasını dinleyin ve "Anayasa" kelimesinin kaç kez geçtiğini, "Can Atalay" adının bir kez bile geçip geçmediğini not edin. Söylenmeyen, söylenenden daha çok şey anlatır.
Bu hafta:
- Kendi ilinizin milletvekillerine yazın. TBMM'nin internet sitesinde her milletvekilinin iletişim bilgisi var. Tek soru sorun: "AYM'nin 1 Ağustos 2024 kararının uygulanması için ne yaptınız?" Yanıtları ve yanıtsızlıkları kayda geçirin.
- Fon mağduru tanıdıklarınızla konuşun. Ara ödeme başvurusunu nasıl yapacaklarını öğrenmelerine yardım edin; ama birlikte hareket etmeleri gerektiğini de anlatın. Dağınık 500 bin kişi ile örgütlü bir yatırımcı-emekçi platformu arasında büyük fark var.
Önümüzdeki aylar:
- 6 Ekim'deki Merkez Bankası sunumunu ve 16–17 Ekim'de Meclis'e gelecek bütçeyi izleyin. Bütçede faiz ödemeleri ile emekli ve sağlık harcamalarının oranını karşılaştırın; bu oran, Meclis'in kimin için çalıştığının en somut belgesidir.
- Kurulursa fon araştırma komisyonunun toplantılarını takip edin: Kimler dinleniyor, kimler dinlenmiyor? Bir tablo tutun.
- Okulunuzda, iş yerinizde, mahallenizde "Anayasa'ya uyulsun" başlıklı bir okuma ya da söyleşi düzenleyin. Bu yazıdaki kronolojiyi ve beş kırılma noktasını kullanabilirsiniz.
Kalıcı olarak:
- Hukuk okuryazarlığı edinin. Anayasa'nın 14, 83, 84, 85 ve 153. maddelerini bir kez baştan sona okuyun. Hakkını bilmeyen, hakkının çiğnendiğini de fark etmez.
- Sendikaya, meslek örgütüne, demokratik kitle örgütüne üye olun. Bu yazının ana dersi bu: Hak, örgütlü olanın hakkıdır.
Kapanış: Boş sandalye
Bugün Genel Kurul salonunda 600 sandalye var. Bunlardan biri, hukuken dolu olması gerektiği halde boş. Kırmızı halıda yürüyenler, alkışlayanlar, tören fotoğrafına girenler o boş sandalyenin yanından geçecek.
O sandalye yalnızca Can Atalay'ın değil. Fon vurgununda birikimini kaybeden öğretmenin, AYM'nin kapısında ölen emeklinin, kapatılan gazetenin muhabirinin, depremde evini kaybedip konteynerde yaşayan Hataylının sandalyesi. Sandalye boş durdukça, Meclis bize bir şey söylüyor: Burası sizin yeriniz değil.
Bir Meclis'in halkın iradesinin karşılığı olup olmadığını anlamak için karmaşık anayasa kuramlarına gerek yok. Tek bir soruya bakmak yeter: Halkın seçtiği, mahkemelerin "seçilmiştir, görevine başlamalıdır" dediği kişi, bugün o salonda mı? Yanıt "hayır" olduğu sürece, bugün açılan şey halkın Meclis'i değil, halkın iradesinin gasp edildiği bir salondur.
Bizim yanıtımız ise şu: Meclis bizim emeğimizle ödenen bir binadır, Anayasa bizim mücadelemizle yazılmış hakların kaydıdır ve o sandalye bizimdir. Onu geri alana kadar sormaya devam edeceğiz:
Meclis açılıyor. Ama neye yarıyor?
Can Atalay'a selam olsun. Açlığı, bu ülkenin hukuka olan açlığıdır.
Güncelleme
1 Ekim 2026, 09.45 — Bu yazı açılış konuşmasından önce yayımlanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın saat 14.00'teki konuşması, Genel Kurul'daki tepkiler ve Can Atalay'ın açlık grevine ilişkin gelişmeler yazıya eklenecek. Düzenli güncelleme gelecektir.
