Yer Altından Başkente Çakan Şimşek: Doruk Madencilik Direnişi ve Sınıf Savaşının Çıplak Hakikati
Burjuva Devletinin Sansür Kalkanları, Sermaye Aygıtı ve Genç Yoldaşlara Tarihsel Eylem Çağrısı

Genç yoldaşlar,
Yerin yüzlerce metre altında, katıksız bir karanlığın ve ölümcül risklerin ortasında sermaye birikimi için artı-değer üreten o nasırlı eller; bugün başkentin asfaltında, rejimin ve burjuvazinin surlarında devasa gedikler açmaktadır. Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin gasp edilen hakları, ödenmeyen maaşları ve çalınan gelecekleri için yaktığı bu çoban ateşi, Ankara sokaklarında devletin çıplak zoruyla, valiliklerin antidemokratik eylem yasaklarıyla ve polisin basına karşı kaldırdığı kalkanlarla yüzleşmiştir.
Bizler, liberal dünyadan sızan sahte "insan hakları" gevezeliklerini, burjuva medyasının pasifleştirici "mağdur işçi" edebiyatını ve "sınıflar üstü adil devlet" illüzyonlarını bir kenara bırakmak zorundayız. Gerçeklik, Ankara barikatlarında madencinin çizmesiyle, kelepçelenen bilekleriyle ve polis kalkanlarının arkasına gizlenmeye çalışılan çürümüş düzenle yazılıyor. Şimdi bu maddi gerçekliği diyalektik bir kavrayışla çözümleme, ajite etme ve eyleme geçme vaktidir!
Sürecin Materyalist Kronolojisi: Doruk Madencilik’te Ne Yaşandı?
Meseleyi doğru kavramak için olayların gelişimini soyut kategorilerle değil, somut sınıf mücadelesinin tarihsel akışı içinde ele almak gerekir. Doruk Madencilik ve bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding bünyesinde yaşanan süreç, çelişkilerin adım adım birikerek patlama noktasına ulaştığı diyalektik bir kronolojiye sahiptir:
-
Sermaye Birikimi ve Yağma Rejimi: Yıldızlar SSS Holding, kamusal özelleştirmelerle Eti Gümüş ve Doruk Madencilik (Yunus Emre Termik Santrali ve maden ocakları) gibi devasa varlıkları bünyesine kattı. Binlerce maden ruhsatını toplayan holding, yıllarca kamusal teşviklerle ve madencinin yarattığı artı-değerle devasa bir sermaye birikimi sağladı.
-
Sermaye Krizinin Emeğe Yıkılması ve Hak Gaspları: Şirket kâr edip sermayesini büyütürken, ilk finansal darboğazda maliyeti doğrudan işçinin bedenine yıktı. Aylar boyunca ödenmeyen maaşlar, gasp edilen kıdem tazminatları, zorunlu/ücretsiz izin dayatmaları ve bireysel emeklilik fonlarına el konulması kurumsallaştı.
-
İlk Uğrak ve Vaat Yanılsaması (Nisan 2026): Hakları gasp edilen maden işçileri yer altında kendilerini madene kapatarak ilk kitlesel direnişi başlattı. Devreye giren bakanlıklar ve mülki idareler, patron adına sözler vererek, protokoller imzalayarak işçilerin fiili gücünü kırmaya ve eylemi sonlandırmaya çalıştı. Bu aşama, devletin "baba ve hakem" olduğu yönündeki burjuva illüzyonunun işçiler nezdinde sınandığı dönem oldu.
-
Sözlerin İflası ve Rejimin Maskesinin Düşmesi (Temmuz - Ağustos 2026): Verilen sözlerin, imzalanan protokollerin ve müfettiş raporlarının hiçbir hukuki veya fiili karşılığı olmadığı görüldü. Devlet, holdinge tek bir yaptırım uygulamadı; patron borcunu ödemedi. İşçinin zihnindeki "şefkatli devlet" miti maddi gerçekliğe toslayarak paramparça oldu.
