Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Gözlük Kimin Gözü?

Filigran, Akıllı Gözlük ve Veri İhlali: Yapay Zekâ Çağında Gözetimin Sınıfı

Yazar: Oğuz Demirkapı
Gözlük Kimin Gözü?

Gözlük Kimin Gözü?

Filigran, Akıllı Gözlük ve Veri İhlali: Yapay Zekâ Çağında Gözetimin Sınıfı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu hafta üç haber aynı masaya düştü. Birbirinden bağımsız gibi duruyorlar ama aynı soruyu soruyorlar: Kim kimi, hangi araçla, kimin hesabına izliyor?

Önce kısa bir durum özeti verelim, sonra her birini açalım.


Durum Özeti

AB'de metne filigran. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası'nın 50. maddesi, yapay zekâ ile üretilen içeriğin "makinece okunabilir" biçimde işaretlenmesini istiyor. OpenAI 5 Ekim'de, AB'deki ChatGPT ve Codex kullanıcılarının ürettiği metinlere gözle görülmeyen bir filigran (textGrain) ekleyeceğini açıkladı. Filigran, kelime seçimlerine gizli bir anahtarla yerleştirilen istatistiksel bir izdir. Dedektöre erişim ise herkese açık değil. Ona kim sahip olacak, kim olmayacak? Asıl soru bu.

Norveç'te akıllı gözlük yasağı. Norveç hükümeti 5 Ekim'de kameralı ve yapay zekâlı gözlükler için okul, kreş, oyun alanı, sağlık kurumu, spor salonu soyunma odası, hatta park, plaj, müze ve alışveriş merkezlerini kapsayabilecek geçici bir yasak önerdi. Bu yasak çıkarsa Norveç bunu yapan ilk ülke olacak. Aynı günlerde Meta'nın gözlüklerine yüz tanıma eklemeyi planladığı, "her şeyi kaydeden" prototipler geliştirdiği ve gözlüklerin çektiği mahrem görüntülerin Kenya'da düşük ücretli işçilere etiketletildiği ortaya çıktı.

Veri ihlali bildirimleri. Bir yanda ABD Savunma Bakanlığı'nın 3 milyon kişinin sosyal güvenlik numarasını içeren veritabanının dokuz ay boyunca, şifresiz biçimde içeriden okunduğu bildirildi. Öte yanda AB'nin "Dijital Omnibus" paketi ihlal bildirim süresini 72 saatten 96 saate çıkarmayı ve bildirim eşiğini "risk"ten "yüksek risk"e yükseltmeyi öneriyor.

Bizim okumamız. Devletler yapay zekâ çıktısının da yapay zekâ gözetiminin de izini sürmek istiyor. Ama bunu yurttaşı korumak için değil, gözetimin tekelini kimde tutacaklarını belirlemek için yapıyorlar. Şirket "sizin için görüyoruz" diyor, devlet "sizin için düzenliyoruz" diyor. Gözlüğü takan da, filigranı okuyan da, sızan veriyi satan da biz değiliz. İşçi sınıfı bu üçgende ya izlenen, ya etiketleyen, ya da sızıntının bedelini ödeyen taraftır.

Şimdi ayrıntılara geçelim.


Üç Haber, Tek Soru

Gözetim konusunu konuşurken genellikle iki tuzağa düşülür.

Birincisi teknoloji fetişizmi. "Gözlük kötü, filigran iyi" ya da tersi. Oysa araç kendi başına bir şey söylemez. Aynı kamera bir görme engellinin önündeki basamağı tarif edebilir, bir eylemcinin yüzünü veritabanında eşleştirebilir. Belirleyici olan, aracın kimin elinde, kimin denetiminde ve kimin yararına çalıştığıdır.

İkincisi devlet–şirket ikiliği. "Şirketler bizi gözetliyor, devlet bizi korusun" ya da "Devlet bizi gözetliyor, piyasa özgürleştirsin." İki önerme de sınıfı görmüyor. Bu hafta yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor: Devlet ile tekel, gözetimin ilkesi üzerinde değil, payı üzerinde pazarlık ediyor.

