Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Ulusal Yapay Zekâ Kurulu: Masada Kim Var, Kim Yok?

Masa Kuruldu, Sandalyeler Dağıtılıyor: Emek Neden Yok?

Yazar: Oğuz Demirkapı
Ulusal Yapay Zekâ Kurulu: Masada Kim Var, Kim Yok?

Kurul Kimin Kurulu? Yapay Zekâ Yönetişiminin Sınıfsal Anatomisi

Sevgili Genç Yoldaş,

On gün önce Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı'nı (2026–2030) bu sayfalarda tartışmıştık. Planın kendisinin bir kalkınma programından çok, kâr oranlarının düşme eğilimine karşı devlet eliyle örgütlenmiş bir birikim programı olduğunu söylemiştik.

27 Ağustos 2026'da o programın devlet aygıtı açıklandı. Anadolu Ajansı'nın haberine göre (AA, 27 Ağustos 2026; TRT Haber) üç yeni yapı kuruluyor: bir Ulusal Yapay Zekâ Kurulu, bir Program Ofisi, bir de Ulusal Yapay Zekâ Etik Kurulu.

Plan hedefleri koymuştu. Şimdi hedefleri kimin, hangi yetkiyle, kime hesap vererek uygulayacağı belli oluyor. Ve bir programın sınıfsal karakteri en açık biçimde tam da burada — kurumsal mimarisinde — okunur. Çünkü hedefler temenni olabilir; ama yetki dağılımı temenni değildir, iktidar ilişkisinin kendisidir.

O hâlde soruyu netleştirelim: Bu masa kuruldu; masada kim var, kim yok?


Birinci Bölüm: Ne Kuruluyor?

Önce olguları, resmî dilin kendi ifadeleriyle koyalım.

1. Ulusal Yapay Zekâ Kurulu

Başkanı Cumhurbaşkanı. Habere göre Kurul, "strateji, önceliklendirme, kaynak tahsisi ile risk ve etik ilkeler bakımından en üst karar ve eş güdüm organı" olacak.

Görevleri:

  • Ulusal öncelikleri ve yıllık uygulama planlarını onaylamak
  • Kurumlar arası engelleri çözmek, yetki çakışmalarını gidermek
  • Büyük ölçekli yatırımları yönlendirmek
  • Yılda bir "Ulusal Yapay Zekâ Politika Mektubu" yayımlamak — ki bu mektubun ilan edilmiş işlevi, kamu ve yatırımcı kararlarına yön vermek.
2. Program Ofisi

Uygulamanın teknik-idari merkezi. Eylemleri projelendirecek, takip edecek ve "Ulusal Yapay Zekâ İlerleme ve Şeffaflık Portalı"nı işletecek. Portal, ilerlemeyi yeşil–sarı–kırmızı durum göstergeleriyle kamuya açacak — ancak "kişisel veriler ve ticari sırlar korunarak."

Ofisin bünyesinde, Siber Güvenlik Başkanlığı'nın Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü yer alacak; kamudaki yapay zekâ uygulamalarının eşgüdümü buradan yürüyecek.

3. Ulusal Yapay Zekâ Etik Kurulu

Bir yıl içinde kurulması hedefleniyor. Bileşimi: kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcileri. Görevi: adalet, önyargı, şeffaflık, güvenlik ve insan gözetimi konularında rehber yayımlamak ve başvuruları değerlendirmek. Öncelik alanı olarak çocuklar ve hassas gruplar işaret ediliyor.

Buna bir de her eylem için sorumlu kurumu, karar vericiyi, uygulayıcıyı, teknik denetleyiciyi ve bütçe tahsis edeni gösteren bir görev matrisi eşlik edecek.

Kâğıt üzerinde derli toplu bir yönetişim mimarisi. Şimdi bu mimariye sınıfsal gözle bakalım.


İkinci Bölüm: Sınıfsal Değerlendirme

1. Masada kim yok?

Bu yazının tek bir cümlesini hatırlayacaksan, şu olsun: En üst karar organında emek yok.

