Rozet Değişti, Sınıf Değişmedi
Tugay'dan Savaş'a Düzen Partilerinde Aday Belirlemenin Sınıfsal Anatomisi ve Sosyalist Cephe İhtiyacı

Rozet Değişti, Sınıf Değişmedi
Tugay'dan Savaş'a Düzen Partilerinde Aday Belirlemenin Sınıfsal Anatomisi ve Sosyalist Cephe İhtiyacı
Önce Özet: Bu Yazı Ne Söylüyor?
Bugün, 7 Ekim 2026'da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın yakasına AKP rozetini Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı. İzmir yirmi yedi yıl sonra ilk kez sağ bir partiden yönetilecek. Tugay bir yıl önce AKP'ye geçme ihtimali için "milyonda bir bile yok" demişti (Euronews, 7 Ekim 2026). Ondan önce Aydın'da Özlem Çerçioğlu (Ağustos 2025), Afyonkarahisar'da Burcu Köksal (Mayıs 2026), 29 Eylül'de Çiğli, Çerkezköy ve Elmalı başkanları aynı yolu yürüdü. Medyascope'un derlemesine göre 2024 yerel seçimlerinden bu yana AKP'ye geçen başkan sayısı 76'yı buldu ve bunların 17'si CHP'den seçilmişti (Medyascope, 30 Eylül 2026). Tugay'la bu sayı yükseldi.
Bu yazının tezi şudur: Sorun tek tek "dönekler" değil, onları aday yapan ölçüttür. CHP (ve ondan doğan YENİ Parti) adayını programa, sınıf aidiyetine, örgütle kurulmuş hesap verme ilişkisine göre değil; "kazanabilirlik" anketine, sağdan oy alabilme kapasitesine, yerel sermaye ve hemşehri ağlarına, kişisel şöhrete ve genel başkana sadakate göre seçer. Böyle seçilen biri için parti bir ilke topluluğu değil, bir taşıyıcı araçtır. Araç zayıflayınca, ya da daha güçlü bir araç "ya rozet ya kelepçe" seçeneğiyle kapıya gelince, araç değiştirilir.
Bu ölçütün en çıplak örneği Lütfü Savaş'tır. 2009–2014 arasında AKP'den Antakya Belediye Başkanı olan Savaş, 2014'te CHP'ye geçirilip Hatay Büyükşehir'e aday yapıldı; 6 Şubat 2023 depreminden sonra, ruhsat verdiği binaların kaçının yıkıldığı sorulduğunda "ölçmedim" diyebildi, yıkılan bir binanın müteahhidi için "idealist bir insan" dedi. CHP, Hatay'ın enkazı daha kaldırılmamışken onu "anketlerde önde" olduğu için yeniden aday gösterdi. Savaş seçimi kaybetti, partiden ihraç edildi ve ardından CHP kurultayının iptali için dava açtı. 21 Mayıs 2026'da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin verdiği "mutlak butlan" kararıyla partinin seçilmiş yönetimi görevden alındı. Yani CHP'nin "kazanabilir" diye ısrarla taşıdığı aday, sonunda partinin kendisini yargı eliyle çözen davanın davacısı oldu. Bundan daha öğretici bir ders az bulunur.
Bu, kişisel bir talihsizlik değil, bir parti tipinin karnesidir. Türkiye'de sosyal demokrasi, tek parti döneminin grev yasağından 1946'da sosyalist partileri ve sendikaları kapatan sıkıyönetime, Ecevit hükümetinin IMF anlaşmaları ve sıkıyönetiminden SHP'nin ortağı olduğu 5 Nisan kararlarına ve Sivas'a, DSP'nin Hayata Dönüş operasyonu ve uluslararası tahkimine kadar, sıkışınca her seferinde sermayenin ve devletin yanında durmuştur. Bugün bunun yerel yönetimdeki adı "müteahhit belediyeciliği"dir: belediyenin imar, ihale ve kentsel dönüşüm üzerinden rantı dağıtan bir aygıt olduğu, başkanın da bu dağıtımın hakemi olduğu bir düzen. Bu düzende AKP'li ile CHP'li başkan arasındaki fark, sınıfsal içerik farkı değil, üslup ve kadro farkıdır. Rozet bu yüzden bu kadar kolay değişiyor.
Bu nedenle CHP de, YENİ Parti de işçi sınıfının sorunlarına bir yanıt olamaz: ücret, barınma, taşeron, güvencesizlik, iş cinayetleri, deprem ve kent rantı karşısında bu partilerin vaat ettiği şey **"daha temiz yönetilen aynı düzen"**dir. Sınıfın ihtiyacı ise başka bir düzendir.
Yazının ikinci yarısı bu sonuçtan yola çıkıyor: Türkiye'de sosyalist bir cepheye ihtiyaç var. Bu cephe ne sosyalist partilerin tek çatıda eritilmesi, ne de seçimden seçime kurulup dağılan bir liste ittifakıdır. Önerimiz; ortak bir asgari program, metne bağlanmış ve kamuya açık aday ölçütleri (işçi ücreti, geri çağrılabilirlik, açık mal varlığı, taşeronsuz belediye), yerelde halk meclisleri, işyerinde sendikal ve komite temelli bir omurga, ortak bir yayın ve dijital altyapı ile ayrılık hakkını tanıyan demokratik bir iç işleyiştir. Yazının sonunda bunun nasıl kurulabileceğini adım adım, somut görevlerle tartışıyoruz.
Kısacası: Rozet değişti, sınıf değişmedi. Bizim işimiz rozet saymak değil, sınıfı örgütlemektir.
Sevgili Genç Yoldaşlar
Bu yazıyı, "Muhalefet neden kazanmıyor?" sorusuna verdiğimiz yanıtın ve "İşçiler neden sağa oy veriyor?" yazısının devamı olarak okumanızı isterim. İlkinde (Evrim Ağacı'nın Sorusuna Sınıfın Yanıtı, 7 Eylül 2026) muhalefetin kazanamamasını oyun teorisiyle değil sınıf ilişkileriyle açıklamaya çalışmıştık. İkincisinde (İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor?, 19 Eylül 2026) "önce sol sağa gitti" demiştik. Bugün o tezin yerel yönetimdeki somut görüntüsünü konuşacağız.
Bir uyarıyla başlayalım: Bu yazı bir "hain listesi" değil. Parti değiştiren başkanları tek tek ahlaki olarak mahkûm etmek kolaydır ve bir şey öğretmez. Bizi ilgilendiren soru şudur: Bu insanlar oraya nasıl geldi, onları oraya kim, hangi ölçütle getirdi ve neden aynı ölçüt aynı sonucu üretmeye devam ediyor?
Ne Oldu? Kısa Bir Kronoloji
Önce olguları sıralayalım. Sınıfsal okuma, olgular doğru konmadan yapılamaz.
Büyük Resim: 2024'ten 2026'ya
- 31 Mart 2024: Yerel seçimlerde CHP, 1977'den bu yana ilk kez birinci parti oldu. Aydın, İzmir, Afyonkarahisar dahil pek çok il ve ilçeyi kazandı. Afyon'da 74 yıl sonra ilk kez CHP'li bir başkan seçildi.
- 14 Ağustos 2025: Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, 23 yıllık CHP üyeliğinin ardından AKP'nin kuruluş yıldönümünde AKP'ye katıldı (Medyascope, 25 Şubat 2026). Özgür Özel bu geçişi "ya rozet ya kelepçe" sözüyle tarif etti. Çerçioğlu, geçişinden aylar sonra, 25 Şubat 2026'da ihaleye fesat karıştırma davasından beraat etti.
- 12 Mayıs 2026: Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, rozetini Erdoğan'dan alarak AKP'ye katıldı (Euronews, 12 Mayıs 2026).
- 21 Mayıs 2026: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin Kasım 2023'teki 38. Olağan Kurultayı'nın "mutlak butlanla sakat" olduğuna hükmetti; Özgür Özel yönetimi görevden uzaklaştırıldı, Kemal Kılıçdaroğlu ve eski yönetim göreve iade edildi. Davayı açanların başında eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş vardı (NTV kronolojisi).
- 18 Haziran 2026: Cemil Tugay, "'Mutlak butlan CHP'si' bu mücadelenin çatısı değildir" diyerek CHP'den istifa etti, bağımsız kaldı (Medyascope, 18 Haziran 2026). Kısa süre sonra "yeni parti kurulacak, orada olacağım" dedi (Cumhuriyet).
- 24 Temmuz 2026: Özgür Özel ve 91 milletvekili CHP'den istifa ederek YENİ Parti'yi kurdu. Kuruluş günü bilinçli olarak Lozan'ın yıldönümüne denk getirildi; cuma namazı tarihi bir camide kılındı, ilk toplantı Anadolu Kulübü'nde yapıldı. Özel, partinin "Cumhuriyet ve Atatürk ile sorunu olmayan" herkese açık olduğunu söyledi (Yetkin Report, 24 Temmuz 2026). CHP'den seçilmiş yüzlerce belediye başkanı YENİ Parti'ye geçti.
- Eylül 2026: Mutlak butlandan sonra CHP'de kalan başkanların bir bölümü AKP'ye geçmeye başladı. Foça (İzmir), Akkışla ve Felahiye (Kayseri) bunların ilkleriydi. İzmir'de CHP'nin elindeki 28 belediyeden 6'sı el değiştirdi. Kılıçdaroğlu yönetiminin sözcüsü Müslim Sarı, sorumluluğun "bu adayları kimin, hangi yöntemle belirlediğine" de bakılarak aranması gerektiğini söyledi (Medyascope, 10 Eylül 2026).