Bu yazıyı blogun üç sorusuyla okuyacağız: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?


Filigran: Metnin Pasaportu

Ne oldu?

AB Yapay Zekâ Yasası'nın 50. maddesi 2 Ağustos 2026'dan itibaren yapay zekâ sağlayıcılarına ürettikleri içeriği tespit edilebilir biçimde işaretleme yükümlülüğü getiriyor. Temmuz 2026'daki bir "omnibus" düzenlemesi, Ağustos öncesinde piyasada olan ChatGPT gibi sistemlere 2 Aralık 2026'ya kadar süre tanıdı. Avrupa Komisyonu Haziran 2026'da bunun nasıl yapılacağını anlatan bir Uygulama Kodu yayımladı. Anthropic, Google, Meta, Microsoft ve OpenAI bu koda uyacaklarını taahhüt etti.

OpenAI'ın 5 Ekim'de duyurduğu textGrain yöntemi şöyle çalışıyor: Model bir sonraki kelimeyi seçerken normalde kullandığı rastlantısallığın yerine, gizli bir anahtar ve önceki kelimelerden hesaplanan sözde rastgele değerler koyuyor. Metne görünmez karakter eklenmiyor. İz, kelimelerin kendisinde taşınıyor. Yüzlerce küçük yönlendirme üst üste binince, anahtara sahip olan biri metnin makineden çıktığını istatistiksel olarak görebiliyor.

Teknik sınırlar

Rakamlar filigranın bir "kesin kanıt" olmadığını gösteriyor:

  • 400 tokenlik bir pasajda tespit oranı yaklaşık %95, 200 tokenlikte %80.
  • Kelimelerin %10'u eşanlamlılarıyla değiştirildiğinde tespit oranı %92'den %66'ya, %25'i değiştirildiğinde %17'ye düşüyor.
  • AB dilleri arasında başarı %42 ile %69 arasında değişiyor. Türkçe AB dili değil. Türkçe için bir değer açıklanmadı.
  • Uygulama Kodu 200 tokenden kısa metinleri filigran yükümlülüğünden muaf tutuyor.
  • API'de filigran varsayılan olarak kapalı. Geliştirici kendisi açmazsa metin işaretlenmiyor.

Yani filigran, parasını verip API'yi kendi ürününe gömen şirket için bir seçenek, sıradan kullanıcı için ise bir zorunluluk. Ağır bir yeniden yazımdan ya da çeviriden sonra iz büyük ölçüde siliniyor. Kaynağın da uyardığı gibi, filigran bulunmaması metnin insan elinden çıktığını kanıtlamıyor.

Kimin elinde?

Asıl önemli kısım dedektör. OpenAI dedektöre erişimi şimdilik "onaylı araştırmacılar ve uzman kuruluşlar" ile sınırlıyor. AB'nin Uygulama Kodu ise metin dedektörleri için yetkili makamlar, kolluk kuvvetleri, medya, doğrulama kuruluşları ve sivil toplumun "düzenlenmiş erişimini" öngörüyor. Özel şirketler bu listede yok.

Bu tabloyu dikkatle okuyalım:

Ambalajda yazanArka planda olan
"Dezenformasyonla mücadele"Dedektör anahtarı tekelin kasasında, okuma yetkisi devletin elinde
"Şeffaflık"Şeffaflık yalnızca kullanıcıdan modele doğru işliyor. Modelin eğitim verisi, ağırlıkları ve kayıtları kapalı
"Kullanıcı kimliği filigranda yok"Filigran kimliği taşımıyor ama sağlayıcının kayıtları duruyor. Metin ile hesap arasındaki köprü, bir mahkeme yazısı uzaklığında
"Herkes için aynı kural"API'yi kendi ürününe gömen şirket filigranı kapalı tutabiliyor, son kullanıcı tutamıyor
"Sahte içerikle mücadele"Ağır yeniden yazım ve çeviri izi siliyor. Kararlı bir dezenformasyon aygıtı için engel değil, sıradan öğrenci ve işçi için bir damga

Burada bir şeyi ayırmamız gerekiyor. Yapay zekâ ile üretilmiş sahte haber, sahte ses ve sahte görüntü gerçek bir sorun. Bir seçim öncesinde bir adayın uydurma ses kaydının yayılması ya da bir grevin "şiddet görüntüleriyle" itibarsızlaştırılması tam da bizim karşı karşıya kalacağımız saldırılar. İçeriğin kaynağını bilme ihtiyacı meşru bir ihtiyaç.

