Reşit Kibar Davası ve Tetiğin Arkasındaki Zincir
Tetikçi Tutuklu, Silahın Sahibi Serbest, Şirket Tanık, Köylü Sanık

Cankurtaran'da Bir TIR Şoförü
Reşit Kibar Davası ve Tetiğin Arkasındaki Zincir
Sevgili Genç Yoldaşlar,
2 Ekim 2026 Cuma, Artvin Ağır Ceza Mahkemesinde bir davanın altıncı duruşması görüldü. Davanın adı, iki yıl önce bir ormanın kesilmesine karşı çıktığı için vurularak öldürülen bir adamın adı: Reşit Kibar. Önce olayı ve bugün çıkan kararı kısaca anlatacağım. Sonra iki yıllık süreci duruşma duruşma izleyeceğiz. En sonda da bu davanın neden yalnızca Artvin'in değil, hepimizin davası olduğunu konuşacağız.
Kısaca: Ne oldu?
3 Eylül 2024'te Artvin'in Borçka ile Hopa arasındaki Cankurtaran mevkiinde, ormanda ağaç kesimi başladı. Kesim, orada bir "konaklamalı orman parkı ve mesire alanı" kurmak için yapılıyordu. Köylüler buna yıllardır karşı çıkıyordu, çünkü aynı alan daha önce taş ocağı için ihaleye çıkarılmıştı. Onlara göre "mesire alanı", taş ocağının yeni adıydı.
Köylüler kesimi durdurmaya gitti. Projeyi yürüten şirketin çalışanı Muhammet Ustabaş, şirket sahiplerinden Fikret Merttürk adına ruhsatlı bir tabancayla köylülere ateş açtı. 44 yaşındaki TIR şoförü, üç çocuk babası Reşit Kibar öldü, iki kişi yaralandı.
Altıncı duruşmadan sonra durum şu:
- Ateş eden Ustabaş tutuklu.
- Silahın sahibi Fikret Merttürk tutuksuz. Olaydan sonra adli kontrolle serbest bırakıldı, duruşmalarda gelen tutuklama talepleri de her seferinde reddedildi. Altıncı duruşmada da.
- Projeyi alan şirketin sahipleri Yunus ve Eşref Merttürk dosyada tanık olarak yer alıyor. Haklarında suç duyurusu talebi yine karşılık bulmadı.
- Olay günü ormanı savunan köylülere de "basit yaralama" ve "mala zarar verme" suçlamalarıyla dava açıldı ve bu dava ana dosyayla birleştirildi. Yani köylüler sanık.
Altıncı duruşmanın kararı: Mahkeme tutuklama taleplerini reddetti, Ustabaş'ın tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı 22 Ocak 2027'ye erteledi. Aile avukatları şirket yetkilileri ve kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Savcı bu taleplerin "yeni delil niteliğinde olmadığı" gerekçesiyle reddini istedi. İki yıl sonra tablo değişmedi: dört satır yerli yerinde duruyor. Gün içindeki gelişmeleri yazının sonundaki Güncelleme bölümünde saat saat bulabilirsiniz.
Bu dört satırı aklınızda tutun. Yazının geri kalanı, bu dört satırın neden böyle dizildiğini anlatıyor.
Reşit Kibar kimdi?
Reşit Kibar Hopa'da yaşıyordu, aslen Borçka'nın Çiftepınar mahallesindendi. TIR şoförüydü. Kardeşi Şükrü Kibar onu şöyle anlatıyor: "Kalbi temiz, eli açık abim, herkesin karşısında dimdik durmasıyla tanınırdı."
Cankurtaran'daki mücadele onun için yeni değildi. Halkevleri Doğu Karadeniz Bölge Temsilcisi Kamil Ustabaş'ın anlatımıyla: "Daha önce bölgede kurulmak istenen maden ocağına karşı direndi. Son dönemlerde ise turizm adı altında kamufle edilen projelere karşı duruyordu."
Bu ayrıntı önemli. Reşit Kibar bir "aktivist" değildi; geçimini direksiyon başında kazanan bir işçiydi. Bu dava bir işçinin, yaşadığı vadinin suyunu ve ormanını savunurken öldürülmesinin davasıdır. Ekoloji mücadelesiyle sınıf mücadelesi arasına duvar örenler önce bu adamın mesleğine baksın.
Cankurtaran: Bir ormanın kısa tarihi
Olayın neden olduğunu anlamak için 2024'ten önceye gitmemiz gerekiyor.