- 29 Eylül 2026: Dokuzu bir arada olmak üzere, aralarında CHP'den seçilmiş Vahap Akay (Çerkezköy), Onur Emrah Yıldız (Çiğli), Halil Öztürk (Elmalı), Görbil Özcan (Şenkaya) ve Aydın Dinçer'in (Marmara) bulunduğu başkanlar AKP rozeti taktı. Çiğli'de 1999'dan bu yana süren CHP yönetimi sona erdi (Sözcü, 29 Eylül 2026).
- 30 Eylül 2026: Tugay, Erdoğan'la Cumhurbaşkanlığı konutunda görüştü.
- 5 Ekim 2026: YENİ Parti sözcüsü Zeynel Emre, Tugay'ın AKP'ye geçebileceğini kabul etti ve "Batan gemiye kim biner?" diye sordu (Cumhuriyet, 5 Ekim 2026).
- 7 Ekim 2026: AKP'nin günler önce yayımladığı, çöp yığınlarından açan çiçeklere geçen ve "07.10.2026" tarihiyle biten tanıtım videosunun (NTV) vaat ettiği gün geldi: Tugay AKP Genel Merkezi'ne "İzmir'i çok seviyorum" diyerek girdi (Diken), rozetini Erdoğan taktı. Özel bu kareyi "utanç verici bir fotoğraf" diye niteledi (Euronews, 7 Ekim 2026).
Bir Ayrıntı: Sayılar Kimin Lehine Konuşuyor?
Medyascope'un 30 Eylül derlemesine göre 2024'ten bu yana AKP'ye geçen 76 başkanın 34'ü Yeniden Refah'tan, 17'si CHP'den, 9'u İYİ Parti'den, geri kalanı DEVA, Saadet, Demokrat Parti ve DEM Parti'dendi (Medyascope). Yani mesele yalnızca CHP'ye özgü değil, bütün düzen siyasetine yayılmış bir belediye piyasası var. Emin Çölaşan'ın bile "belediyeler piyasası" demek zorunda kaldığı (Sözcü, 9 Mayıs 2026) bu piyasa, bu yazının ana nesnesidir. soL Haber'in yerinde sorusu da buraya düşer: "Sandık çözüm" diyenler, sandıktan çıkanın sandık dışında el değiştirebildiği bu çürümenin farkında değil mi? (soL, 12 Mayıs 2026)
Dört Portre, Tek Ölçüt
Şimdi dört ismi yan yana koyalım. Amaç kişileri teşhir etmek değil, onları birbirine bağlayan ortak ölçütü görünür kılmak.
Cemil Tugay: "Tartışmaya Açık Olmayan" Teknokrat
Tugay, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu bir plastik cerrah. 2009'dan itibaren muayenehanesini işletti, 2010'da CHP'ye üye oldu, 2019'da Karşıyaka, 2024'te İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi (Milli Gazete biyografisi; Medyascope). 2024'te İzmir'i yüzde 49'a yakın oyla, AKP adayı Hamza Dağ'ın 314 bin oy önünde kazandı.
Aday gösterildiğinde yapılan yorumların ortak noktası şuydu: "Tartışmaya açık biri olarak algılanmıyor" (Medyascope, 30 Ocak 2024). Bu, düzen siyasetinde bir övgüdür. Bizim açımızdan ise bir uyarıdır: Kimse onun hangi sınıfın yanında duracağını tartışmamıştı.
Bu sorunun yanıtı Haziran 2025'te geldi. İzmir Büyükşehir'in İZELMAN, İZENERJİ ve EGEŞEHİR şirketlerinde çalışan yaklaşık 23 bin işçi toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle greve çıktı. Tugay, grev sırasında çöp toplayarak kamera önüne geçti ve sendikayı siyasi amaçla hareket etmekle suçladı. Söylediği cümle kayda geçmeye değer: "Bazı belediye başkanlarımız şu durumdalar; şoför neredeyse belediye başkanından daha fazla maaş alıyor" (Diken, 2 Haziran 2025). Grevdeki işçiyi kendi bütçesinin önündeki bir engel, sendikayı "siyasi" bir tehdit olarak gören bu dil, AKP'nin dilinden ayırt edilemez. Bir başkanın sınıfsal yeri, rozetinde değil, grev günü hangi tarafa baktığında görünür. Tugay o gün tarafını belli etmişti. Bugünkü rozet, bunun yalnızca resmî tescilidir.
Bir de şu var: Tugay, Haziran 2026'da CHP'den istifa ederken bunu "mutlak butlan"a tepki olarak sundu ve YENİ Parti'ye geçeceğini söyledi. Ama YENİ Parti kurulduğunda oraya gitmedi, bağımsız kaldı, sonra Erdoğan'la görüştü. Bir yıl önce "milyonda bir bile ihtimal yok" demiş, dünya görüşünü bırakmaktansa başkanlıktan istifa edeceğini söylemişti. Demek ki istifa gerekçesi olan "ilke", bir ara duraktı. Ahlaki açıdan bu bir çelişkidir. Sınıfsal açıdan ise tutarlıdır: Başkanın sadakati partiye ya da programa değil, yönettiği aygıtın sürekliliğine idi.
Özlem Çerçioğlu: Yirmi Üç Yıllık Üyelik Neden Yetmedi?
Çerçioğlu, 2009'dan bu yana Aydın'ı yönetiyordu. 2009'da Baykal döneminde aday gösterildi; 2014 ve 2019'da Kılıçdaroğlu, 2024'te Özel döneminde yeniden aday yapıldı. Yani CHP'nin üç ayrı genel başkanı aynı ismi aynı ölçütle taşıdı: kazanıyor.
Halbuki hakkında 2013–2015 ihalelerine ilişkin ihaleye fesat karıştırma davası vardı ve ismi Aziz İhsan Aktaş soruşturmasında da geçmişti (Kısa Dalga). AKP'ye geçişinden aylar sonra 25 Şubat 2026'da beraat etti (Medyascope). Bu beraatin hukuki doğruluğunu tartışmak bizim işimiz değil. Ama şunu söylemek zorundayız: Bir parti, adayının ihale ilişkilerini, rant dağıtımındaki konumunu ve bu konumun onu ne kadar kırılgan kıldığını hiç sormadan yirmi yıl boyunca aday gösteriyorsa, o parti iktidarın "ya rozet ya kelepçe" pazarlığına kendi eliyle malzeme hazırlıyor demektir.
Burcu Köksal: "Bizden Biri" Olmak
Köksal, öğretmen bir ailenin kızı, avukat; 2007'de CHP Afyon Kadın Kolları Başkanı, ardından üç dönem milletvekili. 2018'de birkaç haftalığına İYİ Parti'ye geçip geri döndü. 2024 kampanyasında "Belediyenin kapısı DEM Parti hariç her partiye açık olacak" dedi (Medyascope, 7 Mayıs 2026). CHP yönetimi bunu "dil sürçmesi" diye geçiştirdi ve adaylığını sürdürdü.
Afyon'da CHP'nin 74 yıl sonra kazanmasının sırrı da buydu: milliyetçi seçmenin gözünde "bizden biri" olmak. Yani CHP, Afyon'u kendi programını Afyon'a götürerek değil, Afyon'un sağ sağduyusuna kendini benzeterek kazandı. Böyle kazanılan bir belediye, kazanıldığı anda kaybedilmeye hazırdır, çünkü seçmene "sağcı olmasanız da olur" değil, "zaten biz de sizin gibiyiz" denmiştir. O zaman soru şuna döner: Aynı şeyi söylüyorsak neden asılını değil de bizi seçsinler?
Köksal, AKP'ye geçtikten sonra yandaş basına Kılıçdaroğlu'nu övdü ve "mutlak butlana saygı" istedi (BirGün, 23 Mayıs 2026). Bir yıl önce "ömür boyu CHP'liyim" diyen ağız, bir yıl sonra partisini yargı eliyle çözen karara saygı çağrısı yapıyordu.
Lütfü Savaş: Ölçütün En Çıplak Hâli
Şimdi asıl örneğe geliyoruz. Lütfü Savaş'ın hikâyesi, düzen partisinin aday belirleme mantığını bütün çıplaklığıyla gösteren bir ders kitabı vakasıdır. Onu adım adım anlatalım.
Birinci perde: AKP'li başkan. Savaş, Yayladağı doğumlu bir hekim, doçent; Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kuruluşunda görev almış, rektör danışmanlığı yapmış biri. 2009'da AKP'den yüzde 47,3 oyla Antakya Belediye Başkanı seçildi (Medyascope, 15 Haziran 2026).
İkinci perde: CHP'ye transfer. 2014'te CHP'ye geçti ve CHP'nin adayı olarak yüzde 41 ile Hatay'ın ilk büyükşehir belediye başkanı oldu. 2019'da yeniden kazandı. CHP onu bir program insanı olduğu için değil, AKP'nin tabanından oy taşıyabildiği için aldı. Bu tam olarak "transfer siyaseti"dir: futbol kulübünün golcü alması gibi, parti de oy getiren yerel figürü alır. (Savaş'ın aynı zamanda Hatayspor'un onursal başkanı olması da bu benzetmeyi neredeyse bir benzetme olmaktan çıkarıyor.)
Üçüncü perde: Deprem. 6 Şubat 2023'te Hatay yerle bir oldu. Yıkılan binaların büyük bölümü Savaş'ın on beş yıla yaklaşan başkanlığı döneminde yapılmıştı. Bilim insanları 2011'de bölgede 7,2'lik bir depremin 40 bin kişiyi öldürebileceği uyarısını yapmıştı (BirGün, Berkant Gültekin, 13 Ocak 2024). Savaş, depremden sonra binası yıkılan bir müteahhit için "İdealist bir insan. Bunu çok sorgularsak, yapanlara haksızlık etmiş oluruz" dedi. New York Times, Mayıs 2023'te bir müteahhidin, Savaş'ın onursal başkanı olduğu Hatayspor'a 200 bin doları aşan bağış yaptığını ve bunun ruhsat ilişkileriyle bağlantılı olduğu iddiasını haberleştirdi (Medyascope). Ruhsat verdiği binalardan kaçının yıkıldığı sorulduğunda yanıtı tek kelimeydi: "Ölçmedim" (Diken).