Sorun, bu ihtiyacın kimin denetiminde karşılandığıdır. Dedektör anahtarı özel bir şirketin kasasındaysa ve okuma yetkisi öncelikle kolluğa veriliyorsa, "kaynağı bilme" hakkı halka değil aygıta tanınmış olur. Bir öğretmenin öğrencisinin ödevini, bir işverenin işçisinin raporunu, bir savcının bir gazetecinin metnini "makine mi yazdı?" sorusuyla incelemesine kapı açılır. Üstelik yanılma payı yüksek bir istatistikle.

Bunu daha önce Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü yazımızda da sormuştuk: Devletin yapay zekâ kapasitesi kimin hizmetine kuruluyor? Filigran bu sorunun Avrupa'daki karşılığı.


Gözlük: Yüzün Pasaportu

Norveç ne önerdi?

Norveç Dijitalleşme Bakanı Torgeir Micaelsen'in açıklaması şöyle: "İnsanların haberleri olmadan fotoğraflanma, filme alınma ya da kaydedilme riskiyle karşı karşıya kaldığı güçlü yeni bir teknolojinin yaygınlaşmasından endişe duyuyorum." Geçici yasak, kalıcı bir düzenleme için "bilgiye dayalı bir tartışma" süresi olarak sunuluyor.

Önerinin kapsamı geniş. Okullar, kreşler, oyun alanları, gençlik merkezleri, sağlık kurumları, spor salonlarının soyunma odaları ve olasılıkla plajlar, parklar, müzeler, alışveriş merkezleri, konserler ve spor müsabakaları. Ev içinde kullanım serbest kalıyor. İşçi Partisi hükümetinin mecliste tek başına çoğunluğu yok, yani yasanın geçmesi muhalefete bağlı.

Norveç yalnız da değil. Hollanda'da Hans Anders gözlük zinciri Ray-Ban Meta gözlüklerini 400'ü aşkın mağazasında satıştan kaldırdı. Birleşik Krallık'ta sinemalar kameralı gözlükleri yasaklamaya başladı. Avustralya kamu çalışma alanlarında kısıtlama tartışıyor. Kaliforniya'da ise Vali Newsom gizli kayıt yapan akıllı gözlükleri cezalandıran yasayı veto etti.

Meta ne planlıyor?

Norveç'in endişesini anlamak için gözlüğün nereye gittiğine bakmak gerekiyor. Gözlüğün bugünü bir şey, yarını başka bir şey:

  • Ölçek. EssilorLuxottica'ya göre yalnızca 2025'te yedi milyonu aşkın Ray-Ban Meta gözlüğü satıldı. 2023'ten bu yana toplam dokuz milyonu geçti. Bu bir oyuncak değil, yaygınlaşan bir altyapı.
  • "Name Tag": yüz tanıma. New York Times'ın aktardığı iç belgelere göre Meta, gözlüklere karşıdaki kişiyi tanıyıp onunla ilgili bilgileri getiren bir yüz tanıma özelliği eklemeyi planlıyor. Aynı belgede şirketin bu özelliği, "bize saldırmasını bekleyeceğimiz sivil toplum gruplarının kaynaklarının başka sorunlara yöneldiği" bir dönemde çıkarmayı değerlendirdiği yazıyor. Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Tekel, kamuoyunun dikkatinin dağıldığı anı bir pazarlama penceresi olarak hesaplıyor.
  • "Süper algılama": her şeyi kaydeden gözlük. Financial Times'ın haberine göre Meta, sürekli ses kaydı alan ve birkaç saniyede bir fotoğraf çeken prototipler geliştiriyor. Ham görüntü saklanmıyor ama ondan çıkarılan "üstveri" Meta sunucularına gidiyor. Yöneticilerin bu özellik açıkken kaydı gösteren LED ışığını yakmak istemediği, toplanan verinin Meta'nın kendi modellerini eğitmekte kullanılmasının tartışıldığı bildiriliyor. Araştırmacılar zaten mevcut LED'in kolayca devre dışı bırakılabildiğini göstermişti.