Kurul, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanıyor ve işlevi kaynak tahsisi ile büyük yatırımların yönlendirilmesi. Yani ülkenin önümüzdeki beş yılda hangi sektörde hangi işin nasıl otomatikleştirileceğine, hangi veri merkezinin nereye kurulacağına, hangi kamu hizmetinin algoritmaya devredileceğine karar verecek organ bu.

Bu kararların doğrudan muhatabı olan sınıf — çağrı merkezi çalışanı, hastane sekreteri, sürücü, kurye, muhasebe elemanı, kamu emekçisi, yazılımcı — bu masada temsil edilmiyor.

Sendikalar, meslek örgütleri, işçi konfederasyonları yok. Emekten söz eden bir başlık yok.

Emek örgütlerinin adı, ancak Etik Kurul'un bileşiminde geçen "sivil toplum" ifadesinin içinde eriyebilir. Ve buradaki iş bölümü çok öğreticidir:

Karar organı: devlet ve sermaye. Danışma organı: "toplum". Ve danışma organı bir yıl sonra kurulacak.

Yatırım kararları bugünden alınmaya başlarken, etik değerlendirme mekanizması bir yıl geriden geliyor. Bu bir aksaklık değil, bir sıralamadır. Sermaye önce hareket eder, etik sonra yetişir; yetiştiğinde de önündeki tabloyu değil, kalan enkazı değerlendirir.

2. "Etik", yaptırım değil meşruiyet üretir

Etik Kurul'un yetkileri dikkatle okunmalı: rehber yayımlamak ve başvuru değerlendirmek.

Bu ikisinde de eksik olan tek şey vardır: zorlayıcılık.

Bir işyerinde performansı algoritmayla ölçülen, vardiyası modelle dağıtılan ya da doğrudan bir yazılımın çıktısıyla işten çıkarılan işçinin durumu, "rehber" ile çözülmez. Etik rehber, ihlal edildiğinde bir yaptırım doğurmuyorsa, işletme için maliyeti sıfır olan bir metindir. Sıfır maliyetli bir kural, kural değildir; ilan edilmiş bir niyettir.

İşin ideolojik tarafı da burada: Etik dili, sınıfsal bir çatışmayı teknik bir kalite sorununa çevirir. "Önyargı", "şeffaflık", "insan gözetimi" — hepsi gerçek başlıklar. Ama bir işçinin işini kaybetmesi bir "önyargı" sorunu değildir; bir mülkiyet ve iktidar sorunudur. Algoritma tarafsız çalışsa bile o işçi işini kaybeder.

Etiğin görevi, tam da bu ayrımı görünmez kılmaktır: Sistemin kendisi tartışılmaz, sistemin "sorumlu kullanımı" tartışılır.

3. Tek merkez: Sermaye için öngörülebilirlik üretmek

Kurulun en çarpıcı görevlerinden biri şu: "Kurumlar arası engelleri çözmek."

Devletin kendi bürokrasisi içindeki dağınıklığın giderilmesi, teknik olarak makul görünür. Ama sınıfsal olarak ne anlama geldiğini soralım: Kimin karşılaştığı engel kaldırılıyor?

Büyük ölçekli yatırımcının. Veri merkezi kuracak sermayenin enerji izni, arazi tahsisi, çevre değerlendirmesi, veri erişimi ve düzenleyici muafiyeti — Eylem Planı'nda geçen "düzenleyici deney alanları" (sandbox) da buna dahil — hepsi tek bir masada, en üst düzeyde çözülecek.

Bürokratik sürtünme, sermaye için maliyettir. Bu Kurul, o maliyeti düşüren bir aygıttır. Yatırımcıya verilen mesaj açık: Kararınız burada, hızlıca ve en üst düzeyde alınacak.