Cankurtaran, Borçka ile Hopa arasında, Çifteköprü köyünün su kaynaklarının bulunduğu ormanlık bir bölge. Bölgede yıllardır taş ocağı açılmak isteniyor. 2020'de CHP'nin TBMM'ye verdiği araştırma önergesi süreci şöyle özetliyor:
- Çifteköprü halkı yıllardır yasal mücadele veriyor. Daha önce üç taş ocağına karşı açılan davaların üçünü de köylüler kazandı.
- Bir şirket, davayı kaybettikten sonra ruhsat alanını 25 hektara küçülterek yeniden ruhsat aldı.
- Köylüler 2 Mart 2020'de ÇED kararının iptali için Rize İdare Mahkemesinde yeniden dava açtı.
Sonraki adımı TGRT Haber'in aktarımıyla izleyelim: Orman Bölge Müdürlüğü taş ocağı ihalesini önce İçkale firmasına verdi. Köylülerin itirazlarından sonra proje "Borçka Cankurtaran Konaklamalı Orman Parkı-Mesire Alanı Projesi"ne dönüştü. Proje 17,27 hektarlık alanda kır lokantası, kır evleri, yöresel ürün satış yeri, amfitiyatro, macera parkı, çadır ve karavan kampı öngörüyordu. Projeyi Yapı-Soy Beton aldı. Köylüler buna inanmadı. Bir beton şirketinin ormanda kır lokantası işletmek için ağaç kesmesi onlara taş ocağının kılık değiştirmesi gibi geldi.
Genç yoldaşlar, burada iki şeyi görün:
Birincisi: Köylüler hukuku kullanmayı biliyordu ve kazanıyordu. Üç dava, üç kazanım. Sermaye ise her kayıptan sonra dosyayı küçültüp adını değiştirip yeniden geldi. Hukuki zafer, mülkiyet sorusunu çözmediği sürece yalnızca bir ertelemedir.
İkincisi: Ormanı ihaleye çıkaran bir kamu kurumuydu. Orman kâğıt üstünde kamu malıdır. Ama "kamu" adına karar veren kurum, ormanı önce taş ocağına, sonra turizm yatırımına tahsis etti. Kamu malının kimin yararına kullanılacağına köylüler değil, ihale masası karar verdi.
3 Eylül 2024: O gün ne oldu?
Kesim başladığında köylüler alana gitti. Silah şirket çalışanı Muhammet Ustabaş'ın elindeydi. Silah, şirket sahiplerinden Fikret Merttürk'e aitti ve ruhsatlıydı. Ustabaş ateş açtı. Reşit Kibar öldü, iki kişi yaralandı.
Olay günü alanda yeterli kolluk önlemi yoktu. Bunu yalnızca köylüler söylemiyor. Davanın üçüncü duruşmasında jandarma da yeterli güvenlik önlemi alınmadığını kabul etti.
Olayın ardından olanlar:
- Ustabaş tutuklandı.
- Fikret Merttürk adli kontrolle serbest bırakıldı.
- Ormanı savunan köylülerden Dursun Ali Koyuncu, Mutlu Akyüz ve Yıllar Kibar da gözaltına alındı.
- Soruşturma dosyasına altı ay gizlilik kararı konuldu. Aile avukatı Haktan Özkan'a göre dosya kendilerine ancak olaydan yaklaşık beş buçuk ay sonra açıldı.
- Yapı-Soy Beton projeden çekildiğini açıkladı: "Hiçbir maddi faaliyetin insan hayatından değerli olmadığına olan inancımız devam etmektedir."
Şirketin çekilmesi bir zafer mi? Kısmen. Cankurtaran'ın ağaçları bugün yerindeyse, bunun bedelini bir insan hayatıyla ödediler. Dursun Ali Koyuncu bunu ikinci yıl anmasında şöyle söyledi: "Bugün Cankurtaran'ın taşı, toprağı yerindeyse... o gün verilen mücadelenin sayesindedir."
İddianame: Kim, neyle suçlanıyor?
Bianet'in aktardığına göre iddianamede iki sanık var:
| Sanık | Suçlama | Durum |
|---|---|---|
| Muhammet Ustabaş | Reşit Kibar'ı kasten öldürmek; beş köylüyü kasten öldürmeye teşebbüs | Tutuklu |
| Fikret Merttürk | Kasten öldürmeye yardım; beş köylüyü öldürmeye teşebbüse yardım | Adli kontrolle tutuksuz |
Aile avukatları bu tabloya itiraz ediyor. Avukat Haktan Özkan'a göre cinayet planlı ve birden çok kişinin işi. Telefon görüşmesi kayıtları (HTS) azmettiricileri gösteriyor. Fikret Merttürk'ün olay sırasında telefonla saldırıyı kışkırttığı ve sonra delilleri karartmaya çalıştığı da iddia ediliyor. Avukatlar bu yüzden Yunus ve Eşref Merttürk'ün tanık olarak değil, sanık olarak yargılanmasını istiyor.
