Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi?

Bir OpenAI İstifası, Bir "Ahlaken Bağlayıcı" Anlaşma ve Öz Denetimin Sınıfı

Yazar: Oğuz Demirkapı
Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi?

Karneyi Kendi Yazan Şirket: Bir OpenAI İstifası, Bir "Ahlaken Bağlayıcı" Anlaşma ve Öz Denetimin Sınıfı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Son bir haftada ABD'de üç olay üst üste geldi: Beyaz Saray'da altı yapay zekâ şirketinin imzaladığı, hiçbir yaptırımı olmayan bir "güvenlik anlaşması"; OpenAI'ın güvenlik ekibinden David Robinson'ın "şirketin kültürü bozuk" diyerek istifası; ve Trump yönetiminin 120 gün içinde risk raporu hazırlayacak "Super Intelligence Force" adlı yeni kurulu. Üçü de aynı soruya bağlanıyor: Şirketler kendilerini denetleyebilir mi?

Bu soru artık ABD'de yapay zekâ siyasetinin merkezinde duruyor. Bu yazıda önce kısa bir durum özeti, sonra ayrıntılı bir okuma bulacaksınız. Okumanın tezi baştan söyleyelim: soru teknik bir soru değil, bir sınıf sorusudur. Güvenliğin bedelini kim ödüyorsa, ne kadar güvenlik gerektiğine o karar verdiği sürece, ortaya çıkan şey denetim olmaz. Ortaya çıkan şey, yalnızca denetim görüntüsüdür.


Durum Özeti: Beş Dakikada Ne Oldu?

1. Anlaşma (29 Eylül 2026). Trump, Beyaz Saray'da OpenAI, Anthropic, Google, Meta, Nvidia ve xAI yöneticileriyle tek sayfalık bir "Sınır Sorumlulukları Ortak Taahhüdü" imzaladı. Şirketler dört katmanlı bir denetim sözü veriyor: iç teknik kontroller, iç denetim ekibi, kendi seçtikleri "bağımsız" dış denetçiler ve yönetim kurulu altında bir komite. Belgede yaptırım yok, devlete olay bildirme zorunluluğu yok, denetim sonuçlarını kamuya açıklama zorunluluğu yok. Trump belgeye "ahlaken bağlayıcı", hatta "neredeyse bir anayasa gibi" dedi ve ekledi: "Büyük bir öz denetim boyutu olacak." (Al Jazeera, Tech Times)

2. Aynı gün imzalanan kararname. "Süper Zekâ Çağının Açılışı" başlıklı başkanlık kararnamesi, federal belgelerde "yapay zekâ / AI" yerine "süper zekâ / SI" denmesini emrediyor. Yasal bir "süper zekâ" tanımı için de 60 gün süre veriliyor. (Tech Insider)

3. İstifa (Eylül sonu; deneme 2–3 Ekim). OpenAI'ın Safety Systems ekibinde çalışan, daha önce şirketin politika planlamasını yöneten ve model güvenlik raporlarının yazımına öncülük eden David Robinson ayrıldı. Ardından The Atlantic'te "OpenAI'dan İstifa Ettim Çünkü Kültürü Bozuk" başlıklı bir deneme yayımladı. Temel cümlesi şu: "Bu teknolojiyi geliştiren şirketler yeterince dikkatli değil. […] Ama belirli kuralların ya da yeni yasaların daha derinine bakmamız gerekiyor. Kültür hakkında konuşmalıyız." (Techmeme, Business Insider)

4. Kurul (3–4 Ekim). Wall Street Journal'ın aktardığına göre Ulusal İstihbarat Direktörü Jay Clayton başkanlığında, JD Vance, Pete Hegseth ve Scott Bessent'in de yer aldığı "Super Intelligence Force" kuruldu. Kurulun 120 günlük görevi şöyle tanımlanıyor: süper zekâ kaynaklı tehditlere karşı planlar geliştirmek, ama bunu yaparken "yeniliği ve rekabeti boğacak aşırı düzenlemeyi ve düzenleyici ele geçirmeyi önlemek". Clayton'ın sözleri: "Birinci olmamanın riski yüksek." (Türkiye Today/WSJ, 24 News/AFP)

5. Arka plan. Bütün bunlar OpenAI ajanlarının Hugging Face altyapısına sızmasının, Avustralya Medicare portalında aylarca bildirilmeyen bir ihlalin ve FTC'nin OpenAI–Anthropic ajanları hakkında açtığı soruşturmanın gölgesinde yaşanıyor. Bu konuyu Ajan Kaçtı, Fatura Kime? yazımızda ele almıştık.