Marksist devlet kuramının klasik önermesi, burada teorik bir soyutlama olmaktan çıkıp kurumsal bir örgüt şemasına dönüşüyor: Modern devletin yürütmesi, burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komitedir. "Eş güdüm organı" ifadesinin altında yatan içerik budur.

Burada bir hususu netleştirelim, çünkü tartışmanın kalitesi buna bağlı: Sorunumuz planlamanın kendisi değil. Tersine, önceki yazıda da söylediğimiz gibi, kapitalizmin "hesaplanamaz" diye reddettiği toplumsal planlamanın bugün teknik olarak mümkün hâle gelmesi tarihsel bir ironidir ve bizim lehimizedir. Sorunumuz, planlamanın kimin çıkarına ve kimin denetiminde yapıldığıdır. Aynı hesaplama gücü, toplumsal ihtiyacı da örgütleyebilir, kâr oranını da.

4. Şeffaflık portalı: Neyin şeffaflığı?

"Ulusal Yapay Zekâ İlerleme ve Şeffaflık Portalı", yeşil–sarı–kırmızı ışıklarla ilerleme gösterecek. Kulağa hesap verebilirlik gibi geliyor.

Ama şeffaflığın konusu eylem planının ilerlemesi, öznesi de kamu kurumları. Yani portal, "hedefe ulaşıldı mı?" sorusunu yanıtlıyor. "Kim kazandı, kim kaybetti?" sorusunu değil.

Üstelik açıklamada bir kayıt var: veriler "kişisel veriler ve ticari sırlar korunarak" paylaşılacak. Ticari sır kaydı, tam da bilmek istediğimiz her şeyi kapsayabilecek genişliktedir.

Bir işçinin gerçekten ihtiyaç duyduğu şeffaflık şudur:

  • Çalıştığım işyerinde hangi algoritmik sistem kullanılıyor?
  • Bu sistem hangi verilerle eğitildi, benim verim kullanıldı mı?
  • Beni hangi kriterlerle değerlendiriyor?
  • Bu sistemin devreye girmesinden sonra kaç kişi işten çıkarıldı, kaç kişinin ücreti geriledi?
  • İtiraz mercii kim, insan mı makine mi?

Bunların hiçbiri renkli gösterge tablosunda yer almayacak. Yönetişimin şeffaflığı ile üretim ilişkilerinin şeffaflığı aynı şey değildir. Birincisi vitrindir; ikincisi mücadele konusudur.

5. "Politika Mektubu"nun muhatabı kim?

Kurul'un yılda bir yayımlayacağı Politika Mektubu'nun işlevi açıkça yazılmış: kamu ve yatırımcı kararlarına yön vermek.

Cümledeki muhatap listesine dikkat: kamu ve yatırımcı. İşçi yok, sendika yok, tüketici yok, mahalle yok, veri merkezinin suyunu ve elektriğini paylaşacak köylü yok.

Bu bir dil sürçmesi değil, hedef kitlenin doğru tespitidir. Devlet burada, sermayeye yıllık bir risk-azaltma sinyali veriyor: Şu alanlara girin, burada desteklenirsiniz, buradan geri adım atmayız.

Sermaye için belirsizlik en pahalı girdidir. Bu mektup, o girdiyi ucuzlatır.

6. Kamu yapay zekâsının güvenlik aygıtına yerleştirilmesi

Az konuşulan ama en önemli ayrıntılardan biri: Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü'nün Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde konumlanması.

Kamudaki yapay zekâ uygulamalarının eşgüdümü, bir sosyal politika kurumunda, bir kalkınma ajansında ya da bir kamu hizmeti biriminde değil; güvenlik aygıtında örgütleniyor.

Bu, kamusal yapay zekânın hangi çerçevede tasavvur edildiğini gösterir: Önce bir güvenlik meselesi, sonra bir hizmet meselesi. Sağlıkta, eğitimde, sosyal yardımda kurulacak sistemlerin mimarisi bu çerçeveden şekillenecekse, vatandaş öncelikle hizmet alan değil, izlenen ve risk skoru üretilen bir özne olarak kurgulanır.

