Zenginler Savaş, Öğrenciler Gelecek İstiyor
Almanya'da Okul Grevleri ve Avrupa Gençliğinin Başka Bir Dünya Özlemi

Zenginler Savaş, Öğrenciler Gelecek İstiyor
Almanya'da Okul Grevleri, Zorunlu Askerliğin Dönüşü ve Savaşın Sınıfı: Genç Yoldaşlara Bir Avrupa Okuması
Sevgili Genç Yoldaşlar,
25 Eylül 2026 Cuma sabahı Almanya'nın yüzü aşkın kentinde sınıflar neredeyse boşaldı. Berliner Zeitung o sabahı "okul binası sessizleşti, sokaklar gürültülendi" diye anlattı. (Berliner Zeitung) Organizatörlerin açıkladığı rakam 45 bini aşkın öğrenci. Polisin kayda geçtiği rakamlar da küçük değil: Berlin-Wedding'de iki bin dört yüz, Münih'te yedi yüz kadar, Hamburg'da birkaç yüz, Stuttgart'ta iki yüz, Frankfurt'ta yüz seksen, Bielefeld'de üç yüz elli kişi (ms-aktuell). Doğu Almanya'da yalnızca Brandenburg, Saksonya, Saksonya-Anhalt, Thüringen ve Mecklenburg-Pomeranya'da yirmi üç kent listedeydi; küçük kasabalardan öğrenciler otobüslerle büyük kentlere taşındı (Ostdeutsche Allgemeine).
Berlin'de öğrenciler, kentin tarihindeki adıyla "Kızıl Wedding"de, Leopoldplatz ve belediye meydanında toplandı; yürüyüş Humboldthain parkının çevresini dolaşıp Gesundbrunnen'de bir mitingle bitti (Qiez, Berliner Zeitung). Güzergâhta bir durak özellikle seçilmişti: kısa süre önce otomobil parçası fabrikasından mühimmat fabrikasına dönüştürülen Rheinmetall tesisi. Evrensel'in haberi Berlin yürüyüşünün pankartlarını tek tek sıralıyor: "Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor", "Silahsız barış", "Öğrenciler zorunlu askerliğe karşı", "İnsansız hava araçlarına yem olmak yerine direniş kuşağı", "Askerlik yerine meslek eğitimi". (Evrensel) Filistin destekçilerinin de katıldığı yürüyüşte "Filistin'e özgürlük", "Alman silahları ve parası dünyada cinayet işliyor", "Bir daha asla zorunlu askerlik", "Merz cepheye" ve "Bugün okul günü değil, grev günü" sloganları atıldı. Bazı öğrenciler Bundeswehr'den gelen anket mektuplarını oracıkta kâğıt öğütücüye attı.
Aynı günlerde, 24-26 Eylül'de, Hamburg'da Bundeswehr "Red Storm Charlie" adlı bir tatbikat yürütüyordu: beş yüz asker, helikopterler ve itfaiyeden liman şirketine, Airbus'tan yardım örgütlerine otuzu aşkın sivil kurum. Senaryo, "Baltık sınırlarında gerginlik" üzerine müttefik birliklerin Hamburg limanından doğuya sevkiydi (Bundeswehr). Yani bir yanda devlet kenti savaşa göre yeniden düzenliyor, öbür yanda o kentin çocukları sokakta "biz yokuz" diyordu.
Bu haber Türkiye'ye de ulaştı. Conflict gibi hesaplar bugün akşamüstü şöyle yazdı: "Almanya, 18 yaşındaki erkeklere askerlik için zorunlu tıbbi muayeneye girme emri gönderdi. Ülkede bu karar sonrası protestolar başladı. 100'den fazla noktada 45 binden fazla öğrenci sokaklarda." (Conflict) Gönderi birkaç saatte 170 bini aşkın kez görüntülendi.
Haberin özü doğru, ama iki küçük düzeltmeyle okumak gerekiyor. Birincisi, protestolar "bu karar sonrası başlamadı"; 25 Eylül, Aralık 2025'ten bu yana yapılan dördüncü okul grevi. İkincisi, zorunlu muayene yasada Temmuz 2027'den itibaren öngörülüyor; ama Bundeswehr bunu beklemeden, askerliğe ilgisi olmadığını beyan etmiş gençleri de muayeneye çağırmaya başladı. Yani hareket bir anlık öfke değil, bir yıldır büyüyen bir kuşak itirazı. Devlet de söylediğinden daha hızlı ilerliyor.
Bu yazıda size altı şeyi anlatmak istiyorum: Almanya'da ne oluyor ve pankartlar ne söylüyor, Avrupa'da askerlik nasıl yapılıyordu ve şimdi ne değişiyor, NATO'nun yeni dünyasında bizi neler bekliyor, bu gençler ne istiyor, savaşa dair bizim görüşümüz nedir ve neden Sol Parti Berlin gibi kentlerde gençlerin partisi hâline geldi. En sonda da Haziran'da yazdığımız Z Kuşağı Sosyalizmi: Kapitalizmin Yeni Korkulu Rüyası yazısına geri dönüp o "başka bir dünya" özleminin bugün sokakta nasıl göründüğüne bakacağız.
Bir yılda dört grev: hareketin kronolojisi
Hareketin adı yalın: Schulstreik gegen Wehrpflicht, yani "Zorunlu Askerliğe Karşı Okul Grevi". Yerel okul grev komitelerinden, öğrenci temsilciliklerinden, gençlik örgütlerinden ve barış hareketinden oluşan gevşek ama kalıcı bir ağ. 1989'dan beri barış hareketinin bilgi bürosu işlevini gören Netzwerk Friedenskooperative eylem takvimini yayımlıyor; öğretmen sendikası GEW ve birçok öğrenci meclisi grevleri destekledi.
| Tarih | Katılım | Kent sayısı | Not |
|---|---|---|---|
| 5 Aralık 2025 | on binlerce | 90'ı aşkın | Bundestag'ın yasayı kabul ettiği gün; ilk grev |
| 5 Mart 2026 | 50 bini aşkın | yaklaşık 150 | "Tek günlük bir heves değil" mesajı; bazı kentlerde okullar kapıları kilitledi, doktor raporu istendi |
| 8 Mayıs 2026 | yaklaşık 45 bin | 150'yi aşkın | Nazizmden kurtuluşun 81. yıldönümü; Berlin'de on bin kişi |
| 25 Eylül 2026 | 45 bini aşkın | 100'ü aşkın | Muayenelerin erken başlamasına tepki; sıradaki adım 2 Ekim, Brandenburg Kapısı |
Kaynaklar: Perspektive, Nie wieder Krieg, WSWS, SoZ.
Bu tablo bize önemli bir şey söylüyor: katılım dalgalanmıyor, oturuyor. Bir gençlik hareketinin en zor sınavı ilk coşkudan sonra ayakta kalmaktır. On ayda dört kez, her seferinde on binlerce öğrenciyi okuldan çıkarmak, üstelik ceza tehdidi altında, örgütlü bir damar olmadan olmaz.
Çünkü şunu bilmeniz gerekiyor: Almanya'da öğrencilerin hukuken grev hakkı yok. Bir iş hukukçusunun özetiyle, öğrenciler görüşlerini açıklayabilir ve toplanabilir ama grev yapamaz; okula gelmeyenler eyalet yasalarına göre disiplin cezasıyla, kimi eyaletlerde para cezasıyla karşılaşabilir (Ostdeutsche Allgemeine). Mart grevinde bazı okullar kapılarını kilitledi, bazıları devamsızlık için doktor raporu şartı getirdi, pankartları yüzünden öğrenciler hakkında soruşturma açıldı. Yani bu gençler "grev" kelimesini hak olarak değil, meşruiyet iddiası olarak kullanıyor. Hakkı olmayanın hakkı alma biçimi, işçi sınıfının 19. yüzyıldan bildiği bir yoldur.
Sokakta atılan sloganlardan biri hareketin bütün sınıfsal içeriğini tek satıra sığdırıyor:
"Die Reichen wollen Krieg – die Jugend eine Zukunft." (Zenginler savaş istiyor, gençlik bir gelecek.)
Berlin'deki pankartlarda bu slogan "Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor" biçimini aldı. Bu yazının başlığını da oradan aldık.
Talepler de üç maddede toplanmış durumda (SoZ):
- Askerlik Hizmetini Modernleştirme Yasası (Wehrdienstmodernisierungsgesetz) geri çekilsin.
- Muayeneler derhâl durdurulsun.
- Askerliğe, zorunlu sivil hizmete ve savaşa hayır.
Son maddeye dikkat edin: gençler "askerlik olmasın, onun yerine zorunlu sosyal hizmet olsun" demiyor. Devletin genç insanın bir yılına el koyma yetkisini, biçimi ne olursa olsun, sorguluyorlar. Berlin'deki çağrı metni de askerliğin yanında muayene formlarını ve "eğitimin giderek militarize edilmesini" hedef alıyordu (Berliner Zeitung).
Pankartlar ne söylüyor?
Bir hareketi anlamanın en iyi yolu, pankartlarını ciddiye almaktır. 25 Eylül'de Berlin'de taşınan her pankart, arkasında bir veri, bir tarih ve bir sınıf ilişkisi taşıyor. Tek tek bakalım.
"İnsansız hava araçlarına yem olmak yerine direniş kuşağı." Almancası "Drohnenfutter", yani "İHA yemi". Bu bir abartı değil, bugünün cephesinin tarifi. Ukrayna'da günlük muharebe kayıplarının yüzde 70-80'inin artık insansız hava araçlarından kaynaklandığı tahmin ediliyor (Army Technology). Yani bugün cepheye sürülen bir piyade, çoğunlukla karşısındaki askeri hiç görmeden, gökyüzündeki ucuz bir makinenin hedefi olarak ölüyor. NATO'nun Ankara Zirvesi'nde 14 milyar dolarlık bir insansız sistemler girişimi başlatması, bu savaş biçiminin kalıcılaştırıldığını gösteriyor. Makineyi üreten şirket kâr ediyor, makinenin önüne atılan genç ölüyor. 18 yaşındaki bir öğrenci bunu gördüğü için "yem olmayacağım" diyor.
"Askerlik yerine meslek eğitimi." Almanya'da 2025'te çıraklık/meslek eğitimi yeri bulamayan genç sayısı bir yılda 9 bin artarak 40 bine çıktı; Federal İş Ajansı başkanı Andrea Nahles, başvuranlar içinde eğitim yeri bulanların oranının son 25 yılın en düşük düzeyine indiğini açıkladı (Bundesagentur für Arbeit). Aynı yıl kayıtlı eğitim yeri sayısı 25 bin azaldı. Devlet, meslek sahibi yapamadığı gençlere asker kaputu uzatıyor. İşte "yoksulluk askerliğinin" Alman biçimi: sanayi daralıyor, çıraklık kapıları kapanıyor, kışla kapısı açılıyor.
"Alman silahları ve parası dünyada cinayet işliyor." Bu slogan yeni değil; Alman barış hareketinin onlarca yıldır kullandığı, silah ihracatını hedef alan klasik bir sloganı (DFG-VK). Almanya dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biri. Gazze savaşı sırasında hükümet, 8 Ağustos 2025'te Gazze'de kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatını durdurduğunu açıkladı; ama yalnızca üç ay sonra, 24 Kasım 2025'ten itibaren bu kısıtlamayı kaldırıp "vaka bazında değerlendirmeye" döndü (LTO). Gençlerin Filistin bayraklarıyla askerlik karşıtlığını aynı yürüyüşte birleştirmesi bu yüzden rastlantı değil: aynı silah sanayii, hem uzak bir kentin çocuklarını öldürüyor hem de kendi ülkesinin çocuklarını kışlaya çağırıyor.
"Merz cepheye." Savaş kararını verenler cepheye gitmez. Bu, tarih boyunca değişmeyen bir kural. Öğrenciler bu kuralı tersine çevirip sorunun özüne işaret ediyor: savaş bu kadar gerekliyse, onu isteyenler önden yürüsün. Aşağıda göreceğimiz gibi, bu slogan bir şaka değil, savaşların sınıfsal anatomisinin en kısa özeti.
"Silahsız barış" ve "Bir daha asla zorunlu askerlik." Almanya'da "Nie wieder" (bir daha asla) 1945'in dersidir: bir daha asla faşizm, bir daha asla savaş. Gençler bu dersi, yöneticilerinin ağzından düşürdüğü yerden alıp yeniden sokağa taşıyor.
Kâğıt öğütücü. Bundeswehr'in formunu öğütücüye atmak simgesel ama anlamlı bir eylem. Form, devletin kuşağı bir seferberlik envanterine dönüştürme aracı. Öğrenciler "adımızı, sağlığımızı, eğitimimizi sizin savaş listenize yazdırmayacağız" diyor.
Rheinmetall durağı. Berlin yürüyüşünün Rheinmetall fabrikasının önünden geçmesi hareketin en bilinçli tercihiydi. Wedding'deki Scheringstraße'de yıllarca otomobil parçası üreten Pierburg fabrikası, 2025 ortasından itibaren topçu mermisi kovanı gibi mühimmat parçaları üreten bir tesise dönüştürüldü; yaklaşık üç yüz elli işçi artık otomobil değil mermi parçası üretiyor (Entwicklungsstadt, WSWS). İş yeri temsilciliği başkanı bu dönüşümü "alternatifsiz" diye niteledi; sendika IG Metall de dönüşümü istihdam güvencesi olarak sundu. 10 Mayıs'ta mahallede bin beş yüz kişi "Wedding'de Rheinmetall istemiyoruz" diye yürüdü; eylemciler aynı alanın Birinci Dünya Savaşı'nda mühimmat ürettiğini, İkinci Dünya Savaşı'nda zorla çalıştırılan işçilerin emeğiyle döndüğünü hatırlattı.
İşte "zenginler savaş istiyor" cümlesinin kanıtı. Rheinmetall 2025'te satışlarını yüzde 29 artırarak 9,9 milyar avroya çıkardı; faaliyet kârı yüzde 33 artışla 1,84 milyar avroya ulaştı, sipariş stoku 63,8 milyar avro ile rekor kırdı. Hisse başına temettü 8,10 avrodan 11,50 avroya yükseltildi ve şirket 2026 için yüzde 40-45 büyüme bekliyor (Rheinmetall). Hükümet sağlık bütçesini üçte bir keserken, silah şirketinin hissedarları temettülerini yüzde 40 artırıyor. Öğrenciler bu tabloyu bir cümleye sığdırdı: zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor.
Neden Wedding? Kızıl Wedding'den bugünün yoksul gençliğine
Berlin'deki eylemin Wedding'de yapılması bir ayrıntı değil. Organizatörler mahalleyi bilerek seçtiklerini açıkça söylediler. Üç gerekçe gösterdiler: mahalledeki fabrikanın Rheinmetall'e geçip mühimmat üretmeye başlaması, Wedding'in toplumsal eşitsizlikten ağır biçimde etkilenmesi ve artan militarizmin mahallenin dayanışma duygusuyla çelişmesi (Weddingweiser). Bu seçimi anlamak için mahallenin tarihine bakmak gerekiyor.
Solun kalesi: Kızıl Wedding
Wedding, 19. yüzyılın sonundan itibaren Berlin'in büyük sanayi bölgesiydi. AEG'nin fabrikalarında on binlerce işçi çalışıyordu; Osram, Bergmann ve Schering de buradaydı. İşçiler "Mietskaserne" denen, avlu avlu iç içe geçmiş, ışık almayan kira kışlalarında yaşıyordu. "Kira kışlası" adı bile anlamlı: işçi sınıfı fabrikada disipline, evde ise kışla düzenine sokulmuştu.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından bu mahalle Almanya'nın en kızıl mahallesi oldu. Weimar döneminde Wedding'e "Roter Wedding", yani "Kızıl Wedding" denirdi. 1932 Reichstag seçiminde Almanya Komünist Partisi (KPD) Wedding'de yüzde 47,9 oyla tarihinin en yüksek sonucunu aldı. Mart 1933'te, Naziler iktidarı ele geçirmişken ve baskı doruğundayken bile KPD Wedding'de birinci partiydi (Wikipedia: Bezirk Wedding). O yılların işçi şarkılarından biri de mahallenin adını taşır: Erich Weinert ile Hanns Eisler'in 1929'da yazdığı, Ernst Busch'un sesiyle bilinen "Roter Wedding".
Aynı yıl, 1929'da, Wedding bir başka şeyin de sembolü oldu: Kanlı Mayıs (Blutmai). Sosyal demokrat polis şefi Karl Zörgiebel 1 Mayıs gösterilerini yasakladı. İşçiler yasağa rağmen sokağa çıkınca Wedding ve Neukölln'de polis ateş açtı; üç günde 30'u aşkın kişi öldü, yüzlercesi yaralandı, yaklaşık 1.200 kişi gözaltına alındı. Öldürülenlerin büyük bölümü hiçbir partiye üye değildi. Hiçbir polis yargılanmadı (Wikipedia: Blutmai). Kanlı Mayıs, sosyal demokratlarla komünistler arasındaki yarığı derinleştirdi; bölünmüş bir işçi hareketinin karşısında dört yıl sonra Naziler iktidara yürüdü.
Nazi döneminde Wedding direnişin mahallelerinden biriydi; savaşın sonunda binalarının yaklaşık üçte biri yıkılmış ya da ağır hasar görmüştü. Savaştan sonra Batı Berlin'in yoksul işçi mahallesi olarak kaldı. 1960'lardan itibaren Türkiye'den, Yugoslavya'dan, daha sonra Arap ülkelerinden ve Afrika'dan gelen göçmen işçiler bu eski kira kışlalarına yerleşti. Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar" yazımızda anlattığımız Almancı hikâyesinin önemli bir bölümü bu sokaklarda yaşandı.
Şimdi tarihin kafiyesine dikkat edin. Birinci Dünya Savaşı'nda mühimmat üretmiş, İkinci Dünya Savaşı'nda zorla çalıştırılan işçilerle dönmüş bir sanayi alanında, 2026'da yeniden mermi parçası üretiliyor. Ve 1929'da yasağa rağmen sokağa çıkan işçilerin torunlarının kuşağı, 2026'da okul yönetiminin ceza tehdidine rağmen aynı sokaklardan geçiyor.
Bugünün Wedding'i: her dört çocuktan biri yoksul
Kızıl Wedding'in işçi sınıfı fabrikalarla birlikte dağıldı; ama yoksulluk dağılmadı. Organizatörlerin aktardığına göre Wedding'de her dört çocuktan biri yoksul sayılıyor (Weddingweiser). Yeşiller'den Mitte ilçe siyasetçisi Taylan Kurt'un Berlin sosyal atlası üzerine yazdığı bir değerlendirmeye göre Wedding ve Gesundbrunnen'in bazı bölgelerinde çocuk ve gençlerin yarısından fazlası yoksulluk içinde yaşıyor, kimi sokak bloklarında bu oran yüzde 70'e çıkıyor. Kurt, istatistiklerdeki kısmi "iyileşmenin" bir bölümünün aslında yoksulların yükselen kiralarla mahalleden sürülmesinden kaynaklandığını da vurguluyor (Weddingweiser). Yani yoksulluk azalmıyor, yer değiştiriyor. Evin Sınıfı yazımızda anlattığımız barınma krizi, burada çocuk yoksulluğunun istatistiğini bile çarpıtıyor.
Wedding, göçmen işçi ailelerinin, Bürgergeld'le geçinen hanelerin, meslek eğitimi yeri bulamayan gençlerin, yarım zamanlı ve güvencesiz işlerde çalışan annelerin mahallesi. Bundeswehr'in reklam panolarının en çok işe yarayacağı yer de tam olarak burası: "Bizde meslek, maaş, gelecek var."
Gösterideki yoksul gençler
Bu yüzden 25 Eylül'de Wedding sokaklarında yürüyen gençlerin önemli bir bölümü, askerlik tartışmasının soyut değil somut muhatabı. Katılımcıların sınıfsal dökümünü veren bir anket yok; ama işaretler açık. Eylem Berlin'in en yoksul mahallelerinden birinde yapıldı. Pankartlardan biri "askerlik yerine meslek eğitimi" diyordu; bu talep, üniversiteye gitmesi zaten beklenen orta sınıf çocuğunun değil, çıraklık yeri arayan işçi çocuğunun talebidir. Organizatörler askerliği, sosyal alanda, eğitimde, kültürde ve sağlıkta yapılan kesintilerle doğrudan ilişkilendirdi. Bu kesintilerin en ağır hissedildiği yer, işte bu mahallelerdir.
Burada tarihin değişmeyen kuralı bir kez daha görünüyor. Profesyonel orduya da, "ihtiyaca göre zorunlu" orduya da insan malzemesini sağlayacak olan, Wedding gibi mahallelerin çocuklarıdır. Grunewald'ın, Dahlem'in villalarında büyüyen gençlerin önünde üniversite, yurt dışı stajı, aile şirketi, iyi bir avukat ve gerektiğinde bir sağlık raporu vardır. Wedding'in gençlerinin önünde ise kira borcu, iş ajansının kuyruğu ve Bundeswehr'in broşürü. Bu gençler sokağa çıktığında kendi adlarına konuşuyor: cepheye ilk kimin çağrılacağını biliyorlar.
Yürüyüşün basın ekibinden 17 yaşındaki August'un sözleri, Wedding'in bu yeni kuşağının sınıf bilincini bir cümleye sığdırıyor: başka ülkelerin gençleriyle, sonunda o gençlere ateş edilmesi emrini verenlerden çok daha fazla ortak yanı olduğunu söylüyor (Weddingweiser). Manifesto'nun "işçilerin vatanı yoktur" cümlesi, 178 yıl sonra bir Wedding lisesinde kendiliğinden yeniden yazılıyor.
Kızıl Wedding'in tarihi bu gençlere bir ders de bırakıyor. 1929'da işçilere ateş açtıran bir sosyal demokrat polis şefiydi; işçi hareketi bölündü ve bedelini hepsi ödedi. Bugün savaş bütçelerine "sorumluluk" adına evet diyen sol yöneticiler karşısında gençliğin bağımsız örgütlülüğü, işte bu tarihsel dersin ürünüdür.
Yasa ne diyor, uygulama ne yapıyor?
Almanya'da zorunlu askerlik 1 Temmuz 2011'de kaldırılmadı, askıya alındı. Anayasadaki yükümlülük yerinde duruyordu; yalnızca barış zamanında uygulanmıyordu. Yeni yasa bu askıyı tamamen kaldırmıyor ama makineyi yeniden kuruyor. 5 Aralık 2025'te Bundestag'dan geçti, 1 Ocak 2026'da yürürlüğe girdi. Ana hatları şöyle:
- Zorunlu form. 2008 ve sonrası doğumlu her erkek, 18 yaşına girince Bundeswehr'den gelen formu doldurmak zorunda. Kadınlar için form isteğe bağlı. Formda sağlık durumu, eğitim, askerlik yapma isteği soruluyor. Yılbaşından bu yana 451 bini aşkın form gönderildi; erkeklerde yanıt oranı yüzde 96 (ms-aktuell).
- Zorunlu muayene. 1 Temmuz 2027'den itibaren 2008 kuşağının tamamı muayeneye çağrılacak. Bunun için 24 muayene merkezi kuruluyor; Bundeswehr her kuşakta yaklaşık 350 bin erkek aday hesaplıyor.
- "İhtiyaca göre zorunluluk" (Bedarfswehrpflicht). Yasa her yıl için gönüllü asker hedefleri koyuyor. Hedef tutmazsa Bundestag'ın alacağı bir kararla zorunlu askerliğe geçilebiliyor. Yani "gönüllülük" bir ilke değil, bir deneme süresi.
- Yurt dışı izni. 17 ile 45 yaş arasındaki erkeklerin üç aydan uzun yurt dışı kalışları için izin alması gerekiyor (Euronews). Daha önce yalnızca savaş hâlinde geçerli olan bir kural bu.
Şimdi uygulamaya bakalım. Haziran ortasında yayımlanan ilk bilançoya göre yaklaşık 298 bin form gönderilmiş, 1.500 muayene yapılmış ve bunların sonunda yalnızca 530 kişi gönüllü askerlik taahhüdü vermişti (Tagesspiegel). Hükümete yakın bir CDU milletvekili o gün "zorunlu hizmete geçiş için henüz erken" dedi; "henüz" kelimesinin altını çizelim.
Temmuz 2026'dan itibaren ise Bundeswehr takvimi öne çekti. 31 Ağustos itibarıyla askerliğe ilgisi olmadığını yazan yaklaşık bin genç erkek muayeneden geçirilmişti (ms-aktuell). Kiel'den bir öğrencinin sözleri bu yüzden 25 Eylül grevinin ruhunu özetledi: "Kandırıldık!" İlgisi olmadığını beyan eden binden fazla gence davet mektubu gitmişti (SoZ).
Resmî söylemle bu bir "kayıt" işlemi. Bizim dilimizle: devlet, kuşağın tamamının adını, adresini, sağlığını ve eğitimini bir seferberlik envanterine dönüştürüyor. Muayene askerlik değildir, doğru. Ama envanter, bir sonraki adımın ön koşuludur.
Avrupa'da askerlik nasıl yapılıyordu?
Bugünü anlamak için kısa bir tarih gerekiyor. Çünkü "zorunlu askerlik" doğa yasası değil, belirli bir tarihsel dönemin ürünü.
Kitle ordusunun doğuşu. Feodal Avrupa'da savaşı soylular ve paralı askerler yapardı. Fransız Devrimi 1793'te levée en masse ile bunu değiştirdi: yurttaş artık ulusun askeriydi. Bu devrimci bir yenilikti, devrimi Avrupa monarşilerine karşı savunuyordu. Ama 19. yüzyıl boyunca aynı kurum burjuva ulus devletlerin elinde başka bir şeye dönüştü: köylüyü ve işçiyi "ulus" adına sermayenin sömürge ve pazar savaşlarına süren bir makineye. 1914'te milyonlarca Alman, Fransız ve İngiliz işçi birbirinin siperine bu makineyle sürüldü.
İşte o yıl, 1915'te, Karl Liebknecht bir bildiriye Avrupa sosyalizminin en kısa cümlelerinden birini yazdı: "Asıl düşman kendi ülkemizdedir." Liebknecht bunu yazdığında Almanya'da savaş kredilerine karşı oy veren tek milletvekiliydi. Sosyal demokrat parti kredilere "evet" demişti. Bu hikâyeyi AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil yazımızda sosyal demokrasinin ilk büyük iflası olarak anlatmıştık; bugün tekrar önem kazanıyor.
Soğuk Savaş'ın yurttaş-askeri. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iki Almanya da yeniden ordu kurdu. Batı Almanya 1955'te Bundeswehr'i kurdu, 1956'da zorunlu askerliği getirdi; buna karşı büyük "Ohne mich" (Bensiz) kampanyası yapılmıştı. Anayasa vicdani reddi hak olarak tanıdı; vicdani retçiler Zivildienst adıyla hastanelerde, bakımevlerinde sivil hizmet yaptı. Ülkenin sosyal hizmet sisteminin önemli bir bölümü onlarca yıl bu ucuz emekle döndü. Avrupa'nın çoğunda tablo benzerdi: erkek nüfusun tamamının birkaç ay ile iki yıl arası kışladan geçtiği kitlesel orduların dönemi.
1990'lar: profesyonel orduya geçiş. Soğuk Savaş bitince Batı Avrupa hızla paralı, profesyonel ordulara döndü. Fransa 1996'da askerliği askıya aldı, son kuşak 2001'de terhis oldu. İspanya 2001'de, İtalya 2005'te, İsveç 2010'da, Almanya 2011'de aynı yolu izledi. Gerekçe açıktı: NATO'nun yeni görevi büyük kara savaşı değil, Yugoslavya'dan Afganistan'a, Irak'tan Libya'ya uzak coğrafyalara "müdahale"ydi. Bunun için on binlerce acemi değil, az sayıda iyi eğitilmiş, sözleşmeli, ücretli asker gerekiyordu. Profesyonel ordunun bir de siyasal avantajı vardı: ölen askerin annesi artık "herkesin annesi" değildi; savaş toplumun geneline değil, o işi "meslek olarak seçmiş" dar bir kesime yükleniyordu. Kimlerin bu mesleği "seçtiğini" aşağıda konuşacağız.
Şimdi ne değişiyor?
2014'ten, özellikle 2022'deki Rusya işgalinden sonra rüzgâr döndü. Avrupa'nın yönetici sınıfları artık uzak müdahale ordusu değil, büyük bir kara savaşına hazır kitlesel bir savaş gücü istiyor. Tablo şöyle:
| Ülke | Durum |
|---|---|
| Litvanya | 2015'te zorunlu askerliğe geri döndü |
| İsveç | 2017'de kadın ve erkekler için seçmeli zorunluluğa geri döndü |
| Letonya | 2023'te zorunlu askerliği yeniden başlattı |
| Danimarka | Zorunluluğu kadınları da kapsayacak biçimde genişletti |
| Hırvatistan | 17 yıllık aradan sonra zorunlu askerliği geri getirdi; iki aylık hizmete aylık 1.100 avro ödüyor |
| Almanya | Zorunlu form ve muayene, "gönüllü" hizmet, hedef tutmazsa zorunluluk |
| Fransa | 2026 yazında on aylık gönüllü askerî hizmet başladı; hedef 2026'da 3 bin, 2030'da 10 bin, 2035'te 50 bin genç |
| Polonya | Tüm erkeklere askerî eğitim modeli hazırlıyor |
| Belçika | 18 yaşındakilere gönüllü hizmet için mektup gönderiyor |
Kaynaklar: Euronews, Vision of Humanity, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı.
Burada iki şey birlikte oluyor. Birincisi, sayı sorunu. Avrupa ordularının personeli 2010-2020 arasında yüzde 16 azaldı; nedenler arasında düşük ücret, iş-yaşam dengesizliği ve kötü çalışma ortamı sayılıyor (Euronews). Yani sermaye devleti, piyasa koşullarında yeterli sayıda insanı ölmeye razı edemiyor. Çözüm ücretleri artırmak değil, yasayla zorlamak.
İkincisi, ideolojik seferberlik. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius 2023'ten beri ülkenin "kriegstüchtig", yani savaşa hazır olması gerektiğini söylüyor. Başbakan Friedrich Merz "Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusunu" kurmaktan söz ediyor. Bu dil yalnızca kışlaya değil, okula, üniversiteye, hastaneye, fabrikaya yöneliyor. Askerliğin dönüşü, bütün bir toplumun savaş ekonomisine göre yeniden düzenlenmesinin bir halkası.
NATO'nun yeni hesabı: yüzde beş ve 460 bin asker
Bu tabloyu anlamak için Lahey ve Ankara'ya bakmak gerekiyor.
Haziran 2025'teki Lahey Zirvesi'nde NATO üyeleri 2035'e kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5'ini savunmaya ayırmayı kabul etti: yüzde 3,5 doğrudan askerî harcama, yüzde 1,5 "kritik altyapı, sivil dayanıklılık ve savunma sanayii" gibi geniş güvenlik kalemleri (CSIS). 7-8 Temmuz 2026'daki Ankara Zirvesi bu hedefi onayladı; zirvede 50 milyar doları aşkın silah alımı imzalandı, beş yılda 14 milyar dolarlık bir insansız sistemler girişimi başlatıldı (Ankara Zirvesi Bildirgesi, Defence Turkey). Zirve öncesinde Ankara'da sokakların nasıl kapatıldığını, aydınların nasıl gözaltına alındığını Ankara'da NATO Öncesi "Korku" Barikatları yazımızda anlatmıştık.
NATO'nun Almanya'dan beklediği yetenek hedefi de ortada: 460 bin kişilik bir güç (yaklaşık 260 bin aktif asker ve 200 bin yedek). Bugün Bundeswehr'de 184 bin asker var; Tagesspiegel'in aktardığı hedef 2035'te 255-270 bin aktif asker (Tagesspiegel). Aradaki fark, piyasadan gönüllü toplanarak kapatılamayacak kadar büyük. Zorunlu askerliğin geri dönüşü bu aritmetiğin sonucu.
Peki bu paranın kaynağı ne? Almanya'nın 2027 bütçe taslağına bakalım (Perspektive, DGB):
| Kalem | 2026 | 2027 taslağı |
|---|---|---|
| Savunma bütçesi (Einzelplan 14) | 82,2 milyar avro | yaklaşık 109 milyar avro |
| Buna ek özel savunma fonu | 29,9 milyar avro | |
| Yalnızca silah alımı | 55,8 milyar avro | |
| Sağlık bütçesi | 21,77 milyar avro | 14,33 milyar avro |
Bir yılda savunmaya 31 milyar avro ek, sağlığa üçte bir kesinti. Çocuk parası, konut yardımı, ebeveyn ödeneği ve işsizlik yardımında da kesintiler planlanıyor. Alman Sendikalar Konfederasyonu DGB, kamu borçlanmasının "büyük bölümünün" artık askerî harcamaya aktığını, yüksek gelirlilerin ve şirket kârlarının ise neredeyse vergilendirilmediğini söylüyor. Bu, eski "top mu, tereyağı mı" ikileminin 2026 baskısı: tereyağından kesip topa yazmak.
Ve topun kimin fabrikasında döküldüğünü de biliyoruz. Rheinmetall'in hisse değeri 2022'den bu yana katlandı. Sol Parti'nin barış sözcüsü Desiree Becker'in dediği gibi, okullar dökülürken rekor askerî bütçeler Rheinmetall gibi şirketlerin kasasına akıyor (Die Linke Bundestag grubu). Zorunlu askerlik, silah tekellerinin kârı için gereken insan malzemesinin devlet eliyle temin edilmesidir. Silah şirketi tankı satar; tankın içine konacak on sekiz yaşındaki çocuğu devlet bulur.
Gençlik ne düşünüyor, ne istiyor?
"Gençler tembel, vatan sevgisi kalmamış" diyenlere verilerle yanıt verelim.
Genel toplum ile gençlik arasında derin bir uçurum var. DeZIM Enstitüsü'nün 2025 yazında 3.691 kişiyle yaptığı araştırmaya göre toplumun yüzde 58'i zorunlu askerliği destekliyor; ama 18-28 yaş arasında bu oran yüzde 30'a düşüyor. "Siz gerçekten askerlik yapar mıydınız?" sorusuna gelince tablo daha da netleşiyor: toplumun yüzde 23'ü, gençlerin ise yalnızca yüzde 14'ü evet diyor (DeZIM). Kısacası askerliği en çok, askere gitmeyecek olanlar istiyor. Bu, Avrupa'daki savaş söyleminin kuşaklar arası anatomisidir.
Aynı araştırmada bir ayrıntı daha var: Müslümanların yüzde 35'i, Almanya'ya kendisi göç etmiş olanların yüzde 25'i askerlikte ayrımcılığa uğramaktan korkuyor. Yani "vatan için hizmet" çağrısı, o vatanın her gün "yabancı" diye ötelediği gençlere de yöneliyor. Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar" yazımızda anlattığımız "arada kalmışlık" burada yeni bir biçim alıyor: vatandaşlık hakkı tartışmalı, ama askerlik yükümlülüğü kesin.
Vicdani ret patlaması. Almanya'da vicdani ret başvuruları 2022'de 951'di. Sonra 2023'te 1.079'a, 2024'te 2.249'a, 2025'te 3.879'a çıktı. 2026'da yalnızca Temmuz sonuna kadar 8.302 başvuru yapıldı; bu, askerliğin askıya alındığı 2011'deki rekoru (4.348) şimdiden ikiye katlıyor (Berliner Zeitung). Başvurular formların gelmeye başladığı Ocak 2026'dan sonra sıçradı. Mektup posta kutusuna düşünce, soyut bir tartışma kişisel bir karara dönüştü.
Kaygının kaynağı savaş ve geçim. 2024 Shell Gençlik Araştırması'na göre 12-25 yaş arası gençlerin yüzde 81'i Avrupa'daki savaştan, yüzde 67'si ekonomik durumdan kaygılı; toplumsal bölünme ve yabancı düşmanlığı kaygısı da yüzde 52'den 58'e yükselmiş (DBJR). Aynı gençlerin siyasete ilgisi, özellikle genç kadınlarda artıyor.
Bu verileri yan yana koyunca gençliğin taleplerini şöyle özetleyebiliriz:
- Kendi hayatı üzerinde söz hakkı. "Bizim adımıza karar verdiniz, bize sormadınız." Grevlerin en temel duygusu bu.
- Silaha değil okula para. Dökülen okul binaları, öğretmen açığı, pahalılık ve kira krizi karşısında rekor askerî bütçe, gençlerin adalet duygusunu doğrudan yaralıyor.
- Savaşa değil diplomasiye. Gençler Rus yönetimini savunmuyor; ama "tek çözüm silahlanma" dayatmasını kabul etmiyor.
- Ayrımcılığa karşı eşitlik. Göçmen kökenli gençler için askerlik tartışması aynı zamanda aidiyet ve eşit yurttaşlık tartışması.
- Bir gelecek. Slogandaki kelime tesadüf değil: "Zukunft". İklim krizi, barınma krizi, iş güvencesizliği ve şimdi savaş. Bu kuşak geleceğin kendisinden çalındığını hissediyor.
Savaşa dair görüşlerimiz: savaş her zaman sınıfın zararınadır
Sevgili yoldaşlar, buraya kadar Almanya'yı anlattık. Şimdi bir adım geri çekilip savaş hakkında ne düşündüğümüzü açıkça söyleyelim. Çünkü okul grevlerindeki slogan, yalnızca 2026 Almanya'sına ait bir tespit değil; bütün sınıflı toplumlar tarihinin özeti.
Savaş kimin siyasetidir?
Prusyalı general Clausewitz'in ünlü sözünü bilirsiniz: savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir. Lenin bu cümleyi alıp tek bir soru ekledi: hangi sınıfın siyasetinin? Bir savaşı anlamak için ilk bakacağımız yer cephe haritası değil, o savaşı hangi sınıfın hangi çıkar için yürüttüğüdür. Pazar, hammadde, ticaret yolu, nüfuz alanı, silah siparişi, yeniden inşa ihalesi. Bayraklar, marşlar, "ulusun onuru" ve "özgürlüğün savunulması" bu çıkarların üzerine giydirilen kostümdür.
Komünist Manifesto'nun 1848'deki cümlesi bu yüzden bugün de geçerli: işçilerin vatanı yoktur. Bu, işçilerin doğdukları topraklara, dillerine, insanlarına bağlı olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine: işçinin sevdiği şey o toprağın halkıdır; ama o toprağın tapusu, fabrikası, bankası, silah şirketi başkalarınındır. Savaş çıktığında ise işçiden, kendisine ait olmayan bir mülkü, başka bir ülkenin işçisini öldürerek savunması istenir.
Cepheye en önde sınıf gider
Tarihte istisnası neredeyse olmayan bir kural var: savaşı zenginler başlatır, yoksullar savaşır, işçiler öder.
- Birinci Dünya Savaşı (1914-1918). Yaklaşık 10 milyon asker öldü. Siperleri dolduranlar Fransız köylüleri, Alman maden işçileri, İngiliz dokuma işçileri, Rus mujikleriydi. Aynı yıllarda Alman silah tekeli Krupp'un kârları katlandı. Osmanlı'da cephe, Anadolu köylüsünün çocuklarıyla dolduruldu: Sarıkamış'ta on binlerce asker donarak öldü, Çanakkale'de yüz binlerce kayıp verildi, Yemen'e gidip dönmeyenler için yakılan türküler bugün de söyleniyor. O türküleri paşalar değil, köylü anaları yaktı.
- İkinci Dünya Savaşı (1939-1945). Nazi savaş ekonomisinin en büyük kazananları Krupp, IG Farben, Siemens gibi tekellerdi; fabrikalarında milyonlarca zorla çalıştırılan işçi ve toplama kampı mahkûmu köle emeğiyle çalıştı. Nazizmi yenen ise Sovyet işçi ve köylüleriydi: yaklaşık 27 milyon insanını kaybeden bir halk.
- Vietnam (1955-1975). ABD'de savaş çağındaki 27 milyon erkekten Vietnam'a giden 2,5 milyon erin yaklaşık yüzde 80'i işçi sınıfı ve yoksul ailelerden geliyordu (Christian Appy, Working-Class War). Zenginin çocuğu üniversite ertelemesiyle, torpille, Ulusal Muhafız kadrosuyla cepheden uzak durdu. Senatör George McGovern'in özetiyle: zenginler ve güçlüler savaşı başta desteklediler ama kendilerinden pek bir şey vermediler; o sorumluluk yoksullara düştü.
- Irak (2003). Zorunlu askerlik yoktu; bu kez işi poverty draft gördü. İş, sağlık sigortası, üniversite bursu vaadiyle orduya yazılanların büyük kısmı sanayisizleşmiş kasabaların, yoksul mahallelerin gençleriydi. Savaşın kazananları ise petrol şirketleri, Halliburton gibi lojistik ve yeniden inşa şirketleri, özel güvenlik firmalarıydı.
- Rusya-Ukrayna (2022'den bugüne). Mediazona ve BBC Rusça'nın isim isim doğruladığı Rus asker ölümleri Şubat 2026'da 200 bini aştı. Kayıpların coğrafyası bir sınıf haritası: 100 bin kişi başına ölüm Tuva'da 476, Buryatya'da 400, Zabaykalsk'ta 362, Altay'da 316; oysa Moskova ve St. Petersburg gibi zengin büyük kentler "büyük ölçüde dokunulmamış" durumda (Mediazona, Meduza). Kremlin yoksul bölgelerin gençlerini yüksek imza primleriyle satın alıyor, oligarkların çocukları Londra'da, Dubai'de yaşıyor. Ukrayna'da da cepheye sürülenler çoğunlukla parası, bağlantısı olmayanlar; askerlik şubelerindeki rüşvetle muafiyet skandalları 2023'te bütün bölge askerlik şubesi başkanlarının görevden alınmasına yol açmıştı. İki ülkenin yoksulları birbirini öldürürken iki ülkenin zenginleri servetlerini koruyor.
Bu listeye Kore'yi, Cezayir'i, Afganistan'ı, Yemen'i, Sudan'ı ekleyebilirsiniz. Sonuç değişmiyor: cepheye en önde sınıf gider. Tabutlar işçi mahallelerine, köylere, gecekondulara döner. Şehit anaları çoğunlukla yoksul analardır.
Savaşın faturası: önce can, sonra ekmek
Savaş, işçi sınıfından iki kez bedel alır.
Birincisi candır: cephede ölen, sakat kalan, travmayla dönen gençler. Bugün Ukrayna'dan dönen on binlerce sakat asker, yıllarca sürecek bir bakım yükünü ailelerine, çoğunlukla da kadınlara bırakıyor.
İkincisi ekmektir. Savaş kredileri, savaş vergileri, enflasyon, ertelenen ücret artışları, kesilen sosyal harcamalar. Almanya'nın 2027 bütçesinde sağlığın üçte bir kesilirken savunmaya 31 milyar ek yazılması bunun güncel örneği. Savaş borcunu bombaları üretenler değil, çocuklarını cepheye yollayan ve vergisini maaşından kesilerek ödeyen işçiler öder. Savaştan sonra gelen "yeniden inşa" ise aynı sermaye gruplarına ikinci bir kâr turu sunar: önce yıkmanın, sonra yapmanın parasını alırlar.
Savaş, sınıf mücadelesini susturmanın aracıdır
Savaşın bir işlevi daha var ve belki de en önemlisi bu: içerideki sınıf mücadelesini dondurmak.
1914'te Alman sendikaları ve sosyal demokrat parti "Burgfrieden" (kale barışı) adı verilen bir anlaşmayla savaş süresince grev yapmamayı kabul etti. Fransa'da buna "Union sacrée" (kutsal birlik) dendi. Savaşa karşı çıkan Fransız sosyalist önder Jean Jaurès, savaşın arifesinde bir milliyetçi tarafından öldürüldü. "Dış düşman" varken grev ihanetti, ücret talebi bozgunculuktu, eleştiri casusluktu.
Bu mantık bugün de işliyor. "Ulusal güvenlik", "kritik altyapı", "savaşa hazırlık" gerekçeleri grev haklarını, gösteri özgürlüğünü, basın özgürlüğünü daraltmak için kullanılıyor. Türkiye'de bunu çok iyi biliyoruz: grev ertelemelerinin en sık gerekçelerinden biri "millî güvenlik"tir. Savaş söylemi yükseldiğinde, ilk susturulan ses işçinin sesidir.
Ama savaşları bitiren de sınıftır
Tarih yalnızca bir kurbanlar listesi değil. Savaşları bitirenler de çoğu zaman cepheye sürülen işçiler ve köylüler olmuştur.
1917'de Rus askerleri siperleri terk edip "ekmek, barış, toprak" dedi ve savaşı devrimle bitirdi. Kasım 1918'de Kiel'deki Alman denizciler, anlamsız bir son deniz saldırısına çıkmayı reddedip ayaklandı; isyan birkaç gün içinde bütün Almanya'ya yayıldı, imparator tahtını bıraktı ve savaş sona erdi. Vietnam savaşını bitiren etkenlerden biri de ABD ordusunun içindeki çözülme, askerlerin emirleri reddetmesi ve cephe gerisindeki kitlesel savaş karşıtı hareketti.
25 Eylül'de Kiel'den bir öğrencinin "Kandırıldık!" diye bağırması, bu yüzden tarihin küçük ama anlamlı bir kafiyesi. Yüz sekiz yıl önce aynı kentin denizcileri de kandırıldıklarını anlamışlardı.
Bizim tutumumuz
Bu tarihten ve bugünkü tablodan çıkan tutumumuzu açıkça yazalım:
- Emperyalist savaşlara karşıyız. Hangi bayrak altında, hangi blok adına yürütülürse yürütülsün. Rus sermayesinin yayılmacılığına da, NATO'nun silahlanma programına da, ABD'nin, Çin'in, AB'nin ya da bölgesel güçlerin nüfuz savaşlarına da. Kamp değil, sınıf.
- Halkların kendi varlığını savunma ve kurtuluş hakkını tanırız. İşgale, soykırıma, sömürgeciliğe karşı direnen bir halkın direnişi ile emperyalist güçlerin pazar ve nüfuz savaşı aynı şey değildir. Filistin halkının özgürlük talebi bu yüzden okul grevlerinin pankartlarında yerini buluyor.
- Savaşın maliyetini kim ödüyorsa, karar hakkı da onundur. Silah bütçelerini, askerlik yasalarını, ittifak anlaşmalarını belirleyenler; o bütçenin, o yasanın, o anlaşmanın bedelini ödeyecek olanlara hesap vermek zorundadır.
- Silahlanmaya değil, insana yatırım. Her tank, bir okul; her savaş uçağı, bir hastane; her insansız hava aracı filosu, binlerce konut demektir. Bütçe tercihi bir sınıf tercihidir.
- Silah tekelleri kamusal denetime alınmalı. Savaştan kâr etmek meşru bir iş modeli değildir. Silah şirketlerinin kârları, ihracatları, lobi faaliyetleri şeffaf olmalı; savaş kârları vergilendirilmeli.
- Vicdani ret bir insan hakkıdır. Kimse vicdanına aykırı biçimde silah taşımaya zorlanamaz.
- Barış, sınıflar arası bir uzlaşma değil, sınıfsız bir dünyanın ön koşuludur. Sermaye var oldukça rekabet, rekabet var oldukça savaş eğilimi var olacaktır. Kalıcı barış, kârın değil insanın ihtiyacının belirlediği bir toplumla mümkündür.
İki taraf, iki savaş
| Savaş sermaye için | Savaş işçi sınıfı için |
|---|---|
| Sipariş, temettü, hisse değeri | Cephe, tabut, sakatlık |
| Yeni pazar, hammadde, nüfuz alanı | Kesilen ücret, artan fiyat, erteleme |
| Grevsiz fabrikalar, sessiz sokaklar | Yasaklanan grev, bastırılan gösteri |
| Yeniden inşa ihaleleri | Yıkılan evler, göç yolları |
| "Ulusal birlik" söylemi | Başka bir ülkenin işçisine düşman edilmek |
| Karar masası | Siper |
Cepheye kimin çocukları gidecek?
Şimdi bu tarihsel dersi Almanya'ya ve bugüne geri taşıyalım.
Profesyonel ordu döneminin en az konuşulan gerçeği şudur: "Mesleği seçen" askerlerin büyük kısmı, başka seçeneği olmayanlardır. Avrupa'da da askerî kariyer en çok sanayisizleşmiş bölgelerin, taşranın, işsizliğin yüksek olduğu yerlerin gençlerine cazip gelir. Meslek eğitimi yeri bulamayan 40 bin gencin ülkesinde, Bundeswehr'in reklamları bu gençleri hedefliyor. Wedding'in her dört çocuğundan birinin yoksul olduğu bir mahallede askerlik broşürü, bir "fırsat" gibi sunuluyor. Doğu Almanya'da grevlere katılan kentlerin listesine bakarken, bu bölgenin aynı zamanda sanayisizleşmenin en ağır yaşandığı ve AfD'nin en yüksek oy aldığı bölge olduğunu unutmayalım.
Zorunlu askerlik ise ilk bakışta "eşitleyici" görünür: zengin de gider, yoksul da. Ama tarih bunun da sınıfsal olduğunu gösterir. Zenginin çocuğu raporu, erteleme hakkını, yurt dışında okumayı, masa başı bir kadroyu bulur; Türkiye'de bunun adı açıkça konmuştur: bedelli askerlik. Yoksulun çocuğu ise piyade olur.
Bir de şu var: savaş hazırlığı, sermayenin kriz dönemlerinde başvurduğu klasik bir çıkış yoludur. Durgun ekonomi silah siparişleriyle canlandırılır; toplumsal hoşnutsuzluk "dış düşman" söylemiyle bastırılır. Almanya'da otomotiv sanayiinin daraldığı, fabrikaların kapandığı bir dönemde Wedding'deki otomobil parçası fabrikasının mermi kovanı üretmeye başlaması bu yüzden bir simge. İşçiye "ya işsiz kal ya mermi üret", çocuğuna "ya kışlaya gel ya da seni muayeneye biz çağırırız" deniyor. Babanın ürettiği mermiyi oğlun cephede taşıması istenen bir düzen, sınıfın kendi kendini tüketmesi üzerine kuruludur.
Okul grevcilerinin sloganı bu yüzden bir duygu değil, bir teşhis: Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor.
Sol Parti neden gençlerin partisi oldu?
Almanya'daki gençlik itirazının bir de sandıkta karşılığı var.
Şubat 2025 federal seçiminde Sol Parti (Die Linke) 18-24 yaş arasında yüzde 26 ile birinci parti oldu; AfD bu yaş grubunda yüzde 21, CDU/CSU yüzde 13, SPD yüzde 11 aldı (ZDFheute). Heidi Reichinnek'in TikTok videoları milyonlarca kez izlendi; parti konut, kira, pahalılık gibi somut geçim sorunlarını merkeze koydu ve AfD'ye karşı en net karşı konumu aldı. Parti üyeliği 2025 sonunda 123 bine çıktı; yeni üyelerin büyük bölümü genç.
Bir yıl sonra, 20 Eylül 2026 Berlin seçiminde tablo daha da keskinleşti: Sol Parti yüzde 25'in üzerinde oyla kentin birinci partisi oldu ve 16-24 yaş arasındaki seçmenlerin yaklaşık yüzde 47'si Sol Parti'ye oy verdi. Elif Eralp'in hikâyesini ve önündeki engelleri Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar", Elif Eralp'i Ne Bekliyor? ve Evin Sınıfı yazılarımızda anlattık. Berlin'de gençleri Sol Parti'ye taşıyan iki başlık kira ve savaştı: konut şirketlerinin kamulaştırılması ile askerliğe ve silahlanmaya karşı net tutum.
Sol Parti Bundestag'da yeni askerlik yasasına karşı oy verdi; Berlin, Hamburg ve federal düzeyde okul grevlerine açık destek açıkladı, etkilenen gençlere danışmanlık hizmeti sundu (Die Linke Bundestag grubu, Die Linke Hamburg). Partinin "Nein zur Wehrpflicht" sitesi, formu nasıl dolduracağını ve vicdani ret başvurusunu nasıl yapacağını bilmeyen gençlere rehberlik ediyor (faqwehrpflicht.de).
Ama yoldaşça bir not düşmek zorundayız, çünkü gençliğe gerçeği söylemek zorundayız. Mart 2025'te Bundestag, savunma harcamalarını borç frenine takılmaktan kurtaran dev anayasa değişikliğini geçirdiğinde, Sol Parti'nin koalisyon ortağı olduğu Bremen ve Mecklenburg-Pomeranya eyalet hükümetleri Federal Meclis'te (Bundesrat) bu pakete "evet" dedi (Die Linke Bremen, ak analyse & kritik). Parti yönetimi pakete karşıydı; eyalet yöneticileri "altyapı yatırımı" ve "eyalet sorumluluğu" gerekçesini öne sürdü. Sonuç ise silahlanmanın önündeki anayasal engelin kalkmasıydı.
Bu, Sol Parti'yi mahkûm etmek için değil, bir dersi hatırlatmak için önemli: Hükümete girmek iktidara girmek değildir. 1914'te savaş kredilerine "evet" diyen sosyal demokratlar da "sorumluluk" diyordu. Gençlerin Sol Parti'ye verdiği oy bir yetki değil, bir emanettir. Berlin'de yarın kurulacak bir sol hükümet, silahlanma bütçesi ile konut ve okul bütçesi arasında seçim yapmak zorunda kaldığında, bu emanetin hakkını ancak sokaktaki gençliğin ve sendikaların baskısıyla verebilir. Okul grevlerinin partilerden bağımsız, kendi komiteleriyle örgütlenmiş olması bu yüzden bir güçtür.
Başka bir dünya özlemi: Z kuşağı sokakta
Haziran'da yazdığımız Z Kuşağı Sosyalizmi yazısında The Economist'in kapak yaptığı bir paniği tartışmıştık: Batı'da gençlerin önemli bir kısmı kapitalizme güvenmiyor ve kendini sosyalizme yakın hissediyor. Egemen sınıfın dergisi bunu "safdillik" diye açıklamaya çalışıyordu; biz ise bunun kira krizinin, yoksulluğun, iklim yıkımının ve Gazze karşısındaki ikiyüzlülüğün maddi bir sonucu olduğunu söylemiştik. Gençliğin, Gramsci'nin deyişiyle, kendi organik aydınlarını çıkarmaya başladığını yazmıştık.
Almanya'daki okul grevleri o yazının sokaktaki karşılığıdır. Birkaç bağlantıyı görelim:
- Biçim mirası. "Okul grevi" biçimi bu kuşağa iklim hareketinden, Fridays for Future'dan kaldı. O zaman gençler "geleceğimizi yakıyorsunuz" diyordu, bugün "geleceğimizi silaha harcıyorsunuz" diyorlar. İçerik genişledi: iklim, barınma, savaş ve eşitsizlik artık ayrı dosyalar değil, tek bir sistemin sonuçları olarak görülüyor. Mart grevindeki "Zenginler savaş istiyor" sloganı bu sentezin kendisi.
- Küresel dalga. 2025 sonbaharında Nepal'den Fas'a, Madagaskar'dan Peru'ya "Z kuşağı protestoları" adıyla bir dizi gençlik ayaklanması yaşandı; yolsuzluğa, işsizliğe, sosyal hizmetlerin çöküşüne karşı. Almanya'daki okul grevleri daha düzenli, daha az patlayıcı; ama aynı öfkenin zengin bir ülkedeki biçimi: "Bize bir gelecek borçlusunuz."
- Adalet duygusu. Bu gençlerin ortak paydası bir ideoloji değil, bir adalet duygusu. Kiranın maaşın yarısını yediği bir kentte, okulun tuvaleti çalışmazken 109 milyar avroluk bir savunma bütçesinin "zorunluluk" diye sunulması, bu duyguyu kışkırtıyor. Marx'ın dediği gibi: insanlar düşündükleri gibi yaşamaz, yaşadıkları gibi düşünür.
- Bir kimlik olarak barış. 8 Mayıs grevinin Nazizmden kurtuluş gününe denk getirilmesi bilinçli bir seçimdi. "Bir daha asla savaş" (Nie wieder Krieg) Almanya'da 1945'in dersiydi. Gençler, yöneticilerinin bu dersi unuttuğunu hatırlatıyor.
Bu kuşağı romantikleştirmeyelim de. Aynı kuşağın bir kesimi, özellikle genç erkekler, AfD'ye yöneliyor. Genç kadınlar sola, genç erkeklerin bir bölümü aşırı sağa kayıyor; bu kutuplaşma Almanya'da da, başka ülkelerde de ölçülüyor. Adalet özlemi kendiliğinden sola akmaz; örgütlü bir sol ona bir dil, bir program ve bir yol sunmazsa, sağ onu "yabancı düşmanı" ile doldurur. İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? yazımızda bunu uzun uzun tartışmıştık. Almanya'daki okul grevlerinin değeri tam da burada: gençliğin öfkesine "asıl düşman kendi ülkende, silah tekellerinin kasasında" diyen bir yön veriyor.
Türkiye'den bakınca: yanıtlardaki erkeklik ve bizim askerlik tartışmamız
Conflict'in gönderisinin altına düşen yanıtlara baktığınızda başka bir şey görüyorsunuz. En çok beğenilen yanıtların önemli bir kısmı Alman gençleriyle alay ediyor: "erkeklikleri" sorgulanıyor, askerlik yapmak istememeleri korkaklık ve kadınsılıkla eşleştiriliyor, "dövüle dövüle cepheye sürülecekler" diye adeta bekleniyor. Küfür ve cinsiyetçi aşağılama, binlerce beğeni alıyor.
Bu yanıtları ciddiye almamız gerekiyor, çünkü bizim toplumumuzun militarizmle ilişkisini gösteriyor. Türkiye'de askerlik, onlarca yıl boyunca "erkek olmanın" ön koşulu olarak kuruldu: askere gitmeyene kız verilmez, işe alınmaz, "adam" sayılmaz. Bu kültürel kodun sınıfsal işlevi açıktır: devletin gençliğin bedeni üzerindeki tasarrufunu sorgulanamaz bir "doğa" gibi gösterir. Oysa aynı sistem, parası olana bedelli askerlik yoluyla o "kutsal görevi" satın alma imkânı da tanır. Kutsallık, fiyat etiketine sığar.
Bir de şunu bilelim: Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi olup vicdani reddi yasal olarak tanımayan nadir ülkelerden biri. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2006'daki Ülke - Türkiye kararından bu yana Türkiye aleyhine birçok kez karar verdi; BM İnsan Hakları Komitesi de vicdani reddin tanınmasını defalarca istedi. Almanya'da 18 yaşındaki bir genç formu doldurup vicdani ret başvurusu yapabiliyor; Türkiye'de bu hak hâlâ yasal bir güvenceye kavuşmuş değil. Bu, bir hukuk devleti sorunu olduğu kadar bir demokrasi sorunudur.
Türkiye aynı zamanda NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve Temmuz'da Ankara'da zirveye ev sahipliği yaptı. Yüzde 5 hedefi Türkiye için de geçerli. O yüzden Almanya'daki bütçe tablosunu okurken kendi bütçemize de bakmalıyız: savunma sanayiine akan kaynak ile emekliye, öğretmene, hastaneye ayrılan kaynak arasındaki makas. Almanya'daki gençler "silaha değil okula" diyorsa, bizim için de aynı soru geçerli.
Alman gençlerle alay edenlere söyleyeceğimiz şey basit: cesaret, emir geldiğinde gitmek değil, emrin kimin çıkarına verildiğini sorabilmektir. Okul müdürüne, polise, ceza tehdidine rağmen sokağa çıkan 17 yaşındaki bir öğrenci, klavyenin arkasından "erkeklik" dersi verenden daha fazla cesaret gösteriyor.
İki anlatı yan yana
| Egemen sınıfın anlatısı | Gençliğin yanıtı |
|---|---|
| "Rusya tehdidi karşısında savaşa hazır olmalıyız." | Tehdidi abartıp silah bütçesini şişiren, diplomasiyi tüketen de sizsiniz; savaşa hazırlık barış getirmez. |
| "Askerlik gönüllü, kimse zorlanmıyor." | Form zorunlu, muayene zorunlu, yurt dışı izni zorunlu; ilgimiz yok dediğimiz hâlde bizi çağırdınız. |
| "Güvenlik için para harcamak zorundayız." | Sağlık bütçesini üçte bir kesip silaha 31 milyar ekliyorsunuz; bizim güvenliğimiz okul, ev ve iş. |
| "Gençler tembel, vatan sevgisi yok." | Vatan sevgisi, vatandaşın çocuğunu silah tekellerinin kârına feda etmek değildir. |
| "Askerlik toplumu birleştirir, eşitler." | Zenginin çocuğu erteleme ve rapor bulur; cepheye yine yoksulun çocuğu gider. |
| "Okul grevi yasa dışı, cezası var." | Hakkı olmayanın hakkı alma yolu budur; işçi sınıfı da grev hakkını grev yaparak kazandı. |
| "Bu bir kuşak modası, geçer." | On ayda dört grev, sekiz bini aşkın vicdani ret başvurusu; bu bir mod değil, bir kuşak itirazı. |
| "Askerlik gençlere meslek ve gelecek sunar." | Önce meslek eğitimi yeri verin; 40 bin genç kapıda bekliyor. Askerlik yerine meslek eğitimi. |
| "Silah sanayii işçiye iş sağlar." | Rheinmetall'in temettüsü yüzde 40 arttı; işçiye düşen, ürettiği merminin cephede oğluna dönmesi. |
| "Vatan savunması herkesin görevidir." | O hâlde kararı verenler önden yürüsün: Merz cepheye. |
| "Askerlik yoksul gençlere fırsat sunar." | Wedding'de her dört çocuktan biri yoksul; bu fırsat değil, yoksulluğun kışlaya çevrilmesi. |
Hareketin sınırları ve açık soruları
Sevgili yoldaşlar, bir hareketi desteklemek, onu eleştirmemek anlamına gelmez. Almanya'daki okul grevlerinin önünde birkaç açık soru duruyor:
Pasifizm mi, anti-emperyalizm mi? "Savaşa hayır" herkesi birleştiriyor; ama "hangi savaşa, neden?" sorusu hareketin içinde tartışmalı. Grevleri örgütleyen gruplardan bazıları Gazze, İran ve Ukrayna konularında açık tutum almaktan kaçınıyor, "geniş kalalım" diyor; diğerleri ise askerliğe karşı mücadelenin bütün emperyalist savaşlara karşı uluslararası bir perspektif olmadan kalıcı olamayacağını savunuyor (WSWS). Yukarıda yazdığımız gibi tutumumuz açık: Rus sermayesinin yayılmacılığını da, NATO'nun silahlanma programını da reddederiz. Aynı Hafta, İki Masa yazısında dediğimiz gibi: kamp değil, sınıf. Bir emperyalist bloğa karşı diğerini seçmek, gençliği başka bir cepheye sürmekten başka bir şey değildir. Berlin'de Filistin pankartlarının askerlik karşıtı pankartlarla yan yana yürümesi, hareketin bu enternasyonal perspektife kendiliğinden yaklaştığını gösteriyor.
Okuldan fabrikaya köprü. Grevlere öğretmen sendikası GEW ve bazı yerel sendika şubeleri destek verdi; DGB de bütçe taslağını sert eleştirdi. Ama öğrenci grevi ile işçi grevi henüz buluşmuş değil. Wedding örneği bu mesafeyi açıkça gösteriyor: öğrenciler Rheinmetall fabrikasının önünde yürürken, fabrikanın işçilerini temsil eden sendika dönüşümü "istihdam güvencesi" diye savunuyordu. İşçiye silah üretimi dışında bir gelecek sunamayan bir sendikacılık, öğrencinin geleceğiyle işçinin ekmeğini karşı karşıya getirir. Çözüm, silah üretiminin sivil üretime dönüştürülmesini (konversiyon) işçilerle birlikte talep eden bir programdır: aynı tezgâhlar tramvay, rüzgâr türbini, tıbbi cihaz da üretebilir. Silah fabrikalarında, limanlarda, demiryollarında çalışan işçilerin sözü bu mücadelede belirleyici olacak. Silah sevkiyatını durduran liman işçileri, İtalya'da ve Yunanistan'da Gazze için bunun mümkün olduğunu gösterdi.
Kalıcı örgüt. Dört grev bir başarı; ama beşinci, onuncu grevi taşıyacak olan okul komiteleri, üniversite ağları ve mahalle örgütleridir. Hareketin kendi demokratik yapılarını güçlendirmesi, partilerin ve medyanın gündem döngüsüne teslim olmaması gerekiyor.
Kadınlar ve göçmenler. Form bugün kadınlar için isteğe bağlı; ama Danimarka ve İsveç örnekleri, "eşitlik" adına zorunluluğun kadınlara genişletilebileceğini gösteriyor. Hareket, "eşitlik"in herkesi kışlaya almak değil, herkesi kışladan kurtarmak olduğunu anlatmak zorunda. Göçmen kökenli gençlerin ayrımcılık kaygısını hareketin merkezine koyması da onu güçlendirecek.
Genç yoldaşlara somut görevler
- Öğrenin ve anlatın. Almanya'daki okul grevlerini, NATO'nun yüzde 5 hedefini ve bunun bütçelere etkisini arkadaş çevrenizde, okul ve üniversite topluluklarınızda anlatın. Bu yazıyı ve kaynaklarını paylaşın.
- Kendi bütçemize bakın. Türkiye'nin savunma, sağlık ve eğitim bütçelerini yan yana koyan bir tablo hazırlayın. "Silaha değil okula" sorusunu buraya taşıyın.
- Militarist dili teşhir edin. Sosyal medyada gençlerle "erkeklik" üzerinden alay eden yanıtlara küfürle değil, veriyle ve soruyla karşılık verin: "Cepheye kimin çocukları gidiyor, silah şirketi kimin?"
- Vicdani ret hakkını konuşun. Vicdani reddin bir insan hakkı olarak tanınması için AİHM ve BM kararlarını öğrenin, hak savunucusu örgütlerin çalışmalarını izleyin ve yasal çerçevede destekleyin.
- Enternasyonal bağ kurun. Almanya'daki Türkiye kökenli gençlik örgütleriyle, öğrenci ağlarıyla, Sol Parti'nin gençlik yapılarıyla iletişim kurun. Almanya'da okuyan, çalışan arkadaşlarınız varsa 2 Ekim'deki Brandenburg Kapısı eylemini ve sonraki grevleri takip etmelerini isteyin.
- Birleştirin. İklim, barınma, eğitim ve savaş karşıtlığını ayrı kampanyalar olarak değil, tek bir sistemin sonuçları olarak anlatın. Okul grevlerinin gücü tam da bu sentezde.
- Sınıfla buluşturun. Gençlik hareketlerini sendikalarla, özellikle eğitim, sağlık ve ulaşım sendikalarıyla buluşturacak ortak toplantılar ve platformlar önerin.
- Savaşın sınıf haritasını çıkarın. Türkiye'den ve dünyadan örneklerle "cepheye kim gitti, savaştan kim kazandı" sorusunu yanıtlayan küçük araştırmalar yapın: bir köyün, bir mahallenin savaş kayıpları ile bir silah şirketinin aynı yıllardaki kârı yan yana.
- Konversiyon talebini tartışın. Silah sanayiinde çalışan işçilerle karşı karşıya gelmeden, onlarla birlikte "silah değil sivil üretim" talebini nasıl yükseltebileceğimizi tartışın.
Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Avrupa'nın yöneticileri, bir kuşak boyunca "tarihin sonu"nu, "barışın ebedi olduğunu" anlattı. Şimdi aynı yöneticiler, o kuşağın çocuklarına form, muayene kâğıdı ve "savaşa hazır olun" çağrısı gönderiyor. Arada değişen şey Avrupa halklarının iradesi değil, sermayenin ihtiyaçları oldu: pazarlar daraldı, bloklar arası rekabet sertleşti, silah tekelleri büyüdü ve bunun bedeli yine gençliğe kesildi.
Almanya'nın okul avlularında, özellikle de Wedding gibi yoksul işçi mahallelerinde, bugün başka bir şey filizleniyor. 17 yaşında bir öğrenci okul müdürünün tehdidine, gazetelerin küçümsemesine, polise rağmen sokağa çıkıyor ve bir pankart kaldırıyor. O pankartta ne ulusal bayrak var ne düşman bir ülkenin adı; yalnızca bir cümle var: Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor.
Bu cümle yüz yılı aşkın bir deneyimin özeti. Sarıkamış'ta donan Anadolu köylüsünün, Verdun siperindeki Fransız madencinin, Vietnam'daki işçi çocuğunun, Tuva'dan cepheye gönderilen gencin ortak hikâyesi. Hepsinin savaşını başkaları başlattı, hepsinin canıyla başkaları zenginleşti.
Bu cümle, bizim de cümlemizdir. Karaköy'de, Kadıköy'de, Diyarbakır'da, İzmir'de, Berlin'de ve Paris'te aynı cümle. Gelecek bir kışla değildir. Gelecek, silahın değil emeğin, cephenin değil okulun, İHA'nın değil meslek tezgâhının, düşmanlığın değil dayanışmanın dünyasıdır. Başka ülkelerin işçileri düşmanımız değil, sınıf kardeşlerimizdir; düşman, bizi birbirimize nişan aldırandır.
Başka bir dünya mümkün değil yalnızca; bu gençlerin elinde, gözümüzün önünde kuruluyor.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Kaynaklar
Okul grevleri ve Almanya'daki gelişmeler
- Evrensel: Almanya'da on binlerce öğrenci zorunlu askerliği protesto etti: 'Zenginler savaş, öğrenciler gelecek istiyor', 25 Eylül 2026
- Conflict (X): Almanya'da askerlik muayenesi ve öğrenci protestoları, 26 Eylül 2026
- Weddingweiser: Schulstreik gegen Wehrpflicht im Wedding
- Qiez: Schulstreik gegen Wehrpflicht – Berliner Schüler wehren sich gegen Musterungen
- Berliner Zeitung: Klassenzimmer leer für den Frieden – Der 4. Schulstreik gegen die Wehrpflicht steht bevor
- Bundeswehr: Übung Red Storm Charlie, Hamburg
- Berliner Zeitung: Keine Lust auf Kaserne – 45.000 Schüler streiken in mehr als 100 Städten, 25 Eylül 2026
- ms-aktuell: Schüler protestieren bundesweit gegen neuen Wehrdienst und Musterungen
- ms-aktuell: Bundeswehr beginnt Musterungen auch ohne Dienstinteresse
- Ostdeutsche Allgemeine: Schulstreik gegen Wehrpflicht – Städte und Rechtslage
- SoZ – Sozialistische Zeitung: Schulstreik gegen Wehrpflicht, Eylül 2026
- Perspektive: Am 5. Dezember wollen Schüler:innen in über 90 Städten streiken
- Nie wieder Krieg: Schulstreik am 05.03. – Erfolg wiederholt
- WSWS: Schulstreik vom 8. Mai
- Netzwerk Friedenskooperative: Schulstreik gegen Wehrpflicht 2026
- Tagesspiegel: Erste Bilanz für neuen Wehrdienst – 530 Freiwillige
- Berliner Zeitung: Mehr als 8000 Kriegsdienstverweigerer 2026
- Bundesregierung: Fragen und Antworten zum Neuen Wehrdienst
Rheinmetall, silah ihracatı ve meslek eğitimi
- Rheinmetall: Financial report FY 2025
- Entwicklungsstadt: Rheinmetall im Wedding – Autozulieferer wird zur Waffenfabrik
- WSWS: Pierburg wird Rheinmetall – Rüstungsproduktion in der Mitte Berlins
- DFG-VK: Deutsche Waffen, deutsches Geld morden mit in aller Welt
- LTO: Waffen für Israel – Bundesregierung hebt Genehmigungsstopp auf
- Bundesagentur für Arbeit: Ausbildungsmarktbilanz 2024/25
Kızıl Wedding ve mahallenin yoksulluğu
- Wikipedia: Bezirk Wedding
- Wikipedia: Blutmai
- taz: Als der Wedding rot war
- Weddingweiser: Was tun gegen die Armut im Wedding und Gesundbrunnen? (Taylan Kurt)
Savaş ve sınıf
- Army Technology: Drones now account for 80% of casualties in Ukraine-Russia war
- Mediazona: Four years of war – 200,000 confirmed dead and the geography of Russian losses
- Meduza: Four years, 200,000 confirmed dead, yet major cities remain largely untouched
- Christian G. Appy: Working-Class War – American Combat Soldiers and Vietnam (UNC Press)
Gençlik araştırmaları ve seçimler
- DeZIM: Junge Generation lehnt Wehrdienst klar ab
- DBJR: Shell-Jugendstudie 2024
- ZDFheute: Bundestagswahl – Warum Linke und AfD bei Jungen punkten
Sol Parti
- Die Linke Bundestag grubu: Schulstreik gegen die Wehrpflicht
- Die Linke Hamburg: Linke unterstützt Schüler*innen
- Die Linke: Nein zur Wehrpflicht
- Die Linke Bremen: Linke Senatorinnen stimmen für Bremer Zustimmung zum Schuldenpaket
- ak analyse & kritik: Staatstragend in Mecklenburg-Vorpommern
- Sol: Gegen Sozialabbau und Militarisierung
NATO, bütçe ve Avrupa
- NATO: Ankara Zirvesi Bildirgesi, 8 Temmuz 2026
- Defence Turkey: NATO Ankara Summit Declaration
- CSIS: What Does NATO Defense Spending Look Like Heading into the Ankara Summit?
- DGB: Bundeshaushalt 2027 zwischen Investitionen, Rüstung und Kürzungskurs
- Perspektive: Haushaltsentwurf 2027 – Rekordausgaben für die Bundeswehr, Kürzungen im Sozialbereich
- Euronews: Which European countries have mandatory and voluntary military service?
- Vision of Humanity: Conscription's Return
- Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı: Service national
Bilgi Müşterekleri'nde ilgili yazılar
- Z Kuşağı Sosyalizmi: Kapitalizmin Yeni Korkulu Rüyası (9 Haziran 2026)
- Ankara'da NATO Öncesi "Korku" Barikatları (23 Haziran 2026)
- Nuremberg Sahnesinden NATO Siperlerine (5 Temmuz 2026)
- AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil (11 Eylül 2026)
- İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? (19 Eylül 2026)
- Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar" (20 Eylül 2026)
- Elif Eralp'i Ne Bekliyor? (24 Eylül 2026)
- Maricarmen'in Sedyesi, Elif'in Anahtarı: Avrupa'nın Barınma Krizi ve Evin Sınıfı (25 Eylül 2026)