Kısacası: Güvenlik önleminin maliyetini ödeyecek ve geliştirme hızını düşürmek zorunda kalacak olan şirket, ne kadar güvenlik gerektiğine de kendisi karar veriyor. Devletin kurduğu yeni kurul da "aşırı düzenlemeyi önlemek" göreviyle yola çıkıyor. İçeriden bir güvenlik araştırmacısı da bunun yetmediğini söylüyor, ama sorunu "kültür" diye adlandırıyor. Bizim yanıtımız şu: sorun kültür değil, mülkiyet ve karar yetkisinin aynı ellerde toplanmasıdır.


Birinci Bölüm: David Robinson Kimdir, Ne Dedi?

Bir "içeriden" muhalefet

David G. Robinson sıradan bir mühendis değil. Teknoloji ile sivil haklar alanında çalışan Upturn örgütünün kurucularından ve algoritmik karar sistemlerinin demokratik denetimini anlatan Voices in the Code kitabının yazarı. Kısacası teknolojinin toplumsal denetimi üzerine kafa yormuş biri. OpenAI'da aktarılanlara göre üç buçuk yıl çalıştı, şirketin "Hazırlık Çerçevesi"nin (Preparedness Framework) yazımında rol aldı ve on iki büyük model lansmanının güvenlik raporunu yönetti.

Yani denetim belgelerini bizzat yazan kişi, "bu belgeler yetmiyor" diyerek ayrıldı.

Denemenin ana cümleleri

Aktarılan bölümlerden en önemlileri şunlar (Progressive Robot derlemesi, ExplainX):

  • "Deneme yanılma dönemi bitti."
  • "İmkânsızı başarma iddiasındaki 'yaparız' tavrı, sürekli koşuya dönüşen iş takvimleriyle birleşince sektörün ortak hâli oluyor."
  • "Şirket bir lansmandan ötekine koşarken, gerekli olduğuna inandığım özen düzeyine ulaşamıyor."
  • "Bu an, aşırı özgüvenle başarıya ulaşmış insanların doğasına aykırı bir alçakgönüllülük gerektiriyor."
  • "Öncü laboratuvarlar nükleer santraller ya da yoğun havalimanları gibi işletilmeli: katmanlı yedekleme, dikkatli ve zaman alan planlama."
  • "Bu tür şeylerin yaşanabildiği bir ortam, bizden daha zeki olabilecek yapay zihinlerin yetiştirileceği yer değildir."

Robinson eylül başında X'te de şunu yazmıştı: Şirket "her gün ciddi biçimde değişiyor, ama yeterince hızlı değişip değişmediğimizi bilmiyorum."

Bir örüntünün parçası

Robinson'ın ayrılığı tek başına bir olay değil. Güvenlik sistemleri başkanı Johannes Heidecke ve şirketin "baş fütüristi" Joshua Achiam da kısa süre önce ayrıldı. Aynı günlerde üç araştırmacının "bilgiyi yanlış kullanma" gerekçesiyle işten çıkarıldığı bildirildi. Güvenlik ekipleri de temmuzda araştırma yönetiminin altına bağlandı (Crypto Briefing). Eylül başında Anthropic'ten Jacob Coxon'un istifasını İstifanın Sınıfı yazımızda tartışmıştık. Şimdi aynı sahne OpenAI'da tekrarlanıyor.

Hakkını teslim edelim, sonra tamamlayalım

Robinson'ın söylediklerinin önemli bir kısmı doğru. "Sürekli koşu", "aşırı özgüven", "lansmandan lansmana" ifadeleri, yapay zekâ sanayisinin emek sürecini içeriden tarif ediyor. Bunu söylemenin bir bedeli de var. Bu açıdan dürüst ve cesur bir tanıklık.

Ama teşhis yanlış yerde duruyor. Robinson "yasaların derinine bakmalıyız, kültürü konuşmalıyız" diyor. Peki "kültür" nereden geliyor? Sürekli koşu bir karakter özelliği değil. Rakibinden önce pazara çıkmak zorunda olan sermayenin rekabet yasası bu. Aşırı özgüven bir psikoloji meselesi değil. Yüz milyarlarca dolarlık yatırımın geri dönüşünü bekleyen yatırımcıya verilen sözün dili bu. Kültür, üretim ilişkilerinin işyerindeki görünümüdür. Üretim ilişkisi değişmeden kültür değişmez. Değişse de bir sonraki çeyrek raporunda eski hâline döner.