Bu cümleyi bir kez daha okuyun: Ölçmedim. Sınıfsal anlamı şudur: Belediyenin ruhsat aygıtı, binanın içinde yaşayacak insanların güvenliğini ölçmek için değil, müteahhidin sermayesinin dönüş hızını ölçmek için işler. Ölçülmeyen şey, ölçülmeye değer görülmeyen şeydir. Hatay'da ölçülmeyen şey işçinin, emeklinin, öğrencinin, kiracının hayatıydı.
Dördüncü perde: Yeniden adaylık. CHP, depremden on bir ay sonra, Hatay halkının ve kendi tabanının yoğun itirazına rağmen Savaş'ı yeniden aday gösterdi. İtirazlar üzerine adaylık "yeniden değerlendirildi", günlerce tartışıldı ve sonunda "siyasi bir karar" denerek Savaş'la devam edildi (Duvar English). Gerekçe anketlerdi; Özel, Savaş'ın kırsalda iyi performans gösterdiğini, ondan daha iyi bir alternatif olmadığını, deprem sorumluluğunun "kolektif" olduğunu söyledi (Diken). BirGün yazarı Berkant Gültekin bunu "yeni yönetimin ilk büyük hatası" olarak niteledi ve değerlerle uzlaşarak kazanmanın gerçek bir değişimi boşa çıkaracağını yazdı.
Buradaki ölçütün adını koyalım: Kazanabilirlik, hesap verebilirliği yendi. Enkazın altında kalanların hesabı ile anketin sayısı arasında parti, anketin sayısını seçti.
Beşinci perde: Kaybetmek. 31 Mart 2024'te Savaş, AKP adayı Mehmet Öntürk'e yüzde 44,47'ye karşı 43,96 ile, yaklaşık 3 bin oy farkla kaybetti (NTV). "Kazanabilir" diye dayatılan aday kazanamadı. Anketin mantığı kendi ölçütünde bile çöktü.
Altıncı perde: İhraç ve dava. Savaş, Aralık 2024'te DEM Parti'ye yönelik tutumu eleştiren paylaşımları nedeniyle CHP'den ihraç edildi. 15 Şubat 2025'te kurultayın iptali için dava açtı, Mart 2025'te olağanüstü kurultaya karşı ikinci bir dava daha açtı (Bianet). Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Ekim 2025'te talebi reddetti; istinafta, 21 Mayıs 2026'da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi "mutlak butlan" kararı verdi (NTV). 10 Haziran 2026'da Savaş CHP Genel Merkezi'ne geldi ve "atanan arkadaşlara hayırlı olsun" demek için orada olduğunu söyledi (Cumhuriyet).
Perdenin inişi. Toparlayalım: AKP'den alınan, depremin sorumluları arasında sayılan, tabana rağmen anket uğruna yeniden aday yapılan, kaybeden, ihraç edilen bir figür, sonunda partinin seçilmiş yönetimini yargı eliyle görevden aldıran davanın davacısı oldu. Bu dava tek başına Savaş'ın eseri değildir; arkasında iktidarın muhalefeti yargı yoluyla biçimlendirme stratejisi vardır ve biz bu stratejiyi açıkça reddediyoruz. Seçilmiş bir parti yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesi, hangi partiye uygulanırsa uygulansın, demokratik hakların aleyhine bir emsaldir. İBB davaları üzerine yazarken söylediğimiz gibi: Kimseyi aklamak zorunda değiliz, ama hukuk herkese lazım.
Fakat bu reddimiz, CHP'nin kendi payını görmemize engel değil. İktidarın elindeki kaldıraç, CHP'nin kendi aday belirleme ölçütünün ürettiği bir figürdü. Partinin kapısını transferle açtığı kişi, partinin kapısını kilitleyen kişi oldu.
Ortak Payda: Tablo Hâlinde
| İsim | Nereden geldi? | Neden aday yapıldı? | Sınıfsal sınav | Sonuç |
|---|---|---|---|---|
| Cemil Tugay | Muayenehane sahibi plastik cerrah, 2010'da CHP'ye üye | "Tartışmaya açık değil", Karşıyaka'da "başarılı yönetici" | 2025 grevinde 23 bin işçiye karşı sendikayı "siyasi" ilan etti | 7 Ekim 2026: AKP rozeti |
| Özlem Çerçioğlu | 2009'dan beri Aydın'ın başkanı | Üç genel başkan döneminde de "kazanıyor" | İhale ilişkileri sorgulanmadı | 14 Ağustos 2025: AKP; sonra beraat |
| Burcu Köksal | Avukat, üç dönem vekil; 2018'de kısa süre İYİ Parti | Milliyetçi Afyon'da "bizden biri" | "DEM hariç herkese açık" sözü "dil sürçmesi" sayıldı | 12 Mayıs 2026: AKP |
| Lütfü Savaş | 2009–14 AKP'li Antakya başkanı | AKP tabanından oy taşıyor, kırsalda güçlü | Deprem: "Ölçmedim", müteahhide "idealist" | Kaybetti, ihraç edildi, mutlak butlan davasının davacısı oldu |
Bu tablonun hiçbir satırında "programı ne?", "hangi sendikayla, hangi mahalle örgütüyle bağı var?", "kime hesap verecek?" sütunu yok. Çünkü parti bu sütunu hiç açmadı.
Sorun Kişide Değil Ölçütte: Düzen Partisi Adayını Nasıl Seçer?
Kılıçdaroğlu yönetiminin sözcüsü Müslim Sarı'nın "Bu adayları kim, hangi yöntemle belirledi?" sorusu (Medyascope) haklı bir sorudur, ama yanlış ağızdan sorulmuştur. Çünkü yukarıdaki dört ismin hikâyesi üç ayrı genel başkan dönemine yayılır: Çerçioğlu'nun ilk adaylığı Baykal döneminde başladı; Savaş'ın 2014 transferi, Köksal'ın milletvekillikleri, Çerçioğlu'nun 2014 ve 2019 adaylıkları ve Tugay'ın 2019 Karşıyaka adaylığı Kılıçdaroğlu döneminin ürünü; Savaş'ın deprem sonrası yeniden adaylığı, Köksal'ın Afyon adaylığı ve Tugay'ın İzmir adaylığı ise Özel döneminin ürünüdür. Yani ölçüt genel başkana göre değişmiyor. Ölçüt, partinin tipine aittir.
Düzen partisinde aday belirlemenin işleyen ölçütlerini sıralayalım:
"Kazanabilirlik" Fetişi
Adaylık kararlarının neredeyse tamamı anket şirketlerinin "kim kazanır?" sorusuna verdiği yanıta dayanır. Anket, seçmenin bugünkü bilincini ölçer; o bilinci değiştirmeyi hedeflemez. Bu yüzden anket siyaseti doğası gereği muhafazakârdır: Mevcut sağduyuya en çok benzeyen aday kazanır. Sağın hegemonik olduğu bir ülkede bu, sağa en çok benzeyen adayın seçilmesi demektir. Gramsci'nin diliyle, "sağduyu" ile mücadele etmek yerine sağduyuya teslim olmaktır.
Sağdan Oy Taşıma Kapasitesi
Savaş'ta AKP tabanı, Köksal'da milliyetçi taban, Mansur Yavaş örneğinde ülkücü gelenek: CHP'nin 2014'ten bu yana en "başarılı" bulduğu adaylık formülü, sağın içinden birini almak oldu. Bu formül kısa vadede sandıkta işe yarar. Uzun vadede ise iki şeyi birden yapar: Birincisi, kendi seçmenine "bizim fikirlerimiz kazanamaz, ancak sağcı görünerek kazanırız" dersini verir. İkincisi, seçilen kişinin parti ile ilişkisini ödünç bir ilişki hâline getirir. Ödünç alınan şey, sahibi geri istediğinde iade edilir.
Yerel Sermaye ve Hemşehri Ağları
Bir büyükşehir kampanyası milyonlarca liraya mal olur. Bu paranın önemli bir bölümü yerel iş çevrelerinden, odalardan, müteahhitlerden, esnaf ve hemşehri derneklerinden gelir. Aday, seçilmeden önce bu ağlara borçlanır. Seçildikten sonra imar planı, ihale ve ruhsat bu borcun ödenme biçimleridir. Lütfü Savaş vakasındaki Hatayspor bağışı iddiası bu ilişkinin görünür hâle gelmiş bir ucudur. Bu ağlar parti değiştirmez; ağlar iktidarı izler, başkan da ağı izler.
Kişisel Marka ve "Hizmet" İdeolojisi
"Tartışmaya açık değil", "başarılı yönetici", "hizmet insanı", "siyaset üstü"… Bu ifadelerin hepsi aynı şeyi söyler: Aday siyasetsizdir, yani sınıflar arasında taraf tutmaz. Ama sınıflı bir toplumda taraf tutmamak, mevcut tarafın yanında durmak demektir. "Hizmet belediyeciliği" ideolojisi, belediyeyi bir hizmet şirketi, seçmeni bir müşteri, işçiyi bir maliyet kalemi olarak kurar. Tugay'ın grevdeki işçiye bakışı bu ideolojinin doğal sonucuydu.
