Para İçin Değil, Onurumuz İçin
Ali Şekeroğlu'nun Dövizinden Emekliliğin Yetmiş Beş Yılına

Para İçin Değil, Onurumuz İçin
Emeklilik Verilmedi, Alındı: Ankara'dan Genç Yoldaşlara Bir Tarih ve Bir Uyarı
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bugün, Eylül'ün son Cuma günü, Ankara'da Anayasa Mahkemesi'nin önünde bir emekli yaşamını yitirdi.
Adı Ali Şekeroğlu'ydu. 1966'da doğmuş, iki çocuk büyütmüş, ömrünün büyük kısmını polis memuru olarak geçirmişti. (Yeni Ankara) O sabah evinden, binlerce emekliyle aynı talebi dile getirmek için çıkmıştı. Elindeki dövize kendi eliyle yazdığı cümle, belki de bu ülkenin son yirmi yılını anlatmak için yazılmış en kısa metindir:
"Para için değil, onurumuz için."
Tanıkların aktardığına göre, yanındakilere son olarak bu cümlenin etrafında dolaşan sözler söyledi: "Ben artık geçinemiyorum. Para için değil, onurum için yaşamak istiyorum." Az önce de bir dede olarak en sade kırgınlığını paylaşmıştı: "Torunum oldu, ona altın takamadım." (soL, görgü tanıkları) Bir başka tanık, ailesinin yükünü taşıyan bir babanın cümlesini aktarıyor: "Emekliyim, geçinemiyorum. Gelinim işsiz, damadım işsiz." (Dokuz Eylül) Ve bir cümle daha, bu kez muhatabı belli: "Bizi bu hâle getiren utansın." (Medyascope)
Kendi yaşamına son verdi. Hastaneye yetiştirildi, kurtarılamadı. Okunması gereken basın açıklaması okunmadı; meydanda kalanların sesi yalnızca öfkeyle yükseldi. Bu satırları yazdığım saatte, devletin tek bir resmî cümlesi yok. (soL)
Bu yazının geri kalanı bir ilke üzerine kurulu. Onu en başta, açıkça söylemek istiyorum:
Ali Şekeroğlu'nun ölümü bir yol değildir, bir yaradır.
Bu ölümü bir kahramanlık destanına çevirmeyeceğiz. Bir insanın bütün bir ömrü, ancak ölümüyle duyulabilen tek bir cümleye sığdırılmak zorunda kaldıysa, suç o cümleyi yaşarken duymayan düzenindir. Bizim görevimiz o cümleyi yaşayanların sesine, milyonların örgütlü gücüne dönüştürmek. Öyle bir güç ki, bu bedeli bir daha kimse ödemek zorunda kalmasın.
Bu yazıda üç kapıdan geçeceğiz. Önce o dövizin önünde duracağız ve "para" ile "onur"un neden aynı cümlede yan yana durduğunu soracağız. Sonra yetmiş beş yıllık bir tarihin içinden yürüyeceğiz: bir hakkın nasıl kurulduğunu, nasıl büyüdüğünü, nasıl eritildiğini ve sonunda nasıl bir lütfa çevrildiğini göreceğiz. En sonda da size döneceğiz, genç yoldaşlar. Çünkü bu hikâyenin en karanlık sayfası henüz yazılmadı ve o sayfa, siz daha farkında bile değilken, sizin adınıza yazılıyor.
Bir Dövizin Önünde
İlk bakışta cümle bir çelişki gibi görünür. Aylığının artırılmasını isteyen bir insan nasıl "para için değil" diyebilir?
Oysa çelişki yalnızca görünüştedir. Ali Şekeroğlu paranın önemsiz olduğunu söylemiyordu. Paranın ne olduğunu hatırlatıyordu.
Emekli aylığı bir bağış değildir. Ertelenmiş ücrettir. Otuz yıl boyunca her ay bordrodan kesilen prim, işçinin kendi emeğinin bugün harcanmayıp yarına bırakılan parçasıdır. Emekli aylığını almak sadaka almak değil, bir ömrün alın terinden geriye kalanı teslim almaktır. Bu yüzden emekli aylığının eritilmesi yalnızca bir gelir kaybı değildir; bir konum kaybıdır. Hak sahibi, sessizce, yardım bekleyene dönüştürülür.
Dövizdeki cümle tam da bunu söylüyor: Benden aldığınızı geri istiyorum; bana bir şey veriyormuşsunuz gibi davranmanızı istemiyorum. Torununa altın takamamak ilk bakışta küçük bir para meselesidir. Ama altında çok daha derin bir şey yatar: bir insanın, kendi ailesi içinde veren konumundan alan konumuna düşürülmesi. Onur burada soyut bir erdem değildir. Toplumsal bir ilişkidir. Başkalarının gözünde ve kendi gözünde, emeğinin karşılığını almış biri olarak ayakta durabilmektir.
Marx, emek gücünün değerini anlatırken bir incelik ekler: işçinin geçimi yalnızca bedenin yaşamasına yetecek kadar değildir, içinde "tarihsel ve ahlaki bir öğe" taşır. Her toplum, insanca yaşamanın ne demek olduğunu kendi tarihinden ve geleneğinden öğrenir. Bu topraklarda bir dedenin yeni doğan torununa küçük bir altın takması o ahlaki öğenin parçasıdır. Bunu yapamayan emekli yalnızca yoksul değildir; toplumsal olarak eksiltilmiştir. Ali Şekeroğlu'nun sözü o eksiltmenin adıdır.
Aynı gün emekli örgütlerinin söylediği de bundan farklı değildi: yılların emeğiyle kazanılmış insanca bir yaşam istiyorlardı, sadaka değil. (Dokuz Eylül) Bir kişinin dövizi, bir kuşağın talebiydi.
O Meydana Nasıl Gelindi?
Hiçbir ölüm boşlukta gerçekleşmez. Bu ölümün de bir tarihi, bir takvimi, bir dosya numarası var.
Temmuz 2023'te memurlara 8.077 TL seyyanen artış yapıldı; aynı devletin emeklileri bu artışın dışında bırakıldı. Emekli bir Yargıtay üyesi, Seyfettin Çilesiz, bu ayrımı Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. 18 Eylül 2026'da AYM Komisyonu başvuruyu kabul edilebilir buldu ve dosya esastan incelenmek üzere yola çıktı. Başvurunun avukatına göre otuz dokuz ay boyunca biriken kayıp, kişi başına bir milyon lirayı aşıyor. (Sözcü)
Emekliler, bu kararın açtığı küçük kapıdan içeri seslerini sokmak için bugün meydandaydı. Basında "81 il" ve "86 nokta" diye iki ayrı rakam dolaşıyor. Bunun nedeni, aynı gün için birden fazla eylem çağrısı yapılmış olması; aşağıda hepsini tek tek kayda geçiriyoruz. Asıl önemli olan şu: emekliler, uzun yıllardır dağınık dernekler hâlinde verdikleri mücadeleyi ortak bir eylem birliğine dönüştürmenin eşiğindeydi. (Atilla Özsever, "Emekli için önce eylem birliği")
Olayın bazı ayrıntıları kaynaktan kaynağa değişiyor. Bir haber açıklamayı TEMUD'a (Emekli Uzman Çavuşlar Derneği) bağlıyor, bir başkası Ali Şekeroğlu'nun başındaki şapkada farklı bir derneğin logosu olduğunu yazıyor. Bu farkları gizlemiyoruz, ama tabloyu değiştirmiyorlar. Dernek başkanı Cahit Koca'nın sorusu bütün ayrıntıların üstünde duruyor: "'Geçinemiyorum' diyerek bir insanın intihar etmesi ne anlama geliyor? Türkiye'deki emeklinin hâlini gösteriyor." (Yeni Ankara)
Duyurulan Eylem Çağrıları
Bir kuşağın o gün neyi, kimin çağrısıyla ve hangi sözlerle istediğini tarihe not düşmek gerekiyor. Çünkü unutmanın ilk adımı, talebi unutmaktır. Ulaşabildiğimiz çağrılar şunlardı:
Yirmi beş emekli örgütünün ortak çağrısı: Anayasa Mahkemesi önü ve illerde eşzamanlı eylem
- Zaman ve yer: 25 Eylül 2026 Cuma, saat 15.00, Ankara'da AYM önü (Ahlatlıbel Atatürk Parkı yakınları). Ankara'ya gelemeyen emekliler kendi illerinde aynı saatte bir araya gelecekti; "81 il" rakamı buradan geliyor. (TR Haberleri, 12 Eylül; TR Haberleri, 25 Eylül; BirGün)
- Çağıranlar: Yirmisi emekli derneği olmak üzere yaklaşık yirmi beş örgüt. Aralarında Tüm Emeklilerin Sendikası, Bağımsız Emekliler Sendikası, Birleşik Emekliler Sendikası, Emekliler Odası Birliği ile memur, asker ve basın emeklilerinin örgütleri var.