Genç yoldaşlar, ceza hukukunda "yardım" ile "azmettirme" arasındaki fark küçük bir sözcük farkı değildir. Yardım eden, başkasının suçuna katkı sunmuş sayılır ve cezası indirilir. Azmettiren ise suçu işletmiş sayılır ve faille aynı cezayı alır. Davanın bütün düğümü bu iki sözcük arasındaki mesafede.
Kronoloji: İki yıl, altı duruşma
18 Nisan 2025: Birinci duruşma
Dava Artvin Ağır Ceza Mahkemesinde başladı. Aile, siyasi partiler, çevre örgütleri ve Artvinliler salona sığmadı. Salon 50 kişilikti. Avukatlar daha büyük bir salon istedi, mahkeme duruşmayı 30 Mayıs'a erteledi. Avukatların o gün söylediği şuydu: Bu dava iki sanığın değil, bütün Doğu Karadeniz'in yaşam mücadelesinin davasıdır.
30 Mayıs 2025: İkinci duruşma
Duruşma yaklaşık 14 saat sürdü, gergin geçti, iki kişi gözaltına alındı. Medyascope'un aktarımıyla:
- Ustabaş duruşmaya katıldı, suçlamaları reddetti ve tahliyesini istedi.
- Fikret Merttürk duruşmaya SEGBİS ile, yani video bağlantısıyla katıldı.
- Fikret Merttürk için tutuklama talebi reddedildi.
- Mahkeme 28 Ağustos 2025'te Cankurtaran'da keşif yapılmasına karar verdi.
Avukat Haktan Özkan davanın özünü şöyle koydu: "Bu işin arka planında Cankurtaran'ı yağmalamak isteyen bir şirket ve şirketler grubu vardır. Ve bu yağmaya müsaade eden bürokrasi vardır."
26 Eylül 2025: Üçüncü duruşma
Jandarma olay günü yeterli güvenlik önlemi alınmadığını kabul etti. Mahkeme dosyadaki eksiklerin tamamlanması için davayı 30 Ocak 2026'ya erteledi. Ustabaş'ın tutukluluğu sürdü, Merttürk tutuksuz kaldı.
Özkan'ın o günkü sözü davanın sloganlarından biri oldu (Medyascope): "Bu memlekette hukuk var. Fakat bugün de gördük ki, bu hukuk şirketlerin, holdinglerin, mafyaların hukuku." BirGün haberi aynı fikri başlığa taşıdı: "Şirketlerin hukuku var, vadisini savunan köylünün hukuku yok."
30 Ocak 2026: Dördüncü duruşma
Bu kez salonun önü daha kalabalıktı: CHP, Sol Parti, Halkevleri, DEM Parti, EMEP temsilcileri, Yeşil Artvin Derneği, Artvin Belediye Başkanı Bilgehan Erdem ve milletvekilleri oradaydı (Gündem Artvin). Karıncalar Karadeniz Grubu sözcüsü Aslı Kahraman Eren: "Reşit'i, doğayı ve yaşamı hedef alanlarla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Susmuyoruz, korkmuyoruz."
Borçka Jandarma Karakol Komutanı tanık olarak dinlendi. Fikret Merttürk duruşmaya gelmedi. Buna rağmen tutuklama talebi yine reddedildi. Mahkeme onun hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve haftalık imza yükümlülüğü getirdi (Cumhuriyet).
Bu duruşmada ikinci önemli karar, HTS kayıtlarının incelenmesiydi. Yunus ve Eşref Merttürk hakkında suç duyurusunda bulunulup bulunulmayacağı, bu kayıtlar ve tanık ifadelerinden sonra değerlendirilecekti. Şükrü Kibar'ın sözü: "Deliller ortada, ama Fikret hâlâ dışarıda. Bu adaletsizliğe karşı korkmadan mücadele etmeye devam ediyoruz."
13 Mayıs 2026: Beşinci duruşma
Bu duruşmada iki önemli gelişme oldu. Birincisi, ormanı savunan köylülere "basit yaralama" ve "mala zarar verme" suçlamalarıyla açılan dava ana dosyayla birleştirildi (Yeniçağ). Artık aynı salonda hem ateş edenler hem de ateş edilenler yargılanıyor. Avukat Haktan Özkan bunu şöyle eleştirdi: "Doğasını, yaşam alanını savunan köylüler şirketlerin baskısıyla ceza yargılamalarında sanık sandalyesine oturtuyorlar." İkincisi, projeyi alan Yapı-Soy Beton'un sahibi Yunus Merttürk tanık olarak dinlendi (El Yazmaları, Halk TV).