Genel Başkana Sadakat, Üyeye Kapalılık
CHP tüzüğünde ön seçim mekanizması vardır, ama büyük adaylıkların neredeyse tamamı genel merkezde, dar bir kurmay heyeti ve anket şirketleri arasında belirlenir. Üye, adayını seçmez; adayın ilanını izler. Delege sistemi ise, kurultay davasının da gösterdiği gibi, il başkanlıkları ve yerel güç odakları arasında pazarlıkla şekillenen bir yapıdır. Bu kapalılığın sonucu şudur: Aday kendini üyeye karşı değil, onu seçen dar çevreye karşı sorumlu hisseder. O çevre dağıldığında (mutlak butlan bunun en sert örneği) adayın partiyle bağı da çözülür.
Hesap Verme Mekanizmasının Yokluğu
Seçilen başkanın kendi partisine, kendi seçmenine ya da kendi belediyesinin işçisine düzenli hesap verdiği hiçbir kurumsal mekanizma yok. Kent konseyleri, daha önce ayrıntılı tartıştığımız gibi, çoğu yerde belediyenin "arka bahçesi" olarak işliyor. Geri çağırma hakkı yok. Bütçe katılımcı değil. Bu boşlukta başkanın tek gerçek muhatabı merkezî iktidardır: ödenek, İller Bankası kredisi, hazine arazisi, SGK borcu yapılandırması ve soruşturma dosyası.
YENİ Parti Farklı mı?
Burada dürüst olmak gerekiyor: YENİ Parti, bir yandan mutlak butlan kararına karşı demokratik bir tepkinin ürünü olarak doğdu ve CHP'den kendisine geçen başkanlar arasında şimdilik AKP'ye geçen olmadı. Bunu not ediyoruz. Ama yeni partinin aday ölçütünün eskisinden farklı olduğuna dair bir işaret de yok. Partinin kendisini tanımladığı ölçüt, "Cumhuriyet ve Atatürk ile sorunu olmayan herkes"tir (Yetkin Report). Bu, bir sınıf ölçütü değil, bir rejim sadakati ölçütüdür; Savaş da, Çerçioğlu da, Köksal da, Tugay da bu ölçütü rahatlıkla geçerdi. Nitekim Tugay'ın kendisi bir ara "yeni partide olacağım" diyordu.
YENİ Parti sözcüsü Zeynel Emre'nin "Batan gemiye kim biner?" sözü de bu açıdan öğreticidir (Cumhuriyet). Soruyu tersten soralım: Gemi batmasaydı binmek meşru muydu? Eğer parti değiştirmenin yanlışlığı ilkesel değil de "geminin yüzme gücüne" bağlıysa, o zaman tartıştığımız şey ahlak değil, piyasa analizidir. Bu dil, "belediyeler piyasası"nın içinden konuşan bir dildir.
"Düzen Partisi" ve "Müteahhit Partisi": Kavramları Netleştirelim
Genç yoldaşlar, bu iki kavramı slogan gibi değil, analiz aracı olarak kullanmak istiyorum. O yüzden tanımlayarak ilerleyelim.
Düzen Partisi Nedir?
Düzen partisi, kapitalist mülkiyet ilişkilerini veri kabul eden, kendini bu ilişkilerin yönetimine aday olarak sunan partidir. İç politikada ne kadar sert muhalefet yaparsa yapsın, tartıştığı şey "kim yönetecek ve nasıl yönetecek"tir; "kim sahip olacak" sorusu masaya gelmez. Bir düzen partisini tanımanın en kısa yolu şu dört soruyu sormaktır:
- Fabrikanın, toprağın, şehrin, verinin mülkiyetini tartışmaya açıyor mu?
- Grev, sendika ve örgütlenme hakkını, iktidara geldiğinde de savunacağını pratikte göstermiş mi?
- Sermaye örgütleriyle (TÜSİAD, MÜSİAD, odalar) ilişkisini kamuya açık bir hesap ilişkisi olarak mı, yoksa danışma ve onay ilişkisi olarak mı kuruyor?
- Kriz anında, yani ödemeler dengesi, IMF, deprem, savaş, grev dalgası anında, kimin faturayı ödeyeceğine nasıl karar veriyor?
AKP, MHP, İYİ Parti, CHP, YENİ Parti; ideolojik renkleri farklı olsa da bu dört sorunun yanıtında aynı yerde dururlar. Fark, aynı düzenin hangi kesim için, hangi üslupla, hangi kadroyla yönetileceğindedir.
Müteahhit Partisi Nedir?
Türkiye kapitalizminin son yirmi beş yılı, birikimin büyük ölçüde inşaat, arazi rantı ve kamu ihalesi üzerinden aktığı bir dönem oldu. Bu dönemde belediye, yalnızca çöp toplayan ve yol yapan bir kurum olmaktan çıktı; kentsel toprağın değerini belirleyen, imar planıyla bir tarlayı bir gecede arsaya çeviren, kentsel dönüşümle bir mahalleyi boşaltıp yeniden dolduran bir rant üretme ve dağıtma aygıtına dönüştü.
Müteahhit partisi derken, bu aygıtın etrafında örgütlenmiş, kadrosunu, finansmanını ve seçmen bağlantısını bu aygıtın dağıttığı rant üzerinden kuran bir parti tipini kastediyoruz. AKP bu tipin en gelişmiş biçimidir: "Beşli çete" tartışması, kamu-özel ortaklığı garantileri, TOKİ, kentsel dönüşüm yasası ve imar affı bu tipin ulusal ölçekteki görünümleridir.
Peki CHP? CHP'li belediyeler AKP'nin ulusal ölçekte kurduğu bu düzeni yerelde "daha şeffaf" ve "daha az yolsuz" yönetmeyi vaat eder. Bu vaadin bir kısmı gerçektir; kreş, halk ekmek, ucuz su gibi uygulamalar küçümsenmemelidir. Ama aygıtın kendisi değişmez: İmar planı aynı mantıkla değişir, ihale aynı mantıkla verilir, kentsel dönüşüm aynı mantıkla yürür, taşeron (şirketleşme adı altında) aynı mantıkla sürer. Bu nedenle CHP'li başkanın AKP'li başkana dönüşmesi, aygıtın bir ucundan öbür ucuna yürümek kadar kısa bir yoldur. Değişen yalnızca rozettir; arsa aynı arsa, müteahhit aynı müteahhit, işçi aynı işçidir.
"Ya Rozet Ya Kelepçe": Mekanizmanın Anatomisi
Özel'in Çerçioğlu için kullandığı "ya rozet ya kelepçe" ifadesi, bir zorbalık mekanizmasını doğru tarif ediyor. Ama bu mekanizmanın neden işlediğini sorduğumuzda sınıfsal bir yanıta ulaşırız. Mekanizma üç ayak üzerinde durur:
- Mali bağımlılık: Belediyeler merkezî bütçe paylarına, İller Bankası'na, SGK ve vergi borcu yapılandırmalarına bağımlıdır. Merkez musluğu kısabilir.
- Hukuki kırılganlık: Rant dağıtan her aygıt, dosya üretir. İhale, imar, ruhsat… Her biri soruşturma konusu olabilir. Yolsuzluk varsa yargılanmalıdır; ama yargılamanın parti değiştirmeye göre açılıp kapanması, hukukun siyasal bir pazarlık aracına dönüştüğünü gösterir. Çerçioğlu'nun geçişten sonra gelen beraati bu soruyu kamuoyunda kaçınılmaz kıldı.
- İdeolojik boşluk: İlk iki ayak her başkan için aynıdır. Ama her başkan geçmez. Geçmeyi mümkün kılan üçüncü ayaktır: Başkanı partiye bağlayan, programa, sınıfa, örgüte dayanan bir bağın yokluğu. Bir sendikacı, bir mahalle örgütçüsü, bir işçi önderi "rozet mi kelepçe mi" sorusuna "kelepçe" yanıtını verebilir; tarih bunun örnekleriyle doludur. Ama hayatını "hizmet" ve "kazanabilirlik" üzerine kurmuş bir yönetici için bu bir maliyet-fayda hesabıdır.
Yani iktidarın zorbalığı gerçektir, ama bu zorbalığın bu kadar kolay sonuç vermesi, muhalefetin aday ölçütünün yarattığı ideolojik boşluk sayesindedir. Zorba, kapıyı açık bulduğu evlere girer.
Sosyal Demokrasinin Türkiye Karnesi
Şimdi bir adım geri çekilip daha geniş bir soruya bakalım: Bu olanlar CHP'nin bugünkü yöneticilerine özgü bir sapma mı, yoksa Türkiye'de "sol" olarak adlandırılan sosyal demokrasinin tarihsel karakterinin bir devamı mı?
Dünyadan Kısa Bir Hatırlatma
Sosyal demokrasinin dünya karnesini AfD yazısında ayrıntılı tartışmıştık; burada yalnızca dönüm noktalarını hatırlatalım:
- 4 Ağustos 1914: Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) savaş kredilerine "evet" dedi. Enternasyonalizm, ilk büyük sınavda ulusal burjuvazinin savaş bütçesine teslim oldu.
- Ocak 1919: SPD hükümetinin savunma bakanı Gustav Noske'nin yönettiği Freikorps birlikleri Spartakist ayaklanmayı ezdi; Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürüldü.
- 1959 Bad Godesberg: SPD, Marksizmi programından resmen çıkardı ve "mümkün olduğunca piyasa" ilkesini benimsedi.
- 1983: Fransa'da Mitterrand hükümeti "kemer sıkma dönemeci"ni (tournant de la rigueur) yaşadı; sosyalist vaatler sermaye kaçışı karşısında iki yılda geri alındı.