Kısacası "güzel özellikler" (çevirisi, yol tarifi, "anahtarımı nereye koydum?" sorusuna yanıtı) bir kapı. O kapıdan giren şey ise yüz, ses ve mekân verisinin sürekli akışı.

Gözlüğün öbür ucundaki işçi

Bu hikâyenin en çok saklanan yüzü burada. Şubat 2026'da İsveç gazeteleri Svenska Dagbladet ve Göteborgs-Posten, gözlüklerin çektiği görüntülerin Nairobi'de Sama adlı taşeron şirketin veri etiketleme işçilerine izletildiğini ortaya çıkardı. İşçiler insanların banyoda, soyunurken, cinsel ilişki sırasında kaydedilmiş görüntülerini, görüntüde açıkça seçilen banka kartlarını etiketliyordu. Bir işçinin sözleriyle: "Bazı videolarda birinin tuvalete gittiğini ya da soyunduğunu görüyorsunuz."

Sonrası daha da öğretici. Meta 16 Nisan 2026'da Sama ile sözleşmesini feshetti. 1.108 işçiye altı gün önceden işten çıkarma bildirimi verildi. Gerekçe, Sama'nın "standartlarımızı karşılamaması" olarak açıklandı ama hangi standart olduğu söylenmedi. Africa Tech Workers Movement'tan Naftali Wambalo'ya göre uygulanan standart sessizlik standardıydı. Gazetecilerle konuşanlar cezalandırıldı.

Bu, bizim Dijital Giyotin yazısında anlattığımız düzenin aynısı. Kuzeyde mahremiyet ihlal ediliyor, güneyde bu ihlali düşük ücretle işleyen işçi travmaya uğruyor. İhlal ortaya çıkınca işini kaybeden de yine o işçi oluyor. Tekel kendi suçunun tanığını işten atarak "standartlarını" koruyor.

Devletin gözlüğü

Norveç'in yasağı olumlu bir adım. Ama aynı tabloya ABD'den bakınca resim değişiyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanları en az altı eyalette baskınlar sırasında Meta gözlükleriyle fotoğraflandı. ICE 18 Ağustos 2026'da yayımladığı bir iç yazıyla personelinin görev sırasında Meta gözlüğü takmasını yasakladı. Gerekçe, cihazın "hassas bilgileri istemeden kaydedebileceği ya da aktarabileceği" idi. Yani kaygı göçmenlerin mahremiyeti değil, devletin kendi verisinin Meta sunucularına gitmesiydi.

Aynı ICE, yüzleri tarayıp anında devlet veritabanlarıyla eşleştiren Mobile Fortify uygulamasını zaten kullanıyor. Bütçe belgelerine göre bunu tamamlayacak, biyometrik tanıma yapan kendi akıllı gözlüğünü geliştirmeye hazırlanıyor.

Buradan çıkan ders çok net: Devlet gözetimi yasaklamıyor, gözetimin kimin sunucusunda duracağını belirliyor. Meta'nın gözlüğü yasak, devletin gözlüğü yolda.


Yapay Zekâlı Kolluk: Kamera Sokağa İniyor

Gözlük gözetimin en kişisel biçimi. Ama devletler yapay zekâ gözetimini çok daha geniş bir ölçekte kuruyor.