Fikret Merttürk için tutuklama talebi bu kez "kaçma şüphesi yok" gerekçesiyle reddedildi (Politika Haber). Dava 2 Ekim'e ertelendi.
3 Eylül 2026: İkinci yıl
Reşit Kibar aramızdan ayrılışının ikinci yılında Cankurtaran'da mezarı başında anıldı. Kardeşi Ali Şükrü Kibar şöyle konuştu: "O gün burada kolluk kuvvetleri görevini yapmış olsaydı... ölmeyecekti."
29 Eylül 2026: Halkevleri raporu
Duruşmadan üç gün önce Halkevleri 15 başlıklı bir rapor açıkladı ve 2 Ekim için çağrı yaptı (BirGün, Cumhuriyet). Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları, iki yıl geçmesine rağmen video kaydının hâlâ çözümlenmediğini söyledi: "Sanıkların yargılanmasını sağlayacak mevcut deliller bile iki yıllık sürede incelenmedi."
Avukat Filiz Orhan'a göre cinayet münferit değil. Reşit Kibar *"ekoloji mücadelesinde ve sermaye-rant ilişkilerine karşı halkın direnişinde çok önemli bir figür"*dü. Avukat Neslihan Varol da bölge halkına yönelik baskıların 2024'ten öncesine uzandığını hatırlattı. Örneğin Dursun Ali Koyuncu, ağaçlara vurulan kesim damgalarını söktüğü gerekçesiyle tutuklanmıştı.
Raporun sorduğu sorular şunlar:
- Fikret Merttürk olay günü şirket yöneticileriyle hangi görüşmeleri yaptı?
- Silahın sahibi ve azmettirici olduğu iddia edilen kişi neden tutuklanmıyor?
- Olay günkü resmî güvenlik planı nasıl, kimin talebine göre belirlendi?
- Şirket temsilcileriyle kamu görevlileri arasındaki ilişkiler ne?
1 Ekim 2026: Cankurtaran Yaşam Savunma Platformu
Duruşmadan bir gün önce Cankurtaran Yaşam Savunma Platformu da çağrı yaptı. Platformun talebi açık: 17 hektarlık orman ihalesini alan şirketin sahibi Yunus Merttürk suçun azmettiricisi olarak yargılanmalı. Platform aynı akşam saat 20.00'de X'te bir dayanışma kampanyası başlattı ve şu sözü verdi: Reşit Kibar'ı unutmayacak, sorumlular yargılanana kadar davanın takipçisi olacaklar.
2 Ekim 2026: Altıncı duruşma
Duruşmadan önce bu duruşma "kritik" olarak görülüyordu (Gazete Kritik, Nu Medya). Şirket yetkilisi Eşref Merttürk ilk kez dinlenecekti, mahkeme şirket sahipleri hakkında suç duyurusuna karar verebilirdi. Duruşmada olanları büyük ölçüde Muzır'ın Yusuf Çelik imzalı haberinden izliyoruz.
Salonda kimler vardı? Tutuklu sanık Ustabaş, tutuksuz sanık Fikret Merttürk, köylülere açılan birleşik dosyanın dört sanığı, Kibar ailesi ve avukatlar. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de duruşmayı izledi ve Muzır'a şunları söyledi: "Bizler de davayı ve ailenin adalet mücadelesini takip etmeyi sürdüreceğiz. Ailenin adalet arayışının yanında olmaya devam edeceğiz."
Köylünün savunması. Birleşik dosyanın sanıklarından Gökhan Koyuncu savunmasında makineleri istemediğini, bu yüzden orada bulunduğunu söyledi. Bir köylünün mahkemedeki savunması bu kadar yalın: vadimde iş makinesi istemiyorum.
Şirketin tanığı. Eşref Merttürk duruşmaya SEGBİS ile bağlandı. Politika Haber'e göre Merttürk aynı zamanda Borçka Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı. Yani yerel sermayenin örgütlü temsilcisi. İfadesinin öne çıkan cümleleri şunlar:
- Sanıklarla bir yakınlığı olmadığını, yalnızca Fikret Merttürk'le akraba olduğunu ve olay yerinde bulunmadığını söyledi.
- Telefon görüşmesi için: "İş makinam için görüşme sağladık."
- İhale için: "Proje ile ilgili bilgim var. Bu projenin olması için de mücadele eden biriyim. Orman kaçakçılığını engellemek için böyle bir proje sunduk. Ne zaman ki ihaleye çıkarıldı, ihaleyi alamayanlar savaş başlattı. Bizim bildiğimiz mesire alanı projesi, madenle bir ilişkisi yok."