- 1997–2005: Blair'in "Üçüncü Yol"u ve Schröder'in Hartz reformları neoliberalizmin en etkili uygulayıcıları sağ partiler değil sosyal demokratlar oldu.
- 2010 sonrası: Yunanistan'da PASOK, kemer sıkma memorandumlarını imzalayan parti olarak neredeyse yok oldu.
Ortak örüntü şudur: Sosyal demokrasi büyüme dönemlerinde sınıfa sermayenin kârından pay dağıtabildiği ölçüde "sol"dur. Kriz dönemlerinde ise sermayenin kârlılığını kurtarmayı devletin görevi sayar ve faturayı işçiye keser.
Türkiye Karnesi: Dönem Dönem
Türkiye'de sosyal demokrasinin tarihi CHP'nin tarihiyle, CHP'nin tarihi de cumhuriyetin kuruluşuyla iç içedir. Bu, Türkiye sosyal demokrasisine Batı'dakinden farklı bir özellik kazandırır: Burada sosyal demokrasi işçi sınıfının örgütlerinden (sendikalar, işçi partileri) doğmamış, devletin kurucu partisinden sola doğru bir açılım olarak doğmuştur. Bu doğum lekesi bugüne kadar sürer.
Tek parti dönemi (1923–1946). 1936 tarihli İş Kanunu grevi ve lokavtı yasakladı. 1938 Cemiyetler Kanunu sınıf esasına dayalı dernek ve örgüt kurulmasını yasakladı. Halkçılık ilkesi, "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" söylemiyle sınıf mücadelesinin varlığını ideolojik olarak inkâr etti. 1942 Varlık Vergisi ise gayrimüslim burjuvazinin servetinin Müslüman-Türk burjuvazisine aktarılmasının aracı oldu. Yani "Türk burjuvazisi"nin kuruluşu, CHP iktidarının bilinçli bir sınıf politikasıydı.
1946. Çok partili hayata geçişle birlikte Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle sosyalist partiler ve sendikalar kuruldu. Birkaç ay içinde, Aralık 1946'da, yine CHP iktidarı döneminde İstanbul sıkıyönetimi bu partileri ve sendikaları kapattı. 1947 Sendikalar Kanunu sendikalara izin verdi ama grevi yasak olarak bıraktı.
"Ortanın solu" ve Ecevit dönemi (1965–1980). 1960'ların işçi hareketinin ve 1961'de kurulan TİP'in yükselişi karşısında CHP, 1965'te "ortanın solu" söylemini benimsedi. Bu söylemin işlevi, sola kayan işçi ve emekçi kitleyi sosyalist bir partiye değil, düzen içi bir partiye bağlamaktı. "Ortanın solu, Moskova yolu" diye saldıran sağa karşı CHP'nin yanıtı, aslında sosyalizmin önünü kesmek için sola açıldığıydı. 1970'lerde Ecevit'in kişiliğinde emekçi umutları yükseldi; 1977'de CHP yüzde 41'i aştı. Ama 1978–79 Ecevit hükümeti IMF ile stand-by anlaşmaları imzalayan, Aralık 1978'deki Maraş katliamının ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan eden hükümet oldu. 12 Eylül'ün altyapısını oluşturan sıkıyönetim aygıtı, "halkçı" bir hükümetin imzasıyla kuruldu. Bunu 12 Eylül Dosyası'nda ayrıntılı tartıştık.
SHP–DYP koalisyonu (1991–1995). 12 Eylül sonrasının sosyal demokrat partisi SHP, Demirel ve ardından Çiller'in DYP'siyle koalisyon kurdu. Bu dönem, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamının, Kürt illerinde köy boşaltmalarının ve faili meçhul cinayetlerin zirve yaptığı dönemdir. 5 Nisan 1994 kararlarıyla ücretler ezildi, özelleştirme hızlandı; bunların hepsi sosyal demokratların ortak olduğu bir hükümetin döneminde yaşandı. Mart 1995 Gazi olayları da SHP'nin CHP ile birleşmesinin hemen ardından, CHP'nin DYP ile ortak olduğu hükümet döneminde yaşandı. Aynı yıllarda İstanbul'daki SHP belediyesinde patlayan İSKİ skandalı, "sosyal demokrat belediyeciliğin" rantla ilişkisinin ilk büyük kamusal örneklerinden biri oldu.
DSP iktidarı (1999–2002). "Demokratik sol" adını taşıyan DSP, MHP ve ANAP'la kurduğu hükümette 1999'da uluslararası tahkimi anayasaya soktu, IMF'ye niyet mektupları verdi, Şubat 2001 krizinin ardından Kemal Derviş'in programını uyguladı. 19 Aralık 2000'de cezaevlerinde "Hayata Dönüş" adı verilen operasyon onun başbakanlığı döneminde yapıldı. Türkiye'de neoliberalizmin kurumsal mimarisinin önemli bir kısmı, AKP'den hemen önce, "sol" bir başbakanın imzasıyla kuruldu.
Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemleri (2002–2023). Baykal döneminde CHP, ulusalcı ve laiklik eksenli bir orta sınıf partisine dönüştü; işçi sınıfıyla bağı neredeyse tamamen koptu. Kılıçdaroğlu döneminde "helalleşme" söylemi ve Millet İttifakı'yla parti sağa daha da açıldı. 2023 seçiminde DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti'nin otuzu aşkın milletvekili CHP listelerinden Meclis'e girdi. Yani CHP, kendi listesinden sağ partilere milletvekili taşıdı; ama işçi örgütlerine, sendikalara, sosyalist partilere aynı kapıyı açmadı.
Özel dönemi ve YENİ Parti (2023–2026). Özel döneminde CHP 2024'te birinci parti oldu. Bu başarının ölçütü yine "kazanabilirlik"ti ve bu yazının konusu olan isimlerin çoğu bu dönemde aday gösterildi. 2025'te İzmir'de 23 bin belediye işçisinin grevine en sert tepki, CHP'li bir başkandan geldi. YENİ Parti ise bu çizgiyi değiştirmek yerine, kuruluşunu Lozan, cuma namazı ve Anadolu Kulübü sembolleriyle, yani rejim sadakatiyle tanımladı.
Karne Tablosu
| Dönem | İktidardaki "sol" | Sınıfa ne yaptı? |
|---|---|---|
| 1936–1938 | CHP (tek parti) | Grev yasağı; sınıf esaslı örgütlenme yasağı |
| 1942 | CHP | Varlık Vergisi: gayrimüslim sermayenin Türk burjuvazisine aktarımı |
| Aralık 1946 | CHP | Yeni kurulan sosyalist partiler ve sendikalar sıkıyönetimle kapatıldı |
| 1965 | CHP ("ortanın solu") | Sosyalist yükselişin önünü kesmek için sola açılım |
| 1978–79 | CHP (Ecevit) | IMF stand-by; Maraş sonrası 13 ilde sıkıyönetim |
| 1991–95 | SHP/CHP–DYP | 5 Nisan kararları; Sivas, Gazi, köy boşaltmaları; İSKİ skandalı |
| 1999–2002 | DSP–MHP–ANAP | Uluslararası tahkim; IMF; Derviş programı; Hayata Dönüş operasyonu |
| 2023 | CHP (Millet İttifakı) | Sağ partilere liste; işçi örgütlerine kapı yok |
| 2024–2026 | CHP/YENİ belediyeleri | 2025 İzmir grevinde işçiye karşı tutum; transfer adaylar; başkanların AKP'ye akışı |
Bu tabloyu okurken adil olalım: CHP tarihinde emekçi kitlelerin gerçek umut bağladığı anlar oldu; 1970'lerde milyonlarca işçi Ecevit'e oy verdi, 1989'da SHP belediyeleri ciddi bir sosyal belediyecilik heyecanı yarattı, bugün de CHP ve YENİ Parti tabanında sayısız dürüst, emekçi insan var. Bizim eleştirimiz bu insanlara değil, onların umudunu her seferinde düzenin sınırları içinde tutan parti tipinedir. Sorun niyet sorunu değil, yapı sorunudur.
Neden Bu Partiler Sınıfa Bir Yanıt Olamaz?
Şimdi asıl soruya gelelim. "Tamam, kusurları var, ama AKP'ye karşı başka ne var?" sorusu yerinde bir sorudur ve ciddiyetle yanıtlanmalıdır. Yanıtımız şudur: CHP de YENİ Parti de sınıfın yanıtı olamaz, çünkü:
Temsil Ettikleri Sınıf Bileşimi
Bu partilerin çekirdek seçmeni kentli, eğitimli, beyaz yakalı orta sınıf ve kamu çalışanlarıdır. Örgütsel ve mali omurgası ise yerel iş çevreleri, serbest meslek sahipleri ve belediye ağlarıdır. Bu bileşimde işçi sınıfı oy veren ama karar vermeyen bir kitledir. Parti kurullarında, milletvekili listelerinde, belediye meclislerinde işçi ve sendikacı oranına bakmak bu gerçeği görmek için yeterlidir.
Kriz Yönetimi Refleksi
Yukarıdaki karne gösteriyor: Bu parti tipi, kriz anında sermayenin kârlılığını korumayı devletin görevi sayar. Bugün Türkiye'nin önünde enflasyon, kur, borç ve iklim krizleri duruyor. Bu krizlerin faturasının kime kesileceği sorusunda CHP'nin ve YENİ Parti'nin ekonomi kadrolarının önerdiği şey "ortodoks politikaya dönüş", "yatırım ortamı", "hukuk devleti ve öngörülebilirlik"tir. Yani sermayeye güven, işçiye sabır.