Kaynaklar
Can Atalay ve açlık grevi
- ANKA Haber Ajansı, "Can Atalay'dan 24 saatlik açlık grevi ve Meclis'e çağrı: AYM kararı gereği adım kütüğe tekrar yazılacaktır", 1 Ekim 2026
- Medyascope, "Can Atalay 24 saatlik açlık grevinde: 'Artık bıçak kemiğe dayandı'", 1 Ekim 2026
- Başka Gazete, "Can Atalay 24 saatlik açlık grevine başladı", 1 Ekim 2026
- Yeni Ankara, "Can Atalay 1 Ekim'de 24 saatlik açlık grevine başladığını duyurdu", 1 Ekim 2026
- Medyascope, "Can Atalay'dan TBMM'nin 106. kuruluş yılında Kurtulmuş'a: 'Tek İmza Yeter'", 23 Nisan 2026
Hukuki süreç
- T.C. Anayasası (Anayasa Mahkemesi sitesi)
- AYM Kararlar Bilgi Bankası, Şerafettin Can Atalay (2)
- AYM Kararlar Bilgi Bankası, Şerafettin Can Atalay (3)
- bianet, "Can Atalay'ın dava süreci"
- Medyascope, "Yargıtay, AYM'nin Can Atalay kararına bir kez daha uymadı", 3 Ocak 2024
- Medyascope, "AYM'den Can Atalay kararı: Milletvekilliğinin düşmesi yok hükmünde", 1 Ağustos 2024
- Serbestiyet, "Can Atalay'ın milletvekilliğinin düşmesi ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararı ne diyor?"
- Yetkin Report, "TBMM'de Can Atalay oturumu: Yumruklu kavga, kan döküldü", 16 Ağustos 2024
- BirGün, "Erkan Baş'tan 'Can Atalay' çağrısı: Meclis 15 Ağustos'tan önce toplanmalı"
- Gazete Duvar, "Can Atalay krizi AİHM'e taşındı"
Emsaller ve Meclis'in işlevsizleşmesi
- Medyascope, "İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Enis Berberoğlu hakkında AYM kararına uyulması yönünde karar verdi", 8 Şubat 2021
- Medyascope, "AYM, milletvekilliği düşürülen Gergerlioğlu hakkında hak ihlali kararı verdi", 1 Temmuz 2021
- bianet, "Gergerlioğlu 4 ay sonra Meclis'te: Halkın iradesi kazandı", Temmuz 2021
- OMCT, "KHK'ların Türkiye'deki mirasına ilişkin bilgi notu"
- Kısa Dalga, "Sözde 'Meclis': Sayılarla giderek işlevsizleşen TBMM", 13 Aralık 2025
- Yeni Şafak, "Meclis'ten 50 bin soru", 27 Eylül 2026
- Anayasa Mahkemesi, Yavuz Atar, "Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Hukuki Rejimi ve Anayasallık Denetimi"
Meclis'in yeni yasama yılı
- Yeni Birlik, "TBMM'de yeni yasama dönemi: İlk gündem fon soruşturmaları ve Terörsüz Türkiye"
- Habertürk, "TBMM yeni yasama dönemine hazır! Fon soruşturmasıyla başlıyor"
- Yeni Şafak, "Yeni dönemde yoğun mesai"
- Hürriyet, Abdulkadir Selvi, "Fon rezaletine Meclis'te araştırma komisyonu geliyor"
Fon krizi
- Medyascope, "800 milyar liralık fon vurgunu: Nasıl başladı, nasıl oldu, ne yapılabilirdi?", 30 Eylül 2026
- Euronews, "SPK'dan tasfiye fonlarında ara ödeme kararı: Yatırımcıya 1 milyon TL'ye kadar ödeme", 1 Ekim 2026
- A Haber, "Fonzedelere ödeme için yeni dönem! Bakan Gürlek açıkladı", 1 Ekim 2026
- Euronews, "Fon iddiaları: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Betül Sayan Kaya istifa etti", 26 Eylül 2026
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar
- Kapı Kapanmadan Kim Çıktı? (23 Eylül 2026)
- Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin (30 Eylül 2026)
- Satın Alınamayanı Kapatırlar (30 Eylül 2026)
- Deniz Göktaş Davası ve Mizahın Sınıfı (28 Eylül 2026)
- 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü (11 Eylül 2026)
- Selçuk Mızraklı Kimdir ve Yedi Yıl Neden İçeride Kaldı? (9 Eylül 2026)
- Para İçin Değil, Onurumuz İçin (25 Eylül 2026)