Aile avukatı Mürsel Ünder, Merttürk'e Ustabaş'la telefonda görüşüp görüşmediğini sordu. Merttürk, Ustabaş'ın numarasının kendisinde kayıtlı olmadığını söyledi. Ünder HTS kayıtlarını gösterdi: kayıtlara göre Merttürk Ustabaş'ı aramış ve görüşme gerçekleşmişti. Merttürk bunu reddetti ve yalnızca cevapsız çağrılara dönüş yaptığını söyledi.
Patron avukatlarının tezi. Sanık avukatları süreci "Kurtlar Vadisi Operasyonu" olarak niteledi ve yargılamayı "haksız eylemleri meşrulaştırmaya çalıştıkları bir yargılama" olarak gördüklerini söyledi. Ustabaş'ın tahliyesini istediler.
Ailenin talepleri. Kibar ailesinin avukatları soruşturmanın genişletilmesini istedi:
- Olayda sorumluluğu bulunan şirket yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulması.
- Olayda sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulması. Avukat Esma Nur Çağlak, Orman Genel Müdürlüğünün, jandarma personelinin, Borçka Kaymakamlığının ve bazı mülkî amirlerin sorumluluğunu ayrıntılı biçimde anlattı.
- Açılacak davaların bu dosyayla birleştirilmesi.
- Fikret Merttürk'ün tutuklanması.
Savcının mütalaası. İddia makamı bütün taleplerin reddini istedi:
- Fikret Merttürk için: "Her duruşmada hazır bulunmuş olması ve sabit ikametgâh sahibi olması nedeniyle tutuklama talebinin reddine."
- Kamu görevlileri için: dosyadaki bilgi ve belgelerin kamu görevlilerine yönelik "herhangi bir yeni delil niteliğinde olmaması nedeniyle" CMK 206/2-c gereğince talebin reddine.
- Eşref ve Yunus Merttürk için: suç duyurusu talebinin "yeni delil ve belge mahiyetinde olmaması nedeniyle reddine."
- Ustabaş için: tutukluluğun devamına.
Mahkemenin kararı. Ara verdikten sonra mahkeme heyeti tutuklama taleplerini reddetti, Ustabaş'ın tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı 22 Ocak 2027'ye erteledi.
| Talep | Kim istedi | Savcı | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Fikret Merttürk tutuklansın | Aile avukatları | Ret | Reddedildi |
| Yunus ve Eşref Merttürk hakkında suç duyurusu | Aile avukatları | Ret ("yeni delil değil") | Karşılık bulmadı |
| Kamu görevlileri hakkında suç duyurusu | Aile avukatları | Ret ("yeni delil değil") | Karşılık bulmadı |
| Ustabaş tahliye edilsin | Sanık avukatları | Ret | Reddedildi, tutukluluk sürüyor |
Bu tabloda bir ayrıntıya dikkat edin. Savcı kamu görevlileri ve şirket sahipleri için "yeni delil yok" diyor. Oysa Halkevleri'nin dört gün önce hatırlattığı gibi dosyadaki video kaydı iki yıldır çözümlenmedi. Delili incelemeyen bir soruşturma, sonra "yeni delil yok" diyebilir. Bu bir döngüdür ve bu döngünün kime yaradığı bellidir.
Bir de şunu not edin: Fikret Merttürk'ün tutuklanmaması için gösterilen gerekçe "sabit ikametgâh". Sabit ikametgâh, mülk sahibinin hukuktaki en eski güvencesidir. Vadisini savunan köylünün de sabit bir ikametgâhı var. O ikametgâh, şirketin iş makinelerinin girmek istediği vadinin kendisi.
Dört satıra geri dönelim
Yazının başındaki dört satırı altıncı duruşmadan sonra yeniden okuyalım:
- Tetiği çeken: tutuklu.
- Silahın sahibi: serbest.
- Şirketin sahipleri: tanık.
- Ormanı savunan köylüler: sanık.
İki yıl ve altı duruşma sonra dizilişte hiçbir şey değişmedi. Bunda bir tesadüf görmüyorum. Bu, bir yargı mekanizmasının sınıfsal hiyerarşisidir. Ceza sorumluluğu zincirin en alttaki halkasında, ücretli bir çalışanın elinde tutuluyor. Zincirin yukarısına çıktıkça sorumluluk inceliyor. En tepede, yani projenin sahibi olan sermayede, sorumluluk "tanıklığa" dönüşüyor. Zincirin karşı ucunda, vadisini savunan köylüde ise sanık sandalyesi bekliyor.