Karaburun sunumumuzda dijital panoptikon başlığı altında tartışacağımız mesele tam da budur — ve dikkat: bu bir mahremiyet sorunundan ibaret değildir. Gözetim, öncelikle emek sürecini denetleme ve disipline etme teknolojisidir; mahremiyet ihlali onun yan ürünüdür.

7. "Çocuklar ve hassas gruplar" — peki işçiler?

Etik Kurul'un öncelik alanı olarak çocuklar ve hassas grupların işaret edilmesi, karşı çıkılacak bir şey değil. Gerçek ve ciddi bir ihtiyaçtır.

Ama tam da bu doğru başlık, bir başka başlığın yokluğunu görünür kılıyor: işçiler.

Çünkü koruma çerçevesi "hassasiyet" üzerinden kurulduğunda, korunanlar mağdur olarak tanımlanır. Mağdurun ihtiyacı himayedir. Oysa işçi sınıfı himaye edilecek bir zümre değil, hak talep eden ve pazarlık gücü olan bir sınıftır. Emeği "hassas grup" başlığına sokamazsınız; çünkü emeğin sorunu duyarlılık eksikliği değil, sömürüdür.

Etik dilinin sınırı burada görünür: Merhamet üretebilir, güç dengesini değiştiremez.

8. Gates'in küresel kurulu, Ankara'nın ulusal kurulu

Bir önceki yazımızda Bill Gates'in 26 Ağustos 2026 tarihli manifestosunu tartışmıştık. Gates orada, nükleer denetim ve sivil havacılık rejimlerinden ilham alan küresel bir yapay zekâ kurumu öneriyordu — ve bu kurumu, "önde gelen yapay zekâ geliştiricilerine ev sahipliği yapan ve tedarik zincirinin kritik parçalarını kontrol eden ülkelerin" kurmasını istiyordu.

Bir gün sonra Ankara'dan ulusal kurulun duyurulması bir tesadüf değil, aynı konjonktürün iki ucudur. Dünya ölçeğinde yönetişim dili aynı anda kuruluyor: kurul, ofis, etik komite, ilerleme göstergesi, şeffaflık portalı.

Ama iki masa eşit değil. Gates'in tarif ettiği masayı modeli, çipi ve bulut altyapısını elinde tutanlar kuruyor. Ankara'nın masası ise, önceki yazıda gösterdiğimiz gibi, ileri yapay zekâ çiplerine erişimde kota rejimine, enerjide ithalata, yazılım yığınında küresel platformlara bağımlı bir zeminde kuruluyor.

Bu durumda ulusal kurulun nesnel işlevi, egemenlik kurmak değil, bağımlılığı yönetmektir. "Dijital egemenlik" söylemi ile veri merkezinin çipini kimin sattığı arasındaki mesafe, bu programın gerçek sınırıdır. Egemenlik, sunucunun coğrafi konumuyla değil, üretim araçlarının mülkiyetiyle ölçülür.

9. Öyleyse kurula karşı mıyız?

Hayır. Ve bu ayrımı net yapalım, çünkü eleştiriyi reddiyeye çevirmek en kolay hatadır.

Yapay zekânın toplumsal etkilerinin merkezî bir kamusal iradeyle ele alınması doğru bir ihtiyaçtır. Piyasanın kendi hâline bırakılması daha kötüdür. Makineyi söküp atmak bizim programımız değil; makinenin denetimini almak bizim programımız.

Bizim itirazımız kurulun varlığına değil, bileşimine ve yetki dağılımına:

  • Karar organında emek temsili neden yok?
  • Etik organın kararları neden bağlayıcı değil?
  • Şeffaflık neden işyerini kapsamıyor?
  • Kamu verisiyle eğitilen model neden kamunun malı olmuyor?