- Talep: 2023'te memur emeklilerine verilmeyen seyyanen zammın ödenmesi. Başvurunun avukatı Ali Erdem Gündoğan'a göre o artışın bugünkü karşılığı 25.250 TL.
- Kampanya: AYM'nin kararını hızlandırmak için bir milyon imza kampanyası. Kürsüde başvuru sahibi Seyfettin Çilesiz'in konuşması bekleniyordu.
- Sonuç: Açıklama okunamadı. Ali Şekeroğlu'nun ölümünün ardından emekliler basın açıklamasını tamamlamama kararı aldı. (Medyascope)
Tüm Emeklilerin Sendikası'nın çağrısı: 86 noktada eylem
- Kapsam: İstanbul'dan Ankara'ya, Edirne'den Adana'ya 86 ayrı noktada eşzamanlı eylem; "86 nokta" rakamı buradan geliyor. (BirGün, "Emekliler sokağa çıkıyor"; Gazete Kamu)
- Talepler: Bütün emekli aylıklarına acil 20.000 TL artış, bayram ikramiyelerinin asgari ücret düzeyine çıkarılması, insanca yaşam.
- Çağrının özü: "Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz."
İzmir Emekliler Platformu'nun çağrısı: Konak
- Zaman ve yer: 25 Eylül 2026, saat 14.30'da Konak YKM önünde toplanma, 15.00'te Konak Vapur İskelesi tramvay durağında basın açıklaması. (İz Gazete)
- Talepler: Emekli aylıklarının artırılması, hayat pahalılığına karşı önlem, sosyal hakların korunması, seyyanen zam.
- Söz: "Emekli susmuyor, hakkını istiyor." Ve platformun cümlesi: "Yıllardır emeğimizin karşılığını, insanca yaşam hakkımızı ve seyyanen zam hakkımızı bekliyoruz."
Ölümün ardından: TİP Ankara'nın çağrısı, bu akşam Sakarya Caddesi
- Zaman ve yer: 25 Eylül 2026 Cuma, saat 19.30, Ankara, Sakarya Caddesi.
- Çağrının başlığı: "Onuru için ölenlerin hesabını verin!"
- Çağrının metni: "Bugün Anayasa Mahkemesi önünde 'para için değil, onurum için' diyerek yaşamından vazgeçen emekli yurttaşımıza bu çaresizliği layık gören; milyonlarca emekliyi, işçiyi, genci, kadını yoksulluğa terk eden düzenden soracağımız bir hesap var." (TİP Ankara, X, 25 Eylül 2026)
- Ölümün ardından tarihi, saati ve yeri belli olarak duyurulan ilk sokak çağrısı bu. Ulaşabildiğimiz kaynaklarda şimdilik tek.
Ölümün ardından: partilerin açıklamaları
- TİP Genel Merkezi, dövizdeki cümleyi anarak sorumluluğu açıkça adlandırdı: "Emeklilere insanlık onuruna yakışmayan bir hayatı reva gören, patronların cebinden başkasını düşünmeyen Saray iktidarıdır. Emekçiyi, emekliyi geçinemez hâle getiren, geçinemeyeni çaresizliğe iten, halktan çalan bu kara düzendir." Açıklama şu sözle bitiyor: "Yaşayabileceğimiz bir ülke için bu iktidarı ve bu düzeni değiştireceğiz!" (TİP, X, 25 Eylül 2026) Genel merkez hesabında tarihi ve yeri belli bir eylem çağrısı yok; sokak çağrısı Ankara il örgütünden geldi. TİP İstanbul ve TİP Emek hesaplarında bu saate kadar konuya ilişkin bir çağrı görünmüyor.
- Emek Partisi (EMEP), Genel Başkan Seyit Aslan imzalı açıklamasına "Emekli Ali'yi intihara sürükleyen, sermaye ve Saray düzenidir!" başlığını koydu. Emeklilerin açlık sınırının yarısı düzeyindeki aylıklarla yaşamaya mahkûm edildiğini, kaynakların sermayeye ve yandaş müteahhitlere aktarıldığını vurguladı ve birlik çağrısıyla bitirdi: "Bu cenderede kendisini yalnız ve çaresiz hisseden tüm işçilere, emekçilere, emeklilere sesleniyoruz! Yalnız değilsiniz, yalnız değiliz! Bu sömürü düzenini birleşerek değiştirebiliriz! Bu düzeni değiştirmek için hemen birleşmeliyiz!" (EMEP; EMEP, X) Açıklamada belirli bir tarih ve yer yok. EMEP İstanbul ve İzmir hesaplarında bu saate kadar bir eylem çağrısı yok. EMEP Ankara'nın X hesabı ise askıya alınmış görünüyor ("Account suspended"), bu yüzden Ankara örgütünün bir çağrı yapıp yapmadığını bu kanaldan doğrulayamadık.
- TKP, yaşananı "bu çürümüş düzenin emekçilere reva gördüğü vahşi tablonun en yalın ve en acı özeti" olarak niteledi ve dayanışmaya çağırdı: "Bu kirli çarka tek bir insanımızı dahi kurban vermemek için omuz omuza duracak, birbirimizden güç alacağız!" Açıklamada belirli bir tarih ya da yer yok. (soL)
Üç açıklama da aynı yere varıyor: bu ölüm bireysel bir trajedi değil, bir düzenin sonucu. Bu ortaklık önemli. Ama açıklamaların ortaklığı henüz eylemin ortaklığı değil. Bu akşam Sakarya Caddesi'nde kaç ayrı pankartın tek bir kortejde yürüdüğü, o ortaklığın ne kadar gerçek olduğunu gösterecek.