-
Ankara Yürüyüşü ve Başkent Barikatı: Çaresizliğin değil, örgütlü öfkenin yolunu seçen madenciler Eskişehir ve Elazığ hatlarından başkente, Enerji Bakanlığı önüne yürüyüş başlattı. İşçi sınıfının taleplerini doğrudan rejimin kalbine taşıması üzerine Ankara Valiliği jet hızıyla 15 günlük genel eylem yasağı ilan etti.
-
Sansür Kalkanları ve Çıplak Kolluk Şiddeti: Başkente giren madencilerin karşısına barikatlar kuruldu. Emniyet güçleri, gazetecilerin kameralarını engellemek için kalkanlarını havaya kaldırdı. Bağımsız Maden-İş yöneticileri ve 100’e yakın maden işçisi darp edilerek gözaltına alındı.
-
Sıçrama Noktası ve Açlık Grevi: Gözaltılar ve baskılar madencileri geri adım attırmadı; aksine bilinci biledi. İşçiler açlık grevine başlayarak Kızılay’da ve bulundukları her alanda fiili-meşru mücadeleyi sürdürme kararlılığı gösterdi.
Egemen İdeolojinin İllüzyonları ve Diyalektik Hakikat
Burjuva devleti ve onun medya aygıtları, toplumsal çelişkilerin üzerini örtmek için sürekli sahte anlatılar imal eder. Ancak sınıf mücadelesinin keskinleştiği uğraklarda bu anlatılar maddi gerçeklik duvarına toslar:
| Analiz Düzlemi | Egemen Sınıfın ve Medyanın İllüzyonu | Diyalektik Materyalist Gerçeklik |
|---|---|---|
| Devletin ve Hukukun Rolü | Tüm yurttaşlara eşit mesafede duran, adalet dağıtan sınıflar üstü hakem. | Sermayenin (Yıldızlar Holding) alacağını ve mülkiyetini koruyan, işçiyi bastıran kolluk aygıtı. |
| Ankara Eylem Yasakları | "Kamu düzenini ve huzurunu koruma" kılıfı. | Sınıf çelişkisinin başkentte görünür olmasından ve rejim merkezini sarsmasından duyulan panik. |
| Polis Kalkanları ve Sansür | "Güvenlik çemberi" ve teknik asayiş prosedürü. | Hakikatin kadraja girmesini engelleme; devletin "baba" mitinin işçi bedeni karşısında çöküşünü gizleme çabası. |
| Madencinin Direnişi | "Çaresiz ve mağdur insanların ekonomik feryadı." | Üretimden gelen gücüyle devleti ve patronu geri çekilmeye zorlayan tarihsel devrimci özne. |
Polis Kalkanının Ardındaki Panik: Sansürün ve Yasakların Diyalektiği
Ankara Valiliği’nin jet hızıyla aldığı 15 günlük eylem yasağı ve emniyet güçlerinin kalkanlarını havaya kaldırarak gazetecilerin görüntü almasını engellemesi, rejimin gücünü değil, çelişkilerinin derinliğini ve korkusunu gösterir.
Polis kalkanı sadece fiziksel bir engel değildir; ideolojik bir barikattır. Devlet, ürettiği "hukuk devletiyiz" yalanının, yerlerde sürüklenen madenci bedeni ve kelepçelenen eller karşısında bir saniyede darmadağın olacağını bilir. Görsel sansür, burjuva devletinin meşruiyet kaybını örtme telaşıdır.
Patron aylarca işçinin alın terini gasp edip kanunları çiğnerken kılını kıpırdatmayan yasa mekanizması; işçi hakkını aramak için yola çıktığında anında "yasak" kılıfıyla karşısına dikilir. Yasa, sermayeyi işçiden korumak için vardır; işçiyi patrondan korumak için değil.
Baskının dozu arttıkça, kitlelerin zihnindeki devlet illüzyonu yırtılır. Yasaklanan her eylem, engellenen her kamera, işçi sınıfının ve devrimci gençliğin zihninde burjuva adaletine duyulan inancın son kırıntılarını da yok eder.