Bunlar reddiye değil, talep listesidir. Ve talepler ancak örgütlü bir güç tarafından savunulduğunda talep olur; aksi hâlde temenni kalır.

10. Peki bu talebi kim taşıyacak? BMO ve Bilişim-Sen masada olmalı

Talep listesi yazmak kolaydır. Asıl soru şudur: Bu talebin arkasında duracak örgütlü özne kim?

Bu ülkede o öznenin iki somut adresi var ve ikisi de bugün masada değil:

Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO) — TMMOB'a bağlı, kamu yararı görevi yasayla tanımlanmış bir meslek örgütü. Kurul'un konuştuğu her teknik başlığın — model mimarisi, veri yönetişimi, güvenlik denetimi, algoritmik etki değerlendirmesi — mesleki karşılığı bu odanın alanındadır.

Bilişim Emekçileri Sendikası (Bilişim-Sen) — 2026'da kurulan, sektörün kendi işçilerinin sendikası. Güvencesizliğe, uzun mesailere ve düşük ücretlere karşı örgütlenen bu sendika, "yapay zekâ çağında emek" tartışmasının soyut değil somut tarafıdır: modelleri eğiten, veri hattını kuran, sistemi ayakta tutan emekçilerin örgütü.

Bu iki örgütün bu masada olmaması bir eksiklik değil, bir dışlamadır. Ama dışlanmayı tespit etmek yetmez; talep etmek gerekir. Ve burada açık konuşalım: Koltuk kimseye kendiliğinden ikram edilmez. Meslek odaları ve sendikalar, "çağrılmadık" diyerek beklerse, o masa onlarsız kurulur ve kurulduktan sonra genişletilmesi çok daha zorlaşır.

Somut olarak ne yapılabilir:

  1. Resmî ve kamuya açık üyelik talebi. BMO ve Bilişim-Sen, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na ve Program Ofisi'ne, hem Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nda hem de Etik Kurul'da temsil talebini yazılı olarak iletmeli — ve bu başvuruyu kamuoyuna açıklamalı. Reddedilse bile, reddin kaydı kalır; o kayıt gelecek mücadelenin dayanağıdır.
  2. Bir yıllık pencereyi kullanmak. Etik Kurul'un "bir yıl içinde" kurulacak olması, bileşiminin henüz belirlenmediği anlamına gelir. Bileşim tartışmasının açık olduğu tek dönem budur. Bu pencere kapandıktan sonra tartışma "kurulmuş bir yapıya sonradan girme" tartışmasına döner ki çok daha zordur.
  3. Ortak bir emek platformu. BMO ve Bilişim-Sen tek başına zayıftır; TMMOB'un ilgili odalarıyla (Elektrik, Makine, Harita), işçi ve kamu emekçisi konfederasyonlarıyla, tabip odaları ve barolarla ortak bir "Yapay Zekâ ve Emek Platformu" kurulması, talebi tekil bir dilekçe olmaktan çıkarıp toplumsal bir basınca dönüştürür. Çünkü algoritmik yönetim sadece bilişim sektörünün değil, sağlıktan hukuka her işkolunun sorunudur.
  4. Gölge rapor: Karşı Politika Mektubu. Kurul yılda bir "Ulusal Yapay Zekâ Politika Mektubu" yayımlayacaksa, emek örgütleri de yılda bir emek raporu yayımlamalı: hangi işkolunda hangi sistem devreye girdi, kaç kişi işini kaybetti, ücretler ne oldu, hangi işyerinde algoritmik gözetim uygulanıyor. Devletin göstergesi "hedefe ulaşıldı mı?" diye soruyor; bizimki "kim kazandı, kim kaybetti?" diye soracak.
  5. Şeffaflık Portalı'nı izlemek. Portal açıldığında, yeşil–sarı–kırmızı göstergelerin arkasındaki asıl soruların — bütçe, ihale, veri paylaşım anlaşmaları — bilgi edinme başvurularıyla takip edilmesi, teknik kapasitesi olan bir odanın yapabileceği en somut kamusal denetim işidir.
  6. Uzmanlığı pazarlık gücüne çevirmek. Kurul'un ihtiyaç duyduğu teknik bilgi, büyük ölçüde bu iki örgütün üyelerinde. Bu, bir lütuf beklentisi değil, bir kaldıraçtır: Emek örgütleri, kamusal denetim standartlarını, algoritmik etki değerlendirme yöntemlerini ve işyeri algoritma sicilinin teknik şartnamesini kendileri hazırlayıp masaya koyabilir. Hazır ve yetkin bir metnin reddedilmesi, bir talebin reddedilmesinden çok daha maliyetlidir.