Siyaset Yapma Biçimi: Sandık ve Mahkeme
Bu partilerin muhalefet araçları sandık ve mahkemedir. Grev, işgal, işyeri örgütlenmesi, mahalle meclisi bu partilerin repertuvarında ya yoktur ya da istenmez. Mutlak butlan karşısında bile ana yanıt yine hukuki itiraz ve miting oldu. Halbuki sandık ve mahkeme, bugün bizzat iktidarın en etkili kullandığı alanlardır. Kendi oyununun kurallarını yazan bir rakibe karşı yalnızca o kurallarla oynamak, yenilgiyi baştan kabul etmektir.
Belediye Aygıtının Doğası
Belediye, mevcut mülkiyet ilişkileri içinde rantın dağıtıldığı bir aygıttır. Bu aygıtı mülkiyet ilişkilerini sorgulamadan yöneten parti, ister istemez rantın dağıtımına aracılık eder. Hatay'daki "ölçmedim", İzmir'deki grev tavrı, Aydın'daki ihale dosyaları bu aracılığın farklı görünümleridir. Bunu aşmak için belediyeyi bir müşterekler kurumuna, yani kentin toprağını, suyunu, ulaşımını, barınmasını piyasadan çekip kolektif denetime açan bir kuruma dönüştürmek gerekir. Bu ise düzen partisinin programında yer almaz.
Aday Ölçütü Bir Sonuçtur
Yazının başından beri tartıştığımız aday ölçütü, bu yapının bir sonucudur, nedeni değil. Bir parti işçi sınıfına dayanmıyorsa, adayını işçi sınıfına karşı hesap verebilirliğe göre seçmesi beklenemez. Adayını sermayeye, ankete ve genel başkana göre seçer. Ölçütü düzeltmek için önce partinin sınıfsal dayanağını değiştirmek gerekir. Bu da bir düzen partisinin içinden yapılabilecek bir şey değildir.
"Ehven-i Şer" Tuzağı
Her seçimde "şimdi AKP'yi gönderelim, gerisi sonra" denir. Bu yaklaşımın sorunu, "sonra"nın hiç gelmemesidir. Yirmi beş yıldır işçi sınıfından istenen, kendi bağımsız siyasetini erteleyip düzenin "daha az kötü" partisine oy vermesidir. Sonuç ortada: Hem AKP yerinde duruyor, hem de "daha az kötü" partiden seçilen başkanlar AKP'ye geçiyor. Yani ehven-i şer stratejisi kendi ölçütüyle de başarısız oldu. Daha kötüsü, bu strateji işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesini sistematik olarak zayıflattı. İşçiler neden sağa oy veriyor sorusunun yanıtlarından biri de budur: Kendi sesi olmayan sınıf, en yüksek sesi olana yönelir.
Peki Sosyalistler? Kendimize de Bakalım
Eleştirinin inandırıcılığı, eleştirenin kendine de aynı ölçütü uygulamasına bağlıdır. Sosyalist hareket bu konularda kusursuz değil.
Gökhan Zan örneği. 2024 yerel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi, Hatay'da eski milli futbolcu Gökhan Zan'ı aday gösterdi. Bu, tam da düzen partilerinin "ünlü aday" kolaycılığının solda da karşılığı olduğunu gösteriyordu. Seçimden iki hafta önce, 17 Mart 2024'te Zan'ın "asla kabul edemeyeceğimiz temaslar" kurduğuna ilişkin iddialar ortaya çıkınca TİP adaylığı geri çekti; Zan ise adaylıktan çekilmeyip yüzde 2 oy aldı (Duvar English; NTV). TİP'in "en küçük bir şüpheyi bile görmezden gelemeyiz" diyerek hızlı davranması takdire değerdir. Ama ders şudur: Aday ölçütü metne dökülmemiş, kamuya açık değilse, sosyalist bir parti de yanlış adaya kapı açabilir.
Aynı şehir, iki ayrı tercih. Öte yandan aynı Hatay, 2023 genel seçimlerinde Gezi davasından tutuklu avukat Can Atalay'ı TİP listesinden Meclis'e gönderdi. Yani Hatay seçmeni, hem anketin "kazanır" dediği Savaş'ı hem de anketin hiç hesaba katmadığı bir tutuklu avukatı seçebilen bir seçmendir. Bu, "sağ sağduyuya benzemeden kazanılamaz" tezinin yanlış olduğunu gösteren somut bir veridir. Mesele seçmen değil, seçmene ne önerildiğidir.
Parçalanmışlık. Türkiye solu, 2022'de kurulan Emek ve Özgürlük İttifakı ile 2023'te kurulan Sosyalist Güç Birliği gibi farklı ittifak deneyimlerinden geçti. Bu deneyimlerin ortak zaafı, seçim takvimine bağlı kurulmaları ve seçimden sonra kalıcı bir ortak eylem yapısına dönüşememeleriydi. Bugün sosyalist partiler, sendikalar, meslek örgütleri ve yerel inisiyatifler arasında ortak bir aday ölçütü, ortak bir program ve ortak bir eylem takvimi yok. Bu boşluk, düzen partilerinin "başka seçenek yok" söylemini besliyor. TİP Dosyası'nda sınıf partisi ile kitle partisi ayrımını tartışmıştık; bu yazı o tartışmanın cephe düzlemindeki devamıdır.
Neden Sosyalist Bir Cephe?
Cephe Nedir, Ne Değildir?
Önce kavramı netleştirelim, çünkü "cephe" sözü solda farklı anlamlarda kullanılıyor.
- Cephe, birleşme değildir. Partilerin kendi örgütsel bağımsızlığını, programını, yayınını ve tartışmasını koruması esastır. Farklılıklar bastırılmaz, açıkça tartışılır.
- Cephe, yalnızca seçim ittifakı değildir. Seçimden seçime kurulup dağılan liste ortaklıkları cephe değil, olsa olsa geçici anlaşmalardır. Cephe, seçimler arasında da işleyen bir ortak eylem yapısıdır.
- Cephe, düzen partileriyle "halk cephesi" değildir. 1930'larda faşizme karşı burjuva partilerle kurulan halk cepheleri, kimi yerlerde önemli kazanımlar sağladı ama işçi sınıfının bağımsız siyasetini burjuva müttefiklerin sınırlarına hapsetti. Önerdiğimiz cephe, işçi sınıfının ve sosyalistlerin bağımsız bir cephesidir. Bu, gerektiğinde demokratik haklar için düzen partileriyle tek tek konularda ortak tutum almayı dışlamaz; ama örgütsel ve programatik bağımsızlıktan taviz vermez.
- Cephe, sosyalist partilerden ibaret değildir. Sınıf sendikaları, işyeri komiteleri, meslek odaları, kadın ve LGBTİ+ örgütleri, ekoloji hareketleri, kent ve barınma hareketleri, öğrenci örgütleri, emekliler, depremzede dayanışmaları, Kürt halkının demokratik talepleri için mücadele eden yasal yapılar; hepsi kendi kimlikleriyle bu cephenin bileşeni olabilir.
Neden Şimdi?
- Düzen muhalefeti parçalanıyor. CHP, YENİ Parti ve AKP'ye akan başkanlar arasında bölünmüş bir muhalefet, milyonlarca seçmeni "kime güveneceğim?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Bu, sosyalistler için tarihsel bir boşluktur. Boşluk doldurulmazsa onu sağ ve sağın yeni biçimleri doldurur.
- Rozet ekonomisi seçmeni yabancılaştırıyor. "Oy verdim, başkan karşı tarafa geçti" deneyimi milyonlarca insanda sandığın anlamına dair derin bir kuşku yarattı. Bu kuşku ya kayıtsızlığa ya da yeni bir siyaset biçimine dönüşecek.
- İktidar muhalefetin şeklini yargıyla belirliyor. Kayyımlar, mutlak butlan, soruşturmalar… Bu ortamda yalnızca sandığa ve yargıya dayanan bir muhalefet savunmasızdır. Örgütlü bir toplumsal tabana, işyerine ve mahalleye dayanan bir cephe ise çok daha dirençlidir.
- Sınıf hareketinde hareketlilik var. İzmir'deki 23 bin işçinin grevi, kurye ve depo işçilerinin, öğretmenlerin, sağlık emekçilerinin eylemleri, emeklilerin mitingleri gösteriyor ki sınıf ölü değil. Ama bu hareketlerin siyasal bir ifadesi yok. Grevdeki İzmir işçisinin karşısında CHP'li başkan vardı ve o işçinin oy verebileceği, kendi grevini savunan bir büyükşehir adayı yoktu.
Nasıl Yapılabilir? Bir Yol Haritası Önerisi
Burada sunacağım şey bir buyruk değil, tartışmaya açık bir öneridir. Her başlık, ilgili örgütlerin kendi demokratik süreçlerinde tartışılıp şekillendirilmelidir.
Birinci Adım: Ortak Asgari Program
Cephenin çekirdeği, bir sayfaya sığabilecek kadar kısa ama her maddesi somut bir asgari programdır. Taslak olarak şu başlıkları öneriyorum:
- Ücret ve geçim: Asgari ücretin vergi dışı bırakılması ve yoksulluk sınırına göre belirlenmesi; ücretlerin enflasyona karşı otomatik korunması (eşel mobil).
- Örgütlenme hakkı: İşkolu barajlarının kaldırılması, işyerinde sendika üyeliğinin tek başına yetki için yeterli sayılması, grev yasaklarının ve ertelemelerinin kaldırılması.
- Taşeronun ve şirketleşmenin sona ermesi: Belediye şirketlerindeki işçilerin kadroya alınması; kamuda taşeron yasağı.
- Barınma: Kira artışlarına kalıcı tavan, boş konutlara vergi, kamu eliyle kiralık sosyal konut; kentsel dönüşümde yerinde dönüşüm ve kamulaştırmada mülk sahibi değil kiracı önceliği.
- Deprem ve kent: İmar affı yasağı; ruhsat ve denetimin müteahhitten bağımsız kamusal bir denetim kurumuna devri; deprem sorumlularının yargılanması; 6 Şubat'ın hesabı.
- Müşterekler: Su, enerji, ulaşım ve verinin kamusal ve demokratik denetim altında tutulması; özelleştirmelerin gözden geçirilmesi.
- Demokratik haklar: Kayyım uygulamasının sona ermesi, seçilmişlerin iradesine yargı ya da idari yoldan müdahaleye son; ifade ve örgütlenme özgürlüğü.
- Kürt meselesinde barış ve eşit yurttaşlık: Demokratik çözüm sürecinin yasal güvencelerle ilerletilmesi.
- Kadın ve gençlik: Kadın emeğinin görünür kılınması, kamusal ve ücretsiz kreş; gençler için ücretsiz eğitim ve barınma.
- Ekoloji: Akbelen'den Kaz Dağları'na maden ve enerji projelerinde yerel halkın veto hakkı; iklim krizinin faturasının sermayeye kesilmesi.
İkinci Adım: Metne Bağlanmış Aday Ölçütleri
Bu yazının merkezindeki soruya dönüyoruz. Düzen partilerinden farkımızı en somut göstereceğimiz yer aday sözleşmesidir. Cephe adına aday olacak her kişi, seçilmeden önce kamuya açık olarak şunları taahhüt eder:
- İşçi ücreti ilkesi: Seçilen kişi, makam ödeneğinin yalnızca ortalama bir işçi ücreti kadarını kişisel kullanımına alır, gerisini kamuya açık biçimde cephenin ya da yerel dayanışma fonlarının hesabına aktarır. Bu ilke 1871 Paris Komünü'nden gelir; Marx, Fransa'da İç Savaş'ta Komün görevlilerinin işçi ücretiyle çalışmasını yeni devlet tipinin temel özelliklerinden biri olarak öne çıkarır.
- Geri çağrılabilirlik: Yasal olarak geri çağırma mekanizması olmasa da aday, bağlı olduğu halk meclisinin ya da cephe kurulunun belirli bir oranla alacağı kararla görevden çekilmeyi önceden ve imzalı olarak taahhüt eder. Bu taahhüdün kamuya açık olması, ahlaki ve siyasal bağlayıcılığını sağlar. Uzun vadede seçmenin seçilmişi geri çağırma hakkının yasaya girmesi programın bir parçasıdır.
- Parti değiştirmeme: Seçilen kişi, görevi süresince başka bir partiye geçmeyeceğini; geçerse bunun seçmene karşı bir sözleşme ihlali olduğunu ve istifa edeceğini taahhüt eder. ("Koltuk kişinin değil, programındır.")
- Açık mal varlığı ve çıkar beyanı: Göreve başlarken ve her yıl, kendisinin ve birinci derece yakınlarının mal varlığı, şirket ortaklıkları ve belediye ile iş yapan kişilerle ilişkileri kamuya açıklanır.
- Taşeronsuz belediye ve sendikal hak: Belediyede çalışan herkesin sendikal hakkı güvence altındadır; grevdeki belediye işçisine karşı kamuoyu kampanyası yürütülmez, toplu sözleşme masası açık ve kamuya açık tutanaklarla yürür.
- Katılımcı bütçe: Bütçenin belirli bir payı, mahalle meclislerinin doğrudan kararıyla harcanır. İmar planı değişiklikleri, ilgili mahallede açık toplantıda tartışılmadan meclise gelmez.
- Müteahhitle mesafe: Kampanya bağışları kamuya açıktır; belediyeyle iş yapan şirketlerden ve yöneticilerinden bağış kabul edilmez.
- Örgütle bağ: Aday, bir sendikada, meslek örgütünde, mahalle ya da kent hareketinde fiilen mücadele etmiş, o mücadelede tanınan biri olmalıdır. Şöhret ölçüt değildir.
Karşılaştırma: İki Ölçüt, İki Siyaset
| Düzen partisinin aday ölçütü | Sosyalist cephenin aday ölçütü |
|---|---|
| Anketlerde kazanabilirlik | Mücadelede sınanmışlık |
| Sağdan oy taşıma kapasitesi | Sınıfın çıkarını açıkça savunma |
| Yerel sermaye ve hemşehri ağları | Sendika, mahalle ve meslek örgütü bağı |
| Kişisel marka, şöhret | Kolektif programa bağlılık |
| Genel başkana sadakat | Üyeye ve halk meclisine hesap verme |
| Makam maaşı ve ayrıcalık | İşçi ücreti ilkesi |
| Görev süresince dokunulmazlık | Geri çağrılabilirlik taahhüdü |
| Gizli kampanya finansmanı | Açık bağış, müteahhit bağışı yasağı |
| "Hizmet belediyeciliği" | Müşterekler belediyeciliği |
| Grevdeki işçiye karşı "bütçe" söylemi | Grevdeki işçinin yanında durma |
| Parti bir taşıyıcı araç | Parti bir program ve örgüt topluluğu |
Üçüncü Adım: Yerelde Halk Meclisleri
Cephe, yukarıdan aşağıya genel merkez anlaşmasıyla değil, aşağıdan yukarıya mahalle ve ilçe meclisleriyle kurulmalıdır. Kent konseyi ve halk meclisleri üzerine kılavuzumuz bunun ayrıntılı bir modelini sunuyor. Özetle:
- Her ilçede, cepheye katılan örgütlerin temsilcileri ve bağımsız bireylerden oluşan açık bir meclis kurulur.
- Bu meclis yerel aday adaylarını tartışır, aday sözleşmesini imzalatır, seçilen kişiyi düzenli olarak dinler.
- Seçimler arasında meclis yerel sorunlarda (kira, ulaşım, çöp, okul, deprem güvenliği) mahalle halkıyla birlikte eylem planı yapar.
- Meclis toplantıları kamuya açıktır, tutanakları yayımlanır.
Böylece aday, genel merkezin ya da anket şirketinin değil, yerel örgütlü toplumun adayı olur. Bir başkanı AKP'ye götürecek "ya rozet ya kelepçe" baskısına karşı en büyük güvence de budur: Arkasında bir meclis, bir mahalle, bir sendika duran kişiyi tek başına pazarlık masasına oturtmak çok daha zordur.
Dördüncü Adım: İşyerinde Omurga
Sosyalist bir cephe, yalnızca seçim ve mahalle düzleminde kalırsa, yine düzen siyasetinin sahasında oynamış olur. Gerçek güç, üretimin olduğu yerdedir. Bu nedenle:
- Cepheye katılan örgütler, sınıf sendikalarıyla (DİSK başta olmak üzere) ve bağımsız sendikalarla ortak bir işyeri örgütlenme takvimi oluşturur.
- Belediye işçileri, kurye ve depo işçileri, öğretmenler, sağlık emekçileri, bilişim emekçileri gibi stratejik kesimlerde işyeri komiteleri desteklenir. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda bu konuda somut öneriler sunmuştuk.
- Grevdeki her işçiye cephe adına koşulsuz dayanışma gösterilir. İzmir'deki 2025 grevinde işçinin karşısında CHP'li başkan vardı; bir sonraki grevde işçinin yanında bir cephe olmalıdır.
Beşinci Adım: Ortak Yayın ve Dijital Altyapı
Düzen partilerinin en büyük avantajlarından biri medya erişimidir. Cephe bunu taklit edemez, ama başka bir şey yapabilir:
- Ortak bir haber ve analiz platformu; farklı örgütlerin yayınlarından derleme yapan, ortak kampanyaları duyuran açık bir site.
- Aday sözleşmelerinin, mal varlığı beyanlarının, meclis tutanaklarının yayımlandığı açık bir şeffaflık portalı.
- Açık kaynak araçlarla yürütülen çevrimiçi meclis, oylama ve görüş toplama sistemleri. (Bunun teknik modelini kent konseyi kılavuzumuzun dijital bölümünde tartıştık.)
- Bilginin metaya dönüştürülmediği, CC BY-SA gibi özgür lisanslarla paylaşılan bir bilgi müştereği.
Altıncı Adım: Demokratik İç İşleyiş
Bir cephenin en büyük düşmanı dışarıdaki rakip değil, içerideki hegemonya kavgasıdır. Bunu önlemek için:
- Ortak eylem, ayrı propaganda: Her örgüt kendi görüşlerini özgürce savunur; ortak kararlar ise ortak uygulanır.
- Konsensüs yerine nitelikli çoğunluk: Her kararda oybirliği beklemek, cepheyi felç eder. Asgari program konularında nitelikli çoğunlukla karar alınır, azınlık görüşleri kayda geçer.
- Ayrılık hakkı: Bir örgüt, cepheden ayrılma hakkına sahiptir; bu ayrılık bir ihanet olarak değil, demokratik bir tercih olarak karşılanır.
- Kişi kültüne karşı ilke: Cephe sözcülüğü dönüşümlü olur, aynı kişinin uzun süre öne çıkmasına izin verilmez.
- Yoldaşça eleştiri kültürü: Hatalar açıkça konuşulur. Gökhan Zan örneğinde olduğu gibi yanlış bir karar, saklanmadan düzeltilir.
Yedinci Adım: Seçim Takvimine Hazırlık
Bir sonraki genel ve yerel seçimlere kadar geçecek süre, bu cepheyi kurmak için yeterlidir, ama hiç de uzun değildir. Önerilen aşamalar:
- İlk altı ay: Cepheye katılmak isteyen örgütler arasında açık bir tartışma süreci; asgari program taslağının yayımlanması, kamuya açık forumlarla tartışılması.