Bu örüntüyü başka dosyalardan da tanıyoruz. Deprem davalarında müteahhit yargılanıp ruhsatı veren kamu görevlisinin soruşturma izniyle korunması, iş cinayetlerinde ustabaşının yargılanıp patronun dosyadan çıkması aynı mekanizmanın farklı görünümleri.
| Mahkemenin bugüne kadar baktığı yer | Bakması gereken yer |
|---|---|
| Tetiği kim çekti? | Tetiği kimin çıkarı için çekti? |
| Silah kimin adına ruhsatlıydı? | O silah bir ağaç kesim alanında neden vardı? |
| Olay anında kim ne yaptı? | Olaydan önceki telefon görüşmelerinde kim ne konuştu? |
| Köylüler kesimi engelledi mi? | Orman neden ihaleye çıkarıldı, taş ocağı nasıl mesire alanına dönüştü? |
| Jandarma oradaydı mı? | Güvenlik planını kim, kimin talebine göre yaptı? |
| İki sanık | Şirket, şirketler grubu ve yağmaya izin veren bürokrasi |
Üç soru: Kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?
Orman kimin elinde? Kâğıt üstünde kamunun. Ama kamu adına karar veren Orman Bölge Müdürlüğü onu önce taş ocağı ihalesine, sonra bir beton şirketinin turizm projesine açtı. Kamu malı, sermayeye tahsis edilmek üzere bekleyen bir arsa gibi muamele gördü.
Süreç kimin denetiminde? Köylülerin elinde dilekçe ve mahkeme vardı, kazandılar da. Ama ruhsat yeniden verildi, proje adı değiştirildi, kesim yeniden başladı. Kesim günü sahada şirketin silahlı çalışanı vardı, yeterli kolluk yoktu. Denetim, sahada ve masada sermayenin elindeydi.
Kimin yararına? Taş ocağından da kır lokantasından da kâr eden köylü olmayacaktı. Köylünün payına suyunun kirlenmesi, ormanının kesilmesi ve ona karşı çıktığında sanık sandalyesi düşüyordu. Reşit Kibar'ın payına ise ölüm düştü.
Akbelen'de de, Cankurtaran'da da aynı süreci görüyoruz: kırsalda yaşayan emekçilerin üretim ve yaşam koşullarına, yani toprağına, suyuna, ormanına el konuyor. Buna mülksüzleştirme diyoruz. Bunu yapan, "kamu yararı", "turizm", "enerji arz güvenliği" gibi adlar takılan bir sermaye birikimi süreci. Bu sürecin önüne geçen herkes engel olarak görülüyor. Bazen bir mahkeme kararıyla, bazen jandarmayla, bazen de bir tabancayla.
Hukuk ve mücadele
Bu davadan genç yoldaşlar için çıkarılacak ders şudur: hukuki mücadele gereklidir ama tek başına yetmez.
Cankurtaran'ın köylüleri üç davayı kazandı, sermaye her seferinde geri geldi. Reşit Kibar davasında bugüne kadar elde edilen her şey, örneğin HTS kayıtlarının incelenmesi, şirket sahiplerinin tanık olarak çağrılması ve dosyanın kamuoyunun gündeminde kalması, salonun dışındaki kalabalığın ürünü. Birinci duruşmada 50 kişilik salona sığmayan kalabalık, avukatların "bu dava iki kişinin davası değil" sözünü somut bir güce dönüştürdü.
Mahkeme, sokakta kurulan güç dengesini kâğıda geçirir; o gücü kendisi yaratmaz. Bu yüzden bu davayı sonuçlandıracak olan, salonun içindeki tartışma kadar salonun dışındaki örgütlülüktür.
Somut görevler
- Davayı izleyin ve yazın. Duruşmaları takip edin, ara kararları kaydedin, çevrenizde anlatın. Cezasızlık sessizlikten beslenir.
- Kronolojiyi elinizde tutun. İki yıllık süreç, bilgisi olmayana tek bir habermiş gibi görünür. Bu yazıdaki kronolojiyi paylaşın, kendi bölgenizdeki benzer dosyalar için de böyle bir kronoloji çıkarın.
- Ekolojiyi sınıf diliyle anlatın. Reşit Kibar bir TIR şoförüydü. Cankurtaran'ın suyunu içen, ormanından geçimini sağlayan emekçilerdi. "Doğa mı, kalkınma mı?" sorusunu reddedin, doğru soru "Kimin kalkınması?"dır.
- Kamu görevlilerinin sorumluluğunu sorun. Güvenlik planı kimin talebiyle yapıldı? Orman neden ihaleye çıkarıldı? Bu soruları milletvekillerine, meslek odalarına, basına taşıyın.