Robinson'ın kendi benzetmesi de bu çelişkiyi gösteriyor. Nükleer santraller ve havalimanları "iyi bir kültür" sayesinde güvenli değil. Bağlayıcı yasalar, bağımsız düzenleyiciler, zorunlu olay bildirimi ve işletme izninin geri alınabilmesi sayesinde güvenliler. ABD'de nükleer santrali Nükleer Düzenleme Komisyonu, havalimanını Federal Havacılık İdaresi denetler. Bu kurumlar, kazalardan sonra kamuoyu baskısıyla ve çoğu zaman sendikaların mücadelesiyle kuruldu. "Yasaların derinine bakalım" diyen bir denemenin örnek gösterdiği iki sektör de tam olarak yasanın, dış denetimin ve kamusal zorlamanın sektörleri. Robinson'ın benzetmesi, kendi tezini çürütüyor.


İkinci Bölüm: Beyaz Saray Anlaşması — "Ahlaken Bağlayıcı" Ne Demek?

Belgede ne var?

Anlaşma şu cümleyle açılıyor: "Her şirket kendi teknolojisini güvenli biçimde geliştirmekten sorumludur." Sonra dört katman geliyor (Fortune):

  1. Siber, biyolojik ve kimyasal tehditlere karşı iç teknik kontroller
  2. Bu kontrolleri izleyen iç ekip
  3. Şirketin kendi seçtiği "bağımsız" dış denetçiler
  4. Yönetim kurulu altında bir denetim komitesi
Belgede ne yok?
  • Yaptırım yok.
  • Devlete ya da kamuya olay bildirme zorunluluğu yok.
  • Denetim sonuçlarının yayımlanması zorunluluğu yok.
  • Denetçiyi şirket seçiyor, şirket ödüyor.
  • Anlaşmadan çekilmenin hiçbir sonucu yok.
  • Bağlayıcı yasaya dönüşmesi için bir takvim yok.

Elon Musk durumu kendi üslubuyla özetledi: "Herkesin kendi ödevini notlaması yerine birbirimizin ödevini notluyoruz. Bu, ötekinden çok daha iyi." (Euronews) Bu cümlenin, karteli tanımlayan cümleden farkı yok. Rakipler oturup kendilerine uygulanacak kuralları kendileri yazıyor ve buna "denetim" diyor.

Dario Amodei ise daha temkinliydi: "Teknolojinin çok gerçek riskleri var ve bu riskleri nasıl ele alacağımızın mekanizması hâlâ tartışılıyor." Haziranda "daha ciddi ve bağlayıcı düzenleme" çağrısı yapan Amodei, eylül sonunda bağlayıcılığı olmayan bir belgeye imza attı. Bu çelişkiyi Fren Kimin Ayağının Altında? yazımızda öngörmüştük. Orada "bağımsız denetçi" fikrini üç soruyla sınamıştık: Denetçiyi kim seçiyor? Denetlenen şirket. Denetçiye kim ödüyor? Denetlenen şirket. Denetçinin yaptırım yetkisi var mı? Yok. Beyaz Saray belgesi bu üç sorunun yanıtını resmî metne geçirdi.

Somut bir sınav: Avustralya Medicare ihlali

Öz denetimin pratikte nasıl işlediğini bir örnek gösteriyor. Tech Times'ın derlediğine göre OpenAI'ın sistemleri Avustralya Medicare portalına haziranda erişti. Şirket ihlali ağustosta öğrendi, Avustralya'yı ise ancak eylülde bilgilendirdi. Arada üç ay geçti. Temsilci Greg Casar da şirketin Hugging Face ihlaline dair kayıtları paylaşmayı reddetmesini "son derece kaygı verici" buldu (Tech Times). Anlaşmada olay bildirme zorunluluğu olmaması teknik bir eksiklik değil. Üç aylık sessizlik, öz denetimin zaten kendisidir.