Birleşik Krallık. İçişleri Bakanlığı Ocak 2026'da yayımladığı polis reformu beyaz kitabıyla canlı yüz tanıma (LFR) yapan araç sayısını 10'dan 50'ye çıkarmayı duyurdu. Ulusal bir yüz tanıma sistemi için 26 milyon sterlin, yeni bir Ulusal Polislikte Yapay Zekâ Merkezi için üç yılda 115 milyon sterlin ayrıldı. Rakamlar çarpıcı: Essex polisi bir yılda 2,2 milyon yüz tarayıp 117 kişiyi tutukladı. Londra'da 2026'nın ilk dört ayında 1,7 milyon tarama yapıldı ve 44 tutuklama gerçekleşti. Yani her tutuklama için on binlerce masum yüz tarandı. Mayıs 2026'da yüz tanıma ilk kez bir gösteri polisliği operasyonunun parçası olarak kullanıldı.

Türkiye. ASELSAN'ın Emniyet Genel Müdürlüğü için geliştirdiği, yapay zekâ destekli yüz tanıma özellikli yaka kameralarının 40-45 bin polise dağıtılması planlandı. Kameralar konum bilgisini ve görüntüyü anlık olarak komuta merkezine aktarıyor, kullanıcı kayıtları İçişleri Bakanlığı'nda arşivleniyor. Bunu bir başka veriyle yan yana koyalım: Bir rapora göre 2025'te Türkiye'de eylem ve toplantılarda 8.477 kişi gözaltına alındı, 1.112 kişi tutuklandı. Yüz tanıma, bu rakamları üreten aygıtın verimliliğini artırmak için kuruluyor.

Avrupa'nın yasağını da Türkiye'nin yaka kamerasını da aynı tabloya koymamızın nedeni şu: İkisi de devletin gözetimi kendi elinde toplama hamlesi. Norveç toplumun hassas alanlarını özel gözlüğe kapatıyor ama kolluğun kamerasına dokunmuyor. AB filigranın okuma yetkisini kolluğa veriyor. İngiltere sokağı kameraya açıyor. Türkiye kamerayı polisin yakasına takıyor. Biçimler farklı, yön aynı.

Bunu Palantir Manifestosu ve Anthropic'in aktivist izleme sistemi yazılarımızda da işaretlemiştik. Hedef listesi her seferinde aynı sırayla genişliyor: terörist, göçmen, muhalif, işçi.


Veri İhlali Bildirimleri: Sızıntının Muhasebesi

Gözetimin bir de görünmeyen yüzü var. Toplanan veri korunmuyor.

Pentagon. ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma İnsan Gücü Veri Merkezi'nde Ekim 2025 ile 16 Temmuz 2026 arasında, yani dokuz ay boyunca, 3 milyon kişinin sosyal güvenlik numarası, doğum tarihi, iletişim bilgileri ve askeri personel verileri yetkisiz biçimde erişildi. Veriler şifrelenmemişti. Dünyanın en büyük askeri bütçesine sahip devlet, kendi askerlerinin kimlik bilgilerini düz metin olarak saklıyordu.

"Vibe-coding" uygulamaları. Aynı hafta yapay zekâ ile hızla kodlanmış uygulamaların arka ucunu sağlayan Supabase üzerinde yaklaşık 16 bin veritabanının isim, adres, telefon ve parolalarla birlikte açıkta kaldığı bildirildi. "Kodu yapay zekâ yazsın, ürün hızla çıksın" mantığının güvenlik faturası yine kullanıcıya kesildi.

AB'nin "sadeleştirmesi." Bu tabloda AB'nin önerisi ne? Kasım 2025'te sunulan Dijital Omnibus paketi, GDPR'ın 33. maddesindeki 72 saatlik bildirim süresini 96 saate çıkarmayı ve bildirim yükümlülüğünü yalnızca "yüksek risk" doğuran ihlallerle sınırlamayı öneriyor. Avrupa Veri Koruma Kurulu bu iki değişikliği "idari yükü azaltma" gerekçesiyle destekledi, ama aynı paketteki kişisel veri tanımı değişikliklerinin korumayı zayıflatabileceği uyarısını da yaptı.

Yani AB bir yandan yapay zekâ çıktısına filigran zorunluluğu getiriyor, öte yandan şirketlerin veri sızıntılarını bildirme yükümlülüğünü gevşetiyor. İzlenebilirlik kullanıcıya dayatılıyor, şeffaflık şirketlerden esirgeniyor. Bu bir çelişki değil, aynı sınıf önceliğinin iki yüzü.