- Yerel mücadeleleri birbirine bağlayın. Akbelen'in, Cankurtaran'ın, Kaz Dağları'nın, Munzur'un köylülerini aynı haritada görün. Sermaye bu dosyaları birbirinden ayrı tutmak ister. Bizim görevimiz onları birleştirmek.
- Köylülerin yargılanmasına da sahip çıkın. Ormanı savunanların sanık sandalyesinde oturması kabul edilemez. Dava ana dosyayla birleşti. Bu, dayanışmanın da birleşmesi gerektiği anlamına geliyor.
Kapanış
Reşit Kibar'ı öldüren kurşun bir tabancadan çıktı. Ama o tabancayı Cankurtaran'a getiren, kâr için açılması gereken bir taş ocağı, kâğıt üstünde kamu malı olan bir ormanın ihaleye açılması ve o gün sahada olması gereken ama olmayan kolluktu. Tetikçiyi yargılamak gerekir. Ama tetikçiyle sınırlı bir yargılama, zincirin geri kalanını aklamak anlamına gelir.
Cankurtaran'ın ağaçları bugün yerinde. Bunu bir TIR şoförünün hayatı pahasına kazandık. O hayatın hesabı, zincirin bütün halkaları yargılanana kadar kapanmayacak.
Reşit Kibar ölümünden önce bir canlı yayına şu yorumu yazmıştı: "Bir ağaç kesilirse selam okunur!" Onun sözünü tamamlayalım:
Bir ağaç kesilirse selam okunur. Bir insan öldürülürse hesap sorulur.
Güncelleme
2 Ekim 2026, 09.30: Altıncı duruşma Artvin Ağır Ceza Mahkemesinde başladı.
2 Ekim 2026, 11.30: Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel duruşmayı izlemek için Artvin Adliyesine geldi. Adliye önünde Reşit Kibar'ın ailesi tarafından karşılandı, aileyle bir süre görüştükten sonra salona girdi (Evrensel/ANKA, Haberler.com).
2 Ekim 2026, 13.00: Sabah oturumunda beklenen ifade alındı. Şirket sahibi Eşref Merttürk tanık olarak dinlendi. Aile avukatları iki talepte bulundu (Gündem Artvin):
- Fikret Merttürk tutuklansın. Bu talep her duruşmada yineleniyor ve şimdiye kadar hep reddedildi.
- Yunus ve Eşref Merttürk sanık olsun. Avukat Haktan Özkan: "Biz elbette dosyanın avukatları olarak bunların tanık değil, sanık olarak dosyaya dahil edilmeleri gerektiğini savunuyoruz."
Duruşmayı izleyen Yeni Parti Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı da iki şirket sahibi hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Duruşma öğle arasından sonra devam ediyor.
2 Ekim 2026, 13.52: Türkiye Komünistlerinin Platformu duruşma sürerken X'te şu paylaşımı yaptı:
"#ReşitKibar ormanı, doğayı savunurken, iktidarın desteği arkasına alan şirketin kiralık katili tarafından öldürüldü. Katillerin peşini bırakmayacağız. Reşit Kibar, Hakan Tosun, Ayşin ve Ali Büyüknohutçu, Metin Lokumcu"
Paylaşımın sonundaki isim listesi, bu davayı tek bir olay olmaktan çıkarıyor. O yüzden listedeki adları tek tek hatırlayalım:
- Ali Ulvi ve Ayşin Büyüknohutçu, Antalya'da taş ve mermer ocaklarına karşı mücadele eden bir çiftti. Ali Ulvi, Taşocaklarına Karşı Mücadele Platformunun sözcüsüydü ve hukuk yoluyla bir ocağı kapattırmışlardı. 9 Mayıs 2017'de Finike'deki evlerinde öldürülmüş bulundular. Tetikçi hapse girdi, ama cinayeti azmettirdiği iddia edilen ocak sahipleri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Kızları Emine Büyüknohutçu'nun dediği gibi, aile tetikçiyi değil arkasındakileri bulmak istiyor (Bianet). Cankurtaran'da bugün sorulan soru, Finike'de dokuz yıl önce sorulan soruyla aynı.
- Hakan Tosun, doğa ve kent mücadelelerini, Validebağ direnişini belgeleyen bir gazeteci ve belgeselciydi. 10 Ekim 2025'te İstanbul Esenyurt'ta sokakta dövüldü, 13 Ekim'de beyin ölümü gerçekleşti. Davası Mayıs 2026'da Bakırköy'de başladı (Medyascope).
- Metin Lokumcu, Reşit Kibar'ın yaşadığı Hopa'dan emekli bir öğretmendi. 31 Mayıs 2011'de Hopa'da, HES'lere ve bölgedeki talana karşı yapılan protestoda polisin attığı biber gazının ardından yaşamını yitirdi.
Taş ocağına karşı çıkan çiftçiler, kent ormanını belgeleyen gazeteci, HES'e karşı yürüyen öğretmen, ormanı savunan TIR şoförü. Meslekleri farklı, mücadeleleri aynı: yaşam alanlarının sermayeye açılmasına karşı çıktılar ve bunun bedelini hayatlarıyla ödediler. Cezasızlığın da ortak bir örüntüsü var: tetikçi bazen yargılanıyor, arkasındaki zincir ise neredeyse hiç.
2 Ekim 2026, 15.53: Duruşma sona erdi. Muzır'ın aktardığına göre mahkeme tutuklama taleplerini reddetti, Ustabaş'ın tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı 22 Ocak 2027'ye erteledi. Savcı, aile avukatlarının şirket yetkilileri ve kamu görevlileri hakkındaki suç duyurusu taleplerinin "yeni delil niteliğinde olmadığı" gerekçesiyle reddini istedi. Duruşmanın ayrıntıları yukarıdaki "2 Ekim 2026: Altıncı duruşma" bölümünde.
Yedinci duruşma 22 Ocak 2027'de. Bu yazı o duruşmada yeniden güncellenecek.
Kaynaklar
- Bianet: "Reşit Kibar: Herkesin abisi, dayısı"
- TBMM: CHP Grubu'nun Cankurtaran taş ocakları hakkında araştırma önergesi (2020)
- TGRT Haber: Artvin'de maden ve mesire projesine karşı çıkan 1 kişi ölmüştü, firma proje için kararını açıkladı
- Bianet: Reşit Kibar davası ertelendi (birinci duruşma)
- sendika.org: Avukatlar salonun küçük olmasına itiraz etti, duruşma 30 Mayıs'a ertelendi
- Medyascope: Reşit Kibar davası 26 Eylül'e ertelendi
- Medyascope: Reşit Kibar cinayeti davası 30 Ocak 2026'ya ertelendi
- BirGün: "Şirketlerin hukuku var, vadisini savunan köylünün hukuku yok"
- Gündem Artvin: Reşit Kibar duruşması başladı (dördüncü duruşma)
- Cumhuriyet: Reşit Kibar davasında "azmettirici" tartışması sürüyor
- Halk TV: Reşit Kibar davası ertelendi, "azmettirici tutuklansın" talebine ret
- Politika Haber: Reşit Kibar davasında Merttürk yine tutuklanmadı
- El Yazmaları: Reşit Kibar'ın katledilişinin ikinci yılında dava süreci nasıl ilerliyor?
- Bianet: Reşit Kibar ölümünün ikinci yılında mezarı başında anıldı
- BirGün: Reşit Kibar davasına çağrı: Tüm sorumlular hesap vermeli
- Cumhuriyet: Halkevleri'nden Reşit Kibar duruşmasına çağrı
- Gazete Duvar: Reşit Kibar canlı yayına yorum yapmış: "Bir ağaç kesilirse selam okunur!"
- Bianet: Halkevleri'nden 2 Ekim'deki duruşmaya çağrı
- Gazete Kritik: Reşit Kibar'ın davasında kritik duruşma
- Nu Medya: Reşit Kibar davasında 6'ncı duruşma
- Yeniçağ: Doğasını savunduğu için öldürülen Reşit Kibar'ın davası ertelendi (beşinci duruşma)
- Artı Gerçek: Reşit Kibar davası: Doğasını savunanlar sanık oldu
- BirGün: Reşit Kibar için dayanışma çağrısı: "Davanın takipçisi olacağız"
- Evrensel/ANKA: Özgür Özel, Reşit Kibar davasının 6'ncı duruşması için Artvin Adliyesi'nde
- Haberler.com: Özgür Özel, Reşit Kibar davasının 6'ncı duruşması için Artvin Adliyesi'ne geldi
- Gündem Artvin: 6'ncı celsede Fikret Merttürk'ün tutuklanması talep edildi
- Türkiye Komünistlerinin Platformu, X paylaşımı (2 Ekim 2026)
- Bianet: Killing of environmentalist couple not solved since 2017
- Medyascope: Gazeteci Hakan Tosun cinayeti davası başlıyor
- Muzır (Yusuf Çelik): Reşit Kibar Davası'nda tutuklama talepleri reddedildi
- Muzır Yayın, X paylaşımı (2 Ekim 2026)
- Politika Haber: Reşit Kibar davasında altıncı duruşma: Şirket yöneticileri için suç duyurusu talebi