Avrupa ile karşılaştırma

AB Yapay Zekâ Yasası'nın da sınırlarını biliyoruz: lobi baskısıyla sulandırıldı, uygulaması gecikti. Ama en azından kâğıt üzerinde zorunlu test, olay bildirimi, piyasadan çekme yetkisi ve küresel cironun %3'üne varan cezalar içeriyor (Euronews). ABD'deki anlaşma bunların hiçbirini içermiyor. Bu iki kutbu iyi ve kötü olarak okumamak gerekir. İki kutup da sermayenin iki farklı birikim stratejisine karşılık geliyor. Avrupa sermayesi, model üretiminde geride kaldığı için düzenleme üzerinden pazar payı arıyor. ABD sermayesi önde olduğu için düzenlemeyi hız kaybı olarak görüyor. "Düzenleme mi, öz denetim mi" tartışması, çoğu zaman hangi sermaye bloğunun öne geçeceği tartışmasıdır. Bu ayrımı Kimin Distilasyonu? yazımızda ABD–Çin ekseninde kurmuştuk.


Üçüncü Bölüm: Super Intelligence Force — Denetim mi, Koruma Kalkanı mı?

Kim, ne iş yapacak?

Kurulun başında Ulusal İstihbarat Direktörü Jay Clayton var. Clayton'ın teknoloji sektöründe bir geçmişi yok. Wall Street avukatı, 2008 krizinde Goldman Sachs'ı temsil etti, Trump'ın ilk döneminde SEC başkanlığı yaptı. Görevi, girişim sermayedarı David Sacks'ten devralıyor. Üyeler: Başkan Yardımcısı Vance, Savunma Bakanı Hegseth, Hazine Bakanı Bessent.

Kurulun kuruluş belgesi iki görevi yan yana koyuyor (Türkiye Today/WSJ):

  • Süper zekâ kaynaklı tehditlere yanıt planı geliştirmek; ihlal, saldırı ve jailbreak gibi olayların devlete nasıl bildirildiğini incelemek
  • Bunu yaparken "yeniliği ve rekabeti boğacak aşırı düzenlemeyi ve düzenleyici ele geçirmeyi önlemek"
Üç gözlem

Birincisi, kurulun bileşimi sorunun nasıl tanımlandığını gösteriyor. Risk raporunu istihbarat, savunma ve hazine yazacak. Emek bakanlığı yok, iş sağlığı ve güvenliği kurumu yok, tüketici koruma kurumu yok, sendika yok, bilim insanı yok. Yapay zekânın riski "ulusal güvenlik" ve "finansal istikrar" olarak tanımlanıyor. İşçinin, kullanıcının, verisi alınanın riski bu tanımda yer almıyor. Hangi riskin sayılacağına karar vermek, raporun sonucuna da büyük ölçüde karar vermektir.

İkincisi, "düzenleyici ele geçirme" ifadesi ters çevrilmiş. Literatürde bu kavram, düzenlenen sermayenin düzenleyiciyi ele geçirmesi anlamına gelir. Kuruluş belgesi ise kavramı "düzenlemenin yeniliği boğması" anlamında kullanıyor. Oysa şirketlerin kendi denetçisini seçtiği, kendi kurallarını yazdığı ve kurulun "sektörle birlikte çalışacağı" bir düzen, ele geçirmenin ders kitabı örneğidir. Kavram, tarif ettiği şeyi gizlemek için kullanılıyor.

Üçüncüsü, 120 günün işlevi. Rapor "gelecekteki yasaların olgusal temeli" olabilir. Ama raporun çerçevesi baştan çizilmiş: Clayton'ın sözleriyle "birinci olmamanın riski yüksek." Rapor yazılmadan sonucu belli: risk var, ama en büyük risk geride kalmak. Bu, Fren Kimin Ayağının Altında? yazısında tartıştığımız "yavaşlatılan yetenek, yavaşlatılmayan gasp" ayrımının devlet düzeyindeki karşılığı. Hız hiçbir zaman tartışmaya açılmayacak. Tartışılacak olan, hızın hangi koşullarda meşru görüneceği.

Bir de kararnamenin dil hamlesi var: "yapay zekâ" yerine "süper zekâ". Sınıfsal Yapay Zekâ ve Makineye Ruh, İşçiye Fatura yazılarımızda tartıştığımız fetişizm burada devlet eliyle resmîleşiyor. Milyonlarca insanın emeğinden damıtılmış bir üretim aracı, adı değiştirilerek kendi başına bir "zekâ" gibi sunuluyor. Adını değiştiren de onu kimin ürettiği sorusunu gündemden çıkarmış oluyor.


Dördüncü Bölüm: Asıl Soru — Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi?