- Altı ay–bir yıl: İl ve ilçe düzeyinde ilk halk meclislerinin kurulması; aday sözleşmesinin son hâlinin kabulü.
- Bir–iki yıl: Yerel mücadele kampanyaları (kira, taşeron, deprem güvenliği) üzerinden meclislerin sınanması ve güçlenmesi; işyeri örgütlenme takviminin işlemesi.
- Seçim öncesi: Meclislerin kendi adaylarını belirlemesi; cephe adına ortak listelerin ve adayların kamuya açık sözleşmelerle ilan edilmesi.
Genç Yoldaşlara Somut Görevler
Bu yazının bir okuma metni olarak kalmaması için, her birimizin yapabileceği somut görevlerle bitirelim:
- Kendi ilçenizdeki belediyeyi tanıyın. Belediye başkanı kim, hangi partiden seçildi, hâlâ o partide mi? Belediye meclisinin son bir yıldaki imar kararlarını, ihale ilanlarını ve şirket bütçelerini okuyun. Bunlar kamuya açık belgelerdir.
- Belediye işçisiyle tanışın. Belediyenizde çalışan işçilerin hangi sendikada olduğunu, toplu sözleşmenin ne zaman bittiğini, taşeron ya da şirket işçisi olup olmadıklarını öğrenin. Bir sonraki grevde orada olun.
- Kent konseyine ve mahalle toplantılarına katılın. Kent konseyinin gerçekten işleyip işlemediğini, kimlerin konuştuğunu, kimlerin susturulduğunu gözlemleyin. Gerekiyorsa bağımsız bir mahalle meclisi kurmak için ilk toplantıyı siz çağırın.
- Aday sözleşmesini tartışın. Bu yazıdaki sekiz maddelik aday sözleşmesi önerisini, üyesi olduğunuz örgütte, sendikada, öğrenci kulübünde tartışın. Eksiklerini, fazlalıklarını yazın, bize de iletin.
- Asgari program için katkı yapın. On maddelik programın hangi maddesi sizin yaşadığınız yerde en acil? Hangi madde eksik? Kendi yerel versiyonunuzu yazın.
- Kendi örgütünüzde birlik çağrısı yapın. Hangi sosyalist örgütteyseniz, oradaki arkadaşlarınızla diğer örgütlerle ortak eylem ve cephe olanaklarını konuşun. Ayrılıkları büyütmek yerine ortak paydaları arayın.
- "Rozet listesi" değil "ölçüt listesi" tutun. Sosyal medyada parti değiştiren başkanların listesini paylaşmak kolaydır. Onun yerine, bu kişilerin hangi ölçütle aday yapıldığını, bu ölçütün neden yanlış olduğunu ve doğru ölçütün ne olması gerektiğini anlatan içerikler üretin.
- Hatay'ı unutmayın. 6 Şubat'ın hesabı hâlâ sorulmadı. Deprem davalarını izleyin, "ölçmedim" diyenlerin ve onları aday gösterenlerin sorumluluğunu hafızada tutun. Yerel yönetim tartışmasını deprem güvenliğinden ayırmayın.
- Okuyun ve okutun. Marx'ın Fransa'da İç Savaş'ı, Lenin'in Devlet ve İhtilal'i ve Türkiye sol tarihine dair metinler, bu yazıdaki önerilerin tarihsel kökenlerini anlamak için temel kaynaklardır. Bir okuma grubu kurun.
Rozet Değil, Örgüt
Sevgili genç yoldaşlar,
Bugün İzmir'de bir başkanın yakasına başka bir rozet takıldı. Yarın başka bir şehirde başka bir başkanın yakasına başka bir rozet takılacak. Bu haberlerin her biri bize öfke ve hayal kırıklığı yaşatabilir. Ama öfkemizi doğru yere yöneltmeliyiz.
Rozetini değiştiren başkanlar, düzenin bize sunduğu seçeneklerin ne kadar dar olduğunu gösteriyor. Onları aday gösteren ölçütler, bu darlığın nedenini gösteriyor. Ve sosyal demokrasinin Türkiye karnesi, bu darlığın tesadüf değil tarih olduğunu gösteriyor.
Lütfü Savaş'ın "ölçmedim" sözü, aslında düzen siyasetinin özeti gibi: İnsanın hayatını, işçinin emeğini, kentin geleceğini ölçmeyen bir siyaset. Bizim görevimiz, ölçülmeyeni ölçmek, sayılmayanı saymak, görünmeyeni görünür kılmaktır. Bunu ne bir başkan, ne bir genel başkan, ne de bir anket şirketi yapabilir. Bunu ancak örgütlü bir sınıf yapabilir.
Sosyalist bir cephe, bu örgütlü sınıfın siyasal ifadesi olacaktır. Kolay olmayacak. Ayrılıklarımız, kırgınlıklarımız, tarihsel yaralarımız var. Ama karşımızdaki tablo bu ayrılıkların lüksünü bize tanımıyor. Ya düzenin rozet piyasasında bir sonraki "ehven-i şer"i bekleyeceğiz, ya da kendi ölçütümüzü, kendi programımızı, kendi adaylarımızı ve kendi örgütümüzü kuracağız.
Rozet değişir, sınıf değişmez. Sınıfın rozeti örgüttür.
Daha güzel günler için, hep birlikte.
Kaynaklar
Güncel gelişmeler
- Euronews — Cemil Tugay rozeti taktı: İzmir'de belediye AK Parti'ye geçti (7 Ekim 2026)
- Diken — Cemil Tugay AKP genel merkezinde (7 Ekim 2026)
- NTV — AK Parti'den dikkat çeken İzmir paylaşımı: 7 Ekim detayı
- Cumhuriyet — YENİ Parti'den 'Cemil Tugay' açıklaması (5 Ekim 2026)
- Medyascope — İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay CHP'den istifa etti (18 Haziran 2026)
- Cumhuriyet — CHP'den istifa eden Cemil Tugay: Yeni parti kurulacak, orada olacağım
- Milli Gazete — Cemil Tugay kimdir?
- Medyascope — Macit Sefiloğlu: "Cemil Tugay İzmir'de tartışmaya açık biri olarak algılanmıyor" (30 Ocak 2024)
- Diken — İzmir belediye başkanı: Genel-İş, İzmir'de aslan kaplan da neden diğer belediyelerde böyle değil? (2 Haziran 2025)
- Medyascope — Hangi belediye başkanları AKP'ye katıldı? (30 Eylül 2026)
- Medyascope — Mutlak butlandan sonra CHP'de kalan belediye başkanları AKP'ye geçiyor (10 Eylül 2026)
- Sözcü — 9 belediye başkanı AKP'ye katıldı (29 Eylül 2026)
- Kısa Dalga — "Ya rozet ya kelepçe": CHP'den istifa eden 15 belediye başkanı AKP'ye geçti
- soL Haber — CHP'den AKP'ye geçen 17 belediye başkanı (12 Mayıs 2026)
- Medyascope — AKP'ye geçen Özlem Çerçioğlu ihaleye fesat karıştırma davasından beraat etti (25 Şubat 2026)
- Euronews — Burcu Köksal CHP'den istifa etti, AK Parti'ye katıldı (12 Mayıs 2026)
- Medyascope — Burcu Köksal kimdir? (7 Mayıs 2026)
- BirGün — AKP'ye geçen Burcu Köksal yandaşa konuştu (23 Mayıs 2026)
- Sözcü — Emin Çölaşan, "Burcu Hanım" (9 Mayıs 2026)
Mutlak butlan ve YENİ Parti
- NTV — CHP'de mutlak butlan kararı: Süreç nasıl işledi?
- Yetkin Report — Özel, Yeni Parti'yi kurdu (24 Temmuz 2026)
- Euronews — Özgür Özel ve 91 milletvekili CHP'den istifa etti (24 Temmuz 2026)
Lütfü Savaş
- Medyascope — Tartışmaların odağındaki isim Lütfü Savaş kimdir? (15 Haziran 2026)
- BirGün — Berkant Gültekin, "Lütfü Savaş çıkmazı: Bir şeyler var değişmesi gereken" (13 Ocak 2024)
- Diken — Lütfü Savaş ruhsat verdiği binalardan kaçının yıkıldığını bilmiyormuş: "Ölçmedim"
- Duvar English — CHP decides to move forward with Savaş's re-candidacy
- NTV — Seçimi kaybeden Lütfü Savaş: İtirazımızı yapacak, hakkımızı alacağız
- Bianet — Lütfü Savaş, CHP kurultayının iptali için dava açtı
- Cumhuriyet — Butlan davasını açan Lütfü Savaş CHP genel merkezine geldi (10 Haziran 2026)
- Duvar English — TİP withdraws Gökhan Zan's mayoral candidacy (17 Mart 2024)
Sosyalist ittifak deneyimleri
Klasik metinler
- Karl Marx, Fransa'da İç Savaş (1871)
- V. I. Lenin, Devlet ve İhtilal (1917)
- Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri
Bilgi Müşterekleri'nde ilgili yazılar
- Evrim Ağacı'nın Sorusuna Sınıfın Yanıtı (7 Eylül 2026)
- AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil… (11 Eylül 2026)
- İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? (19 Eylül 2026)
- Forum: Yerel Demokrasi ve Kent Konseyleri (20 Eylül 2026)
- Kitle mi, Sınıf mı? Türkiye İşçi Partisi Dosyası (3 Ekim 2026)
- DEM Parti Dosyası: HEP'ten DEM'e Bir Partinin Sınıfsal Anatomisi
- Kılavuzlar: Yerel Yönetime Katılmak — Kent Konseyinden Halk Meclisine; 12 Eylül; Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu







