Tayfun Kahraman ve Herkese Lazım Olan Hukuk
AYM'nin İki Kararına Rağmen Dört Buçuk Yıldır Hücrede: Anayasa'ya "Beğenmedim" Diyen Mahkeme ve Hepimizi Bekleyen Keyfîlik

Firari Sayılan Tutuklu: Tayfun Kahraman ve Herkese Lazım Olan Hukuk
Durum Özeti
Şehir plancısı Tayfun Kahraman, Gezi davasında "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım" suçlamasıyla verilen 18 yıllık hapis cezası nedeniyle 25 Nisan 2022'den bu yana, yani dört buçuk yıldır Silivri'de tutuluyor. Yıllardır MS hastası.
Son iki yılın özeti şu:
- 31 Temmuz 2025: Anayasa Mahkemesi (AYM), Kahraman'ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılanmasına karar verdi (9'a karşı 5 oyla).
- 6 Kasım 2025: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararı uygulamayı reddetti; gerekçesi, AYM'nin "yetki gasbı" yaptığıydı. Tahliye, infazın durdurulması ve yeniden yargılama talepleri geri çevrildi; itiraz da reddedildi.
- Kasım 2025: İBB'ye yönelik iddianamede, yıllardır cezaevinde olan Kahraman "firari" olarak listelendi.
- Ocak–Şubat 2026: Cezaevinde ağır MS atakları geçirdi, iki kez Cerrahpaşa'ya kaldırıldı; sayım sırasında düşüp başını yardı, elinin kemikleri çatladı.
- 2 Nisan 2026: AYM Genel Kurulu bu kez oybirliğiyle ikinci ihlal kararını verdi: hem adil yargılanma hakkı hem de bireysel başvuru hakkı çiğnenmişti.
- 6 Ekim 2026: Bu karar, verilişinden tam altı ay sonra Resmi Gazete'de yayımlandı. AYM, 13. Ağır Ceza'ya "taraflardan başvuru beklemeden" yeniden yargılamayı başlatmasını emretti, 100 bin lira manevi tazminata hükmetti, kararı Adalet Bakanlığı'na ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na bildirdi.
Bugün top yeniden aynı mahkemede. Ve Tayfun Kahraman hâlâ içeride.
Bu yazının tezi basit: Ekrem İmamoğlu'nu savunmuyoruz; İBB yönetiminin ve CHP belediyeciliğinin sınıfsal karakterine dair eleştirilerimiz yerli yerinde duruyor. Ama hukuk herkese lazım. Bugün bir şehir plancısının önünde kapanan kapı, yarın bir sendikacının, bir grevcinin, bir gazetecinin önünde kapanacak. Kahraman'ın hikâyesi bu yüzden yalnız onun değil; anayasal güvencenin fiilen askıya alındığı bir düzende hepimizin hikâyesidir.
Aşağıda önce Kahraman'ın kim olduğunu, sonra hukuksuzlukları tek tek, sonra da içeride yaşadıklarını anlatıyoruz.
Tayfun Kahraman Kimdir?
Tayfun Kahraman bir şehir plancısı. TMMOB Şehir Plancıları Odası'nın yönetiminde yer aldı; Gezi sürecinde Taksim Dayanışması'nın içinde, kentin kamusal alanının yapsatçılığa açılmasına karşı meslek odası adına konuştu. Yani "suçu", mesleğinin bilgisini kentin talanına karşı kamu yararı adına kullanmaktı.
2019'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin deprem risk yönetimi ve kentsel iyileştirme biriminde göreve başladı. Bu ülkede deprem bir doğa olayı olduğu kadar bir sınıf meselesidir: Kimin hangi binada oturduğu, kimin binasının denetlendiği, kimin "kentsel dönüşüm" adı altında yerinden edildiği sınıfsal sorulardır. Kahraman cezaevinde de deprem üzerine çalışmayı sürdürdü; 2023'te Medyascope'a "İstanbul depremi beka sorunudur" diyordu.
Kahraman, 25 Nisan 2022'de Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Can Atalay ve Hakan Altınay'la birlikte mahkûm edildi. Kavala ağırlaştırılmış müebbet, diğerleri 18'er yıl aldı. 2023'te Yargıtay Kahraman, Kavala ve Atalay'ın cezalarını onadı. Bu üç isim o günden bu yana Türkiye'de "mahkeme kararı" kavramının ne kadar seçici işlediğinin en somut örnekleri oldu.
Hukuksuzluklar, Tek Tek
1. Somut eylem yok, nedensellik yok
AYM'nin 2025'teki ilk kararı mahkûmiyetin özünü sorguluyordu. Medyascope'un aktardığına göre mahkeme, Gezi olaylarında şiddet olaylarının yaşanmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, Kahraman'ın eylemleriyle şiddet arasında somut bir bağ kurulması gerektiğini ve bunun yapılmadığını tespit etti.
Bunu düz Türkçeyle söyleyelim: Bir insan, kendisinin işlemediği, kendisiyle bağlantısı kanıtlanmamış eylemler gerekçe gösterilerek 18 yıla mahkûm edildi. Eşi Meriç Demir Kahraman'ın sözleriyle, Tayfun "eline bir çakıl taşı alıp kimseye fırlatmamış" bir insandır.
2. Savunmanın görmediği delil
İlk kararın ikinci ayağı daha da çarpıcıydı. İstinaf aşamasında hüküm, ilk derece dosyasında hiç yer almamış dinleme kayıtlarına dayandırılmıştı. Kahraman'ın bu kayıtlara karşı kendini savunma imkânı olmamıştı. AYM bunu "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerinin ihlali saydı.
Ceza hukukunun en eski kuralıdır: Sanığa karşı kullanılan delil sanığa gösterilir. Gösterilmeyen delille mahkûm edilen kişi yargılanmamış, hüküm giydirilmiştir.
3. Yerel mahkemenin AYM'ye "isyanı"
Anayasa'nın 153. maddesi açıktır: AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. İstisna yoktur.
Buna rağmen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 6 Kasım 2025'te AYM'nin "yetki gasbı" yaptığını ileri sürdü ve kararı uygulamadı. Aynı mahkeme, Haber7'nin aktardığı gerekçesinde "AYM süper temyiz mercii değildir" diyordu. Savunmanın aktardığına göre bir de teknik bir bahane bulundu: AYM'nin istediği yeniden yargılama, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki yeniden yargılamayla aynı şey değilmiş.
Burada durup bir şeyi teslim etmek gerekiyor: Bu bir istisna değil, bir yöntem. Aynı yöntem Can Atalay dosyasında da uygulandı; seçilmiş bir milletvekili, AYM'nin iki ayrı ihlal kararına rağmen Meclis'e dönemedi, sonunda milletvekilliği düşürüldü. Anayasa yazımızda da vurguladığımız gibi Türkiye'de bugün fiilî durum şudur: Yerel mahkemeler, beğenmedikleri durumlarda kendilerini Anayasa'nın üstünde konumlandırabiliyor. Ve bunun hiçbir yaptırımı olmuyor.
Avukat Cansu Çifçi durumu şöyle özetliyor: "Ben Anayasa Mahkemesi olarak bir karar verdim… 'Senin bu kararını ben beğenmedim' diyemezsiniz."
4. Altı ay bekletilen karar
İkinci ihlal kararı 2 Nisan 2026'da verildi. Ama Resmi Gazete'de ancak 6 Ekim 2026'da yayımlandı. Medyascope, Eylül başında kararın beş aydır yayımlanmadığına dikkat çekmişti. Avukat İsmail Emre Telci'nin uyarısı yerindeydi: Yayımlanmayan karar uygulanmaz; gecikme, iç hukuk yollarını da etkisizleştirir.
Bu gecikmenin bedelini kim ödedi? Hasta bir insan, altı ay daha hücrede. Hukukun yalnızca verdiği kararlarla değil, o kararları ne zaman verdiği ve ne zaman yayımladığıyla da yargılanması gerekir. Geciken adalet, adalet değildir; hele ki adaletin konusu MS hastası bir tutukluysa.
5. Hücredeki "firari"
28 Kasım 2025'te sol.org.tr'nin ortaya çıkardığı bir ayrıntı, bütün bu tablonun ne kadar özensiz ve keyfî kurulduğunu gösterdi: İBB'ye yönelik iddianamenin şüpheli listesinde Tayfun Kahraman "firari" olarak yer alıyordu. Devletin kendi cezaevinde, kendi gardiyanlarının sayımında her gün varlığı tespit edilen bir insan, aynı devletin savcılığı tarafından "kaçak" ilan edilmişti.
Bu ayrıntı gülünç görünebilir ama gülünç değil. Şunu gösteriyor: Kahraman'ın adı, daha önce İBB soruşturmasında hiç geçmediği hâlde, "İBB'de çalışmış muhalif" olduğu için listeye eklenmişti. Kişiyi eylemiyle değil, bulunduğu yerle, tanıdığı insanlarla, çalıştığı kurumla suçlayan bir hukuk anlayışının en çıplak hâli bu. Gezi davasında "somut eylem yok" diyen AYM'nin tespitiyle İBB iddianamesindeki bu "firari" kaydı aynı zihniyetin iki yüzüdür: önce kişi seçilir, sonra suç aranır.
6. "Kararlarımıza direnme yetkiniz yok"
AYM'nin 6 Ekim'de yayımlanan gerekçesi, Türkiye yargı tarihinde az görülen bir sertlik taşıyor. Anka'nın aktardığı gerekçeye göre:
- Yargı mercilerinin AYM kararlarının bağlayıcılığını sorgulama ya da kararları uygulamaktan kaçınma yetkisi yoktur.
- Demokratik hukuk devletinde yargı organları, AYM'yi "yetki aşımıyla" suçlayarak onun kararlarını yok sayamaz.
- AYM'nin yetkisinin sınırını yerel mahkemeler değil, ancak Anayasa belirler.
- Kararlarına direnilmesine izin verilmesi hukuk sistemini "kaçınılmaz olarak kaosa sürükler."
-
- Ağır Ceza, tarafların başvurusunu beklemeden, dosya üzerinden ya da duruşma açarak yeniden yargılamaya başlamakla yükümlüdür.
Dikkat çekici bir not: MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız bile kararın tartışılacak bir yanı olmadığını söyledi. İktidar blokunun içinden gelen bu ses, meselenin artık "sol–sağ" ayrımının ötesinde, hukuk düzeninin asgari tutarlılığı meselesi olduğunu gösteriyor.
7. Aynı hafta, aynı dava, aynı mahkeme
AYM kararının yayımlandığı hafta, Gezi davasının öbür ucunda da bir gelişme var: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 25 Ağustos 2026'da Osman Kavala hakkında altı ayrı temel hakla ilgili yeni bir ihlal kararı verdi; Adalet Bakanlığı kararın 160 sayfalık Türkçe çevirisini tamamladı. Bold Medya'nın aktardığına göre AİHM, soruşturma makamlarının Kavala'nın şiddet eylemlerine somut olarak karıştığını ortaya koyamadığını tespit ediyor.
Yani aynı davada hem iç hukukun en yüksek mahkemesi hem de Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası mahkeme aynı şeyi söylüyor: Somut eylem yok. Ve iki kararın da muhatabı aynı yerel mahkeme: İstanbul 13. Ağır Ceza.
İçeride Olanlar
Hukuk tartışması soyut görünebilir. Hücre soyut değildir.
Dört buçuk yıl, cam arkasından bir saat. Meriç Demir Kahraman, Ocak 2026'da Silivri'ye 196. ziyaretini anlatırken görüşlerin camın ardından, bir saatle sınırlı yapıldığını söylüyordu.
Üç ay sonraya verilen MR. Haziran 2025'te hastaneye kaldırılan Kahraman'a, MS takibi için hayati olan MR çekimi için üç ay sonrasına randevu verildi. Eşinin aktardığına göre önceki ataklarında yürüyemez, konuşamaz, yazamaz hâle gelmişti. Takviyelere rağmen D vitamini değerleri, güneş görmeyen koşullar nedeniyle doktorların istediği düzeye çıkmıyordu.
Ocak 2026: Yeni atak. 2 Ocak'ta akut MS atağıyla Cerrahpaşa'ya kaldırıldı. Avukatı açıktı: "AYM kararı uygulansa sağlığı bu noktaya gelmezdi." Kortizon tedavisi ve yaklaşık on günlük hastane bakımı gerekti; ardından yeniden cezaevine gönderildi.
Sayımda düşen adam. Cezaevine döndükten sonra sayım sırasında düştü. Meriç Demir Kahraman'ın anlatımıyla: "Alnındaki kabuk tutmuş yarık yaralarına, kemikleri çatlamış eline dokunamadık bile." MS hastalığında denge kaybı bilinen bir belirtidir; ayakta sayım düzeni, hasta bir insan için başlı başına bir risktir.
11 Şubat 2026: Yine hastane. Bir kez daha akut atakla Cerrahpaşa'ya sevk edildi. Eşinin çağrısı yine aynıydı: AYM kararı uygulansın, Tayfun tahliye edilsin.
Meriç Demir Kahraman'ın bir cümlesi bu bölümü özetliyor: "Artık adalet bizim için bir yaşam hakkı meselesidir."
Burada insani olanla siyasal olanı ayırmak mümkün değil. Hasta bir mahpusun tedaviye erişimi, ailesiyle teması, hücre koşulları; bunların hepsi devletin elindeki takdir alanlarıdır. Bu alanların nasıl kullanıldığı, devletin o insana nasıl baktığını gösterir. Kahraman'a bakış açıktır: AYM'nin iki kez "haksız yere içeride" dediği bir insanın sağlığı, uygulanmayan kararların bedeli olarak harcanmaktadır.
İmamoğlu'nu Savunmuyoruz; Hukuku Savunuyoruz
Bu noktada açık konuşmak gerekiyor, çünkü yazının nereden baktığını saklamıyoruz.
Ekrem İmamoğlu'nun siyasetini savunmuyoruz. İBB yönetiminin sermaye ile ilişkisine, ihale düzenine, kentsel dönüşüm pratiğine, belediye işçileriyle ilişkisine dair eleştirilerimiz var ve bunları dile getirmeye devam edeceğiz. CHP'nin "liyakat" ve "iyi yönetim" söylemi, kapitalist devletin daha düzgün yönetilmesini vaat eder; düzenin kendisini sorgulamaz. Bizim açımızdan muhalefetin bu biçimi bir çözüm değil.
Ama İmamoğlu'nu savunmamak, hukuksuzluğa sessiz kalmayı gerektirmez. Tersine: Sınıf siyaseti yapanlar hukuk güvencelerine en çok ihtiyaç duyanlardır. Neden mi?
Birincisi, hukuk sınıflar üstü değildir ama güvenceler mücadeleyle kazanılmıştır. Marksist gelenek hukukun egemen sınıfın aracı olduğunu söyler; doğrudur. Ama "masumiyet karinesi", "sanığa delilin gösterilmesi", "suçun şahsiliği", "Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı" gibi ilkeler gökten inmedi. Bunlar mutlak monarşilere, keyfî tutuklamalara, işçi örgütlerinin kapatılmasına karşı verilen mücadelelerle elde edildi. Bu mevzileri kaybetmek, örgütlenme ve muhalefet imkânını kaybetmektir.
İkincisi, bugün muhalif belediyeciye uygulanan, yarın sendikacıya uygulanır. "Bulunduğu yer yüzünden suçlu", "tanıdıkları yüzünden şüpheli", "somut eylem gerekmez" mantığı bir kez yerleşirse, bunun en kolay uygulanacağı yer örgütlü işçidir. Grevleri "milli güvenlik" gerekçesiyle erteleyen, işçi eylemlerini "terör" kapsamında soruşturan bir düzende, AYM kararlarının yerel mahkemelerce rafa kaldırılabilmesi, işçi sınıfının elindeki son hukuki dayanakların da boşa düşmesi demektir.
Üçüncüsü, keyfîlik bir siyasal tercih değil, bir yönetim biçimidir. Kararların uygulanıp uygulanmayacağının, yayımlanıp yayımlanmayacağının, kimin "firari" sayılacağının belirsiz olduğu bir düzen, herkesi tetikte tutar. Belirsizlik, korkuyu üretir; korku, itaati. Bu, sermaye birikiminin ve iktidarın sürekliliğinin bugün Türkiye'de aldığı biçimin ayrılmaz parçasıdır.
Dördüncüsü, Gezi bir kent hakkı mücadelesiydi. Kahraman'ın yargılandığı olayların özü, bir kamusal alanın sermayeye açılmasına karşı çıkmaktı. Kentin kimin olduğu sorusu, sınıf sorusunun ta kendisidir. Gezi'yi "darbe teşebbüsü" sayan bir yargı anlayışı, kamusal mülkiyetin savunulmasını suç sayan bir anlayıştır. Bu yüzden Tayfun Kahraman davası, emek ve kent mücadelesi verenler için uzak bir dosya değildir.
Kısacası: İmamoğlu ile ayrımızı korurken, Tayfun Kahraman'ın, Osman Kavala'nın, Can Atalay'ın ve adını bilmediğimiz yüzlerce tutsağın hukuk güvencesini savunmak, kendi geleceğimizi savunmaktır.
Karşılaştırma: Anayasa Ne Diyor, Uygulama Ne Yapıyor?
| Anayasa ve hukuk ilkesi | Tayfun Kahraman dosyasındaki uygulama |
|---|---|
| AYM kararları herkesi bağlar (AY m. 153) | Yerel mahkeme "yetki gasbı" diyerek kararı uygulamadı |
| Suçun şahsiliği, somut eylem şartı | AYM ve AİHM: Şiddetle somut bağ kurulmadı |
| Silahların eşitliği, çelişmeli yargılama | Hüküm, savunmanın görmediği dinleme kayıtlarına dayandırıldı |
| Makul sürede, gecikmesiz yargı | İkinci ihlal kararı altı ay Resmi Gazete'de bekletildi |
| Hasta mahpusun tedaviye erişimi | MR için üç ay sonrasına randevu; tekrarlayan ağır ataklar |
| Belgelerin doğruluğu, özen yükümlülüğü | Cezaevindeki kişi iddianamede "firari" yazıldı |
| İhlal tespitinin sonucu: ihlalin giderilmesi | Dört buçuk yıl sonra hâlâ içeride |
Şimdi Ne Olmalı?
AYM'nin gerekçesi, yapılması gerekeni açıkça yazıyor. Biz de talepleri açıkça yazalım:
- İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM kararını gecikmeksizin uygulamalı, yeniden yargılamayı başlatmalı ve yeniden yargılama sürecinde Tayfun Kahraman'ı derhal tahliye etmelidir. Avukat Cansu Çifçi'nin dediği gibi, gelinen aşamada tutukluluğun hiçbir hukuki amacı kalmamıştır.
- Hâkimler ve Savcılar Kurulu, AYM'nin kendisine bildirdiği bu karar karşısında, anayasal yükümlülüğü yok sayan uygulamaya ilişkin gereğini yapmalıdır.
- AYM kararlarının Resmi Gazete'de yayımlanması için yasal bir süre konmalı; bir tutuklunun özgürlüğünü ilgilendiren kararlar aylarca bekletilmemelidir.
- Hasta mahpuslar için bağımsız sağlık kurullarının raporlarına dayalı, adli tıbbın tekelinde olmayan bir değerlendirme sistemi kurulmalıdır. Kronik hastalığı olan tutuklular için ayakta sayım, cam arkası görüş gibi uygulamalar gözden geçirilmelidir.
- Gezi davasının bütün mahkûmları için AİHM ve AYM kararları uygulanmalıdır.
- Meslek örgütleri, sendikalar, barolar bu davayı "muhalefetin davası" olarak değil, hukuk güvencesinin davası olarak sahiplenmelidir. TMMOB'un ve Şehir Plancıları Odası'nın mücadelesi bunun örneğidir; aynı sahiplenme işçi konfederasyonlarından da beklenir.
Herkese Lazım Olan
Tayfun Kahraman'ın hikâyesinde bir ironi var: Deprem riskini yönetmek için çalışan bir şehir plancısı, hukuk düzeninin fay hattının tam üstünde tutuluyor. Bu fay hattı, Anayasa'nın yazdıklarıyla mahkemelerin yaptıkları arasında uzanıyor. Ve bu hat her geçen gün biraz daha açılıyor.
Biz İmamoğlu'nun avukatı değiliz. Ama bir mahkemenin Anayasa'ya "beğenmedim" diyebildiği, bir tutuklunun "firari" yazılabildiği, bir ihlal kararının altı ay çekmecede bekletilebildiği bir ülkede, hukukun bir gün herkese lazım olacağını biliyoruz. O gün geldiğinde ortada savunulacak bir hukuk kalmasını istiyorsak, onu bugün, Tayfun Kahraman için savunmamız gerekiyor.
Tayfun Kahraman'a özgürlük. AYM kararları uygulansın.
Kaynaklar
- AYM'nin Tayfun Kahraman kararı Resmi Gazete'de: Bir an önce tahliye edilmeli — Halk TV, 6 Ekim 2026
- AYM'den Tayfun Kahraman hakkında ikinci ihlal kararı — Medyascope, 6 Ekim 2026
- AYM'nin Tayfun Kahraman kararı gerekçesi tamamlandı: 13. Ağır Ceza yeniden yargılamayı başlatmak zorunda — Anka Haber
- AYM'den yerel mahkemeye "Tayfun Kahraman" çıkışı: "Kararlarımıza direnme yetkiniz yok" — Sondakika
- AYM'den Tayfun Kahraman hakkında ikinci ihlal kararı: Yeniden yargılama ve 100 bin lira tazminat — sol.org.tr
- AYM: Tayfun Kahraman yeniden yargılansın — Diken
- Tayfun Kahraman'ın avukatı AYM kararının uygulanması için tahliye çağrısı yaptı — Haberler.com
- Tayfun Kahraman kararının gerekçesi yayımlandı: Feti Yıldız'dan açıklama — Baba Ocağı
- Tayfun Kahraman hakkındaki AYM'nin ikinci hak ihlali kararı 5 aydır yayımlanmadı — Medyascope, 7 Eylül 2026
- Mahkeme AYM'nin Tayfun Kahraman hakkındaki yeniden yargılama talebine uymadı — Medyascope, 6 Kasım 2025
- Gezi davasında AYM'den tartışmalı karar! Mahkeme karşı çıktı — Haber7
- İBB iddianamesinde yıllardır tutuklu olan Tayfun Kahraman'a "firari" dediler — sol.org.tr, 28 Kasım 2025
- AİHM kararı sonrası Osman Kavala ve Tayfun Kahraman için gözler yerel mahkemede — Bold Medya, 6 Ekim 2026
- AYM kararına rağmen tahliye edilmeyen Tayfun Kahraman hastaneye kaldırıldı — Medyascope, 2 Ocak 2026
- Tayfun Kahraman'ın son durumunu anlattı: Kemikleri çatlamış, eline dokunamadık — Nefes, 22 Ocak 2026
- Son Dakika: Tayfun Kahraman yeniden hastaneye kaldırıldı — Cumhuriyet, 11 Şubat 2026
- Tayfun Kahraman'ın MR'ı için 3 ay sonraya tarih verdiler — Sözcü, Haziran 2025
- Tayfun Kahraman'ın eşi Meriç Demir Kahraman: Artık adalet bizim için bir yaşam hakkı meselesidir — 24 Saat
- Tayfun Kahraman deprem üzerine çalışmalarını cezaevinde sürdürüyor — Medyascope, 2023
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar:
- Meclis Açılıyor, Ama Neye Yarıyor? — Can Atalay dosyası ve uygulanmayan AYM kararları
- Anayasa Kimin Sözleşmesi? — Yerel mahkemelerin fiilen Anayasa'nın üstüne çıkışı