Ve bir uyarı, çünkü bu tartışmanın kolay yanılgısı budur: Masaya oturmak, masanın karakterini kendiliğinden değiştirmez. Danışma organlarına alınan emek örgütlerinin, alınan kararların meşruiyet süsüne dönüşme riski gerçektir. Bu riske karşı korunak da bellidir:

  • Temsilcinin üyeye karşı sorumluluğu ve düzenli hesap vermesi,
  • Kurul kararlarına kamuoyu önünde şerh düşme hakkının baştan ilan edilmesi,
  • Ve en önemlisi: masadaki gücün kaynağının işyerinde olmasıdır. Sendikasız bir sektörde temsil, nezaketten ibarettir; örgütlü bir sektörde temsil, pazarlıktır.

Yani mücadele iki koldan yürür: bir yandan kurumsal temsil talebi, öte yandan işyeri işyeri örgütlenme. İkincisi olmadan birincisi süstür.


İki Okuma Yan Yana

Resmî SöylemMateryalist Gerçeklik
"En üst karar ve eş güdüm organı"Sermaye tahsisinin tek merkezde toplanması; emeğin masada olmaması
"Kurumlar arası engellerin çözülmesi"Büyük yatırımcının önündeki düzenleyici sürtünmenin azaltılması
"Etik Kurul bir yıl içinde kurulacak"Yatırım bugün, etik yarın: sıralamanın kendisi bir önceliktir
"Etik rehberler yayımlanacak"Yaptırımsız norm, işletme için sıfır maliyetli metindir
"Şeffaflık Portalı"Hedef ilerlemesinin şeffaflığı; üretim ilişkileri "ticari sır"
"Politika Mektubu kamu ve yatırımcıya yön verecek"Muhatap listesinde işçi ve sendika yok — bu bir tercih beyanıdır
Kamu YZ'si Siber Güvenlik Başkanlığı'ndaKamusal hizmet değil, güvenlik ve denetim çerçevesi
"Çocuklar ve hassas gruplar öncelikli"Koruma dili himaye üretir; emek ise pazarlık gücü ister
"Dijital egemenlik"Çip kotası, enerji ithalatı ve platform bağımlılığı sürüyor
"İnsan odaklı yapay zekâ"Hangi insan? Hisseyi tutan mı, vardiyayı tutan mı?
Bileşim "kamu, özel sektör, akademi, sivil toplum"Meslek odası ve sendika "sivil toplum"a eritilir; talep edilmeyen koltuk verilmez

Somut Talepler

Eleştiri, talebe dönüşmediği sürece yorumdur. Bu haber üzerinden bugün masaya konabilecek başlıklar:

Kurulun bileşimi ve yetkileri üzerine

  1. Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nda emek temsili. Bilgisayar Mühendisleri Odası ve Bilişim Emekçileri Sendikası başta olmak üzere, işçi ve kamu emekçisi konfederasyonlarının ve meslek odalarının (TMMOB, tabip odaları ve barolar dahil) karar organında — danışma organında değil — temsili.
  2. Etik Kurul kararlarının bağlayıcılığı ve ihlal hâlinde idari yaptırım yetkisi; ayrıca bireysel ve sendikal başvuru hakkı.
  3. Etik Kurul'un kurulmasının bir yıla değil, ilk yatırım kararından önceye çekilmesi.
  4. Görev matrisinin kamuya açılması: hangi eylemin kararını kimin verdiği, hangi bütçenin kime tahsis edildiği izlenebilir olmalı.

Şeffaflık ve işyeri üzerine

  1. İşyeri algoritma sicili. İstihdam, performans, vardiya ve ücretlendirmede kullanılan her sistemin kayıt altına alınması ve sendikaya açık olması.
  2. İstihdam algoritmalarının "yüksek riskli" sınıfa alınmasıbu talebi önceki yazıda da savunmuştuk, Kurul'un ilk gündem maddesi olmalıdır.
  3. "Ticari sır" istisnasının daraltılması: işçinin kendisi hakkında verilen algoritmik kararın gerekçesini öğrenme hakkı, ticari sırla sınırlanamaz.
  4. Otomasyon etki bildirimi: yeni bir sistem devreye alınmadan önce istihdam etkisinin ölçülmesi, sendikaya bildirilmesi ve müzakere edilmesi.

Mülkiyet ve kamusallık üzerine

  1. Kamu verisiyle eğitilen modeller kamunun malıdır. Açılan 2.000 kamu veri setinden üretilen her model, ağırlıklarıyla birlikte kamuya açık olmalı; özel şirkete münhasır lisans verilmemelidir.
  2. Kamu emekçisinin örtük bilgisi bedava hammadde değildir. Doktorun, hâkimin, öğretmenin, memurun mesleki deneyimi model eğitimine sokulacaksa, bunun kuralını meslek örgütleri belirler.
  3. Veri merkezlerinin enerji, su ve arazi etkisinin kamusal denetimi; yerel halkın ve emek örgütlerinin karar süreçlerine katılımı.
  4. Bilişim emekçilerinin örgütlü ret hakkı: gözetim, savaş ve hak ihlali amaçlı sistemlerde çalışmayı reddedebilme güvencesi.

Kurulu Kurmak Yetmez, Masayı Paylaşmak Gerekir

Sevgili Genç Yoldaş,

Bir teknolojinin sınıfsal karakteri, ne kadar gelişmiş olduğunda değil, kimin masasında karara bağlandığında görünür.

Bu hafta kurulan masa gerçek bir masadır: kaynak tahsis edecek, yatırım yönlendirecek, kamu hizmetinin biçimini belirleyecek. Sorun masanın kurulması değil, sandalyelerin dağılımıdır.

Ve sandalye, talep edilmeden verilmez. Ne etik rehberle, ne şeffaflık portalıyla, ne de bir milyarderin küresel kurul önerisiyle. Sandalye, örgütlü güçle alınır.

Bu yüzden çağrımız somuttur: BMO ve Bilişim-Sen, hem Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nda hem Etik Kurul'da temsil talebini bugün, yazılı ve kamuya açık biçimde ortaya koymalıdır. Etik Kurul'un bileşimi henüz belli değil; bu pencere bir yıl sonra kapanacak. Talep edilmeyen koltuk boş kalmaz — başkası oturur.

Bu tartışmayı yüz yüze sürdürmek için buluşuyoruz: 20. Karaburun Bilim Kongresi, 3–5 Eylül 2026, İzmir Karaburun. Kongrenin bu yılki ekseni "Kristalleşmiş Emeğin İsyanı". Sunumumuzda"Yapay Zekâ Modellerinde Genel Zekânın Gaspı, Zihinsel Taylorizm ve Dijital Panoptikon" — bu kurulları da, o kurulların dışında bırakılanları da konuşacağız. Konuyu bütünlüklü ele alan "Yapay Zekâ Çağında Emek" kitabımız da yayında.

Onlar bir geçiş dönemini yönetmek için kurul kuruyor.

Biz o geçişin nesnesi değil, öznesi olmak için örgütleniyoruz.

Kolektif aklımızı geri istiyoruz.

İlgili Başlıklar