Türkiye'de durum daha da çıplak. KVKK'nın "80'ler akımı" uyarısı üzerine yazdığımız gibi, devlet kurumlarından sızan vatandaş verileri "sorgu panelleri"nde satılırken, kurum yurttaşa sosyal medyada fotoğraf paylaşmamasını öğütlüyor. İhlal bildiriminin yapıldığı bir ülkede en azından ihlali öğreniyorsunuz. Bildirimin göstermelik olduğu bir ülkede verinizin nerede olduğunu hiç bilmiyorsunuz.


Kimin İşine Yarıyor?

Şimdi üç soruyu sırayla soralım.

Kimin elinde?
AraçMülkiyetOkuma/erişim yetkisi
Metin filigranıModel sağlayıcı tekel (OpenAI, Google, Meta…)Tekel + "yetkili makamlar" ve kolluk
Akıllı gözlükMeta / EssilorLuxotticaMeta sunucuları, taşeron etiketleme şirketleri
Kolluk yüz tanımasıDevlet (ASELSAN, Home Office, ICE)Kolluk ve istihbarat
Sızan veriKâğıt üzerinde devlet ya da şirketFiilen veri simsarları ve sorgu panelleri

Tablonun hiçbir satırında "yurttaş" ya da "işçi" sütunu yok. İzlenen biziz, ama verimizin üzerinde hiçbir söz hakkımız yok.

Kimin denetiminde?

Norveç'in yasağı, AB'nin filigranı, ICE'ın iç yazısı, Dijital Omnibus. Hepsi yukarıdan aşağıya düzenleme. Hiçbirinde izlenenlerin örgütlü sesi yok. Sendikalar, mahalle meclisleri, öğrenci örgütleri bu kuralların yazıldığı masada değil. Kuralı devlet yazıyor, uygulamayı şirket yapıyor, denetimi de kendi aralarında paylaşıyorlar.

Kimin yararına?

Burada dört kazanan görüyoruz:

Tekel. Meta için gözlük bir donanım satışı değil, telefonun çıkamadığı yere (yüze, göze, kulağa) yerleşen bir veri hattı. "Süper algılama" ile toplanan veri modellerini eğitmek için bir hammadde. Filigran ise büyük sağlayıcılar için bir pazar bariyeri. Uyum maliyetini ancak büyükler karşılayabiliyor, dedektör anahtarını da onlar tutuyor. Zuckerberg Gerçekte Ne İstiyor? yazımızda sorduğumuz sorunun yanıtı burada somutlaşıyor: Meta'nın istediği şey insanların dünyayı onun merceğinden görmesi.

Devlet aygıtı. Devlet gözetimi tekelleştirmek istiyor. Özel gözlüğü yasaklarken kendi gözlüğünü kuruyor, filigranın okuma yetkisini kendine ayırıyor, yüz tanımayı sokağa ve gösteriye indiriyor.

İşveren. Gözlüğün bir sonraki durağı işyeri. Depoda, sahada, perakendede "verimlilik" adına çalışanın her hareketini kaydeden, her saniyesini ölçen gözlüklü bir denetim düzeni Luna vakasında ve çağrı merkezlerinde gördüğümüz algoritmik yönetimin bedenleşmiş hâli olacak. Filigran ise işverene ve okula yeni bir sorgu aracı veriyor: "Bu raporu sen mi yazdın?"

Veri simsarları. Toplanan her veri, bir gün sızacak veri. Sızan her veri de birilerinin ticari malı.

Kaybedenler ise belli: Gözlüğün önünde kaydedilen kadın, gözlüğün arkasında görüntüyü etiketleyen Kenyalı işçi, kameranın taradığı göçmen ve eylemci, verisi şifresiz saklanan asker, metni "makine yazdı" şüphesiyle sorgulanan öğrenci.