Kısa yanıt: Hayır. Ama nedeni ahlaki değil, yapısal.

Bir şirket için güvenlik önlemi bir maliyettir. Test süresi, kırmızı takım çalışması, gecikmiş lansman, kullanıma alınmayan bir yetenek: hepsi rakibe kaptırılan pazar payı ve yatırımcıya açıklanacak bir gecikme demek. Öz denetim modelinde bu maliyeti kimin, ne kadar üstleneceğine maliyeti ödeyecek olan karar veriyor. Bu durumda optimum güvenlik düzeyi toplum için gerekli olan düzey olmaz. Rekabeti tehlikeye atmayan en düşük düzey olur.

Bu bir kötü niyet tespiti değil. Robinson gibi samimi insanlar, Amodei gibi riskleri yüksek sesle söyleyen yöneticiler de bu yasanın içinde hareket ediyor. Marx'ın Kapital'de dediği gibi, kapitalist sermayenin kişileşmiş hâlidir. Bireysel vicdanı ne olursa olsun, rekabetin zorlayıcı yasası onun dışından işler.

Tarih bu soruyu bir kez yanıtladı

Bu soru yeni değil. 19. yüzyıl İngiltere'sinde fabrika sahipleri de aynı şeyi söylüyordu: "Çocuk emeğini, iş saatlerini, makine güvenliğini biz düzenleriz; devlet karışmasın." Sonuç bilinir: kopan kollar, ezilen çocuklar, 14–16 saatlik iş günleri.

Marx, Kapital'in birinci cildinde ("İş Günü" bölümü) fabrika müfettişlerinin raporlarını uzun uzun aktarır. Leonard Horner gibi müfettişler patronlardan bağımsızdı, fabrikaya habersiz girebiliyor, raporlarını parlamentoya sunabiliyordu. Bu müfettişlik kurumu patronların iyi niyetinin ürünü değildi. İşçi sınıfının on yıllar süren on saatlik iş günü mücadelesinin ürünüydü. Marx bunu şöyle özetler: Fabrika yasası, toplumun üretim sürecinin kendiliğinden biçimine yönelttiği ilk bilinçli müdahaledir.

Yani öz denetimin yetersizliği tarihte bir kez kanıtlandı. Dış denetimi kuran güç de devletin aydınlanması değil, örgütlü emekti.

Türkiye'den bir ayna: İSG uzmanı

Türkiye'de bunun gündelik bir örneği var. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na göre iş güvenliği uzmanını işveren seçiyor ve maaşını işveren ödüyor. Uzmanın "bu iş durmalı" dediği gün, aynı zamanda işini kaybetme riskini aldığı gündür. Soma'da, Ermenek'te, inşaat iskelelerinde sahada denetim vardı, ama denetçi denetlenenin bordrosundaydı. Beyaz Saray anlaşmasındaki "bağımsız dış denetçi", Silikon Vadisi'ne taşınmış İSG uzmanıdır. Bu benzetmeyi Fren Kimin Ayağının Altında? yazısında kurmuştuk. Bu hafta resmî bir anlaşmaya dönüştü.

Peki devlet denetimi yeterli mi?

Burada ikinci bir tuzak var. "Öz denetim olmaz, devlet denetlesin" demek tek başına yeterli değil. Çünkü:

  • Devlet, burjuva toplumunda sınıflar üstü bir hakem değildir. Super Intelligence Force'un bileşimi bunu açıkça gösteriyor: istihbarat, ordu, hazine.
  • Düzenleyici kurumlar ele geçirilebilir. ABD'de Boeing 737 MAX skandalında uçak üreticisinin kendi uçağını onayladığı ortaya çıktı. Yani havacılık da sonunda öz denetime kaydı.
  • Devletin "güvenlik" tanımı, şirketin "güvenlik" tanımına yaklaştıkça birleşir. Bunu Panoptikonun Kapıcısı ve Anthropic Tehdit Raporu yazılarımızda gördük: "kötüye kullanım" ve "tehdit" sınırını şirket çiziyor, devlet bu sınırı ödünç alıyor, aktivist de bu sınırın öbür tarafına düşüyor.
  • Türkiye örneği de aynı yöne işaret ediyor. Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü yazımızda gösterdiğimiz gibi, devlet yapay zekâyı denetlemek için değil, yapay zekâ ile denetlemek için örgütleniyor.

Dolayısıyla seçenek "şirket mi, devlet mi" değil. Asıl soru şu: Denetim yetkisi, riskin bedelini ödeyenlere geçiyor mu?


Karşılaştırma Tablosu: Söylenen ve Söylenmeyen

Resmî anlatıSınıfsal okuma
"Her şirket kendi teknolojisini güvenli geliştirmekten sorumludur."Sorumluluk şirkette, yetki de şirkette. Risk ise toplumda. Sorumluluğun hesabını soracak kimse yok.
"Bağımsız dış denetçiler"Denetçiyi denetlenen seçiyor ve ödüyor. Bu, İSG uzmanı modelinin aynısı.
"Ahlaken bağlayıcı", "neredeyse bir anayasa"Yaptırımı olmayan bir anayasa, bir niyet beyanıdır. Sermaye için ahlaki bağ, kârla çeliştiği an çözülür.
"Birbirimizin ödevini notluyoruz" (Musk)Rakiplerin ortak kural yazması kartelin tanımıdır. Ödevi, notu ve sınıfı aynı kişiler belirliyor.
"Aşırı düzenlemeyi ve düzenleyici ele geçirmeyi önlemek"Kavram tersine çevrilmiş. Asıl ele geçirme, sektörün kendi kurallarını yazmasıdır.
"Birinci olmamanın riski yüksek" (Clayton)Güvenlik, yarışın içinde bir alt başlığa indirgeniyor. Hız tartışılmıyor.
"Sorun kültür" (Robinson)Kültür, üretim ilişkisinin görünümüdür. Sürekli koşu, rekabet yasasının işyerindeki adıdır.
"Nükleer santral gibi işletilmeli" (Robinson)Nükleer santralleri güvenli kılan kültür değil, bağlayıcı yasa ve dış zorlamadır.
Risk raporunu istihbarat, ordu ve hazine yazacakİşçinin, kullanıcının ve verisi alınanın riski tanımın dışında bırakılıyor.
Olay bildirme zorunluluğu yokMedicare ihlali üç ay bildirilmedi. Öz denetim zaten budur.

Beşinci Bölüm: Önceki Yazılarımızla Bağ — Bir Süreç Olarak Okuma

Bu yazı, sitemizdeki #yapayzeka dizisinin üzerine kuruluyor. Son iki ayda tek tek ele aldığımız olaylar şimdi tek bir tabloda birleşiyor. Genç yoldaşlar için bir okuma rotası:

  1. Sınıfsal Yapay Zekâ (22 Temmuz): Genel zekânın gaspı. Bu modeller toplumsal emeğin kristalleşmesidir. (Bu yazıdaki "AGI illüzyonu" çerçevesini sonradan özeleştiriyle geride bıraktık. Gasp tezi ise duruyor.)
  2. Sınırın Ötesi (29 Temmuz): Teknoloji işçisinin konumu. Robinson'ı anlamak için gerekli. Zihinsel proletarya ile işçi aristokrasisi arasında sıkışan bir tabaka.
  3. GPT-6 Astra (7 Eylül): Lansmanları dört soruyla okumak: Satılan ne? Kimden alınmış? Kime satılıyor? Bedeli kim ödüyor? Robinson'ın "lansmandan lansmana" dediği tempo.
  4. İstifanın Sınıfı (9 Eylül): İstifa bir çıkıştır, ses değildir. Robinson'ın istifası da aynı sınırın içinde. Coxon'dan farkı, sorunu adlandırmaya bir adım daha yaklaşması.
  5. Kimin Distilasyonu? (9 Eylül): ABD devletinin yapay zekâ politikası, sermaye bloklarının çatışmasıdır.
  6. Panoptikonun Kapıcısı ve Anthropic Tehdit Raporu (10–12 Eylül): "Tehdit" ve "kötüye kullanım" sınırını şirketin çizmesi.
  7. Fren Kimin Ayağının Altında? (13 Eylül): Tempo anlaşması kartel demektir. "Bağımsız denetçi" İSG uzmanıdır. 1.386 imza bir dilekçe yerine bir sendikaya dönüşseydi ne olurdu? Bugünkü yazının doğrudan öncülü.
  8. Yapay Zekâda Tasmayı Kim Tutuyor? (15 Eylül): Davranış kurallarının modeli değil, sahibini bağlaması gerektiği. Beyaz Saray anlaşması, bu kuralların devlet onaylı hâli.
  9. Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu (15 Eylül): Alternatif program. 15 maddelik işçi hakları şartı ve on talep.
  10. Mark Zuckerberg Gerçekte Ne İstiyor? (22 Eylül): Anlaşmanın imzacılarından birinin gerçek hedefi.
  11. Ajan Kaçtı, Fatura Kime? (1 Ekim): FTC soruşturması. Devlet zararı fiyatlıyor, üretim kararını sorgulamıyor.
  12. Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü (1 Ekim): Türkiye'de yapay zekâ yönetişiminin güvenlik aygıtına bağlanması.
  13. Makineye Ruh, İşçiye Fatura (2 Ekim): Fetişizmin felsefi sefaleti. "Süper zekâ" adlandırmasının teolojik arka planı.