Bu çağrıları yan yana koyduğumuzda iki şey beliriyor. Birincisi, emekli hareketi artık tek bir sesle değil, üç ayrı katmanda konuşuyor: hukukun diliyle (AYM ve seyyanen zam), ekonominin diliyle (acil artış, ikramiyenin asgari ücrete çekilmesi) ve ahlakın diliyle (sadaka değil hak). İkincisi, aynı gün, aynı talep için ayrı ayrı çağrılar yapılıyor. Bu dağınıklık kimsenin kusuru değil; bir hareketin büyüme evresinin doğal izi. Ama aşılması gereken bir evre. Meydandaki tanıkların sorusu bunu en ağır biçimde soruyor: "Sözün bittiği yerdeyiz. Daha ne yapabiliriz?" (soL)
Bu sorunun yanıtı bir insanın yaşamı olamaz. Yanıt, dağınık seslerin tek bir güçte birleşmesidir.
Güncelleme — 26 Eylül 2026, 11.20
Yazının yayımından bu yana, tarihi ve yeri belli olarak elimize geçen yeni bir buluşma çağrısı cenazedir. Sakarya Caddesi'ndeki akşam çağrısının nasıl geçtiğine dair bağımsız bir haber henüz yok. Yirmi beş örgütün AYM önündeki ortak basın açıklaması ise ileri bir tarihe ertelendi; yeni saat ve yer henüz duyurulmadı. (Halk TV; Evrensel) Bu sabah itibarıyla resmî bir açıklama da yok. (T24)
Cenaze: bugün, Ahi Mesud Söğüt Camii
- Zaman ve yer: 26 Eylül 2026 Cumartesi, öğle namazının ardından, Ankara, Ahi Mesud Söğüt Camii. Cenaze namazından sonra Elvanköy Mezarlığı.
- Duyuran: Seyyanen Zam Mağdurları Platformu adına avukat Ali Erdem Gündoğan. (BirGün)
- Ölümün ardından tarihi, saati ve yeri belli olarak duyurulan ikinci buluşma bu. Ankara'daysan bugün oradasın.
Ali Şekeroğlu'nun kendi çağrısı
Bu sabah, eyleme gitmeden önce sosyal medyada yayımladığı son çağrı ortaya çıktı. Cümle, dövizindeki sözden ayrı bir yerde duruyor; bir insanı kahramanlaştırmıyor, bir kuşağı eksik bırakmamayı istiyor:
"25 Eylül Cuma günü AYM önünde basın açıklaması yapılacak, sen yoksan bir kişi eksik olacak. 'Ben gelmesem ne olacak' deme! Birlikten kuvvet doğar. Anayasal hak olan insan gibi yaşamak ve geçinebilmek için sesimizi duyuralım. Sen içimizdeki haykırışlarımızı duyuyorsun Allah'ım. Devletimizi ve bizleri yönetenler de duysun." (Sözcü; T24)
Tüm Emeklilerin Sendikası: açıklamalar sürecek
Sendika, ölümün ardından tarihi ve yeri belli yeni bir sokak çağrısı yayımlamadı. Ama mücadeleyi durdurmayacağını açıkça söyledi: "Emekliler sadaka istemiyor. Bir ömür çalışarak kazandıkları haklarını, insanca yaşayabilecekleri bir aylığı ve onurlu bir yaşamı istiyor. 'Para için değil, onur için' sözü unutulmamalıdır. Emeklilerin yoksulluğa mahkûm edilmesine sessiz kalmayacağız. Haklarımız ve onurlu bir yaşam için örgütlü mücadelemizi sürdüreceğiz." (marksist.org; bianet)
Genel Başkan Zeynel Abidin Ergen, basın açıklamalarına devam edileceğini, o açıklamalarda hem Ali Şekeroğlu'nun anılacağını hem de emekliliği sefalete sürükleyen politikaların kınanacağını duyurdu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in istifasını istedi; Cumhurbaşkanı'ndan tatmin edici bir açıklama beklediklerini söyledi. (BirGün)
Ölümün ardından gelen yeni açıklamalar
Tarihi ve yeri belli bir sokak çağrısı değiller; yine de dün akşamdan bu sabaha kadar gelen sözler, dünkü üç partinin yanına emek örgütlerini de ekliyor.
- TİP Genel Başkanı Erkan Baş: "Emekliye canını bile çok gören, Saray sosyetesine sefa sürdüren bu kara düzene binlerce kez lanet olsun. (…) Burası para için değil onuru için yaşayanların ülkesi. Siz paranıza güvenin, biz onurumuzla sizi defedeceğiz. Ant olsun ki yitirdiğimiz her bir canın hesabını tek tek soracağız." (Evrensel)
- SOL Parti: "Emeklileri ölüme mahkûm edenler mutlaka hesap verecek. (…) Başları dik ve onurla gezmek için bir ömür çalışmış emeklilerin onur mücadelesi hepimizindir." (T24)
- DİSK: "Emeklilerin talepleri ertelenemez. Emekli aylıkları insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılmalı, tüm emeklilerin barınma, beslenme ve sağlık hakları güvence altına alınmalıdır. Emeklilerin insanca yaşayacakları adaletli bir düzeni kurmak hepimiz için bir onur mücadelesidir." (Evrensel)
- TMMOB: "Emekli yurttaşlarımız açlığa, yoksulluğa ve ölüme mahkûm edilemez. (…) Emeklilerin insanca yaşayabileceği bir gelir, sosyal güvenlik sisteminin bir lütfu değil, yıllarca verilen emeğin karşılığıdır." (Evrensel)
- Birleşik Metal-İş: Seyyanen zam talebinin derhal karşılanmasını, emekli aylıklarının insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılmasını istedi; işçilerin ve emeklilerin mücadelesini büyüteceklerini duyurdu. (BirGün)
Dünkü üç ayrı katman duruyor: hukuk, ekonomi, ahlak. Yeni olan, emek konfederasyonlarının ve meslek odalarının da aynı cümleye — onur, sadaka değil hak — gelmiş olması. Eksik olan hâlâ aynı şey: ertelenen açıklamanın yeni bir tarihi, tek bir takvim, tek bir kürsü.
Düzenin Bekçisi, Düzenin Kapısında
Bir ayrıntının üzerinde durmak istiyorum, genç yoldaşlar. Ali Şekeroğlu emekli bir polis memuruydu.
Yıllarca devletin kapısında nöbet tutmuş, düzenin "güvenliği" için görev yapmış bir insandı. Emekliliğinde aynı devletin, bu kez yüksek mahkemesinin kapısına onur istemeye geldi. Bu sahnede derin bir tarihsel ironi var. Yoksullaşma artık yalnızca sınıfın en alt katmanlarında kalmıyor. Memuru, astsubayı, uzman çavuşu, öğretmeni, polisi aynı hendeğe itiyor. Düzenin en sadık saydığı kesimler bile, ömürlerini verdikleri düzenin kendilerine bir şey borçlu olmadığını, yaşlılıklarında acı biçimde öğreniyor.
"Orta sınıf" denen şey, aslında maaşlı emekçilerin nispeten güvenceli bir katmanına verilmiş kibar bir addı. O katman eriyor. Geriye kalan, bu ülkenin çok eski bir gerçeği: ücretiyle geçinen herkes, sonunda aynı sofraya oturur.
Bir Emeklinin Ayı
Bu blogda bir ilkemiz var: her iddianın altında bir rakam, her rakamın altında bir kaynak. Oran hesapları bize ait.
- En düşük emekli aylığı (Temmuz 2026): 23.552 TL. Ocak'ta 20.000 TL'ydi; altı ayda eklenen tutar 3.552 TL. (Fotomaç)
- Açlık sınırı (Ağustos 2026, dört kişilik aile, yalnızca gıda): 37.388 TL. (TÜRK-İŞ)
- Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti: 48.305 TL.
- Yoksulluk sınırı: 121.786 TL.
- Net asgari ücret (2026): 28.075,50 TL. (bianet)
Bu rakamları yan yana koyduğumuzda ortaya bir hayatın haritası çıkıyor. En düşük emekli aylığı açlık sınırının yüzde 63'ü; arada 13.836 TL'lik bir uçurum var. Tek başına yaşayan birinin geçim maliyetinin yüzde 49'u; yani yalnız yaşayan bir emeklinin parası, ayın ortasına gelmeden biter. Yoksulluk sınırının ise yalnızca yüzde 19'u. Mutfak enflasyonu yıllık yüzde 37,90. Emeklinin bütçesinin ağırlığı mutfakta ve eczanede olduğu için, açıklanan genel enflasyon rakamı emekli için her zaman olduğundan iyimserdir.
Şunu da bilmek gerekiyor: bu rakam, istisnai bir alt sınır değil. Milyonlarca emeklinin aylığı bu tabanın tam üzerinde ya da hemen yakınında toplanıyor. Taban, fiilen ortalama hâline geldi.
Yetmiş Beş Yıllık Bir Hak
Şimdi zamanda geriye yürüyelim. Çünkü bugünü anlamanın tek yolu, bu hakkın nereden geldiğini hatırlamaktır. Ve hatırlanacak ilk şey şu: bu hakkı kimse bize armağan etmedi.
Kuruluş (1945–1960)
Türkiye'de modern sosyal sigorta, İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden doğdu. 1945'te 4772 sayılı yasa iş kazası, meslek hastalığı ve analık sigortasını kurdu; 4792 sayılı yasa İşçi Sigortaları Kurumu'nu. 1949'da memurlar için 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu çıktı. 1950'de 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası, 1957'de 6900 sayılı malullük, ihtiyarlık ve ölüm sigortası geldi. (SGK Tarihçe)
Bu tarihlerin rastlantı olmadığını anlamak gerekir. Savaşın ardından Avrupa'nın her yerinde sosyal devlet kuruluyordu, çünkü ufukta Sovyetler Birliği duruyordu ve Avrupa işçi sınıfı güçlüydü. Burjuvazi işçiye "yaşlılığında da seni koruyacağım" demek zorundaydı; demeseydi işçi başka bir dünyayı talep edebilirdi. Türkiye'de de sigorta, tek parti rejiminin son yıllarında ve çok partili hayata geçişte, köyden kente akan yeni işçiyi düzene bağlamanın bir aracı oldu.
O ilk yıllardan bir ayrıntıyı aklınızda tutun, çünkü yıllar sonra karşınıza "kara delik" adıyla çıkacak. Sistem gençti; prim ödeyen çoktu, aylık alan azdı. Fonlar birikti. Sosyal güvenlik literatüründe uzun uzun tartışıldığı gibi, bu fonlar düşük getiriyle kamu kurumlarına, bankalara ve yatırımlara aktarıldı. İşçinin yaşlılığı için biriktirilen para, erken dönem sermaye birikiminin ucuz kaynağına dönüştü.
Genişleme (1961–1980)
1961 Anayasası "sosyal devlet" ilkesini metne yazdı. 1963'te grev ve toplu sözleşme hakkı yasalaştı. 1964'te dağınık işçi sigortaları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu altında birleşti ve 1965'te İşçi Sigortaları Kurumu SSK adını aldı. 1971'de esnaf ve bağımsız çalışanlar için 1479 sayılı Bağ-Kur kuruldu. 1976'da muhtaç yaşlılar için 2022 sayılı yasayla 65 yaş aylığı geldi. (SGK Tarihçe)
Bu yıllar emeklilik hakkının genişlediği yıllardır. Nedeni kâğıtlarda değil, sokaklarda yazılıdır: DİSK 1967'de kuruldu, 15-16 Haziran 1970'te işçi sınıfı İstanbul'un yollarını doldurdu. Haklar sınıfın örgütlülüğüyle birlikte büyüdü. Bu yazının bütün tarihini tek cümlede özetlemek gerekse şöyle derdim: sosyal güvenlik, sınıflar arasındaki güç dengesinin bordroya düşen izidir.
Bu yılları bir "altın çağ" olarak anlatmayacağım. SSK hastanelerinin kuyrukları uzundu, köylü sigortasızdı, kadınların büyük çoğunluğu sistemin dışındaydı. Ama tarihin yönü doğruydu: kapsam genişliyordu ve emekli aylığı, çalışırken sürdürülen yaşamı yaşlılıkta da sürdürmeyi hedefliyordu.
Kırılma (12 Eylül ve 1980'ler)
12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü'nda uzun uzun anlattık: darbenin ekonomik programı 24 Ocak Kararları'ydı ve o programın ilk hedefi ücretlerdi. DİSK kapatıldı, grevler yasaklandı, reel ücretler çöktü. Emekli aylıkları ücrete bağlı olduğu için onlarla birlikte eridi. Sermaye birikimi, işçinin hem bugününden hem yarınından kesilerek yeniden başlatıldı.
1980'lerin ikinci yarısında emekliliğe yaş şartı getirildi. 1989 Bahar Eylemleri'yle işçi sınıfı yeniden sahneye çıktı. 1991 seçimlerinde yaş şartının kaldırılması bir seçim vaadine dönüştü ve 1992'de kaldırıldı. Bugünkü tartışmanın ilk provası buydu: emeklilik hakkı artık bir siyasi pazarlığın malzemesiydi.
Kuşatma (1990–2008)
1990'larda bir söz icat edildi: sosyal güvenlik kara deliği. Açıklar büyüyordu, çünkü işsizlik, kayıt dışılık ve art arda gelen prim afları geliri düşürüyordu, çünkü devlet kendi işveren payını düzenli yatırmıyordu, çünkü o eski fonlar çoktan eritilmişti. Ama anlatı her seferinde aynı yere varıyordu: sorun, emeklinin çok erken emekli olması ve çok uzun yaşamasıydı.
1995'te DYP-SHP hükümeti, IMF ve Dünya Bankası'nın talepleri doğrultusunda yaş şartını yeniden getirmeye hazırlandı: erkeğe 60, kadına 55. O yıllarda bu ülkede bir erkeğin ortalama yaşam süresi 64'tü. Türk-İş meydanlara çıktı. 30 Nisan 1995'te İzmir'de, 21 Mayıs 1995'te Rize'de, "Mezarda Emekliliğe Hayır" mitingleri yapıldı. Yasa o yıl geçemedi. (Tekgıda-İş)
Dört yıl sonra geçti. Nasıl geçtiğine iyi bakın. 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden yalnızca üç hafta geçmişti. Ülke enkaz kaldırıyor, ölülerini sayıyordu. 8 Eylül 1999'da 4447 sayılı yasa çıktı: kadına 58, erkeğe 60, kademeli olarak. Yas tutan bir ülkede, ses çıkaramayacak durumdaki bir işçi sınıfının geleceğinden kesildi. (Tekgıda-İş; Resmî Gazete) Naomi Klein'ın "şok doktrini" dediği şeyin bu topraklardaki ders kitabı örneği budur.
Sonra AKP dönemi geldi ve işi tamamladı. 2006'da 5502 sayılı yasayla SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tek çatıda, SGK'da birleştirildi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 1 Ekim 2008'de yürürlüğe girdi. Emeklilik yaşı kademeli olarak 65'e bağlandı, aylık bağlama oranları düşürüldü, hesaplama formülü aylığı geçmiş kazançtan biraz daha kopardı. (SGK Tarihçe) Bu değişikliğin adı "reform"du. İçeriği tek cümleydi: daha uzun çalış, daha çok öde, daha az al.
Erime (2003–2026)
Şimdi bu tarihin en çarpıcı rakamına geliyoruz. Ocak 2003'te en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 47 üzerindeydi. 2016'da asgari ücret, en düşük emekli aylığını ilk kez geçti. Ocak 2023'te en düşük aylık, asgari ücretin aşağı yukarı üçte ikisine inmişti. (Euronews) Bugün en düşük aylık net asgari ücretin yüzde 84'ü.
Bu tabloyu dikkatle okuyun. Asgari ücret zaten açlık sınırının altında. Emekli aylığı ise açlık sınırının altındaki ücretin de altına itildi. Yirmi yıl önce çalışırken kazandığından fazlasını alarak emekli olan işçi, bugün asgari ücretliden daha yoksul.
Erimenin mekanizması da en az sonucu kadar öğretici. Emekli aylığı artık kendi iç mantığıyla, yani ödenmiş primlerle belirlenmiyor. Her altı ayda bir Hazine'nin siyasi kararıyla yeniden çizilen bir "en düşük aylık" tabanı belirliyor. Otuz yıl prim ödemiş işçiyle on beş yıl ödemiş olan aynı tabana yığılıyor. Prim ile aylık arasındaki bağ, yani hakkın kendisi, sessizce siliniyor. Geriye her altı ayda bir "ne kadar verilsin" diye pazarlık edilen bir yardım kalıyor.
Emekli Hayatı Bugün
Emekliliğin Olmayan Dinlencesi
Şubat 2026'da SGK'ya sosyal güvenlik destek primi ödeyen, yani kayıtlı olarak çalışan emekli sayısı 2.130.020. Altı yıl önce bu sayı 746.766'ydı; artış yüzde 185. (Cumhuriyet) Bunlar yalnızca kayıtlı olanlar. Pazarda tezgâh açan, apartman kapısında bekleyen, torununa bakarak çocuğunun kirasına ortak olan emekliler bu sayının dışında.
TÜİK'e göre 65 yaş üstünde istihdam oranı 2020'de yüzde 10 iken 2024'te yüzde 13,1'e çıktı; bunların yarısından fazlası tarlada. (TÜİK, İstatistiklerle Yaşlılar 2025)
Bu çalışmanın bir bedeli var. İSİG Meclisi'nin kayıtlarına göre 2026'nın yalnızca ilk sekiz ayında 65 yaş ve üstü en az 108 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Devrilen traktörlerin altında, düşülen iskelelerde, bitmeyen vardiyaların sonundaki kalp krizlerinde. (soL, İSİG verileri) Emeklilik, bir ömür çalışmış insanın dinlenme hakkı olarak kurulmuştu. Bugün yaşlıların iş cinayetlerinde ölmesinin adına dönüştü.
Yalnızlığın Coğrafyası
Türkiye hızla yaşlanıyor. 65 yaş üstü nüfus 2020'de 7,95 milyondu; 2025'te 9,58 milyon oldu, nüfusun yüzde 11,1'i. Hemen her dört haneden birinde en az bir yaşlı yaşıyor. 1,84 milyon yaşlı tek başına yaşıyor ve bunların yüzde 73,5'i kadın. (TÜİK, İstatistiklerle Yaşlılar 2025)
Yalnız yaşayan yaşlı kadın, bu düzenin en görünmez yoksuludur. Çoğunun kendine ait bir emeklilik hakkı yoktur, çünkü ömrü boyunca karşılığı ödenmeyen bakım emeği vermiştir. Eşinden kalan dul aylığıyla yaşar. Kimin Ailesi Güvende? yazısında devletin "aile" derken bakım yükünü nasıl kadının omzuna bıraktığını göstermiştik. O yükün son perdesi burada iniyor: bir ömür başkalarına bakan kadın, yaşlandığında kimsesiz kalıyor.
Bedenin Faturası
Emekli için sağlık, bir hak olmaktan çıkıp bir fatura kalemine dönüştü. 5510 ile kurulan genel sağlık sigortası rejiminde muayene ve ilaç katılım payları emeklinin aylığından doğrudan kesiliyor. Devlet hastanesinde randevu haftalar sonrasına veriliyor; özel hastanede fark ücreti cepten ödeniyor. Kronik bir hastalıkla yaşayan emekli için ilaç, gözlük, diş, işitme cihazı, fizik tedavi, her biri ayrı bir hesap demek. Aylığı açlık sınırının altında olan bir insana "sağlığınız sizin sorumluluğunuzdadır" demek, "sağlığınızdan vazgeçin" demenin kibar bir biçimidir.
Ruhun faturası da ayrıca ödeniyor. Geçinememenin, borçlanmanın, çocuğuna yük olmanın, işe yaramaz hissettirilmenin yarattığı çöküntü bireysel bir psikolojik sorun değildir. Toplumsal olarak üretilir. Sosyal Güvenlik Mütehassısları Derneği de yoksulluğun emeklinin ruh sağlığı üzerindeki etkisini ayrı bir başlık olarak kayda geçiriyor. (SGMD)
Aynı Sofradaki İki Kuşak
Ali Şekeroğlu'nun cümlesini yeniden hatırlayalım: "Gelinim işsiz, damadım işsiz." Bugünün emeklisi yalnızca kendi yoksulluğunu taşımıyor. İşsiz ya da güvencesiz çalışan çocuğunun kirasına, torununun okul masrafına, evdeki hastanın bakımına ortak oluyor. TÜİK: İki Rakam, Tek Ülke: %8,1 ve %30,6 yazısında gösterdiğimiz gibi, geniş tanımlı işsizlik yüzde 30'un üzerinde. Genç işsizliği ile emekli yoksulluğu aynı hanenin çatısı altında buluşuyor.
Bir zamanlar emekli, çocuğuna yardım edebilen kişiydi. Sonra çocuğundan yardım bekleyen kişi oldu. Bugün ikisi birden yoksul ve aynı sofrada, aynı eksikliğin etrafında oturuyorlar. Emekli aylığı hanenin geçiminin bir parçası; onu eritmek, bütün bir ailenin, bütün bir kuşağın geçimini eritmek demek.
Hak ile Lütuf Arasında
Şimdi meselenin kalbine geliyoruz.
Hak ile yardım arasındaki fark basit ama derindir: hak dava edilebilir, yardım geri alınabilir. Hak bir kuralla gelir ve sizi özne yapar. Yardım bir kararla gelir ve sizi bekleyen kılar. Hakkınız varsa talep edersiniz; yardım alıyorsanız teşekkür etmeniz beklenir.
Son yirmi yılda bu ülkede emeklilik, adım adım haktan yardıma dönüştürüldü. Mekanizmanın parçaları ortada:
- Bayram ikramiyesi. Nisan 2018'de, Haziran 2018 seçimlerinden hemen önce 1.000 TL olarak başladı. 2026'da 4.000 TL; reel değeri 2018'e göre yüzde 60'tan fazla eridi. (Doğruluk Payı) Bugün en düşük aylığın yalnızca yüzde 17'si. Adı bile ilişkinin doğasını ele veriyor: ikramiye, yani ikram. Hak değil, ikram.
- En düşük aylık tabanı. Seçimlerden önce yükseltiliyor, seçimlerden sonra enflasyonun eritmesine bırakılıyor. 2023 genel seçimi öncesinde taban yükseltildi, bayram ikramiyesi artırıldı, EYT yasalaştı. Seçimden iki ay sonra memura seyyanen artış verildi, emekliye verilmedi. O kararın bugün Anayasa Mahkemesi'nde olması bir rastlantı değil.
- Seyyanen artışta çizilen çizgi. Aynı devletten maaş alan memur ile memur emeklisi arasındaki ayrım, emekliyi "artık üretmeyen, dolayısıyla pazarlık gücü kalmamış" bir kesim olarak tanımlamanın hukukî biçimi.
- Belediyelerin yardımları. Yalnızca iktidar değil, muhalefet belediyeleri de emekliye kart, kupon, ekmek dağıtıyor. Niyetleri ne olursa olsun, bu uygulamalar da aynı ilişkiyi yeniden üretiyor: hak talebinin yerine hizmet minneti koyuluyor.
Bu ilişkinin adı patronajdır. Kaynak, hak olarak değil, sadakatin karşılığı olarak dağıtılır. Alan kişi hak sahibi değil, bir müşteridir. Müşteri de patronunu değiştirmekten çekinir, çünkü bu ayki yardımın gelecek ay kesilebileceğini bilir.
İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? yazısında AKP hegemonyasının temel mekanizmalarından birinin tam olarak bu olduğunu yazmıştık: sosyal hakların, siyasal bağımlılık ilişkisine dönüştürülmesi. Emekliler bu ilişkinin en kalabalık, en kırılgan ve seçim takvimine en duyarlı halkasıdır. Bu ülkede yaklaşık 17 milyon emekli var (soL); aileleriyle birlikte seçmenlerin büyük bir bölümünü oluşturuyorlar.
Döngü hep aynı biçimde işliyor. Önce hak eritilir. Sonra eritilen hakkın bir parçası "müjde" diye geri verilir. Müjdeyi verene teşekkür beklenir. Teşekkür etmeyene nankör denir. Hakkın bütününü isteyene de, Ali Şekeroğlu'nun karşılaştığı o ağır sessizlik düşer.
"Para için değil, onurumuz için" dövizi, bu döngünün tam kalbine yöneliyordu. Söylediği şuydu: Bana müjde vermeyin, hakkımı verin. Onur, müşteri olmayı reddetmektir.
Bir Ülkenin Aynası
Emeklileri ayrı bir kategori gibi konuşmak kolaydır: "yaşlılarımız", "emeklilerimiz". Oysa emekli yoksulluğu, ülkenin bütün yoksulluğunun aynasıdır. Emekli aylığı, bir çalışma hayatının son bordrosudur ve o hayatta yaşanan her şeyi içinde taşır.
Ücretler düşükse primler düşüktür, aylık da düşük olur. Kayıt dışılık yaygınsa prim günleri eksik kalır; emeklilik ertelenir ya da aylık tabana yığılır. İşsizlik yüksekse emekli çocuğuna bakar. Enflasyon yüksekse en çok sabit gelirli kaybeder, en sabit gelirli de emeklidir. Kamu hizmetleri paralıysa, hizmete en çok ihtiyaç duyan yaşlı en çok öder.
Demek ki emekliyi yoksullaştıran, ayrı bir "emekli politikası" değil, bütün bir birikim modelidir. Ucuz emek, esnek çalışma, sermayeye düşük vergi, yoksula yüksek dolaylı vergi. Sermaye işçiyi çalışırken ucuza kullanır; emekli olduğunda da onun yaşlılığını bütçenin "tasarruf kalemi" hâline getirir.
Aynı yıllarda bankaların ve holdinglerin kâr rekorları, kur korumalı mevduatla mevduat sahiplerine aktarılan kaynaklar, müteahhitlere verilen hazine garantileri için kimse "kaynak yok" demedi. Kaynak her zaman vardır. Sorun, o kaynağın kime ayrıldığıdır. Bir bütçe, bir toplumun kimin yaşamını daha değerli saydığını kaydeden muhasebe defteridir. O defterde emekli "gider" sütununda, sermaye "yatırım" sütununda durur.
İki Kuşak, İki Emeklilik
| 1999'dan önce emekli olan bir işçi | 2026'da işe başlayan bir genç |
|---|---|
| Yaş şartı yok ya da düşük; yirmi–yirmi beş yıl primle emeklilik | Kademeli olarak 65 yaş; 7.200 gün, çoğu zaman eksik prim |
| Aylık, çalışırken sürdürülen yaşamı hedefliyordu | Aylık bağlama oranları düşürülmüş, aylık ücretten kopuk |
| En düşük aylık asgari ücretin üstünde (2003: yüzde 47 fazla) | En düşük aylık asgari ücretin altında (2026: yüzde 84'ü) |
| SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ayrı; kıdem tazminatı güvende | Tek çatı, tek formül; kıdem tazminatı sürekli tartışmada |
| Sendikalı işyeri ve toplu sözleşme görece yaygın | Taşeron, platform, esnaf kurye, proje bazlı iş |
| Emeklilik dinlenmek demekti | Emeklilik ikinci bir işe başlamak demek |
| Devletin dili: "hakkındır" | Devletin dili: "müjde", "ikramiye", "destek" |
| Örgütlü bir sınıf kazanımlarını savunuyordu | Dağınık bir kuşak, kazanımların nasıl kaybedildiğini bile bilmiyor |
Bu tablonun son satırı, bu yazının neden size yazıldığını anlatıyor.
Genç Yoldaşlar: Sizi Bekleyen Yaşlılık
Bu yazıyı okuyanların çoğu için emeklilik uzak bir ufuk, otuz kırk yıl ötede bir yer. Ama şunu bilmenizi isterim: sizin emekliliğiniz bugün, siz orada yokken tasarlanıyor.
Size hazırlanan geleceğin taslağı şöyle:
Parçalanmış bir çalışma hayatı. GİG Ekonomisi Dosyası'nda gösterdiğimiz gibi, kuryeyi "esnaf" yaparak işverenin primini onun omzuna yüklüyorlar. Bağ-Kur'lu bir kurye, prim borcu biriktikçe emekliliğinden uzaklaşıyor. Stajyerlik, çıraklık, MESEM, proje bazlı sözleşme, "serbest çalışma": her biri prim gününden eksiltilmiş yıllar demek. Yapay zekâ ve platform ekonomisi bu parçalanmayı hızlandırıyor. İş var, ama sigortalı iş giderek azalıyor.
Yükselen yaş, düşen oran. 5510 ile emeklilik yaşı kademeli olarak 65'e bağlandı ve bugünkü gidişle bu sınırın da yetmeyeceği konuşuluyor. Aylık bağlama oranları düştükçe, 65 yaşında alacağınız aylık, çalışırken kazandığınızın giderek daha küçük bir kesrine dönüşecek.
Kıdem tazminatına uzanan el. Yıllardır "fona devredilsin" diye önümüze gelen tartışmanın hedefi, işçinin elindeki son büyük güvenceyi, işten çıkarılmanın işverene maliyetini ortadan kaldırmak. Gündemde tutulan "tamamlayıcı emeklilik" modelleri de aynı yöne işaret ediyor.
Bireyselleştirilen yaşlılık. Bireysel emeklilik sistemi size "yaşlılığını kendin biriktir" diyor. Bu, kolektif bir hakkın bireysel bir yatırım ürününe çevrilmesidir. Riskiniz borsaya, faize, fon yöneticisine devrediliyor. Fabrika Kapandı, Hisse 25'e Katlandı yazısında fiktif sermayenin küçük tasarruf sahibine neler yaptığını anlatmıştık. Yaşlılığınızı o piyasaya emanet etmek, onu bir kumar masasına bırakmaktır.
"Kara delik" anlatısının yeni sürümü. Nüfus yaşlanıyor, bir emekliye düşen çalışan sayısı azalıyor. Bunu size değiştirilemez bir demografik kader gibi anlatacaklar: "Sistem çöktü, sizin kuşağınıza emeklilik kalmadı." Bu cümleyi duyduğunuzda iki şeyi hatırlayın. Birincisi, 1950'lerin fonlarının nereye gittiğini. İkincisi, sosyal güvenlik açığını kapatmanın tek yolunun emekliden kesmek olmadığını. Kayıt dışılıkla mücadele etmek, işveren primlerini eksiksiz tahsil etmek, prim aflarını durdurmak, sermaye gelirlerini vergilendirmek ve verimlilik artışını ücrete yansıtmak da mümkün. Demografi bir veridir, kader değildir. Faturayı kimin ödeyeceği ise demografik değil, sınıfsal bir sorudur.
Size açık konuşmak zorundayım. Hiçbir şey değişmezse, sizin kuşağınız iyi bir yaşlılık beklemesin. Her yıl biraz daha kırpılan bir hakkın yirmi, otuz yıl sonra ne kadarının ayakta kalacağını hesaplamak zor değil. Bugün Ali Şekeroğlu'nun elindeki döviz, yarın sizin ellerinizde olabilir. Aynı sözlerle, daha yaşlı ve daha yorgun ellerde.
Ama bu karanlık bir kehanet değil, bir uyarıdır. Çünkü anlattığımız bütün tarih tek bir gerçeği gösteriyor: emeklilik hakkı hiçbir zaman verilmedi, her zaman alındı. 1960'larda genişlediyse, sınıf örgütlü olduğu için genişledi. 1995'te "mezarda emeklilik" geçemediyse, Türk-İş meydanda olduğu için geçemedi. 1999'da geçtiyse, ülke enkaz altında ve sınıf dağınık olduğu için geçti. Hakların kaderini demografi değil, örgütlülük belirler.
Resmî Anlatı ve Sınıfsal Okuma
| Resmî anlatı | Sınıfsal okuma |
|---|---|
| Kaynak yok | Kaynak var; kime ayrılacağı siyasi bir karardır |
| Sosyal güvenlik bir kara delik | Fonlar erken dönemde eritildi; prim afları ve kayıt dışılık açığı büyüttü |
| Emeklilerimize müjde | Eritilen hakkın bir parçası geri veriliyor |
| Bayram ikramiyesi | Hak değil ikram; 2018'den bu yana reel değeri yüzde 60'tan fazla eridi |
| Memura seyyanen artış, emekliye yok | Pazarlık gücü kalmayanın payı kesilir |
| Nüfus yaşlanıyor, sistem sürdürülemez | Faturayı kimin ödeyeceği demografik değil, sınıfsal bir sorudur |
| Bireysel emeklilikle geleceğinizi güvenceye alın | Kolektif bir hak, piyasa riskine çevriliyor |
| Tekil, trajik bir olay | Açlık sınırının yüzde 63'üyle yaşamaya zorlanan milyonların en çıplak ifadesi |
Somut Görevler
Öfke örgütlenmeye dönüşmezse, bir haftada söner. Bu yüzden öfkenizi şu işlere çevirmenizi öneriyorum:
- Emeklini dinle. Bu akşam annenle, babanla, dedenle ya da komşundaki emekliyle konuş. Aylığını, ilaç masrafını, kirasını, kime borçlandığını sor. Yoksulluğu rakamlardan bilmek bir şeydir, bir yüzde görmek başka bir şey. Utandıkları şeyin kendi suçları olmadığını onlara söyle.
- Kimseyi yalnız bırakma. Mahallende, apartmanında tek başına yaşayan yaşlıları tanı. Bir telefon, bir ziyaret, bir alışveriş. Dayanışma, devletin çekildiği yerde kurulan örgütlü bir ilişkidir; sadaka değildir.
- Çağrılara katıl, çağrıları birleştir. Ankara'daysan bugün öğle namazına Ahi Mesud Söğüt Camii'ne git; cenaze Elvanköy Mezarlığı'na götürülecek. Bir milyon imza kampanyasına imza at ve yay. Tüm Emeklilerin Sendikası basın açıklamalarına devam edeceğini duyurdu; sendikanın ve il emekli platformlarının bir sonraki eylemini takip et, aileni ve mahallendeki emeklileri yanında götür. Ertelenen ortak açıklamanın yeni tarihini duyur ve aynı talep için yapılan ayrı çağrıların tek bir takvimde, tek bir kürsüde buluşması için sesini yükselt.
- Emekli örgütleriyle bağ kur. Onlara sosyal medya, tasarım, hukuk ve veri desteği ver. Kuşakların ayrı ayrı örgütlenmesi, sermayenin en sevdiği bölünmedir.
- AYM sürecini izle. Seyyanen zam başvurusu esastan incelenecek. Takvimi takip et ve duyur. Hukuk tek başına kazandırmaz, ama arkasında kalabalık olan bir dosya başka türlü okunur.
- Kendi bordronu oku. e-Devlet'ten SGK hizmet dökümünü indir. Kaç gün primin yatmış, işveren gerçek ücretini mi bildirmiş, yoksa asgari ücret mi göstermiş? Eksik yatırılan prim, gelecekteki aylığından bugün çalınan paydır.
- Kayıt dışılığa karşı dur. Sigortasız ya da yarım sigortalı işlere tek başına itiraz etmek kolay değildir. Ama bir iş yerinde üç kişinin aynı soruyu birlikte sorması, bir kişinin sormasından çok farklı bir sonuç doğurur.
- Sendikalı ol. Bugünkü emekli yoksulluğunun kökü, dünün işçisinin örgütsüzlüğündedir. Yarının emekliliği bugünün sendika üyeliğinde belirlenir. Nereden başlayacağını bilmiyorsan Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu gibi metinlerle başla.
- "Kara delik" anlatısına rakamla karşılık ver. Biri "sistem batık" dediğinde sor: Prim afları kimin içindi? İşverenlerin prim borcu ne kadar? Kur korumalı mevduata ne kadar ödendi? Kaynağın nereye gittiğini sormak, kaynak olmadığı iddiasını çürütür.
- Müjde diline teşekkür etme. Aylık artışını, ikramiyeyi, taban düzenlemesini hak diliyle konuş. "Verdiler" değil, "aldık" ya da "vermediler." Dil değişmeden bilinç değişmez.
- Kuşak düşmanlığına kanma. "Emekliler yüzünden bize bir şey kalmıyor" ya da "gençler çalışmıyor" ikiliği, aynı sınıfın iki kuşağını birbirine düşürme çabasıdır. Emeklinin aylığı da gencin ücreti de aynı yerden kesiliyor.
- Bu tarihi anlat. 1945'ten 1999'a, "Mezarda Emekliliğe Hayır"dan bugüne. Hakların nasıl kazanıldığını bilmeyen bir kuşak, nasıl kaybedildiğini de fark etmez.
- Ali Şekeroğlu'nun adını yaşat, ama yolunu çoğaltma. Onun cümlesini sloganlaştır, ölümünü değil. Bir insanın onuru ancak yaşayanların örgütlü sesinde korunur.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bugün Anayasa Mahkemesi'nin önünde bir adam, torununa altın takamadığını söyledi ve kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi. Birkaç gün konuşulacak, sonra yeni bir gündem gelecek ve bu cümle de öteki cümlelerin arasına karışıp gidecek. Bizim işimiz, bu unutuşun önünde durmaktır.
Ali Şekeroğlu'nun dövizindeki cümle, bir sınıfın bütün tarihini içinde taşıyor: para için değil, onur için. Çünkü emekçi için para, onurun maddi biçimidir. Emeğinin karşılığını almak, yaşlılığında kimseye muhtaç olmamak, torununa bir şey verebilmek lüks değildir; bir ömür çalışmanın en az karşılığıdır. Bu düzen o karşılığı ödemiyor. Üstelik ödemediği şeyin küçük bir parçasını "müjde" diye uzatıp teşekkür bekliyor.
Emeklilik kimsenin armağanı değildi. 1945'te kuruldu, çünkü işçi sınıfı güçlüydü. 1960'larda genişledi, çünkü örgütlüydü. 1999'da ve sonrasında budandı, çünkü dağınıktı. Bugün her gün biraz daha kırpılıyor, çünkü bu kırpmayı durduracak eller henüz bir araya gelmedi.
O eller sizin ellerinizdir. Bugün dedenizin, ananızın yanında duracak eller. Yarın kendi yaşlılığınızı savunacak eller.
Onur bireysel bir erdem değil, kolektif bir kazanımdır. Kimse onurunu tek başına koruyamaz; onur ancak birlikte savunulur.
Ali Şekeroğlu'nu saygıyla anıyoruz. Ailesine, sevdiklerine ve o meydanda yanında duran bütün emekli arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Güncelleme
25 Eylül 2026, 18.40: Yazının yayımlandığı saatte olaya ilişkin resmî bir açıklama yapılmamıştı. Eylemi düzenleyen örgütlerin, AYM sürecinin ve resmî açıklamaların gelişimine göre bu yazı güncellenecektir.
26 Eylül 2026, 11.20: Resmî açıklama hâlâ yok. Yirmi beş örgütün AYM önündeki ortak basın açıklaması ileri bir tarihe ertelendi; yeni saat ve yer duyurulmadı. Ölümün ardından tarihi ve yeri belli ikinci buluşma, bugün öğle namazının ardından Ahi Mesud Söğüt Camii ve Elvanköy Mezarlığı. Tüm Emeklilerin Sendikası mücadeleyi sürdüreceğini, basın açıklamalarına devam edeceğini duyurdu. Ayrıntı ve kaynaklar Duyurulan Eylem Çağrıları bölümünün sonundadır.
Yalnız Değilsiniz
Bu yazıyı okurken kendinizi çaresiz hissediyorsanız ya da yaşamınıza son vermeyi düşünüyorsanız, lütfen yalnız kalmayın. Güvendiğiniz birine hemen ulaşın; acil bir durumda 112'yi arayın. Çevrenizde "artık dayanamıyorum" diyen bir yaşlı, bir emekli, bir arkadaş varsa o cümleyi ciddiye alın, yanında olun ve bir sağlık kuruluşuna ulaşmasına yardım edin. Yoksulluk, borç ve yalnızlık, çözümü toplumsal olan sorunlardır. Hiç kimse bu yükü tek başına taşımak zorunda değildir.
Bağlantılı Yazılarımız
Yoksulluk ve rakamlar
- Zil Herkese Aynı Çalmaz — okullar açılırken yoksulluğun ve eşitsizliğin rakamları
- TÜİK: İki Rakam, Tek Ülke: %8,1 ve %30,6 — işsizlik ve istatistiğin ideolojisi
- Kimin Ailesi Güvende? — karşılığı ödenmeyen bakım emeği, "aile" ve bütçe
Emek ve örgütlenme
- GİG Ekonomisi Dosyası — esnaf kuryelik ve primsiz çalışma
- Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu
- Sandalyeyi Kim Kaldırdı?
Tarih ve hegemonya
- 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü — ücretlere ve sendikalara karşı bir sınıf darbesi
- İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? — sosyal hakların siyasal bağımlılığa dönüştürülmesi
- Fabrika Kapandı, Hisse 25'e Katlandı — fiktif sermaye ve küçük tasarruf sahibi
Kaynaklar
Olay
- Medyascope — Ankara'da emekli eyleminde intihar girişimi, 25 Eylül 2026
- soL — Görgü tanığı emekliler Ankara'daki eylemi anlattı
- soL — Resmi açıklama hâlâ gelmedi, emekliler "hükümet istifa" dedi
- Yeni Ankara — Hastaneye kaldırılan emekli polis hayatını kaybetti
- Dokuz Eylül — "Geçinemiyorum" dedi, hayatını kaybetti
- BirGün — Ankara'daki eylemde intihar girişiminde bulunan emekli kurtarılamadı
Eylem çağrıları ve AYM süreci
- TR Haberleri — Emekliler seyyanen zam için AYM önünde eylem yapacak (çağrı, 12 Eylül)
- TR Haberleri — Emekli örgütleri seyyanen zam için AYM önünde
- BirGün — Emekliler sokağa çıkıyor (Tüm Emeklilerin Sendikası, 86 nokta)
- Gazete Kamu — Emekliler sokağa çıkıyor: Haklarımızı istiyoruz
- İz Gazete — İzmir'de emekliler yeniden sokağa çıkıyor
- TİP Ankara — "Onuru için ölenlerin hesabını verin!" (X, 25 Eylül 2026)
- TİP Genel Merkezi — açıklama (X, 25 Eylül 2026)
- EMEP — "Emekli Ali'yi intihara sürükleyen, sermaye ve Saray düzenidir!" · X paylaşımı
- soL — TKP: "İktidar emekli insanımıza 'Siz artık bu toplumda fazlalıksınız' diyor"
- Sözcü — AYM'den emeklilere seyyanen zam sinyali
- bianet — Emekliler zam talebiyle meydanlarda
- Atilla Özsever — Emekli için önce eylem birliği
- BirGün — Cenaze programı: Ahi Mesud Söğüt Camii, Elvanköy Mezarlığı, 26 Eylül 2026
- Sözcü — Ali Şekeroğlu'nun son sosyal medya çağrısı
- T24 — Son paylaşım; resmî açıklama henüz yok, 26 Eylül 2026
- Tüm Emeklilerin Sendikası — "Para için değil, onur için sözü unutulmamalıdır"
- BirGün — "Bu rejim yaşama düşman" (TES, DİSK, partiler)
- bianet — Emekli örgütleri ve partilerin tepkisi, 26 Eylül 2026
- Evrensel — DİSK, TMMOB, TİP, SOL, DEM açıklamaları
- Halk TV — Ortak basın açıklaması ileri bir tarihe ertelendi
- T24 — SOL Parti açıklaması
Aylık, ücret ve geçim
- Fotomaç — Temmuz 2026 en düşük emekli aylığı
- TÜRK-İŞ — Ağustos 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı
- bianet — Asgari ücret: net 28 bin 75 TL
- Euronews — Emekli maaşı asgari ücret karşısında eridi
- Doğruluk Payı — Emekli ikramiyesi enflasyon karşısında eridi
- SGMD — Emekli aylığı ve yoksulluk sorunu
Emekli hayatı
- Cumhuriyet — Kayıtlı çalışan emekli sayısı 6 yılda %185 arttı
- soL — 8 ayda 108 yaşlı yurttaş iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi (İSİG)
- Cumhuriyet — TÜİK İstatistiklerle Yaşlılar 2025
Tarih ve mevzuat