Bağımsız Maden-İş, Başaran Aksu ve Organik Sınıf Önderliği
Tarihsel materyalizm bize öğretir ki; kitleler kendi organik önderlerini ve sınıf bilincini mücadelenin doğrudan ateşinde döver. Bağımsız Maden-İş örgütlenmesi, Başaran Aksu ve barikattaki maden temsilcilerinin seslendirdiği her bir cümle, sarı sendikacılığın ve bürokratik pazarlıkların yüzüne atılmış devrimci bir tokattır.
Başaran Aksu’ların ve direnen madencilerin haykırışı, kişisel bir itiraz değildir. O haykırış:
-
Yer altındaki zenginliği çekip çıkaran ama yer üstünde sefalete mahkûm edilen milyonların kolektif aklıdır.
-
"Biz patronla değil, onun arkasındaki devlet aklıyla muhatabız" diyerek sermaye ile devlet arasındaki organik bağı teşhir eden nesnel sınıf bilincidir.
-
Bürokratik vaatlerin ve süslü sözlerin değil, sadece ve sadece fiili-meşru mücadelenin kazanım getireceğini kanıtlayan devrimci pratiktir.
Genç Yoldaşlara Tarihsel Çağrı: Sözü Yaymak, Barikatı Büyütmek!
Genç yoldaşlar! Bir Marksist için dünyayı sadece yorumlamak yetmez; asıl mesele onu değiştirmektir! Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin direnişi, bizlere akademinin steril duvarlarını ve sosyal medyanın pasifleştirici atmosferini yırtıp atma görevini yüklüyor.
Müttefikimiz işçi sınıfıdır; pusulamız diyalektik materyalizmdir. Bu doğrultuda devrimci sorumluluğumuzun gereği olarak derhal harekete geçmeliyiz:
-
Madencinin Sesini Dijital ve Fiziksel Barikatları Aşarak Yaymak: Başaran Aksu’nun, Bağımsız Maden-İş’in ve direnen Doruk Madencilik işçilerinin ajitasyon dolu mesajlarını, videolarını ve çağrılarını tüm iletişim ağlarında, üniversite amfilerinde, liselerde ve sokaklarda birer propaganda silahına dönüştürmek. Egemen medyanın kurduğu karartma duvarını, gençliğin devrimci dinamizmiyle darmadağın etmek!
-
Aksu ve Temsilcilerin Mesajlarını Geniş Kitlelere Ulaştırmak: Sosyal medyayı ve dijital mecraları bir eğlence alanı değil, sınıf mücadelesinin ajitasyon ve propaganda mevzisi olarak kullanmak. İşçilerin haklı taleplerini ve devlet-sermaye suç ortaklığını anlatan her beyanatı kitlelere taşımak.
-
Sokakta ve Alanda Omuz Omuza Durmak: Ankara’da, Elazığ’da, Eskişehir’de ve direnişin çaktığı her noktada polis barikatlarının karşısında madencinin yanı başında saf tutmak. Valiliklerin antidemokratik eylem yasaklarını, fiili ve meşru mücadelenin gücüyle hükümsüz kılmak!
-
Devrimci Dayanışmayı Örmek: Bu mücadeleyi sadece bir "maaş gaspı" meselesi olarak değil; sermaye düzenine, özelleştirmelere ve rejimin otoriterleşmesine karşı genel bir sınıf barikatına dönüştürmek.
Polis kalkanları havaya kalkıyorsa, burjuvazi ve onun devleti korkuyor demektir. Yerin altındaki madenci ayağa kalkmışsa, geleceği kazanma şansımız var demektir!
Yaşasın Doruk Madencilik ve Eti Gümüş İşçilerinin Şanlı Direnişi!
Yaşasın Bağımsız Maden-İş ve Sınıf Dayanışması!
Kahrolsun Sermaye Düzeni, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!