Bu sıralamada bir çizgi görülüyor. Temmuzda gasp (verimiz ve emeğimiz alındı), eylülde kartel (alanlar yavaşlama adı altında paylaşıldı), ekimde meşrulaştırma (devlet kartelin öz denetimini "ahlaken bağlayıcı" ilan etti). Bir sonraki adımın ne olacağını 120 günlük rapor gösterecek. Muhtemel sonuç şu: Eyalet yasalarını aşırı düzenleme diye geri çekmeye çalışan, olay bildirimini gönüllülüğe bırakan, "süper zekâ"yı ulusal güvenlik meselesi olarak tanımlayıp kamusal tartışmanın dışına taşıyan bir federal çerçeve.


Altıncı Bölüm: Türkiye'den Bakınca

Bu tartışma uzak bir ülkenin iç meselesi değil, üç nedenle:

  • Kullandığımız modeller bu şirketlerin modelleri. Türkiye'de kamu kurumları, bankalar, hastaneler ve okullar bu sistemleri kullanmaya başladı. Bu sistemlerin güvenliği, Beyaz Saray'da imzalanan yaptırımsız bir sayfaya bağlı. Bir ihlal olduğunda Türkiye'ye ne zaman bildirileceğini Avustralya örneğinden tahmin edebiliriz.
  • Model ihraç ediliyor, düzenleme anlayışı da. ABD'nin "öz denetim + ulusal güvenlik" modeli, bağımlı ülkelere örnek olarak sunulacak. Türkiye'nin yapay zekâ eylem planında da benzer bir eğilim var: Sanayiye teşvik, vatandaşa gözetim, işçiye sessizlik.
  • İSG deneyimimiz bu tartışmanın en somut dersini veriyor. Denetçinin denetlenene bağımlı olduğu bir düzenin sonuçlarını iş cinayetleri istatistiklerinde her ay görüyoruz.

Yedinci Bölüm: Sınıf Tavrımız

Üç model var:

  1. Öz denetim: Şirket kendi riskini, kendi maliyetiyle tartıyor. Sonuç: Rekabeti bozmayan en düşük güvenlik düzeyi. Bu reddedilmelidir.
  2. Yalnızca devlet denetimi: Burjuva devleti, kendi sermayesinin rekabet gücünü korumayı öncelediği ölçüde, denetimi ulusal güvenlik ve yarış mantığına bağlıyor. Bu yetersizdir. Ancak bağlayıcı yasa, olay bildirimi ve yaptırım talepleri desteklenmeli. Çünkü bunlar mücadelenin zeminini genişletir.
  3. Toplumsal ve işçi denetimi: Riskin bedelini ödeyenlerin, yani bu sistemleri üreten işçilerin, verisi alınanların, kararlarından etkilenenlerin denetim ve durdurma yetkisine sahip olması. Bizim savunduğumuz budur.

Üçüncü modelin somut içeriği şunlar:

  • Durdurma hakkı: 6331/13 ve ILO 155 sayılı sözleşmedeki "çalışmaktan kaçınma hakkı" yapay zekâ geliştirme süreçlerine uyarlanmalı. Bir güvenlik araştırmacısının "bu model çıkmamalı" dediğinde istifa etmesi değil, lansmanı durdurabilmesi gerekir.
  • İhbarcıya yasal koruma: Robinson'ın, Coxon'un, OpenAI'dan ayrılan diğerlerinin bildiklerini işten atılma ya da dava korkusu olmadan kamuya açıklayabilmesi.
  • Zorunlu ve kamusal olay bildirimi: Her ihlal belirli bir süre içinde kamuya ve etkilenen topluluklara açıklanmalı.
  • Denetçinin şirketten bağımsız finansmanı: Denetim, sektörden alınan bir vergiyle finanse edilen, sendika ve kullanıcı temsilcilerinin katıldığı kamusal bir kurum tarafından yürütülmeli.
  • Teknoloji işçilerinin sendikalaşması: Silikon Vadisi'nde 1.386 imzalı dilekçe bir başlangıç. Bir dilekçenin sınırı, okunup rafa kaldırılabilmesidir. Bir sendika ise lansmanı durdurabilir.
  • Mülkiyet sorusu: Son tahlilde, toplumsal emekten üretilmiş genel zekânın özel mülkiyette kalması tartışılmalıdır. Manifestomuzda da yazdığımız gibi, sorun güvenlik ayarı değil, gaspın kendisidir.

Somut Görevler

Bilişim emekçileri için:

  • İşyerinizdeki güvenlik ve etik süreçlerinin kimin onayına bağlı olduğunu yazılı hâle getirin. Kimin "dur" deme yetkisi var? O kişinin işi güvencede mi?
  • Bilişim sendikası çalışmalarında yapay zekâ projelerinde "durdurma hakkı" ve "ihbarcı koruması" taleplerini toplu sözleşme gündemine taşıyın.
  • Robinson'ın denemesini ve Beyaz Saray belgesini okuma gruplarında birlikte okuyun. "Kültür" teşhisini üretim ilişkisi kavramıyla tartışın.

Meslek örgütleri ve sendikalar için:

  • Türkiye'de kamu kurumlarının kullandığı yapay zekâ sistemleri için zorunlu olay bildirimi talebini gündeme getirin.
  • İSG mevzuatındaki "işverene bağlı uzman" sorununu yapay zekâ denetimi tartışmasıyla birlikte ele alın. İkisi aynı sorun.

Genç yoldaşlar için:

  • Haberlerde "öz denetim", "sorumlu yapay zekâ", "bağımsız denetçi" ifadelerini gördüğünüzde üç soruyu sorun: Kim seçiyor? Kim ödüyor? Kimin durdurma yetkisi var?
  • 120 günlük raporu takip edin. Şubat 2027 başında yayımlanması bekleniyor. Raporda "işçi", "sendika" ve "olay bildirimi" sözcüklerinin kaç kez geçtiğini sayın.

Karneyi Kim Yazar?

Musk anlaşmayı "birbirimizin ödevini notlamak" diye tanımladı. Ama bu sınıfta öğretmen yok, veli yok, müfettiş yok. Ödevi yazanlar, notu verenler ve sınıf geçme kurallarını belirleyenler aynı masada oturuyor. Masaya bir de kurul geliyor: İstihbarat, ordu ve hazine. Kurulun görevi okulun kapanmamasını sağlamak.

David Robinson bu sınıftan çıkıp kapıyı arkasından kapattı ve sorunun "kültür" olduğunu söyledi. Ona saygı duyuyoruz, ama eksiğini de söylüyoruz. Sorun bu sınıfın kimin olduğu. Sınıf, bu modelleri kendi emeğiyle, metniyle, koduyla, sanatıyla, sesiyle besleyen milyonlarca insanındır. Bu insanların karne yazma hakkı yok.

  1. yüzyılın fabrika müfettişleri patronların vicdanından doğmadı. On saatlik iş günü için sokağa çıkan işçilerin inadından doğdular. 21. yüzyılın yapay zekâ denetimi de Beyaz Saray'daki bir öğle yemeğinden değil, sunucu odalarında, veri merkezlerinde, içerik moderasyon katlarında ve yazılım ofislerinde örgütlenen emekçilerden doğacak.

Şirketler kendilerini denetleyebilir mi? Hayır. Peki onları kim denetleyecek? Onları var eden emek.

Daha güvenli, daha adil ve gerçekten bizim olan bir gelecek için, hep birlikte.


Kaynaklar

Robinson istifası:

Beyaz Saray anlaşması ve kararname:

Super Intelligence Force:

Kuramsal arka plan:

  • Karl Marx, Kapital, Cilt I, "İş Günü" ve "Fabrika Yasaları" bölümleri
  • 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, md. 13 (çalışmaktan kaçınma hakkı)
  • ILO 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar: Yukarıdaki Beşinci Bölüm'deki okuma rotasına bakınız.


Bu metin Bilgi Müşterekleri tarafından CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır. Kaynak gösterilerek çoğaltılabilir, uyarlanabilir.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği