Elif Eralp'i Ne Bekliyor?
Sandıkta Kazanılan, Masada Nasıl Alınmak İsteniyor

Elif Eralp'i Ne Bekliyor?
Sandıkta kazanılan, masada nasıl alınmak isteniyor
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Dört gün önce, 20 Eylül akşamı, “Elif Eralp: Tarih yazdık arkadaşlar” başlığıyla bir sevinci paylaştık. O sevinç yerinde bir sevinçti ve hâlâ öyle. Ama bu dört günde, Almanya'nın egemen sınıfı ve onun partileri bir şeyi açıkça gösterdi: Sandıkta kazanmak, iktidarı almak demek değildir. Hele ki kazanan, kira tekellerini kamulaştırmayı programına yazmış, göçmen bir işçi ailesinin kızı ve adında “Sol” geçen bir partinin adayıysa.
Bu yazıda dört şeyi yapacağız: Önce bugünkü durumu olgularla özetleyeceğiz. Sonra Elif Eralp'in önündeki yolları tek tek tartacağız. Ardından en çetrefil konuya, Sol Parti içindeki tartışmaya ve Berlin'deki Yahudilerin durumuna gireceğiz; burada kolaycılığa kaçmayacağız. En sonda da bu haftanın en utanç verici tablosunu, Cem Özdemir'in Sol Parti'yi AfD statüsüne itme girişimini ve Yeşillerin ikiyüzlülüğünü teşhir edeceğiz.
Baştan söyleyelim: Bu yazı ne Sol Parti'nin avukatlığıdır ne de düşmanlarının diliyle yazılmış bir “özeleştiri” taklidi. Sınıfın gözlüğüyle bakacağız. O gözlük bize şunu söylüyor: Berlin'de bugün tartışılan asıl şey antisemitizm değil, mülkiyettir. Antisemitizm gerçek bir sorundur ve ciddiye alınmalıdır; ama bu hafta Almanya'da ondan yapılan kullanım, mülkiyeti korumanın bir aracıdır. İkisini birbirinden ayırmak, bu yazının asıl işidir.
Son durum: Olgular ne diyor?
Seçim sonucu
Geçici resmî sonuçlara göre (Tagesspiegel):
| Parti | Oy oranı |
|---|---|
| Sol Parti (Die Linke) | %25,7 |
| CDU | %18,8 |
| AfD | %16,3 |
| Yeşiller | %14,3 |
| SPD | %12,1 (tarihî dip) |
| BSW | %4,7 (baraj altı) |
| FDP | %2,5 (baraj altı) |
Artı ve denge sandalyeleriyle meclis 162 sandalyeye çıktı; çoğunluk için 82 gerekiyor. Masada matematiksel olarak iki seçenek var:
- Sol–Yeşil–SPD (“kırmızı-yeşil-kırmızı”): 97 sandalye, Elif Eralp başkanlığında.
- CDU–Yeşil–SPD (“Kenya”): 84 sandalye, CDU'nun adayı Stefan Evers başkanlığında.
İkinci seçeneğe iyi bakın. Seçimi açık farkla kaybeden CDU'nun, üçüncü ve beşinci gelen partilerle birleşip birinci partiyi dışarıda bırakması demektir. Matematik olarak mümkündür; demokratik meşruiyet açısından ise bir sandık gaspıdır. Bu haftaki bütün gürültünün hedefi, bu ikinci seçeneği “ahlaki bir zorunluluk” gibi göstermektir.
Neden Eralp hâlâ başkan değil?
Berlin'de Regierende Bürgermeister (Hükümet Eden Belediye Başkanı) halk tarafından doğrudan seçilmez; Temsilciler Meclisi'nin (Abgeordnetenhaus) üye çoğunluğuyla seçilir. Yani önce bir koalisyon kurulacak, sonra meclis oylayacak. O güne kadar görevdeki CDU'lu Kai Wegner senatosu işleri yürütmeye devam ediyor. Eralp'in önündeki yol şöyle:
- 25 Eylül Cuma: Sol Parti Berlin il kurultayı, Yeşiller ve SPD ile sondaj görüşmelerine başlanmasını oylayacak. Eş başkanlar Kerstin Wolter ve Maximilian Schirmer, delegelerin Eralp'i “arkadan esen rüzgârla” masaya göndereceğinden emin olduklarını söylüyor (Focus).
- Sondaj, sonra koalisyon müzakereleri: Sol Parti, esas müzakerelerden önce Yahudi yaşamının korunması ve antisemitizmle mücadeleyi ayrıca konuşmayı kabul etti (ad-hoc-news).
- Üye oylaması: Eralp, koalisyon sözleşmesinin parti üyelerinin oyuna sunulacağını daha seçimden önce taahhüt etti (t-online).
- Meclis oylaması: Ancak bütün bunlardan sonra.
Karşıdaki blok
Bu dört günde oluşan cephe şaşırtıcı derecede geniş:
- CDU, Sol Parti'nin Anayasayı Koruma Dairesi (Verfassungsschutz) tarafından izlenmesini talep etti. Federal Meclis'te AfD'nin talebiyle 23 Eylül'de yapılan “Güncel Saat” oturumunda CDU'lu konuşmacılar Sol milletvekili Ferat Koçak'ın vekilliği bırakmasını istedi (Bundestag).
- AfD, bir federal meclis oturumunu tümüyle Berlin Sol'una ayırdı. Gottfried Curio, Berlin'deki Müslüman seçmenlerin çoğunluğunun Sol'a oy vermesini “Almanya'daki ilk açıkça etnik seçim” diye niteledi. Irkçılığın bu kadar çıplak konuştuğu bir oturumda Beatrix von Storch, “savaştan bu yana hiçbir parti Yahudi düşmanlığını seçmen seferberliği için kullanmadı” dedi. Nazizmin siyasi mirasçılarının Yahudileri koruma iddiasıyla kürsüye çıkması, bu haftanın kara mizahıdır.
- SPD federal yönetimi (Klingbeil ve Bas), Sol'un antisemitizme ve suç şebekelerine “bir milim bile yer vermemesi” gerektiğini açıkladı; Berlin SPD'si ise koşulu Sol'un meclis grubundaki her üyenin açık taahhüdüne bağladı (ZDFheute).
- Yeşillerin federal eş başkanı Felix Banaszak “bir kere kâğıdı imzalamak yetmez” dedi; koalisyonun “her bedele” kurulmayacağını ekledi.
- Cem Özdemir, Baden-Württemberg Başbakanı olarak Berlin'e ültimatom verdi. Buna aşağıda ayrıca geleceğiz.
- Medya, Axel Springer grubunun yayın organlarından (Welt, BILD) liberal Tagesspiegel'e, İsviçre'nin NZZ'sine kadar neredeyse tek sesle, seçim sonucunu değil “Sol'un Yahudi sorunu”nu manşete taşıdı.
Bu cephenin ortak paydası nedir? Hepsi, farklı dozlarda, 2021 referandumunda Berlin halkının %59,1'le onayladığı büyük kira şirketlerinin kamulaştırılmasına karşıdır. Bunu unutmadan devam edelim.
Asıl mesele: Neyin tartışılmadığı
der Freitag'ta Elsa Koester, bu haftanın özetini tek cümleyle yaptı: Cumhuriyet, konutların toplumsallaştırılmasını ya da sosyal devletin nasıl finanse edileceğini tartışmıyor; Issa Remmo'yu ve Ibrahim Ibrahim'i tartışıyor (der Freitag).
Oysa Elif Eralp'in programı açıktır ve bu programın hedef tahtasında belli sınıflar vardır:
- Yaklaşık 220 bin konutun büyük kira şirketlerinden (Vonovia, Deutsche Wohnen ve benzerleri) alınıp kamu mülkiyetine geçirilmesi.
- Kamu konutlarında kira tavanı.
- Toplu taşımada ücret indirimi.
- Lüks gayrimenkule ek vergi.
- Ve belki en önemlisi, açıkça söylenen şu cümle: “Ek kredi almamız gerekiyor.” (t-online)
Bu son cümle, Almanya'nın anayasal dogması olan borç frenine (Schuldenbremse) açık bir itirazdır. Aynı Almanya, 2025'te silahlanma için borç frenini tek hamlede gevşetmişti. Tanklar için borç alınabiliyor, kiracılar için alınamıyor. İşte bu programın karşısında kurulan cephe, programı tartışmak yerine partinin Neukölln'deki bir düğününe kimin geldiğini tartışıyor. Tesadüf değil.
Marksizmin en eski derslerinden biri şudur: Egemen sınıf, kendi çıkarını hiçbir zaman kendi adıyla savunmaz. “Mülkümü koruyorum” demez; “ekonomiyi”, “yatırım ortamını”, “hukuk devletini” korur. Bu hafta Berlin'de mülkiyet, Yahudilerin güvenliği adına korunuyor. Bu, hem mülksüz Berlinlilere hem de Yahudilere yapılmış bir haksızlıktır.
Sol Parti içindeki tartışma: Kolaycılığa kaçmadan
Karşı cepheyi teşhir etmek, kendi saflarımızdaki sorunları görmezden gelmek anlamına gelmez. Dostluk yaltaklanma değildir. Olanları bir bir yazalım.
Ne oldu?
- Ağustos sonu, Neukölln, Herrfurthplatz: Sol Parti Neukölln ilçe örgütünün “Kapitalizme öfkeliyiz” başlıklı yaklaşık bin kişilik mitinginde rapçi Dahabflex sahneye çıktı. Performans sırasında “Yalla Yalla Intifada” ve “Death to the IDF” (İsrail ordusuna ölüm) sloganları atıldı, kalabalık eşlik etti, salondaki politikacılar müdahale etmedi. Polis nefret söylemi soruşturması başlattı (Euronews).
- “Seçim intifadası”: Neuköllnlü Sol politikacı Basem Said, seçim çağrısını bu sözcükle yaptı.
- Seçim gecesi, Neukölln: Kutlamaya, Berlin'in bilinen suç şebekelerinden birinin başı sayılan Issa Remmo ile AB'nin terör listesindeki FHKC'ye (PFLP) yakınlığıyla bilinen aktivist Ibrahim Ibrahim geldi; ikincisi milletvekili Ferat Koçak'ın yanında fotoğraflandı. Koçak, sonradan bunun “bir hata” olduğunu söyledi.
- Parti içi çalışma grubu: Sol Parti Berlin'deki Filistin dayanışması çalışma grubunun (LAG) 7 Ekim 2023 katliamını bir “direniş eylemi” diye nitelediği, “her biçimiyle Filistin direnişi”ne destek çağrısı yaptığı aktarılıyor.
- İhraç süreci: Aktivist Hannah Bruns hakkında parti ihraç süreci başlatıldı.
Eralp ne yaptı?
Eralp, Herrfurthplatz performansının ardından açık konuştu: “Şiddet ve insanların öldürülmesi çağrıları kesinlikle kabul edilemez.” Neukölln örgütünde bu “sınır ihlalinin” nasıl yaşandığının aydınlatılmasını ve sonuç doğurmasını istedi (WSWS'nin aktarımıyla). Seçimden sonra da “antisemitizmin her biçimine karşı mücadele edeceğim” dedi (SRF).
Ne var ki bu tavır, partinin içinden iki yönden birden eleştiriliyor:
- Neukölln örgütü ve Filistin dayanışması çevreleri, Eralp'in tepkisini “şeffaf bir seçim manevrası” olarak niteledi; ilçe sözcüsü Hermann Nehls, şarkının planlanmadığını ve bağlamından koparıldığını savundu. Troçkist WSWS gibi daha sol eleştirmenler ise Eralp'i “kendi partisinin mitingine karşı sağın kışkırtmasına eşlik etmekle” suçladı.
- Sağ ve merkez medya ise tam tersini söylüyor: Eralp kınıyor ama partisine söz geçiremiyor. taz'da Frederik Eikmanns, sorunun Eralp'in samimiyeti değil, parti içindeki otoritesi olduğunu yazıyor (taz).
- Linksjugend ['solid] (Sol Gençlik), zaten ilkesel olarak hükümete girmeye karşı. Gerekçesi: Olası ortaklar SPD ve Yeşiller, federal düzeyde silahlanmayı ve kemer sıkmayı yürütüyor (ZDFheute). Bu itiraz, antisemitizm tartışmasından bağımsızdır ve belki de en ciddiye alınması gereken itirazdır.
- Gregor Gysi Federal Meclis'te orta yolu seslendirdi: “Bazı üyelerimiz İsrail eleştirisinde açıkça aşırıya kaçıyor”; ama AfD'nin suçlamaları “bir küstahlık”.
Sınıf açısından nasıl okumalı?
Bu olaylar, sınıf siyaseti açısından üç ayrı hatadır ve üçünü de açıkça adlandırmak gerekir:
- “Death to the IDF” bir sınıf sloganı değildir. İsrail devletinin Gazze'de yaptıklarını en sert dille eleştirmek meşrudur; biz de eleştiriyoruz. Ama bir ordunun askerlerine, yani büyük çoğunluğu zorunlu askerlik yapan işçi çocuklarına ölüm dilemek, enternasyonalizm değil milliyetçiliktir. Sosyolog ve Sol Parti üyesi Peter Ullrich bile, Filistinlilerin yaşadığı acıyı bağlamına koyarak, bu sloganın partinin barış yönelimiyle çeliştiğini söylüyor (taz).
- Issa Remmo'nun seçim gecesinde ne işi vardır? Marksist gelenek lümpen proletarya konusunda baştan beri açıktır: Suç şebekeleri işçi sınıfının müttefiki değil, mahallenin yoksulları üzerinde kurulmuş bir tahakküm biçimidir. Aynı mahallede esnafa haraç kesen, gençleri uyuşturucu ticaretine çeken yapılar, kira tekelinin sokaktaki küçük kardeşidir. Onlarla kurulan her “mahalle yakınlığı”, Neukölln'ün işçi ailelerine karşı işlenmiş bir hatadır.
- FHKC'ye (PFLP) yakınlık ve 7 Ekim'in “direniş” diye kutsanması, sivillerin katledilmesini siyasete dönüştürür. Sınıf siyaseti, halkların yaşam hakkını bölmez. Gazze'deki çocuğun yaşam hakkını savunan, festival alanındaki gencin yaşam hakkını da savunur. Aksi, emperyalizmin kullandığı “değerli ve değersiz ölüler” ayrımını tersinden yeniden üretmektir.
Ama bunlarla birlikte şu da söylenmeli: Neukölln'de Sol Parti, başka hiçbir partinin kapısını çalmadığı Filistinli ve Arap mahallelerine gitti. Oradaki işçi ailelerinin yakınlarını Gazze'de kaybetmiş olması, öfkenin kaba ve yanlış biçimler alabilmesi, bu teması kurmanın kaçınılmaz bedelidir. Koester'in hatırlattığı gibi, öteki partiler bu çelişkiyle hiç karşılaşmıyor, çünkü bu mahallelerle hiç konuşmuyorlar. Çözüm teması kesmek değil, o öfkeyi örgütlü ve sınıfsal bir biçime sokmaktır. Bu da ihraçlarla değil, siyasi eğitimle olur.
Berlin'deki Yahudilerin durumu
Burada en çok dikkat gerektiren yere geliyoruz. Çünkü bu tartışmada hem gerçek bir korku var hem de o korkunun başkaları tarafından kullanılması.
Gerçek bir korku
Önce olguyu tanıyalım. Berlin Yahudi Cemaati başkanı Gideon Joffe, Yahudi okullarının, başka okullarda antisemitik saldırıya uğrayan çocuklar için birer sığınağa dönüştüğünü anlatıyor (Jüdische Allgemeine). Almanya Yahudileri Merkez Konseyi başkanı Josef Schuster, Sol Parti'yi seçim kampanyasında “tekrarlanan antisemitik sınır ihlalleri”yle suçladı. Berlin polisinin kayıtlarına göre 7 Ekim 2023'ten 13 Mart 2026'ya kadar Filistin eylemlerinde yaklaşık 12.500 olay kaydedildi; bunların 2.205'i yasak propaganda, 1.046'sı halkı kin ve nefrete tahrik (Euronews).
Bir Yahudi ailenin çocuğunu başörtülü bir kız çocuğuyla aynı korkuyla okula göndermesi, bizim için eşit derecede kabul edilemez. Bunu söylemeden ilerlemek, sınıf siyaseti değil kayıtsızlık olur.
Ama Yahudiler tek sesli değil
Egemen anlatı, “Yahudiler”i tek bir blok, tek bir görüş, tek bir kurum gibi sunuyor. Oysa tartışmanın en keskin sesleri arasında Yahudiler de var:
- Peter Ullrich, TU Berlin Antisemitizm Araştırmaları Merkezi'nde araştırmacı ve Sol Parti üyesi: Nüfus anketleri antisemitizmin sağda belirgin biçimde daha yaygın olduğunu, sola doğru azaldığını gösteriyor. Tartışmanın işlevi, SPD ve Yeşilleri koalisyondan caydırmak için “Sol'u zayıflatmaktır” (taz).
- Tomer Dotan-Dreyfus, Yahudi yazar: Eralp savunmada kalmamalı, CDU'nun antisemitizmini hedef almalı. Hatırlatıyor: Berlin'de antisemitizmle mücadele fonlarından milyonlarca avronun denetimsiz dağıtıldığı iddiaları CDU'nun senatosu döneminde gündeme geldi (der Freitag).
- Jüdische Stimme für gerechten Frieden in Nahost (Ortadoğu'da Adil Barış İçin Yahudi Sesi) gibi örgütler, İsrail devleti eleştirisinin antisemitizmle eşitlenmesine yıllardır karşı çıkıyor ve bu yüzden Almanya'da banka hesapları kapatılmak dahil çeşitli baskılarla karşılaştı.
Tanım savaşı: IHRA mı, Kudüs Bildirgesi mi?
Bu tartışmanın teknik görünen ama siyasi olan ekseni, antisemitizmin nasıl tanımlanacağıdır. Eralp, Yahudi Cemaati'nin binasındaki seçim tartışmasında, Alman hükümetinin benimsediği IHRA tanımı yerine Kudüs Antisemitizm Bildirgesi'ni (JDA) savundu. Gerekçesi: JDA, antisemitizmle “ayrımlaştırıcı” bir mücadeleye izin veriyor ve pek çok Yahudi kuruluşu tarafından kullanılıyor. Merkez Konseyi'nden Daniel Botmann ise karşı çıktı; Konsey IHRA'yı kullanıyor (Jüdische Allgemeine).
Genç yoldaşlar, bu ayrım neden önemli? Çünkü IHRA tanımının örnek listesi, İsrail devletinin kuruluşunu ve politikalarını hedef alan bazı eleştirileri antisemitizm kapsamına sokmaya elverişlidir. Almanya'da bu tanım, Filistin dayanışması eylemlerini yasaklamanın, sanatçıların fonlarını kesmenin, akademisyenlerin konuşmalarını iptal etmenin hukukî dayanağı olarak kullanıldı. JDA ise Yahudilere yönelik nefret ile bir devletin eleştirisini ayırmayı amaçlar. Yani bu bir sözlük tartışması değil; devletin, dış politikasını iç siyasette bir ceza aracına çevirip çeviremeyeceği tartışmasıdır.
Burada Eralp'in önündeki en büyük tuzak da görünüyor: Koalisyona girişin bedeli olarak IHRA'nın ve “Staatsräson”un (İsrail'in güvenliğini Almanya'nın devlet aklı sayan doktrin) kabul ettirilmesi. Bu kabul edilirse, Yahudileri koruma adına Filistinli komşuların sesini kısmanın hukukî çerçevesi, bizzat bir Sol senato tarafından onaylanmış olur.
Asıl soru
Yahudilerin güvenliğini kim tehdit ediyor? Almanya'da antisemitik suçların büyük bölümü resmî istatistiklerde sağa yazılıyor. 2019'da Halle'de sinagoga saldıran bir neo-Naziydi. NSU cinayetlerinin dosyalarını imha eden, devletin kendi kurumlarıydı. AfD'nin önde gelen isimleri Nazi geçmişini “kuş pisliği” diye küçümseyen, Berlin'deki Holokost anıtını “utanç anıtı” diye niteleyen bir partinin mensuplarıdır. Bu parti bugün Berlin'de %16,3 aldı ve Federal Meclis'te Yahudilerin koruyucusu rolüne soyunuyor.
Yeşil milletvekili Irene Mihalic bile AfD'nin bu suçlamasını bir “politik merdiven şakası” diye niteledi (Bundestag). Buna birazdan döneceğiz, çünkü aynı partiden bir başka isim, aynı gün AfD'nin ölçütünü Sol'a uygulamayı öneriyordu.
Büyük utanç: Cem Özdemir ve Sol'u AfD kefesine koyma girişimi
Ne dedi?
Cem Özdemir, Mart 2026'daki Baden-Württemberg seçimini kazanıp Mayıs'ta eyalet başbakanı oldu; Almanya'da bu makama gelen ilk Türkiye kökenli politikacı. Seçimden iki gün sonra, 22 Eylül'de Axel Springer grubunun gazetesi Welt'e konuştu:
“Bu konularda net olmayan kimse, Almanya'da iktidarın yakınına bile gelmemeli.” (Staatsanzeiger BW)
Welt'in manşeti daha da sertti: “Başkentte bu katlanılabilir değildir ve iktidarın yakınına gelmemelidir.” Özdemir, Sol Parti'nin “gerekirse insanları partiden atması gerektiğini” söyledi ve Berlin Yeşillerine “tam bu ölçütü uygulamayı, hiçbir indirim yapmamayı” tavsiye etti. Ölçüt olarak da resmî açıklamaları değil, Yahudi cemaatinin onayını gösterdi.
İki gün sonra, 24 Eylül'de Politico'nun Berlin Playbook podcastinde bir adım daha attı. Sol politikacıların sözleri söz konusu olduğunda, AfD için uygulanan ölçütün aynısının uygulanmasını istedi: “Bu ölçüt, lütfen, Sol için de geçerli olmalı.” Eralp'i tanımadığını ama partisine söz geçirebileceği konusunda “büyük bir soru işareti” olduğunu söyledi. Ve asıl meseleye geldi: Kamulaştırma “yanlış yol, yanlış ekonomik araç”tır; Berlin'in ihtiyacı kamulaştırma değil, Tempelhof Sahası'nın kenarlarına “ölçülü inşaat”tır (Tagesspiegel, Stuttgarter Zeitung).
Bu dört cümleyi yan yana koyun: İktidarın yakınına gelmemeli. AfD ölçütü. Partiden atsınlar. Kamulaştırma yanlış. Birinci ile üçüncüsü ahlak dilinde konuşuyor, dördüncüsü mülkiyet dilinde. Ama hepsi aynı sonuca çıkıyor: Seçimi kazanan parti hükümete girmesin.
Neden bu bir utançtır?
Birincisi, eşitleme sahtedir. AfD, anayasayı koruma kurumlarınca bazı eyalet örgütleri “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmış, yöneticileri “yeniden göç” (Remigration) adı altında milyonlarca insanın sürülmesini tartışan toplantılara katılmış, programını etnik bir halk kavramı üzerine kurmuş bir partidir. Bu partiye karşı çekilen “güvenlik duvarı” (Brandmauer), tek tek üyelerin sözleri yüzünden değil, partinin programı ve kimliği yüzünden çekildi. Sol Parti'nin programı ise, tek tek üyelerinin kabul edilemez sözleri ne olursa olsun, eşitlik, antifaşizm ve barış üzerine kuruludur. Bir partinin yanlış yapan üyeleriyle bir partinin kendisi yanlış olan bir programı arasındaki farkı silmek, “at nalı teorisi”nin (aşırı sağ ile solu aynı kefeye koyan liberal teori) en kaba biçimidir. Bu teori, Weimar'dan beri hep aynı işi görmüştür: Merkezin sağla uzlaşmasını meşrulaştırmak.
İkincisi, Özdemir'in kendi evinde bu ölçüt yok. Özdemir bugün Baden-Württemberg'i CDU ile birlikte yönetiyor. Bu CDU'nun federal genel başkanı Friedrich Merz, Ocak 2025'te bir göç önergesini Federal Meclis'ten AfD'nin oylarıyla geçirdi. Güvenlik duvarını fiilen yıkan parti CDU'dur. Merz, Ekim 2025'te göçmenleri “kent görüntüsü” (Stadtbild) sorunu olarak niteleyen sözleriyle de hafızalarda. Özdemir bu ortağına “AfD ölçütü” uygulamıyor, onunla koalisyon sözleşmesi imzalıyor. Ölçüt sola gelince çıkıyor.
Üçüncüsü, Yeşiller bu Sol ile yedi yıl birlikte yönetti. 2016'dan 2023'e kadar Berlin'de SPD–Sol–Yeşil koalisyonu vardı. Yeşiller o senatoda bakanlık koltuklarına oturdu. O yıllarda Sol'un İsrail–Filistin konusundaki iç tartışmaları bugünden farklı değildi. Değişen ne? Sol'un bu kez küçük ortak değil, birinci parti olması ve kamulaştırmayı bir referandum talebinden bir hükümet programına dönüştürme ihtimali.
Dördüncüsü, Özdemir kendi partisinin Berlin programını da boşa düşürüyor. Berlin Yeşilleri, büyük kira şirketlerinin toplumsallaştırılması fikrine sıcak bakan bir çizgide. Özdemir, Stuttgart'tan Berlin'deki parti örgütüne “kamulaştırma yanlış” diyerek, aslında onların seçmenine verdiği sözü de geri çekmelerini istiyor. Üstelik önerdiği alternatif, Tempelhof Sahası'nın imara açılması, 2014'te Berliner'lerin %64,3'le reddettiği bir fikir. Yani Özdemir'in “demokratik ölçüt” önerisi şu: 2021'de %59,1'le onaylanan referandumu uygulama, 2014'te %64,3'le reddedileni uygula. Halk iradesi, mülk sahiplerinin işine yaradığı ölçüde geçerlidir.
Beşincisi, Yahudileri bir araca çeviriyor. Bir partinin hükümete girip giremeyeceğinin ölçütünü bir dini cemaatin yönetiminin onayına bağlamak, hem demokrasiyi hem de o cemaati küçümsemektir. Almanya'daki Yahudiler, Alman devletinin dış politikasının ya da Yeşillerin koalisyon hesaplarının kefili değildir. Onları bu role itmek, Yahudi düşmanlarının en sevdiği “Yahudiler siyaseti yönetiyor” efsanesine de su taşır. Yahudileri korumak isteyen, onları siyasi bir pazarlığın rehinesi yapmaz.
İki Almancı çocuğu, iki sınıf yolu
Bu tablonun bizim açımızdan acı bir yanı da var. Cem Özdemir, 1960'larda Almanya'ya çalışmaya gelmiş bir misafir işçi ailesinin çocuğu. Elif Eralp, 12 Eylül'den kaçmak zorunda kalmış sendikacı bir ailenin çocuğu. İkisi de “Almancı” hikâyesinin çocukları. Ama ikisi bu hikâyeyi iki ayrı sınıf yönünde yazdı.
Özdemir'in yolu, düzenin göçmene sunduğu merdivendir: Uyum göster, devletin aklını benimse, düzeni en iyi sen savun, sana da bir basamak açılsın. Bu merdiven gerçektir ve Özdemir onu en tepeye kadar çıktı. Ama merdivenin bedeli, arkadan gelenlere kapıyı kapatmaktır. Bugün Özdemir'in Eralp'e yaptığı şey tam olarak budur: Düzenin “iyi göçmeni”, düzenin “kötü göçmeni”ni ihbar ediyor.
Eralp'in yolu ise başka: Kariyerini ikamet ve iltica hukukunda, yani devletin göçmenin karşısına en sert çıktığı yerde kurdu; kira şirketlerinin mülkiyetini sorguladı; göçmen üyelerin parti içinde temsil edilmesi için Links*Kanax'ı kurdu. Bu yol, merdiven değil mevzidir.
Genç yoldaşlar, bu ayrımı iyi kavrayın: Türkiye kökenli olmak, bir siyasi pozisyon değildir. “Bizden biri” duygusu, sınıf sorusunu sormadığımızda bizi hep yanıltır. Aynı kökten çıkan iki insan, aynı gün iki karşıt sınıfın sözcüsü olabilir.
Yeşillerin ikiyüzlülüğü: Bir sınıf partisinin portresi
Özdemir tek başına değil. Onun sözleri, Yeşillerin son yirmi yılda geçirdiği dönüşümün en açık ifadesi. O dönüşümü bir tabloda görelim:
| Yeşillerin söylediği | Yeşillerin yaptığı |
|---|---|
| “Güvenlik duvarı pazarlık konusu değildir.” | Güvenlik duvarını Ocak 2025'te fiilen yıkan CDU ile eyaletlerde koalisyon kuruyor; duvarı sola çekmeyi öneriyor. |
| “Antisemitizme karşı sıfır tolerans.” | Antisemitizmin en büyük kaynağı olan sağla (CDU içindeki sağ kanat dahil) yönetmekte sakınca görmüyor; ölçütü yalnızca sola uyguluyor. |
| “Barış partisi.” | Silahlanma için borç frenini gevşetmeye destek verdi; federal hükümette İsrail'e silah ihracatına onay verilen dönemde sorumluluk üstlendi. |
| “Halk iradesine saygı.” | 2021 kamulaştırma referandumunu uygulamayı reddetmeyi, 2014 Tempelhof referandumunu delmeyi öneriyor. |
| “Kira krizi toplumsal sorunumuzdur.” | Çözüm olarak kira tekeline dokunmayan “inşaat” reçetesi sunuyor. |
| “Çeşitlilik ve göçmenlerin temsili.” | İlk göçmen kökenli Berlin başkanı adayının önünü, kendi Türkiye kökenli başbakanı eliyle kesmeye çalışıyor. |
| “Kenya koalisyonuna hayır” (seçim öncesi Berlin adayı Werner Graf). | Seçim sonrası, üçüncü ve beşinci partiyle birinciyi dışlayan bir formülü masada tutuyor. |
Bu tablo bir karakter meselesi değildir; bir sınıf meselesidir. Yeşillerin toplumsal tabanı, büyük kentlerin yüksek eğitimli, yüksek gelirli, çoğu zaman ev sahibi kesimleridir. İklim, çeşitlilik, insan hakları gibi değerler bu kesimin kimliğinde gerçek bir yer tutar; ama mülkiyete dokunulduğu anda değerler ile çıkar ayrışır ve her seferinde çıkar kazanır. 1998'de Kosova savaşına “evet”, 2003'te Hartz reformlarına “evet”, 2025'te silahlanma borcuna “evet”, 2026'da kira tekeline “dokunma”. Yeşiller, sermayenin “ilerici” yüzüdür ve bu yüz, sermayenin çıkarı tehlikeye girdiğinde her seferinde aynı hızla asıl yüzüne döner.
Elif Eralp'in önündeki yollar
Şimdi gelelim asıl soruya: Eralp ne yapabilir? Önünde birbirini dışlamayan beş yol görünüyor. Her birinin getirisini ve bedelini sınıf açısından tartalım.
Birinci yol: Masaya otur, program üzerinden pazarlık et
Kurultay onayını al, sondaja gir, antisemitizm konusunu ön-görüşmede ciddiyetle ele al, ama esas müzakereyi programa kilitle: kamulaştırma, kira tavanı, borçlanma, toplu taşıma. Bu yolun gücü şudur: Sol Parti birinci parti ve 97 sandalyelik çoğunluğun kilit taşı. SPD %12,1 ile tarihî dibinde; kendi adayı Steffen Krach'ın “felaket” dediği bir sonuçla, hükümet dışında kalıp CDU'nun küçük ortağı olmak, SPD için belki de son darbe olur.
Bedeli: Pazarlık, taviz demektir. Sol Parti'nin geçmiş senato ortaklıklarında (2002—2011 ve 2016—2023) kamu konutlarının satışına ve bütçe kesintilerine ortak olduğunu unutmuyoruz. Tehlike, kamulaştırmanın “inceleme komisyonu”na, kira tavanının “pilot projeye”, borçlanmanın “anayasal sınırlar içinde”ye dönüşmesidir. Bu olursa, Eralp başkan olur ama Berlin'in kiracıları kaybeder.
İkinci yol: Antisemitizm başlığında inisiyatifi al
Tanım dayatmasına boyun eğmeden, ama sorunu da inkâr etmeden, Yahudi yaşamının korunması için somut bir program sun: Yahudi kurumlarının güvenliği, okullarda ayrımcılığa karşı bağımsız başvuru mekanizmaları, sağ şiddete karşı soruşturma birimleri, antisemitizm ve Müslüman düşmanlığını birlikte ele alan eğitim programları. Bu programın içinde Yahudi solunu da (Ullrich, Dotan-Dreyfus, Jüdische Stimme gibi sesleri) masaya çağır; Yahudileri tek bir cemaat yönetimine indirgeyen anlatıyı kır.
Aynı anda Dotan-Dreyfus'un önerdiği şeyi yap: Savunmadan çık, sorunun asıl kaynağını adlandır. AfD'nin ve CDU içindeki sağın antisemitizmini, antisemitizmle mücadele fonlarının nasıl dağıtıldığını, sağın Yahudi korkusunu kendi göçmen düşmanlığına yakıt yaptığını gündeme getir.
Bedeli: İki taraftan eleştirilmek. Neukölln tabanı “teslimiyet”, sağ medya “göz boyama” diyecek. Ama bu yolun alternatifi yok: Susmak, karşı tarafın anlatısını kabul etmek demektir.
Üçüncü yol: Partide sınır çiz, ama siyasi eğitimle
Şiddet çağrısını, sivil katliamını kutsamayı ve suç şebekeleriyle yakınlığı partide yeri olmayan davranışlar olarak açıkça tanımla. Ama bunu ihraç listeleriyle değil, önce siyasi tartışma ve eğitimle yap. Özdemir'in “atın” talebine boyun eğmek, partinin kaderini düşmanın koyduğu ölçüte bağlamak olur; bugün Dahabflex'i atarsın, yarın “Filistin'de soykırım” diyen milletvekilini atmanı isterler. Ölçüt partinin kendi programı olmalı, Springer'in manşetleri değil.
Bedeli: Zaman. Ve Neukölln örgütüyle, gençlik örgütüyle zorlu bir iç tartışma. Ama bu tartışma, partinin sınıf partisi olup olmayacağının da tartışmasıdır.
Dördüncü yol: Masadan kalkma ihtimalini açık tut
Eğer SPD ve Yeşiller, antisemitizm başlığını programı boşaltmanın aracı olarak kullanmakta ısrar ederse, Eralp açıkça şunu söyleyebilir: “Birinci partiyi dışarıda bırakıp kaybedenlerin koalisyonunu kurmak istiyorsanız kurun; bunun hesabını Berlin'e siz verirsiniz.” Bir “Kenya” koalisyonu, CDU'nun %18,8'lik oyuyla, seçimi açık farkla kazanmış partiyi dışarıda bırakarak kurulur. Böyle bir hükümet ilk günden meşruiyet krizine doğar ve Sol Parti'yi güçlü bir muhalefet konumuna taşır.
Bedeli: Hükümet dışında kalmak, bugünden kira tavanı gibi somut kazanımların ertelenmesi demektir. Ve Linksjugend'in “hükümete girmeyelim” çizgisinin fiilen haklı çıkması. Ama bazen masadan kalkabilen, masada daha güçlü oturur.
Beşinci yol: Masanın dışındaki gücü örgütle
Bu yol, öteki dördünün koşuludur. Sondaj masasındaki pazarlık gücü, masanın dışında örgütlü bir güç olduğu ölçüde vardır. Kamulaştırma referandumunu kazanan Deutsche Wohnen & Co. enteignen kampanyası, kiracı inisiyatifleri, Verdi ve GEW'nin Berlin'deki kamu emekçileri, göçmen dernekleri, gençlik örgütleri koalisyon sürecinin dışarıdaki tarafı olmalı. Seçim akşamı meydanları dolduran on binler, müzakere haftalarında da sokakta olmalı. Mamdani'nin New York'taki deneyiminin en önemli dersi buydu: Seçim kampanyası dağılmadı, hükümet programını savunan bir hareket olarak kaldı.
Bedeli: Parti yönetiminin bu hareketi kontrol edememesi. Ama sınıf siyasetinde kontrol edilemeyen güç, kontrol edilen güçsüzlükten her zaman iyidir.
Bizim önerimiz
Bu beş yolu sınıf bakışıyla şöyle sıralıyoruz: Beşinci yol olmadan birincisi teslimiyete, dördüncüsü yalnızlığa döner. İkinci ve üçüncü yol ise partinin kendi ahlaki bütünlüğü için zorunludur ve ertelenemez. Eralp'in gücü, ne Springer'in manşetlerinde ne de SPD'nin masasında; Kreuzberg'in, Neukölln'ün, Wedding'in, Marzahn'ın kiracılarındadır. O güç örgütlenirse Eralp başkan olur ve program yaşar. Örgütlenmezse ya başkan olmaz ya da olur ama program ölür.
Tablo: Burjuva blok ne diyor, sınıf neyi görüyor?
| Burjuva bloğun anlatısı | Sınıfın gördüğü |
|---|---|
| “Sol Parti'nin antisemitizm sorunu var.” | Sorunlu üyeler ve kabul edilemez olaylar var; ama tartışmanın asıl işlevi, kamulaştırma programını masadan düşürmek. |
| “Eralp partisine söz geçiremiyor.” | Eralp'e “partini disipline et” diyenler, aslında “tabanını sustur, programını sulandır” diyor. |
| “Sol'a AfD ölçütü uygulanmalı.” | AfD'ye duvar programı yüzünden çekildi; Sol'a çekilmek istenen duvar da programı yüzünden, ama tersinden: eşitlik programı. |
| “Yahudilerin güvenliği her şeyin üstünde.” | Yahudilerin güvenliği, onları siyasi pazarlığa rehin alanlardan da, onları tehdit eden sağdan da korunmalı. |
| “Kamulaştırma yanlış ekonomik araç.” | 220 bin konut, kiracıların maaşından kâr payı çeken şirketlerin elinde; “yanlış araç” diyen, kimin cebini koruduğunu söylemiyor. |
| “Kenya koalisyonu demokratik bir seçenek.” | Birinci partiyi dışlayan kaybedenler koalisyonu, sandık iradesinin masada gaspıdır. |
| “Borç freni anayasal bir ilkedir.” | Tanklar için esneyen ilke, kiracılar için taşa dönüyor. |
Türkiye'den bakınca
Bu tartışmanın bize tanıdık gelen bir yanı var. Türkiye'de de seçilmiş belediye başkanları, “terör” suçlamasıyla görevden alındı, yerlerine kayyım atandı. Gerekçe her seferinde güvenlikti; sonuç her seferinde belediye bütçelerinin denetimden çıkması, kent müştereklerinin tasfiyesiydi. Almanya'da kayyım yok, anayasa var, meclis var; ama mantık tanıdık: Seçmenin tercihi, egemenlerin kabul edebileceği ölçüde geçerlidir. Ölçütün adı Türkiye'de “terör”, Almanya'da bu hafta “antisemitizm”. Her ikisinde de gerçek bir sorun, gerçek olmayan bir amaç için kullanılıyor.
Ve bir not daha: Almanya'daki Türkiyeli işçiler, bu hafta Özdemir'le Eralp arasındaki farkı iyi görmeli. “Bizden biri” başbakan oldu diye sevinmek ile “bizden biri” bizim programımızı savunuyor diye sevinmek arasındaki fark, sınıf bilincinin ta kendisidir.
Somut görevler
Genç yoldaşlar, bu tabloda ne yapabiliriz?
- Tartışmanın dilini düzeltin. Çevrenizde, Türkçe ve Almanca sosyal medyada “Sol Parti antisemit” anlatısıyla karşılaştığınızda iki şeyi birden söyleyin: Kabul edilemez olaylar vardır ve kınanmalıdır; ama tartışmanın asıl işlevi kira tekelini korumaktır. İkisinden birini söylemeyen, ya kayıtsızdır ya araçtır.
- Kamulaştırma programını gündemde tutun. Deutsche Wohnen & Co. enteignen kampanyasının çağrılarını takip edin, paylaşın, Türkçeye çevirin. Koalisyon müzakereleri boyunca “220 bin konut” sayısını her tartışmaya geri getirin.
- Yahudi solunun seslerini duyurun. Peter Ullrich'in, Tomer Dotan-Dreyfus'un, Jüdische Stimme'nin metinlerini okuyun ve paylaşın. Yahudileri tek sesli bir blok gibi gösteren anlatıyı kırmak, hem antisemitizme hem de onun araçsallaştırılmasına karşı en etkili yanıttır.
- Neukölln'deki öfkeyi örgütlü bir biçime taşıyın. Filistinli ve Arap gençlerle konuşurken, Gazze'ye duyulan haklı öfkenin şiddet sloganlarına değil, sınıf örgütlülüğüne dönüşmesi için tartışın. Enternasyonalizmin dili “ölüm” değil “yaşam hakkı”dır.
- Yeşil seçmenle konuşun. Özdemir'in sözlerini, onun seçmenine taşıyın: “Siz 2021'de kamulaştırmaya evet dediniz, 2014'te Tempelhof'u korudunuz; bugün partiniz ikisine de sırtını dönüyor.” Yeşillerin tabanı, yönetiminden daha soldadır; bu çelişkiyi derinleştirmek bizim işimizdir.
- Kurultay ve müzakere günlerinde sokakta olun. Oy hakkınız olsun olmasın, 25 Eylül kurultayından koalisyon oylamasına kadar kiracı inisiyatiflerinin, sendikaların, göçmen derneklerinin eylemlerine katılın. Masadaki güç, meydandaki güçle ölçülür.
- Koşullu desteği unutmayın. Eralp'e desteğimiz sandıkta başladı, sandıkla bitmedi. Koalisyon sözleşmesi imzalandığında onu kiracının gözüyle okuyun: Kamulaştırma takvimi var mı? Kira tavanı bağlayıcı mı? Borçlanma kararı net mi? Yoksa, bunu da açıkça söyleyin.
Sevgili Yoldaşlar,
Berlin'de bu hafta yaşanan, 1919'dan bu yana tanıdığımız bir sahnedir: Emekçiler sandıkta ya da sokakta bir kazanım elde eder, egemen sınıf o kazanımı başka bir adla, başka bir dille, çoğu zaman da ahlaki bir öfkeyle geri almaya çalışır. 1919'da adı “düzen”di, 1970'lerde “terör”, bugün “antisemitizm”. Ama her seferinde tartışılmayan şey aynıdır: Kimin evinde kim oturacak, kimin kirası kimin kârına dönüşecek.
Elif Eralp'i ne bekliyor? Kolay bir yol beklemiyor. Onu, kendi partisinin yanlışlarıyla yüzleşme sorumluluğu, düzenin sahte ahlakına boyun eğmeme cesareti ve en önemlisi, Berlin'in kiracılarını masaya kadar taşıyabilme ödevi bekliyor. Onu bekleyen asıl şey, bizim ne yapacağımızdır.
Yahudi komşumuzun güvenliği ile Filistinli komşumuzun sesi, birbirinin karşıtı değildir. İkisini de tehdit eden, kira tekeli ile sağın ırkçılığı arasındaki suç ortaklığıdır. Bu ortaklığı bozacak olan da ne Özdemir'in ültimatomları ne de Springer'in manşetleridir; örgütlü emekçilerdir.
Sandıkta kazandık. Şimdi masada da, sokakta da kazanmak zorundayız.
Yanındayız Elif. Ama gözümüz programda.
Yoldaşça.
Güncelleme
24 Eylül 2026, 11.00 (TSİ): Yazı, Sol Parti Berlin'in 25 Eylül kurultayı öncesinde yazıldı. Kurultay kararı, sondaj görüşmelerinin seyri ve olası bir koalisyon sözleşmesiyle birlikte düzenli güncelleme gelecektir.
Kaynaklar
Bu dizinin önceki yazıları
- “Elif Eralp: Tarih yazdık arkadaşlar”, Bilgi Müşterekleri, 20 Eylül 2026 — bilgimusterekleri.org
- “AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil…”, Bilgi Müşterekleri, 11 Eylül 2026 — bilgimusterekleri.org
- “Berlin'de Bir Sınıf Neferi: Elif Eralp”, Bilgi Müşterekleri, 29 Ağustos 2026 — bilgimusterekleri.org
- “Berlin'de Bir Komünist Gezgin”, Bilgi Müşterekleri, 21 Temmuz 2026 — bilgimusterekleri.org
Seçim sonucu ve koalisyon süreci
- “Vorläufiges Endergebnis in Berlin: Linke erstmals stärkste Kraft – SPD mit historischem Tief”, Tagesspiegel — tagesspiegel.de
- “Was die Linke für mögliche Koalitionspartner unattraktiv macht”, ZDFheute — zdfheute.de
- “Linke lädt Grüne und SPD zu ‚Vorgesprächen‘ ein”, Focus — focusplus.de
- “Berlin-Wahl: Antisemitismus belastet rot-grün-rote Regierungsbildung”, ad-hoc-news — ad-hoc-news.de
- “Berlin-Wahl: Elif Eralp könnte Berlin regieren – wenn ihre Basis sie lässt”, Handelsblatt, 18 Eylül 2026 — handelsblatt.com
- “Linken-Kandidatin Eralp will ins Rote Rathaus: ‚Wir müssen zusätzliche Kredite aufnehmen‘”, t-online, 11 Eylül 2026 — t-online.de
- “Heftiger Disput um Weltanschauung der Berliner Linken”, Deutscher Bundestag, 23 Eylül 2026 — bundestag.de
Cem Özdemir ve Yeşiller
- “Rot-Grün-Rot in Berlin: ‚Das ist in der Hauptstadt nicht erträglich und darf nicht in die Nähe der Macht kommen‘”, Welt — welt.de
- “Özdemir: Linke muss Antisemiten notfalls rauswerfen”, Staatsanzeiger BW, 22 Eylül 2026 — staatsanzeiger.de
- “‚Das ist der falsche Weg‘: Özdemir warnt Grüne vor Koalition mit der Linken in Berlin – und lehnt Enteignungen ab”, Tagesspiegel, 24 Eylül 2026 — tagesspiegel.de
- “Özdemir warnt Grüne vor Koalition mit Linkspartei in Berlin”, Stuttgarter Zeitung, 24 Eylül 2026 — stuttgarter-zeitung.de
- “Grüne stellen Ultimatum an Berliner Linke”, Werra-Rundschau, 24 Eylül 2026 — werra-rundschau.de
- “Koalitionsvertrag für Baden-Württemberg: Özdemir und Hagel einig”, ZDFheute — zdfheute.de
- Ocak 2025 Federal Meclis oylaması ve güvenlik duvarı tartışması — lto.de
Sol Parti içi tartışma ve antisemitizm
- Frederik Eikmanns, “Antisemitismus in der Berliner Linken: Gefahr für Elif Eralp”, taz, 21 Eylül 2026 — taz.de
- Erik Peter, Peter Ullrich ile söyleşi: “Die Debatte hat die Funktion, die Linke zu schwächen”, taz, 22 Eylül 2026 — taz.de
- Elsa Koester, “Antisemitismus: Jenseits von Issa Remmo und Ibrahim Ibrahim auf Linke-Wahlpartys”, der Freitag, 21 Eylül 2026 — freitag.de
- Tomer Dotan-Dreyfus, “Elif Eralp sollte den Antisemitismus der CDU angreifen”, der Freitag, 20 Eylül 2026 — freitag.de
- “Antisemitismus: Wie groß ist das Problem in der Berliner Linkspartei?”, Euronews, 18 Eylül 2026 — euronews.com
- “Die Linke in Berlin hat den Antisemitismus nicht im Griff”, SRF — srf.ch
- “Wahlkampfdebatte im Gemeindehaus”, Jüdische Allgemeine — juedische-allgemeine.de
- “Berlinwahl: Linken-Kandidatin Elif Eralp unterstützt rechte Hetze gegen Wahlveranstaltung der eigenen Partei”, WSWS, 31 Ağustos 2026 — wsws.org
- “Antisemitismus: Die Berliner Linkspartei und ihr Problem mit den Juden”, NZZ — nzz.ch
- “Jüdische Stimme für gerechten Frieden in Nahost”, Wikipedia — en.wikipedia.org
Arka plan
- “Elif Eralp”, Wikipedia — en.wikipedia.org
- “Cem Özdemir”, Wikipedia — en.wikipedia.org
- Kudüs Antisemitizm Bildirgesi (JDA) — jerusalemdeclaration.org
- IHRA çalışma tanımı — holocaustremembrance.com