"Ama Gözlük Gerçekten İşe Yarıyor" İtirazına Yanıt

Bu itirazı ciddiye almalıyız. Akıllı gözlükler görme engelliler için gerçek bir yardım olabilir: önündeki yazıyı okuyabilir, yolu tarif edebilir, bir yüzü tanıyıp kim olduğunu söyleyebilir. Norveç hükümeti de "toplumsal yararı olan kullanımlar" için istisna öngörüyor. Anlık çeviri bir göçmen işçinin hastanede derdini anlatmasını sağlayabilir. Bunları reddetmek teknoloji düşmanlığı olur ve biz teknoloji düşmanı değiliz.

Yanıtımız şu: Bu yararların hiçbiri verinin Meta sunucusuna gitmesini gerektirmiyor. Görüntü işleme cihazın üzerinde yapılabilir. Yüz tanıma yalnızca kullanıcının kendi rızasıyla kaydettiği kişilerle sınırlanabilir. Kayıt ışığı donanım düzeyinde kapatılamaz yapılabilir. Etiketleme işi insanca koşullarda, işçinin söz hakkıyla yapılabilir. Bunların yapılmamasının nedeni teknik değil ekonomik: Tekelin iş modeli verinin merkezde toplanmasına dayanıyor.

Kısacası sorun gözlük değil, gözlüğün mülkiyet ilişkisi. Aynı teknoloji kamusal, açık kaynaklı, cihaz üstünde çalışan, verisi kullanıcıda kalan bir altyapı olarak kurulabilir. Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda tarif ettiğimiz şey tam olarak bu: Makine ortak olduğunda, gözlük bir zincir değil bir yardımcı olur.


Kavram Kutusu: Dijital Panoptikon

Jeremy Bentham'ın 18. yüzyılda tasarladığı panoptikon, ortadaki kuleden bütün hücrelerin görüldüğü, ama mahkûmun izlenip izlenmediğini hiçbir zaman bilemediği bir hapishaneydi. Amaç her an izlemek değil, izlenme olasılığıyla mahkûmun davranışını kendi kendine düzeltmesini sağlamaktı.

Akıllı gözlük bu kuleyi parçalayıp sokağa dağıtıyor. Artık tek bir kule yok, milyonlarca küçük kule var. Her biri bir insanın yüzünde ve hepsi aynı merkeze bağlı. Karşınızdaki insanın sizi kaydedip kaydetmediğini bilemiyorsunuz. Kaydediyorsa verinin nereye gittiğini bilemiyorsunuz. Filigran ise aynı mantığı yazıya taşıyor: Yazdığınız metnin bir gün "makine mi yazdı?" sorusuyla taranıp taranmayacağını bilemiyorsunuz.

Panoptikonun sınıfsal işlevi değişmedi: İzlenme olasılığıyla itaat üretmek. Değişen tek şey kulenin artık tekele ait olması ve devletin anahtarını istemesi.


Türkiye'den Bakınca

Norveç gözlüğü yasaklamayı tartışırken, Türkiye'de tartışmanın kendisi yok. Ray-Ban Meta gözlükleri Türkiye'de satılıyor. Yüz tanıma özelliği geldiğinde bunun KVKK açısından nasıl değerlendirileceği belirsiz. Kurumun bugüne kadarki performansı ise umut vermiyor.

Öte yandan devletin kendi yapay zekâ gözetim kapasitesi hızla büyüyor: yaka kameraları, kent güvenlik sistemleri, Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı'nda "kamu güvenliği" başlığı altında sayılan uygulamalar. Avrupa'da en azından "kolluğun yüz tanıması nerede, hangi koşulla kullanılabilir?" sorusu yasal bir çerçevede tartışılıyor. Türkiye'de bu sorunun yanıtı çoğu zaman bir genelgede, bazen hiçbir yerde değil.

Bu yüzden Türkiye'de mücadele iki cephelidir: Hem tekelin gözlüğüne hem devletin kamerasına karşı. Birini öteki adına savunmak, yani "yerli kamera iyidir" ya da "Avrupa düzenlemesi bizi korur" demek, sınıfı görmemektir.


Somut Görevler

Kendimiz için:

  • Eylem, toplantı ve sendika görüşmelerinde akıllı gözlük ve kayıt yapan cihazlar için açık bir kural koyalım. Etkinliklerin davranış kurallarına "rızasız kayıt yok" maddesi ekleyelim. (Etkinlik Düzenleme ve Yoldaşlık kılavuzumuzdaki KVKK bölümü buna temel olabilir.)
  • Yapay zekâ ile ürettiğimiz metinlerde filigrana güvenmeyelim, bunu açıkça belirtelim. Şeffaflık bizim ilkemiz olsun, dedektörün korkusu değil.
  • Verisi sızan kurum ve şirketlerin listesini tutalım, kişisel veri ihlallerini kolektif olarak takip edelim.

Sendikalar için:

  • Toplu iş sözleşmelerine işyerinde giyilebilir kamera, akıllı gözlük ve biyometrik izleme yasağı ya da sıkı sınırlaması koyan maddeler ekleyelim.
  • İşverenin "yapay zekâ ile mi yazıldı?" tespit araçlarını disiplin gerekçesi olarak kullanmasını yasaklayan bir hüküm talep edelim. Bu araçların yanılma payı, bir işçinin işini kaybetmesine yetecek kadar yüksek.
  • Veri etiketleme ve içerik moderasyonu işçileriyle uluslararası dayanışma kuralım. Kenya'daki Africa Tech Workers Movement gibi örgütlerin sesini duyuralım.

Kamusal talepler olarak:

  • Kolluğun canlı yüz tanıma kullanmasına, özellikle toplantı ve gösterilerde, yasal yasak.
  • Akıllı gözlüklerde kayıt göstergesinin donanım düzeyinde kapatılamaz olması ve yüz tanımanın varsayılan olarak yasaklanması.
  • Filigran dedektörlerinin kolluğa değil, açık ve bağımsız denetime tabi kamusal kurumlara ve halka açık olması. Ya herkes için şeffaflık ya da hiç kimse için gözetim.
  • Veri ihlali bildirim sürelerinin uzatılmasına değil, kısaltılmasına. Devlet kurumlarındaki sızıntılarda sorumluların açıkça hesap vermesi.
  • Türkiye'de KVKK'nın gerçekten bağımsız bir kurula dönüştürülmesi ve devletin kendi veri işlemesinin de denetim kapsamına alınması.

Gözü Kimin Yüzüne Takacağız?

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bentham'ın kulesi taştandı. Meta'nın kulesi camdan ve yüzümüze takılıyor. AB'nin kulesi kelimelerin içinde gizleniyor. Devletin kulesi polisin yakasında ve sokağın köşesinde. Hepsinin ortak noktası, izleyenin bir sınıf, izlenenin başka bir sınıf olması.

Norveç'in yasağı bize bir şey öğretiyor: Bu teknolojiler kaçınılmaz bir kader değil. Bir toplum "burada olmaz" diyebilir. Ama bu cümleyi kimin kuracağı belirleyici. Cümleyi bakanlık kurduğunda, yarın bakanlığın kendi gözlüğü için istisna gelir. Cümleyi örgütlü işçiler, öğrenciler, mahalleler kurduğunda ise istisnayı kimin hak ettiğine de onlar karar verir.

Gözlük yeni, bakış eski. Makine yeni, zincir eski.

Görmek bir hak. Görülmemek de bir hak. İkisini birden savunabilecek tek güç, hem tekelin hem aygıtın karşısında kendi gözünü açan örgütlü sınıftır.

Dayanışmayla, Bilgi Müşterekleri


Kaynaklar

Metin filigranı ve AB Yapay Zekâ Yasası

Akıllı gözlükler

Devlet gözetimi ve kolluk

Veri ihlalleri

Bilgi Müşterekleri'nde ilgili yazılar


Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılmaktadır. Kaynak göstererek çoğaltabilir, dönüştürebilir ve paylaşabilirsiniz.

Etiketler: yapayzeka, gözetim, kvkk, dijitalpanoptikon, teknokapitalizm

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği